All language subtitles for Love.2024.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP2.0.H.264-SiGLA-Turkish

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian Download
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bunun kötü bir haber olduğunun farkındayım. Ama tedavi edilebilir olduğunu da unutmayın.

Durumunuz ciddi, ama tedavi edilebilir.

- Anlıyorum... - Öyle mi?

- Bir şey sorabilir miyim? - Evet, tabii ki.

Tedavi...

Hastalık izni almam gerekecek mi?

Evet. Hemen değil, ama tedavi sırasında gerekecek.

İlaç tedavisi mi olacak?

Hayır. Ya ameliyat ya da ışın tedavisi, ve her ikisinin de yan etkileri var.

Çok hızlı ilerliyorsam söyleyin.

Ameliyat, prostatınızın alınması anlamına gelir, bu da kısırlığa neden olur.

Ama ışın tedavisi de öyle.

Her iki tedavi de ereksiyon işlevinizi etkileyecektir.

Bu durum, egzersizlerle kısmen düzeltilebilir...

...ama muhtemelen bir daha eskisi gibi erekte olamayacaksınız.

İdrar kaçırma da başka bir yaygın yan etkidir, ama çoğu hastada görülmez.

Ben, ameliyatı öneririm. Ama sonuçta, tamamen sizin seçiminiz.

Bu, birçok erkeğin bir noktada başına gelen bir şeydir.

Hasta yaşlıysa, bazen tedavi etmemeyi tercih ederiz.

Ama siz yaşlı değilsiniz.

Bunu sindirmek için kendinize biraz zaman vermelisiniz.

Şu anda sorunuz var mı? Bana her şeyi sorabilirsiniz.

Yok.

6 Ağustos Çarşamba

- Bir şey sorabilir miyim? - Tabii ki.

Onun bunu tam olarak anladığından emin değilim.

Gerçekten mi?

- Sen de aynı izlenimi almadın mı? - Hayır...?

Yani, hastanın anlayamaması nadir görülen bir durum değildir...

Evet ama bu hastada daha belirgin.

Hiç soru sormadı, ama bu da nadir görülen bir durum değildir.

Sıradaki hasta?

Lütfen cevap ver. Sana ne söyledi?

Sorularını cevaplamadan seni bırakamazlar.

- Bjørn Holm? - Ne yapacaklar?

Bilmiyorum, ama...

...kötü huylu değil, değil mi?

Sanırım değil. Ne dediğini tam olarak anlamadım.

- Sormadın mı? - Hastalık izni almam gerekiyor.

Net bir cevap alana kadar sormalısın!

- Benimle gelir misin, lütfen? - Niye?

Görüşmen gereken biri var.

- Gidip sorayım. - Hayır, sorma.

- Soracağım. - Hayır.

İkisine de içeri gelmelerini söyler misin?

- Merhaba. - Nasılsın?

SEKS / DÜŞLER / AŞK

DÜŞLER / AŞK

AŞK

Burada gördüğümüz tüm sanat eserleri bize bir şeyler anlatıyor.

Bence belediye binasının süslemelerini...

...Oslo'da yaşayan hepimize yönelik bir mesaj olarak görmek çok önemli.

Bunu göz önünde bulundurursanız...

...tüm binanın insanî değerleri yansıttığını göreceksiniz.

Örneğin, bu frizde...

...farklı kadın ve çocuk grupları var.

Solda, çocuğu olan bekar bir kadın var.

Onun yanında, birlikte bir çocuğu büyüten iki kadın.

Bunu, hem bekâr anneleri...

...hem de eşcinsel ebeveynliği onaylayan bir mesaj olarak yorumluyorum.

Ve daha da ötesi...

...eşcinselliğe yönelik açık bir belediye övgüsü olarak.

Harika değil mi? Bu arada, bu benim arkadaşım Marianne.

Sen de bize katılabilirsin. Batı duvarında başka güzel örnekler bulalım.

Ülkece, sportif başarıları çok seviyoruz.

Bu yüzden, seçtikleri sporun...

...feminen nitelikleri bu denli yücelten bir branş olmasından...

...memnuniyet duyuyorum.

Yani, artistik patinaj!

Burada Oslo'nun simgesi olan Oslo Kızı'nı görüyoruz.

Ya da benim ona taktığım isimle “Oslo Kadını”nı.

Nasıl orada durup izliyor ve dinliyor, görüyorsunuz.

Şehrini seyrediyor. Bence bu gerçekten çok güzel.

Bu tarafta, diğerlerinden sıyrılan iki heykel göstermek istiyorum...

...Nils Flakstad'ın Balıkçı heykeli.

Norveç'in en önde gelen endüstrilerinden birini temsil ediyor.

Ama balıkçının aynı zamanda eski bir Mesih sembolü olduğunu da unutmamalıyız.

Bu yüzden, bu figürü, Oslo'nun tüm vatandaşlarının hayatlarını kutsayan...

...sevgi dolu ve bağışlayıcı bir Mesih figürü olarak görmekten keyif alıyorum.

Ve kucakladığı her şeyi; rüyaları, endişeleri...

Ve ihtiyaçları... özellikle de cinsel ihtiyaçlar ki...

...bunu da şuradaki bir figüre bağlamak istiyorum.

Bu, açıkça cinsellikle ilgilenen tek heykel.

Üç insanın buluşmasını görüyoruz.

Sağda bir çift, solda tek başına bir adam.

Cinsel gerilimin hâkim olduğu bir buluşma.

Soldaki erkekle sağdaki kadın arasında açıkça bir şeyler varmış gibi görünüyor.

Ama sağdaki erkeği incelerseniz...

...onun bakışları da diğer erkeğe dönük, değil mi?

Şimdi ellerine bakın; ellerini kasıklarının üzerinde birleştirmiş.

Bu ne anlama geliyor?

Bu üçlü arasındaki buluşma cinsel bir birleşmeye mi dönüşecek?

Kısaca, üçlü seks mi? Böyle şeyler olur.

İnsanların farklı cinsel ihtiyaçları ve tercihleri vardır...

...İsa da bunu yaratılışın bir parçası olarak görür ve kabul eder.

Benim özellikle ilginç bulduğum şey...

...belediye binamızın dış duvarındaki bu kadar göze çarpan bir yerin...

...cinselliğe ayrılmış olması.

Bunu çok dokunaklı ve düşünceli buluyorum.

- Ama... bu yeterince kapsayıcı değil gibi? - Nasıl yani?

Yani, biraz fazla dar bir kesime hitap ediyor gibi...

Halbuki bu, Oslo'nun 100. yılının ruhunu yansıtan ana tema olmalıydı.

Millî bir kutlama. Şölen ve coşku...

Evet, bu tema çerçevesinde...

...şehirde birçok etkinlik planladık.

- Günlerce sürecek. - Evet. Bu, bizim...

Spesifik olarak nasıl bir şey hayal ediyorsunuz?

Ne üzerinde çalıştığımızı bilmediğimiz için bir bütçe hazırlamak zor.

Spesifik önerilerimiz var...

Ama sadece bir gün süremez.

Herkesi kapsaması gerekiyor.

Kesinlikle! Bu herkes için! Ama “herkes” kim?

“Herkes” biz değil miyiz?

Kadınlar, erkekler ve farklı gruplar, sayısız renk...

Ve hep birlikte işte “herkes”i oluşturuyoruz.

Yarın görüşürüz.

- Hoşça kal. - Güle güle.

- Pek iyi gitmedi. - Gitti!

Hayır, gitmedi. Bir yere gidip kahve içebilir miyiz?

Feribota yetişmemiz gerekmiyor mu?

Nesodden'a gitmemize daha iki saat var. Bolca vaktimiz var.

- Bunlar senin fikirlerindi. - Evet, benim sunumum.

Herkes fikrini sunar, sonra birlikte karar veririz.

Tabii ki bir danışmanlık firması da var, onların da bir önerisi olacak.

Ancak bu öneri insanların ihtiyaçlarını önceleyen bir temele dayanmalı.

Sen öyle mi düşünüyorsun?

- Ben mi? Sen de öyle düşünüyorsun aslında. - Öyle mi düşünüyorum? Nasıl yani?

Bu işe başvurduğumda...

“Belediye için çalışmak insanlara yardım etme fırsatıdır,” demiştin.

- Öyle mi dedim? - Evet.

- Kendi işinden mi bahsediyordun? - Belki de?

“Belki de”...

Marianne, bunları düşünmeden söylüyorsun.

“Adımı söylediğinde, adımı bildiğin için...

...sevinçten deliye dönüyorum.” Bunu bana yazdığını hatırlıyor musun?

Evet, elbette.

Bu, Ragnar Hovland'ın bir sözü. Aklına neden şimdi geldi?

Bilmiyorum, muhtemelen “Marianne” dediğin için.

Bana, bu gece hakkında daha fazla bilgi ver.

Şöyle olacak...

Detayları hâlletmek için bir ekip kurdum.

Bir besteci, bir mimar...

...bir koreograf var... Ve sonra biz...

- Peki ya jeolog? Geleceğimi biliyor mu? - Biliyor tabi.

Bu konuda içimde çok iyi bir his var.

Muhtemelen sadece ben öyle düşünüyorum; ama bence çok iyi anlaşacaksınız.

Öyle mi...

Ortam, insanlarla kaynaşman için gayet uygun...

- ...yani, çok resmî olmak zorunda değil... - Ben zaten çoğu insanla çabucak kaynaşırım.

- Ne, nasıl...? - Yok, yani, ben sadece...

Benim için o kadar büyütülecek bir şey değil ama senin için çok önemli gibi görünüyor.

Biriyle tanışman mı?

Hayır.

Hayır, mesele o değil.

- Hayır, mesele o değil. - Değil mi?

Erkek arkadaşımın olmamasından yakınıp durmuyorum, değil mi?

Hayır.

Muhtemelen sadece kendi açımdan bakıyorum.

Biriyle tanışmak konusunda çok fazla stres yapıyordum.

Ama biriyle tanışmaya açık olduğunu söylemiştin.

Açığım, evet.

Peki, birini bulamamaktan kaynaklanan stresinden bahsederken...

...bu stresin sebebi neydi?

Gerçekten bilmiyorum.

Eskiden yalnız olmayı severdin.

Belki de bir ilişkinin getirdiği güvende olma hissi yüzündendir?

- Belki de... - Bu konuyu çok düşündüm.

Hayatta kendimi güvensiz hissetmiyorum. Sen de etmiyorsun.

Aynen.

Yani, evli olmayı seviyorum.

Bu konuda senden daha basit biriyim.

O evde yedi sekiz yıl yaşadıktan sonra, şimdi mi bir komodin almaya karar verdin?

Aklıma gelmemişti. Nereden alınır ki?

IKEA'dan sanırım. Ya da internetten 2. el. Nasıl bir şey istiyorsun?

Yatağa uygun, alçak olanlardan olmalı.

- 2 tane lazım. - Hayır.

Tek tarafında komodin olan bir çift kişilik yatak olmaz. Üzücü olur.

Kimin umurunda? Neden üzücü olsun ki?

2 tane almamın...

Merhaba! Sen de mi partiye gidiyorsun?

- Parti mi? - Daha çok bir buluşma gibi.

- Ya da ilham verici bir toplantı. - Anladım. Eve gidiyorum.

Nesodden'da mı yaşıyorsun? Hiç bilmiyordum.

Hayır, yaşamıyorum. Sadece bir kulübe ödünç aldım.

Yazımı orada geçiriyorum.

- Heidi, arkadaşım, ve Tor, iş arkadaşım. - Memnun oldum.

- Yine de iyi eğlenceler. - Eğleneceğiz.

- Yarın görüşürüz o zaman? - Tamam. Hoşça kal.

- Doktor mu? - Hayır, hemşire.

- Bir ayna bulmam lazım. - Ben dışarıdayım o zaman.

Merhaba!

İnsanların, söylediklerini gerçekten anladığını varsayamazsın.

Bütün gün o hastayı düşündüm.

- Bunu fark ettiğine çok sevindim. - Bana babamı hatırlattı da...

- Ben de biraz onun gibiyim. - Öyle misin?

Kendimi aptal durumuna düşürmekten korktuğum için...

...soru sormaya cesaret edememeyi anlayabiliyorum.

- Anlıyorum. Nerelisin? - Østfold'un Hobøl kasabasındanım.

- Çiftlikte mi büyüdün? - Hayır, ama annem çiftlikte büyümüş.

- Anlıyorum. - Ama çiftçi değillerdi.

Sıradan insanlardı. Babam inşaatta çalışıyordu.

- Ve sen de hemşire oldun. - Evet, nihayetinde.

Hobøllu, hâttâ Østfoldlu olduğunu hiç tahmin etmemiştim.

Öyle mi? Çok yakışıklı olduğum için mi?

- Kendini o kadar yakışıklı mı buluyorsun? - Şaka yapıyordum.

Ama dışarıda dolaşırken insanlar bana öyle diyorlar.

Hadi ya?

“Bir Østfoldluya göre fazla yakışıklısın.”

- İnsanlar gerçekten böyle mi diyor? - Hayır. Ya da evet, birkaç kez oldu.

Belki de aksanımdandır. Adam yerine konulmak sıkıntı.

- Østfoldlu demezsin hiç. - Hayır.

Saklamaya çalışıyorum.

Bize de Dokkalı demezsin hiç.

- Hayır, sanmam. - Dokka mı? Orası da neresi?

Gjøvik'ten çok uzak değil. Gjøvik ve Fagernes arasında.

- Kulüben nerede? - İşte orada.

- Küçük kırmızı olan mı? - Evet, ilk gördüğün.

- Feribot iskelesinin hemen yanında. - Evet.

- Görüşürüz. - Görüşürüz.

- Vay canına, bu mu? - Evet.

- Eve bak! Zengin biri olmalı? - Zengin mi?

- Merhaba. - Merhaba.

Sunumun nasıl gitti? Bugün değil miydi?

- İyi gitmedi. Düşüncelerimi aktaramadım. - Hayır, çok iyi gitti.

Eminim öyledir. Çok güzel anlatmışsındır.

Neredeyse fikirlerine imreniyordum.

- Merhaba. Ole Harald. - Marianne.

Demek Marianne sensin! Heidi bize senden bahsetti.

- Sen bizim grubumuzda değilsin... - Hayır, ben doktorum.

Sadece eşlik mi ediyorsun? Onlara ne ikram edeceksin?

- Bira ve şarap. Atıştırmalıklar. - Mangal yap! Bu konuda çok iyidir.

Neyse, beni ilgilendirmez. Gidelim kızlar. Babacığın toplantısı var.

Siz... İçeri girin. Diğerleri çoktan geldi.

- Hadi bakalım, evimize gidiyoruz. Gelin. - Hayır!

Bunu konuşmuştuk. Babacığın toplantısı var.

- Lütfen? - Hadi bakalım. 1, 2, 3!

Günümüzde “feminizm” kavramı çok geniş bir alanı kapsıyor.

Evet, anlamını tamamen yitirecek kadar sulandırıldı..

- Merhaba! - Gelebildiğine çok sevindim.

- Hepinize. Merhaba... - Ismael.

- Heidi. Sen mimar mısın? - Merhaba. Åbel.

- Marianne. - Merhaba Anna. Seni tekrar görmek güzel.

- Bu Marianne. - Bunlarla hiçbir alakam yok.

Evet.

Feminizm hakkındaki konuşmanıza kulak misafiri oldum.

Merak ediyorum, bu projeyle zaten ikna olmuş kesime mi hitap ediyoruz sizce?

- Emin değilim, şeye bağlı... - Nasıl gördüğüne bağlı.

Annem dün gece aradı, ben de ona bu projeden bahsettim.

Bunun belediye projesi olduğunu söyledim. Ama feminizmle bir bağ kuramıyor.

“Bunun benimle alakası yok” diyor. Evde bakım hizmeti almaya çalışıyor...

...ama başvurmayı beceremiyor. Onları arıyor, ama sonuç alamıyor, bu da...

Yani sence bu yıl dönümü, vatandaşa dokunan somut iyileştirmeler yaparak...

...ve daha iyi web çözümleri geliştirerek mi kutlanmalı?

- İkisini de yapmak mümkün. - Hayır, hiç de değil.

- Belediyede mi çalışıyorsun? - Evet, Kültür Departmanında.

Ve yıl dönümü projesinin yöneticisiyim.

Tarih eğitimi aldım.

Çok etkileyici bir doktora tezin var.

- Tamam, vay canına! - Tezimi moda tarihi üzerine yazdım.

- Konusu neydi? - Per Spook, onu duydunuz mu?

Merhaba. Bu...

Evet. Merhaba.

Şey, bu... Tanışmak ister misiniz? Yoksa...

E-postada da belirttiğim gibi...

...bunun başlangıç niteliğinde veya ilham verici bir toplantı olmasını istedim.

Çok benzer ifadeler, şimdi anlıyorum.

En temelden...

...yani bastığımız topraktan başlarsak...

Hem zaten jeolog bir komşum var...

ondan etkilenip bu açıdan bakmayı denedim...

Belki farklı şeyler görmemizi sağlar diye düşündüm.

- Bilmiyorum, belki sen... - Evet?

Aslında size...

...şehrin toprak yapısından bahsetmek istiyordum.

Ve buna benzer şeylerden. İlginizi çekerse tabii...

Çatıya çıkalım isterseniz, oranın manzarası daha güzel.

Oradan tüm şehri görebiliriz.

Heyecan verici.

- Beni takip eder misiniz? - Tamamdır.

- Gömleğin çok güzelmiş? - Öyle mi?

- Teşekkürler! - Benim de dikkatimi çekti.

Biraz içime oturdu açıkçası. Bu, şimdiye kadar aldığım en pahalı gömlek.

Orada korkuluk yok, o yüzden oturmanız daha güvenli olur.

Kimsenin düşmesini istemiyorum.

- Yatağa basabilir miyim? - Tabii, hiç sıkıntı yok.

- Kimin yatağına basıyoruz? - Benimkine.

- Burada mı uyuyorsun? - Çarşafları değiştirmeliydim.

- Hayır, neden ki? - Yok, sadece, burada büyümüştüm de...

Şey, eskiden burada olan evde... Odam aşağı yukarı buradaydı.

- Yani burası çocuk odası mı? - Evet, çocuk yatağı.

- Bu seni heyecanlandırıyor mu? - Evet, biraz.

- Ben de biraz heyecanlandım galiba. - Çok geniş sayılmaz.

Değil, ama... istersen yer var.

Yer ayarlanır yani, istersen...

Peki...

Her şeyin değişken olduğunu söyleyerek konuşmama başlamak istiyorum.

Bu nedenle, hiçbir şey gerçekten kalıcı ya da değişmez değildir.

Ama tarihsel gerçekler de var.

“Oslo Kazanı” adını...

...alçak araziye doğru inen Nordmarka ve Ekeberg tepelerinden alır.

Bu tepeler, bölgeye kazan benzeri bir şekil verir.

Bugün Oslo olarak adlandırdığımız yer, üç tür taştan oluşan bir yapıdır.

Öncelikle ana kayalık alan var...

...gnays ve granit gibi sert taşlardan meydana gelir.

Bu alan, Østmarka'dan Ekeberg'e kadar uzanır...

...ve Bunnefjorden'e doğru alçalır.

Sonra bir de “merkez” var.

Bu bölge çoğunlukla Kambriyen-Silüriyen dönemine ait...

...kireçtaşı ve şeyl gibi daha yumuşak taş türleriyle...

...bol miktarda tortul tabaka ve kil içerir.

Çevredeki yüksek kesimlere...

...(Nordmarka ve Sørkedalen gibi) baktığımızdaysa...

...çoğunlukla lav ve bazalt gibi püskürük kayaçlar görürüz.

Bunlar, bir lise öğretmeninin bana açıkladığı gibi...

...“yükselen” kayaç türleridir.

Ve tüm bunlar, kazan benzeri topografyayı oluşturur.

Jeolojinin hayatlarımız üzerindeki etkisini yorumlamak bana düşmez.

Ama... evet, mesela yürüdüğümüz yerler, bastığımız zemin...

...hâttâ aynı zamanda etrafımızdakiler; örneğin binalar veya bitkiler...

...zihnimizi etkiler.

Bunu, deodorant veya parfüm gibi bir şey kullanmayan birinin...

...kıyafetlerinin kokusu gibi düşünebilirsiniz.

O kokuya bir şekilde tepki verirsiniz.

Bir karakteri vardır ve sizi zorlayabilir.

Onu vücudunuzda hissedersiniz.

Ve aynı şekilde, ruhumuzu da etkilediğini düşünüyorum.

Evet, aşağı inebiliriz. Şarap isteyen var mı?

- Evet, lütfen. - Ya da başka bir şey?

Aşağı inelim.

Başınıza dikkat edin.

Mimar, annesinin ihtiyaç duyduğu yardımı alamadığından bahsettiğinde...

Her şeyin bu kadar aksadığı bir durumda, bütün bu kutlama birden anlamsız geliyor.

Galiba bunu iyi hesaplamamışım. Asıl odaklanmamız gereken yer başka.

Bence işleri fazla karmaşıklaştırıyorsun.

Bir şeyin önemli olması, başka bir şeyi daha az önemli veya ilginç yapmaz.

Bu her zaman olur.

Tamamen sana ait, son derece özgün bir fikrin vardır...

...ama sonra şüpheler başlar.

- Ida, bu yaptığın doğru değil. - Çok yorucu olmalı.

Anneden kaçılmaz. Hadi, gel... Eve gidip, yatmadan önce hikâye okuyalım.

Her şeyi iyice düşünmen gerektiğini anlıyorum.

Dişlerini fırçalamıştın ve yatmak üzereydin!

Hadi, yatmadan önce hikâye okuyalım.

- Hadi, gidelim. - Merhaba, Solveig.

- Kalkmana yardım edeyim. - Sorun yok, iyiyim.

Peki. Oda nerede? Evde yalnız mı?

Oda, Geir'le birlikte evde. Uyuyorlar.

- Gel. - Ben iyiyim.

Sadece ben uyuyamıyorum. Hadi eve gidelim, canım.

- Gel. - O burada uyuyabilir. Sen eve git.

- Ama bu hafta benim haftam. - Hayır, dediğim gibi olacak.

Solveig, eve birlikte yürüyelim. Çantamı alayım.

- Her şey yolunda mı? - Evet.

Onlara bir şey ikram etmedin mi?

- Ben gidiyorum. - Çok ayıp, Ole.

Balıklı börek yedik, değil mi?

- Ve beyaz şarap içtik. - Ne güzel.

Yiyecekleri çöpe atmayı sevmem.

- Ida, neden eve gitmiyoruz, canım? - Solveig, gidelim.

- Ben de gidiyorum. - Sana bir şey sorabilir miyim?

- Tabii ki. - Annem de teyzem de kanserdi.

Öyle mi?

Kusura bakma... O yüzden merak ediyordum da...

Üzgünüm! Sorun yok.

Kanser ve uykusuzluk arasında...

...bir bağlantı olup olmadığını biliyor musun diye merak ettim.

Onların arasında bir bağ olduğuna dair sonuçlanmış bir araştırma duymadım hiç.

Yani, endişelenmene gerek yok.

- Gel. Feribota giden yolu bulabilir misin? - Ida, yarın görüşürüz. İyi uykular.

- Tamam, hoşça kal. - Çarşambadan önce sana e-posta gönderirim.

- Harika. Görüşürüz! - Görüşürüz.

- Kusura bakma. - Yok, ne kusuru?

- Merhaba! - Biraz daha konuşmak isterim.

- Ben de. - Hikâyeni öğrenmek için...

Evet, bir hikâyem var mı bilmiyorum ama...

Kim olduğunu. Her neyse, seninle konuşmak çok keyifliydi.

Seninle de. O zaman ben kaçayım...

- Hoşça kalın ve kolay gelsin. - Güle güle.

- Merhaba. - Merhaba.

- Beni mi takip ediyorsun? - Sen söyle?

Aynı gün içinde üçüncü kez karşılaştık.

Nereye gidiyorsun?

- Şehre mi? - Hayır, şehre değil.

- Hadi ya? - Hiçbir yere gitmiyorum.

- Sadece feribota bineyim mi dedin? - Evet.

Sadece feribota biniyorum, gidip geliyorum. Bazen bunu yaparım.

Parti nasıldı?

Parti, şey...

Aslında oldukça âni bir şekilde sona erdi. Çok garipti.

Gitme sebebim...

...Heidi'nin beni komşusuyla tanıştırmak istemesiydi.

Ve o... şey...

...boşanmış ve eski karısı yan evde yaşıyor.

- Böyle bir şey işte... - Tipin değil mi?

Yo, iyiydi.

Bilmiyorum. Bakacağız artık...

Ee, sen de feribotla gidip geliyorsun demek?

Evet, bazen uyuyamadığım...

...ve huzursuz olduğum zamanlarda...

...feribota biniyorum.

Çoğunlukla...

- ...aslında bir adam bulmak için. - Anladım.

Grindr'ı biliyor musun? Ya da Tinder'ı, tabii.

Tabii ki, Grindr'ı da biliyorum.

Kimlerin çevrimiçi olduğunu ve kimlerin en yakın olduğunu görebiliyorsun.

Feribot gibi kapalı bir alanda olmanın bir özelliği var.

Kimin çevrimiçi olduğunu görebiliyorsun.

Ve onları ekranda gördüğünde, başını kaldırıp onlara bakabiliyorsun.

Onlar da tam karşında olabiliyorlar.

- Bu gece kimse var mı? - Hayır, şu anda yok.

- Peki oluyor mu? - Kesinlikle. Sık sık.

Peki, o zaman ne yaparsınız?

Bazen hiçbir şey. Bazen de sadece kesişiriz.

- Ya da güverteye çıkarız. - Ve seks mi yaparsınız?

Evet? Çoğunlukla sadece sohbet ederiz.

Belki bir şeyler planlarız.

Benim için asıl önemli olan heyecan.

Birinin bakışlarıyla karşılaşmak ve ikimizin de “hazır” olduğunu fark etmek.

Peki, Nesodden feribotunda hiç seks yaptın mı?

Birkaç kez. Ama yolculuk o kadar kısa ki, yapabileceğin çok fazla bir şey yok.

Doğru.

- Biraz cruising gibi. - Cruising mi, o da ne?

Bilmiyor musun?

Belirli yerlere gidip rastgele seks yapma olayı.

Birçok cruising noktası var...

Genellikle parkların veya ormanların tenha yerleri...

...erkeklerin diğer erkeklerle...

- ...buluşmak için gittiği yerler. - Ve seks yapmak için.

Evet.

Ama sadece onun için değil.

Bu feribotta, çoğunlukla sadece konuşuruz.

Bazen de bir parkta gezinti yapıp...

...seks sonrası oturup konuşursun ya... İşte öyle.

Ve seks sonrası konuşmanın bir özelliği vardır.

Çünkü bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyorsundur.

Adlarını bilmiyor olabilirsin. Belki de asla bilmeyeceksin.

Ve tarafsız bir ortamda olmak...

- ...garip ama hoş bir yakınlık yaratır. - Doğru.

Bu da açılmayı çok doğal hale getirir.

- Ne hakkında konuşursunuz? - Her şey hakkında. Her türden insan var.

Bazıları hâlâ eşcinsel olduğunu gizliyor.

Bazılarıysa kendilerini hiç gey olarak görmüyor.

Sadece, erkeklerle seks yapmaktan hoşlanıyorlar.

Bazılarıysa çok üzgün ve suçluluk duygusuyla boğuşuyor.

Belki aile yemeklerinden veya çocuk partilerinden kaçmışlardır...

...ve bunu konuşmaya ihtiyaçları vardır.

Bazılarıysa sadece cinsel kimliklerini açıklamak hakkında konuşmak istiyor.

- Ama sen açıkladın, değil mi? - Ben mi? Evet.

Benim için kolaydı. Ama çılgın hikayeler duyarsın.

Ebeveynlerin tüm iletişimi kesmesi gibi.

Saf kötülük.

Bu gece bana ayarladıkları o adam...

...normalde hiç ilgimi çekmeyecek tipte biriydi.

Sonra çatıya çıktık. Bize bir şey göstermek istedi.

Ve orada, ona karşı âniden karşı konulmaz bir yakınlık hissettim.

Ellerime hâkim olamadım. Onun poposunu avuçladım.

- Nasıl tepki verdi? - Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım.

Tepkisi şöyleydi... Şaşırdı. Ben de öyle.

- Ama bence hoşuna gitti. - Senin hoşuna gitti mi peki?

- Evet, benim de hoşuma gitti. - Peki...

Nasıl bir adam?

Kurnaz, sıcakkanlı ve küstah, hepsi bir arada.

Peki seni ne tür erkekler tahrik eder?

Hiçbir fikrim yok. Tamamen öngörülemez bir şey.

Peki ya seni? Seni tahrik eden ne?

- Sanırım, belirli bir cilt tipi. - Öyle mi?

Açıklaması oldukça zor.

Beni tahrik eden şey... ter.

- Özellikle iç uyluklardaki terli ten... - Peki...

Her türlü şeyden tahrik olabilirim.

Onunla tekrar görüşecek misin?

Nesodden'daki adamla? Evet... Evet?

Yoksa hayır mı? Emin değilim...

Bilmiyorum. Bu tür şeyler her zaman çok karmaşık olur.

Onunla bu gece seks yapıp bir daha görüşmemeyi isterdim aslında.

Bir ilişki aramadığın için mi?

Hem öyle hem de değil...

- Yatağının yanında komodin var mı? - Komodin mi?

Evet, iki tane var. Kulübede kaldığım sürece onları depoda tutuyorum.

Neden soruyorsun?

- Burada mı iniyorsun? - Evet. Sen devam mı ediyorsun?

Bol şans.

- Sağ ol. - Görüşürüz.

Merhaba.

Merhaba.

- Akşamın güzel geçiyor mu? - Güzel mi?

Çalışıyordum.

- Ya şimdi? Sevgilinin yanına mı gidiyorsun? - Hayır.

Hayır, sevgilim yok.

- Niye bu kadar geç saatlere kadar çalıştın? - Bir hastam vardı.

- Psikoloğum. - Vay canına!

Değil mi? Ben de öyle düşünüyorum.

Vay canına!

Peki, nasıl bir şey?

Şu anda, fabrikada, montaj hattında çalışmak gibi.

Nasıl yani?

Nasıl mı...

Şöyle...

...hayatta hiçbir şeyin acı verici...

...veya zorlu olmaması gerektiği beklentisiyle büyüdüysen...

...karşına çıkan ilk engelde dağılırsın.

Kötü bir gün geçirmenin normal olmadığını düşünürsün.

Ve tedaviye ihtiyacın olduğunu...

Bunu söylemek doğru gelmiyor ama ben...

Bazen hastalarıma sadece...

...kendilerini toparlamalarını söylemek istiyorum.

Bu, çok daha masrafsız olur.

Peki... Seni Grindr'da gördüm.

- Şey, ben aslında pek ilgilenmiyorum... - Gidebilirim.

Hiç sorun değil, dilersen kalabilirsin.

Onun dışında, bir partner mi arıyorsun yoksa sadece seks mi?

“Sadece” seks mi? Hiçbir şey “sadece” seks değildir.

Değil midir?

Yani, değildir tabii...

Sanmıyorum. En azından çoğu kişi için değil.

Belki de sen çok seks yapan birisindir?

Evet. Sanırım öyleyim... Evet.

- Birçok farklı partnerle mi? - Evet.

- Sabit bir partnerin yok mu? - Hayır, şey...

- Sorun olmazsa buraya oturacağım. - Tamam.

Sabit bir partnerim olmaması benim için sorun değil.

O zaman... günümüzde seks yapmak, nasıl bir şey?

Şey, yani... Şaka mı yapıyorsun?

- Hayır. - Ciddisin yani.

Günümüzde seks yapmak nasıl bir şey...

Güzel. Tam olarak neyi kastediyorsun?

Bilmiyorum... Kendini güvende hissediyor musun?

Güvende mi? Hissediyorum.

Ama hayır, herkes hissetmiyor.

Bazı vücutlar o kadar kasılıyor ki...

...bir şey girerken ne kadar zorlandıklarını âdetâ gözlerinle görebiliyorsun.

İster sperm olsun ister duygular...

- Ama çok fazla porno izlemiş olabilirler. - Doğru. Yani bunu tavsiye etmiyor musun?

Porno izlemeyi mi? Ediyorum.

En azından neyi sevdiğini keşfetmene yardımcı olabilir.

Sapıkça şeyler mi?

Sapıkça mı... Neyin sapıkça olduğunu düşünüyorsun?

Çoğunlukla kafada bitmiyor mu bu işler?

Bilmiyorum. Bence çoğu şey güzel olabilir.

Aynı anda birçok erkekle sevişmekten zevk alabilirim.

Ya da üzerime işenmesinden.

Bence ikisi de çok tahrik edici olabilir.

Ama bunlar olduğunda, bunları “sapıklık” olarak nitelendirmiyorum.

- Öyle mi? - Zevkli işte.

Ya da güzel.

Ya da belki de sapıkça derken bunu kastediyorsun?

Hayır, yani...

Bilmiyorum.

Hiçbir şeyle ilgilenmiyor musun? Ne seksle ne de erkek arkadaşla?

Sanki bunlar zıt şeylermiş gibi?

Çoğu insan ikisini de istemez mi?

Hem birçok seks partnerini hem de kendini özel olarak seven birini?

- Bu bir ikilem değil mi? - Olmak zorunda değil.

Çok düşüncesizim. Sana ne iş yaptığını sormadım.

Ya da güzel bir akşam geçirip geçirmediğini falan.

Sormadığım için özür dilerim. Gerçekten kaba bir hareketti.

Normalde bu kadar bencil değilimdir. Yanıma gelmen çok nazik bir davranış.

Bunu takdir ettim, bilmeni isterim. Ama neredeyse vardık.

- Sanırım içeri gireceğim. - Tabii.

İyi akşamlar.

Adın ne?

- Bjørn. - Bjørn...

Ben de Tor.

Anladım.

- Hoşça kal, Tor. - Güle güle, Bjørn.

Ölecek miyim?

Hayır, ölmeyeceksin.

Sadece...

...kendimi kanser olan biri gibi hissetmiyorum.

Hayır...

Bunun çok acı verici bir haber olduğunu biliyorum.

Ama erken davrandın, teşhisi erken evrede koyduk.

- İyileşeceksin. - Evet...

Öngörü mükemmel. Bunu unutma.

Ama tedavi görmem gerektiğini söylemiştin?

Senin için en iyi tedaviyi bulacağız.

Bu kemoterapi, ışın tedavisi veya ameliyat olabilir, değil mi?

Büyük olasılıkla, evet.

Ben...

Bunu yapamam!

Televizyonda bu konuyu konuşan kel adam olamam.

Ama bunu yapmak zorunda değilsin.

- Hayır, kimse bunu yapmak zorunda değil. - Ben öyle biri değilim!

14 Ağustos Perşembe

Bence tam da öyle biri.

Burada, stand-up komedyeni olduğu yazıyor. Adını hiç duydun mu?

- Evet. Onu anlamakta zorlanıyor musun? - Hayır, zorlanmıyorum.

Onu çok iyi anlıyorum. Ama bu işten maddi olarak kârlı çıkacak.

Instagram'da çok sempati görecek, kitaplar yazacak...

Ama bir bakıma bu iyi bir şey. Başkalarına yardımcı olabilir.

Ve o, hastalıkla başa çıkmanın başarılı bir örneği olacak.

Bu, mücadelede onun kadar iyi olamayanlara yetersizlik hissi yaşatabilir.

- Anlıyorum. - Kim bilir. Yemeğe çıkıyor musun?

Hayır, izin aldım. Josef benim yerime bakacak. İşte geldi.

- Merhaba. - Biraz önce “Joel” diye biri seni aradı.

- Joel mi? - Özel bir konuymuş. Geri aramanı istedi.

“Hoel” olabilir mi? Ole Harald Hoel?

İyi duyamadım.

- Hemen arayayım. - Tamam. Ben çıkıyorum.

- Tamam. Görüşürüz. - Görüşürüz.

- Tanıdığın biri mi? - Olabilir.

Merhaba! Beni tanıdın mı?

- Feribottan değil mi? - Evet.

Eve mi gidiyorsun?

Bir şey mi oldu?

Dur... Bir bakayım.

- Nefes alabiliyor musun? - Neyim var bilmiyorum.

Kolunu kaldırabiliyor musun?

Kolunu kaldırabiliyor musun? Tamam, güzel.

- İyiyim. - Bana bak.

Bir sorun var gibi görünüyor.

Kötü bir haber mi aldın?

- İyiyim. - İyi misin?

Teşekkürler.

- Hey... - Bak, iyiyim dedim.

- Emin misin? - Evet, kesinlikle.

“İnsanlığa karşı doğuştan gelen bir sevgim var.

Tüm insanlara.

Ve bir merhamet duygusu da.

Sanırım tek bir erkeğe ait olmak bana göre değil.

Tek birini sevmek çok sığ geliyor.

Zaten sadık da kalamam.

Başkaları yüzünden değil, kendi çok yönlülüğüm nedeniyle.”

Hangi kitap bu?

Bir günlük. Etty Hillesum diye birinin.

Onun günlüklerini ve mektuplarını okuyorum.

Sonuncusunu buraya gelirken okudum. Çok beğendim.

- Sence bana hitap eder mi? - Emin değilim.

Ben bitirince ödünç alabilirsin.

- Sen ne okuyorsun? Tabii okuyorsan? - Çoğunlukla bilimsel kitaplar okurum.

Kurgu kitapları pek sevmem.

“Sonra şunu yaptı, sonra bunu yaptı...”

- Bana gerçekçi gelmiyor. - Doğru. Ama günlük farklıdır.

Doğası gereği öngörülemez...

...ve hem geçmişi hem de bugünü içerir.

Yazıldığı anda kaleme alınmış, sonradan eklenmiş bir sistematiği yok.

Ben çoğunlukla kayaçlar hakkında kitaplar okurum.

Aynı zamanda onlar hakkında yazarım da. Sanırım okuduğumdan daha çok yazıyorum.

- Anlıyorum. - Genelde o koltukta otururum.

- Ve yazarım. - Kayaçlar hakkında.

Kayaçlar hakkında. Üzerime bir battaniye örtüp.

Bir dene. Çok rahat.

Sağ ol.

Demek burada dizüstü bilgisayarınla oturup yazıyorsun?

- Aslında çoğunlukla elle yazarım. - Gerçekten mi?

Aklıma geldi, artık kimsenin el yazısını görmüyoruz.

İşte benim yazım böyle.

Nasıl buldun?

“Bence biraz sert görünüyor. Bu da benimki.”

Teşekkürler. Biraz...

...eski moda gibi mi görünüyor?

- Öyle olsun bakalım. - Ama özür dilemeliyim.

Sana akşam yemeği hazırlamayı planlıyordum.

Yemek yapmayı severim.

Ama bugün işler planladığım gibi gitmedi.

Atıştırmalıklar harikaydı.

Peki, sen...

Ürolog musun...?

Evet, üroloğum.

Düşünüyordum da...

Karnımız, vücudumuzun bu bölümü...

...en mahrem yerimiz kabul edilir.

Bir zevk kaynağı olabilir.

Ama aynı zamanda idrar yapma, dışkılama gibi...

...insanların iğrenç bulduğu şeylerle de ilişkilendiririz.

Bu nedenle, bu bölge işlevsel olsun ya da olmasın...

...artık utançla ilişkilendirilir oldu.

- Sen de jeologsun, değil mi? - Evet.

- Anlat bakalım. - Yani...

Çoğu kişi...

...petrol endüstrisinde çalışmak için jeolog olur.

Çalışmaya başlamadan önce ben de böyle düşünüyordum.

Taşın gerçek doğasını kavramadan önce tabii.

- Taşlara âşık olmandan önce yani. - Evet.

Şu anda taş, hayatımdaki en önemli şey olabilir.

Ve...

...taşların şarkı söylediğini duyabiliyorum.

Deniz kıyısındaki bir kayaya...

...ya da tümseğe uzanıp kulağımı taşa dayadığımda...

...onların sesini işitebiliyorum - ki bunu yapmayı çok seviyorum.

İşin içinde hiçbir mistik unsur bulunmuyor.

Bu sadece...

...taşın tenime değmesinin fiziksel hissiyle...

...taş hakkında bildiğim her şeyin birleşiminden ibaret.

Sanırım, bilgisel verilerle...

...duyusal algının bütünleşmesi...

...o canlı nabız duygusunu veriyor.

Bu benim algıladığım bir şey...

...ama sen de aynı deneyimi yaşayabilirsin.

Sen de duyabilirsin.

Bunu... Aynı şekilde sen de deneyimleyebilirsin.

Yüksek lisansıma başladığımda...

...bir arkadaşımdan...

...Oslo'nun toprak yapısının bir maketini yapmasını istedim.

Şiirsel yönünü...

...ilk kez o zaman fark ettiğim...

O maketi görmeyi çok isterim!

- Halâ bende duruyor. - Gerçekten mi?

- Evet? - Hadi ya?

Evet, evet.

Vay canına!

- Bayağı büyükmüş! - Evet.

- Güzel, değil mi? - Çok güzel!

Farklı türlerin farklı rengi olmasını çok seviyorum.

Özelliklerini anlamana yardımcı oluyor.

- Bu ne? - Şist.

Peki ya buradaki?

Kalker.

Aklından ne geçiyor?

Cildini çok beğendim.

Ve mesleğine bu kadar tutkulu olmanı seviyorum.

Öyle mi? Başka şeyleri de önemsiyorum.

Hayatta en çok sevdiğim şey, kızlarımla vakit geçirmek.

Hayatımdaki en önemli şey, onlar.

Az önce kayalar demiştin, değil mi? Hangisi olacak, kayalar mı, çocuklar mı?

İkisi de. Birini seçmek zorunda değilsin ki.

Sadece, dil bizi öyle düşünmeye yönlendiriyor.

N'oldu?

Hiç, sadece seni dinliyorum. Bence bu kitabı sevebilirsin.

Geceyi burada geçirmek ister misin?

Evet, çok isterim.

Ama sanırım kalmayacağım; gideceğim.

- Buraya oturmamın sakıncası var mı? - Yok, otur lütfen.

- Şey... - Evet?

- Evet... - Hangi rüzgâr attı seni bu feribota?

Birini ziyaret ettim. Şimdi eve gidiyorum.

- Kimi ziyaret ettin? - Bir arkadaşımı.

- Akşam yemeği mi yediniz? - Hafif bir şeyler atıştırdık.

“Nesodden'da Atıştırmalık” mı?

Halk müziği albümü adı gibi.

Mumlar, mızıka...

- Komplo teorileri. - Evet. Halk müziğini severim.

Ben de.

Ya sen? Burada mı çalışıyorsun?

Bir evi yeniliyorum. Bütün gün yer döşemesi yaptım.

Lânet olsun.

- Bugün yağmur yağması gerekiyordu. - Yağmaması üzücü mü?

Yağmur yağdığında yüzmeye gitmek güzel olur.

Günün sonunda genellikle yüzmeye giderim.

Çalıştığım yerin yüzme alanı var.

- Yüzmeyi sevmez misin? - Çok severim.

Yüzmeye gitmediğinde ne yaparsın?

Pek bir şey yapmam.

- Bulmaca çözerim. - Bulmaca mı?

- Sen de mi bulmaca çözersin? - Hayır. Ben kitap okurum.

Anladım.

Peş peşe dizilen sözcükler hoşuna gider mi?

Gider.

Anladım. Ben daha karma karışık olanlarını severim.

Üstesinden gelmem gereken bir tür kaos gibi.

Anlıyorum.

Saçların çok güzel.

- Teşekkür ederim. - Dokunabilir miyim?

Bir arabamız olsaydı...

...ne yapabilirdik biliyor musun?

Cennet Koyu'na gidip yüzebilir sonra da sevişebilirdik.

Bunu yapabilirdik.

Gerçekten yapabilirdik.

Ama... Cennet Koyu'ndan başka yerler de var.

Gülüyor musun? Bunu komik mi buldun?

Seninle tanıştığıma çok sevindim. Bunu daha önce hiç yapmamıştım.

En azından bu kadar spontane bir şekilde. Sen yaptın mı?

Evet, tabii. Yani... evet.

Aslında oldukça sık yaparım. Yani, duruma göre değişir.

Şu anda eşim...

...hasta olan babasını ziyaret etmek için ailesinin yanına gitti.

Bu da bana kendime daha fazla zaman ayırma fırsatı veriyor.

- Anladım. Demek evlisin? - Evet. Sen değil misin?

- Hayır. - İkimizin de evli olduğunu varsaymıştım.

- Öyle mi? - Peki.

İyi o zaman. Evli gibi görünüyorsun ama.

Bu seni şaşırttı mı? Şaşırmış görünüyorsun.

Evli olmana mı? Evet, biraz şaşırdım diyebilirim.

Esasında, evli olduğun hâlde Tinder'da takılmana şaşırdım.

- Karının öğrenmesinden korkmuyor musun? - O Tinder'da değil, değil mi?

- Bilmiyorum. Ama arkadaşları olabilir. - Hayır, hayır.

Belki inanmayacaksın; ama karımı gerçekten seviyorum.

20 yıldır evliyiz. Bu hafta sonu Voss'ta birlikte olacağız.

- Vosslu musun? - Evet. Karım da öyle; ikimiz de Vossluyuz.

Evle posta kutusu arasında yarım kilometre mesafe olan bir yerde büyüdüm.

Bu, insanda iz bırakıyor.

O yürüyüşte oluşan beklentileri hayal bile edemezsin.

Ben Dokkalıyım.

Öyle mi? O zaman, ne demek istediğimi anlıyorsundur.

Görünüşe göre senin posta kutun da oldukça uzaktaydı.

- Yarım kilometre uzakta değildi. - Hayır, ama ne demek istediğimi anlıyorsun.

O zaman, hayattan beklediklerinle gerçekten yaşadıkların arasında...

...bir bağ olmadığını da fark etmişsindir.

Gerçi evli değilsin, değil mi? Değil misin? Tamam.

Peki, madem öyle diyorsun. Sen daha iyi bilirsin.

Sende farklı bir şey olduğunu hissetmiştim.

Seni bilmem ama çoğu bekar kadın daha fazlasını bekliyor.

Belki açıkça dile getirmiyorlar ama...

Bir arkadaşım var, bu konuda onunla hiç anlaşamıyoruz ama...

Tinder’da tanıştığı her kadını fahişe sanıyor.

Hiçbir zaman, para karşılığı olsun olmasın, bir fahişeyle birlikte olmadım.

Onun, Tinder'dan önce de yaptığı olmuş. Ama benim olmadı.

Bana Tinder'ın kendisi için “ücretsiz bir genelev” olduğunu söyledi.

Bir bakıma öyle de. Ama sadece onunla sınırlı değil.

Çünkü, direkt vermeye hazır bir sürü kadın görüyorum...

...ama diğer yandan da karşılığında...

...ulaşılması imkansız ütopik beklentileri oluyor.

Ve bu da beni suçlu hissettiriyor.

İşte bu yüzden... Hayır.

Bence, evliysen...

...beklentilerin daha düşük oluyor.

Ve bu...

- Yanlış mı anladın? - Yo, hiç de bile.

Karına karşı suçlu hissetmiyor musun?

Tabii ki hissediyorum. Hem de çok.

Tabii ki suçlu hissediyorum; ama bu tamamen farklı bir şey!

Muhtemelen, benim gezegendeki...

...en aşağılık herif olduğumu düşünüyorsun.

Ama içimde çok fazla cinsel dürtü var.

Ve...

İnsanları çok seviyorum! İnsanlar...

Sen iyi birine benziyorsun ve az önce paylaştığımız şey...

...tamamen farklı...

...başka biriyle olanlardan farklı.

Yani, neden bunun kötü bir şey olması gerekiyor ki?

Tabii ki vicdanım rahatsız.

Sanırım bunu biraz mahvettin.

- Nasıl yani? Yanlış bir şey mi söyledim? - Hayır, sadece...

Sanırım, eve gitsem iyi olacak.

Beni gerçekten tanımıyorsun.

Ama ben...

...iyi biriyim.

Evet, gerçekten öyle olduğuna inanıyorum. İyi birisin bence.

Kesinlikle. Ama...

Biraz daha kalamaz mısın? Çok gergin görünüyorsun.

Hayır... Eve gideceğim.

- Bu gece için teşekkürler. Çok güzeldi. - Teşekkürler.

Hoşça kal.

17 Ağustos Pazar

18 Ağustos Pazartesi

Tinder'ın ücretsiz bir genelev gibi olduğunu gerçekten söyledi mi?

- Evet. - O zaman bu seni ne yapıyor? Fahişe mi?

Evet, ya da onu. Benim niyetim de onunkinden farklı değildi.

Sadece onunla seks yapmak istedim.

Aynı şeyi istiyorduk, o yüzden de öyle oldu.

Sonra, bir kadının asla söylemeyeceği şeyler söyledi.

Ama bunun onu ahlâkî açıdan kötü bir insan yaptığını sanmıyorum.

- Ama evliydi. - Evet.

Bunu bilseydim belki onunla yatmazdım.

- Bu beni gerçekten rahatsız ediyor. - Rahatsız eden ne?

Ole Harald'la öpüşmekten...

...limanda rastgele bir yabancıyla seks yapmaya geçmen.

Gerçekten hiç sıkıntı çıkmadı.

Bu beni gerçekten mutlu etti. Bir bakıma çok özgür hissettim.

Tanımadığın biriyle âniden yakınlaşmak insana iyi geliyor.

Sanki daha önce hiç rastgele seks yapmamışsın gibi konuşuyorsun, ama yaptın.

Belki de feribotta tanışmamızın etkisiydi.

Randevu havasından uzak, çok daha rahat bir histi.

Tinder'den randevulaşmak...

...ya da bir barda oturup sohbet etmek gibi değil...

...onlar daha çok bir “alışveriş” gibi geliyor.

Öyle değildi, tamamen doğaldı. Hiçbir hesap yoktu aramızda.

- Seni sıkıyor muyum? - Hayır, ama kulaklığı takman gerekiyor...

Tak, çünkü birazdan...

- Merhaba. - Merhaba. Salonları kontrol ettim.

Yeterince güzeller; ama asıl burada yapsak daha harika olur.

Bir ses sistemi kurarsak, tüm şehrin dinlemesini sağlayabiliriz.

- Proje onaylandı mı? - Hayır.

- Görünüşe göre reddedilecek. - Reddedilecek mi? Neden? Ne zaman?

Bugün öğleden sonra. Sana söyleyecektim; ama sonra bana o seks hikayesini anlattın.

Yine de bir şeyler yapmak istiyoruz. Burada bir gösteri, bir konser kaydı.

Gerçekten güzel olabilir.

Bütçemizin el verdiği ölçüde hareket ederiz.

Henüz kesinleşmedi.

Şu anda, Knausgård'ın 2. Dünya Savaşı dönemi direniş sanatını ele alan...

...bir sergi projesi var ve bu proje yoğun ilgi görüyor.

Kule çan müzisyeniyle konuşup geleceğim.

Bunun için çok sıkı çalıştım. Bana inanılmaz enerji verdi.

Şimdi de gidip Knausgård ve 2. Dünya Savaşı'yla mı uğraşacağım?

İçimde müthiş bir boşluk ve tükenmişlik hissediyorum.

- Bırakıp gitmek istiyorum. - Bırakamazsın.

Yaptıkların da beni çok rahatsız ediyor.

Aklım almıyor, Marianne.

Jeologla öpüşmekten marangozla seks yapmaya!

- Sen ki tanıdığım en sorumlu kişisin! - Sorumsuzca olduğunu mu düşünüyorsun?

- Bilmiyorum. - Bence öyle değildi.

Ahlak kurallarım çok katıdır.

Bunlar sadece seksle ilgili değil, birbirimize nasıl davrandığımızla da ilgili.

Bu, belediye binası turunda mükemmel bir şekilde ifade ettiğin şeydi!

Özgürlükten, cinsel özgürlükten bahsettin...

Evet, bunun kaynağı da sensin!

Bütün mesele sendin. Anlamışsındır herhalde?

Sen, benim asla yapamayacağım şeyler yapıyorsun.

Peki, sen de yapmak ister miydin?

Bilmiyorum.

Sanırım bir şekilde tehdit altında hissediyorum kendimi.

O özgürlüğün ve sınırları zorlayan davranışların karşısında.

Bu beni ne yapar?

Hayatı yaşamaktan korkan...

...çekingen, uysal, sıkıcı bir insan mı?

- Mesele bu değil, Heidi. - Bunu içten içe biliyorum.

Ama seninle konuşurken böyle düşünüyorum. Sen beni böyle düşünmeye zorluyorsun.

Rastgele bir marangozla yatmadığım için hayatım renksiz değil yani.

O marangozla yatmak beni özgür ruhlu biri yapmıyor...

...hayatımı da harikulade hâle getirmiyor.

Seksle ilgilenmiyorum bile.

Diğer her şey gibi, o da bir anda oldu ve çok keyif aldım.

Tamam, ama Ole Harald konusunda da işler benim için karmaşıklaşıyor.

O, benim arkadaşım!

Ona feribotta rastladım...

Harika bir gün geçirdiğini anlattı, seninle konuşmayı dört gözle bekliyordu.

Hadi canım, gerçekten mi? Bunu duymak çok güzel!

Heidi, ondan çok hoşlanıyorum. Bence o harika biri.

- Nasıl yani? Onunla tekrar görüşecek misin? - Olabilir, kim bilir?

Ama sevgili olacağımızı hiç sanmıyorum.

Kızlarının her şeyden daha önemli olduğunu söylediğinde bu çok netleşti.

- Neden? En önemli olmak mı istiyorsun? - Hayır, elbette hayır.

Sadece bunun ne kadar karmaşık olduğunu fark ettim.

Kızları, hayatındaki en önemli şey olmalı.

Ama biri araya girerse, kızları kendini ikinci planda hissedebilir.

Bu şekilde düşünemezsin Marianne.

Öyle mi? Ben de boşanmış bir ailenin çocuğuyum.

Çocuklarını umursamamak tam bir bencillik göstergesi!

Ole Harald'la birlikte olursam onun hayatına dahil olmam gerekecek.

Birinin hayatına dahil olmak kötü mü? Hem çocuklar da seni sevecektir.

Belki de... ama...

Dahil olmak, sorumluluk almak demek.

Üstelik sorunlu bir aile.

İki güvensiz çocuk ve yan komşu olarak alkolik eski eş!

Solveig'in alkol sorunu olduğunu mu düşünüyorsun?

- Evet. - Hiç sanmıyorum.

Onunki, tipik bir alkolik davranışıydı. Bana babamı hatırlattı.

Peki, tüm bunları görüyorsun... Güvensiz çocukları ve...

- Tam da bu durumdayken... - ...yardım eli uzatmak gerekmez mi? Hayır.

Bu sorumluluğu üstlenmek için uygun değilim. Sorumlu davranış uzak durmaktır.

Bu çok alaycı bir yaklaşım, Marianne.

- Bence, müdahale etmek daha alaycı. - Hayır. Hayır!

Kalbimin derinliklerinde senin yanıldığını hissediyorum.

Yardım eli uzatmam gerekirse, Solveig'e uzatırım. En çok ihtiyacı olan o.

22 Ağustos Cuma

Ameliyat programlarını mı kontrol ediyorsun?

- Bir şey sorabilir miyim? - Tabii.

Ameliyat olan bir hastayı ziyaret edip ona bir merhaba diyebilir miyim?

Tanıdığın biri mi, yoksa burada mı yatıyor?

Yatıyor, ama...

- Yani, ilişkin olan biri mi? - Hayır, bu hastanedeki biri değildi.

Ayrıca, onu yakından tanımıyorum...

Onunla ilk kez feribotta karşılaştım.

Önce Grindr’da tanıştık, sonra da güvertede görüştük.

Hiçbir şey olmadı, sadece konuştuk, sonra beni yanağımdan öptü.

Hepsi bu kadar. Ve burada çalıştığımı biliyor.

Anladım. Ne diyeceğimi bilmiyorum.

Neden onu ziyaret etmek istiyorsun? Ondan hoşlanıyor musun?

Hayır! Hayır...

- Hayır. - Hoşlanmıyor musun?

Sadece onu kontrol etmek istedim. Gerçekten, sadece iyilik olsun diye.

Ama bu yanlış anlaşılabilir...

Sevgili olmak istemediğim bir erkeğin...

...akşam yemeği davetini kabul etmem uygun olur mu sence?

Yani...

...eğer ona yanlış bir izlenim vermezsen...

Muhtemelen sadece “evet” diyerek bunu yaparsın.

Sorun da bu.

Yani...

Görevli hemşire olarak ziyaret et. Kişisel olarak değil.

Tamam.

Merhaba Carina. Bir hastayı kontrol etmeye geldim.

Buyur.

Merhaba. Komşunuzu kontrol etmeye geldim.

Merhaba. Bir kontrol edeyim dedim...

Telefonumun şarj aletini bulamıyorum.

Bu mu?

Oradaymış. Benim için şarja takabilir misin?

- Teşekkürler. - Buraya bırakıyorum.

Dün ameliyat olduğunu ve ameliyatın iyi geçtiğini duydum.

Şey... Prostatım alındı.

- Umarım tamamen hâllolmuştur. - Evet, umarım...

Burada olduğumu nereden bildin?

Burada çalışıyorum. Ameliyat programını kontrol ettim.

- Adımı soyadımı bilmiyorsun. - Öğrenmesi zor değildi.

Adının Bjørn olduğunu biliyorum...

...ve randevundan sonra koridorda karşılaştık.

Son görüşmemizden sonra seni çok düşündüm.

- Seni öyle bırakmamalıydım. - Hiç önemli değil.

- Ne kadar üzgün olduğunu anlayabiliyordum. - Sadece, kimseyle konuşmak istemiyordum.

- Anlıyorum. - Evet.

Her halükârda, ameliyatı bu kadar çabuk olman harika.

- Evet, harikaydı. - Şimdi nasıl hissediyorsun?

Fena değil, sadece çok şişkin hissediyorum.

En beter kısmı da bu.

Laparoskopik cerrahide karın boşluğu gazla genişletildiğinde normaldir.

Biraz dolan, gezin. Osurarak gazını boşaltınca rahatlarsın.

- Evet, öyle söylediler. - Şimdi yürümek ister misin?

- Şimdi mi? - Aynen, seninle yürüyebilirim.

- Dinle, bu... - Hadi ama.

- Ayağa kalkabileceğimi sanmıyorum. - Sana yardım edebilirim. Bu senin mi?

Evet, ama...

- Hadi yapalım. - Ona dikkat et.

Teşekkürler.

- Diğer ayak. - Evet. Oldu.

- Tamamdır. - Bunu tut lütfen.

Tamam. Tekerlekler kilitli.

- Oldu. Hazır mısın? - Evet.

Tamam.

- Biraz daha ilerle. - Geri dönmek istiyorum galiba. Evet.

- Olur mu? - Olur.

Buraya koydum. İyi gitti.

Bundan emin değilim.

- Ne zaman taburcu olacaksın? - Sanırım yarın.

- Doğru olamaz. - Muhtemelen doğrudur.

- Düşündüğünden daha hızlı geçecek. - Öyle mi dersin?

Evet.

Düşünüyordum da...

Sana yardım edecek biri var mı? Alışveriş falan için.

Birkaç hafta ağır şeyler kaldırmamalısın.

- Arkadaşlarım var. - Elbette vardır.

Bir arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Sıkıntı olmaz.

Tamam, güzel.

Numaran ne?

90-25-22-13.

Hiç gerek yok...

- Artık benim numaram da sende var. - Tamam.

Market alışverişi ya da başka bir şey için yardıma ihtiyacın olursa diye.

Beni ara. Ciddiyim.

Sonuçta ikimiz de Nesodden'da yaşıyoruz.

Sarpsborg'da yaşıyor olsaydın, uğraşmazdım.

- Gazın çıkması için yürüyüş yapmayı unutma. - Elimden geleni yapacağım.

- Çok teşekkür ederim. - Rica ederim.

Hâlimi hatrımı sorman çok nazikçe.

Yardım teklifin ve her şey için teşekkürler.

Hoşça kal, Bjørn.

- Nesodden'a mı gidiyorsun? - Evet.

Planım öyle. Yolda bir kahve içerim belki.

Ya da feribota binmeden önce bir bira...

Ne kadar şanslı olduğunun farkında değilsin.

O dediğin şeyler, kısıtlandığında kulağa o kadar muhteşem geliyor ki...

Bir kenara oturup kahveni yudumlayabilmek...

İnsanları izleyebilmek...

BJØRN Sen aslında kimsin?

TOR Tor'um. :)

BJØRN Bu, bir psikiyatrist için yeterli değil.

BJØRN Yardım teklifini kabul edebilirim.

TOR Güzel. :)

25 Ağustos Pazartesi

- Elvestad'ı gördün mü? - Hasta zaten orada.

Affedersiniz.

Egil'le anlaşmıştık. Anlamıyorum.

Geçen hafta sonu yemekteyken.. Bana söz vermişti...

Kendinizi bana atanmış olarak düşünebilirsiniz.

- Atanmış derken...? - İsterseniz, bir kontrol edeyim...

- Søyland'ı gördün mü? - Ameliyatta değil mi?

Öyle sanıyordum, ama bu hastanın onunla randevusu varmış.

Bir hata olmalı. Bu çok talihsiz bir durum.

- Onu çağırmanız mümkün değil mi? - Ameliyattayken olmaz.

Ama test sonuçlarınız burada.

Hayır, hayır. Onları Egil'den almalısın.

Mümkünse, onu çağırabilir misiniz?

Ameliyatta olup olmadığını kontrol edebilirim.

Güzel.

Ameliyatı Hamburg'da olacaktık.

- O klinik en iyisi olduğu için. - Eminim biliyorsunuzdur.

- Tabii Kopenhag hariç. - Onlar da oldukça iyi.

Ama Hamburg'dakilerle konuşurken Egil'i tanıdığımızı söyledim.

Onlar da “Avrupa'nın en iyilerinden biri Norveç'teyken...

...neden Hamburg'a geliyorsunuz?” dediler.

İlginç olan, Egil'in amcası Håkon Søyland'ın...

...babamı tedavi etmiş olması.

Aynı rahatsızlık için değil tabii. O bir kalp cerrahıydı.

Kulübesi de Mysuseter'de, ailemin kulübesinin yanındaydı.

- Anlıyorum. Ne tesadüf ama. - Değil mi?

Egil elbette olağanüstü bir cerrah.

Ameliyattan şimdi çıktı. Birazdan aşağı inecek... Biraz geciktiler.

- On dakika içinde burada olur. - Teşekkürler.

- Sverre'nin babası 105 yaşına kadar yaşadı. - Artık yaşamıyor.

Bu bahar öldü; ama son âna kadar zinde ve zekiydi.

- Evet, öyleydi. - Çok az kişi bu kadar şanslıdır.

- Doğru, abisi hâlâ hayatta. - Abim değil, amcam.

Evet, amcası. Gey, ama...

Varisinin olmaması üzücü, ama...

Kesinlikle dinç. Ailemizdeki yaşam süresi çok uzundur.

- Evet... - Evet, öyledir.

105 mi?! Bazı insanlar o kadar itici ki...

...onlarla konuştuktan sonra duş alasın geliyor.

Alındın mı?

O da herkes gibi eşini kaybetmekten, ölümden korkuyor.

- Sen alınmadın mı? - Bana muayene olmak istemediği için mi?

Egil onların dilini konuşuyor. Onları iyi anlıyorum.

Bir şey daha soracağım... Grindr'daki arkadaşını ziyaret ettin mi?

Evet, uğradım.

Market alışverişinde yardım etmeyi teklif ettim.

Bu sınırda bir durum, anlıyor musun?

Grindr'da tanıştığın insanlara evde bakım hizmeti teklif edemezsin.

Bu beni ilgilendirmez; ama aynı şey benim için de geçerli.

Sırf ailelerimiz komşu olduğu için birine özel hizmet sunamam.

- Öyle mi... - Evet. Ayrıca...

Bu, Tinder'da tanıştığın bir kız olsaydı hiç düşünmeden olmaz derdim.

Ama şimdi demiyorum, bu da kafamı karıştırıyor.

İkiniz de erkek olduğunuz için mi böyle davranıyorum bilmiyorum...

Her halükârda, bu hasta savunmasız bir durumda, bu yüzden bence...

Hayır...

Bunu ona yavşamak için yapmıyorum.

- İşim olmaz. - Beni ilgilendirmez.

Ve bence karışık mesajlar da göndermiyorum.

Sadece, birine market alışverişinde yardım etmenin...

...sorun olmayacağını düşünüyorum, haksız mıyım?

Yo, muhtemelen haklısın.

- Tabii ki haklısın. Ama dinle... - N'oldu?

Düşündüğüm bir şey var ve söylemeliyim. Başka bir konu. Tamam mı?

Bunun Grindr ile ilgisi yok; ama sık sık düşündüğüm bir şey.

Çok fazla gey hastamız var.

Eminim, ben senden daha fazla fark ediyorum.

Tek bakışta fark ediyorum, çünkü...

O tanının o insanlara getireceği sonuçları çok iyi biliyorum.

Ve bu, onlara asla söylemediğin bir şey.

İktidarsızlık ve kısırlıktan bahsediyorsun...

...ama prostatın alınmasının cinsel yaşamı nasıl etkilediğinden...

...neredeyse hiç bahsetmiyorsun.

Sadece iktidarsızlık yaşamıyorsun, aynı zamanda...

Anal seks sırasında, biri arkadan girdiğinde...

...- açık konuşayım - penisi prostatıma baskı yapıyor.

Bu çok hoş bir his.

Prostatın alındığındaysa...

...zevkin çok büyük bir kısmını kaybedersin.

Ve sanırım...

...geylere, diğerler erkeklerden daha fazla şefkat duyuyorum.

Bunun pratikte ne anlama geldiğini biliyorum.

Bir bakıma, bu bir çifte kayıp.

Bu hiç aklıma gelmemişti. Özür dilerim.

Sorun değil.

- Ve bununla hiçbir ilgisi yok, sadece... - Yo, yo...

Bunu o kadar çok düşündüm ki, söylemek zorundaydım.

Söylediğin için çok memnunum. Teşekkür ederim.

Artık biliyorsun.

26 Ağustos Salı

Arkadaşım bana yardım edecekti ama köpeğini veterinere götürmek zorunda kaldı.

- Market alışverişinde sana yardım eden mi? - Yarın yardım edecek.

- Ama o zaman bu akşam bir şeyin olmayacak. - Sorun değil.

O zaman seni eve bırakayım, sonra da senin için alışverişe çıkayım.

- Hayır, hayır. Gerçekten gerek yok. - Sorun değil. Samimi söylüyorum.

- Sondanda sıkıntı var mı? - Çok rahatsız edici ama...

- İyi sabitlenmiş mi? - Yerinde duruyor.

Dur...

Tamamen dolmamış.

Nasıl boşaltılacağını gösterdiler mi?

- Bebek bezi de aldın mı? - Evet.

- Reçete yazdırdın mı? - Tüm ilaçlar için yazdırdım! Viagra bile!

- Yeniden erekte olabilmene yardımcı olur. - Biliyorum.

- Bunu duymak canını sıktı mı? - Evet, sıktı diyebilirim.

Ama niyetleri iyi.

Bunu söylemeleri iyi olmuş. Önemli bir konu.

Kendini ne zaman hazır hissedersen denersin.

Sanırım artık gitmeliyiz.

Biz, hastaları iyileştirmeye odaklanıyoruz.

Ameliyat sonrası bazılarının yaşadığı...

...o iç burukluğuyla ilgilenecek kapasitemiz yok.

Birinin vücudunuza girip bir şeyleri alması veya değiştirmesi...

Nasıl desem...

Şiddet içermeyen bir “tecavüz” gibi...

Gözlerinizi açıyorsunuz, bedeniniz yabancı gibi...

Kimileri, içinde bir boşluk hissediyor.

Bunu değiştiremeyiz...

...ama bu üzüntüyü kabul etmekte fayda var.

Ve bu üzüntünün iyileşmesi zaman alabilir ve belki de başka bir şeye dönüşebilir.

- Başka bir şeye mi? - Evet.

Emin değilim, ama öğrendiğim şey, vücudun bir savaş alanı olduğu.

Bu acıyı içselleştirmek, olanları kabullenmek...

...ve ona direnmeden yol almak bizi güçlendirir.

Bu sadece hastalıklar için geçerli değil. Cinsellik için de geçerli.

İlk eşim kanserdi.

Tanışmamızdan önce yakalanmıştı.

- Kaç kez evlendin? - 2 kez.

Hiç evlenip çocuk sahibi olmayı düşündün mü?

- Hayır. - Ben sanırım tekrar evlenebilirim.

Üçüncü denemede başarılı olacağı kanısına nereden vardın?

- Âşıkken öyle düşünürsün. - Ama bunun nasıl değişebileceğini gördün.

İnsanların neden evlenmeye ihtiyaç duyduklarını anlamıyorum.

Aşk varsa ve birlikte olmak istiyorsan, bu yeterli değil mi?

- O sözü vermenin büyüsü var ya... - Ki bu sözü iki kez bozdun...

...şimdi üçüncü kez vermeye hazır mısın?

Evliliğin temelinde koskoca bir yalan var işte.

Ve herkes bilir ki yalan...

...üzerine bir şey inşa etmek için sağlam bir temel değildir.

Bana göre bu durum, evliliği öncelikli amacı çocuk yapmak olan...

...bir tür “üretim birimi”ne dönüştürüyor.

- Sen böyle mi görüyorsun? - Evet.

Temelde öyle.

Bu iş başta ortak bir proje olarak başlıyor; ama sonunda anne babalar...

...artık bu işe emek veremediğinde ya da vermek istemediğinde...

...projeyi devralmak çocuklara düşüyor.

Onlar ayrılıp yeni bir hayata başlayabiliyor...

...ama çocuklar o evlilikle hayatlarının sonuna kadar baş başa kalıyor.

- Üzgünüm. - Sadece gerçekleri söylüyorsun.

Sadece vicdan azabı duyuyorum. Ama sorun değil.

Her zaman böyle hissediyorum.

Öyle mi?

Evet, her zaman.

O zaman sana evlenme teklif etmemeli miyim?

Sorun değil. Asla etmeyeceğim.

Teşekkürler.

Söz veriyorum. Ama...

Peki... sorun olmazsa...

...âşık olduğumu söyleyebilir miyim?

Sorun olmaz. Söyleyebilirsin.

Her zaman bu kadar nazik misindir?

Her zaman.

Hayat çok kısa, biliyorsun.

Bjørn, sanırım idrar torban dolmuş.

Haklısın.

- Yardım ister misin? - Yo, yo.

Hayır ya! Tüh...

Sıkıntı yok. Lütfen içeri girme.

- Dinle, ben hâlled... - Ben hâllederim.

- Kovan var mı? - Mutfakta.

- Tezgahın altında. - Tamam.

- Fotoğraflardaki kişiler kim? - Dag Hammarskjöld çekmiş.

- Güzelmiş. - Evet. Bence çok dokunaklı.

Diğeri Palme'nin fotoğrafı.

Hafif homoerotik.

- Hastanede pek uyuyamadın galiba. - Evet.

Ameliyattan beri pek uyuyamadım. Uyanık yatıp düşünüyorum.

Neyi?

Her şeyi, aslında. Ne kadar anlamsız olduğunu.

Anlamsız mı? Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?

Bunu söylemek çok kötü ama, gerçekten farkına varmaya başlıyorum.

Ameliyatımın olduğu sabah, radyoda haberleri dinliyordum.

HIV aşısının yakında hazır olacağını söylediler.

Öyle mi?

Pandemi onlara mRNA teknolojisini test etme fırsatı verdi.

Evet, duydum. Harika değil mi?

Elbette, ama o gün...

“Kaderin cilvesi” denmiyor mu buna?

1986 yazında gey olduğumu açıkladıktan hemen sonra...

Ben doğmamıştım.

- Gerçekten mi? - Evet.

Kısa bir süre sonra...

...AIDS ile ilgili bir TV belgeseli gördüm.

Tam bir korku filmi gibiydi!

O dönemde her zaman söylenen o şeyleri söylediler.

AIDS'in çoğunlukla eşcinsel erkekleri etkileyen...

...korkunç ve ölümcül bir hastalık olduğunu söylediler.

Ve ben, cesaret edip açığa çıktığım için...

...bir nevi cezalandırıldığımı hissettim.

Bunu hak ettiğimi düşündüm.

Bu, benim için her şeyi değiştirdi. Beni derinden korkuttu.

Seks yapmışsam ve cildime biraz sperm bulaşmışsa...

...bu beni korkutmaya yetiyordu.

Prezervatif kullanmak istemeyen biriyle yatmışsam...

...zaten söylemeye gerek bile yok.

Israr etmek zor geliyordu ve ben de prezervatif kullanmayı sevmiyordum.

Ondan sonra yıkılmıştım. Sürekli test yaptırmak için acele ediyordum.

Klinikteki bekleme odasında oturup kendimi kirli ve utanmış hissediyordum.

Ve nihai sonucu almak için geçen üç ay boyunca...

...endişeden felç oluyordum.

Ölüm korkusu ile...

...yakınlarıma bunu nasıl söyleyeceğimi düşünmek arasında...

...gidip geliyordum.

Uykusuz gecelerimde ailemin yüzünü görüyordum...

Arkadaşlarına, komşularına...

...benim durumumu nasıl açıklayacaklarını düşünüp duruyordum.

Sonunda, hayal kırıklığı ve stres o kadar kötüleşti ki...

...seks yapmayı bırakmak daha iyi göründü.

Tamamen. Komple bırakmak.

Endişeden kurtulmak.

Ama sonra ilaçlar çıktı. Artık ölüm fermanı olmaktan çıkalı çok oldu.

Ama yine de ömür boyu ilaç almak zorunda kalacağın bir hastalığa...

...yakalanmaktan korkuyorsun işte, değil mi?

Ve bunun vücuduna nasıl etki edeceğini bilmiyorsun. Yan etkiler ve...

Peki ya PrEP? Neden onu denemedin?

Tabii ki denemeliydim. Şimdi idrak ediyorum.

Ama o sırada, trenin çoktan kalkmış olduğunu hissettim.

Yani... öyle gibi işte...

...Bilmiyorum, kendimi çok... darmadağınık hissediyorum.

Ama Grindr'dasın.

- Sadece bakınıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. - Anladım.

İnsanları tahrik edecek hiçbir şeyim kalmadığını düşünüyorum.

Ameliyat olmam gerektiğini söylediklerinde, Søyland...

...ereksiyonumu geri kazanma şansımın çok az olduğunu söyledi.

Ama bu bana en küçük sorun gibi geldi.

Ama tam o gün, ameliyata girecekken, muhtemelen iktidarsızlıkla...

...en azından kısırlıkla, belki de bir daha asla boşalamamakla yüzleşeceğim o gün...

İşte o gün...

...bana HIV aşısının büyük olasılıkla çıkacağını söylediler.

Sanki tam bir döngü tamamlanmış gibi.

Tanıştığımız gün söylediğin şeyi düşündüm.

İnsanların kendilerini toparlamaları gerektiğini.

Bunu yapman gerektiğini söylemiyorum ama...

...belki de kendine acımaktan kaçınmaya çalışmalısın.

Henüz hiçbir şey bitmedi.

Hadi, gel de yat.

- Hâlledebilir misin? - Evet.

Teşekkürler.

- Ne yapıyorsun? - Yanına uzanacağım.

- Neden? - Çünkü içimden geliyor.

Hiçbir şey yapmayacağım, sadece yanında yatmak istiyorum.

Acıma duygusuyla yapmamalısın.

Hayır. Seninle olmak istediğim için yapıyorum.

Bunu yararlı bir şey olarak düşün.

Bir ağrı kesici olarak. İkimiz için de.

Ciddiyim.

Sadece rahatlamaya çalış.

27 Ağustos Çarşamba

İşe gidiyorum.

- Bugün nasılsın? - Fena değil.

İyi görünüyor. Ama torba yakında boşaltılmalı.

N'oldu?

- Şimdi işler biraz tuhaflaşabilir. - Ney tuhaflaşacak?

Sadece benimle burada yattın diye...

...geri gelmek zorunda olduğunu düşünmemelisin.

Bjørn... Bjørn, Bjørn, Bjørn.

İnsanlara daha fazla güvenmelisin.

Hoşça kal.

Merhaba, Ida.

Merhaba.

- Uzun süredir burada mı oturuyorsun? - İçeri girdim ama sen hâlâ yataktaydın.

- Bu hafta annende kalacaksın. - Annemde kalmak istemiyorum.

Hayır, anlıyorum ama...

İçeri gir, birlikte kahvaltı yapalım.

Önce Marianne'i yolcu edeyim.

Özür dilerim.

Özür dilemene gerek yok. Asıl ben özür dilemeliyim.

Ida, şafaktan beri verandada oturuyor...

Onun rahatlamak için uzanacağı yatakta yatıyor olmamdan öyle korkmuş ki...

...kendi evine giremiyor! Bu kabul edilemez!

Bir şekilde bu sorunu çözeceğiz. Solveig ile konuşacağım.

Mesela bir akşam vakti...

Nesodden feribotunda seninle tesadüfen tanışsaydık...

En güzeli bu olurdu bence.

Rastgele işte. Olur muydu dersin?

- Merhaba. - Merhaba!

- Burada mı oturuyorsun? - Evet.

- Ha, burada mı yaşıyorsun? - Ole'den mi geliyorsun?

- Evet. - Ida'ya oraya kaçmamasını söyledim.

- Seni rahatsız ettiyse çok özür dilerim. - Hiç sorun değil. Özür dilemene gerek yok.

Yok... Erken mi kalktın?

- İşe gidiyorum. - Anladım.

- Yani, her halükârda çıkmak zorundaydın? - Evet.

- Sen de erken mi kalktın? - Saat 3'ten beri ayaktayım.

- Vay canına! - Evet...

Bir fincan kahve alır mısın? Biraz bana eşlik eder misin?

- Kısa bir süre? - Tamam... Olur.

Harika. Gel hadi!

Yastığın da mı var? Teşekkürler.

Buyur, otur.

- Üç'ten beri mi? Uyku sorunu mu yaşıyorsun? - Evet, çok.

Yıllardır böyle. Muayene oldum.

Biliyorsun, derler ki...

...uykusuzluk ömrü kısaltır. Bunu düşünmek bile yorucu.

- Anlıyorum. - Uyanık yatarken...

...“şimdi hayatım kısalıyor” diye düşünüyorsun.

Neden böyle söylediklerini anlamıyorum. Hiçbir yararı yok yani.

Yok evet.

Ve bence birçok insan da aynı şekilde hissediyor.

Sosyalist misin?

Evet, sanırım öyleyim.

Müzik öğretmeniydin, değil mi? Uyuyamadığın zamanlar nasıl idare ediyorsun?

Profesyonel müzik terapisi uzmanıyım.

Ama şu anda işsizim.

Burada iş bulmak zor. Oslo'ya geri dönmeyi düşündüm.

Bergen'de bir iş ilanı gördüm.

Ama Ole ve ben, çocuklar için birbirimize yakın yaşamaya karar verdik.

Ama bunun iyi bir şey olup olmadığını bilmiyorum. Anlıyor musun?

Bazen bu çukurda yaşamak zorunda olduğumu düşünüyorum...

Gördüğün gibi, zemin katta oturuyorum.

Bu yüzden, çocuklar Ole ile benim aramda koşup oynayabilsinler diye...

...bu çukurda oturuyorum.

Bazen bunun bir ceza olduğunu düşünüyorum, gerçekten.

Kocan ve çocukların yok, değil mi?

- Hayır. - Yok demek...

Çok sâkin görünüyorsun.

Seninle ilk tanıştığımda...

...çok düzenli bir hayatın olduğunu düşünmüştüm.

Öyle değil...

Hayır, hiç de öyle hissetmiyorum.

- Şimdi de ağlamaya başlıyorum. - Çok üzgünüm!

Sorun değil, sadece...

Sürekli, duvara çarpmış gibi hissediyorum.

Sürekli, yolumu bulmaya çalışıyorum.

- Yanlış bir şey söylediysem özür dilerim. - Söylemedin.

Dürüst olmak gerekirse, böyle hissetmemde bir sorun yok.

Olması gereken de bu.

Çok özür dilerim...

Hayır, özür dilemeni gerektiren bir şey yok.

Bazen, bir şekilde sıkışmış gibi hissederken buluyor musun kendini?

Bir durumda, kişiliğinde ya da bir beklentide?

Tamamen sıkışmış ve...

- ...“Nasıl böyle oldu?” diye düşünürken. - Kesinlikle. Aslında oldukça sık.

Ama...

- Ama, bak... - Evet?

Her şey imkansız görünse...

...ve cesaret kırıcı şeyler birikse bile...

...bir çıkış yolu olduğuna inanmayı asla bırakmamalısın.

- Sadece dayanmak mı gerekiyor? - Evet.

“Günlerin ne getirecekse, gücün de ona göre olacaktır.”

- Heidi'den mi? - Evet, bu Heidi'nin sözlerinden biri.

Şimdi gitmeliyim, yoksa geç kalacağım.

Heidi, sen ve ben bir gün buluşalım mı?

- Bu çok güzel olur! - Heidi ile Oslo'ya gider ve...

- Evet! - ...yemeğe çıkabiliriz.

Ole'yle olan ilişkini mahvetmek istemem.

- Bunu aklından çıkarabilirsin. - Öyle mi?

- Heidi'den numaramı alabilirsin. - Tamam. Seni mi aramalıyım, yoksa...

- Gitmeliyim. - Heidi ile konuşurum. Tabii ki.

- Benimle oturduğun için teşekkürler. - Kahve için teşekkürler.

- Seninle konuşmak çok güzeldi. Görüşürüz! - Seninle de! Evet! Hoşça kal!

- Selam! - Artık banliyöde mi yaşıyorsun?

- Hayır. - Yaşamıyor musun?

Geceyi... neydi adı, onun evinde mi geçirdin?

- Evet. - Her şey yolunda gitti mi?

- Evet. - Mutlu görünüyorsun.

- Sadece işe gideceğim için heyecanlıyım. - Peki.

Hayır, aslında gerçekten çok mutluyum.

- Zihnim berraklaşmış gibi hissediyorum. - Bu harika.

- Ya sen? Sen de mutlu görünüyorsun. - Öyle mi?

Ben de işe gideceğim için heyecanlıyım sanırım.

- Merhaba. - Merhaba.

Erkencisin?

Anna ve müzisyenlerle buluşacağım.

Ole Harald'ın evinde mi kaldın?

Proje nasıl gidiyor? Yıl dönümü için karar verdiler mi?

- Evet, şey... - Peki...

Evet. Dün berbat bir toplantı geçirdim.

Ama sonuçta işler istediğim gibi gidiyor.

- Vay canına! - Düşündüğün gibi değil.

Bir partiye o kadar para harcamanın aptalca olduğunu fark ettim.

Bu kaynağın...

...halkın belediyeye ulaşımını kolaylaştıracak projelere...

...ayrılmasını sağladım.

Böylece, ihtiyaç duyduklarında yardım alabilecekler, bu kadar basit.

Anna'nın önerdiği gibi...

...belediye binasının çatısında küçük bir etkinlik olacak.

Bir şarkıcının seslendirmesi için, “Oslo kızı”nı temsil etmesi beklenen...

...bir parça besteledik. Bu da sözüm ona “gündelik bir kantat”.

Şu anda provalarını yapıyoruz.

Bence bu...

...çok daha basit ve anlamlı.

O zaman artık istifa etmek istemiyorsun, değil mi?

İstifa etmeyi planlıyordum.

Bununla başardığın her şeyi düşün, Heidi.

Şimdi bırakamazsın. Harika bir düşünme yeteneğin var.

Belediyede senin gibi insanlara ihtiyacımız var.

Her şeyin bir ilki vardır! “Belediyede sana ihtiyaç var.”

- Sana da ihtiyaç var. - Peki sana yok mu?

Bana mı? Elbette var. Belediye dediğin benim zaten.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.