All language subtitles for Evlilik_Hakkinda_Her_Sey_(18)

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Jenerik müziği)

(Jenerik müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği)

(İç çekti)

Yıldırım Şahin!

Adam vuruyorlar ulan! Dikkat beyler!

Nedim Ağa'mın selamı var.

(Kadın çığlık attı) (Erkek) Polis!

Ah...

Kimse yok mu? Polis! Ambulans çağırın!

Adam vurdular! Polis!

Polis! Kaç, polis!

(Üst üste konuşmalar)

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Sen kimsin lan!

(Silah patladı)

(Müzik)

Bırakın lan! Bırak!

(Müzik)

Yıldırım Bey.

Yıldırım Bey, beni duyabiliyor musunuz?

(Yaşam destek cihazı çalışıyor)

Çok şükür kendine geldi. Ben doktora haber vereyim.

Teşekkürler.

(Yıldırım) Neredeyim ben?

Hastanedesin kardeşim.

Merak etme, iyisin.

Büyük geçmiş olsun.

Haber vermemizi istediğin biri var mı?

Yakınların falan seni merak etmiştir.

Mesela...

...Azra?

Azra mı?

-Sen Azra'yı nereden tanıyorsun? -Yok, ben tanımıyorum.

Kendinde değilken sürekli adını sayıkladın da onun için sordum.

Aramamı ister misin? (İç çekti)

Hayır.

O artık ulaşabileceğim bir yerde değil.

Anladım.

(Kapı açıldı)

-Doktor Bey'e haber verdim, geliyor. -Sağ olun.

Tanışıyor muyuz?

-Sen kimsin? -O sizin hayatınızı kurtardı.

Zamanında hastaneye yetiştirmese sizi kaybedebilirdik.

(Geçiş sesi)

Sensin.

Silahın önüne atlayan adam.

Neden yaptın bunu?

Bilmem. İnsanlığın daha ölmediğini kanıtlamak için.

Ah...

Ah...

Bu arada Bora ben.

Bora Göktaş.

Eyvallah.

Eyvallah.

(Geçiş sesi)

Vay, vay, vay!

Seninle böyle baş başa görüşmeyeli...

...uzun zaman olmuştu, değil mi...

...can dostum?

(Gerilim müziği)

Bora ve Yıldırım mı?

Ne oluyor?

Günlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum. Hayırdır, aramıza kara kedi mi girdi?

Telefonlarıma niye dönmüyorsun?

Bir de soruyor musun ya?

Asıl sen bana, can dostuna ihanet ettin be!

-Bilmediğin çok şey var. -Ne gibi mesela?

Azra'ya birlikte olmaya başlaman...

...Çolpan'la aranı düzeltmen gibi mi?

Hiç nefesini boşa harcama. Ben her şeyi biliyorum, merak etme.

İsmet'e hakkını vermek lazım. Bazı şeyleri sana iletebilmiş.

Cenaze gününü hatırlıyorsun, değil mi?

O darmadağın olduğum günü, hayatımın en kötü gününü.

Yanımda sadece sen vardın.

Bildiğin her şeyin yalan olduğunu o gün öğrenmiştin.

Sadece o değil.

Kimseye güvenmemem gerektiğini öğrendiğim gün.

En yakınıma bile.

Sen de beni şaşırtmadın.

O zaman şaşıracağın bir şey söyleyeyim ben sana.

Erman Bey senin düşündüğün gibi bir adam değil.

Hata yapıyorsun.

Ben hatayı o kurşunun önüne atladığım gün yaptım, can dostum!

Yazık. Gerçekten çok yazık.

Neymiş o yazık olan?

(Gerilim müziği)

Ah, sen mi geldin sinsi?

'Çen' beni mi takip ediyorsun?

Soruma cevap versene. Neye yazık oldu?

Tamam, soruna cevap veriyorum.

Neye olacak?

Yıldırım'la olan dostluğumuza.

(Gerilim müziği)

O hain İsmet'i kullanarak...

...Bora'dan kurtulmanın bir yolunu bulmamız lazım.

Yeni bir plan.

(Telefon çalıyor)

Pardon.

-Efendim Songül? -Azra, felaket bir şey oldu.

-Yüzük gerçek çıktı. -Nesi kötü bunun?

Korktuğun gibi insanlar çıkmamışlar işte.

Nadide beni yakaladı, Azra. Polise vermekle tehdit ediyor.

Sen neredesin peki?

Simon Levi diye bir adamın mücevher dükkânına getirdi.

Simon Levi mi? Niye ki?

Filiz'e aynı değerde bir yüzük almamı istiyor.

Yoksa beni ifşa edecekmiş.

Sana, bana güvenmeni söylemiştim.

Hem sana yüzüğü sapasağlam getireceğim...

...hem de bu aptal kadına bir milyon euroluk satış yaptıracağım.

Ya o yüzük gerçekten denize düşmüş olsaydı...

...o zaman ne yapacaktın, hiç düşündün mü?

Ben Nadide Seyyahoğlu. Her zaman bir yolunu bulurum.

Aa! Komisyonumu alırım ama.

Songül...

...kızına gerçeği söylemen lazım. -Beni asla affetmez.

Zaten bu manyak kadın elimde kayıtlar var...

...polise vereceğim diye tutturmuş. Yemin ederim hapse düşerim.

Başka çarem kalmadı. Bu sefer büyük patladım Azra.

-En azından benim gelmemi bekle. -Tamam.

Azra, bekleyemem. Geldiler. Hadi konuşuruz.

Songül. Alo?

(İç çekti) Ne oldu Azra?

Songül'ün başı büyük dertte.

Yıldırım'la olan dostluğuna mı?

Ne saçmalıyorsun sen?

Yıldırım, buna sen cevap vermek ister misin?

Yıldırım, ne saçmalıyor bu manyak?

Espri anlayışı bu kadarına müsaade ettiği için böyle söylüyor.

-Ajanını yakaladık. İsmet'miş. -İsmet mi? Hain o mu?

(Bora) Hain derken?

Kime göre, neye göre?

Bana göre...

...şu an aramızda tek bir hain var.

Kim dersin?

Yıldırım.

Patronuna ihanet etti.

Ablanla bana tuzak kurdular.

Nasıl?

Bugün buraya anneni barodan attırmamı sağlayacak olan kişiyle...

...Sırrı Yeşilbağ ile görüşmeye geldiklerini düşünmemi sağladılar. Yaa!

Sırrı Yeşilbağ da kim?

Senin de dünyadan haberin yok be güzelim!

İstersen bana gidelim, ben sana uzun uzun anlatırım.

Bu en yakınındakilerin çevirdikleri dolapları.

Yeter!

-Fazla ileri gidiyorsun. -Tamam ya, sen de sinirlenme!

Siz de bu kızı bu kadar dışlamayın.

Kalk, çek git buradan!

Az önce de söylediğim gibi.

Yazık.

Gerçekten. Çok yazık.

(Gerilim müziği)

Sanem...

Yıldırım, neler olup bittiğini anlatmak ister misin?

(Songül boğazını temizledi)

Anne, bizi buraya neden çağırdınız?

Annen yüzüğü kaybettiği için çok üzülmüş.

Yana yakıla beni aradı ve hatamı telafi etmek istiyorum, dedi.

-Öyle değil mi Sonü? -So...

(Boğazını temizledi)

Kızım, ben...

...Nadide Hanım adına sana aynı değerde...

...bir yüzük hediye etmek istiyorum. -Aa!

Hayatta inanmam! Sen bana milyon euroluk yüzük alacaksın?

Tabii kızım.

Anneciğim, hiç gerek yok. Sonuçta kaza.

Ben de kaybedebilirdim. Üzme kendini.

Evet, kaza. Kaza aslında, değil mi? Yani aslın...

Yok kızım, ısrar ediyorum. Lütfen. Şimdi beyefendi...

...bize modeller gösterecek.

Sen hangisini beğenirsen söyle, alacağım.

-Fiyatı önemli değil. -Aslında önemli.

Seyyahoğlu soy ismini taşıyan gelinim en kıymetlisini hak ediyor.

Yani en az benim taktığım kadarını.

Aa! Nasıl yani? Milyonluk mücevheri bayağı çalmış yani?

Songül sahte olduğuna o kadar emindi ki...

...gerçek olma ihtimalini düşünse, asla böyle bir şey yapmazdı.

Simon Levi... Simon Levi... Simon Levi...

Ay, ne söylenip duruyorsun kulağımın dibinde!

Bu Simon Levi...

...bana hiç yabancı gelmiyor. Bir yerden hatırlayacağım ama...

Simon Levi?

Hatırladım.

-Sosyete kiracısı. -Ne kiracısı?

Sosyete kiracısı.

Yıllar önce benim zengin bir kadın müvekkilim vardı.

Kocası onu aldattığı için boşanma davası açmıştı.

Acaba senin hiç fakir müvekkilin oldu mu?

Neyse!

Adam karısına kendini affettirmek için kocaman, gösterişli bir gerdanlık aldı.

Kadın bunu görünce tabii yelkenleri suya indirdi...

...ve boşanma davasını geri çekti.

Aradan iki gün geçti geçmedi, evlerine bir hırsız girdi...

...ve gerdanlığı hop, çaldı!

Sadede mi gelsen artık?

Anlatıyorum işte sabırsız kadın. Neyse...

...aradan birkaç zaman geçtikten sonra çok büyük bir partide...

...kadın gerdanlığı bir ataşenin karısının boynunda görüyor.

Tabii patırtıyı koparıyor.

Adam bunun üzerine itiraf etmek zorunda kalıyor ki...

...gerdanlığı kiralamış.

Ve bilin bakalım kimden?

-Simon... -Levi.

O zaman Songül haklı olabilir.

Belki de onu gerçekten Songül'ün gözünü boyamak için kiraladılar.

Songül de istemeden ekmeklerine yağ sürmüş oldu.

Büyük şanssızlık.

Bunu anlamanın tek bir yolu var.

Bunlar sadece en özel müşterilerimize sunduğumuz nadide parçalar.

Ay, bu çok güzel!

Bunun fiyatı ne kadar?

Yahu gelinim, fiyatını falan boş ver! Sen beğendin mi, onu söyle.

-Değil mi? -(Filiz) Çok beğendim. Çok güzel.

Aa! Yalnız bu Bavyera'dan birazcık daha pahalı.

Öyle mi? Ne kadar daha pahalı?

50 bin avro kadar. Yani 1 milyon 50 bin.

Çüş! Biraz dediğiniz bu mu ayol?

Aşk olsun, Sonü! Sana 50 bin eurocuk hiç koyar mı!

(Telefon çalıyor)

Pardon. İzninizle.

Bir koyacağım şimdi!

Azra, çok fenayım. Şu an kalp krizi geçirmemeye uğraşmakla meşgulüm.

-Sonra mı konuşsak? -Songül, şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle.

Hepsini harfiyen yapacaksın.

Kesinlikle bunu seçmelisin.

Evet, tamam. Bir Bavyera değil ama inan, onun kadar kıymetli.

-Çok güzel oldu. -Evet, en güzeli bu ya.

Evet, çok güzel.

Haklısın Nadideciğim.

Güzel, güzel ama bir Bavyera değil.

O yüzden...

...ben bu yüzüğü almayacağım.

Anlamadım?

(İç çekti)

Kızım...

...ben bugün çok büyük bir hata yaptım.

O yüzük denize düşmedi.

Ben onun sahte olduğunu düşündüğüm için aldım kuyumcuya götürdüm.

-Anne, bu yaptığın şeye inanamıyorum. -Ben de.

Ben de.

Fakat Nadide Hanım o kadar iyi niyetli bir insan ki...

...senin üzülmemen için böyle bir çözüm düşündü.

Ama ben sana yalan söyleyemem.

Hele senin için çok önemli olan böyle bir dönemde.

Şimdi lütfen Nadide Hanım, çıkarın o Bavyera'yı...

...kızım o yüzüğü taksın.

Yani sizin aldığınız yüzüğü.

(Müzik)

Canım.

Ay, çok güzel! Çok yakıştı.

Kızım...

...çok pişmanım. Hepinizden gerçekten çok özür dilerim.

Anne, hiç bu kadar utanmamıştım.

-Filiz... -Sizden de çok özür diliyorum.

Bu yaptığın şeyi affetmeyeceğim.

Aşkım, dur. Filiz.

Sen ne yaptığını sanıyorsun?

Ben sana bir iyilik yapmak istemiştim ama sen iyiliği hak etmiyorsun.

Ne yapacağım, biliyor musun? Görüntüleri yarın polise vereceğim, Sonü.

Önce bir konuşalım bence Nadide Hanım.

Size reddedemeyeceğiniz bir uzlaşma teklifimiz olacak.

Yarın öğlen avukatımın bürosunda buluşalım.

Sen...

Nadide, o yüzüğü istiyorum. Hem de hemen!

Bana sadece birkaç gün ver, tamam?

Bu yüzük bir günde iki kere kaybolmaz ya.

Rahmetli Reşat'ın hatırına sana bir gün daha.

Ama o yüzüğü yarın bana getireceksin. Yoksa olacaklara karışmam ha!

Tamam, Simon. Çok teşekkür ederim.

Bir gün için çok teşekkür ederim! Öf!

Annemin bunu gerçekten yaptığına inanamıyorum.

Eminim onun da kendine göre geçerli sebepleri vardır.

Zaten hep öyle olmuyor mu? Çolpan Cevher ve gerekçeleri.

Peki ya Azra? O neden anlatmadı?

Bütün bu olan bitenleri bana anlatmamalarının mantıklı nedeni ne?

Niye sana soruyorsam!

Kalkalım mı artık?

Son bir şey daha.

Neden Bora'nın karşısına çıktın?

Yani içimizdeki hainin İsmet olduğunu bilmediğimizi düşünmesi daha iyi değil mi?

Doğru.

Plan da buydu zaten ama...

...içeri girdi. Ben şu köşedeydim, beni gördü.

Geldi, karşıma oturdu. Ben de konuşmak zorunda kaldım.

Hadi ya! Çok kötü olmuş.

Sorma!

Hesabı ödeyip geliyorum.

(Geçiş sesi)

(Geçiş sesi)

Yalan söylüyorsun.

Yıldırım, neden yalan söylüyorsun?

Bora'nın karşısına çıkan sendin.

Kendin mi gidersin, seni bırakayım mı?

Yok...

...yalnız gitsem daha iyi. Bu gece sindirmem gereken çok şey var.

(Gerilim müziği)

(Müzik)

Hadi bakalım çete!

Pankekler soğumadan kahvaltıya gelin. Yoksa hepsini ben yiyeceğim.

-Günaydın. -Günaydın.

-Günaydın anne. -Günaydın gençler.

Bilin bakalım size ne yaptım?

Ta ta tam! Karşınızda pankekler. Özlemişsinizdir. Ne zamandır yapmadık.

Babamın yaptığı gibi.

Şu dünya üzerinde bir pankekten daha güzel ne vardır sizce?

-Üzerine... -Üzerine reçel sürülmüş ikinci pankek.

Al bakalım.

-Bunu yapmana gerek yok anne. -Neyi yapmama gerek yok canım kızım?

Bizi neşelendirmek için babam gibi davranmana.

Neşelenmeyeceğiz işte.

Öyle mi?

Bakıyorum da çok iddialısınız küçük bey!

Henüz ikinci silahımı kullanmadım.

Eminim buna karşı koyamayacaksınız.

Şimdi ben...

...Miray oldum.

Of... Of...

Ay...

"Anne, yine mi bu saçma oyun?"

(Azra iç çekti)

Aynısı. Aynısı, çok başarılı. Tamam, bunu sen istedin.

O zaman ben şimdi...

...Mercan oldum.

"Ben de teyzem gibi gelinlik giyeceğim işte!

Bana ne, bana ne! Ben de aynı onun gibi dans edeceğim.

Oh! Bana ne, bana ne! Ben de giyeceğim."

Nasıl?

Çok iyi. Mercan?

Ben şimdi...

...Eren oldum.

"Ben yalancı çoban oldum. En iyi oyuncu benim.

Hayranlarım sıraya girsin lütfen."

Tebrikler.

Ben...

...şimdi...

...babam oldum.

"Çete, ben sizi acayip seviyorum.

Sizden bir gün ayrı kalsam ölürüm oğlum ben."

Anne...

...ben babamı özledim.

Mercancığım, lütfen öyle söyleme.

Zaten sizi bugün babanız alacak.

-Hafta sonunu beraber geçirebileceksiniz. -Ama sen yoksun.

Ya sen olmayacaksın ya babam.

Biz hiçbir zaman birlikte olamayacak mıyız?

-Eren! -Anne, tamam.

Sen dur, ben bakarım.

Mercan, hadi sen ye bari. Kahvaltını et.

Yemeyeceğim işte! İstemiyorum.

(Duygusal müzik)

Anneciğim, günaydın.

Hay Allah!

Ben de...

...burada uyuyakalmışım...

...inanır mısınız?

İnanmam. Ben boşanma avukatıyım evladım.

Anlat şimdi. Ne oldu?

(Çolpan) Dökül bakalım, ne oldu? Anlat.

Dökül.

-Güneş, Deniz'i evimde yakaladı. -Ne diyorsun sen!

Üstüme iyilik sağlık!

-Deniz’in senin bekâr evinde ne işi var? -Yok, öyle değil.

Kızcağız çok kötüydü. Kalacak yeri de yoktu.

Ayrıca kendini ortada kalmış hissetsin istemedim.

Hem ailemle alakalı çok yardımcı oldu.

-Karşılıksız kalsın istemedim. -Ve Güneş'e de haber vermedin.

Veremedim. Nasıl vereyim anneciğim? Beni öldürecekti.

Zaten yakaladığında da elinden zar zor kurtuldum.

Güneş için bu konunun ne kadar taze olduğunu biliyorsun, değil mi?

Daha hassas davranmalıydın.

Bana bak.

Karından asla hiçbir şey saklamaman gerekir. Dürüst olman lazım.

Dedi kendisi âdeta bir dürüstlük abidesi olan kadın!

Sana da günaydın Sanem.

-Sen burada mı uyudun? -Sorma, her yerim ağrıyor.

Beter ol!

Seni bu karda kışta dışarıya atmadığıma dua et sen.

Hâlâ küsüz, değil mi Güneş?

Ben ne yaptıysam iyilik olsun diye yaptım.

Sana mı kaldı o kıza iyilik yapmak?

Ayy! Bak, düşündükçe sinirlerim tepeme çıkıyor Yalın.

Yani bir kere güne olaysız başlasak...

...lokma dağıtacağım hayrına.

Yapmayı öğreneceğim.

Hadi oturun kahvaltıya.

Ben bununla aynı masaya oturmam.

Ne yapsaydım, kardeşini sokağın ortasında mı bıraksaydım Güneş?

Yalın, şuna kardeşin kardeşin deyip durma artık.

Bu kız sizin gözünüzü kör mü etti? Görmüyor musunuz gerçek yüzünü?

Güneş, lütfen bir sakin ol.

Yalın'a da boşuna kızma. Ben rica ettim Deniz'in onda kalmasını.

Al işte.

-Sen mi rica ettin? -Evet.

Siz toplandınız, anlaştınız, beni delirtmeye çalışıyorsunuz.

Bunun başka bir açıklaması olamaz.

Başardınız ama! Çok teşekkürler. Tebrikler.

-Ya Güneş ya! -Güneş deme bana Yalın!

-(Çolpan) Yok artık. -Çok sağ ol.

Allah Allah!

Bu kız da taktı mı takıyor.

Her şeyi biliyorum anne.

Bildiğini biliyorum. Azra söyledi.

Pardon, geri aldım. Tabii ki her şeyi bilmiyorum.

Acaba bilmediğim daha neler var?

Sen önce bana bu kadar sinirlenmeyi bırakır mısın lütfen?

Anne, bana nasıl söylemezsin?

Ben de senin kızın değil miyim? Azra kadar niye güvenmiyorsun bana?

Niye güvenmeyeyim? Ne ilgisi var Sanem?

Neden peki?

Çünkü utandım.

Anneniz olarak size örnek olmam gerekiyordu.

Azra'ya da mecbur kaldım söylemeye.

Ama şimdi bunları konuşmayalım, tamam mı?

Bir an evvel kahvaltımızı yapıp gidelim.

Nereye?

Yeni harekât üssümüze, hadi.

Çayımı koy.

Her şeyi ben yaptım.

(Duygusal müzik)

(Geçiş sesi)

Bora...

...ne yapıyorsun oğlum burada? Kaç gündür sana bakıyorum.

Bora, ne oldu? Hey! Bana bak, hişt!

Bir sabah uyandığında...

...bütün hayatının bir yalan olduğunu öğrensen...

...ne yapardın?

Ne yapardın?

(Bora) Hı?

Bilmiyorum.

Neden soruyorsun böyle bir şeyi?

Bildiğim her şey yalanmış, her şey.

Bütün ailem, geçmişim, her şey!

Ailemi parçalamışlar, her şeyi mahvetmişler, her şeyi.

Hiç acımamışlar bile.

Kim yapmış?

Kimmiş onlar?

(Derin nefes verdi)

Erman Arsen ve Çolpan Cevher.

Çolpan Cevher?

-Tanıyor musun yoksa? -Azra'nın annesi o.

-Çolpan Cevher. -Ne?

Erman'ı bilmiyorum.

Ama Çolpan'dan her şey beklenir.

(Gerilim müziği)

İşte onlar her şeyi yapanlar.

Sana bu mezarın üzerine yemin ediyorum...

...bu yaptıklarının hesabını verecekler.

Bana diyordun ya hep...

...sana olan can borcumu nasıl öderim diye.

İşte sana fırsat.

İşte fırsat.

-Ne yapmamı istiyorsun? -İstanbul'da kalabilirsin.

Evet, kalabilirsin. Bak...

...Nedim ve oğlunun izini burada sürebilirsin.

Onları bulman için sana yardım ederim.

Yıldırım, elimden gelen her şeyi yaparım, sana söz veriyorum.

Bora, benim yarın Ankara'ya dönmem lazım.

Hem İstanbul'da kalıp ne yapacağım?

Hayır, hayır, dönemezsin. Bak...

...Erman Arsen Hukuk Bürosu'na girebilirsin.

Evet, sen çok iyi bir boşanma avukatısın.

Oğlum, seni havada kaparlar, lütfen.

Yıldırım, sana yalvarıyorum.

O Erman (Bip) intikamımı almama yardım et.

Lütfen, lütfen.

Bunu benim için yapar mısın?

Tamam, yapacağım.

(Gerilim müziği)

(Mesaj geldi)

Bana bu numaradan ulaşma demiştim. Bir şey mi oldu?

Yıldırım, konuşmamız lazım.

Tamam, geliyorum.

Neden Azra'nın Arsen Hukuk'ta işe girdiğini söylemedin bana?

Çünkü ne gereği vardı?

Kadın mutlu, kocası ve üç çocuğuyla.

Gerek yoktu sana söylemeye.

Emin misin Yıldırım?

Bak, aşk insana her şeyi yaptırır.

Endişelenmene gerek yok dostum. Sana verdiğim sözü tutacağım.

Azra'nın varlığı bir şeyi değiştirmeyecek.

O beni değiştiremez artık.

Ben değiştim.

Kaderimizi değiştirebilmek için...

...değiştim.

Ben değiştim.

Ben değiştim.

Ben değiştim.

En azından beni nerede bulacağını hâlâ biliyorsun.

-Beni dinlemeni istiyorum. -Azra için.

Onun için ihanet ettin bana.

Ben sana ihanet etmedim.

Öyle mi?

Hisse meselesini neden İsmet'ten öğrendim o zaman?

Hı?

Sen Azra'yla aşkını tazelerken...

...bana da aylarca ihanet ettin.

Öyle bir niyetim yoktu.

Yıldırım, söyleyeceğin hiçbir şey umurumda değil artık. Hiçbir şey.

Azra için bana ihanet ettiğine göre...

...onun için de Çolpan'a ihanet edeceksin.

-Ne demek şimdi bu? -Akşama kadar zamanın var.

Ya bana Çolpan'ı bitirecek bilgiyi verirsin...

...ya da Azracık her şeyi öğrenir.

Başka seçeneğin yok.

Şimdi sen düşün.

(Gerilim müziği)

Koskoca Erman Arsen'in düştüğü durumu bak.

-Kendi büroma giremiyorum. -Aşk olsun.

Biz boşuna mı toplandık bir araya?

Halledeceğiz o işi, merak etme.

Hep birlikte konuşup, bu konuyu burada çözeceğiz.

Ne oldu, sen hâlâ bozuk musun bana?

Yok, niye bozuk olayım ki? Alt tarafı dışlayıp, aptal yerine koydun beni.

Lütfen olayı dramatize etme.

Bir de dram kasıyorum yani? Bravo, nefis.

Bunlar çocukluklarında da böyleydiler.

Kızlar, durur musunuz artık bir?

Müsaade edin bir konuya girelim, olur mu?

Daha gidip kart basacağız.

İyi, peki, tamam. Şimdi biz haini bulduk, ne faydası oldu?

Bora, Yıldırım'ı görmüş. İsmet de açığa çıktı.

Artık bu konuda bir plan yapamayız.

Nasıl ya? Bunca dalavereyi boşuna mı yaptın sen şimdi Azra abla?

Hiçbir dalavere boşuna gitmez canım. Tecrübe konuşuyor.

Hem belki bilmediğimiz başka bir hain daha vardır.

-Affedersiniz, geciktim biraz. -Başka hain mi?

Ne demek istiyorsun sen?

Hakkımızda bunca şeyi sadece İsmet'ten öğrenmiş olamaz diye düşünüyorum.

Bence aramızda başka iş birlikçiler var.

Peki, şüphelendiğin biri var mı Sanem?

Yok, yani öyle olasılıkları sayıyordum ben.

Sana verdiğim o isimle ilgili bir gelişme var mı?

Hayır, henüz hiçbir şey bulamadım Erman Bey.

Hangi isim?

Azra'ya söylemedin mi?

Hayret. Sana söylediğimin ertesi sabahı Çolpan'a yetiştirdiğini düşününce...

...Azra'ya söylememene çok şaşırdım.

Hani aramızda bir sır olmayacaktı artık?

Bu benim sırrım değil ki, Erman Bey'in sırrı.

Sana da mı söylemedi?

Hiç bana bakmayın Erman Bey.

Ortada bir sır varsa ilk gizledikleri kişi ben oluyorum genelde.

Artık birbirinize laf sokmalarınız bittiyse şu konuya bir girelim, lütfen.

Vaktimiz kalmadı.

İyi, peki, mevzuya girelim madem öyle.

Söyleyin bakalım, kimmiş bu isim?

(Gerilim müziği)

-Günaydın. -Oo, günaydın.

Sen de erkencisin?

-Ne yaptın Sırrı meselesini? -Maalesef.

Ne yazık ki senin eski karın bizi bağladı abi.

-Anlamadım. -Bayağı tuzak kurmuşlar.

Yemlemişler bizi. Sana bomba bir haberim var.

İsmet açığa çıktı.

Ee, ne olacak şimdi?

Yapabileceğimiz bir şey yok. Fena gol yedik.

Önümüzdeki maçlara bakacağız artık.

Bora, senden bir ricam olacak.

Tabii yani yapabileceğim bir şeyse.

Bu velayet davasıyla ilgili.

Yıldırım'ı ofsayta düşürmemiz lazım.

Hı.

Yıllar önce, mesleğe ilk başladığımız yıllar.

Cevher Hukuk'un hâlâ dedenizin yönetiminde olduğu zamanlar.

Çolpan'la beraber...

...Vedat Parmaksız adında bir müvekkilin...

...ceza davasını almıştık.

Anne, sen ceza davalarına bakıyor muydun? Hiç söylemedin.

Kötü hissettiriyor, değil mi?

Baktığımız son ceza davasıydı bu.

Biz...

...bu Vedat'ın suçlu olduğunu öğrenmemize rağmen...

...delil yetersizliğinden serbest kalmasını sağladık.

Gerçekten yaptınız mı böyle bir şeyi?

Biz çok gençtik.

Çok hırslıydık.

-Büyük başarı. -Evet.

Herkese ne kadar yetenekli avukatlar olduğumuzu kanıtlamak istiyorduk.

Bu (Bip)...

...serbest kaldıktan birkaç gün sonra...

...hepimizin hayatını kararttı. -Ne yaptı?

Kimsesiz...

...stajyer bir avukatımız vardı büroda.

Feriha.

Akıllı...

...çok güzel bir kızdı.

Vedat Parmaksız davasında bize yardım ediyordu.

Bu manyak...

...kıza kafayı takmış.

Bir gün iş çıkışı tren istasyonunda kızı kıstırmış.

Öldürdü değil mi kızı?

Bu çok korkunç.

Polis her yerde Vedat'ı arıyordu.

Biz de...

...Çolpan'la beraber hatamızı telafi etmek için bir karar verdik.

Tanıdıklarına haber saldık. Eğer bize istediğimiz parayı verirse...

...onu eskisi gibi kurtarabileceğimizi söyledik.

O da buluşma yerine geldi...

...biz de polise teslim ettik.

Ee, sonra ne oldu?

Sonra...

...adam da belasını buldu.

İdam edildi.

(Ceylan) İnanamıyorum ya.

Bir şey anlamadım. Bu Vedat Parmaksız'ın Bora'yla ne alakası var Erman Bey?

Vedat'ın...

...hapse düştüğü zamanlar küçük bir oğlu vardı.

Hapse düşünce yetimhaneye yerleştirildi.

Ben arada bir ziyarete gidiyordum çocuğu.

Son ziyaret ettiğimde...

...bir aileye evlatlık verildiğini duydum.

Yani o zaman doğru mu anlıyorum?

Siz şimdi Bora'nın Vedat Parmaksız'ın oğlu olduğundan mı şüpheleniyorsunuz?

Azra, biraz paranoyakça geldiğinin ben de farkındayım ama...

...evlatlık verildiği zaman ismi değiştirilmiş olabilir, değil mi?

Erman Bey, farkında olduğunuz gibi, bu paranoyakça.

-Evet. -Niye?

Pekâlâ babasını tuzak kurarak yakalattıkları için...

...annemi ve Erman Bey'i babasının idamından sorumlu tutuyor olabilir.

Sakin ol istersen. Benimki bir fikir...

...sadece.

Yetimhane kayıtlarına ulaşırsak...

...belki çocuğun kime evlatlık verildiğini öğrenebiliriz.

Nasıl ulaşacağız? Çok zor bu.

-Sergen. -Sergen ne alaka?

Sergen yetimhanede büyüdüğü için orayla bağını hiç koparamamış.

Yani İstanbul'daki çoğu yetimhaneyi tanıyor.

Hepsinde en az bir tanıdığı vardır.

Yardım etmez o bize.

Etmez. Hepimizden nefret ediyor.

Ne oluyor burada? Herkes toplanmış.

Aslında hepimizden değil.

(Müzik)

Neden bana öyle bakıyorsunuz? Korkmalı mıyım?

Ne durumdayız Selim Reşat? Hallettin mi?

Merak etme, halledeceğim.

Kalan eşyalarını topluyor şimdi, Songül'ün evine geldik.

Akşam olmadan Simon beni aramaya başlar.

Rezil oluruz. Lütfen bir aksilik çıkmasın.

Yok, yok.

Sahtesiyle gerçeğini yer değiştireceksin çaktırmadan, anladın mı?

İyi de bu yüzüğün sahte olduğu anlaşılmayacak mı?

Tabii ki anlaşılacak. Hatta ben anlayacağım.

Ve tahmin et kimi suçlayacağım?

-Yüzüğü çalan Songül'ü. -Bravo!

Bize iftira atmak için Songül sahtesini yaptırıp...

...bize geri vermiş diyeceğiz Filiz'e.

Ve sonra sen de karını işlemeye başlarsın.

Annesinden kopar herhâlde.

Şirketteki hisselerini satmasını istersin. Anlaştık mı?

Evet.

Sonra da parasını sen idare edeceksin. Biliyorsun tatlım.

Kadınların çalışmasından hiç, hiç hoşlanmam.

Tamam anneciğim, görüşürüz.

Canım, alacaklarımı aldım ben. Hadi gidelim.

Tamam hayatım.

(Boğazını temizledi)

Ee, sen biraz terledin mi hayatım?

Aa, kokuyor muyum ya ben?

Sen her zaman misler gibi kokuyorsun da işte bugün...

...annem seni cemiyetten bazı dostlarıyla tanıştıracak, o yüzden...

...biraz daha özenli mi olsak acaba?

Tamam, o zaman ben hemen bir duşa girip çıkayım.

Sen keyfine bak, al duşunu.

Annemin de zaten bazı işleri varmış, tamam mı?

Tamam.

Ben o zaman hemen girip geliyorum.

-Eşyalarını ben alıyorum. -(Filiz) Tamam canım.

(Telefon çalıyor)

(Müzik)

Pardon...

...Azra denen şeyin odası nerede acaba?

Şey mi?

O şeyden pek hoşlanmıyorsunuz galiba.

Ben sahtekârları sevmiyorum.

-Öyle mi? -Siz kimdiniz?

Bora ben. Bora Göktaş.

Ee, titriniz nedir? Avukat mısınız siz de burada?

Yani öyle diyorlar.

Sanem, şunlara baksana.

-Kim bu kadın? -Songül'ün dünürü.

Biliyor musunuz, aslında benim de bir hukuki danışmana ihtiyacım var.

Eğer imkânınız varsa sizinle bir kahve içmek isterim.

-Tabii, ben size kartımı vereyim. -Ah, süper.

(Sanem) Ve tencere kapağını bulur.

Pardon.

Buyurun.

Bora Bey, çok memnun oldum.

Ben de öyle Nadide Hanım. Ha, bu arada...

...Azra Hanım o...

-Burada. -Teşekkürler.

Nadide Hanım, hoş geldiniz.

Bu taraftan lütfen.

(Müzik)

(Müzik devam ediyor)

-Hoş geldin üvey. -(Deniz) Hoş bulduk abla.

Hadi odama geçelim.

(Müzik)

Ee, neymiş şu meşhur uzlaşma teklifiniz?

Neyi reddedemeyecekmişim?

O kadar sırıtma bence Nadide.

Hayır, yani iz kalacak, kırışıklıkların artacak.

Botoks parası yetmez sonra.

Değer Sonücüğüm, değer.

Hatta ne yapalım, biliyor musun?

Şuradaki şen çizgimin adını Sonü koyalım, ne dersin?

Hay o Sonü kadar kafana taş düşsün emi!

Terbiyesiz, önce konuşmayı öğren.

-Ya sabır. -Ne ya sabır?

Sakin, sakin!

Bak, Filizciğim üzülmesin diye ses çıkartmıyorum...

...ama artık nankörlük yapmayı bırak, tamam mı?

İstediğim zaman polise giderim.

O yüzüğü çalarkenki görüntüler elimde.

-Hadi oradan be! -Ya basitsin, basit!

Çok basit değil mi bu kadın? Basit!

Yeter artık! Hanımlar, lütfen bir susun.

(Derin nefes verdi)

Ayrıca basit olan bir şey daha var.

-Neymiş? -Polise gidemezsin.

-Bal gibi de giderim. -Gidemezsin.

-Yüzük nerede? -Gelinimde.

Hırsızlığın bir numaralı kuralı nedir, biliyor musun?

Çalınan şeyin sizde olmamasıdır.

Tekrar soruyorum. Yüzük nerede?

-Gelinimde. -Hırsızlığın bir numaralı kuralı neydi?

Ayrıca o güvenlik kamerası görüntülerini ben de izledim.

Ortada suç teşkil eden bir durum göremiyorum.

-Çünkü... -Yüzük kızımda.

Dünürler arası kötü bir şaka bence.

Bize iftira atmak için sahtesini yaptırıp...

...bize geri vermiş diyeceğim Filiz'e.

(Geçiş sesi)

Haklısınız.

Bu durumda güvenlik kamerası görüntüleri kötü bir şaka sadece.

Anladım.

'Okay'. Konu kapanmıştır.

(Nadide) Tamam, konu kapanmıştır.

Yüzük olmasaydı suçlu olurdun.

Tabii.

Ya da sahte.

Çok çabuk pes etmedi mi bu pislik?

Ee, anlat bakalım, nasıl geçti dün?

Söylediğin her şeyi bire bir yaptım.

-Artık bana güveniyor. -Çünkü beni sattın.

Tam bir hain gibi hem de.

İşte bu! Peki, şey de dedin mi?

"Madem bana güvenmediler...

...onları haklı çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacağım artık."

Ah, artık demedim.

-Bir daha konuşsam mı acaba? -Serseri.

-Hain üvey abla. -Ben de seni seviyorum tatlım.

Peki, bilmem gereken başka kayda değer bir şey var mı?

Hı, ee...

Sabırlı olmam gerektiğini söyledi.

Bir de...

Bir de?

Bir de bana güzellik dedi.

Bak sen şu çapsıza. Sen de düştün mü hemen?

O kadar istiyorsan ben derim sana güzellik.

Yok canım, düşmekten değil.

Ben öyle anlatmadığım bir şey kalmasın diye söylüyorum.

Bak tatlım...

...Bora kendisi için çalıştığını zannederken...

...sen bana çalışacaksın.

Bu arada da böyle güzellik falan gibi laflar aklını karıştırmasın.

-Sakın. -Tamam abla, merak etme.

Hem sana bir şey diyeyim mi?

Bu Bora da amma hırslı çıktı ha.

Çolpan Hanım'ı bitirmek uğruna milyonları onar onar dağıtıyor resmen.

Enteresan, değil mi?

Ama merak etme.

Çok az kaldı, çözeceğiz onun sırrını da.

Azra Hanım, bu size. Baksanız iyi olur.

Ne bu?

(Gerilim müziği)

(Azra nefes verdi)

Sergen!

-Allah'ın cezası! -(Songül) Ne oldu?

Ne oluyor ya?

(Gerilim müziği)

Dışarı, hepiniz!

(Azra) Hadi!

Sen nereye?

-Dışarı demedin mi hepimiz? -Sen hariç!

Abla...

-Bu ne? -Bilmiyorum. Ne?

-Bu ne? -Tebligat.

Velayet davası açtım sana, çocuklarımı alacağım.

Nasıl yaparsın böyle bir şeyi?

Benim kötü annelik yaptığımı nasıl söylersin?

-Bana böyle bir iftirayı nasıl atarsın? -Ne iftirası be?

Senin anneliğinle benim babalığımı kıyaslarsak sen sınıfta kalırsın.

Yani orada yazan her şey gerçek.

-Sen iyi babasın, öyle mi? -Sen mi iyi annesin?

Benim için çocuklarım her zaman birinci sıradadır.

Peki ya senin? İş.

Söyle bakalım, nasıl kötü örnek olmuşum ben çocuklarıma?

Biz daha evliyken Yıldırım'la yakınlaştın.

Onu eve soktun, çocuklarımı ona maruz bıraktın.

-Bunlar normal şeyler mi? -Peki ya sen?

Sen o Jale manyağıyla birlikte olmadın mı?

-Ben onu hiçbir zaman eve çağırmadım. -Ne anlatıyorsun sen bana burada ya?

O kadın benim evime girmedi mi? Benim çocuğumu kaçırmaya kalkmadı mı?

Girdi, kaçırmaya da kalktı, o yüzden hâlâ içeride. İkisi aynı şeyler mi?

Avukatlık dersi verdirme şimdi kendine.

Sen bana avukatlık dersi veremezsin zaten.

Sen benim babalığımı sorgulayamazsın. Ben çocuklarım için her şeyi yaparım.

-Ben de. -Öyle mi?

Peki o zaman. Eren'in en sevdiği on arkadaşını sayabilir misin bana?

-Sayarım. -Sayamazsın. Çünkü altı tane var.

Sen şaşırtmaca yapıyorsun şurada.

Sen söyle bakalım, Mercan'ın en sevdiği çizgi film ne?

Şezlong Kuşları.

Peki, orada Martı Kâmil'i mi yoksa Yengeç Sedat'ı mı daha çok seviyor?

-Azra, ne saçmalıyorsun Allah aşkına? -Yengeç Sedat diyorum!

Namıdiğer tripli bitirim.

Yengeç Sedat'ı geçen sene çok seviyordu.

-Sen kafayı yemişsin. -Bana kafayı yemişsin diyorsun...

...ben çocuklarımın aldığı her nefesi biliyorum be.

Neye mutlu olurlar, neye üzülürler, neye sevinirler, hepsini biliyorum.

-Benim babalığımı sorgulama sen... -Tamam. Bir dakika.

(Yıldırım) Ne oluyor burada ya? Azra...

...sen niye uğraşıyorsun bununla?

Bırak ilgilenme şu adamla. Mahkemede cevabını vereceğiz.

Sakin ol şampiyon, sen mahkemeye gelmiyorsun.

-Öyle mi? Kim demiş? -(Bora) Sergen tabii.

Sergen, Sergen, Sergen.

Emir büyük yerden geldi.

Avukat olarak Bora'yı tuttum.

Malum, avukatların çatışan menfaatlerinin temsil yasağı desek...

...siz kıymetli avukatlar bunu anlarsınız herhâlde, değil mi?

(Gerilim müziği)

Yani Azra Hanım, kısaca diyorum ki...

...kendinize başka bir avukat tutmalısınız. Bu olmaz.

(Gerilim müziği)

Azra, beni gerçekten çileden çıkarmak istiyorsan...

...artık kendini yenilemen lazım. Çünkü bu beni kesmez.

-Yıldırım, hadi gidiyoruz. -Nereye?

Bana yüzük bakmaya.

-Gerçekten mi? -Evet.

-Yarın değil miydi o? -Bugün, hemen, şimdi.

-Hadi. -Hadi.

Yok artık!

Boşanma davasının üstünden 300 gün geçmeden evlenemezsin...

...iddet müddeti var.

Ayrıca boşanma davamızın ilk celsesinde...

...çocuğumuz olacağını benden gizlediğin için...

...bu sürenin ne kadar önemli olduğunun farkındasındır!

(Müzik)

Ne?

Yok bir şey.

Sen eski karım hakkında konuşma deyince...

(Müzik)

Nerede kaldın sen?

İş üstündeydim tatlım.

O ne?

Bora'nın evinin anahtarı.

Aslan yattığı yerden, Bora gibi çakallar da inlerinden belli olur.

-Gizlice evine gireceğim. -Yok artık!

Yok artık. Abla, bildiğin haneye tecavüz bu.

Kaç yıldan başlıyor, senin haberin var mı?

Ben ceza avukatı mıyım, nereden bileyim tatlım?

Ayrıca bu kısasa kısas.

O bizim büromuzu nasıl altüst ettiğiyse...

...ben de onun evini altüst edeceğim.

Nasıl buldun anahtarları?

Sevgili ablam sayesinde.

Sergen, Sergen, Sergen.

(Müzik)

(Müzik devam ediyor)

(Geçiş sesi)

Şimdi...

...alt sokakta bir çilingir var.

Hemen oraya gidip bana bu anahtarın bir kopyasını yaptırıyorsun.

Ama acele et, uyanmasın iblis.

Peki, tamam.

(Müzik)

Sen Cevherlerle uğraşabilir misin ya?

(Yıldırım) Küçük bir an için...

...inanmıştım biliyor musun, gerçekten buraya yüzük almaya geleceğimize.

Çok romantik olurdu, değil mi?

Benim için olurdu ama seni bilmiyorum tabii.

Abartmasan mı?

Biz buraya Songül için geldik. Kadın resmen üçkâğıtçıların eline düştü.

Üstelik bir de Bora meselesi var.

Kocaman bir gizem duruyor orada.

Sence Sanem haklı olabilir mi?

Başka bir iş birlikçisi daha olabilir mi bunun?

Sanmıyorum. Yani...

Yoktur herhâlde. Niye olsun?

Şimdi yukarıda oyun çevireceğiz ya biz, hakkını verelim mi?

-Nasıl? -Ne bileyim, sen...

...böyle şımarık, tiki, o tip falan biri ol.

Yok artık daha neler!

-O zaman sen de hırtın teki ol. -Ne olayım?

Ne bileyim, böyle kaba saba...

...parasıyla öz güvenini sağlayan adamın teki ol.

Yürü bakayım.

Aa, Yıldo, çok kabasın.

-Yıldo olmaz. -Gel. Yıldırım çok uzun.

-İğrenç bir şey bence, Yıldo olmasın. -Yıldırım çok uzun şimdi.

Hayır, Yıldo... Yıldo'ysa ben yokum, kusura bakma.

-Üzümlü kekim, hadi gel. -Yıldo diyemezsin.

Üzümlü kekim mi?

-Yıldo diyemezsin bana. -Gel.

(Yıldırım) Sen aç, tut kapıyı da.

(Azra) Artık daha neler! Bunun acısını çıkartırım ben senden.

(Simon) Hoş geldiniz.

Asıl siz hoş geldiniz. 'Welcome to the world'.

Yalnız ben çok zor beğenirim.

O yüzden pek 'hoşuncuma' gidecek bir şey olacağını zannetmiyorum burada.

Kızım, 'hoşuncuma' gidecek ne demek? Öyle bir kelime mi var dünyada?

Sabahtan beri 110 tane yer gezdim.

Gluteninden Simon'una kaç oldu! Bir tanesini seç, gidelim.

Çok kabasın Yıldo.

Kusura bakmayın ama benim 'darling', ne yapacaksın amca.

Atsan atılmaz satsan satılmaz.

Of...

-Şuna bakabilir miyim? -Tabii.

Biraz küçük ama ne yapalım artık.

-Buyurun. -Bakayım.

Tamam, beğendiysen... Ne kadar dayı bu?

-210 bin lira beyefendi. -Sar.

-Tabii. -Sar ne ya? Pide mi bu?

Bir de benim şu yüzüme odaklanır mısın 'please'?

Yok, ben bunu beğenmedim. Güzel değil, küçük.

Aa!

İnanmıyorum! Gelenleri gördün mü?

Erman Cevher değil mi o?

Erman Cevher. Ne biçim isim lan, kız ismi gibi.

Şu hani Amerika'da yaşayan milyarder.

-Yanındaki de uzatmalı karısı Çolpan. -Ne?

Karısı diyorum. Bu yaşa kadar evli kalmış yani.

-Genç bir kızla 'change' etmemiş. -'Change'?

-Ben tanımıyorum. -Tanısan şaşardım zaten.

(Asansör kapısı açıldı)

Güneş'im.

-Yapabilirsin, sana güveniyorum. -Tabii ki yaparım abla.

(Müzik)

Aynen, düz.

Hadi göreyim seni Güneş, yapabilirsin.

(Kapı vuruldu)

Sergen eniş... Sergen abi.

Güneş.

-Gelebilir miyim? -Gel tabii.

Hayırdır ya, sizinkileri görmeye geldin de yolunu mu kaybettin?

Hayır, ben seni görmeye geldim.

Beni mi?

Ablan mı yolladı seni bu velayet davası için?

-Velayet davası mı? -Ablana velayet davası açtım.

Çocukları almak için. Haberin yok mu?

Yok, ben aslında başka bir şey için geldim.

-Yardımına ihtiyacım var. -Benim?

Emin misin?

Emin olmasam niye burada olayım, değil mi Sergen abi?

Ben en iyisi konuya gireyim.

Benim bir arkadaşım var, yıllar önce evlat edinilmiş.

Şu anki ailesi de bu konuda hiçbir bilgi vermiyor kendisine nedense.

Ee?

Ben de düşündüm, sen yıllardır yetimhanelerle çok ilgilisin.

Onların gönüllü avukatlıklarını da yapıyorsun.

Bana yardım etse etse Sergen abim eder dedim.

Vallahi Cevher ailesinden herhangi birine...

...herhangi bir yardımım söz konusu olamaz ama...

...sen konunun dışındasın.

(Fısıldayarak) Cevher kadar taş düşsün başına.

Tamam, şimdi sen yetimhane kayıtlarına mı bakmak istiyorsun?

Evet, yetimhane kayıtlarına bakabilirsem...

...arkadaşımın gerçek ailesi hakkında bir şeyler öğrenebilirim.

Onun da kafası rahatlar artık.

Tamam. Adı neymiş bu arkadaşın?

Arkadaşımın adını yeni ailesi değiştirmiş. Ama şöyle bir şey var.

Yıllar önce arkadaşıma bir mektup gelmiş...

...Vedat Parmaksız diye birinden...

...babası olduğunu iddia ediyormuş.

Tamam, müdürlükte yetkili bir arkadaşım var, ona bir sorayım.

Vedat Par... Alo?

Devrem, ne haber?

İyi, aynı, koşturuyoruz biz de. Benim yine sana işim düştü.

Bir dava dosyasına bakma şansımız var mı?

Yok, çocuğun adı yok ama babasının adı...

-Vedat Parmaksız. -Vedat Parmaksız.

Tamam, bekliyorum.

Çay içer misin, bir şey söyleyeyim mi sana?

-Teşekkür ederim, sağ ol. -Buradayım.

Bir saniye.

Evet. Sadık Açıkgöz.

Tamam, çok teşekkür ederim.

Şimdi asistanım gelip alacak senden dosyayı. Borcum var sana, sağ ol.

(Fısıldayarak) Ben de ola ola senin asistanın oldum ya.

Bir şey mi dedin Güneş?

Oh, oh be, oley be! İçim rahatladı.

Çok sevindim.

Seni bekliyor. Sadık Açıkgöz. Sana yardımcı olacak.

Çok teşekkür ederim Sergen abi.

Ben artık kaçayım zaten, malum kafe de boş kaldı.

Her zamanki gibi.

Bu arada sana geldiğimden bizimkilerin haberi olmazsa...

...çok sevinirim.

Güneşciğim, senin dışında Cevher ailesinden...

...hiç kimseyle muhatap olmuyorum.

(Müzik)

Hayırdır, nereden böyle?

Nereden olacak? Sanem cadısı özel işlerine koşturuyor beni.

Bir kargosu mu varmış ne, onu yollattı bana.

Anladım. Kolay gelsin.

Sağ ol Bora. Umarım bir an önce kurtuluruz hepsinden.

(Gerilim müziği)

Bora mı?

Bak sen şu üvey haine.

-Şuna bak da biraz cehaletin azalsın. -Sana bir şey söyleyeyim mi?

İpini koparan imparator bu ülkede. Ben böyle bir şey görmedim.

Bir milyar doları yoktur bunların, ben söyleyeyim sana. Belli.

Pardon, bir de şuna bakabilir miyim? Şu an gördüm onu.

Şimdi çocuklar sizinle ilgilenir.

-(Simon) Kızım, sen yardımcı ol. -(Azra) Şuna bak ya!

-Hoş geldiniz efendim, buyurun. -Merhaba.

Yağlı müşteriyi bulunca bize ikinci sınıf muamelesi yaptı.

Hadi gidelim buradan Yıldo.

Pardon, siz gerçek Cevher misiniz?

O nasıl bir soru böyle? Herhâlde!

Müsaade eder misiniz?

Kızım, görmedin mi, yaşlı zengin dedin mi böyle davranır.

Yaşlı zengin böyle işte, lanet.

Siz benim bu 'boyfriend'imin cahilliğine bakmayın 'please'.

Tuhaf bir kızsınız siz, değil mi?

-Bana mı öyle geliyor? -Anneme çekmişim efendim.

Asaletini hep benden aldın der.

'Mommy'.

Bence siz burada oyalanana kadar...

...kıvırcık 'boyfriend'inize kuaför arayın.

Yaşlıymış!

Acaba siz bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz?

Tabii ki biliyoruz efendim. Cahil miyiz biz?

Hanımefendi, lütfen, misafirlerimi rahatsız ediyorsunuz.

-Gider misiniz? Lütfen! -Hadsiz!

'Unbelievable' canım şu an, derhâl mekânı terk ediyoruz.

Yıldo, gel buraya.

-Simon bak... -Lütfen efendim.

(Çolpan) Yıldo mu dedi bu?

Dedi vallahi. (Boğazını temizledi)

Efendim, biz eşimle birlikte 40'ıncı yıl dönümümüz için...

...şöyle eşsiz, nadide bir parça arıyoruz da.

Sizde olduğunu söylediler.

Çok doğru söylemişler. Efendim, burada size uygun bir şey yok.

Sizin gibi seçkin misafirlerimiz için özel odaya geçelim lütfen.

-Ben burada sıkıldım. -Lütfen, lütfen.

Minik kuşum.

Buyurun, buyurun.

Çolpi'ye bak, inanamıyorum.

Her koşulda bana kıvırcık diyebiliyor. İnanılmaz bir kadın.

Bu arada biraz daha yaratıcı olmanı bekliyorum. Yıldo nedir?

-Yapabilirsin, ben tanıyorum seni. -Bir dakika.

(Yıldırım) Ya bırak!

Songül, ilk adım tamam.

Şimdi sen sakın gözünü Filiz'in üzerinden ayırma.

Tamam, o iş bende. Hadi konuşuruz, baybay.

Of!

Kızım, neredesin? Arıyorum arıyorum, ulaşamıyorum.

Konuşacak bir şey yok anne, o yüzden açmıyorum.

-O çanta ne? -Eşyalarımı topladım.

Yaptığın şeyden sonra bu evde kalacağımı düşünmüyordun herhâlde.

Kızım, dur. Nereye? Bir dakika.

Efendim, annemle buluşacağız, bizi bekliyor.

Tamam, anladım. Bir dakika lütfen, rica ediyorum.

Kızım, ben evliliğin hakkında düşündüm.

Kardeşinle de konuştuk. Hatta inanır mısın, babanı bile aradım.

Alpay da aynı fikirde. Ver elini, ver.

Size yaptığım kabalıklardan dolayı çok özür diliyorum.

Ailemize hoş geldin oğlum.

-Öpeyim anneciğim. -Tamam, öp.

-Ah! -Ah, acıdı mı?

-Ay, elim çarptı. -Yok, yok.

Senin de canın kıymetliymiş.

Bu mu kabul etme şeklin?

-Hadi Selim, biz gidelim. -Gidiyor musunuz?

İyi madem.

Ben de aslında Selim Reşat'la iş konuşmak istiyordum.

İş mi?

Evet. Bizim şirketin yeni bir yatırımı var da...

...sen de artık aileden olduğuna göre...

...hani biraz konuşuruz...

...hatta bu projenin başına sen geçersin diye düşünmüştüm.

Annem biraz daha bekleyebilir hayatım. Songül anneyi bir dinleyelim önce.

Songül anne ne güzel oldu.

Tabii canım, annen bir yere kaçmıyor. Hadi gelin. Gel.

-Aç mısın? -Olur, yeriz bir şeyler.

Tabii.

Yok, bunların hepsi alelade.

Olmaz. Ben Çolpan'ım gibi böyle eşsiz, değerli...

...fevkalade bir şey arıyoruz da.

Ermancığım, fazla abartmasan mı acaba?

Beni şaşırtıyorsun, çok cömertsin.

Çünkü kendisi paradan daha değerli tek şey vardır...

...o da daha fazla para demişti de.

Erman Bey'e tamamıyla katılıyorum.

Bazen biz zenginlerin paraya önem vermediğimiz gibi...

...bir yanılsama var ortada. Yanlış.

Biz paraya daha çok önem verdiğimiz için zenginiz aslında.

Bravo Erman.

Ama bugün değil. Bugün 40'ıncı yıl dönümümüz şerefine...

Nazar değdireceksin artık.

Sana açık bütçe. Harca harcayabildiğin kadar.

Madem öyle, ben bunların hiçbirini beğenmedim. Kalkalım.

-Peki, nasıl istersen. -Bir saniye, lütfen.

Aslında elimde tam size göre bir yüzük var.

Bavyera tacından çıkarılmış muhteşem bir elmas.

Tam 20 karat.

Aa, bakalım o hâlde.

Yalnız şu anda bir şubede. Siz biraz istirahat edin.

Ben hemen getirtiyorum.

Hadi bakalım.

-Çok beklemeyiz, değil mi? -Tabii, tabii.

Bravo sana. İçinden oyuncu çıktı.

Alo, Nadide. O yüzüğü hemen bana getiriyorsun.

(Nadide ses) Bir gün vermiştin Simon, darlama beni!

Hemen diyorum, hemen. Yağlı müşterilerim var.

Eğer onları kaçırırsam...

...seni bütün millete rezil ederim, görürsün.

(Nadide ses) Tamam Allah'ın cezası.

Nadide yüzüğü getirecekmiş.

Filiz'in parmağındayken nasıl yapacak merak ediyorum.

Songül, harekete geçtik. Nadide yüzüğü getirecekmiş.

(Songül ses) Tamam, gözüm üstünde.

Nasıl alacak çok merak ediyorum vallahi.

Kapatıyorum.

Yolun sonu.

Efendim Songül anne?

Hiç. İşle ilgili bir şeyler. Kusura bakma, böldüm.

Sen fizibiliteyi nasıl yaparız diyordun?

Bu konuda çok güzel fikirlerim var ama tabii...

...ekibinizle buluştuğum zaman çok daha iyi fikirler çıkacağına eminim.

Sana geçen seneki proje dosyalarını da veririz, bir incelersin.

Harika.

(Kapı kapandı)

Süpersin.

Şimdi tatlım, hemen Bora'nın odasına gidiyorsun ve...

...Bora kaybolduklarını anlamadan askılıktaki paltosunun...

...iç cebine koyuyorsun anahtarlarını.

Nasıl?

Sanem seninle bir şey konuşacakmış de, ben uydururum bir şeyler.

-Tamam. -Bu arada bir de...

...bu akşam seninle konuşmam gereken çok önemli bir şey var de.

Ama büroda olmaz, dışarıda buluşalım de ki...

...evine girdiğimde orada olmayacağını garanti edelim.

Ne konuşacağım peki?

Kayda değer bir şey söylemezsem şüphelenir benden.

Haklısın.

Ona, Sanem ablam, Yıldırım'la iş birliği yaptığınızdan şüpheleniyormuş de.

Yok artık, daha neler! Gerçekten şüpheleniyor musun?

Hayır tabii ki. Maksat kafası karışsın, yani şüpheleri başka tarafa çekmek.

Hem bakalım senden bunu duyduğunda ne tepki verecek?

Çok kötüsün.

Peki, anahtarları aldın. Evin yerini biliyor musun?

Tatlım, o işin en kolay kısmı.

Bunun kankası Rasim'in restoranından yemek siparişi vereceğiz...

...Bora'nın evine.

Kurye bizi Bora'nın kapısına kadar götürecek.

İnanılmaz.

Vay, vay, vay.

Abla, senden öğrenecek çok şeyim var, gerçekten.

Tabii canım. Buralara kolay gelmedik, hiçbir detayı atlamam.

Ya evde alarm varsa?

Yoktur ya. Var mıdır?

Yoktur.

(Müzik)

(Arama tonu)

Nadide şimdi buraya geldi.

(Songül ses) Ama buraya gelmedi.

Allah Allah. Yüzükle gelmedi mi acaba bu kadın?

(Kapı zili çaldı)

-Gel, gel. -Ne?

Geç, geç.

Simon, ne oluyor, neden iki ayağımı bir pabuca sokuyorsun?

Bak, bir milyon 200 bin euroya alacaklar.

-Bir milyon mu? -Ecel terleri döktürdün bana...

...müşteri kaçacak diye. -Çakal.

Kazıkladın bir de. 20 binini alırım.

Fırsatçı seni.

-Gel, hadi yürü, gel. -Fırsatçı mı?

Geldi efendim.

Ne oldu, bir sorun mu oldu? Hanım kim?

Çalışanım. Öbür şubeden getirdi yüzüğü.

-Çok havalıymış çalışanınız. -(Erman) Çok.

-Hazır mısın Erman? -Evet.

(Müzik)

-Çok güzelmiş, değil mi karıcığım? -Çok.

(Telefon çalıyor) Aa...

Söyle Münevverciğim.

Anne, Songül'le konuştum. Yüzük hâlâ kızının parmağındaymış.

Bir dakika Münevverciğim.

-Sahte değildir değil mi bu? -Aman efendim, olur mu öyle şey?

(Simon ses) Buyurun bakın. Sertifikasını vereyim...

...hemen kontrol ettirebilirsiniz isterseniz.

Sahte değil diyorsunuz kesinlikle, bir yanlışlık olmaz.

(Simon) Kesinlikle.

Tamam canım, arayacağım seni sonra.

Kadın çoktan yüzükleri değiştirmiş.

(Arama tonu)

(Telefon çalıyor)

Pardon. Hep böyle kesiliyor.

Her şeyle tek başına uğraşınca böyle oluyor işte. Kusura bakma.

-Estağfurullah. -Efendim?

Ne diyorsun?

-Bir sorun mu var Songül anne? -Dur sen şimdi.

(Mesaj geldi)

(Müzik)

(Geçiş sesi)

(Gerilim müziği)

(Filiz) Selim, sen misin?

Evet hayatım. Bir şey alıp çıkacağım.

(Su sesi)

(Müzik)

(Filiz) Kim gelmiş canım? Kapı çaldı sanki.

Annem.

Annen mi?

Şaka şaka. Kargo gelmiş.

Hani beraber girecektik?

Daha neler, salak.

Annem gelmeden çıkalım bir an önce, hadi.

Peki, sen kaybettin.

(Geçiş sesi)

Efendim, siz meşgulsünüz galiba, biz gidelim isterseniz.

Hiçbir yere gitmiyorsun dedim, ikiniz de!

-Gerçekten mi ya? -Kızım, bir dinle. Dur.

Yine aynı şeyi yapıyorsun.

-Filiz, dinle! -Neyini dinleyeceğim ya!

Filiz!

Filiz, kızım.

Kızım. Filiz!

Üff!

Gittiler.

Azra, şimdi patladık. Filiz'in hiçbir şeyden haberi yok.

Göremeyecek yine bu yılanların iç yüzünü.

(Azra ses) Sakin ol.

Yandık, vallahi yandık. Daha kötüsü de var.

(Azra ses) Songül, bir dinle.

Bak, o cadı kadın öyle bir tuzak kurmuş ki.

Şimdi Filiz'in parmağındaki yüzük sahte ya...

...söyleyecek ona annen sahte yüzükle değiştirdi diye.

Ee, güvenlik kamerasında falan da görüntü var ya...

...vallahi hırsız diye beni ihbar edebilirler.

Bittik, yemin ederim ki bittik.

Hayır, daha bitmedik Songül.

Bir B planımız vardı zaten.

O Nadide'nin maskesini düşüreceğiz şimdi.

Nasıl yani?

Annemin yakasındaki broşta kamera var.

Nadide gerçek yüzüğü verirken kayda alınacak bu kadını.

Ve Simon'un da usulsüz işlerini böylece ispat etmiş olacağız.

Filiz'e de bu videoyu izlettirince bütün düzenbazlıklarını öğrenmiş olacak.

Ama bizim için tabii ki asıl önemli olan Filiz'in sana inanması.

Ayrıca eşi kendini yanlış tanıtmış.

Yani bu aldatmaya girdiği için hemen boşarız kızını.

Harikasınız, teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.

Şimdi ben kamera görüntülerini almaya sana geliyorum, tamam mı?

Sonra da hemen onları Filiz'e götüreceğim.

Azra, ben kızımın bu sahtekârların yanında bir saniye daha kalmasını istemiyorum.

Tamam, seninle büroda görüşürüz.

Tamam, geliyorum şimdi. Hadi, görüşürüz. Sağ ol.

Yani yüzük güzel.

Ama...

Doğru fakat... İsminiz neydi?

Semiha.

-Ben bu yüzüğü alamam. -Ama neden efendim?

Siz ne dediniz yüzüğün taşı için?

-Bavyera. -Bavyera dediniz, değil mi?

Sen kaçırdın Erman, sen beni uyarabilirdin.

(Erman) Değil mi?

Çünkü Augsburgli dostlarımıza biz ne diyeceğiz?

Değil mi? Biz Augsburg'u destekleriz de 30 Yıl Savaşları'ndan beri.

Hep onların yanında olduk.

Yani tatsızlık da çıksın istemeyiz, artık tamam.

Kısmet değilmiş bu sefer. Tamam, teşekkürler.

-Fenerbahçe-Galatasaray gibi falan. -Augsburgluyuz biz.

Peki, neyse. Müsaadenizle, başka seferde.

Neydi şimdi bu?

Dalga mı geçiyorlar?

Sanem seni görmek istiyor.

O küstaha söyle, eğer bir derdi varsa benim odama gelecek.

Garip bir hâli vardı. Bence yine bir şeyler karıştırıyor.

Bana ne dedi, biliyor musun?

-Ne dedi? -Yıldırım'la senden şüpheleniyormuş.

Ne? Nereden çıktı bu?

Vallahi bilmiyorum, o kadarını söylemedi.

(Müzik)

Senin ne işin var burada, küçük hain pislik seni?

Güneş, bak ne zannettiğini bilmiyorum ama hiçbir şey göründüğü...

Kes! Bir Yıldırım abiye iftira atmadığın kalmıştı.

Ortalık karıştırıcı küçük mikser seni.

Sanem.

Ne yapıyorsun?

Gülümse pislik.

Ne yapıyorsun?

Bu ne şimdi?

Arkana baksana.

Üff! Çok yaratıcısın.

Herkes nasıl biri olduğunu anlayacak.

Yani nasıl bir iblis olduğunu.

Ben gülüyor muyum? Hayır, komik mi yani?

Ne var ya, eğleniyoruz şurada.

Eğleniyor musun?

Kızım, kreş mi burası?

Off, sen geldiğinden beri büro çok sıkıcı zaten.

Ruh hastası.

Gel, gel. Konuşacağız ablamla, her şeyi anlatacaksın, duydun mu beni?

Hişt! Sus.

Hey, hey, hey! Ne oluyor burada?

Bora Bey, Güneş, en küçük ablam...

...burada sizinle konuşacağı bir şey varmış...

...odanızda bekleyeceğim diye tutturdu.

Ne konuşacaksın benimle?

Bir sen kalmıştın buraya gelip bana hesap sormayan.

Ne hesabı ya?

Ne oldu? Ne zannettin?

Bir Cevher'e bulaşırsan işte böyle bütün Cevher kadınlarını karşında bulursun.

Abla...

Ama ben siz ikinizi bir daha bu adamın yakınında görmek istemiyorum.

Hadi. Düşün önüme.

Hadi, benimle geliyorsunuz.

Kardeşlerimden uzak dur.

Allah'ın değişikleri.

Bir de bana değişik diyorlar.

Geç, geç.

Aa! Güneş, sen niye hâlâ buradasın?

Ben seninle konuşmuyorum abla.

Sen benim arkamdan iş çevirip, bunu asistanın yapmışsın.

Sen ne saçmalıyorsun? Bilip bilmeden konuşuyorsun!

Yeter!

Sanem, şunları al kafeye götür. Ben de birazdan geliyorum.

İkinize de ayrı ayrı soracaklarım var.

Bir aklınızı başınıza alın artık.

(Müzik)

(Çolpan ses) Ama yok, adın neydi senin?

Semiha.

(Çolpan ses) Ben bunu almam. Mümkün değil.

Hah! İşte bu kadar, bütün foyası çıktı meydana.

Filiz şu anda boşanma davası açsa tek celsede boşanır.

Oh! Allah'ım, şükür.

Azra, yine hayatımı kurtardın. Yine ve yeniden.

Teşekkür ederim.

-Filiz nerede? -Dışarıda. Alışverişe çıktı.

Gelsene.

20 bin euroya çok yaklaşmıştık.

O para ilaç gibi olacaktı bize.

-Niye olmadı o iş? -Dünyanın en aptalca şeyi.

İki ihtiyar eğlenmek için saçmalık peşindeymiş resmen.

Aman, neyse ne.

Bizim derdimiz 20 bin euro değil.

Filiz'in ortak olduğu holding...

...önümüzdeki hafta uluslararası bir şirketle birleşecek.

Birleşmeden sonra tavan yapacak.

Ve tabii bu olay biz evlendikten sonra olduğu için de...

...mal paylaşımına tabi tutulacak.

Öyle.

(Songül) Oh, nasıl rahatladım, biliyor musun?

Ben şu akılsız kızımı arayayım da acı gerçekleri öğrensin ve evine dönsün.

(Songül) Dur bakalım.

Bir altı ay evli kalır, sonra da boşanırsınız.

Sonra da gelsin eski güzel günler.

(Telefon çalıyor)

Aptal, hani dışarı çıkmıştı?

Filiz.

Ben seni sevmiştim.

Sen nasıl yaptın böyle bir şey?

Cevap ver hadi bana, cevap ver!

Açmıyor, küs hâlâ.

Ben gideyim de bu kızı uğursuzların evinden alayım.

Ve bir an önce bana getir. Şu boşanma davasını hemen açalım.

Tamam.

-Çok teşekkür ederim. -Rica ederim. Ne demek.

-Hemen haber vereceğim sana. -Tamam.

Bu meseleyi konuşup halletmemizin zamanı geldi artık.

Güneş, lütfen, sen de otur.

Herkes eteğindeki taşları döksün, rahatlasın.

Ne oturması abla ya? Ben bununla aynı masaya falan oturmam.

Hatta aynı yerde bile durmam.

Ben sana söylemiş...

Sen hiçbir yere gitmiyorsun. Lütfen oturur musun?

Hatırladın mı tatlım?

Bu konuyu halletmeden kimse buradan gitmeyecek.

Gerçekten yapacak mısınız bunu?

Güneş, biz bugüne kadar hep konuları oturup, konuşup çözdük.

Bunu da öyle yapacağız.

Biz!

Bak, sen de söyledin, biz!

Biz üçümüz, üç kız kardeş.

Tatlım, kabul etsen de etmesen de...

...Deniz bizim kardeşimiz ve bu olanlarda onun hiçbir suçu yok.

Siz öyle zannedin.

Ben bunu Bora'yla konuşurken gördüm.

O adamla böyle fısır fısır bir şeyler konuşuyordu.

Bu kız sizi ayakta uyutuyor, görün artık!

Deniz?

Abla, bir de o Bora'ya ne dedi, biliyor musun?

Güya Sanem ablam o Yıldırım abiden şüpheleniyormuş.

Yıldırım mı?

Ne alaka Yıldırım?

Şimdi bu işin aslı şöyle.

Deniz'in Bora'ya yakın olmasını ben istedim.

Sana inanamıyorum Sanem. Benim bu konudan niye haberim yok?

Aa, ben de dün gece aynı bu soruyu tekrar edip duruyordum kendime.

-Bu aynı şey değil. -Aa, tabii sen yapıyorsan farklı.

Yıldırım ne alaka?

Sen niye Yıldırım'dan şüpheleniyorsun?

(Geçiş sesi)

(Geçiş sesi)

Ben onu şeyden dolayı söyledim.

Neyden dolayı?

Kafa karışıklığı yaratıp, hedef şaşırtmak için.

Sana ne? Sen ne karışıyorsun benim ablalarımın işine?

Senin benimle derdin ne? Tanıştığımız günden beri benimle uğraşıyorsun.

Ne yaptım ben sana?

Benim seninle bir derdim yok.

Senin varlığın büyük bir problem zaten.

Deniz, Güneş aslında doğru söylüyor.

Anlamadım.

Güneş'in seninle tek problemi bu.

O, babamızı hiç tanımadı.

Senin onunla büyümüş olmanı kaldıramıyor.

Öyle mi abla? Sağ ol.

Vay be! Ablamın içinden psikolog da çıktı.

Ben babamızın yanında büyüdüm...

...evet.

Ama gözlerine bakınca içindeki boşluğu hep gördüm.

Ne olduğunu söylemeseler de...

...benden sakladıkları bir şey olduğunu hep biliyordum.

Babam hiçbir zaman tam olarak bizimle değildi.

Beni severken...

...bazen sen...

...bazen sen...

...bazen de sen olduğumu hayal ediyormuş meğer.

Şimdi anlıyorum.

Gerçek beni...

...ne zaman sevdi...

...yoksa ben...

...hep sizin teselliniz miydim...

...bilemiyorum.

Biz böyle durumlarda ne yaparız, biliyor musun?

(Duygusal müzik)

Güneş.

Çok klişe.

Ama bir o kadar da karşı konulamaz.

(Arama tonu)

Ay! Neredesin kızım, evde de yoksun.

Off! Allah'ım.

Hadi.

(Arama tonu)

Hadi kızım, aç şunu.

Bir şey isterseniz, bir şeye ihtiyacınız olursa beni arıyorsunuz, tamam mı?

-Anlaştık mı? -Anlaştık.

Ayrıca babanız size torpil geçerse...

...sakın ama sakın geç yatmak yok. Bir de...

Yatmadan önce dişlerimizi fırçalayacağız.

Aferin sana koca diş.

Anne, ben istersen seninle kalabilirim.

Gel buraya.

Kardeşlerin sana emanet.

(Kapı vuruldu)

Babam geldi!

-Hoş geldin baba. -Hoş bulduk kızım.

Oh! Ne haber?

-Hazır mıyız çete? -(İkisi birden) Evet baba!

Harika. Miray, hadi kızım.

-Görüşürüz anneciğim. -Görüşürüz.

Üzülme, olur mu?

Arayacağım seni, tamam mı?

(İkisi birden) Görüşürüz anne!

Görüşürüz.

(Sergen) Ver bana, ver kızım.

(Duygusal müzik)

Eyvah.

(İkisi birden) Teyze!

Teyze!

Fıstıklarım. Oh!

-Güzelim. -Ne haber?

Güneş.

Ne yaptın arkadaşının işini? Gittin mi yetimhaneye?

Gittim. Aldım dosyayı.

Çok sağ ol.

Büyük sevap işledin vallahi.

Aa, iyi yapmışsın babacığım.

Onun bu aralar birazcık sevap işlemeye ihtiyacı var da.

Benim akıllı kızım.

Babasına laf sokmak için hiçbir fırsatı kaçırmaz.

Kaçırmam.

Bir bildiği varsa demek ki.

Tek sevdiğim Cevher, şansını fazla zorlama istersen.

Günay ailesi, arabaya. Hadi.

(İkisi birden) Görüşürüz teyze!

(Güneş) Baybay.

"Günay ailesi, hadi arabaya."

Sus.

(Geçiş sesi)

Gittim, aldım dosyayı.

(Geçiş sesi)

Dosyayı Azra'ya getirdin demek.

Neler karıştırıyorsun acaba?

(Eren) Baba, hadi!

Geldim oğlum.

(Duygusal müzik)

(Kapı vuruldu)

Çocuklar.

(Duygusal müzik)

Aşk olsun abla, böyle mi karşılıyorsun Güneş'ini?

Kusura bakma Güneş, bir an çocuklar geldi sandım da.

İşlem tamam. Vedat Parmaksız dosyası.

Gizemli Bora onun oğlumu değil mi anlayacağız şimdi.

(Müzik)

Ne yaptın? Hallettin mi?

Konuşalım dedim ama önemli bir işi varmış dışarıda.

Ee, iyi. Zaten dışarıda olacak yani.

Tamam, ben bu akşam girerim o eve.

-Ben de geleceğim. -Hayır, olmaz. Çok tehlikeli.

O zaman Bora'ya söylerim seni.

Madem onunla çalışıyorum.

Hain üvey seni.

İyi, tamam, meraklı taze.

Alarm varsa ne olacak?

Kıyamet kopacak tabii. Ama o eve girmekten başka çarem yok benim.

Bu adamla ilgili cevaplanması gereken çok fazla soru var.

Akşam 08.00'de bekliyorum.

Nerede, ne zaman buluşacağımızı ben söylerim.

Ben öğreneceğim çünkü.

Öyle mi?

O zaman seni hızlandıracak bir şey söyleyeyim. Sanem senden şüpheleniyor.

Emin misin?

Evet.

Ee, ne de olsa Azra'nın kız kardeşi, o da zehir gibi.

Şüphelerinde haklı çıktığını söylememi ister misin?

İstemez misin?

İster misin, istemez misin?

Bence istemezsin.

(Eren) Yaşasın! Bunları aldığına inanmıyorum, inanmıyorum.

Ee, oğlum, ben demedim mi bu hafta sonu muhteşem olacak diye?

Peki, bunları aldığından annemin haberi olsa ne kadar kızar, haberin var mı?

Aman, hep negatif, hep negatif. Tamam kızım, sen yemezsin bunlardan.

Sana ıspanak yaparım.

Aa!

Aman, ben de yiyeceğim ya, ver.

(Miray) Yürüyün önden siz de. Hadi.

Hadi bakalım, hadi.

Evet, Günayların yeni sarayına hoş geldiniz.

-(Miray) Nereden baba? -(Sergen) Devam, şuradan. Evet.

Evet, buyurun bakalım.

Hadi bakalım. Geç, geç, geç.

(Duygusal müzik)

Evet, evimize hoş geldik.

Şimdi size evi gezdirelim.

Önce Eren Bey'in odasından başlayalım. Buyurun.

Vay!

Eren Bey, odanız kişisel zevkleriniz düşünülerek dizayn edilmiştir.

-Tek başıma mı kalacağım? -Evet.

Oley be! Yaşasın!

Daha bitmedi.

Ve ta ta tam! Yeni kıyafetler.

Ne oldu oğlum?

Pantolonları sağa, kazakları sola koymuşsun. Renklerini de ayırmamışsın.

Beraber düzenleriz.

Onların sırasını annem biliyor. Her günün rengi başka.

Buyurun Mercan Hanım.

Nasıl buldunuz odanızı?

Çok güzel.

Burası da Mercan Hanım'ın güzellik merkezi.

Ah, babacığım, bunlar çok ucuz numaralar.

Ne oldu? Kıskandın mı ergen?

Ama ben bunları takamam ki. Annem örüyor saçlarımı.

Ee, ben örerim kızım saçlarını.

Sen hep yamuk örüyorsun. Sonra hep annem düzeltiyor.

Ne balık sırtı örebiliyorsun ne sepet.

Evet, burası da sizin odanız büyük prenses.

Bence süper.

Bence de çok iyi. Kocaman.

Bence fazla büyük.

Kızım, sen de beğenmeyeceğim diye. Yani başka bir şey bulsaydın.

Ee, ondan kolay ne var.

Bu ne böyle katalogdan fırlamış gibi, hiç yaşanmışlığı yok.

Yaşanmadı çünkü kızım burada.

Baba, senin odan nerede?

Ve burası da kaptan köşkümüz.

Aa!

Bu yatak iki kişilik ama.

-Neden acaba? -Annem de geleceği için mi? Oley!

Yaşasın! Annem de gelecek yani!

Çocuklar, çocuklar. Bir saniye, bir dakika. Bak, annenizle biz artık...

Artık boşandılar.

Tamam mı?

Annem asla gelmeyecek bu eve.

Bu yatak neden iki kişilik o zaman? Kim yatacak burada?

Bu soruya ne yanıt vereceğini o kadar merak ediyorum ki şu an.

Bu yatak iki kişilik.

Çünkü...

...o akşam çocuklarımdan hangisi benimle uyumak isterse...

...yanıma gelebilsin diye.

Daha önce de biz yatakta partiler yapmadık mı ya?

Abur cubur partileri yapılmadı mı yataklarımızda? Yine uyumayacak mıyız?

Bu da tamam.

-Ne var bu çantanın içinde? -Acil eylem planları.

A, B, C, D ve E'ye kadar.

Tamam, bu planların hepsinde yırtıyoruz herhâlde, değil mi?

Maalesef, sadece E planında, o da bir ihtimal.

Şaka de.

Şaka tabii ki.

Hadi gidelim.

(Gerilim müziği)

Cevherler.

(Sanem) Göktaşı.

Şey diyen oluyor mu ya, yanlışlıkla şey taşı.

-Ne taşı? -İşte o bir harfi yanlış söyleyip (Bip).

Dedi yarım saçlı.

Anlaşılan akşam akşam büronun zekâ seviyesini düşürmeye kararlısın.

İlham kaynağım sensin. Seni görünce tutamıyorum kendimi.

Tabii.

(Asansör zili çaldı)

Önce hanımlar.

-Hırt. -Basit!

-İblis! -Ahlaksız!

Daha ahlaksız!

(Boğazını temizledi)

Didişmeniz bittiyse artık gidelim mi?

Abla, beni eve bırakacaktın ya.

Ne hâlin varsa gör be!

Hepsini sen yeme!

Evet, gelelim gecenin son macerasına.

Kızım, sen her şeyi hazırladıysan ben de...

Mısır mı patlatacaksın?

Evet, mısır patlatacağım.

Ama mısırı hep annem yapardı.

-Annem yapardı işte. -Tamam canım, Allah Allah!

Bu sefer de ben patlatacağım, olmaz mı?

Baba, bence film izlemek çok iyi bir fikir değil.

-Bence on numara fikir. -Baba, zorlama işte.

-Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık. -Olmasın.

Olmasın ya!

Eren...

...senin geçen sene bir ayakkabın vardı, en sevdiğin, hani...

...yanıp sönen ışıkları olan bir ayakkabı...

...hatırlıyor musun? -Evet.

Onu artık giyemediğin için üzülüyor musun?

-Hayır çünkü büyüdüm. -Çünkü büyüdün.

Çünkü artık yeni bir en sevdiğin ayakkabın var.

Evet, belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Ama bu...

...yeni şeylerin de iyi olabileceğinin önüne geçmemeli.

Bakın, artık farklı alışkanlıklarınız var.

Annenizi çok seviyorsunuz, değil mi?

-Babanızı da çok seviyorsunuz, değil mi? -Evet.

Tek fark...

...artık annenizle babanızı ayrı ayrı çok seveceksiniz.

Bakın, bizim bu hayatta...

...en sevdiğimiz...

...en değer verdiğimiz kişiler sizlersiniz.

Ve bu asla değişmeyecek.

Ve hiç kimse ne annenizin, ne de babanızın yerine geçemeyecek.

-Anlaştık mı? -Anlaştık.

-Anlaştık mı? -Anlaştık.

Gelin o zaman.

Anlaştık mı büyük prenses?

O zaman seni de böyle alalım.

Gel, gel, hadi, hadi!

Evet.

Oh, biraz böyle duralım...

...sonra ben mısır patlatmaya gideyim.

Hadi biz ne izleyeceğiz?

Tabii ki benim en sevdiğim prensesi.

Hayır, çok sıkıcı!

(Gerilim müziği)

(Araba yaklaşıyor)

(Ani fren yaptı)

(Hareketli müzik)

Ee abla, bir şey bulabildin mi?

Burada evlatlık verildiği aileye dair bir bilgi yok.

Hadi ya!

Ama Vedat Parmaksız'ın eskiden oturduğu evin adresi var.

-Süper, hadi kalk gidelim. -Bu saatte?

Abla, yapacak daha önemli bir işin mi var?

Yarın bakarız.

Ablacığım...

...hiç mi merak etmiyorsun başımıza kâbus gibi çöken bu adam kim diye?

Ben bir Yıldırım'ı arayayım.

İstediğim şeyi verecek misin, hı?

Yoksa senin o istediğin şey avcunun içinden kayıp gitsin mi?

(Telefon çalıyor)

Aa, mükemmel zamanlama.

İçine mi malum oldu ne?

Aç aç! Aç.

İyi, sen bilirsin.

-Erman ve Çolpan'la ne derdin var? -Sana daha önce de söyledim.

O ikisi benim hayatımı mahvetti.

Biraz daha açık konuşmanın zamanı gelmedi mi?

Senin bana olan borcunu ödeme zamanın gelmedi mi?

Can dostum?

Bana hayatını borçlusun.

Eğer ben olmasaydım...

...o ikinci kurşunu kafana...

Çek lan elini! Oğlum, sen iyi bir adamdın, sana ne oldu?

Ha, ne oldu?

Ne demişler?

Dünyayı değiştiremiyorsan kendi dünyanı değiştir.

Ben de öyle yapıyorum!

Kendime yeni bir dünya kuruyorum! Anladın mı?

İçinde Erman'ın ve Çolpan'ın olmadığı bir dünya.

Şimdi...

...konuş.

Konuş.

Yıldırım...

...beni zorlama.

Peki, sen bilirsin.

Ben de Azra'ya gidiyorum.

Vedat Parmaksız!

(Gerilim müziği)

Yerine göre peder bey de diyebilirsin.

Ya abla, hadi ya!

Kalk gidip bakalım kimmiş şu Vedat Parmaksız.

Yani aslında...

Ablacığım bak, hem senin de kafan dağılır.

İyi, tamam. İyi, peki inatçı, peki, gidelim.

İşte bu! Cevherler iş başında.

Vay be, kurye bayağı tıpış tıpış getirdi bizi Bora'nın evine.

Güzel taktik.

Hadi bakalım.

Rasim'in kurye binaya girmeden hemen paketi kap ki patlamayalım.

Tamam.

-Pardon, Bora Bey'in siparişi mi? -Evet.

Tamam, alayım ben onu. Zaten yukarı çıkıyorum, asistanıyım ben.

Şöyle vereyim.

Sağ ol abla da Rasim abi, Bora Bey'den para almamızı istemez, sonra kızar bana.

Tamam, bunu Bora Bey zaten size verdi, bahşiş olarak.

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

(Hareketli müzik)

Al bakalım.

Güzel.

-Ee, hazır mısın taze Cevher? -Çok hazırım.

-Hadi bakalım, başlıyoruz o zaman. -Hadi.

Macera başlıyor.

Ne macerası Güneş, gidip eve bakacağız sadece.

(Telefon çalıyor)

Azra, Filiz'e ulaşamıyorum. Telefonumu açmıyor.

Songül neredesin, geleyim.

Abla hayır, hayır, hayır abla!

Dur bir dakika, biri arıyor.

Güneş, gıcık mısın? Kadının başı büyük belada.

Azra, Filiz arıyor. Ben seni sonra ararım.

Çok sevindim Songül. Yarın ama getir bana, olur mu?

Tamam, tamam.

-Gidiyoruz, değil mi? -Ben senin derdini anladım galiba.

-Senin derdin Deniz. -Ne alakası var abla?

Şimdi o böyle Sanem'le ortak çalışıyor falan ya...

...sen de o yüzden ona inat benimle takılmak istiyorsun.

Hayatımda duyduğum en saçma şey bu.

-Sen biraz kıskandın mı? -Neyini kıskanacağım onun ya?

Al şunu, hadi.

Bazen gerçekten çok saçmalıyorsun abla.

Filiz, kızım, neredesin? Seni çok merak ettim.

-Niye? -Ne demek niye kızım?

Kapınıza kadar geldim, zili çaldım, açan yok.

Aklıma binbir tane şey geldi.

Gelmesin anne aklına binbir türlü şey.

Evlendim ben artık, kendi hayatım var.

(Songül ses) Kızım, saçmalama, o işler öyle değil, bildiğin gibi değil.

Asıl senin bildiğin gibi değil anne.

Ben çok mutluyum, tamam mı? Biz balayına çıkıyoruz Selim'le.

Filiz! Allah aşkına, lütfen.

Atla gel, sana bir şey anlatacağım. Sonra kendin karar verirsin, tamam mı?

Umurumda değil söyleyeceklerin. Ben Selim'i seviyorum.

Filiz, bir dinle, Filiz?

(Meşgul tonu)

Ne yapacağım ben ya?

Aferin sana, aferin.

-Bırakın gideyim ne olur. -Olmaz, yok.

Selim, lütfen! Selim! Bak kimseye bir şey söylemem, tamam mı?

Ya tamam, anladım, paranız yok. Suç değil ki bu.

Ama beni bırakmazsanız suç!

Lütfen ya!

-Nadide anne, lütfen. -Nadide anne mi?

Selim, lütfen bak. Yemin ederim kimseye bir şey söylemem.

Yemin ederim sana, yemin ederim kimseye bir şey söylemem, lütfen.

Sen gelsene benimle, hadi gel.

Nereye gidiyorsunuz ya? Nereye gidiyorsunuz?

(Filiz) Nereye gidiyorsunuz?

Hayır!

-Merhaba. -Buyurun.

Benim arabamın kapısı sıkıştı da ben açamıyorum onu tek başıma bir türlü.

Acaba diyorum bana yardımcı olabilir misiniz?

-Hemen burada, kapının önünde. -Elbette.

Teşekkür ederim.

-Hemen şurada. -Tamam.

(Deniz) Nasıl oldu anlamadım gerçekten.

Şoför koltuğunun oradakini bir türlü açamıyorum.

(Hareketli müzik)

Aferin ya.

Ablasın sen Sanem.

(Hareketli müzik)

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Hareketli müzik devam ediyor)

(Alarm çalıyor)

Allah kahretsin, alarm varmış.

(Deniz) Ara sıra böyle yapıyor aslında ama...

...ben de biraz ihmal ettim. Aslında bakıma götürmem gerekiyordu.

Gerçekten bu sefer son. Kesinlikle bakıma götürüyorum.

Anlamadım, nasıl sıkışmış öyle? İsterseniz bir servisi arayalım.

Ben de böyle çok zahmet verdim size.

İşiniz çok zor vallahi, gerçekten.

Daireye izinsiz giriş yapıldı. Hırsızlık olabilir.

Aa! Bu devirde? Yok artık canım!

15 numaralı daireye izinsiz giriş yapıldı.

Kaldı mı öyle şeyler ya?

(Güvenlik ses) Hemen bakıyoruz.

(Hareketli müzik)

(Alarm çalıyor)

Ay, nerede kaldınız? Susturur musunuz şunu rica etsem?

Siz kimsiniz hanımefendi?

Evin sahibiyim.

-Gülümse pislik! -Ne yapıyorsun?

(Alarm çalmaya devam ediyor)

Susturacak mısınız artık, lütfen ama!

-Şifreyi bilmiyor musunuz? -Biliyorum tabii de...

Burak, git sustur şunu.

Uf! Oh, şükürler olsun.

Tabii ki biliyorum ama Bora takıntılı bir manyak olduğu için...

...her hafta şifreyi değiştiriyor, artık tutamıyorum aklımda.

Ben size çok zahmet verdim, en iyisi dışarıda bekleyeyim servisi.

-Aa! -Ne oldu?

Ay, dışarıda kar maskeli bir adam var.

Orada!

Evet.

(Güvenlik) Eşinizi neden aramadınız şifre için?

Çünkü eşim uçakta, uçuyor. Ulaşamam değil mi ona?

Hem bu sorular nedir? Sorguya mı çekiliyorum?

Yok, estağfurullah hanımefendi. Biz Bora Bey'i bekâr sanıyorduk da.

Neden?

Yoksa ben İzmir'deyken eve girip çıkan kadınlar mı oldu?

Bakın öyle bir şey varsa hemen söylüyorsunuz bana, hemen!

Yok, yanlış anladınız siz hanımefendi. Neyse, biz müsaadenizi isteyelim.

Yürü Burak.

İsminiz neydi sizin hanımefendi?

Sinem, Sinem Göktaş.

Sinem...

...Göktaş.

(Hareketli müzik)

-Yanlış gördünüz herhâlde, kimse yokmuş. -Gerçekten mi?

Çok teşekkür ederim. Sizin de işiniz çok zor vallahi.

-Hep böyle aksiyonlu mudur? -Yok, genelde değildir.

Anladım.

(Güvenlik ses) Sinem Göktaş, 15 numaralı daireye kayıtlı mıdır?

Bakıyorum.

-Ne oldu şimdi, hırsız mıymış gerçekten? -Değil galiba.

Sinem Göktaş, doğrudur.

Ben sizi daha fazla oyalamayayım madem.

Ama kapı?

Arka kapıdan binerim. Bye!

Hanımefendi, unutmamanız için şifreyi bir yere yazmanızı rica edeyim.

-Tabii, yazarım. -İyi akşamlar.

Kusura bakmayın, rahatsız ettim.

Evet.

Bora Göktaş, bakalım evin bana neler anlatacak.

-Ev terk edilmiş gibi duruyor. -Aynen.

Ama yine de bir girip baksak abla. Belki bir ipucu, bir şey buluruz.

Zaten buraya kadar gelmişken bakmamak olmaz.

O torpidodan göz yaşartıcı spreyi al. Ne olur ne olmaz.

(Müzik)

Abla, çok heyecanlıyım.

-Filmlerdeki gibiyiz. -Ben de bir heyecanlandım şimdi.

-Hadi. -Kapıyı nasıl açacağız?

(Gerilim müziği)

Gir gir!

Perili köşk gibi.

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Peki, tabii ki şifre.

Hakkında hiçbir şey bilmiyorum ki!

-Güneş, sen şuraya bak. -Tamam abla.

(Gerilim müziği)

Hadi bakalım!

Hadi!

Hadi.

Abla!

Abla, bak ne buldum!

Allah kahretsin!

(Gerilim müziği)

Manyak!

Bu ne?

Ver bakayım.

Hayır.

Hayır, bu gerçek olamaz.

Ne?

(Duygusal müzik)

Bu Vedat Parmaksız gerçekten korkunç bir adammış.

Peki, Bora bunun oğlu muymuş?

Yıldırım?

Abla, cevap versene!

-Bora, Vedat Parmaksız'ın oğlu muymuş? -Bir dakika Güneş, okuyorum.

(Kilit açılıyor)

(Gerilim müziği)

(Bora dış ses) Cevher kızları...

...hiç vazgeçmeyeceksiniz.

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ece Naz Batmaz - Nuray Ünal...

...Hatice Başpınar - Büşra Taşçıoğlu - Özgür Türk

Editör: Beliz Coşar

(Jenerik müziği)

(Jenerik müziği devam ediyor)

(Jenerik müziği devam ediyor)

(Jenerik müziği devam ediyor)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.