All language subtitles for The.Commuter.2018.720p.WEBRip.x264-.YTS.AM

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese Download
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: Enes Biga Keyifli Seyirler!

Her saat haber, sadece haber.

1010 WINS kanalındasınız.

Herkese günaydın. Saat 6:00 ve hava bugün 17 derece.

Sen uyumana devam et bebeğim.

Her saat haber, sadece haber.

1010 WINS kanalındasınız.

Herkese günaydın. Saat 6:00 ve hava bugün 20 derece.

Takvimler 24 Ağustos Çarşamba'yı gösteriyor.

Her saat haber, sadece haber.

1010 WINS kanalındasınız.

Herkese günaydın. Saat 6:00 ve hava bugün 22 derece.

Takimler 25 Ağustos Perşembe'yi gösteriyor.

İşte bugünün haberleri.

Mahallede çıkan büyük çaplı bir yangın yedi evin yanmasına...

Olimpik yüzme takımının iki yüzücüsü Brezilya'da mahsur kaldı...

...bazı bölgelerde gök gürültülü ve sağanak yağışlar etkili olacak.

Clinton, seçim kampanyası kapsamında bugün yeni bir reklam yayınlayacak.

NYPD, hâlâ neden öldürüldüğünü açıklayamadı...

...göçmenlerin, seçim günü yaklaştıkça...

Danny, evlat.

- Danny? - Tüm gece ayaktaydım.

Saat neredeyse 7:00 oldu.

- Bu öğlen ev gösterimim var. - Harika.

Hiç haber aldın mı ondan?

- Günaydın. - Günaydın evlat.

Arabam olmayacaksa ehliyet almanın ne gereği var ki?

Okullar önümüzdeki hafta mı açılıyor?

Syracuse Üniversitesi için erken başvuru dönemi başladı.

Konuyu Chris Simpson'a açtım.

Arkadaşlarımın çoğu Eyalet üniversitesine gidecek.

Ne? Danny buraya girmek için deliler gibi çalıştın.

İşte, sıradaki görevin.

- Pekâlâ, hangi bölümdesin? - Beşinci bölümü yarıladım.

Çocuğu neredeyse öldürecekleri bölüm yani.

- Kendi başıma halledebilirim. - Buraya kadar beraber getirdik evlat.

Kitap özetimi de yazmak ister misin?

İnsanlar hayallerini süsleyen evi 350 bin dolara alabileceklerini sanıyorlar.

- Öyle mi? - ''Evi gece yarısı gösterebilir misiniz?''

- Gece yarısı mı? - Evet.

Dünkü baktığımız okul özeldi evet, ama kesinlikle parasına değer.

- Okulun fiyatı bu mu şimdi? - Yemek ve yurt ücreti hariç.

Yok artık.

Bir şekilde hallederiz. Her zaman yaptığımız gibi.

- Olmak zorunda. - Tamam.

- Çarşamba nasıl? - Çarşamba.

Tabii eliyle verebileceği bir kağıda yazılı...

- Dinliyorum, dinliyorum. - Hayır, dinlemiyorsun!

Yüzünün o ifadesini hiç unutmayacağım.

Denerim.

- Seni seviyorum. - Ben de biraz hoşlanıyorum.

Şimdiki istasyon, Tarrytown.

Yıllık 18 bin dolar mı? Tatlım, anaokuluna gidecek. MIT'ye değil.

- Bu sefer ne okuyorsun? - Uğultulu Tepeler.

-Charlotte Bronte. -Emily.

-Emily. -Evet.

Bu yüzü asla unutmam.

Sanırım bir kere göz göze gelmiştik. Anlık bir şeydi, anlarsın ya.

Oğlum emekli olmam için ensemde boza pişiriyor.

Bilemiyorum, belki olurum. Her gün ayrı bir işkence artık.

Tepemde bir sayaç, geri sayıma başladı sanki.

Sabahları bu tarafa akşamları diğer tarafa.

Ve gün geliyor, seninle işi bitiyor.

- Neyin? - Hayatın.

Neyse, sonraki yolculukta görüşmek üzere.

Kolay gelsin.

Ben 43 yaşındayken babam vefat etti.

Ardında bana, anneme ve kardeşlerime bir ton borç bıraktı.

Teşekkürler.

İrlanda'dan buraya geldiğimde elimde avucumda hiçbir şey yoktu.

Kendime ve aileme yeni bir hayat kurdum.

Bu işi yapmamın nedeni de bu.

Sizin gibi genç aileleri korumak.

Size şöyle anlatayım.

Eşim Karen ile birlikte...

...çok çalıştık. Hakkını vererek çalıştık.

Bireysel emeklilik, yatırım hesabı, oğlumun eğitim fonu.

2008 yılında...

...her şeyimizi kaybettik. İkinci bir kredi çektik.

Varımızı yoğumuzu sattık. Boğazımızdan kıstık.

Tabii bu esnada Wall Street'deki bankalar zengin olmakla meşguldü.

Dokunmadığımız tek şey, hayat sigortamızdı.

Daha yüksek oranla. Ama seni iyi tanıyorum.

Yirmi yetmeyebilir.

Jeanie, Jared Carlson'un USB sigortasını verebilir misin?

Tabii.

İnceledikten sonra seni ararım, olur mu?

Alex Murphy aradı.

Kendisinin Paddy O'Brien adlı mekanda olacağını söyledi.

Sağ ol.

Webber ve Finch'i istediğin vakit arayabilirsin.

Evet.

Mike, biraz konuşabilir miyiz?

- Tabii, olur. - Ofisimdeyim.

John şu an kapatmak...

On yıl. Ve karşılığı bu mu?

Bunlar işten ayrılış belgelerin.

Şirket çalışma alanını değiştiriyor.

Bana sigorta mı veriyorsun Frank?

Aileni kapsayan geçici bir sigorta. Devletin işsizlere mali destek fonundan.

Karen'le kıt kanaat geçiniyoruz.

Sorun olursa insan kaynaklarını istediğin zaman arayabilirsin.

Okula giden bir oğlum ve ödemem gereken iki ayrı kredim var.

Emekliliğime beş yıl kalmıştı.

Altmış yaşındayım Frank.

Meseleyi kişiselleştirme Mike.

Maaşın, yardım paketin kazandırdığın miktarı fazlasıyla aşıyor.

Çok çalıştın, kitabına uygun davrandın. İyi bir askersin ve bunu hak etmiyorsun.

Ama gerçek şu ki askerler bazen şehit olur.

Merhaba tatlım. Günün nasıl geçiyor?

İyi. Ne vardı hayatım?

Rahatsız etmek istemezdim ama bankaya uğradın mı diye merak ettim?

Hayır, bekleyeceğimizi sanıyordum.

Evet, bu haftaya kadardı. Konuşmuştuk ya.

Danny okula kaydını yaptıracak.

Yeni bir ek kredi çekmezsek ödemeleri yapamayacağız.

Okul ücreti çeki için e-postana bak.

Her şey yolunda mı?

Evet, iş güç işte. Her zamanki şeyler.

- Peki tatlım. Akşam görüşürüz. - Tamamdır, görüşürüz.

- Geciktim, kusura bakma. - Sonunda gelebildin.

Nasıl gidiyor? Ne kadardır buradasın sen?

Güvenlik beni binadan çıkardığından beridir.

- Şerefe! - Bu olmadı işte.

İki tane daha göndersene. Arkadaşa.

Karen ne dedi?

Daha söylemedin mi?

- Ne diyeceğim ki? - Ne bileyim oğlum.

Takım elbiseli şerefsizin teki beni kovdu falan de.

Durumun vahametini bilmiyor. Okula kayıt yaptıracak paramız yok.

On yıl. Bir aile, bir hayat, bir kariyer kuruyorsun.

Sonra gün geliyor kıçına tekmeyi vuruyorlar.

''Birlikte çok iyi vakit geçirdik. Teşekkürler.

Cenaze namazında görüşürüz.''

Başarılı bir adam olduğuna dair kanıt istiyorsan dön de ailene bir bak.

- Asıl önemli olan bu. - Öyle, öyle.

Onlar için işini bıraktın sen. Bunu unutma.

Birlikte çalıştığımız yedi yıl boyunca hep arkamı kolladın.

Bırak da bir kez olsun başkası seninkini kollasın.

Öyle.

Yani, sonun benim gibi de olabilirdi.

45 yaşında, dul ve çocuklarının nefret ettiği bir baba.

Keşke 45 yaşıma geri dönebilsem.

İyi ki mesleği bıraktın.

Polisler sadece polis değil artık.

Politika, iltimas... Bitaraf olan bertaraf oluyor artık.

- Çavuş Hawthorne? - Hayır, Başkomiser Hawthorne.

- Ne? - Doğru duydun, başkomiser oldu.

Bizim gibi adamların çok çalışıp dürüst olmaları bir şey ifade etmiyor artık.

Ruhsat çıkarmak için rüşvet verildiği iddiaları üzerine...

...savcılığın açtığı soruşturma sonrası bir şehir planlama memuru intihar etti.

Bu dünyanın çivisi çıkmış dostum. Büyük adam değilsen bir hiçsin artık.

Buraya geliyor.

- İşte başlıyoruz. - Michael.

- David. - Uzun zaman oldu.

Öyle, aynen. Başkomiser David, tebrikler.

İnanır mısın, Belediye Sarayında daha fazla vakit geçiriyorum.

- Takım elbise de o yüzden. - İyiymiş.

- Hâlâ sigorta işinde misin? - Evet.

- Böldüğüm için kusura bakmayın. - Yok, yok.

Teğmen, biraz konuşalım mı?

12 saattir aralıksız mesai yaptım efendim, bekleyemez mi?

Tabii.

- Neyse, seni gördüğüme sevindim Mike. - Aynen, ben de seni David.

- Bu herife dikkat et. - Merak etme.

Götoş.

Bak, benim tanıdığım Michael karısından bir şey saklamaz ve...

- ...arkadaşından yardım istemekten gocunmaz. - Merak etme, halledeceğim.

İçindeki mağrur İrlandalı konuştu yine.

- Sen iyi bilirsin. - Çocuğumu okuldan almalıyım.

Senin de yetişmen gereken bir tren yok muydu?

- Jim, günahımız ne kadar? - Yok, yok, yok. Ben hallederim.

- Eve gidince Karen'e anlatacağına söz ver. - Neyi, sonunda bir hesap ödediğini mi?

Neydi o eski İrlanda atasözü.

Tanrı'nın para hakkında ne düşündüğünü merak ediyorsan parayı kime verdiğine bak.

Kime verdiğine bak, aynen.

Peki, sonra görüşürüz. Jim, görüşürüz.

6:25 treni için son çağrı.

Pardon. Sağ olun.

Bayım, çantanıza bakabilir miyim?

Hanımefendi, bu taraftan lütfen.

İnanabiliyor musun? İş çıkışı vakti bagaj kontrolü yapıyorlar.

Öne doğru gelin hanımefendi.

Bombalı bir çanta olsa kıllarını kıpırdatmaz bunlar.

İlerleyin bayım. Çantanızı açın.

Bunu yapamam.

Mike, kalp krizi geçirmeden önce hemen bir hayat sigortası yapar mısın?

Bayım, çantanız lütfen.

Teşekkürler.

Şüpheli ve sahipsiz bir paket bulursanız...

Önüne bak be!

Bir şey görürseniz, yetkililere haber verin.

Bana ver.

Kapıdan uzaklaşın!

Telefonum.

Kahretsin!

Bak dostum, trene bindim bile.

Eğer bu iş olacaksa bu akşam olacak. Bahane istemiyorum.

- Selam Walt. - İsmini öğrendin mi?

Ne?

Şurada durmuş sana bakan kadın bizim bilmediğimiz bir şey biliyor sanki.

Ben kimseyi göremiyorum.

Her şey yolunda mı?

Evet, evet. Diğer vagona baktın mı?

Yok, hacet gidermem lazım. Kafandan büyük prostatım var.

Bak Manny, dediğim gibi. Kablolar da sorun yok ama elektrik hâlâ yok.

Merkezle konuş da vardığımızda halletsinler, tamam mı?

- Anlaşıldı. - Şurayı denedin mi?

- Of be Jimm, ne yaptın? - Ben bir şey yapmadım.

Selam Tarrytown. Bu vagonda elektrik yok.

Fırsatın varken ön taraftan kendine bir yer kap.

- Bitkin görünüyorsun Sam. - Evet, son 32 yıldır.

Beni bu tren öldürmezse insanlar öldürecek zaten.

- Al benden de o kadar. - Öyle.

- Benim için yap. - Kes şunu. İstemiyorum...

- Çantayı al. - Bırak... Defol başımdan. Yeter.

Neden evlenmedim sorusunun kanlı canlı kanıtı işte.

Yahu... Of!

JP Morgan ve Chase toparlıyor. Aç şu gözünü biraz.

Sana fiyatı düşükken almanı söylemiştim, değil mi? Ne?

Şaka mısın sen?

Sana dedim. Bu üzerimdeki çok pahalı bir takım.

Senin için bir anlam ifade ediyor mu bu? Nereden etsin.

Cimrilik ediyorsa yol ver gitsin. Masadan al direk çöp at direkt.

Daha yüksek fiyat çeken birini bul.

Bu adamdan bize hayır gelmez.

Bize büyük balık lazım. Ona demiştim, takım elbise alacak paran yoksa bizimle değilsin.

Biletler lütfen. Teşekkür ederim.

Teşekkürler. Biletin var mı küçük hanım?

Bileti benden alan sağlam bir kazık yer.

Biliyorum, çok boktan bir durum. Bilmez miyim?

Bürokratlar işte.

Biletler millet.

- Sağ ol Gordon, çok teşekkür ederim. - Knicks maçı, Knicks maçı.

Ayaklarını koltuktan indir güzelim. Biletin var mı?

Tam bir utanç kaynağı.

Kapa çeneni lan, ne dediğimi tabii ki biliyorum.

- Bu işi kaç yıldır yapıyor, söylesene? - Sessiz konuşur musunuz?

Ben de senin ucuz parfümünden rahatsızım.

- Biletler. - Hayır, seninle konuşuyorum.

Sağ ol.

Hadi, hadi. Güle güle.

Tamam, gönder bakalım.

Rakamlara bakıyorum şu an.

4 yıl boyunca her birini okudun. Bu da sonuncusu. Sensiz başaramazdım. - Danny

Steinbeck demek?

Bazıları en iyi eserinin oğluna yazdığı bir mektup olduğunu söyler.

- Elinizdeki kitap. - Evet.

Kusura bakmayın.

Teşekkür ederim.

Banliyö trenine bu ilk binişim.

Her türden insan var.

- Ya siz? - Son 10 yıldır her gün.

10 yıl mı? Trendeki herkesi tanıyor olmalısın.

Düzenli yolcuları, kısmen. Çoğunlukla yüzlerini.

- Özür dilerim, tanışıyor muyuz? - Hayır, ben Joanna.

-Michael. -Michael.

Duraklar arası kaç dakika? Dört mü?

Evet, aşağı yukarı.

Dört dakika. Dur kalk, dur kalk.

Oldukça ikircikli bir durum.

- Sizi rahatsız ediyorum galiba. - Hayır.

Öyle. Şu an sadece kitabınızı okumak istiyorsunuz.

Sadece... Ben evli bir erkeğim.

Ben de.

- Pardon. - İnsan davranışı üzerine çalışıyorum.

- Bir nevi mesleki dezenformasyon. - Evli olmanız mı?

Hayır, insanları rahatsız etmek.

Ağzımı kapatabilene aşk olsun.

Demek işiniz oturup, insanlarla konuşmak. Sonra ne yapıyorsunuz?

Diyelim ki şu an burada 100 kişi var.

Psikoloji biliminin tanımladığı 16 farklı kişilik tipi vardır.

Bu sebepten her bir kişilik tipini temsil eden 6 kişi olduğunu düşünelim.

Ve her birinin içinde bulunduğu koşullara farklı derecede tepki verdiğini varsayalım.

Benim işim ise, tek bir temel soruya cevap bulmak.

- Neymiş o? - ''Hangi tip insansınız?''

Ben mi? Bunu eşime sorsanız daha doğru olur.

- Bir deney yapalım mı? - Deney mi?

Zahmetsiz bir şey. Farazi bir olay.

Olur.

Diyelim ki sizden küçük bir şey yapmanızı istiyorum.

Sadece sizin becerebileceğiniz bir şey.

Sizin için önemsiz bir şey ama diğer yandan...

...trende bulunan herhangi bir kişiyi derinden etkileyebilecek bir şey.

- Yapar mıydınız? - Ne olduğuna bağlı.

- Fark eder mi? - Yani, evet.

Ve bu şeyin getireceği sonuçları hiç bilmiyorsunuz.

O halde neden yapayım ki?

Çünkü ucunda bir ödül var.

Hadi ya.

Neymiş bu ödül?

İki numaralı vagonun tuvaletinde...

...belki bir paket vardır. Gizli bir paket.

İçinde 25 bin dolar olabilir.

Para sizin olacak. Artı 75 bin dolar daha.

Ama bu küçük şeyi yapmanız şartıyla.

Anlamıyorum.

Bu trendeki bir yolcu buraya ait değil.

Tek yapmanız gereken şey onu bulmak. Bu kadar.

Bu kişi bir çanta taşıyor. Nasıl bir çanta olduğunu bilmiyorsun.

Çantanın içinde çalıntı bir şey var.

Bu kişi Prynne adıyla biliniyor. Ama gerçek adı değil.

Cold Spring'e kadar trende olacak.

Onu ve çantayı bul. 100 bin dolar senindir.

Çantayı bulmadan trenden ayrılmak yok. Bu teklifi kimseye söylemek yok.

- Dur biraz, dur biraz. - Bu kadar basit.

Farazi konuştuğumuzu sanıyordum.

Sadece küçük bir şey. Eski bir polis için zor olmasa gerek.

Dur biraz... Bunu nereden biliyorsun?

- Bu benim durağım. - Ciddi misin sen?

Gelecek durağa kadar kararını ver. Sen hangi tip insansın?

Neh?

Şaka yapıyorsun.

Biletler millet?

Pardon.

Hiç durma, devam et hacı. Bu vagonda klima çalışmıyor.

Aslında bir konuda yardımını isteyecektim.

Bir arkadaşımı arıyorum.

Peki.

Kendisi Cold Spring'e gidiyor.

Acaba yolcuların nerede inip bindiğine dair herhangi bir kayıt tutuyor musun?

Tabii. Hatta fotoğraf çektiriyorum. İmza falan istediğim de oluyor.

Öyle demek istemedim.

Ben kondüktörüm hacı.

Yolcular gidecekleri yere bilet alır.

Ben de biletleri zımbalar ve koltuğa bırakırım. O kadar.

Bunu sadece günlük yolcular için mi yapıyorsun?

- Arkadaşını aradığını söylememiş miydin? - Evet.

Nasıl biri olduğunu bilmiyor musun?

Ve bana yolcular ve tren hakkında sorular soruyorsun.

Aptalca olduğunu biliyorum. Şimdiye kadar internetten konuştuk.

Bana bu trende olacağını ve Cold Spring'de yaşadığını söyledi.

İnternetten mi tanıştınız?

Ve trende randevulaştınız?

Sana yardımcı olamam hacı. Kimse olamaz.

- Tamam. - Öyle.

Kolay gelsin. Ve bol şans.

Gelecek durak, 110. Cadde İstasyonu millet.

Michael sen misin? Michael MacCauley?

Evet.

- Aradığın şeyi buldun mu? - Ne?

- Demek yapıyoruz bu işi? - Hayır. Yapamam.

Bunu söyleyeceğini tahmin etmişlerdi.

- Dur biraz. Bu ne böyle? - Bir uyarı.

Anlamadıysan söyleyeyim, seni izliyorlar.

Şimdiki durak, 110. Cadde İstasyonu.

Gelecek durak, 125. Cadde İstasyonu.

- Tony, telefonunu kullanabilir miyim? - Ne?

Telefonunu diyorum. Benimki çalındı, hemen birini aramam lazım.

Çok acil bir durum, lütfen. Lütfen.

Peki ama sonraki durağa kadar çekmez. Bazen arka tarafta çekiyor, şansına artık.

- Sağ ol Tony. - Oyunumdan çıkış yapma sakın.

Kim olduğunu öğrendin mi? Bindiğimizde seni dikizleyen kadını diyorum.

Yanımdan kaybolunca onun yanına gittiğini sandım.

Yargıladığım falan yok ha, aman.

Spor bölümünü alabilir miyim?

- Tabii, buyur. - Sağ ol.

New York Yankees Red Sox ile oynayacak.

Beş olan kazanacak. Takımıma güvenim tam.

Benim oğlan maçı izlememe izin vermiyor, biliyor musun?

Tansiyonuma iyi gelmiyormuş.

Sanki Yankees kazanınca kalp krizinden gideceğim.

Niye bu kadar endişeleniyor hiç anlamıyorum.

İşi gücü bırakıp benim peşimde dolanıyor.

Çocuklara küçükken doğru olanı yapmasını öğretirsen olacağı bu işte.

Eve gitmeden önce bir iki kadeh atacağım.

- Gelmek ister misin? - Olmaz.

Benim biriyle konuşmam gerek.

Hadi Karen, aç şunu.

Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor.

- Efendim. - Dedektif Murphy lütfen.

Bekleyin lütfen.

Burada değil. Sesli mesaj bırakmak ister misiniz?

Cep telefonuna bağlayın lütfen. Acil bir durumun ortasındayım. Kendisi arkadaşımdır.

Selam Murph, ben Michael. Trendeyim. Harlem'e varmak üzereyim.

Burada neler dönüyor anlamıyorum.

Kadının teki ansızın yanıma geldi. Çanta taşıyan bir yolcuyu bulmamı istedi.

Murph, sanırım...

Evime bakmaları için birkaç adam gönder. Ve beni bu numaradan geri ara, olur mu?

125. Cadde İstasyonu millet.

Sonraki yolculukta görüşmek üzere.

Gelecek durak, Yankee Stadyumu millet.

Murph? Alo?

Teklifimi kabul ettin Michael. Ama kurallara uymadın.

Üzgünüm millet. Kırmızı sinyal sebebiyle durmak zorundayız.

Birkaç dakika içerisinde hareket ederiz.

Bu da ne şimdi?

Dışarıya bak. Trenin sol tarafından. Hemen

Güney köşesi.

Ne istiyorsun benden?

Üstlendiğin sorumluluğun farkına varmanı.

Hepimiz yaptığımız seçimlerin sonuçlarına katlanmak zorundayızdır.

Kimse seni parayı alman için zorlamadı. Onu görüyor musun?

Arkadaşının polisle konuşma riskini göze alamayız.

- Ona bir şey söylemedim. - İkimiz de yalan söylediğini biliyoruz.

Birisi ambulans çağırsın hemen!

Olamaz. Ne yaptın sen?

Ben değil, sen yaptın. Prynne'yi ve çantayı bul.

Yoksa başına çok daha kötü şeyler gelecek.

- Ne olduğunu gördün mü? - Dinle beni. Dinle.

Hayır, sen beni dinle. Elimin ulaşamayacağı kişi yoktur.

Hatta eşin Karen ve oğlun Danny'e bile.

Eğer aileme dokunursan yemin ederim...

Senden sadece küçük bir şey yapmanı istedim.

Olayı daha da karmaşık hale getirme.

Sevdiğin insanlara zarar vermek zorunda bırakma beni.

Bekle. Dur, dur.

Günlük yolcularının koltuklarının arkasında bilet koçanları bulunuyor.

Kimlerin Cold Spring'e gittiğini öğrenebilirim.

- Bana bunlarla gel işte. - Çantanın içinde ne var?

- Onu bulunca ne halt edeceğim? - Ceketinin sağ cebine bak.

- Onun ne olduğunu biliyor musun? - Takip cihazı.

Görünen o ki polislik günlerin haybeye değilmiş.

Takip cihazını çantaya yerleştir ve bu işten kurtul.

Dobbs Vapur İstasyonu. Üç durak sonra. Varış saati 19:00.

- Ve Michael. - Efendim?

Telefonu adama geri ver.

Burada kimin oturduğunu biliyor musunuz?

Pardon, bu tren Tenmile Nehri'ne gidiyor mu?

- Evet. - Ben de öyle düşünmüştüm. Teşekkürler.

Yankee Stadyumu'na yaklaşıyoruz millet.

Yankee Stadyumu.

Konuşmalarına ister istemez kulak misafiri oldum da. Borsa simsarısın, değil mi?

- Yardımcı olabileceğim bir konu var mı? - Seni daha önce trende görmemiştim hiç.

Gayet normal.

İş gezisinde misin yoksa...

Eşimle emekli olmak üzereyiz de. Kendimize yeni bir temsilci arıyoruz.

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından biri için çalışıyorum.

- Harika, ben de böyle... - Sizin gibi insanlarla uğraşmayız.

Cold Spring'e gidiyorsun ya. Dedim herhalde orada bir müşterisi var.

Cold Spring'e gittiğimi nereden çıkardın?

- Bilmem. - Senin olayın ne adamım?

Dur tahmin edeyim.

Kıyafetine, ayakkabına ve saatine bakarsak 20 yıl satış elemanı olarak çalıştın.

Ve şimdi de emeklilik paranı Maui'de üç haftalık devre mülke çevirmek istiyorsun.

Efendim. Bu trene nereden bindirdin beni.

Ciddiyim. Goldman Sachs'dan hiç ayrılmayacaktım.

Goldman Sachs.

Amerikan orta sınıfı adına benden sana gelsin, siktir git!

Özür dilerim, devam et.

Önemli bir şey değil.

- Yorucu bir gün Sherri, ha? - Aynen.

Sen de bayâ yoğunsun ama.

Koridorda bir o yana bir bu yana gezip duruyorsun.

Karen daha fazla spor yapmamı söylüyor. Trende yürümek mi pilates yapmak mı?

- Evdekiler nasıl? - İyiler. İyiler.

Danny Syracuse'ye başvuracak.

Onunla gurur duyuyor olmalısın.

Evet. Evde mi yoksa yurtta mı kalacağına karar vermeye çalışıyor.

Ev mi yurt mu...

Pardon. Merhaba.

Columbia'ya gidiyorsun, değil mi? Tişörtten çıkardım.

Fotoğrafçılık mı okuyorsun? Kamera çantanı gördüm de.

Bilmiyorum. Özür dilerim.

Y kuşağı işte.

Pardon. Biraz bekler misin?

Dobbs Vapur İstasyonuna varmak üzereyiz.

Sadece konuşmak istiyorum.

Kahretsin!

Ne yapıyorsun sen? Çıldırdın mı?

- Bunlar ne böyle? - Hiç. Sadece... Dur!

- Sahte kimlikler. - Yemin ediyorum benim değil.

Erkek arkadaşımın. Yakalanmaktan korktuğu için bana taşıtıyor.

- Polis misin? - Hayır, değilim.

Bak, gerçekten değer verseydi sana böyle bir şey yaptırmazdı.

Tamam.

Gelecek durak, Tarrytown.

ŞÜPHELİ DAVRANAN BİRİNİ Mİ GÖRDÜNÜZ?

- Emin misin? - Belki benim kuruntumdur.

Birlikte oturuyorlardı, üç kişi.

125. Cadde durağında hepsi ayrıldı ve ayrı vagonlara geçtiler.

Bilmiyorum, bana tuhaf geldi.

Benim sadece unutulmuş bagajları arama yetkim var.

Bu treni her gün kullanıyorum. Dediğim gibi belki kuruntudan ibarettir.

Ama ''Bir şey görürseniz, söyleyin.'' değil mi?

- Göster bakalım şunları. - Gel.

Biri şuradaki kadın.

Hemşire olan.

Diğeri ikinci vagondaki adam. Afro-Amerikalı, yanında gitar taşıyor.

Üçüncüsü ise son vagonda. Hepsi Cold Spring'e gidiyor.

Pardon hanımefendi.

Bazı güvenlik kontrolleri sebebiyle çantanıza bakmam gerekiyor.

- Neden? - Siz sadece çantanızı açın.

Ne yaptığını sanıyorsun sen?

- Sıradan bir kontrol sadece. - Haklarımı biliyorum ben.

Kitabınızı okumaya devam edin. Bana sadece çantanızı açın hanımefendi.

İyi de niye ben? Cidden yani neden benim çantam?

Yolcuları rahatsız ediyorsunuz. Sesinizi alçaltın lütfen.

Şimdi çantanızı açın lütfen.

Sizden rica ediyorum hanımefendi.

- Açın işte. - Hemşireyim ben yahu.

- Pardon. - İnsanlara yardım ederim, öldürmem.

Dediğim gibi hanımefendi, sıradan bir güvenlik kontrolü.

Zorluk çıkarmayın lütfen. Çantanızı açın şimdi. Pardon.

Çantanızı açın ve ben de işime geri döneyim.

Görüş alanımda ama henüz fırsat bulamadım.

Biraz daha zaman gerek.

- Kimsin sen? - Sakin ol.

Neden beni takip ediyorsun?

Yolcuları aramalarının sebebi sen misin?

-Prynne? - Ne dedin sen?

Kimsin sen? Ne biliyorsun?

Ne...

Sana tavsiyem canını seviyorsan bu işin peşini bırak.

Dostum, iyi misin sen?

Evet.

Gördünüz mü? Şerefsiz herif. Cüzdanımı çalmaya çalıştı.

Bu tren beni korkutmaya başladı.

Alo? Ne?

Kimsin?

Tamam.

Mike, polis olduğunu söyleyen bir adam seni arıyor.

Hiç iyi görünmüyorsun. İyi misin?

Bana bir dakika müsaade eder misin?

-Murph. -Mike.

- Eve baktırdın mı? - Ekiplere haber verdim, yoldalar.

Neler oluyor böyle?

Mike?

Adı Joanna olan bir kadın yanıma oturdu.

Bana trendeki birini bulmam karşılığında 100 bin dolar vermeyi teklif etti.

- Adamın çantasının peşindeler. - 100 bin mi? Nasıl bir çantaymış bu?

Bilmiyorum. Kulağa delice geldiğinin farkındayım.

Beni Karen ve Danny ile tehdit ettiler.

Bir adamı öldürdüler Murph. Otobüsün altına ittiler.

Yok artık. Peki. Hâlâ trende misin?

- Evet. - Tamam, hiçbir şey yapma.

Ulaştırma biriminden tanıdığım bir arkadaşımı arayacağım.

Onu buldum Murph. Başka şansım yoktu.

- Ne yaptın? - Bana bir takip cihazı verdiler.

20'li yaşlarının sonunda, siyah bir çanta taşıyor.

Boynunda yılan başı dövmesi var.

Adına Prynne diyorlar.

Prynne mi? Parayı aldın mı Mike?

Dedektif olarak mı yoksa arkadaş olarak mı yardım etmemi istiyorsun?

Çünkü bu ikisi çok farklı şeyler.

Bana söylemediğin şey ne Murph?

İki gece önce,...

...şehir planlama ofisinde çalışan bir eleman intihar etmiş.

Olayı benim ortak üstlenmiş. Tüm medyada haber oldu.

Çocuk yanlış insanlara çok büyük borç takmış.

İki adamın onu 35. katta aşağı attığını gören bir görgü tanığı var.

Ve o tanığın adı Prynne.

Ve ben adamın kimliğini açığa çıkardım. Trendeki biri onu öldürecek. Tanrım.

Adamla kavga ettik. Ağzı parayla dolu bir çantam var.

Daha yeni işimi kaybettim.

Beni tongaya düşürmeye çalışıyor.

Pekâlâ, şöyle yapacaksın. Önümüzdeki durakta in...

Murph? Alo? Murph?

Bitti mi?

Dostum, senin sıkıntın ne yahu?

Kusura bakma Tony. Sağ ol.

Ne demek. Şarjımı bitirdiğin için ben sana teşekkür ederim, göt herif.

Bir görgü tanığı ile neden şehrin dışında buluşuyoruz ki?

Hiç iyi şeyler hissetmiyorum.

20 dakika.

Ben Ajan Foster'i arayıp bilgi vereyim.

Tanık trenden inene kadar.

Bir sıkıntı mı var?

Ne yaptığına bak Michael. Ölü bir yolcu daha.

Bu adam bir federal ajandı.

Evet ama Prynne değildi. Yanlış kişiyi buldun.

- Onu öldürdün. - Kimin hatası peki bu?

- Ben böyle olmasını istemedim. - Sen kendini kandır.

İyi biri olduğunu sanıyorsun biliyorum ama bir parçan bunu istiyordu.

Bir parçan tanımadığın bir kişiyi bilinmez bir kadere sürüklemeye razıydı.

Benden buraya kadar.

- Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. - Siktir!

Karımla konuşmak istiyorum.

Sabırlı ol Michael. Daha yapman gereken işler var.

Karım ve oğlumun iyi olduğunu duyana kadar kılımı bile kıpırdatmam.

Şu an evden ayrılıyorlar.

Hadi anne. Geç kalacağız.

Danny, yüzüğümü gördün mü? Banyoda bıraktığıma eminim.

- Babama sordun mu? - Her zamanki gibi telefonunu açmıyor.

Anne, bunlar kim?

Danny, arabaya bin. Ve kapıları kilitle.

Yardımcı olabilir miyim?

- Karen MacCauley sen misin? - Evet.

- Buraya eşiniz için geldim. - Özür dilerim ama sizi tanıyor-

Çok güzel bir ailen var Michael.

Tarrytown durağına varmak üzereyiz.

Polisler yolda, eve geliyorlar. Eğer adamların bir şey yapmaya...

Öyleydi Michael. Öyleydi. Ama biraz fazla dikkat çektin.

- Ne? - Dışarıya bak.

Trenden birileri tehlikeli şahıs ihbarında bulunmuş.

Ve şu an bir cesedin yanında duruyorsun. Gerisini sen düşün.

- Ne yapmamı istiyorsun? - Trenden ayrılma ve sakın enselenme.

Yıllardır bu trende çalışıyorum. Kendisi düzenli yolcudur.

Tehlikeli biri olduğunu sanmıyorum.

Adam trende birini aradığını söylüyor.

Şüpheli bir çanta hakkında saçma sapan hikâyeler uyduruyor.

Ve üstüne bir de kavgaya karıştı.

Gecikme için özür dilerim millet. Birazdan hareket edeceğiz.

Bir ve iki numaralı kompartımanlar temiz.

- Şefe haber ver. - Peki efendim.

İki ve üç temiz. Üç ve dört de öyle.

Beş ve altıda da kimse yok.

Burada değil. Pekala, gidelim çocuklar.

Etkilenmedim desem yalan olur Michael. Bir an treni kaçıracağını düşündüm.

Karım ve oğlumla konuşmak istiyorum. Güvende olduklarını bilmek istiyorum.

Cold Spring'e iki durak kaldı.

Eğer onları tekrar görmek istiyorsan Garrison Durağı son şansın olacak.

Biraz daha zaman ver. Bu kadar kısa sürede yapamam.

Becerikli olduğunu kanıtladın. Sen yolunu bulursun.

Manny, klima çalışmıyor burada.

Üçüncü vagondaki üniteyi kontrol edeceğim.

Pardon, burası çok sıcak oldu.

Evet, hallediyorum hanımefendi. Hallediyorum.

- Tarrytown, senin indiğini sanıyordum. - Sam.

Şanslı pezevenk seni.

Babam arkadaş edinmenin en pahalı hali derdi.

- Bir el daha atalım mı? - Olur.

Bayanlar ve baylar, sonuncusu hariç hiçbir vagonda klimalar çalışmamaktadır.

Gidecek olanlar lütfen bagajlarını yanına almayı unutmasın, teşekkürler.

Bayanlar ve baylar, az önce cehennemin dibine giriş yaptık. Lanet olsun.

Cold Spring'e kadar uzun bir yolculuk olacak.

Pekâlâ. Döper. İki kız ve iki dörtlü.

- Tony, bana da yer var mı? - Para kaybetmeye hazır ol dostum.

Gel bakalım Mike.

- 100 dolar koyuyorum. - Tamam, Texas hold 'em oynuyoruz.

- Uygun mu? - Tabii.

Pekâlâ beyler.

Açın bakalım.

- Her şey yolunda mı dostum? - Bilmek istemezsin.

- İki durak önce inmen gerekiyordu. - 10 yıldır bu trene biniyorum.

Sanırım bir kere olsun son durağı görmek istedim.

- Niye? - Ya sen arkadaşım?

Ben ne?

Daha önce seni bu trende görmemiştim.

Ben de seni görmemiştim.

- Düzenli yolculardan değilsin. - Ne olmuş yani?

İyi bakalım.

Sanırım arkadaşının benimle bir sıkıntısı var.

- Sakin. - Sadece muhabbet etmeye çalışıyorum.

Dilinin altındaki şey her neyse,...

...dökül bakalım.

Otururken aklıma geldi. Her gün birlikte bu treni kullanıyoruz.

Selam veriyoruz, konuşuyoruz.

Ama gerçekte birbirimizi ne kadar tanıyoruz?

Peki, ya sen Mike? Seni ne kadar tanıyoruz?

Haklısın. Bugün işten kovuldum.

Evet. Karıma söyleyecek cesaretim de yok.

Eve gidip, oğlumla göz göze geleceğim.

Ne diyeceğim ona?

''Senin sandığın gibi bir adam olamadım.'' mı diyeceğim?

Nasıl bir babayım? Nasıl bir kocayım?

60 yaşına geldim. Onlara sunacak neyim var ki?

- Çok samimi bir konuşmaydı. - Ben de kendi hayatım boktan derdim.

- Oynuyor muyuz? - Doğru.

Pas.

Bugün bir kadınla otururken farazi bir muhabbet geçti aramızda.

Ne konuşması?

Birisi sana gelip, senden küçük bir şey yapmanı isteyecek.

Ama bu şey, trendeki başka bir yolcuyu da etkileyecek.

Yapar mıydın?

- Bilmiyorum. Karşılığında ne alacağım? - 100 bin dolar.

- Kesinlikle! - İşin ne olduğunu bilmiyorsun ama.

Ne fark eder be dostum.

Bu yapılacak küçük şey ne peki?

Bu trendeki bir yolcu buraya ait değil.

Üzerinde bir çanta taşıyor. Ama nasıl bir çanta olduğunu bilmiyorsun.

Yapman gereken tek şey, treni terk etmeden önce onu bulmak.

Bu mu? O kadar da zor değilmiş Mike.

- Sen bir de bana sor. - Onu bulunca ne olacak peki?

Ölecek. Farazi olarak tabii.

Peki, sen ne yapardın Mike?

Trende kalan tüm yolcuları tek bir vagonda toplardım.

Hayır, hayır. Yani, parayı alır mıydın?

Ne var biliyor musun? Aldım bile.

- Beş kişi var. - Nasıl yani?

Bu trene ait olmayan beş kişi var. Bu beş kişiyi daha önce trende hiç görmedim.

Şuradaki hanımefendi.

Pencere kenarındaki pembe saçlı genç kız.

Şuradaki Bay Goldman Sachs. Gitarcı arkadaşım.

Ve sen.

Adım Jackson.

- Ben ne yapardım biliyor musun? - Söyle bakalım.

100 bin doları alır, adamı bulur ve ona...

...başka bir trene binmesini söylerdim.

Neyse.

Rest.

Sahi mi? İyi bakalım.

- Soruma cevap vermedin? - Ne sorusu?

Ne işin var bu trende?

Belki ben de senin gibiyimdir. Son durağı görmek istiyorumdur.

Dur biraz. Pardon.

Görüyorum.

Bu aylık bilet. Sen düzenli yolcusun.

Evet. Ve elimde full house var.

- Senin elinde ne var? - Ben pas diyorum.

Özür dilerim.

Ya bahsettiğin adam bensem?

- Sen misin? - Ya öyleysem?

Birileri senin ölmeni istiyor.

Bildiklerini bana anlatırsan sana yardım edebilirim.

Neden Cold Spring'e gidiyorsun? Çantada ne var?

- Gitar. - Aç.

- Sana neden güveneyim ki? - Çantayı aç.

Şimdi ne yapacağız?

İkimiz bir numaralı vagona gidip kendimizi oraya kapatacağız.

- Sonra? Katili bulup öldürecek misin? - Deneyeceğim.

Benim Prynne olmadığım kesin.

Ama sen bunu zaten anladın.

O gitar solaklar içindi.

Ne olmuş yani?

Dostum, iyi misin sen?

Evet.

- Silahı sağ elinle tutuyorsun. - Vay anasını.

Neden seni seçtiğini şimdi anladım.

Geriye kaldı dört yolcu. Prynne hangisi?

Bilmiyorum.

Her şeyini kaybedeceksin ama bilmiyor musun?

- Ajanı da sen öldürdün. - Hayır, o senin suçundu dostum.

- Tanığı öldürmen için kaç para ödedi sana? - Sana ödediğiyle aynı olsa gerek.

Ama işler böyle yürümüyor, değil mi?

Ne kadar öderlerse ödesinler, her zaman daha fazlasına borçlanıyorsun.

Prynne hangisi Michael? Söyle bana.

Hayır.

Kimlerle dans ettiğini bilmiyorsun.

- Sen biliyor musun? - Evet, Michael. Biliyorum.

- Bırak onu. - Sakin ol.

Arkanı dön.

Prynne kim?

- Bilmiyorum. - Yalan söylüyorsun.

- Aptallık etme. Dur artık. - Prynne'yi öldürene kadar duramam.

Bunu yapmana izin veremem.

Vaktin doldu. Prynne kim?

Artık bir önemi yok. Adamın öldü.

Silah sende mi?

Al onu Michael. Silahı al.

Prynne'yi öldür, çantayı al ve aileni kurtar.

- Bunu yapmayacağım. - Tek bir seçeneğin var.

Ya aileni kurtarırsın ya da tanığı.

Prynne'nin kim olduğunu biliyorsun, değil mi?

Başladığın işi bitir.

Garrison'a varmak üzereyiz millet.

Mike, gitarlı adama ne oldu?

İndi.

Bu sefer pansiyonda kalmak istemiyorum. Hayatta olmaz.

Gelecek durak, Cold Spring.

Cold Spring, bu hattın son durağıdır.

- Geriye sadece sen kaldın. - Ne?

Neden Cold Spring'e gidiyorsun?

Seni ilgilendirmez.

- Çantada ne var? - Hay allahım.

Benim çantamla derdiniz ne sizin yahu?

- Prynne sen misin? - Ne yapıyorsun? Bırak beni.

- Sana yardım ediyorum. - Biriniz bir şeyler yapsın.

- Kim bu? - Derdin ne senin?

- Mike, kadını bırak. - Anlamıyorsun, değil mi?

Seni öldürmek istiyor. Cinayete tanıklık ettin.

Sende onun istediği bir şey var. Seni öldürecek kadar çok istediği bir şey.

Pekâlâ Mike, bırak kadını. Hadi, sana diyorum.

- Mike. - Ver şu telefonu.

- Mike, yapma. - Kıpırdamayın! Herkes koltuklarına otursun.

Lütfen, telefonu bana ver.

Söylediklerini duydum ve konuşmak istiyorum Dinlemeye hazırım

Anla...

Bak, derdin ne bilmiyorum ama...

...aradığın kişi ben değilim, tamam mı?

Erkek arkadaşımla kavga ettik.

Çünkü hayatıma burada devam etme konusunda emin değildim.

İşim bitip çıktıktan sonra eve gitmek içimden gelmedi.

Bağışlayın beni. Buyurun, alın.

Özür dilerim.

Ailemi öldürecekler.

Başka kimse kalmadı.

Altı yolcu. Altı bilet koçanı.

Cold Spring'e giden altı kişi.

Ama... Birisi Garrison'da indi.

Goldman Sachs. Başta koridor tarafında oturuyordu.

Güle güle.

Koltuğunu değiştirdi.

Prynne.

Hester Prynne. The Scarlet Letter kitabı, tabii ya.

Cold Spring'e gidiyorsun.

Son durak millet. Gelecek istasyon Cold Spring.

Hallettin mi?

- Hallettin mi? - Yapmayacağım.

Beni anladığını sanmıştım. Gerçekten.

Manny?

Onca şeyden sonra ailen yerine bir yabancının hayatını mı tercih edeceksin?

Kahraman mı olmak istiyorsun?

Yapmayacağım.

Bunu yapmayacağım. Duydun mu, yapmayacağım.

Manny, Manny. Burada rehine durumu var.

Ekiplere haber veriyorum şimdi.

Bu senin son şansın Michael.

- Bitir işini. - Hayır.

- Prynne'nin elinde bir kanıt var. - Beni ilgilendirmez.

- Çalıştığım insanlar kendilerini bu işten sıyırmak için her şeyi yapacaktır. - Ne?

Bunlar çok güçlü insanlar Michael. Ne gerekirse yaparlar.

- Kim... Kim bu insanlar? - Seni, aileni, trendeki herkesi öldürürler.

- Anlıyor musun? - ''Onlar'' kim?

- Sen seçimini yaptın. - Joanna, kime çalışıyorsun?

Şimdi herkes ölecek.

Alo...

Polisler yolda, geliyor.

- Treni durdurun. - Anlaşıldı.

Yaşamak istiyorsan hemen treni durdur.

Freni çek. Hemen.

Pekâlâ. Herkes sıkı tutunsun.

Tamam, sağ ol.

Tren bir dakikaya burada olacak.

Federal soruşturma ekibi hazır bekliyor. İfadesini güvenli evde alacağız.

Başımız ağrımadan halledeceğiz.

- Neden durmuyor? - Bilmiyorum.

Sam, yemin ederim benim bu işle bir ilgim yok.

- Manny. - Bu hiç iyi değil hacı.

Tanrım.

Açmama yardım et. Sıkışmış. Hadi.

Makinist ölmüş. Kabin kapısı açılmıyor.

Kumanda paneline erişemiyorum. Beni duyuyor musunuz?

Frenler çalışmıyor. Bu treni hiçbir kuvvet durduramaz.

- Ne yapıyorsunuz? - Tren raylarını kapatıyoruz.

Anlaşıldı.

- Harekât memuru rayları kapatıyor. - Ne?

Beacon'dan önce bir ayrım noktası var.

Bu hızla oraya girersek, kesin bir şekilde raydan çıkarız.

Tüm yolcular son vagonda.

- Vagonları ayırabilir miyiz? - Denemek zorundayız. Hadi.

Vagonlar arası emniyet kancaları var. Önce onu yerinden çıkarmalıyız.

Bunu yapmak için vagonun altına inmek gerekiyor.

Birimiz mafsal pimi çekerken...

...diğerinin aşağı inip kancadan kurtarması gerekecek.

- Yok hacı, hayatta inmem ben oraya. - Dışarıdaki...

Umurumda değil. Boşuna dil dökme. Ben oraya inmem.

...merdivenlerden aşağı ineceksin.

- Ben yaparım. - Evet, sen yap.

Yolculara sıkı tutunmalarını söyle.

Onu ben yaparım.

Sadece iki dakikamız var. Zamanını iyi kullan.

Sakin olun, tamam mı? Sakin olun.

- Heyecan yapmayın. - Neden?

Bunu açıklayacak vaktim yok bacım. Oturun. Herkes koltuklarına.

- Oturun, oturun. - Oturuyorum zaten.

Helal!

Zincir dolanmış olmalı.

O şekilde yapamazsın. Baltayı getireyim ben.

Ecelimin trenin elinden olacağını biliyordum.

İyi misin? Gel hadi.

- Kapıyı açın! - Herkes iyi mi?

- Hemen çıkmalıyız! - Kapıyı açın!

Sakin olun. Sakın trenden inmeyin.

Lütfen, beni dinleyin.

- Kapıyı açın. - Buradan çıkmalıyız.

Jackson, kapıyı kapat. Henüz bitmedi.

Hâlâ tehlikedeyiz. Herkes eline bir gazete alsın.

Camları kapatın. Su, soda elinizde ne varsa kullanın.

Mike, bu saçmalık.

Durma, camlara su dök. Pencereleri kapatacağız.

- Bunu neden yapıyoruz Mike? - Sen yap işte.

Dışarıda kimin olduğunu bilmiyoruz.

Ya da kimin izlediğini. Hepimizi öldürmeye çalıştılar.

- Sen iyi misin? - Evet.

Korktuğunuzu biliyorum ama yardımınıza ihtiyacım var.

Kimse dışarı çıkmayacak. En azından şimdilik.

Herkesin güvende olduğundan emin olana kadar.

Masum insanları öldürdüler. Treni raydan çıkardılar.

Tüm bunları bir tanığı bulmak için yaptılar.

Bu tanığın elinde onların çok istediği bir şey var.

Seni öldürmezsem karımı ve oğlumu öldüreceklerini söylediler.

Ama bunu asla yapmam. Bu insanların istediğini onlara vermeyeceğim.

Fakat bana yardım etmelisin.

Neden seni öldürmek istediklerini bana söylemen lazım.

- Adın ne? - Sofia.

Sofia.

Korkma. Gel.

Sana zarar vermelerine izin vermeyeceğim, tamam mı?

Çantada ne olduğunu gösterir misin bana?

İstedikleri şey bu muydu?

Neden peki?

Enrique yüzünden.

- Onundu. - Kendini 35. kattan aşağı atan adam mı?

- Ricky intihar etmedi. - Öldüğünde yanında mıydın?

Korkma. Söyle bana.

Ne gördüğünü anlat.

Ricky şehir planlamacısıydı.

Bazı geceler çok geç saatlere kadar çalışırdı.

O yüzden ben de ödevimi bitirmek için ofisine giderdim.

Asansörde Ricky'i bekliyordum.

Sonra iki adam çıkageldi.

Yüzlerini göremedim.

Ama Ricky'i arıyorlardı.

Başı derde girmesin diye saklandım.

Ondan istedikleri bir şey vardı.

Sonra birbirlerine bağırmaya başladılar.

Seslerini duyuyordum.

Canını yakıyorlardı. Çığlıklarını duyabiliyordum.

Onlara istedikleri şeyin yanında olmadığını, evde olduğunu söyledi.

- Sen de aldın. - Tabii ki ben aldım.

Yardım etmek istiyordum.

Sonra kapı girişine doğru baktım ve o adamı görüm.

Ricky'i tutmuş, dövüyordu.

Şerefli olmakla ilgili bir şeyler söylüyordu.

Şeref mi?

''Bu dünyada şeref diye bir şey yok. Doğru olanı yaparsan ölürsün.'' dedi.

Sonra...

Onu...

Ne yapacağımı bilemedim.

Anlıyorum.

Onu aldım ve kaçtım.

- Neden polisi aramadın? - Arayamazdım.

Çünkü onu öldüren adam polisti.

İnanamıyorum.

Ertesi gün bir arkadaşımın yanına gittim.

FBI'da bir tanıdığı vardı. Adı Ajan Garcia.

Bana bu sürücünün bir kanıt, benim de bir tanık olduğumu söyledi.

Şehirde artık güvende olmadığımı da.

6:25 treniyle Cold Spring'e gitmemi, beni koruyacaklarını söyledi.

- Başkasına haber verdin mi? - Hayır.

Arkadaşın, bu Ajan Garcia'ya güveniyor mu?

Bilmiyorum.

Birileri seni ortadan kaldırmak istiyor.

Eğer o değilse, kim peki?

Olamaz.

Yürü, yürü, yürü. Hadi, çabuk olun.

MacCauley.

Ben David Hawthorne. Operasyonu ben yönetiyorum.

Giriş temiz. Gidelim hadi, yürün.

Etrafın sarıldı. Kaçacak hiçbir yerin yok.

Silahını at. Adamlarım içeriye gelip...

...rehineleri güvenli bir şekilde dışarıya çıkaracak.

- Yok bir şey, panik yapmayın. - Sana zarar gelmeyecek.

Normal bir polis prosedürü bu. Korkmayın. Kimseye zarar gelmeyecek.

Kimseye zarar gelmeyecek.

Tanrım, dışarıda resmen bir ordu var.

Ajan Garcia, gelin.

Adamlarına söyle içeri girmeye hazır olsun.

- Efendim. - Sağ ol.

Nişancılar nerede?

Nişancılar, amiriniz konuşuyor.

Görüş açısını yakaladığınız an bana haber verin.

Anlaşıldı.

- Bu hiç iyi değil Mike. - Bir şey olmayacak, güven bana.

MacCauley, eski bir arkadaşın burada.

Oraya gelip seninle konuşmak istiyor.

Dost etiketin hazır.

Şu an banliyö treninin raydan çıktığı Beacon bölgesinin dışından canlı yayındayız.

Ölü ya da yaralı olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Geri gidin.

Hadi, hadi. Geri gidin.

Teğmen Murphy'nin mikrofonu.

Kaynaklarımızdan aldığımız bilgiye göre eski bir polis memuru trenin kontrolünü...

...ele geçirmiş ve yolcuları rehine olarak tutuyormuş.

Mike, ne durumdasın dostum? Bu işin nasıl ilerleyeceğini biliyorsun.

Eğer aramızda çözemezsek SWAT ekibi içeri zorla girecek.

Konuş benimle dostum.

Ailem nerede? Polislerin gittiğini söylemiştin.

Gideceklerdi dostum. Ne oldu bilmiyorum.

Bak, elimizden geleni yapıyoruz.

- Neler döndüğünü bilmiyorsun Murph. - Anlat o zaman, olur mu?

Kapıyı aç da içeri gireyim. Silahım yok, yalnızım.

İçeride kaç kişi var?

Mike, senin iyiliğin için buradayım. Bana yardımcı olman gerekiyor.

Eğer bir netice alamazsam beni geri çağıracaklar. Kaç rehine var?

- Bir şeyler yapmalıyız. - İyi de ne yapabiliriz ki?

On beş yirmi kadar.

Tamam, birkaçını serbest bırak. Kimi istersen.

Güvende olacaklarından nasıl emin olacağım?

Rehinelerin mi?

Trende korumam gereken biri var.

Bak, güvenliğinden endişe ettiğin birisi varsa bana emanet edebilirsin.

Henüz değil.

Yapma...

Yedi yıl birlikte çalıştık. Her zaman arkamı kolladın.

Bırak da bir kez olsun başkası seninkini kollasın.

Mike.

Ne diyeceğim. Değişim yapmaya ne dersin?

Rehinelerin birkaçını bırak, yerine beni al.

Çıkıyorlar.

Gel hadi.

Bu taraftan, hadi.

Adımlarınıza dikkat edin. Sıra halinde önünüzdekini takip edin.

Görünüşe göre rehineleri serbest bırakıyor.

Ama trende daha ne kadar rehine olduğu henüz bilinmiyor.

- Bu kadar mı? - Evet. Gel.

Tamam. Devriye ekibi sizin eve gidiyor. Sirenler kapalı halde.

Etiketlemişler.

Eğer olay uzarsa içeri girecekler.

Bir polisin çapraz ateşte kalmasını istemiyorlar.

Hadi ama indir artık şu silahı.

Tanrı aşkına, silahım yok dedim sana.

Söyle onlara ışıkları kapatsınlar.

Işıkları kapatın.

Işıkları kapatın.

- Vay be, sağ ol. - Yapma, bu işleri biliyorsun.

Ses temasını kaybettik.

Haklıydın. Trende bir görgü tanığı var.

Cold Spring'de FBI ile buluşacaktı.

- FBI? Özel Ajan Garcia ile mi? - Onu tanıyor musun?

- Hawthorne az önce yetkilerini elinden aldı. - Hawthorne, tabii ya.

Söyleyin bana. Görüş alıyor musunuz?

Dost etiketi mavi ışık saçıyor.

Görüş onaylandı.

Mike, ne oldu?

Telefonda seninle konuşuyorum sonra öğreniyorum ki yolcuları rehin almışsın.

Biri federal ajan olmak üzere üç kişiyi öldürdüler. Treni raydan çıkardılar.

- Tek amaçları kanıtı yok etmek. - Anladım.

- Kanıt nerede Mike? - Karen ve Danny güvende olana kadar vermem.

Ekipler eve varınca doğruca beni arayacaklar.

Bekleyelim o zaman.

Bekleyelim.

Nasıl gidiyor millet?

- İyi. - Fena değil.

- Harika. - İyi ama işemem lazım.

Bunu senin yapmadığını biliyorum Mike.

Tuzağa düşürüldüğünü söylüyorsun. Tanık ve kanıt senin elinde.

- Sana inanıyorum ama... - Ama ne?

Neye inandığım fark etmiyor. Önemli olan neyi kanıtlayabildiğim.

Bak, ailenin güvende olduğunu bilmek istiyorsun. Seni anlıyorum.

Ama bu işi bir an önce sonlandırman gerekiyor.

Kanıtı bana ver ve kimse zarar görmeden bu iş bitsin.

Benimle dedektif olarak mı yoksa arkadaş olarak mı konuşuyorsun?

Bilmiyorum Mike. Sen hangisini isterdin?

Vaktimiz tükeniyor dostum.

Mike, anlıyorum. Bu işi şerefli bir şekilde halletmek istiyorsun.

Ama sana bir haberim var. Bu dünyada şeref diye bir şey yok.

- Sendin. - Ne diyorsun sen be?

Beni aradın. Tanıktan haberin vardı.

Her şeyden haberin vardı.

- Evet, olanları anlattım sana. - Adamı öldüren bir polisti.

- Bana tuzağı kuran sendin. - Ağır ol biraz Mike.

Enrique Mendez'i sen öldürdün.

Prynne'nin bu trende olacağını biliyordun.

- Beni bilerek seçtin. - Mike...

Eski bir polis her gün aynı trene biniyor. Biliyordun.

Mike, kimle konuştuysan senin aklını...

- Şerefsiz evladı. - Aklını mı kaçırdın sen?

Konuş adi herif, konuş!

Adamımız hedefle çok yakın.

Tekrar ediyorum. Adamımız hedefle çok yakın.

Temiz bir görüş yakalayana kadar ateş etmeyin.

Ne dememi bekliyorsun? Biri federal üç kişiyi öldürdüğünü mü?

Sırf gizemli bir kadın aileni tehdit etti diye...

...treni raydan çıkarıp yolcuları rehin aldığını mı?

- Hepsini sen yaptın. - Ama dışarıdan pek öyle görünmüyor sanki?

O yüzden sevdiğin birinin canı yanmadan evvel silahı bıraksan iyi edersin.

Neredeler? Karım ve oğlum neredeler?

Sana yemin ediyorum öldürürüm seni Murph.

Tamam, tamam. Burada sana yardım etmeye çalışıyorum.

O kanıt ortadan kalkmazsa bir sürü kodaman okkanın altına gidecek.

Her yerde adamları var. FBI da bile.

Tanığı bu trene koymalarını söyleyen bendim. Niyetim sana iyilik etmekti.

Paraya ihtiyacın vardı. Ama kadının dediklerini yapsan olmazdı, değil mi?

Bu telefona cevap vermezsem, ailen ölür.

Şimdi silahını bana ver.

Başka şansın yok Mike.

Böyle bitmesine gerek yok.

Yapma. Karen, Danny...

Onların adını o pis ağzına alma.

Buradan ötesi yok Mike.

- Hallettin mi? - Kontrolüm altında.

Ne yapman gerektiğini biliyorsun.

Mesele şu ki Mike, benim de bir ailem var.

Pekâlâ, Prynne hanginiz?

Murph, beni dinle.

Tek yapmam gereken onu geri aramak Mike.

Şöyle geç.

Prynne hanginiz?

Prynne hanginiz?

Mike, Prynne hangisi?

Prynne hangisi diyorum?

Benim.

Prynne benim.

Hayır, dostum. Kız beni korumaya çalışıyor.

- Prynne benim. - Hayır.

Tanık benim. Prynne benim.

Hayır, asıl Prynne benim.

Yalan söylüyorlar, Prynne benim. Ve ne yaptığını biliyorum adi herif.

Yok hacı, ben değilim.

- Hiçbiri değil. - Ama birisi olmak zorunda.

- İndirin onu. - Anlaşıldı.

Dokunmayın.

Murph.

Nişancılar, hedef görüş açınızda mı? Tekrar ediyorum, hedef görüş açınızda mı?

Olumsuz.

Rehinelere dikkat edin.

- Adamımıza dikkat edin. - Ateş açmayın.

- Ne yapacaksın, hepimizi öldürecek misin? - Ben değil, sen öldüreceksin.

Hedef görüş alanımızda.

İndirin onu.

- Silahım yok. - Yatın!

Kıpırdamayın! Yere yatın!

- Kıpırdamayın! - Yüz üstü yatın!

Herkes yere yatsın!

- Herkes yere yatsın! - Durun! Durun! Durun!

O beni kurtardı!

- O adam hayatımı kurtardı. - Prynne?

MacCauley? Michael MacCauley?

Evet.

Ben FBI'dan Ajan Garcia. Aileniz emin ellerde.

Evinizin dışında bekleyen üç kişiyi göz altına aldık.

Kuzenin miydi?

Neler gördün anlat bakalım.

- Sağ ol. - Geçmiş olsun.

Sanırım son durak burası.

Öyle görünüyor.

Bir dahaki sefere otobüse bineceğim.

Tüm bildiklerim bunlar. Ve bu adam tam bir kahraman.

Duydun mu? Kahraman. Bunu da yazın.

Kahraman.

Kahraman dediğimi yazdın mı?

- ''Kahraman.'' - Sağ ol.

N'aber tatlım? Sevgilin var mı?

Ne?

- Var. - Hadi ya. Vallaha mı?

- Merhaba hayatım. - Selam bebeğim.

Tanrım, şu haline bak. İyi misin?

- Bir şeyim yok. N'aber koca adam? - Selam baba.

Nasıl gidiyor?

Bayan MacCauley.

Sanırım bunu kaybetmişsiniz.

Tüm gün bunu aradım durdum.

- Eve gidelim mi? - Aynen, iyi olur.

İşe giderken her gün bunu mu yapıyorsun yani?

Aynen, hem de her gün.

Hadi bakalım, bi' el atın bana.

Duyduğumda inanamadım. Murph hakkında söylenenler doğru mu?

Bana biraz izin verin. Sadece birkaç dakika.

David.

Halihazırda büroda Alex Murphy ve diğerleri hakkında bir soruşturma yürütülüyordu.

- Bir de kadın vardı. - Evet, 30'lu yaşlarında.

86. Cadde civarındaki mobese görüntülerini inceliyoruz.

- Tamam. - Bulduğumuzda haber veririz.

Diyecek bir şey bulamıyorum. İşler bu raddeye geldiği için özür dilerim.

Ne diyeceğim Mike...

...meslekte senin gibi polisler kalmadı artık.

İşini hakkıyla yapan adamlar.

Raydan çıkan tren hakkında elimize yeni bilgiler ulaştı.

Federal tanığın elindeki kanıtı yetkililere teslim ettiği...

Olaya birden fazla polis memurunun karıştığı tahmin ediliyor.

Şehir planlamacısının katili hususunda hiçbir kanıt bulunamadı.

Kurulan kumpası ortaya çıkarmaya çalışıyordu.

Olaya belediye başkanının da karıştığı iddia ediliyor.

Şimdi de olayda belediye çalışanlarının da parmağı olduğu söyleniyor.

...ortada büyük bir yolsuzluk var. Treni raydan çıkarma olayının planlayıcısı...

Gerçekten böyle bir kadın var mı?

''Bir adamı adam yapan, fırtına vurduğunda ne yaptığıdır.''

Alexandre Dumas.

Bunu birkaç yıl evvel okumuştum. Çok deli bir sonu var.

Koltuk boş muydu bu arada?

Her sabah 6:20 treni ile Chicago'ya, akşam 6:30 treni ile de eve gidiyorsun.

Tren kullanan biri olduğunu hiç sanmazdım.

Pardon ama tanışıyor muyuz?

Anladığım kadarıyla, çalıştığın insanlar için...

...Alex Murphy ölürse, sen kazanıyordun.

16 yaşındaki o kız ölürse, sen kazanıyordun.

İşini yapıp ortadan kayboluyorsun. Geri kalanlar ise sivil zayiattan ibaret.

O kız trende olduğu için seçmedin beni.

Kızı o trene özellikle sen koydun.

Belki işimden kovduran da sensindir.

Teklifini ansızın karşıma çıkan bir fırsat olarak göreyim diye.

Tıpkı Alex Murphy gibi.

Bu onun planı değildi. İkimizle de oynadın.

Bana bir şey yapabileceğini mi sanıyorsun?

- Belki, birazcık. - Nasıl olacak o?

Çeviri: Enes Biga Instagram@biganes

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.