Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Corsican
Croatian
Czech
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bir zamanlar,
James adında bir çocuk vardı,
torunum.
Bir vedanın ne kadar ağır olduğunu çok erken yaşta öğrenen bir çocuk.
Ailesinin ölümünden sonra,
eski ahşaptan ve tıkırdayan saatlerden oluşan,
anılarla dolu bir eve, yanıma taşındı.
Fakat ölüm açgözlü bir ziyaretçidir.
Ve asla sadece bir kez gelmez.
Geri döndü ve onun en yakın arkadaşını aldı.
Çocuğun kalbinin nasıl kırıldığını gördüm.
Bu yüzden.
Bu yüzden bir yemin ettim:
'Bir daha asla kimseyi kaybetmeyeceksin.'
Ve çalıştım.
James'e yasak olan bir yer olan bodrumda uzun günler geçirdim.
Günler haftalara dönüştü,
ve bir şey,
sadece onun için bir şey,
asla veda etmeyecek bir şey...
asla ölüme ait olmayacak bir şey yarattım.
Pinokyo.
PİNOKYO İPLER KOPTU
- Bugün değil, teşekkürler. - Olamaz, yine mi!
Gerçekten dede, bu şaka o kadar eski ki, huzurevine kaldırılmalı.
Görüşürüz, James.
O nasıl?
Az önce biraz durgundu, ama sanırım düzelecek.
Ya sen?
Olabildiğince iyiyim. Teşekkürler.
- Görüşürüz. - Ona göz kulak olduğun için sağ ol.
Zach, hadi ama!
Paltonu al, ufaklık.
Temiz hava bize iyi gelecek.
Hadi gidelim.
Sevdiğin birini kaybetmek her zaman zordur.
Önce annen, şimdi de en yakın arkadaşın.
Bazen sonrasında ne olacağı
hakkında endişeleniyor musun dede?
Yani,
öldükten sonra.
Ben sadece senin için endişeleniyorum.
Ben... keşke,
Zach hâlâ burada olsaydı. Her şey farklı hissettiriyor.
Belki de hâlâ buradadır.
Bence seni sen yapan şey,
sonrasında da kalır ve etrafımızdaki her şeye karışır.
Dudley bunların saçmalık olduğunu söylüyor.
Dudley burnunu karıştırıp yemişti de.
Yukarı bak.
Ne görüyorsun?
Bir sürü yıldız mı?
'Yerde ve gökte, Horatio, sizin felsefenizin
hayal edebileceğinden daha fazla şey var.'
Bu, hayatın olasılıklarla dolu olduğu anlamına gelir.
Dede, iyi misin?
- İyi misin? İstersen... - İyiyim. Endişelenme.
Emin misin?
Kesinlikle.
Eve dönmeliyiz.
Yarın sana çok heyecan verici bir şey göstermek istiyorum.
Dışarı çık, seninle konuşmalıyım.
Şimdi düşün! Emin misin?
James?
Kiminle konuşuyorsun?
Aşağı gel. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum.
Biriyle mi?
Gel. Gel.
- Yukarıda... dolaşan şey o mu? - O olmalı.
Nerede?
İçeride.
Sanırım utangaç.
Hadi çık dışarı.
Seni biriyle tanıştırmak istiyorum.
Sana bahsettiğim çocuk bu.
Evet, o.
Gördüğü ilk insan,
sensin, oğlum.
Sanırım senin arkadaşın olmak istiyor.
Hayır! Hayır! Bekle! Lütfen! Dur!
James. Bekle!
Beni dinle, James.
O lanet şey de neydi?
- Sakin ol ve ağzını topla. - Hayır, aşağıdaki... o şey de neydi?
- O... o da ne? - O bir şey değil, o bir varlık, James.
O yaşıyor.
Hiçbir şey her zaman göründüğü gibi değildir.
- Canlı mı... - Neden bahsediyorsun sen?
İnanması güç ama bana güven, zamanla her şey yerine oturacak.
Seni korkutmak istememiştim.
Bir arkadaşa ihtiyacın olabilir diye düşündüm.
En azından onun var.
Ne? Arkadaş mı?
O şeyle mi?
İkinize de iyi gelebilir.
- Ne zamandır aşağıda yaşıyor? - Bildiği tek hayat bu.
Neden merhaba demiyorsun?
- James. - Benim... adım Pinokyo.
- Arkadaş mıyız? - Belki, göreceğiz.
James.
Bundan kimseye bahsetmeyeceksin, anladın mı?
Aferin oğlum.
Gemimi alamayacaksın, Kaptan James.
Seni tahtadan yürüteceğim!
Anladın mı?
Sıra sende.
Bu... ben miyim?
Evet.
Ve şimdi...
Oha!
Bu da ne amına koyayım?
Hiç, hiçbir şey. Sadece dedemin yaptığı bir kukla.
Bu kitap biyolojiyle ilgili.
"Biyololoji" nedir?
Erkeklerin organlar ve kaslar
bakımından neden senden farklı bir yapısı olduğunu açıklıyor.
Bizi başka ne farklı kılıyor?
Dişler, gözler, saç, deri.
Yani, bir sürü şey var.
Tıpkı senin gibi olmak istiyorum.
Hayır, inan bana istemezsin.
Sen benden çok daha havalısın.
Bu ne?
Sürü kıyı ovalarında dolaşırken,
tehlike gizlice pusuda bekler.
Ancak bir yırtıcı saldırdığında,
sürü birbirini koruyacaktır.
"Sürü birbirini korur!"
Sen benim sürümsün.
Fakat bazen...
en büyük tehlike
grubun kendi içinden gelir.
James.
- Neden? - Olmaz.
James'in yanında olmak istiyorum.
Yarın okula gidecek. İnsanlar bunu iyi karşılamaz.
Sadece penisim yok diye mi?
Hayır.
Buna ne diyeceğimi bilemiyorum.
Dünya henüz sana hazır değil.
Yüz kilo falan.
- Yok artık, saçmalama. - Kas kütlesi, sadece gizli.
Aslında... diyete ihtiyacı var.
- Bu konuda yardıma ihtiyacı var. - Peki kim yardım edebilir?
Benim diyetimle rahatça 3 kilo verir!
- Nasıl? - Bir kolunu kesiveririm!
Siktir!
Kafam.
Çocuğum, yaklaş.
Kıymıklarım acıyor.
Konuşabiliyor musun?
Senden sakladığı gerçeği başka kim söyleyebilirdi ki?
Sen... nesin?
Ben senin Ağaç Annenim.
Geppetto bedenlerimizi oymuş olabilir ama zihnini ben şekillendireceğim.
Orada sıkıştın mı?
Evet, tıpkı senin gibi.
- Ben sıkışmadım. - İplerin görünmez olabilir ama hâlâ onun kuklasısın.
Ben kukla değilim!
Ben James gibiyim.
Ben gerçek bir çocuğum.
Bak sen şu işe, burnun seni ele veriyor!
Yaratıcın senin gerçek olduğunu söylüyor.
Ama sana James'e baktığı gibi bakmıyor.
Seni kolunun altına saklamasını değil, kollarında tutmasını istiyorsun.
Yaklaş, sana nasıl... gerçek olunacağını fısıldayayım.
Deriye, kana, dişlere, saça ihtiyacın var.
- Al onları. Giy! - Iyy, bu iğrenç. Asla!
James dışarıda güneş ışığında yaşarken, sen sonsuza dek
burada kilitli kalacaksın, küçük kukla.
Tabii yanılmıyorsam.
Bana kanıtla.
Pinokyo?
Buradasın.
Bunlar kim?
Onlar benim en iyi arkadaşlarım.
En iyi arkadaş mı?
Evet, sanki...
ömür boyu bir dost gibi.
Koruduğun ve asla sözünden dönmediğin biri falan.
Biz en iyi arkadaş mıyız?
Bana elini ver. Bunu resmileştirmek için bir şey yapmalıyız.
Çok gizli bir el sıkışması.
Önce ellerimizi birbirine vuruyoruz, şöyle...
Ve sonra...
Aynen...
Aynen böyle.
İyi tahmin.
Yarın yine okula gidecek misin?
Evet, sen de benimle geliyorsun.
Ama önce bana bir söz vermelisin.
Ne olursa olsun, hareket etmemelisin!
Sadece... bir kukla mı olayım!?
Bu kolay!
- Neden böyle bağlısın? - Babam güvenliğim için olduğunu söylüyor.
Dostum. Dudley birazdan gelir. Hadi, gir şuraya.
- Oh, çok ağırsın. - Hiç de değilim.
Acele et, yoksa okula geç kalacaksın, James.
Sonra görüşürüz, büyükbaba.
Görüşürüz, ufaklık.
Vay canına, bu inanılmaz.
Bu Trey ve orada yaşıyor.
- O tam bir göt deliği. - Göt deliği.
James, göt deliği nedir?
Bunu sana başka zaman açıklarım.
Peki.
Ama... o bir.. göt mü yoksa bir götteki delik mi?
AHLAK
Evet... herkes buraya baksın,
bir insanın kötü olduğunu nasıl anlarız?
- 'Kötü'. - Her birinizin 'vicdan' denen bir şeyi var.
Bu, sizi doğru olduğunu düşündüğünüz şeye yönlendiren bir pusula gibidir.
Onu öylece paramparça etti.
Yemin ederim.
- Hey, hadi artık, seni gerizekalı! - Hemen geliyorum.
Seni oraya sokamam.
Sadece çantada kal ve saçma sapan bir şey yapma.
James? Çantanla mı konuşuyorsun?
Şey... Geliyorum!
Gerçekten mi? İpleri falan mı var yani?
Evet, oradan çıkıyor ve sonra hemen kolu koparılıyor.
Çok fena.
PERSONEL SPOR SALONU
Yukarı,
aşağı.
Yukarı,
aşağı.
Merak etme James, kimsenin beni görmemesine dikkat edeceğim.
En iyi arkadaş el sıkışması.
Evet.
Olamaz.
İyi misin?
Aman Tanrım, dikkat et!
Has siktir.
Sanırım gitsem iyi olacak.
Kimseye bir şey söylemeyeceğine söz ver.
Bu kuklalar ne için?
Yıllar önce hep süper kahramancılık oynardık.
Dudley kötü adam olmak isterdi.
Şu çirkin olan o.
- Vay! Ona çok benziyor. - Evet, biliyorum.
Yani onu durdurabildim ve o...
- Siktir! Kıpırdama. - Tamam, ben şey...
Naber, Brom.
Bugün seni bulmak çok zordu.
Yine oyuncak bebeklerinle mi oynuyorsun?
Onlar oyuncak bebek değil.
- Daha büyüğünü almış, ha? - Evet.
- Hey, bırak onu. - Hayır, hayır, hayır.
- Bırak beni! - Deden zaten bok gibi zengin.
Bunu bir tür vergi olarak düşün.
Mia'nın senden ayrılmasına şaşmamalı.
Neden senden hoşlandığını biliyorsun, değil mi?
Çünkü sen lanet bir eziksin, tıpkı gebermiş arkadaşın gibi!
- Tut şunu, burayı dağıtacağım. - Hayır, lanet olsun, yapmayacaksın!
Hayır! Hayır, pislik, senden nefret ediyorum!
HAYIR!
Senden nefret ediyorum, pislik!
Ona dokunma!
Bırak beni!
Bundan kimseye bahsedersen küçük bok, seni öldürürüm.
Ne yapıyorsun, Trey?
- O başlattı! - Tabii. Hepiniz siktirin gidin!
James.
Tam bir pislikler, değil mi?
Hem de nasıl.
Keşke hepsi ölse.
Teşekkürler, Mia.
Buraya gel.
Bu küçük arkadaş kim?
Bu Pinokyo. O biraz özel.
Ben Dudley'i bulayım, sen de onu bize gösterirsin, ne dersin?
Ne, spor salonuna mı gittin?
Gizli bir odaya gideceğimizi söyledi. Kim bilir.
James, ne... Vay canına!
Bu da ne?
Deden bu sefer gerçekten çılgın bir şey yapmış.
Dostum, şunun burnuna bak.
Tamam. Çocuklar, size bir şey göstermek istedim.
Ama aramızda kalmalı, tamam mı?
- Evet, tabii, söz. - Evet, tamam.
Pinokyo.
Sorun yok, hareket edebilirsin.
Pinokyo?
Yok artık!
Tamam, bu resmen
gördüğüm en havalı ve en ürkütücü şey.
Bunu nasıl yapıyor?
Hadi söyle, bu da ne böyle?
Bu böyle bir...
Yapay zeka falan mı, James?
Evet, aynen. Şey...
Kablolar beyin çipine gizlenmiş.
Beyin çipinde mi?
İşlemci ya da onun gibi bir şey.
Dedem onu yanıma aldığımı asla öğrenmemeli.
Bir milyon sterline mal oldu.
Kahretsin. Üzgünüm çocuklar, gitmem lazım.
- Dişçiye geç kalıyorum. - Dostum?!
Dostum, bu henüz bitmedi!
Çıkar çıkmaz sana geleceğim!
Bu çok acıtacak, değil mi?
Uyumamı sağlayacak şu şeyden
biraz alabilir miyim?
Hayır, olmaz. Sadece cesur ol, tamam mı?
- Gerçekten mi? - Sen anlamadan bitecek,
ve sonra benimkiler gibi mükemmel dişlerin olacak.
Cesur ol.
Ağzını kocaman aç.
Ve işte bu kadar.
Bu gerçekten işe yarayacak. Şimdi hiçbir şey hissetmemelisin.
İşte böyle.
Aman Tanrım.
Nasıl hissediyorsun, James?
- Çok fena acıyor. - Yarına bir şeyin kalmaz.
İyi misin?
Hayır, yardım edin! HAYIR!
Olamaz. James?
- Evet, alo? - Bay Geppetto'yla mı görüşüyorum?
- Kiminle görüşüyorum? - St. Mary Hastanesi'nden arıyorum.
Torununuz trafik kazası geçirdi.
ASHDOWN Verulam kanadı
Biri onu görmek istiyor.
Durumu nasıl?
Durumu iyi. Sadece yüzeysel yaraları var.
Hafif bir beyin sarsıntısı belirtileri var.
Ama biraz uyursa toparlayacağını düşünüyorum.
Nasıl oldu?
Alkollü bir sürücü, tıpkı geçen seneki gibi.
Bu arada gidip ona bir bakmalıyım, durumu epey boktan.
Bana şans dile.
Bol şans.
James.
Lütfen ölme.
Sen benim en iyi arkadaşımsın.
Ve... en iyi arkadaşlar...
En iyi arkadaşlar...
birbirlerini korur.
Evet.
Bunlar sadece kuruntu, Larry.
Hepsi sizin kafanızın içinde.
Dr. Robin.
İşte buradasınız.
YOĞUN BAKIM
Olamaz.
Has siktir!
İğrenç.
Nereye gittiniz?
Felç sadece geçici. Ağrı için bir şey vereceğim.
İşte buradasın.
Şimdi yakaladım seni.
Merhaba.
Sen kötü birisin.
Tepeden tırnağa kötüsün.
Hepsi senin suçun!
James benim arkadaşım.
O benim en iyi arkadaşım.
Ona ben bakacağım, bu yüzden seni... öldürmeliyim!
Sessizlik... seni kurtarmayacak.
Sürü birbirini korur, seni kötü adam.
Ve senin terör dönemin sona erdi.
Ölmeyi... hak ediyorsun!
Yani, Bay Sarhoş, cehenneme git!
Al bakalım.
Kötü insanlara böyle olur!
Bu James için!
Sanki yağmur yağıyor.
♪ Yağmur, yağmur, git buradan ♪ Başka bir gün gel yine ♪
Dünya senin gibi birini özlemeyecek.
Hâlâ yağmur yağıyor.
Neden ölmüyorsun ki?
Vay canına! Organlar falan!
Biyoloci!
Bunu kesinlikle kullanabilirim.
Tıpkı James gibi olacağım!
Ne kadar havalı, değil mi?
İnanılmaz, bunlardan ne çok var.
Evet Bayım, bu gerçekten çok eğlenceli!
Bunlardan gerçekten çok var.
Sonunda.
James artık güvende.
Terör dönemin sona erdi!
Bu James içindi.
Dişçiden hemen sonraydı.
Ve bir anda ortaya mı çıktı?
Evet.
- Aman Tanrım! - Hemşireyi çağırıyorum.
Hayır, hayır, hayır.
Emin misin?
Şimdi daha iyiyim.
İyi misin, James?
Sonuçların geldi, çıkabilirsin.
- Şimdiden mi? - Evet, durumu iyi, sadece bolca dinlenmesi gerek, tamam mı?
- Sağ ol. - Teşekkürler.
Hadi eve gidelim.
- Çantanı alayım. - Bekle, bekle.
- Çantamı ben alırım. - Tamam.
Çok tuhaf davranıyorsun.
Bu nasıl olabildi!?
Olamaz...
Ama... o kötü biriydi!?
James, ziyaretçin var.
James, büyükbaban anlattı!
Dostum!
Çocuklar, gidip pizza alacağım, öncesinde abur cubur yemeyin.
Sağ ol, büyükbaba.
Siktir.
- Ah evet, yapay zeka zımbırtın. - Siktir, doğru ya!
- Şunu bir çalıştırsana! - Biraz daha bağır istersen?
Sana söyledim: Bu bir sır.
Iyy, yapay zeka bebekleri sızdırıyor mu ya?
- Açıl! - Ben... hep açığım.
Peki sızan şey ne?
Bunlar benim organlarım.
Beni gerçek yapıyorlar.
Iyy... ne bu amına koyayım?
James, oğlum, bu zımbırtı neden sızdırıyor?
Sonra anlatırım. Ama büyükbabam gelmeden önce gitmesi lazım.
- James. - Hadi ama, Dudley.
Hadi.
Çabuk Dudley, onu buraya getir.
Gel buraya.
İşte böyle.
Ama seni bu şekilde koruyamam ki!?
Korumamalısın da zaten. Büyükbabam hiçbir şey bilmemeli!
- Bu bizim sırrımız, unuttun mu? - Ama tehlikedesin.
- James, tüm bunlar ne? - Kendini kurtarmamalı!
- Evet, Lord James. - Çek ellerini oradan!
Beni hemen çözeceksin! Pis çocuk, sakın cüret etme!
Aptal piç kurusu!
- Hayır Pinokyo, dur! - Al bakalım!
Dudley bir, Pinokyo sıfır.
James! Lütfen?!
Özür dilerim. Büyükbaba gidince geri döneceğim.
Söz veriyorum.
Acele et, hadi.
- Geliyorum. - Belki orada oynatabiliriz.
Burada her şey yolunda mı?
Görüşürüz.
- Şey, hasta. - Hasta mı hissediyorsun?
Hayır, daha çok... iyi bir hastalık. İyi hissediyorum.
Tabii ki.
Konuştuğumuz şeyi hatırlıyorsun, değil mi?
- Evet? - Tabii ki hatırlıyorum.
Pekâlâ, ufaklık.
- Yavaş ol. - Tamam.
Aptal, lanet olası ip.
Buradasın demek, benim küçük kıymığım.
Yaklaş.
Anlat yaşlı tahta annene... içini çürüten şey ne?
Farklı olduğum için beni saklıyorlar ama...
James büyük bir tehlikede.
Tehlikede mi?
Şu çocuk mu?
Onu kim tehdit ediyor?
Bir sürü kötü insan tehdit ediyor.
Biri onu neredeyse öldürüyordu, bu yüzden...
ben de onu öldürmek zorunda kaldım.
Benim akıllı, akıllı oğlum!
Kardeşini koruyorsun.
İşte gerçek sevgi budur.
Peki bu kötü bir şey miydi?
'Kötü' mü? Onu öldürmek mi?
Tabii ki hayır.
Sen sadece onu korudun,
ve bu daha sadece başlangıçtı.
Artık diğer kötü insanlara ne yapman gerektiğini biliyorsun.
Değil mi?
Onlardan da... kurtulmalıyız.
Kesinlikle!
Teker teker hepsi yok olana kadar.
O zaman James güvende olur.
Ve unutma: Eğer gerçekten gerçek olmak istiyorsan,
onların sahip olduklarını al. Parça parça,
parça parça sahip oldukları her şeyi al.
Ta ki sen tam olana kadar.
Evet, buraya.
Bu işe yaramalı.
Peki neden buradayız... bu bok çukurunda?
Çünkü bence Geppetto bir şeyler saklıyor
ve bu filmlerde ne olduğunu öğrenmek istiyorum.
Haklıymışım.
Ruhun, yaşamın, enerjinin ya da adına ne derseniz deyin,
ölümden sonra da var olduğuna ve kullanılabileceğine inancım...
Bu, bize bir tür yeniden doğuş sağlayabilir ve
ölümü yenmemize izin verebilir.
Bu tuhaf feryadı duydum ama...
Bekle. Hayır. Gel. Gel, sadece şuna bak.
Has siktir! Bunu neden yaptı?
Ondan küçük tahta bir çocuk yaptıktan sonra,
işler daha da hızlandı ve
biraz yardımla motor becerileri gelişiyor.
İnanılmaz hızlı öğreniyor.
- Beni hemen çıkar, aşağılık piç. - Çalışmalarım dönüm noktasına ulaştı.
Denek tehlikeli. Doğuştan kötü.
İnsan olmaya ve buradan kaçmaya takıntılı.
Saniyeler içinde öldürüyor.
Hayır!
James, bundan haberin var mıydı?
Neden sadece oyuncak oymuyor?!
Dostum, büyükbaban neden böyle boktan şeyler yapıyor?
Dinle Mia, sanırım bu film daha iki günlük.
Şimdiye kadar hiçbir deney önceki yaşamına dair anıları geri getirmedi.
Bu yüzden bunun bir tür yeniden doğuş olduğunu kesin söyleyemem.
Bir sonraki deneyim Pinokyo, dış uyaranlara maruz bırakılacak,
böylece bu anılar ortaya çıkarılacak.
Bu gece torunumla tanışacak.
Peki, nereye saklandın?
Git buradan! Ne oluyor be?!
- Sen kimsin? - Adım 'Cırcır Böceği'.
Ahşap annen beni,
doğru yoldan ayrılmaman ve büyüklere itaat etmen için gönderdi.
- James'e yardım etmek için mi? - Aynen öyle.
Dünya, tıpkı yandaki odada olan gibi,
durdurman gereken pisliklerle dolu.
Aman Tanrım.
Ve unutma, geriye kalanları adım adım alacağız.
Gerçek olmak için
ihtiyacın olan her şeyi alacaksın.
Teşekkürler Cırcır Böceği. Hadi!
- James için. - O zaman sürtüğe acı çektirelim.
Şuna bak,
onları topluyor.
Ne iğrenç bir kadın!
Aç ağzını!
Al bakalım.
Seni iğrenç diş çeken sürtük!
James'i bir daha incitemeyeceksin.
Buna nasıl cüret edersin?
James'e ne yaptığını gördüm.
Artık bu maskelerin arkasına saklanamazsın.
Bu işe yarayacak. Hiçbir şey hissetmeyeceksin.
Evet. O lanet olası yüzündeki sırıtışı sil.
- Gülümsemesini sağla. - Teşekkürler Cırcır Böceği.
Sadece cesur ol. Sen fark etmeden bitmiş olacak...
Seni korkunç kadın! James'i bir daha incitemeyeceksin!
Seni aptal sürtük, dişlerini dökeceğim!
Aferin sana.
Ve şimdi... sana güzel bir gülümseme vereceğiz.
Bunlar artık benim.
Artık senin gibi mükemmel bir gülüşüm var.
James! Bunu James'e göstermek için sabırsızlanıyorum.
Pinokyo?
Aman Tanrım. İddia ederim o korkunç boktan şey bu odada bir yerde.
- Neden bir şey söylemedin James? - Robot olduğunu söyledi!
Olamaz. Kaybolmuş.
Telefonumu... telefonumu ara!
- Ne? Neden? - Çabuk, sadece yap.
Pinokyo?
James!
- Onun... dişleri mi var? - Ne yapıyorsun?
- Kötüleri senin için durduruyorum. - 'Durdurmak' mı? Nasıl?
Herkes seni incitiyor, bu yüzden seni korumalıyım.
Bak!
Hasiktir.
Hayır, hayır, Pinokyo, ben onu kastetmedim.
Ne?
Sessize alınmış, şey...
Artık değil.
Artık değil. Artık değil!
Ne? Daha mı?
Daha fazla ölüm!
- Siktir. - Aman Tanrım.
Aferin, Dudley.
Bekle! Geri dön, seni öldürmem lazım.
- Hayır, Pinokyo, dur artık! - Geri dön!
- Seni dişçi sürtük, geri dön! - Hayır, Pinokyo, bu...
Hadi, onu durdurmalıyız.
Muayenehanesinin arkasındaki kilise.
James? Mia?
Siktir.
Pinokyo!
Pinokyo!
Buldum! Pislik herif.
James, hemen telefonunu aç!
Onu nereye götürdün?
Elbet bir gün aklın başına gelecek, anladın mı?
- Hayır, kes şunu! - Sinir bozucu olma.
Sinir bozucu, öyle mi?
- Hey. - Pislik.
Bekle.
Kötü çocuk!
Logan.
Çok soğuk.
Logan!
Seni dinlemiyorum bile.
Hayır, yapmayacaksın!
Yüz, yüz, yüz, küçük balık.
Burada balinaların yüzeceğini hiç beklemezdim.
Şimdi geliyorum, kötü kız.
Yüz, yüz, aptal kız!
Seni sürtük, seni geberteceğim!
Seni iğrenç zorba!
Cırcır Böceği?
Cırcır Böceği, neredesin?
Geliyorum. Sadece 7 cm boyundayım. Biraz anlayışlı ol!
Direnmeyi bırak.
Seni cehenneme göndermeliyim!
Dikkat et, Pinokyo.
Fizik dersi zamanı.
Al bakalım, seni lanet amcık!
Aman Tanrım.
Selam, Logan.
Vay canına, burada bir sürü şey var!
Gözleri, gözleri, dili değil!
- Gözlere ihtiyacın var! - Hadi, ver şunu!
İçeri at, ufaklık!
James gibi olmaya bir adım daha yaklaştın.
Evet.
Dişler,
Gözler.
Bir sürü organ!
Pinokyo?
Nerede bu lanet olası?
Ianet olsun!
Siktir!
- Mia. Polisi ara. - Oh, kahretsin.
Ne diyeceğiz, katil bir kuklanın etrafta dolaştığını mı?
O katil bir kukla değil, tamam mı?!
- O sadece... Beni korumaya çalışıyor. - Evet, tabii.
James! O... bir katil!
Baksana, önüne geleni öldürüyor.
İnsanları öldürüyor ki...
- James. - Hepsi... benim suçum!
James, bir sonraki hedefi olabilecek birini tanıyor musun?
Siktir.
Lanet olsun! Trey.
Trey mi? Dudley.
Penisini kesmiş. Bu da ne demek oluyor?
Bekle, ne? Şimdiden giyinmek mi istiyor?!
Sana bunun nasıl yapılacağını göstereceğim.
Seni pis sürtük, işin bitti.
Buraya gel sürtük! Saçlarını yolacağım!
Cırcır Böceği, ne yapıyorsun?
- Saçlarına ihtiyacım var! Bağır! - Aman Tanrım.
Saçların artık sana ait değil!
Ah, burnum! Ayağını oradan çek!
Lütfen, lütfen, burnumdan in. İn oradan. Hayır! Ah!
Seni iğrenç zorba sürtük, geri dön!
- Hadi ama, gerçek çocuklar pes etmez! - Geri dön!
Amanda?
Bu... bu benim saçım.
Dur!
- Direnme! O artık benim! - Ne oluyor lan!?
O benim!
Bırak artık!
Hayır, sen James'in lanet olası kuklasısın.
Evet, öyleyim.
Hayır, sikeyim böyle işi!
- Hayır, hayır, hayır. - Bana bak, ben de senin kadar gerçeğim!
- Siktir git dostum, uzak dur benden! - Ben kız değilim, Trey.
Ve ben bir kukla da değilim!
Siktir!
James'i benden alamayacaksın.
İmdat. İmdat!! Bana zarar veremezsin, lütfen.
James'i bir daha incitemeyeceksin. Bunun için artık çok geç.
Sen benim en iyi arkadaşımsın!
Çok iyi bir çocuksun.
Seni öldürmek bile istemiyorum.
Eh, Cırcır Böceği bir. Aptal, kel... sürtük sıfır.
On dakika uzağındayız...
kahretsin! Siktir, siktir, siktir, James'in kaçık büyükbabası.
Dudley! Bu da neyin nesi! Neden açtın telefonu?
- Hey. - Merhaba, büyükbaba.
- James? Neredesiniz? - Evet, kısa süreliğine Mia'ya uğramamız gerekti.
- Ve şimdi de şuraya gidiyoruz... - Sola! Mia... sola! Sola!
- Trey'in evi şurada. - Eski sevgilimin evini biliyorum.
Dudley!
Ver şu telefonu.
Ne yapacağımı biliyorum.
- İşte, sorun çözüldü. - Telefonu kapattın.
Evet. Ve bu hiç şüphe uyandırmayacak, değil mi?!
Seni küçük bok.
Küçük bir kıymık olduğun
zamanları hâlâ hatırlıyorum.
Ve şimdi
muhteşemsin,
kusursuzsun.
Sonunda,
gerçek bir çocuk oldun.
Ne inanılmaz bir dönüşüm, ufaklık.
Ben...
Ben muhteşemim.
Ne dersin? Bu şapka bana yakıştı mı, Pinokyo?
Bak baba, ben de bir kukla yaptım!
O araba büyükbabana ait, değil mi!?
- Aynen. - James.
İşte gidiyor. Daha fazla hayatı mahvetme yolunda.
Pinokyo. Çabuk... Mia, onu takip et.
İkisi de katil!!
Ama... James'e zarar vereceklerdi.
Ama neden?
Şu iğrenç, yalancı sürtük!
Bana yalan söyledin.
Bana neden yalan söyledin?
Fena çuvalladın, değil mi küçük kıymık?
- Hepsi senin suçun! - Bu yolu kendin oydun.
Bana o kötü şeyleri sen yaptırdın.
Beni bir daha kandırmana izin vermeyeceğim!
Açgözlü ve halinden memnun değilsin. Senin yerinde ben olmalıydım!
Senin yerinde ben olmalıydım.
Benimle konuşurken yüzüme bak!
Senin yüzünden herkes benden nefret ediyor.
Senden nefret ediyorlar çünkü sen kötüsün, Pinokyo.
Öldürdüğün kişiler kadar kötüsün.
Biz seni iyi bir çocuk olarak yetiştirdik, Pinokyo.
Üzerimden in, Çekirge!
İşte buradasın.
- Sakın cüret etme! - Onu rahat bırak!
Hayır, canım yandı!
Seni iğrenç tahta anne.
Al bakalım, seni aptal sürtük!
- Al bakalım, seni aptal amcık! - Asla gerçek olmayacaksın!
Sana bir şey göstermem lazım.
Geçmişin yüzünden gerçek olmak istiyorsun.
Benimle gel.
- Burası neresi? - Yaratıldığın yer.
Aman Tanrım.
Ambulans Park Alanı.
Köklerinden besleniyor.
Onların yaşam gücünü emerek büyüyor.
Böylece ruhları oduna nüfuz ediyor.
Ambulans Park Alanı.
Sonra da benim hasat ettiğim oduna.
Aynen öyle.
Varoluşunu onlara borçlusun. Onların hayatı bittiğinde seninki başladı.
Peki nereden geldiler?
Onu hasat edebileceğimi anladığımda, onları incelemeye başladım...
Süreci mükemmelleştirmek için nasıl çalıştıklarını
anlamak istedim.
Birçok başarısızlık oldu.
Hareket ediyor.
İçlerinden biri özellikle tehlikeli hale geldi.
Bu yüzden onu kilitlemek zorunda kaldım.
Ama sonra sıra sana geldi. Benim mükemmel eserim.
- Çok fazla potansiyelin vardı. - Potansiyel mi?
Ne yapmak için?
Haklı olduğumu kanıtlamak için.
Yeniden doğabiliriz. Ölümü yenebiliriz.
Ama sonuçta sen de diğerleri gibi bir başarısızlıksın.
Büyükbaban bir katil, James.
Bir katile karşı ne yapabiliriz?
- Emin misin? - Evet.
Diğer kuklaya ne yaptığını gördünüz.
Ölmeyi hak etmedi, tamam mı?
James, bence... geberip gitmesi daha iyi olur.
- Haklısın. Dudley haklı. - Bunu beni korumak için yaptı!
Ama büyükbaban yine de bir katil, James.
Her neyse. O zaman burada kalın. Tamam.
Hiç dinlemiyor, değil mi?
Gerçekten tuhaf.
İkimiz de birbirimiz gibi olmak istiyoruz.
Peki ben kimden geliyorum?
Bir çocuktan. James'in en iyi arkadaşıydı.
Zach.
Pinokyo... ondan mı...
Zach?
Ne oluyor lan!?
Zach ve James'in dostluğunun ölümün son olmadığını göstereceğini ummuştum.
Yeter. Gittikçe daha da kötüleşiyor.
Polisi arıyorum. Büyükbaban tam bir ucube.
Ama... ben ölmek istemiyorum.
Ölümün James için en iyisi.
Hayır.
Yardıma ihtiyacımız var. Tamamen kafayı yemiş ve silahı var...
Lanet velet.
Seni, seni dinleyemem, Mia. Ama onu kurtarmalıyız.
James, yardım et! Lütfen!
Pinokyo?
James.
Mia, babam çıldırdı.
Biliyorum. Seni öldürmesini istemiyorum, tamam mı? Tehlikedesin.
James! Mia! Yardım edin!
Lanet olsun!
Seni orospu!
Dudley, hayır!
- Kapı kapalı. Gitmeliyiz. - Beni çözmelisin!
Nereye saklanabileceğimizi biliyorum.
- Hayır, hayır, gitmeliyiz. - Aşağıya.
- James, ölmeleri gerek! - Gel. Hadi, gel!
- Beni bekleyin! - Bana seçenek bırakmıyorlar.
Çabuk olun! Çabuk!
Saklan!
Seni piç, Dudley'yi öldürdün! Senden nefret ediyorum!
Şşşt, şşşt! Tamam. Dudley'yi geri getirebilirim, James.
Dudley'yi geri getirebilirim, Mia'yı da geri getireceğim.
James, James, bunların hepsi senin içindi oğlum.
- Hayır, değildi. Hayır, değildi. - Beni hayal kırıklığına uğrattın.
Sence arkadaşların hiçbir şey söylemez miydi? Onlar çocuk!
Sen bir canavarsın!
Şimdi içeri girmeme izin ver. İçeri girmeme izin ver, James.
Hayır. Senden nefret ediyorum!
İçeri girmeme izin ver! Şu lanet kapıyı aç!
Bana ihanet ettin! Her şeyi mahvediyorsun! - Hayır, git!
Çekil yolumdan, evlat.
Şu lanet kapıdan uzaklaşmalısın, James.
Mia!
Mia?
Hadi.
Hadi.
Çocuklar, buraya gelin.
Büyük bir şeyin eşiğindeyim!
İkinizden de daha büyük bir şeyin.
Sizi hayatta bırakamayacağımı biliyorsunuz.
Ama endişelenmeyin.
Dr. Gallup bana sizi...
nasıl geri getirebileceğimi gösterdi.
Her şeyi mahvettin.
Ölme vaktin geldi!
Hepiniz benim kuklalarım olabilirsiniz!
Şimdi onları rahat bırakacaksın.
Ne oluyor lan?!
Haddini aşıyorsun. Seni ben yarattım.
Artık senin kuklan olmayacağım.
Olacaksın. Ben yoksam sen sadece bir odun parçasısın.
Hayır! Ben bundan daha fazlasıyım.
Kuklanın ustaya ihtiyacı vardır. Seni James gibi gerçek yapacak tek kişi benim.
Artık James gibi olmak istemiyorum.
Sadece kendim olmak istiyorum.
O zaman sonsuza dek için boş,
eksik, parçalanmış ve kırık kalacak.
- Pinokyo, onu dinleme! - Artık beni kontrol edemezsin!
Sana hayat verdim!
Ben sadece baban değilim, ben senin Tanrınım.
Ve sen bok çuvalı, bir Tanrı'yı öldüremezsin!
Siktir git!
Elveda...
Tanrı.
Siktir! Siktir!
Ne?
- James, gitmeliyiz. - Kahretsin. Evet, benimle gel. Gel!
James?
Hâlâ... arkadaş mıyız?
Ben...
kötü müyüm?
Sadece... kafan karışıktı.
Bir daha yapma, tamam mı?
Ben küçük bir yaramazım, değil mi?
Evet, hem zaten sadece pislikleri öldürdün.
Yani, dişçim hariç.
Sanırım yeni birini bulmam gerekecek.
Onu da hallederim o zaman.
Benden kimseye bahsetmeyeceksiniz, değil mi?
Yalan söyleyeceğiz.
Güzel. Ben de öyle yapacağım.
Gelin, gidelim.
Hemen arkadan geliyorum.
Elveda, baba.
Beni sen yarattın ama artık beni kontrol edemezsin.
James bana ait.
Hayır!
Lanet olsun sana, Pinokyo!
O insanları öldürmekten hiç zevk almadım.
Bu lanet olası velet!
Küçük olabilirim ama bunun için büyük planlarım var.
Diriliş köklerden gelir.
Efendim, seni geri getireceğim.
PRATİK EFEKTLER VE ANİMATRONİK KUKLALAR KULLANILARAK ÇEKİLMİŞTİR.
Burası "Kamera Arkası".
- Ve motor. Hadi, hadi. Ve... oh. - Yok artık. Penis miydi o!
Ve... kestik.
Bu da ne?
- Çak bir beşlik. - Çak bir beşlik.
- Nasıl gidiyor? - Bu Kelly'nin dublörü.
Kestik.
Ve...
Motor! Biraz öksür.
Motor.
- Öne doğru. - Ağzını aç.
Motor.
- Tamam, kamera hazır. - Onu bir şekilde sarması lazım.
Daha fazla yağmura ihtiyacımız var.
3, 2, 1, güm!
Evet, oraya koyuyorlar. Sence orada kalır mı?
Evet. Bilmiyorum.
- Ve... kıvılcımlar! - Tamam.
Bugün ne yapıyoruz?
Sadece bütün ağacı.
Tamam, her şeyi hazırlayın.
Yani içeri girdiğinde, getirecek misin...
- Evet. - Pekâlâ.
- Biri beni tutabilir mi? - Karolina?
Bu görünürdü.
- Hayır, bekle, bekle. - Koluna bak.
Kopmuş.
Kahretsin, kolum, yardım edin!
Hazırız. Ve motor.
Tıpkı bir casus gibi etrafına bakınıyor.
Şöyle, aşağı yukarı orayı gösteriyor.
Ve... üç.
Kahretsin!
- Pinokyo'nun çizmelerine bakın. - Ben bittim.
Bitti mi? O zaman lütfen!
Ve... bırak.
Profesyonel film ekibi.
WINNIE THE POOH KAN VE BAL
James büyükbaba
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.