All language subtitles for the.game.2025.s01e03.1080p.web.h264-cbfm.tr

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Müdür? Ben, şey, sana bir hediye getirdim.

Frank?

İstediğin gibi komşunun otopsi raporuna baktım.

Sana bir şey göstereyim. Bu bir balerin mi?

Declan bana vermişti. Hatırlıyor musun?

Herkes onun takipçi olduğunu düşünüyordu.

İçeri giremezsin. Ciddi misin?

İyi misin?

Dürüst olmak gerekirse, bilmiyorum.

Onun önünde durmama izin verdin.

Tüm bunları bitirmeye çalışıyordum.

Bu sensin.

Evet, benim.

Huw?

Huw, uyanık mısın?

Ooh.

Nasıl hissediyoruz?

Biraz kötü mü?

Kahve?

Nasıl seversin?

İçeceğime ne koydun?

Bence bu senin kendi yapımındı.

Ne dediğini duydum.

Ne, duymadığımı mı sanıyorsun?

Özür dilerim. Ne?

Senin olduğunu biliyordum.

Her zaman biliyordum.

Huw, dün gece kafan güzeldi.

Ne duyduğunu sandığını bilmiyorum.

"Sandığımı"?

Bildiğim tek şey içeri girdin, sendeliyordun,

çok garip şeyler söylüyordun...

ölüm, suçluluk, şey, Ruth hakkında.

Hayır. Ve sonra bayıldın.

Şimdi, sana kahvaltı hazırlayayım.

Tost.

Siz polisler ve içkiniz.

Eminim buraya birkaç kez düşmüşsündür, hm?

Frank'in de içkiyi sevdiğini duydum. Yapma...

..arkadaşımdan... bahsetme.

Gitmiş olması korkunç. Onu senin öldürdüğünü biliyorum.

Ve biliyorum... ne olduğunu biliyorum.

Ve şimdi biliyorum ki...

..senin peşindeyim.

Seni içeri atacağım.

Ne dersen de, Huw.

Sanırım hâlâ sarhoşsun.

Hayır, içeri giremezsin. Oh, Margot.

Hayır. Annem de öyle diyor.

Oh, nerede o? İşte.

Ah, canım, hadi ama. Ruth nasıl?

Eski günler gibiydi, değil mi?

Ve hiç sahip olmadığın kızın?

"Kızın"... Öyle mi düşünüyorsun?

Oh, tatlım, o hiçbir zaman öyle değildi. O sadece sorunlu genç bir kadın.

Sana benden daha çok ihtiyacı olan biri mi?

Endişelenme, baba, cildim bugünlerde oldukça kalın.

Bak, neler olduğunu anlamıyorsun. Hayır, anlıyorum.

Annem söyledi.

Patrick'in takipçi olduğunu düşünüyorsun. Öyle, değil mi?

Karşıya taşınan adam?

Hastasın!

Margot, ben sadece...

Hastasın, ve iyileşmeyeceksin.

'Üzgünüm, şu anda telefona bakamıyorum.

Mesaj bırakın.' Merhaba. Merhaba, şey, Jenny.

Dinle, şey... Ben, şey... Seninle konuşmam lazım çünkü...

Acilen beni arar mısın lütfen? Şey...

Komşum Frank'in otopsi raporuna bakmanı istiyorum.

O... Bir şeyler yanlış...

Bir şeyler... Evet. Tamam.

Evet. Sadece beni ara.

Hey, Patrick.

Döndün. Güzel bir yer miydi?

Evet. Kötü bir otel, bir konferans salonunda.

Üç gün gökyüzünü görmedim.

Liz nasıl?

Biraz keyifsiz. Bunu duydun mu?

Neyi?

Evimizde birinin olduğunu söyledi.

Birini mi gördü? Hayır, ama...

..biraz korktu.

Birinin evi gözetlediğini hissediyor, anlarsın?

Ne?

Hiçbir şey. Hayır, hiçbir şey.

Şey, sadece bu...

dün gece olan bir şey.

Ne?

Huw gecenin bir yarısı çıkageldi.

Yani, bir baktım evime giriyor.

Ciddi misin? Evet, sarhoştu.

Kafası güzeldi.

Evet, sonunda kanepemin üzerinde bayıldı.

Senin evinde ne yapıyordu?

Hiçbir fikrim yok.

Bilirsin, o büyük davayı yürütürken,

çuvalladığı o davada, bir tür çöküş yaşamıştı.

Oh, bir çöküş mü yaşadı?

Mm.

Tanrım.

Yani...?

Yani garip davranışlar için sicili var.

Ve evinizde olanın Huw olabileceğini mi düşünüyorsun?

Hayır, hadi ama, Steve. O bir polis.

O BİR polisti.

Gözünü açık tut, tamam mı?

Merhaba, Declan.

Hayır!

Görmek isteyeceğin son kişi olduğumu biliyorum, ama...

Ben takipçi değilim. Beni taciz etmeyi bırak!

Biliyorum, biliyorum.

Ben... Üzgünüm.

Hayatımı mahvettin!

Beni çürümeye terk ettin. Evet.

Evet.

Ama bir şey oldu.

Umurumda değil.

Declan, yardımına ihtiyacım var. Tanrım, hayır!

Hayır. Hayır!

Hayır! Declan.

Hayır!

Seni aradığını mı söyledin?

Gerizekalı.

İyilik istiyor. Emekli olması gerekiyordu.

Evet, cevap vermiyorum. Tamam mı?

Ruth bizi bekliyor, değil mi? Evet.

Evet, bütün sabah evde olacağını söyledi.

Perdeler hâlâ kapalı.

Huh.

Işıklar hâlâ açık.

Ruth?

Merhaba, ben Jenny.

Ma-Martin?

Aman tanrım.

Bildireceğim.

İyi misin?

Bunu daha önce görmüştüm.

İyi misin, Huw?

Merhaba, Ripton İlçe Polisi.

'Merhaba, ben Ruth. Mesaj bırakın.' Evet. Merhaba, Ruth. Şey, dinle, şey...

Gerçekten, gerçekten üzgünüm.

Sana yaptıklarım için, ben... Ben...

Bazen, kendimi durduramıyorum, ben...

'Ve, biliyorsun...

'..bir şekilde, seni incitmek için hep bir yol buldum, 've... ve şimdi, şey...

'şimdi... şimdi yaptığım şey daha da kötü, ve, şey...

'Çok üzgünüm, Ruth.

'Biliyorum bu... Eh, artık çok geç. Ben...

'Ah, Tanrım.'

- Oldukça komikti. - Komik gibi geliyor.

Evet. Evet, biraz... Ama utanç vericiydi.

Bazen, biraz şey oluyor...

Merhaba. Merhaba, anne.

Patrick. Merhaba. Alice. Şey...

Sana bir şey sormam gerek. Sor bakalım.

Huw dün gece kanemede uyuyakaldı.

Oh, oraya mı gitti. Evet.

Biraz kötü durumdaydı.

Yargılamıyorum, ama, şey...

Evet, biraz... gibiydi.

Kelime neydi?

Evet, "perişan".

Ah. İyi mi?

Evet, evet, tabii ki iyi.

Senin başını belaya soktuğunu düşünüyor gerçi.

Onu o kadar sarhoş etmek. Hm?

Beni mi suçluyor?

Eh, sanırım üçlü içkileri doldururan o değildi.

Oh, peki. Benim hatam.

Harika.

Endişelenmeyi bırakacağım.

Sadece söylediği bazı şeylerdi.

N-Ne şeyler?

Oh, baban nasıl biridir bilirsin.

Alışverişle bana yardım et, lütfen.

Teşekkürler.

Çok fazla değil.

Sizi baş başa bırakayım. Tamam.

Umarım yanlış bir şey söylemedim. Hayır, hiç de değil.

Sadece bazen Huw'la nasıl başa çıktığını merak ediyorum.

Bazen senin neden bekar olduğunu merak ediyorum.

Senin gibi yakışıklı, çekici bir adam. Alice.

Uslu dur.

Ama Margot senin için çok genç.

Ne?

Hayır. Hayır, onu sadece arkadaş olarak görüyorum.

Bunun için bile çok genç.

Seni görmek güzeldi. Kendine iyi bak.

O iyi bir adam, biliyorsun. Baban ne derse desin.

Baban karmaşık bir adam, Margot.

Ve biliyorum ki istediğin baba o değil, ama hiçbir zaman aptal olmadı.

Evet, bu ne demek?

Yani... Sadece Patrick'ten uzak dur, lütfen.

Tüm saçmalıklardan sonra hâlâ babama nasıl inanabiliyorsun?

Bu arada sonunda geldi. Baban mı?

Peki, nerede o? Bilmiyorum.

Defolup gitmesini söyledim.

Peki, nasıl görünüyordu? Perişan görünüyordu ve kokuyordu.

Margot! Nasıldı? Eskiden olduğu gibiydi.

Günlerce kaybolduğu zamanki gibi.

Hatırlıyor musun?

Ve sonra tam davayı çözmek üzereyken sonunda ortaya çıkardı.

"Bu sefer onu yakaladım."

Her zaman, "Bekle ve gör. Yarın."

Hatırlıyorsun.

Ve sonra yine kaybolurdu.

Ruth'u görmeye giderdi.

Ve sen kapıda durur, her şeyin yolunda olduğunu göstermeye...

...çalışırdın, ben de nasıl yardım edeceğimi bilmezdim.

Neden daha fazla kızgın olmadığını anlamıyorum.

Çünkü onun için endişeleniyorum.

Üzgünüm, anne.

Declan?

Declan. İçeride olduğunu biliyorum. Aç kapıyı.

Sana söyledim.

Declan, benden nefret ettiğini biliyorum,

ve... aynı şekilde hissederdim, ama... dinle.

İçeri giriyorum, tamam mı? Gidecek başka yerim yok.

Zaman zaman hâlâ camımdan içeri tuğla atılıyor.

Yapmadığımın bir önemi yok.

Çünkü bir kez yüzün TV'lere çıktığında...

Evet, ben de başarısızlıklarımın bedelini ödedim.

Benim gibi değil.

Eh, tüm kurbanlarla bağlantıların vardı.

Ki bunları o yerleştirmiş olmalı.

Hiçbirini tanımıyordum.

Eh, Ruth'u tanıyordun.

O farklı.

Hiçbir kötü şey yapmadım. Sadece onu izlemeyi seviyordum.

Çok güzel, biliyorsun.

Pastanın üstündeki küçük bir şeker perisi gibi.

Neden seni seçti?

Bilmiyorum. Kimsenin umurunda olmadığım için mi?

Oh. Neden senin hakkında bir şey biliyordu?

Sen olmadığımı anladığında ve CCTV'nin suçlandığım suçların yarısını...

...yapamayacağımı kanıtladığında, hiç kimse, sen bile, bana bunu sormadı.

Davadan alındım, yani...

Zaten gelmezdin.

Yani Ruth, gerçekten bağlantın olan tek kişiydi.

Gerisinin hepsi... ..tamamen yabancılardı.

Yani... Yani bu, onun Ruth'u izlediği ve orada seni fark ettiği anlamına gelir.

Ya da seni izliyordu ve bu yüzden onu gördü.

Ve sen onu takip ediyordun, yani... Onu takip etmiyordum!

Sadece... arkadaş olabileceğimizi düşündüm.

Harika bir dansçı.

Bir antika dükkanında bu balerin heykelciği gördüm...

..ve bana onu hatırlattı.

Yani ben...

Onu tamir ettirdim ve...

..ona verdim.

Onu korkuttun. Hayır.

Hayır, ben öyle biri değilim!

Sana ne?

Bitti. Sen bittin.

Ben bittim.

Hayır, ama bir şeyler değişti, bir şeyler oluyor, bir şey... yeni bir şey.

Elbette.

Eğer senin ve... ve kurbanlar arasındaki bağlantıyı bulabilirsem...

ve neden seni seçtiğini, seninle neden tanıştığını, o zaman...

...diğerlerini neden seçtiğini anlayabilirim. Anlıyor musun?

Ve ne yapacaksın? O zaman kanıtım olur.

Düşün.

Düşün, neden sen?

Sana bütün o mektupları yazmasıyla aynı sebep.

Yakalamak kadar kovalamayı da sevdiğini biliyordu.

Sen ve o, ben ve o - pis adamlar.

Seninle kurbanların arasındaki bağlantıyı hiç düşündün mü?

Ne? Seninle tanıştım ve hayatım mahvoldu.

Ruth da öyle, değil mi?

Karın nasıl?

Ailen?

Kim daha fazla zarar verdi - sen mi yoksa takipçi mi?

Bu aptalca bir şey.

Gerçekten mi?

Seni tanıdığı için daha iyi durumda olan tek bir kişi söyle bana!

Hey, Ruth'a sevgilerimi ilet - cesaretin varsa.

Evet. Evet.

Eh, bu işe yaradı. Tamam, sonra görüşürüz.

Tamam, görüşürüz.

Komşu, iki gece önce Ruth'un kapısını çalan,

içeri girmeye çalışan bir adam gördüğünü söylüyor.

Verdiği tarifi tahmin et.

Erkek, beyaz, 50'li yaşlar, kel.

Söz verdikten sonra oraya geri döndüğüne inanamıyorum...

Ne pislik. Pislik mi? Jen.

Suç mahallindeydi, cinayet sırasında.

Ki bu cinayet eski Ripton Takipçisi davasının diğer kurbanlarına benziyor.

Hayır. Gördüğün gibi, bu konuda yanılmışım.

Aynı değil. Daha kaba.

Yani, benziyor, ama bıçaklama farklı.

Farklı türde ip. Farklı düğümler.

Peki, o zaman bir taklitçi mi? Evet, belki.

Ya da takipçiyi taklit eden biri.

Sadece... Bilmiyorum.

Huw bilirdi.

Evet, ona sorabiliriz.

Avukatı yanında olarak güzel ve resmi bir şekilde.

Bak, Martin... Bak, Jen, onun arkadaşın olduğunu biliyorum.

Hayır, o bir arkadaş değil.

Beş dakika önce, o benim patronumdu, hem de harika bir patrondu.

Hepinizin ne düşündüğü önemli değil.

Bununla ilgisi var. Bunu bilmiyorsun.

Oradaydı. O garip telefon mesajını bıraktı.

Takipçiyle tüm bu bağlantılar var.

Hepsi şartlara bağlı. Bu... Şüpheli, işte öyle.

Bak, onun katil olduğunu söylemiyorum, tamam mı?

Henüz değil, her neyse.

Korkutucu. Ama iyi misin?

Açıkçası biraz sarsıldım. Eminim.

Ama Paul evde. Ne, o mu?

Ne yapacak? Kindle'ıyla mı korkutacak?

Oh, hiç yoktan iyidir, sanırım.

Oh, hoşuma gitmiyor.

Sanki izleniyormuşuz gibi hissediyorum.

Peki Huw'u evinde yakalamak ne anlama geliyor?

Sanırım... Yani umarım bir yanlış anlaşılmaydı.

Nasıl yani?

Ve ikizler için endişelenme.

Aman Tanrım.

Bu her neyse, eminim ki onlar gayet iyidir.

Tamam, tamam. Sorun yok.

Tina.

İstediğin zaman beni ara.

Teşekkürler. Ciddiyim. Teşekkür ederim. Mm.

Ne istiyordu?

Şey, sadece arkadaşça davranıyordu.

Ne? Bir şey olursa onu arayabileceğimizi söyledi.

Onu neden arayalım ki?

Neden külotlarını düğüm ettin?

Huw hakkında saçmalıklar söylüyor.

Huw, buraya taşındığımızda edindiğim ilk arkadaşımdı. Evet.

Ve sen onu polis olduğu için hep bir kahraman olarak gördün.

Sen ve gerçek suç podcastlerin.

Hayır, ona hayrandım çünkü işinde lanet olası kadar iyi.

Ve o gerçek bir arkadaş.

Ne, şimdi arkadaş değil mi? Çünkü Patrick burada?

Bu nasıl oluyor?

Oh!

Oh, geldiğin için teşekkürler.

Biraz meyve... salatası... bir kap makarna var.

Evet. Raporu getirdin mi?

Frank'in otopsisi, evet. Burada.

Margot'un hâlâ sana kızgın olduğunu biliyorsun.

Uh-huh. Tanrım... Eh, sakinleşecek.

Yani, s-sen onunla konuşacaksın.

Dün gece Patrick'in evinde ne yapıyordun?

Alice, bak, o bana itiraf etti, kabul etti.

Ne? Evet, evet.

Durup dururken mi? İtiraf mı etti?

Evet. Hayır, yani, s-sadece söyledi, kafamı karıştırmak için...

kafamı karıştırmak için.

Ve tabii ki, sabah inkâr etti.

Sen ayıkken. Ama söyledi.

Ve sonra sürekli Frank hakkında konuştu.

Sadece... benimle dalga geçiyordu, neredeyse,

bana onu... öldürdüğünü ima ediyordu.

Kloroform veya başka sakinleştiriciler olmadığını fark etmişler, ama...

...bence o aynı özellikleri gösteren bir tür doğal bitkiyle uyuşturuldu.

Ah! İşte burada!

Gelsemium.

Evet, kan dolaşımında izleri vardı, ama ne kadar olduğunu söylemiyorlar.

Adli tabibin böyle bir şeyi fark etmemiş olacağını mı düşünüyorsun?

Kendini dinle.

Patrick'in Frank'i öldürdüğünü itiraf ettiğini düşünüyorsun.

Düşünmüyorum. Düşünmüyorum.

Biliyorum. Onu duydum.

Çünkü o sana öyle sarhoş olduğun zaman söyledi ki bayıldın.

Ne duyduğumu biliyorum.

Görmüyorsun, değil mi?

Ne kadar kötü olduğunu görmüyorsun.

Ve sana söyledim.

Seni uyardım, ama sen yine de devam ediyorsun.

Ama Patrick olduğunu biliyorum!

Biliyorum... Ve bana inanmanı istiyorum, Alice.

Artık yapamıyorum.

Yapamıyorum. Boğuluyorsun, ve beni de aşağı çekiyorsun.

Ama bu... bu... Biliyorum... Haklı olduğumu biliyorum.

Bu sefer! Ugh, Huw!

Söz veriyorum. Söz veriyorum, Alice.

Sözlerini kendine sakla. Lütfen.

Sadece kanıtla.

Yoksa seninle olamam.

Steve. Steve. Steve.

Aman Tanrım. Uyan.

Aşağıda biri var.

S-Steve. Evet, tamam.

Bekle, bekle, bekle.

Bekle, ne yapacaksın? Ne yapacaksın?

Ne?

Hayır, Steve, Steve, bekle.

Elimde bir beyzbol sopası var, yani burada kim...

...varsa, kafatasını parçalarım, duydun mu beni?

Sağol, dostum.

Kendim yapardım, ama özel bir matkap ucuna ihtiyacın var.

Ah, sorun değil. Yardım etmekten mutluluk duyarım.

Peki, Huw hakkında ne yapacağız? Alice'e söyleyecek miyiz?

Eh, aslında onu görmedik, değil mi?

Eh, kimse bunun ötesine geçemez.

Ne diyorsun? Huw olduğunu düşünmüyor musun?

Bu onun golf sopası mı?

Polisi aradın, değil mi? Evet.

Birini göndereceklerini söylediler, ama beklenti içinde değilim.

Evet, Huw ile, kendi adamlarına bakacaklar, eminim.

Tamam, ne yapacağız?

Yani, Huw'un tekrar içeri girmesini mi bekleyeceğiz?

Yıllar boyunca hepimizin evinde oldu - nasıl gireceğini bilecektir.

Düşünmek istemiyorum. Hırdavatçıya gidiyorum.

Kocaman bir çekiç alacağım. Ne?

Biri tekrar içeri girmek isterse, hodri meydan.

Oh, Tanrı aşkına. Hodri meydan.

Çok stres yapmamaya çalışın, arkadaşlar.

Şey, evet. Şey... Merhaba. Evet.

'Şey, Paul, evet.' O-Oralarda mısın?

Eh, hayır. Ben, şey...

Seninle Patrick hakkında konuşmak istiyorum.

Merhaba.

Birinin Liz ve Steve'in evine girdiğini duydun mu?

Hayır.

Henüz hiçbir şey çalınmadı, ama eşyalar...

Yerlerinden oynatılmış, değil mi?

Yeniden düzenlenmiş.

Evet.

Kaç ev?

Bilmiyorum, ama, şey, birkaç tane.

Ve herkes senin olduğunu düşünüyor.

Bu Patrick'in sinsi bir pislik olmasından kaynaklanıyor, değil mi?

Biliyordum.

Fazla samimi.

Liz, Tina'yı tüm bu hırsızlıklar konusunda kışkırtıyor.

İkisi de iyice çığlık çığlığa.

Evet, öyle olmaları gerek.

Onun tehlikeli olduğunu mu düşünüyorsun?

Evet. Evet, Paul.

O tehlikeli.

Ya yardım edersem?

O dışarıdayken evinde biraz gözetleyebilirim.

Hayır, hayır, senin onun peşinde olduğunu bilmemeli.

Hayır, o... O işte olurdu.

Sadece, Paul, ne yaparsan yap, sadece... sadece, şey...

karışma, tamam mı?

'Düşün. Düşün, neden sen?

'Sana bütün o mektupları yazmasıyla aynı sebep.

'Yakalamak kadar kovalamayı da sevdiğini biliyordu.

'Harika bir dansçı.

'Bir antika dükkanında bu balerin heykelciği gördüm, 've bana onu hatırlattı.

'Yani, şey... Onu tamir ettirdim, ve ona verdim.

'..bir antika dükkanında bu balerin heykelciği gördüm.

'Onu tamir ettirdim, ve...'

Bekle, ne?

Ruth'a verdiğin bu balerin heykelciği.

Şimdi, onun nesi yanlıştı? Yavaşla.

Onu tamir ettirdiğini söyledin, değil mi?

Şimdi, bu ne anlama geliyordu, Declan, tamam mı?

Yani n-nesi yanlıştı?

B-Ben ilk aldığımda düşürdüm. Düşürdüm ve kolu kırıldı.

Yani onu tamir ettin. Tamam. Onu bir tamir dükkanına götürdün, değil mi?

Evet.

Evet, Murray Caddesi'ndeki Harbottle Tamir Dükkanı mıydı?

Bilmiyorum. Belki.

Belki?! H-Hatırlamıyorum.

Görsem tanırım.

Tamam, yani... Yani, adam, onu tamir eden adam, tamam mı?

Yani, sadece... sadece onu tarif et.

O-O iyi bir adamdı. Arkadaş canlısı. Çok para almadı.

Hayır! Hayır, hayır. Nasıl görünüyordu?

Yıllar önceydi.

İçeri girdim, bıraktım, bir hafta sonra geri geldim.

Adamla zar zor beş dakika geçirdim.

O-O mu?

Cidden bana bu adamı bile tarif edemeyeceğini mi söylüyorsun?

Ya seni polis merkezine götürürsem?

O zaman ne söylerdin, ha?

Şey... Şey...

Ha?! N...

O...

O, şey...

Eh, çok çekiciydi.

Ve heykelciği sevdi.

Ve o... onu çok özel birine vermek istediğimi görebildiğini...

...söyledi, bu yüzden özel bir muameleyi hak ediyordu.

Mükemmel bir iş çıkardı.

O...

Elimi sıktı, ne kadar memnun olduğumu gördüğü için fotoğrafımı çekti.

İyi bir adamdı.

Belki de o değildir.

Baba?

Sadece bunu almaya geldim. Bu, şey...

Endişelenme. Kalmıyorum.

Şey, seni ne kadar incittiğimi ve ne kadar incittiğimi anlıyorum, ve...

Kastetmedim, söz veriyorum.

Nefret ediyorum.

Dünyadaki en kötü şey, sadece bana bakış şeklin. Ben...

B-Bir gün, seni gururlandıracağım.

Yakında görüşürüz, tatlım.

Seni seviyorum.

Bana ihtiyacın olacağını biliyordum.

Tamam...

Yani...

N-Ne arıyoruz?

Şey, bir bağlantı arıyoruz.

Tamam.

Şey, bunlar, ikinci kurbanın olay yeri fotoğrafları.

64 yaşında bir adam...

Brian Townsend.

Tamam.

Bu, şey, ev ofisinden evraklar.

Gördüğün gibi, biraz biriktirme hastasıydı, hiçbir şeyi atmazdı.

Hm...

Oh, bu...

Aman Tanrım, işte bu.

Ne?

İşte bağlantı bu. Bu bir... Bu bir fiş.

"Antika bir araba saatinin yenilenmesi ve tamiri".

Evet, ama bak, bak kim... bak kim imzalamış.

Patrick Harbottle.

H-Hadi gidip polislere söyleyelim! Hayır, hiçbir şey yapmayacaklar.

Bu sadece başka bir kağıt parçası.

Bu bağlantı, görüyorsun. Dükkân.

Dükkân bağlantı.

Nasıl gidiyor? Evet, iyi.

Şu anda raporu yazıyorum.

Oh, harika. Aferin.

Şey, son bir şey.

Adli ekip bunu yatağın altına düşmüş, arkaya sıkışmış halde buldu.

Rapora ekle, tamam mı?

Ne?

Ben sadece, şey...

Huw'la... konuşmam lazım.

Ne hakkında?

Ne güzel bir sürpriz.

Ne olduğunu biliyorum.

Kimse bilmese bile... Bile...

Şu herkes buna kanıyor olsa bile.

Eh, ne diyebilirim? İnsanları memnun etmeyi severim.

Hepsi orada mı?

Ne demek istiyorsun?

Onlardan hiç duvara girmeyen var mı?

Eh, mutlu olmayanlar, genellikle, fotoğraflarının çekilmesini istemezler.

Yani onlar var.

Gerçekten de çok çekicisin.

Haklıydı.

Kim haklıydı?

Sonra görüşürüz.

Tamam.

Gah!

Oh, lanet olsun!

Lanet olsun! Lanet olsun!

'Hey, Huw.' Ne haber?

'Evet, merhaba, merhaba, Paul. Dinle, şey...' Daha önce...

...söylediğimi biliyorum, ama gerçekten yardımına ihtiyacım var.

'Evet!' İşte bu. N-Neye ihtiyacın var?

Tamam. Patrick'in arka bahçesine gitmeni istiyorum, ve orada bir anahtar var.

'Cücenin kıçında.' Doğru mu? 'Evet, doğru. Yani, şey...'...

...Bana bir anda girip çıkacağına söz ver, tamam mı?

Söz veriyorum, kahraman olmayacağım.

Neye ihtiyacın var?

Tamam, yani, şey...

Şey, üst katta yatak odasında, yatağının... altında, eski bir çanta var.

'Oh, evet.' Bildiğim o.

Bunu nasıl bilebilirsin ki?

Çünkü onu daha önce evinden aldım.

Ne? 'Evet.' Sonuçta biraz gözetlemeye karar verdim.

Bir ninja gibi girip çıktım.

Özür dilerim, s-sen çantayı aldın mı?

'Evet. Açamıyorum ama.' Şu kombinasyon kilidi bir bela, değil mi?

İçinde ne olduğunu düşünüyorsun?

Polaroid fotoğraflar var.

Öldürdüğü her kurbanın Polaroid fotoğrafları var.

Tamam mı? Sadece olduğun yerde kal istiyorum, Paul.

İyi misin, anne?

Boşanmıyorsunuz, değil mi?

Hayır. Henüz değil.

O... O sadece yalan söylemeyi bırakmıyor, Margot.

Durmayacak. Takıntılı.

Kendisine uymayan hiçbir şeyi yapmayacak.

İnatçı.

Hiç bizi düşünmüyor.

Seninle bunlar hakkında konuşmamalıydım bile.

Ama güvendiğim tek kişi sensin.

Patrick'in takipçi olduğunu düşünüyor musun?

Gerçekten mi?

Ben... Ben bilmiyorum.

Sen ne düşünüyorsun, anne?

Babanın haklı olduğunu düşünüyorum.

Patrick'in seninle olduğu şekli gördüğümde, bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.

Onu arayacağım, eve gelmesini söyleyeceğim.

Hey. Hey, Huw, konuşmamız lazım.

Üzgünüm, dostum, yapamam. Şimdi değil.

Hayır, gerçekten yapabilirsin.

Steve. Steve, yapamam.

İyi.

İyi. Şunu söyleyeyim.

Bir saniye içinde döneceğim. Bana bir şeyi açıklayabilirsin.

Hey! Bunu tanıdın mı?

Uzaklaşma!

Hey, hey!

Affedersiniz. Buradayım.

Paul?

Paul, sen misin?

Aman Tanrım! Tanrım!

Paul! Aman Tanrım. Hayır, hayır.

Sorun yok. Hayır, hayır. Hayır, hayır.

Sakin ol. Sakin ol.

Huw! Sorun yok.

Buradayım, Paul. Sorun yok, sorun yok.

Tina'nın eviydi.

Bu baba! Huw!

Ne oldu?

Baba! Hayır, hayır, hayır.

Ben onun karısıyım. Huw! Ne oluyor?

Daha ileri gidemezsiniz. Burası bir suç mahalli. Huw!

Affedersiniz. Üzgünüm, bu benim evim.

Evet, elbette. Sizden...

Bir kaza mı oldu?

çeviri: victories

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.