Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Babamın beni ilk kez sahile götürdüğü günü hatırlıyorum.
O gün havalanan bütün uçakları saymıştık.
Çoğu kişi anneme benzediğimi söylüyor, ama bazıları da babama benzediğimi söylüyor.
Bence aynı gülüşe sahibiz.
Annem bana hep babamla ilgili hikâyeler anlatır...
...babamın benim yaşımdaykenki hallerini falan...
Annem, babamın hep rayların orada oynadığını söylerdi...
...şu kulenin yanında, tam okulun orada.
Ve babamın çok yakın iki arkadaşı olduğunu.
Biri, biraz büyüyünce ölmüş.
Ve JJ, vaftiz babam, hâlâ babamın en yakın arkadaşı.
- Şuna baksana... - N'olmuş ki?
- O benim tavşanım değil. - Dostum...
...bizim tavşanımız da değil.
Gidelim mi?
- Artık bunu izlemekten sıkıldım, dostum. - Aynen, gidelim, hadi.
İsa'ya hazır mısın?
Hayır! Hayır, hayır...
Sana soruyorum, Rab’be hazır mısın?
- Evet! - Hazır mısın...?
Annem, babamın onun yanında hep utangaç davrandığını söylerdi.
Ve hep aynı duvarın dibinde konuşurlarmış ...şu bizim evin oradaki duvarın yani...
- Yarın basketbol maçım var. - Öyle mi? Nerede oynayacaksın?
Geçen seferki yerde.
- Parkta mı? - Evet.
- Tamam, oraya gelirim. - Harika.
Babam da eskiden benim gibi resim yaparmış.
Keith, Keith.
Ve bir gün, pek gurur duymadığı bir şey yapmış.
- Alo, çatımdan defolun lan. - Siktir git, Keith.
- Beni oraya çıkartmayın bak... - Kapa çeneni lan.
- Götün yiyorsa buraya gel o zaman, hadi. - Bu herifi döveceğim.
- Son kez uyarıyorum... - Siktir git!
- Siktirin gidin çatımdan. - Siktir git, amcık.
Bana böyle mi davranıyorsunuz?
- Hepinizin nerede oturduğunu biliyorum. - Çok da umurumuzda...
- Siktir git. - At şunu, at, at.
Hassiktir!
Merak etme dostum. O iyi. Kalktığını gördüm.
Soran olursa da, hiçbir şey söylemeyeceğim.
Annem, o gün hademenin ölmediğini söyledi.
Tamam, kanka.
Ama o olaydan sonra her şey değişti.
Anne?
Olduğun yerde kal!
Keith başına taş yiyince birisi polisi aramış.
Birisi de bunu babamın yaptığını söylemiş.
Ama tüm bunlar, babam Truva Savaşı’ndan dönmeden çok önce olmuştu.
Tıpkı ailesinden çok uzun süre uzak kaldıktan sonra...
...sonunda İtaka’ya dönen Odysseus gibi.
Hoş Geldin
Babam evde olmayınca her şey daha iyi oluyor.
Babam artık geri döndü.
Ve umarım bu sefer daha uzun süre kalır.
Kazandım!
- Hile yaptın. - Yapmadım.
İstediğin yere uçabilseydin, nereye uçardın?
- Alaska'ya. - Neden Alaska?
Orada bir sürü süper hayvan var çünkü.
Ve neredeyse hiç kısıtlama yok...
...yani öylece dolaşıp eğlenebilirsin.
Ben de uçardım herhalde...
Evet, herhalde sadece uçardım.
Ana haberimiz: Dün öğleden sonra bir 747 uçağı...
...güneydoğu ve güney-orta Los Angeles'taki...
...çok sayıda ilkokulun üzerine jet yakıtı boşalttı.
Ne yazık ki, olay yerinde bulunanlar için bu jet yakıtı...
JJ, n'aber lan?
Şimdi oraya geçiyorum.
Fırsat bulunca uğra bana.
Harbi mi lan?
Tamam.
Saniye saniye geri sayıyorum.
Arayamam.
Ama o benimle bir şeyler tüttürür.
Uyan artık, dostum, hadi.
- Hadi, dostum. - Et getirdim sana.
Hadi ama...
...daha sabahın körü be dostum.
Tanrım, bu gün için sana şükürler olsun.
Beni uyandırdığın için şükürler olsun.
Ailemi uyandırdığın için şükürler olsun.
Verdiğin rızıklara şükürler olsun.
Şükürler olsun. Tanrım.
Bugün bana sabır ver.
- Selam, nasılsın? - Selam.
- Bakıyorum da her zamanki gibi temizlik ha? - Aynen.
- Her şey yolunda mı peki? - Yolunda.
- Big Ant'in yeni çıktığını duydum. - Evet, burada.
Durumu iyi mi? Sorun yok umarım?
Onunla Lil Ant'ın kaynaşabilmesini umuyorum işte.
- Ben de öyle umuyorum. İyi olur. - Bunu her şeyden çok istiyor.
Evet, çok iyi anlaştıklarını biliyorum.
- Onu özlediğini biliyorum. - Evet.
Biliyorum. Ama bu iyi bir şey.
Tamam, hadi, kendine iyi bak.
- Tamam, sen de. - Tamam.
Dostum, Randy bu yüzden onlara el atmak zorunda kaldı zaten.
Çünkü sürekli çizgiyi aşıyordu.
- Selam, baba. - Selam, baba.
Bir dakika, Lil.
- Dur. - Bir dakika dedim, Lil.
- Selam, baba. - Saçını mı yaptırıyorsun?
- Evet. - Güzel.
- Sağ ol. - Otur. İşte böyle.
- Şehriye çorbası yaptın mı aşkım? - Yaptım.
Neden hâlâ hapishanedeymiş gibi yiyorsun, bilmiyorum.
O şey çok lezzetli.
Hayır, değil.
Baba, içeride sana ranch sos veriyorlar mıydı?
Hapishanede ranch sos olmaz, canım.
Hadi ya...
- Hâlâ arabana bakmamı istiyor musun? - Hayır, artık gerek yok.
Bu sabah birdenbire, sebepsiz şekilde çalışmaya başladı.
Baba, neden bana sadece bir tane ranch sos verdiler?
Alabilecekleri kadar almalarını söylemiştim, canım.
Tek ranch sosla nasıl yemek yememi bekliyorlar ki?
Alabilecekleri kadar almalarını söylemiştim.
Ne çiziyorsun, dostum?
Kızma. Beni öyle çizmediğini biliyorum.
- Üç ranch'la napıcaz biz lan? - Kızım...
- Anthony, bu sana tek sos kalıyor demek. - Yo, Acacia, en az iki tane lazım bana.
- Ver şunu bana. - Dur.
Sosunu geri ver.
- İyi, al. - Teşekkürler.
- Hemen dönerim. - Daha yeni geldin ya.
Sadece arkaya bi' çıkıp geleceğim işte ya.
JJ.
N'aber, dostum?
Soruşturmacılar, dün meydana gelen yakıt sızıntısı olayının...
...ayrıntılarını ortaya çıkarmaya devam ediyor.
Olayda, çoğunluğu yerel okullardaki öğrenciler ve yetişkinlerden oluşan...
...tahmini 60 kişi yaralanıp tedavi altına alındı.
Öğrencilere olay yerinde müdahale edildi...
...ve sabun ve su dahil olmak üzere arındırma önlemleri uygulandı.
Okulda kısa süreli bir “yerinde sığınma” prosedürü uygulandı...
...ancak bölge yetkilileri tahliyeye gerek olmadığını belirtiyor.
Bu arada havayolu şirketi de...
- N'aber, baba? - Senden n'aber, oğlum?
Yorum yapmayı reddeden havayolu yetkilileri...
Öte yandan, olaydan etkilenen yerel halk...
...uçağın yakıtı nasıl ve neden boşalttığını sorguluyor.
Şu defterindeki çizimleri gördüm de...
Ödevim o...
Bay Nettles...
...tanıdığımız insanları çizebileceğimizi söyledi.
Ya da bize antik Yunanları hatırlatan insanları falan...
Ne dediği umrumda değil, Ant.
Sana sürekli “beni çizmeyi bırak” demek zorunda kalmak istemiyorum, dostum.
Neden?
Çizme işte.
Her zamankinden daha yakın görünüyordu.
Ve arkamıza doğru inen bir tür sis fark ettik. Yağmuru andırıyordu...
Çok keskin kokuyordu, araba benzininin 100 katı gibi.
Öğretmenimiz toplanmamızı bekliyordu ama biz...
Acele et!
Anthony, tuvalete girmem gerek.
Annem bu yeni gömleği denemem gerektiğini söyledi.
Öyleyse dene de çık, hadi. Çişim geldi.
Hadisene ya.
Hadi, Anthony!
- Anthony! - Tamam, geliyorum.
Anthony!
- Hele şükür. - Kes lan, zilli.
Peki, Yunan tanrısı Zeus'un nasıl bu kadar güçlü hale geldiğini...
...bana söyleyebilecek var mı?
Ben, ben, Bay Nettles!
Zeus, kozmik bir savaş sırasında Olimpos tanrılarının kralı oldu.
Kendi babasını tahttan indirdi, tüm Titanlarla savaştı ve onları yendi.
- Onu bu kadar güçlü kılan şey de buydu. - Aferin.
Neden Zeus’tan o saçkıranına da yardım etmesini istemiyorsun, kardeş?
Tamam, tamam. Sakin.
Peki, bu haftaki ödevimize dayanarak...
...kanatlı at Pegasus'un nereden geldiğini söyleyebilecek olan var mı?
- Soruyu cevapla, Ant. - Okul çocuğu gibi konuşuyorsun, dostum.
Ya sen, Maria? Sınıfa anlatabilir misin?
Ya sen, Anthony?
Pegasus, ölümsüz bir kanatlı atmış.
Çok güzel bir atmış.
Tıpkı babamın çiftliğindeki gibi.
Pegasus’un babası bir tanrıymış.
Zeus’un kardeşiymiş.
Adı Poseidon’muş.
Ve ikisi çok yakınmış.
En iyi arkadaşlar kadar yakınmışlar.
Poseidon’un evi suyun içindeymiş.
Duyduğuma göre Poseidon, okyanusların en güçlü tanrısıymış.
Kaslı ve iri yarıymış.
Ve gelmiş geçmiş en güçlü tanrıymış.
Trident dediği kocaman bir mızrağı varmış.
T-R-I-D-E-N-T, trident.
Trident’ını çok uzağa fırlatırmış.
Hiçbir insanın fırlatamayacağı kadar uzağa.
Pegasus’un bir annesi de varmış.
Adı Medusa’ymış.
Saçları yılanlarla doluymuş.
Kırmızı, siyah ve yeşil yılanlar.
Ama yılanlar ona hiç zarar vermezmiş.
Hiç ısırmazmış falan.
Pegasus kanatlı bir atmış.
Ve Zeus'un çok yükseklere uçmasına yardım edebilirmiş.
Gökyüzünün en tepesine kadar.
Ve onun için gök gürültüsünü ve şimşeklerini taşırmış.
Pegasus hep insanlara yardım edermiş.
Zeus da ne yaptığını görmüş.
Ve onu gökyüzünde bir takımyıldıza çevirmiş.
Böylece sonsuza kadar yaşayabilirmiş.
Ve eğer gerçekten şanslıysak, onu hâlâ görebiliriz.
Aferin, Anthony.
- Baban nasıl, dostum? - İyi, kardeşim.
Çalışıyor işte, para kazanmaya çalışıyor.
O gelmeden çek şunu.
Tamam, kardeşim.
- Teşekkürler. - Sıkıntı değil, kardeşim.
- Yarın öğle yemeğinde görüşür müyüz? - He.
- Selam, baba. - N'aber?
Bay Nettles, Pegasus projemde iyi iş çıkardığımı söyledi.
Helal.
Birisi, ben yokken fena dayak yediğini söyledi.
Doğru mu?
Burada beni ne hâle düşürdüğünün farkında mısın?
Birkaç çekmece daha lazım bize.
Artık buraya hiçbir şey sığmıyor.
Anthony.
Bu herif delinin teki.
Oğlunla en son ne zaman bir şey yaptınız?
Acacia’yla vakit geçirirken gayet keyifli görünüyorsun.
- Acacia harika. - Oğlun değil mi yani?
Şu telefonu bi' bırak ya!
İş kıyafetlerimi de uzatır mısın?
- Hâlâ bunu istiyor musun ki? - Evet.
O zaman eskisi gibi oğlunla daha fazla vakit geçirmeye başlamalısın.
Biraz büyüdüğü an, onunla ilgilenmeyi bıraktın sanki...
Tamam.
Yüzünü kapa.
Gece vardiyasında olduğumuzu söyledik.
Cumartesi partiyi kaçırdın be.
- Kovboy kız partisini. - Nasıldı?
Muhteşemdi, dostum. Çok...
Çok eğlendik, dostum.
- Sabaha kadar yardırdık. - Yardırdınız mı?
- Yardırdık. - İyiymiş. - İyiydi.
- Trina, sen de orada mıydın? - Aynen. Oradaydım.
Hadi lan.
Hadi.
Yardırmaya devam...
Evet kızım, iyice bok etmişsin işi.
Senden bahsetmiyorum, mal. Şu attan bahsediyorum.
He.
Dışkısında çok fazla sıvı var.
He. Birazdan oraya gelip hallederim, tamam mı?
Saat veremem, işte...
- Gelirken haber veririm. - Hop!
Hop!
- Ne bileyim işte kanka... - Hep dediğim bu işte.
Yaşlandıkça, kendilerini daha genç göstermeye çalışıyorlar. Anlatabildim mi?
- O hatunun 20 olduğuna hiç inanmıyorum. - Kanka, bana 20 dedi.
İnanmıyor musun?
- Bak, en az 30, 31 olması lazım. - Yav ne fark edecek kanka?
Biliyorum, sen biraz olgun seversin, o yüzden...
Ben benden hoşlananı severim, kanka.
Bak, ne derse desin, ben inanıyorum. Çünkü o öyle olduğuna inanıyor. Yani, öyle işte...
Ama beni tanıyorlar...
Dışarıdayken benim karılarıma göz dikemezsin, kanka.
- Hadi ama. - Ne yaptığını biliyorum, kanka.
- Gördün mü? - İti an çomağı hazırla.
N'aber, canım?
Kavga mı etmiş?
- Hop, hop, hop! - Evet, kavga etmiş.
Oraya gidip onu almam gerekti.
İşe gideli daha bir saat bile olmamıştı, dostum.
- Neden kavga etmiş ki? - Nedenini bilmiyorum.
- Onu kendisine soracaksın. - Ona ne yaptığımı anlattın mı?
Dalga mı geçiyorsun?
- Anlatır mısın, lütfen? - Oğlunun ne dediğini duyuyor musun?
Normalde böyle davranmaz.
Neyse, işe dönmem gerektiğinden okuldan Acacia'yı senin alman lazım.
Tamam.
Ve unutma, Acacia'nın son karnesinde tüm dersleri A'ydı.
Ona verdiğin sözü tut.
Tamam.
Normalde böyle davranmaz.
Sen de normalde böyle davranmazdın, dostum. Hepsi o şey yüzünden işte.
Ama oğlanla ben aynı değiliz.
Belki sadece denemiş olabilir, bilirsin, ilgi çekmek için falan yapmıştır.
Anlıyor musun?
Evet, ama onu o tür saçmalıklardan uzak tuttuğumu biliyor.
O küçük denyo kafayı yemiş. Lo da kafayı yemiş.
- Hop, Lo sağlam kadındır. - He.
Yani... iyi bir anne, anlarsın ya? En azından bu konuda ona hakkını veriyorum.
- Al, kanka. - Ver bakalım.
Ben uzuyorum artık. Şu senin karıyı göreceğim.
- Hangisini? - Sitelerin öbür tarafındakini.
Yuh be kanka! Vay anasını!
Peki, dostum.
Kanka, senin işe dönmen gerekmiyor muydu? Kaçta iş başı yapacaksın?
Öğle molanı biliyorum. Son zamanlarda öğle molalarını takıyorsun paso.
Benim için endişelenme. Ben ayrıldığımda havaalanı kapanır.
- Kovulacaksın, dostum. - Ben dönünce tüm uçuşlar yeniden başlar.
Anladın mı? Ben hava trafik kontrolörüyüm, kanka.
Sanırım yağmur yağmak üzere, V.
Gidip çocukları alacağım.
Ne?
Gidip çocukları alacağım dedim.
- Geri gelecek misin? - Denerim.
Ben şunu yerim.
Şu ne balığı acaba? Şu çizgili olan.
Bana biraz, senin dediğin gibi leoparı hatırlatıyor.
Pekâlâ, sert çocuk. Şuna ne diyorsun?
Rengini beğendim.
Bana çok yakışır bence.
Bunu beğendin mi?
- Yok. Hiç beğenmedim. - Tamam. Bir tane daha deneyeceğiz.
Beğendik mi?
- Anthony, n'aber dostum? - Kim, n'aber dostum?
Bak, bugün çocuklarım da yanımda.
- Bugün sizin için güzel fırsatlarım var. - Anlat bakalım.
Ne bakıyoruz? Yeni altın zincir?
Belki bir harf?
- Ona bir N ve bir T eklesek mi? - Siktir. Yok, kızıma alacağım.
- Gerçekten mi? - Tüm notların A.
Tüm notların A.
- Baba, bana da küpe alabilir misin? - Küpe mi?
Senin kavga etmemeye ve ablan gibi iyi notlar almaya odaklanman lazım.
- Hadi baba ya. - Küpe diyor...
- Kavga etmiş, bir de küpe istiyor haspam. - Hangisini beğendin, tatlım?
- Bilmiyorum. Havalı bir şey olsun işte... - Şunu beğendin mi?
Şu mu? O, onu beğendim.
- Tam şuradakinden mi bahsediyorsun? - Aynen.
- Güzel seçim. - Sağ ol, moruk.
Anthony.
Gidiyoruz.
Seni arıyordum.
Orada yaptığını gördüm, velet.
Gördüğümü biliyorsun.
Ne ispatlamaya çalışıyorsun bilmiyorum ama her neyse, bırak bu işleri.
Tamam mı?
Sorun yok! Sorun yok!
Gidelim.
Anthony.
Anthony.
Anthony.
Hangi cehennemdeydin be, dostum?
Söylemiştim ya, JJ ve arkadaşlarıyla birlikteydim.
Hayır dostum, değildin.
Bana böyle bağırıp dururken, oğlunun avluda tek başına olduğunu biliyorsun.
- Konuyu saptırma. - Saptırmıyorum. Yemin ederim.
Neyse ne.
Geldim işte, canım.
Söyleyeceğin tek şey bu mu? “Geldim işte” mi?
He. Kıçını biraz kaydır da yer aç.
Siktir.
Bu böyle gitmez, dostum.
Hallederiz.
Çekilin şuradan be. İşimiz gücümüz var.
Çekilsenize lan yolun ortasından!
Ant!
Onlardan bir sürü gördüm.
Şu küçük çocuğu gördüm.
Lil Ant’in arkadaşlarından birine benziyordu.
Ölen Meksikalı çocuk.
Lil Ant’i de gördüğümü sandım.
Sikeyim, kafayı yedim sanırım.
Sence kafayı mı yedim?
Neden Lil Ant’in peşine düşsünler ki? Ve neden şimdi?
Bilmiyorum. Benim peşime de düştüler senin peşine de...
Çok gerçekçiydi, dostum.
Sanki onları görebiliyor... kokularını alabiliyordum...
O çocuklardan biri orada dikilmiş öylece doğrudan gözlerimin içine bakıyordu, dostum.
Bilemedim... Birdenbire nereden çıktı ki bu?
Sadece diyorum ki, bu kadar yaklaştıklarında...
Bu kadar gerçek hissettirdiklerinde, bilirsin, işte...
Bilmiyorum, dostum.
Benim küçük oğlanı yarı yolda bırakmak, uçup gitmek falan istemiyorum, şey gibi...
Uzak dur... Bu herif kafayı yemiş.
Bence iyisin, kanka. Ciddi diyorum. İyisin. O öyle biri değil.
Anladın mı? O bizim gibi değil.
- O gerçek bir çocuk, cidden. - He.
- Hadi ama. Biraz yayın balığı ister misin? - Hayır. Yayın balığı yemediğimi biliyorsun.
- Birazını eve götürebilirsin. - Yayın balığı yemiyorum.
- Birazını eve götürebilirsin. - Spagetti istiyorum.
- Sıra kimde? - Sıra sende.
Onun neyi var? Son zamanlarda gerçekten çok sessiz.
- Lil Ant mi, Big Ant mi? - Ha?
- Küçük Ant mi, Büyük Ant mi? - Lil Ant.
- Yok. - Bilmiyorum.
Doğruyu söyle. Neler olduğunu biliyorsun.
O bir ergen. Neler olduğunu bilmiyorum anne.
Her şeye bir cevabım yok.
- Gerçekten bilmiyorum, ama... - He...
Ben de fark ettim.
O çocuğu yola getirmelisin.
- Dur, sıra bende değil. - Evet, sıra bende. Aynen...
Ya da... sen oyna gitsin ya... hadi...
Dur, dur... Tamam, oyna... oyna...
N'oluyor...
- Hadi ama. - Evet.
Evet, son zamanlarda pek konuşmuyor, ama...
Yani, bu normal değil mi?
- Okulda falan bir şey mi oldu, söylemedi mi? - Ama en azından beladan uzak duruyor.
Dışarısı buz gibi.
- N'aber? - Ne var ne yok?
N'apıyorsun, canım? Ne yedin?
- Nereden aldın? - Bit pazarından.
- Baban mı aldı? - Yok.
- Ee, nereden aldın? - Öylece aldım işte...
Üstelik babam geri vermemi bile istemedi.
Anladım.
Baksana, sana geçen gece gördüğüm bir şeyi söyleyeceğim...
...ama kimseye söylemeyeceğine her şeyin üzerine yemin etmelisin.
Ne? Her şeyin üzerine mi?
Yok ya, sen söylersin.
- Anlat işte, Ant. - Yok.
Buna hazır değilsin. Korkak tavuk.
İçerim, içerim...
Çocuklar dışarıda herhalde. Kapa kapıyı, kapa kapıyı.
- Ot içmeyi unuttum sandım. - He, ne zamandır içmiyorsun sen?
Hadi abla, fazla çekme.
- Buna ihtiyacın vardı. - Çok zaman geçti.
- Buna ihtiyacın vardı. - Vardı.
Tam da “ver şunu” diyecektim. O neydi lan? Neydi harbi?
Ağzını açma. Evet, öksürüyorum. Ağzını açma.
Oha... Oha...
- Kes lan. - Yuh... Tamam, sıkıntı yok...
Sen ne yapıyorsun peki? O kıvırcık saçlı herifle ne yapıyorsun?
Ya bırak...
Döndüğüne... evde olduğuna memnunum.
Aramız iyi.
Ses tonun sanki... Hayırdır?
Hayatım, çocukların babalarına ihtiyacı var.
- Senin neye ihtiyacın var? - Haksız mıyım?
- Senin neye ihtiyacın var? Haksız mıyım? - Mesele benim neye ihtiyacım olduğu değil.
Bu üç çocuğun şu an neye ihtiyacı olduğu...
Ve bu onların...
Sen hapisten çıksan, yanında birinin olmasını istemez miydin?
Onunla ezelden beri birlikteyim, biliyorsun.
Kafası çalışan adam hapse girmek ister mi?
Ben de onun zırt pırt hapse girmesini istemiyorum Jenn, ama ne yapabilirim ki?
Yani, şimdi burada işte.
O içerideyken, yanında birinin olmasını istiyorsun değil mi?
Bilmiyorum.
Bilmiyorum.
Bak, benim evim boşalıyor.
Tam bir ayın var.
Hâlâ senin alman gerektiğini düşünüyorum.
- Kimse yok mu orada? - Kimse olmayacak.
Boş kalacak. Senin olabilir.
En büyük olman yardıma ihtiyacın olmadığı anlamına gelmez.
İyi bir fikir olabilir, bilmiyorum.
106, hip-hop'un adresi.
Hip-hop yaşıyor.
Hip-hop yaşıyor.
- Biraz uzaklaşmak iyi geldi, değil mi? - Aynen.
Takılmaya geldik buraya.
- Bu hafta okul nasıldı? - İyiydi.
- İyi miydi? - He.
Bana bahsettiğin o küçük kızla hâlâ görüşüyor musun?
- He. - Öyle mi?
Babam eskiden orada çalışırdı.
- Dedeni hatırlıyor musun? - Biraz.
- Biraz mı? - Evet.
Ben senin yaşındayken beni buraya getirirdi.
Havaalanının oradaki şu fabrikada çalışırdı.
Sikeyim, o da pilot olmak istiyordu.
- Gerçekten mi? - Evet.
- Ama olamadı. - Neden?
Bazen işler yolunda gitmez.
Peki hiç uçabildi mi?
Yok.
Peki sen uçtun mu?
Şimdiye kadar, hayır.
- Girmeye hazır mısın? - Evet.
Girmezsek yakında çok soğuyacak. Hadi gel.
- Zincirimi çözer misin? - Gel.
Hadi, Ant!
Korkmadığını biliyorum! Karı gibi davranmayı kes artık!
Yürüsene! O kadar da soğuk değil!
Bekle biraz, baba!
İşte benim oğlum.
İşte benim oğlum.
Seninle gurur duyuyorum.
Seni seviyorum, dostum.
Ah, bir de bir meyve tezgahı vardı.
Bana kocaman bir kâse meyve aldı.
Çok iyiydi. Karpuz, ananas, üzüm yedim.
- Ne üzümüydü? - Çok güzeldi.
O üzümlere ne koymuşlardı bilmiyorum ama çok iyiydiler.
- Kesin gelmelisin. - Şunu çıkarmama yardım et, Ant.
Ha, babam... Babamla suya doğru koşuyorduk ve bir dalgaya takılıp düştü.
Ayaklarının dibinden küçük bir dalga geçiyordu ve görmedi.
Takılıp yere düştü. Çok komikti.
Biliyorsun, babam hep çok erken uyanır ya?
Çiftlikte tek başına çalışır.
Atları falan besler.
Tıpkı...
Tıpkı Pegasus gibi.
Gökyüzünde tek başına, etrafta kimse yok.
Bütün şimşekleri ve gök gürültülerini taşır.
Kanka, ne yapıyorsun?
- Böyle yapılır. - Kanka, öyle yapılmaz ki.
Daha hızlı.
Daha hızlı.
Dr. Kim'i rahat bıraksan iyi olur, anne. Adam evli.
Umurumda değil.
Düğün gecesinde giydiğin...
...o elbiseyi düşünüyordum da...
O güzel beyaz elbiseyi...
Anthony de o açık mavi takımı giymişti.
İkiniz de çok iyi görünüyordunuz.
Birdenbire nereden aklına geldi bu, anne?
Birdenbire nereden aklına geldi bu, anne?
Öyle düşünüyordum işte... Birden aklıma geldi...
Bu tarafa geri geldiğinde bana da o içkiden bir şişe getir ama.
Ne dediğimi anladın mı?
Kafayı bulmaya falan çalışmıyorum, sadece oturup takılmak istiyorum.
Evet, dostum, bilemiyorum. Bu şey... biraz yetersiz olabilir.
Elimde sadece bu var dostum.
Daha büyük bir sarma var. Bu yüzden senin malın işe yaramıyor.
Çünkü bu şey minicik. Bu oğlumun oyuncak takımına girer, kanka.
- Evde ne var bir bakayım. - Tamam.
Lil Ant'ın neden lanet aletlerimi aldığını anlamıyorum, dostum.
Selam, Lil Ant.
Hadi ama...
Vay anasını...
Oha...
Şuna bak...
Vay be, ufaklık süper iş çıkarmış.
Hey.
Oldu.
Ne attın az önce sen?
Neden Anthony'nin eşyalarını öylece atıyorsun?
Yine seni çizdiği için mi?
- Kafanı taktığın şey bu mu? - Bilmiyorum. Kafayı taktığım yok.
Ha, kafayı takmıyorsun demek...
Öyleyse neden eşyalarını öylece çöpe attın?
Dostum, hakkında hiçbir bok bilmediğin bir şeyi sana ben mi anlatacağım?
- Hakkında hiçbir bok bilmediğin bir şey mi? - He, bir sikten anladığın yok.
Anlat da öğrenelim lan o zaman?
Anlat hadi.
Anthony'yi bir kez sahile götürünce her şey normale mi dönüyor?
Bu işler öyle yürümez.
Siktir. Belki o kaşarlarına danışırsın.
- Bilmiyorum, atlarından birine falan... - Kes sesini, Lo.
Benimle konuşmak istemiyorsan onlardan akıl iste.
- Konuşacak havada değilim dedim sana. - Neden birbirinize böyle bağırıyorsunuz?
- Bunu konuşmamız lazım. - Bugün konuşmak falan istemiyorum, Lo!
Vay be... Cidden öylece...
- Çizimlerimi gördün mü? - Hayır.
- Peki ya kanatlarımı? - Görmedim.
- Anne! - He?
Çizimlerim ve kanatlarım nerede?
Hava trafiği operasyonları için belirli yakıt boşaltma kuralları bulunmakta...
Yukarıda. Dolabımın en arkasındalar.
- Neden dolabındalar? - Oradalar işte.
Anthony.
Baba.
Baba!
Neden eşyalarıma zarar verdin?
- Ne? - Neden eşyalarıma zarar verdin?
Ant, hemen gözümün önünden kaybolup o eve geri dönmezsen, evlat...
Sıkıntın ne amına koyayım?
Neden böyle yapıyorsun, baba?
Ant, hemen gözümün önünden kaybol, velet.
- Sıkıntın ne amına koyayım? - Onlar benim eşyalarım!
- Ant, bas git bak... - Niye böyle yapıyorsun?
- Onlar benim eşyalarım! - Senin eşyaların olduğunu biliyorum lan!
- Sen böyle biri değilsin. - Onlar benim eşyalarım!
Sen böyle biri değilsin. Bu yüzden!
N'apıyorsun lan? Alo?! Neyin var senin, dostum?
O kadar da sert vurmadım ki.
- Kafayı yemişsin amına koyayım. - O kadar da sert vurmadım ki lan.
Bunu neden yaptın? Delirdin mi?
- Delirdin mi? Bunu neden yaptın? - Lo, bebeğini al da eve gir.
- İyi misin? - O kadar da sert vurmadım ki.
- Kiminle konuştuğunu sanıyorsun lan sen de? - Ant, ne bok yiyorsun lan?
Kafayı mı yedin, Ant?
Sokaktaki herhangi bir eleman değil o... ...senin oğlun, dostum.
Haklısın, dostum. O benim oğlum, dostum!
Benim oğlum!
Siktir git amına koyayım. O benim oğlum.
Neden mi yaptım? Çünkü canım öyle istedi, orospu çocuğu!
O yüzden yaptım.
Ve sen bilmiyorsun.
- Bir sikim bilmiyorsun. - Neyi bilmiyorum lan, neyi?
O çocuğun bebekliğini bilirim ben, adamım.
Kendine çeki düzen vermelisin. Bu sefer ben yokum.
Evet.
Canım Lo'm, umarım iyisindir...
Demin seni aramaya çalıştım ama sürem doldu.
Geçen hafta Anthony’nin doğumunda yanında olamadığım için gerçekten çok üzgünüm.
Ne de olsa o benim ilk oğlum.
Buradaki tüm arkadaşlarla onun hakkında konuşuyorum.
Buradayken bize destek olduğun için teşekkür ederim.
Acacia’ya onu özlediğimi söyle.
Lil Anthony’ye de.
Bak...
Geçen gün pek konuşma fırsatımız olmadığının farkındayım.
Babanı diyorum...
Ama bilmeni istiyorum...
Üzgün olduğumu bilmeni istiyorum.
Ve geçen gün olanlar, asla yaşanmamalıydı.
Üzgünüm.
- Anlıyor musun? - Evet.
Seni gerektiği gibi koruyamadığım için üzgünüm.
Sana bunun bir daha asla olmayacağını söylemiştim.
Olmayacak da...
Baban hatalıydı.
Ve bilmeni istiyorum ki...
...mükemmel değiliz.
Baban da gelişme sürecinde.
Ben de gelişme sürecindeyim.
Ama bu işi çözeceğiz.
Tamam mı?
- Affet beni. - Affediyorum.
Gel bakayım.
Üzgünüm.
Tüm olanlar için çok üzgünüm.
Bu gece Jenn'in veda partisi var!
- Dikkatli ol. - Hallederim.
Güzeldi, değil mi?
- Hizmet iyiydi. - Gerçekten çok iyi hizmet ettiler.
- Eve gitmeye hazır mısın? - Olmam mı?
- Yemek yeme vaktim geldi. - Aynen.
Gidersem...
...beni özlerler mi?
Gidersem...
...beni özlerler mi?
Gidersem...
...beni özlerler mi?
Beni özlerler mi?
N'oldu?
Meşguldüm.
Yok, sadece...
He, meşguldüm işte...
Bu ne demek şimdi? Seni görmek istediğimi biliyorsun.
- Tamam mı anne? - Hayır, şunu al.
Tamam.
- Acacia, bunu alır mısın? Sağ ol. - Tamam.
- Acacia. - Tamam, bir saniye...
- Bazılarınız oraya yürüyebilir... - Tuttum. Hadi ama, ona bir yardım edin.
Soğukmuş.
- Anthony, dayağı yiyeceksin şimdi bak. - Yemem.
- He, tamam. - Kibar ol. Hadi...
Dur. Gün ağarırken gelirim.
- Yapacağımızı söylemiştiniz. - Hayır.
- Öyle dediniz... - Neredeymiş?
- Bir kez daha “Street Fighter”. - Bekle, dur, dur. Kim?
Baban. Burada olması gerekiyordu.
Tamam. “Street Fighter” oynamak istiyorum.
- N'oldu? - Yok bir şey...
- N'oldu ya? - Ne bileyim...
- Saat kaç? - Bilmiyorum.
N'oldu?
- Sikeyim. - N'oldu?
- Kahretsin. - N'oldu ya?
Lozita, Jen için bir veda partisi düzenleyecekti.
Unutmuşum.
- Ne diyorsun, dostum? - Ne dediğimi gayet iyi duydun işte.
Uyuduğunu sanmıştım.
Bana mesaj attığın anda fırladım.
İnanmayacaksın ama kamyonetim çalışmadı.
Jenn'in veda partisinin tamamını kaçırdın.
Neden bilmiyorum...
...ama Anthony, sana...
...“ayın öğrencisi” ödülünü göstermek istemişti.
Lo, bana mesaj attığın anda fırlayıp geldim.
Yemin ederim.
Okudum...
Hepsini okudum...
...uzaktayken bana gönderdiğin bütün mektupları okudum.
Tamamen farklı bir insandın.
“Buradan çıkmak...
...Charlie’yle birlikte olabilmek...
...oğlumla tanışmak için sabırsızlanıyorum.” diyordun.
Benim hatam, dostum.
Benim hatam.
- Benim hatam, Lo. - Bırak beni, dostum.
Bırak lan!
Bırak!
Bıraksana!
Bırak amına koyayım!
Bıraksana! Bırak!
Bu işin ürkütücü olabileceğini biliyorum, tamam mı?
Biliyorsun, bize bu hayatla ilgili bir kullanım kılavuzu vermiyorlar...
...özellikle de nasıl baba olunacağı konusunda.
Ve...
...sana nasıl yaşayacağını ya da nasıl baba olacağını söylemeye çalışmıyorum...
...ama çok güzel bir ailen var, kanka.
Lozita, o çocuklar, Lil Ant, o çok özel bir çocuk, kanka.
Bak, korkma... ...kes şunu, mal.
Onun seni nasıl gördüğünden korkma, tamam mı?
O seni, bizim babalarımızı asla göremediğimiz gibi görüyor.
Tüm bu olanlara rağmen, o seni bir tanrı gibi görüyor.
Anlıyorum seni, dostum.
Keşke oğlum da seksenli yaşlarına geldiğinde beni bir tanrı gibi görse...
...ne demek istediğimi anlıyor musun?
Yani, bunu kabul et, kanka.
Kabul et, ona sıkı sıkı sarıl...
...onu sevdiğini söyle, bu saçmalıklardan korkma, kanka.
Sıkı tut onu, sakın bırakma.
Uçup gitmesine, başkalarının onu alıp götürmesine izin verme.
- Kıymetini bildiğimi biliyorsun, kanka. - Biliyorum, dostum.
- Seni seviyorum, dostum. - Ben de seni seviyorum.
Ne dediğimi anlıyorsun, değil mi?
Yüzündeki o saçmalığı da kesince çok daha fazla seveceğim.
- Hayır dostum, siktir et o saçmalığı. - O saçmalığı kesmelisin, sana yakışmıyor.
- Sadece deniyordum, dostum. - Ne demek istediğimi anlıyor musun?
Selam, Jay. N'aber, canım?
- Küpeleri aldın mı? - Evet.
Evet. Kim'in beni doğru anladığını biliyordum.
- Oğlum Trae için. Evet. - Harika.
Küçük bir kutu.
O da Lil Ant için.
Ant! Buna bayılacak.
- N'aber dostum? - N'aber evlat?
Lo!
Hop, Ant, buraya gel dostum.
Cage!
Sizi çağırdığımı duyuyorsunuz.
Ant, uğraşma benimle, dostum.
Uğraşma benimle, dostum.
Sevgili Tanrım...
...sana bir günahkâr olarak geliyorum.
Ve yaptığım her şey için alçakgönüllülükle tövbe ediyorum.
Yaptığım her şey için.
Ayın Öğrencisi
Lil Ant'ı yaptığı her şeyde koruman için dua ediyorum.
Tıpkı benim yaptıklarımda beni koruduğun gibi.
Tekrar yükseliyorsun.
Bazen yeniden alçalman gerekir.
Sola git.
Ben sağa gitmek zorundayım.
Sen hep düz dönmek istiyorsun.
Bense hep dimdik durmak isterim, Ant.
Kanatlarını kontrol et.
Ona öğretmeye çalıştığım şeyleri unutmaması için dua ediyorum.
- Uçuyor musun? - Evet.
Ben de.
Kanatlarını sağlam tut, Ant.
Sevgili Tanrım...
...her birimizi gözetmen için dua ediyorum.
Her birimizi.
Her birimizi.
Her birimizi.
Lozita...
...her şey için beni affetmeye devam etmen için dua ediyorum.
Sevgili Tanrım...
...onu her türlü tehlikeden uzak tutman için dua ediyorum.
Sevgili Tanrım...
...Lil Ant'i yaptığı her şeyde koruman için dua ediyorum.
- Merhaba, çocuklar. - Merhaba, baba.
- Merhaba anne, aradığın için teşekkürler. - Ne zaman istersen, canım.
- Merhaba, baba. - N'aber kızım?
Adı Poseidon’muş.
Trident’ını çok uzağa fırlatırmış.
Hiçbir insanın fırlatamayacağı kadar uzağa.
Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor
Lozita Harris’in anısına 25 Kasım 1972 - 25 Eylül 2022
Watts, Kaliforniya'daki...
Nickerson Gardens Sosyal Konutları sakinlerine...
...Watts, Kaliforniya'daki...
...Alliance & Bill Simon Teknoloji Lisesi öğrencilerine...
...ve kanatlanan herkese ithaf edilmiştir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.