Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
api.OpenSubtitles.org is deprecated, please implement REST API from OpenSubtitles.com
Beş! Dört! Üç! İki! Bir!
SİNGAPUR - BEAVERTON - NEW YORK
Et nerede?
SAVUNMA BAKANLIĞI
Converse All Star basketbol ayakkabıları.
- Bölgesel lige gidiyor musunuz? - Evet.
Bunun için heyecanlı olmalısınız.
Merhaba Brandon. Ben Nike'den Sonny Vaccaro.
SONNY VACCARO NIKE BASKETBOL YETENEK AVCISI
Seni görmek güzel. Gelip selam vereyim.
- Selam Terence. - Ayakkabılar için teşekkürler.
Yakışmış.
Herkes seni isteyecek. Mutlaka burs alacaksın.
- Umarım. - Nike'yi unutma.
İki hafta sonra bölgeselde görüşürüz, değil mi? Pekâlâ.
Tamam. Harika maç beyler.
Tamam, bugün beşinci maç.
- Altı bahis, 100'er dolardan. - Tamam.
Magic Johnson, sayı alt, asist üst olur.
James Worthy, Bob McAdoo ve Dennis Johnson, sayı üst olur.
Rambis için alt üst oranları nasıl?
- E... Alt olsun. - Tamam.
Bir tane daha. Lakers alt ver, üçüncü çeyrek.
Buyurun.
Teşekkürler.
Şampiyonluk serisinde Boston Celtics
3-2 öne geçiyor.
The Dunes'da oynadığınız için teşekkürler. Otel, kumarhane ve golf.
Dört ve sekize koy. Dört dört olsun.
Zar geliyor.
Zarlar atıldı. Dört!
- Hadi. - Dört dört.
- Tam 1.400 var. - Yok, kalsın.
Zarı atın. İyi şanslar Bay V.
Yedi, geldi. Dönüyor.
38 BASKETBOL AYAKKABISI PAZAR PAYI
NIKE İLKELERİ
9. KOLAY OLMAYACAK.
Su ister misin Sonny?
- Niye? - Nefes nefesesin.
- Hâlâ şut çekemiyorsun. - Potaya bile değmedi.
- Oyuncularım ne oldu? - Uğraşıyorum.
HOWARD WHITE - BAŞKAN YARDIMCISI NIKE BASKETBOL SPORCU İLİŞKİLERİ
Bu çocuklar niye daha az paraya
rakip firmaya imza atıyor, anlamıyorum.
Baltimorelu bir çocuk niye Alman ayakkabısı giysin?
Çünkü şimdi Adidas moda. Rapçiler giyiyor.
Break dansçılar Bronx'ta dans ediyor.
Gereksiz yere bileklerini, dirseklerini burkuyorlar.
Adidas giymeyen havalı sayılmıyor.
Bir de müthiş koşu eşofmanları var. Eşofmanlara dokunamıyoruz.
Güney Kore'deki kuzenim bana iki çakma gönderdi.
Hafta sonu giyiyorum, burada değil.
Nike'nin sorunu ne?
Nike koşu şirketi. Siyahlar koşmaz.
Hiçbir siyahı sebepsiz yere 42 kilometre koşarken görmezsin.
Polisler hırsız diye seni durdurabilir.
Bu çocuklar Isiah ve Magic'ten bahsediyor.
Bruce Jenner'ın dekatlonda frizbi atması umurlarında değil.
Kimse Nike'yi bilmiyor.
- "Converse" ne? - NBA all-Star ayakkabısı.
Magic gibi oyna, Isiah gibi top sür. Bu işte.
Run-DMC, Adidas şarkısı yapıyor, haberin var mı?
Kim?
Run-DMC sonraki albümünde Adidas'a dair bedava şarkı yapıyor.
Kim yapıyor?
Sana bir şey sorayım Sonny.
Moses'a nasıl imza attırmıştın?
Mary Malone. Annesi.
Beni çok etkileyici bulmuştu.
Hep annelerine ulaşırım.
İşleri onlar yürütür. Hele siyah ailelerde.
Bize daha çok oyuncu lazım Sonny.
- Bana birilerini bulman gerek. - Moses bizde.
Moses bizde, biliyorum yahu.
3.00'e kadar onunla kulüpteydim,
5.00'te antrenmanı olduğu için çıkarmaya çalıştım.
Sabaha kadar eğlenip sabah oynayamazsın, dedim ona.
Senin yaptığını yapamam.
Yapamayacağını biliyorum. Yapman gerekeni bile zor yapıyorsun.
Son şans. Kore'den Adidas eşofman istiyor musun?
- Hayır. - Kimseye bahsetmesen iyi olur.
Phil de Adidas eşofmanları sormasın.
İşim bana lazım Sonny. Ciddiye al.
- Hay aksi, geciktim. - Otuz dakikada bir şut soktun. Gidelim.
Ofisime uğramam lazım.
Belim ve dizlerim berbat.
Sonny, şu posterlere baksana.
Yukarıda, koşu bölümünde Picasso asıyorlar.
Bizdeyse karikatürler var.
Bizi umursamıyorlar.
Yeni sloganı sevdim. Tüm şirketin bahsettiği slogan.
- Ben sevmedim. - Ne?
- Kaynağını biliyor musun? - Yok.
İdam mangasının önünde ölmek üzere olan
bir mahkûma son sözlerini sormuşlar.
- "Sadece yap" mı? - Evet.
- Oradan mı gelmiş? - Evet.
- Palavra. - Dan Wieden anlattı.
Niye yalan söylesin?
Basketbolun burada nasıl görüldüğüne dair bir tür metafor.
Aynen. "Nike. Sikerler, sadece yap."
Hoşuma gitmesine ne diyorsun?
Spor yapmayan, orta yaşlı, şişko bir beyaz olduğunu gösterir.
Hakkın var.
Bay Orwell haklıymış. 1984 zor bir yıl oldu.
YETENEK AVCILIĞI RAPORU
Satışlar ve büyüme düştü.
Ama bu şirkette işler kötü gittiğinde ne yaptığımız önemlidir.
ROB STRASSER NIKE BASKETBOL PAZARLAMA BAŞKAN YARDIMCISI
Haklı mıyım?
Kötü durumda görünsek de hemen kendimizi toparlarız.
Balboa gibi.
Kaplanın Gözü bizde. Mr. T'ye boyun eğmeyeceğiz.
O ahmağa acıyorum.
Başlıyoruz. Olajuwon.
Söz konusu değil. Bir numaralı seçim ayakkabımız giymeyecek.
Sam Bowie.
Yerel takımımızın ikinci seçimi Converse giyecek.
Üç numaradaki Jordan, Adidas'a gidiyor.
Ona gücümüz yetmez.
Perkins, kim bilir? Boşluk iyiymiş, güzel dişler.
Yapacağımız şu, beşinci ve 20. seçim arasındaki
üç isme odaklanacağız.
Peki, fikirleri duyalım.
Ne düşünüyoruz? Ne yapsak iyi olur?
Seçenek çok.
Acele etmeden düşünün.
Hadi beyler.
Lancaster Gordon nasıl?
Louisville.
Louisville'e gitti Bill. Doğru. Oraya yazdım.
Ya Charles Barkley? Ribaunt ustası.
- Beş kişi seçmek abartılı olabilir. - Soyunma odası meseleleri.
O ne demek?
Ağzı bozuk. Kimse Barkley'yi TV'de istemiyor.
Vadiye inip "T-Bone" Terence Stansbury denen
birinin şarkısını söylesem beni duyan olur mu?
Bence ona T-Bone demiyorlar.
Biz belki deriz. Nike giyerse.
Bir düşünün.
Ya bu eleman, Vern Fleming? İsmi iyiymiş, iyi de zıplıyor.
Melvin Turpin'i severim.
Melvin Turpin. Sağ ol Bill. Listede.
John Stockton nasıl? Bizim gibi mücadeleci.
Gonzaga? Tabii canım. Ne bu? Meslek yüksekokulu mu?
Melvin Turpin'in nesini seviyorsun?
Mel Turpin. Oyununun nesini seviyorsun?
Anlat Bill.
Geçen yıl dörtlü finaldeydi.
Kırk kişi daha vardı.
Seçmelerde altıncı seçildi.
Maçını izledin mi?
- Evet... - Oyununun nesini sevdin?
Saha görüşü harika.
- Oyunu iyi görüyor. - Geçen sezon 33 asist yapmış.
- Oyununu beğendim. Adam iyi. - Tamam.
Karizmatik. Çarpıcı.
Dört yıl sonra ligden ayrılınca
- Avrupa'da iyi bir oyuncu olur. - Peki.
Altıncı seçildiği için seviyorsun,
kimse onu seçtin diye üstüne gelmez.
Ben bir pisliğim Sonny.
- Değilsin. - Saha görüşü harika.
Sonny en azından çabalıyor. Hadi bakalım. Başka?
Sıçmam lazım.
Selam Rob.
Sonny, senin derdin ne yahu?
- Kimi alacağız? - Sen söyle.
Lise basketbolunun Bay Miyagi'si olduğun için Phil seni buraya getirdi.
Çitleri kimin boyayacağını sen söyleyeceksin.
Barkley'yi severim biraz.
- Soyunma odası meseleleri. - Barkley.
O odada duyduğum en aptalca şey.
Barkley'den orada bahsettim.
Fikrimi destekleyebilirdin.
Orada olanlar saçmalık. Şimdi söylüyorum, toplantıda değil.
- İnsanlar orada konuşmaya korkuyor. - Niye?
Çünkü ne olursa olsun ayar veriyorsun.
- Hayır. - Yapıyorsun.
Bir şeyden anlamayan, çalışmayan, sonra da
masadaki yeri hak etmiş gibi davrananlara hoşgörülü olamıyorum.
- Tamam. - Mel Turpin.
Anneme imza attırsak daha iyi.
Müsait değil.
Hayatta olsaydı bile ona paramız yetmezdi.
- Benim anneme yeter. - Soyunma odası meseleleri.
Bak, üç isim için 250.000'imiz var.
Senin parlak fikrin ne? Bir duyalım.
Daha çok para lazım.
Bu fikir parlak değil.
Başarılı olduğunda para gelir. Şu an başarısız oluyoruz.
Böyle giderse Nike basketboldan çıkar, biz de işsiz kalırız.
- İyi oyuncular lazım. - Süper. İyi oyuncular.
Barkley, Stockton, Thorpe.
Stockton'ı çok severim.
Gonzaga nerede, biliyor musun bari?
En iyisi o demedim. Ama bir isim.
- Bana verdiğinden daha iyi. - Rob.
Ne?
Ya Jordan?
Michael Jordan'ı alamayız, tamam mı?
Falk'u üç saat dinledim. Çok pahalı.
- Bay Strasser. - Merhaba, selam.
- Richard. - Evet. Selam Richard.
- Sizinle biraz vakit geçirmek isterim. - Ne güzel.
- Doreen'e söyler misin? - Anlaşıldı, tamam.
- Anlaşıldı, sağ ol. - Richard.
Aynen karşılık verdim.
- Sağ ol Richard. Hoşça kal. - Teşekkürler.
Tanrım. Hani... Teşekkürler.
Bir zamanlar buradaki herkesin adını bilirdim.
Her şey değişir. Şirketler büyür.
Doğru.
Tatlı ister misin? Dondurma günü.
Selam.
- Toplantım var. - Kiminle?
Büyük patronla.
ÖZEL ÖDÜL BLUE RIBBON SPOR
3. KUSURSUZ SONUÇ ÖNEMLİ, KUSURSUZ SÜREÇ DEĞİL.
KURALLARI ÇİĞNE: KANUNLA SAVAŞ.
Selam Sonny.
- Selam Katrina. - Sonny geliyor.
Sonny.
Dondurmayı kaçırıyorum Phil.
Sence bu adam niye işe kaykayla geliyor?
Halka açık bir şirketiz, arabası yok mu?
Muhtemelen daha çocuktur.
Elli yaşında görünüyor. Kel ve sakalı var.
Pete mi o?
Pete niye işe kaykayla geliyor?
Orta yaş krizindedir belki.
Umarım arabamı çizmez.
O mor rengi tutturmak için 17 kat boya gerekiyor.
Üzüm diyorlar. Kulağa sıradan geliyor ama güzel.
- Neyse, strateji toplantısı nasıldı? - Felaket.
Şahane. Plan ne?
Küçük ödeneğimizi yine üç sıradan oyuncuya bölmek.
Yıl bazında zarardayız.
- Şirketin yarısını işten çıkardım. - Biliyorum Phil.
Basketbol bölümü tamamen kapatılabilir.
Yönetim kurulu herkesi kovmamı istiyor.
Gelişme olmazsa bunun olmayacağını garanti edemem.
Harcamamızı artırmalıyız.
Basketbol işini büyütmen için seni şirkete getirdim.
Artık daha küçük.
- Strasser'ın dediği doğru mu? 250.000 mi? - Evet.
- 500 yapsak? - Hayır.
250.000'e şükret. Bilançonuz rezalet.
Geçen yıl satılan koşu ayakkabılarının yarısı Nike'ydi.
Dokuz yüz milyon ciro yapmışsın, basketbola 250.000 mi düşüyor?
Kurulda ne diyorlar, haberin var mı?
ABD'de bir milyon potansiyel basketbol ayakkabısı müşterisi var.
Ayakkabılarını sadece oynarken giyiyorlar.
Buna para yatırmaya değer mi, merak ediyorlar.
Kurul üyesi dediyse kesin bilgi.
Kurul...
Basketbol gelecek demek.
NBA finalleri banttan, geçmiş yani.
İnsanlar basketbol izliyor.
Olimpiyatta dört altın aldık.
- Kimsenin sikinde değil. - Koşu ayakkabısı pazarına hâkimiz.
İki yüz milyon ayakkabı çünkü herkes koşuyor.
Aynı ayakkabıyla yürüyorlar da.
Alışverişe veya işe giderken koşu ayakkabılarını giyiyorlar.
Yaptıkları bu.
Senin ne yaptığın sormaya başladılar.
Ne yaptığımı biliyorsun.
Lise basketbol turnuvalarına gittiğini biliyorum.
Genelde de Vegas'a uğrayarak.
Bana denilene göre sen basketbol gurusu, sihirbazı veya...
Bunu kurula izah etmek zor.
Ne yaptığımı biliyorsun.
Kaybediyorsun Sonny.
Kaybediyor olsan da iyi bir bahis olabilir.
- Bu "Kusursuz Sonuç" saçmalığı. - Saçmalık değil.
Saçmalık.
Bu iki ana ilke bu şirketi milyar dolarlık bir işe çevirdi.
Bütçem olmadan başaramam.
Hesap verebilmen lazım, hepimiz veriyoruz.
Ben kurula veriyorum.
Halka açılmayın, böyle olur demiştim.
Bu her şirkette olur.
Öyle mi? Tüm halka açık şirketler...
Evet. Tek dertleri kurulu memnun etmek.
Koşuyor musun?
Duymak istemediğim bir Budist aforizması mı geliyor?
Koşuyor musun?
Hayır Phil. Koşmuyorum.
Zordur.
Acı verir, zordur.
Amacın bitiş çizgisine varmak olduğu bir yanılsamadır.
Amaç, koşunun kendisidir.
Beş yüz bin lazım.
Bay Knight, 13.00 randevunuz.
Tamam.
Peki Phil.
"Hatalarını söyleyen akıllı bir muhalif bulduğunda
"onu gizli bir hazine haritası gibi dikkatle takip et."
Al işte.
31 - SAM BOWIE 2,15 İKİNCİ SINIF-LEBANON, PENSİLVANYA
HÜCUMDAYIZ. DAİMA.
James Worthy, aniden döndü...
WHEATIES ŞAMPİYONLARIN KAHVALTISI
YENİ! MR. T ÇITIR TATLI MISIRLI VE YULAFLI GEVREK
Top dışarıda. Portland hücumu olacak.
Pat Riley... Takımını sonuna dek götürmek istiyor...
Street and Smith. Bir basketbol sever.
- Almak ister misin? - Yok, okudum.
Tamam.
- Ama bunu alırım. - Tamam.
Blazer'ın oyuncu seçimini nasıl buldun?
- Bowie mi? - Evet.
Bir Hakeem değil ama onu sevdim.
Jordan'ı almamalarına kızmadın mı?
Gard mı? Kalsın.
Ortalaması 17 sayı.
- NBA'de on sayıya denk. - Evet.
Bulls'un genel müdürü bile takımı değiştirmeyecekmiş.
Oyuna hâkim olmayacakmış. Okudum.
Şampiyonluk maçında o şutu atmış olmasaydı
o kadar erken seçilmezdi.
NBA'de üniversitedeki kadar iyi olmak için çok kısa.
Gerçek bir hayransın galiba.
Bilmiyorum dostum. Sadece oynamayı seviyorum.
Al bakalım.
- İyi geceler. - Sana da.
- Gonzaga nerede, biliyor musun? - Spokane, Washington'da.
Stockton da çok kısa.
- İyi geceler. - Sana da dostum.
Konuğumuz Lakers'tan Michael Cooper.
Yeteneği hakkında konuşacağız.
Kolayca havada nasıl uçtuğunu.
Wimbledon'da kazandığım raket bu, siz de satın alabilirsiniz.
Gerçekten.
Kullandığım Ashe Comp 2 raketi üretim hattından çıkıyor.
Modifiye etmiyorum çünkü Ashe Comp 2
olduğu hâliyle tam istediğim gibi.
Öyle de olmalı.
Head'le 1969'dan beri önemli özellikleri eklemek için beraber çalışıyoruz.
Bu Head raketi bana olduğu gibi size de denk gelebilirdi.
Bu şekilde planladık.
22 Haziran'dan itibaren Michael Cooper
ve birçok diğer Lakers oyuncusunun, kendi yaz kampları var.
Genç oyuncu dedi ki ilginizi çekerse...
Buldum.
Evet? Yok, konuşuyorum.
...büyümek için. Küçüldüğünde büyümek için...
- Bana lazımsın. - ...genelde...
- Sonny, beş dakikaya işim biter. - Hemen lazımsın.
- Meşgulsünüz. Sorun değil. - Richard...
Kusura bakma. Yine görüşürüz, tamam mı?
Teşekkürler.
Sonny, iş yaparken belli bir hareket tarzımız vardır.
- Biz... - Onu buldum.
- Kimi? İsa'yı mı? - Otur.
Peki. Lynwood Robinson. Bu isim sana bir şey ifade etti mi?
- Hayır. - Harika bir oyuncu. Herkes peşindeydi.
Kuzey Carolina onu aldı.
Michael Jordan'la aynı gün oraya gideceğini duyurdu.
Hatta The Charlotte Observer'da daha büyük haber oldu.
İki yıl içinde Lynwood onu Appalachian State'e transfer etti.
Bir daha adını duyan olmadı. İzle şimdi.
1982 sezonu.
Bu Jordan'ın şutu. Herkes bunu gördü.
Hayır, bakış açımız yanlış.
Bu James Worthy, tamam mı?
Birinci seçim. İmza attıramamıştık.
Doğru.
Niye topu almıyor?
Bir sayı gerideler. Yarım dakikadan az kalmış.
Niye topu almıyor?
Niye Wilmington, Kuzey Carolinalı cılız çaylağa gidiyor top?
Oyun Worthy üzerine kurulmuştu, o tutulmuşsa Jordan'a oynanacaktı.
Hayır, yanlış. Worthy aldatmacaydı.
Yanlış anladık. Topu o almıyor.
1-3-1 alan savunması var.
Worthy oraya gelince alan savunması onu kapatacaktı.
Jordan boşta kalıp şutu atacaktı.
Bak, hemen şut çekiyor. Topu alacağını biliyor.
Oyun Jordan için çizilmiş.
Bunu artık biliyorsun,
Jordan'ı izle.
Sadede gelecek misin yoksa lafı gevelemeye devam mı?
Ona bir bak.
Ne kadar rahat.
Topu istiyor. Topu çağırıyor.
Tüm dünya onu izliyor. Daha 18 yaşında.
Hayatının en önemli şutuna üç saniye var.
Dean Smith'in hayatının da en önemli şutu.
Unutma, büyük kupayı kazanamadı.
Üç kez ve başaramadı.
Bu son şansı olabilir.
Kendisi çaylak olarak başlamadı.
Michael üçüncü çaylak ve yaptığı işe bak.
Topu 18 yaşındaki çaylağa veriyor. Niye?
Çünkü Dean de benim gördüğümü görüyor.
Lynwood Robinson'ın gördüğü şeyi.
Büyüklüğü.
Üç kişiye imza attırmak istemiyorum.
Bir kişiye imza attıralım.
Onu istiyorum.
Onun adına bir ayakkabı serisi yapalım.
Daha derin bir şeyi, oyuncunun kimliğini yansıtalım.
Şunu yansıtalım.
Ne demek bu?
Yani ayakkabıyı giymiyor, kendisi ayakkabı.
Ayakkabı da o.
Ayakkabıyı insanlaştıracak mısın? Kollar bacaklar mı takacaksın?
Arthur Ashe reklamını gördün mü?
"Bu Wimbledon'ı kazandığım raket. Siz de alabilirdiniz."
Bunu ayakkabıyla yapacağız.
Hemen 20 dolar sayabilirim. Çok pahalıya patlar.
Tek oyuncuya yatırırsak patlamaz.
- Çok riskli. Tüm bütçeyi mi? - Evet.
Olmaz, üç veya dört oyuncuya böleceğiz.
- Söylemiştim. - 250.000 var, bu paraya onu alabiliriz.
Başka kimin 250.000'i var dersin? Adidas'ın da var.
Ona 250.000 dolar önersek bile Adidas da önerebilir.
Diğer adaylar başka takımlara imza attı.
Ayrıca Jordan açıkça söyledi.
Acımadan söyledi, bize gelmek istemiyor.
Çok ikna edici bir sunumun var galiba. Var mı öyle bir şey?
Evet. Diğer şirketlerin rakip olamayacağı tek şeyi ona anlatabilirim.
Basketbol bölümümüz berbat.
Ben de bayılmıyorum.
Phil bunu kabul eder mi?
- Fikri sevdin, değil mi? - Fikir mi?
- Michael Jordan mı? - Evet.
- Ne teklif edeceksin? - Tüm bütçeyi.
Başka kimseye para kalmayacak mı?
Phil seni kovacak.
Phil'i ben hallederim.
Phil'i korkutacaksın, yolu bu.
İkimizi de kovduracaksın be.
Phil'in 100 milyon doları ve bir ömürlük
kasıkları saran pembe koşu eşofmanları var.
Korktuğu şey neymiş?
Diyelim Phil'i ikna ettin. Michael'ı nasıl ikna edeceksin?
Michael Adidas'ı seviyor. Başka bir şey giymiyor.
Efsane eşofmanlar, istiridye burun ayakkabılar.
Michael, hiçbir şekilde Nike'ye gelmek istemiyor.
- Phil'den sonra düşünürüm. - Phil kabul etmeyecek.
- Ama fikri sevdin, değil mi? - Jordan imza atsın isterim.
Menajeri ne ister, orasını bilmiyorum.
- David. - Sonny, Sonny.
Günaydın Falk.
Gerçek dünyadakilere iyi günler. Oregon'da ne var ne yok?
Nike basketbol işinden çıkıyormuş.
Bunu kim söyledi?
Başka sporlarda müşterilerim var. Boomer Esiason'u yeni kaptım.
- İlginç, Boomer'ın yaptığı... - David, David...
Umurumda değil. Michael Jordan için arıyorum.
Strasser'a aylar önce söyledim, imkânsız.
Benimle konuşmadın ama.
Sana iyilik yapıyorum. Seninle görüşmeyecek.
O da ne demek?
Görüşme mi?
Bir grup idareciye bir şirket sunum yapar.
Michael bunu yapmayacak.
Benimle kafa bulma Falk. Diğer teklifler nasıl?
Mesele para değil.
Mesele para değil diyorsan mesele kesin paradır.
Sınırları zorlamak istiyoruz.
Firmaların Michael için ne yapacağını duymak istiyoruz.
Tamam. Aynı kafadayız. Toplantı istiyorum.
Dünya çapındaki oyuncular üçüncü sınıf ayakkabı giymez.
Sen beni toplantıya sok.
Sonny, arkadaşın olarak söylüyorum,
vakit kaybı bu.
Aramızda kalsın, UNC'nin sponsoru Converse olduğu hâlde
Michael antrenmanda Adidas giydi.
Converse'i maç başlamadan hemen önce giydi.
Final düdüğü çalar çalmaz Adidas'a geri döndü.
- Hadi be. - Dean'e sor.
- Aramızda kalacaktı. - Benden duyduğunu söyleme.
Converse de biliyor.
Adidas'ın tanıtım sunumunu gördüm.
Tek kelimeyle, son teknoloji.
İki kelime oldu.
Siz anca göstermeliksiniz.
O kadar iyi değilsiniz. Güvenilmezsiniz.
Adidas'la sefil olacak, biliyorsun. Adolf'un ölümünden sonra saçmaladılar.
Adi Sonny. Adi'yi kullanıyordu.
Adı Adolf'tu. Bildiğin Adolf.
İyi bir adamdı.
Adını değiştirmedi.
Adi. Adi Dassler. Adi Das. Adidas.
- Adı bu. - Hitler Gençliği'ne üyeydi.
Hayır, değildi. Öyle deme.
Svastika taktığı resmini gördüm. Saçını da öyle kestirmişti.
Hepimizin geçmişi var.
David, bazılarımızın geçmişi var, bazılarımız da Nazi'ydi. Bir sınır var.
Yani. Adam öldü. Ailesiyle görüşüyoruz.
Toplantı ne zaman?
Jordan perşembe günü Boston'a gidiyor. Yani Converse'e.
Cumartesi de Adidas için Nürnberg'e.
Nürnberg mi?
Saçmalayıp durmasana.
Orada bir yerde.
Anlaşmayı yapmak istiyorlar.
Teklifleri ne?
250.000'in altını imkânsız görüyorum.
Hayatta olmaz.
- Açıklayayım. - Hayır.
Beklediğimiz oyuncu Michael Jordan.
Bunu Artis Gilmore ve Bobby Jones için de söyledin.
Hedef mükemmellikse yandım.
- Hep tutturamam. - Birini tuttursan?
- Bir tane. Toplamda. - Kumarın olayı bu Phil.
- Her el kazanamazsın. - Barbut oynamıyoruz.
Açık çekler de yok.
Senden zaten var olan bütçeyi istiyorum.
- Tek oyuncu için. - Evet.
Çaresizlikle vizyonu karıştırma.
Aslında daha fazla lazım.
Bir çaylak için mi? NBA'de sahaya çıkmamış biri için mi?
Çaylağın anlamı bu. Evet.
- Magic Johnson'ın kendi ayakkabısı yok. - Aynen.
Bunu kurula anlatamam. Tartışmaya gerek yok.
Şöyle ifade edeyim.
Kariyerimi Michael Jordan için ortaya koyarım.
Hadi ama dostum.
Ne yaptığımı sordun. Bunu yapıyorum işte.
Sana oyuncu buluyorum. Bu kez olacağını hissediyorum.
Tamam, riskli.
Plymouth'ının arkasında ayakkabı satman da riskliydi.
Taşak isterdi. Buraya böyle geldik. Şimdi bunu değiştirme.
Phil...
Jordan'a benim gözlerimle bakarsan gördüğüm şeyin aynısını görürsün.
Neymiş o?
Gördüğüm en rekabetçi adam. Resmen iş bitirici.
Rakibimiz kim?
- Yani... - Söyleme.
XXIII. OLİMPİYAT OYUNLARI LOS ANGELES 1984
Bugün hiçbirimiz iş konuşmak istemiyoruz, bunu biliyorum.
Acınız büyük.
Adi, "Devam etmeliyiz." derdi.
Bunu söyledi.
Adidas Amerika için büyük bir fırsat var.
- Çok güzel. - Güzel.
Birinci seçileni aldık.
Sırada kim var?
Skor tabelası.
Ne oluyor? Yapıyor muyuz?
Bilmem. Toplantı ayarladık mı?
- Rob. - Phil, buna onay mı verdin?
Hayır, aptalca bir fikir. Toplantı ayarladık mı?
Falk'u ararım.
- Teklif ver, toplantıya bakarız. - Yapamam.
O zaman müşterimi bilgilendiremem.
250.000'i bekleyebilirsin.
Yazılı isterim.
Teklif geldiğinde yazılı olacak.
Dört gözle bekliyorum.
Altı saat oraya uçmayı bekleyemem.
Normal bir şirket gibi doğu kıyısına taşınsanıza.
Burayı seviyorlar.
Mutlu olmalarına sevindim.
Baksana, ailesi nasıl?
Acayip zekiler. Tufaya gelmezler.
Öyle mi? Şu an Carolina'dalar mı?
Onları arama.
Şaka yapmıyorum.
Yakışık almaz, profesyonelce de değil.
Görüşmeyi kafadan reddetmek de.
İş yapıyoruz.
Michael niye Adidas'ı istiyor?
Çünkü eşofmanlarını çok seviyor.
İstediği her türlü eşofmanı veririz.
O daha çocuk. Geleceği düşünmüyor.
Başka ne istiyor, biliyor musun?
- Ne? - Araba.
Kırmızı Mercedes 380 SL.
Neyse ki uzun vadeli düşünen uyanık bir danışmanı var.
Çok mütevazısın David, çok etkileyici.
Yazılı teklif verme yetkin olduğunu sanmıyorum.
Yazılı teklif görmediğim sürece
müşterime bildirme yükümlülüğüm yok.
David, sakın kapatayım...
Stan, baksana. Bana bir LA bileti al. Uçak bileti. Kapıya bırak.
Al, yarınki toplantıya yetişemeyeceğim. George Raveling'i görmeye gideceğim.
- Kimi? - Bu bölümde nasıl işe girdin?
George Raveling.
Olimpiyat takımının hocası. Iowa. Sağdıcımdı Al. İnanılmazsın.
TONY ROMA'NIN MEŞHUR KABURGALARI
Olacak şey değil.
Olimpiyat sırasında size anlatmaya çalıştım.
GEORGE RAVELING - ABD OLİMPİK BASKETBOL ERKEK TAKIMI YARDIMCI KOÇU
Sağ ol dostum.
Michael, Nike'ye gelmez. Görüşmek bile istemiyor.
İnan bana, ona defalarca söyledim.
Aramız da iyi. Ayakkabıyı sevmiyor işte.
Hiç giymedi ki.
Biri ona kırmızı Mercedes 380 SL alacak olursa
ömürlük ayakkabı sözleşmesine imza atacağını söyledi.
Nike hariç.
Nike havalı değil.
Kelime anlamı bile değil. Adidas, "Hep seks düşünüyorum."
Puma, "Götümü kullan."
- Anlamı o değil. - Nike'nin anlamı yok.
Ailesi nasıl?
Sağlam. Annesi tam patroniçe.
Sahi mi? Belki de onunla konuşmalıyım.
Menajerleri es geçip ailesiyle konuşursan
işini kaybedersin.
Neyim var, bilmiyorum.
Yirmi yıl oldu, hiç böyle hissetmedim.
- Hani içine doğar ya? - Evet.
Var ya, bunu kaybetme.
Kovulsam bile mi?
1963 yazı.
Babamın bir dostu bana ve oğluna şehirdeki yürüyüşe katılmamızı söyledi.
Ancak Villanova'da tam bursluyum, tamam mı?
Ama içimde bir his var. Sebebini bilmiyorum.
Gidiyorum. Yürüyüşe katılıyorum.
Organizatörler iki tane 1,93'lük çocuk görüyor.
"Güvenliğe yardım eder misiniz?"
Artık İslam'ın Meyveleriydik.
Bizi oraya götürdüler, sahneye çıkardılar.
Herkesin tam önüne.
Kameralar var. Destekçilerden biri illaki Klan üyesidir.
Ama içimdeki ses kalmamı söylüyor.
Beş saattir oradayım, öyle bir terliyorum ki...
Derken son konuşmacının konuşması geldi.
Sahneden indik.
"Duyduğum en güzel konuşmaydı." dedim.
"Sağ ol delikanlı." dedi.
Konuşmasını aldı, katlayıp cebime koydu.
Baktım, en sevdiğim sözü bulamadım.
Sonra bir baktım, konuşmanın ikinci yarısı tamamen farklı.
Aradığın söz neydi?
"Bir hayalim var."
Hadi oradan ya. "Bir hayalim..." Sende mi o konuşma?
Gördün mü, ilk yarıda kalabalığı yakalayamadığını anladı.
Sonra hepsini değiştirdi.
Tüm konuşmayı orada buldu.
Yani diyorsun ki Jordanlara ulaşıp...
Hayır yahu!
- Şimdi söyledin ya. - O senin içindeki ses.
Aptalca bir şey yapmanı söylüyor.
Benimki beni tarihin parçası yaptı.
Konuşma sende. İnanılmaz.
Abe Lincoln'unki de var.
- Onunda mı korumalığını yaptın? - İşte o kadar yaşlıyım.
- Sonny. - Selam.
Seni arıyordum.
Binaya gitmeden önce bir kahve içeyim demiştim.
Ailesine ulaşmayı düşünüyorum.
- Jordan'ın ailesine mi? - Evet.
Sonny, hafife alınacak bir şey değil bu.
Falk'u atlatacaksan imzayı attırman şart.
Bak, beni ikna ettin dostum.
Dapper Dan turnuvasını sen başlattın.
Oradaki en iyi liseli oyuncuları sen kaptın.
Unutmuş olabilirsin ama davetliydim.
Hayatımın en güzel günüydü. Sonra dizimden sakatlandım.
Phil'in veya başkalarının ne düşündüğünün önemi kalmadı.
Önemli olan senin ne kadar inandığın.
Ben sana inanıyorum.
Beni vazgeçirmeye çalışmanı bekliyordum.
Zaten dinlemeyecektin.
Kovulursan tek odalı bir dairem var.
Kimseyi alacak yerim yok maalesef.
İki parça kilim, bir de havlu. Başka bir şeyim yok.
O nerede?
Gelmedi.
Hasta mı?
Sekreteri değilim. Sekreteri yok.
Nerede o?
- Alo. - Strass.
Ne cehennemdesin sen?
Kuzey Carolina.
Lanet olsun Sonny. Telefon etsen olmuyor mu?
Aradım işte. Arabadayım. Kiralık arabada telefon varmış.
Bana değil. Aileye.
Telefon etmek profesyonelce olmazdı.
Öylece kapılarına dikileceksin.
Beni soran olursa hasta olduğumu söyle.
Tamam. Kafayı üşütmüş, derim.
KUZEY CAROLINA
Affedersiniz.
Pardon efendim.
- Ne vardı? - Jordanları arıyorum.
Doğru yere geldiniz.
Siz Bay Jordan mısınız?
James.
Sonny Vaccaro. Nike'den.
Vay vay. Hadi bakalım.
- Evet... - James.
Kim o?
Merhaba Bayan Jordan. Ben Sonny Vaccaro. Nike'den.
Bay Falk ilgilenmediğimizi söylemedi mi?
Evet, aramamam söylendi.
Genelde insanların evine habersiz mi gidersiniz?
En kötü özelliğim olabilir. İnanın, bir sürü var
ama hayır cevabını kabul etmeyi sevmem.
Bence oğlunuz bu kafa yapısındaki biri tarafından tanıtılmalı.
- Tamam. Arkaya gelin, oturalım. - Teşekkürler.
Deloris, beni ararsan buradayım.
- Tamam canım. - Peki.
Jordanların beş nesli otoyolun yanındaki bu ormanda yaşayıp öldü.
İç Savaş'tan beri buradayız.
Bazı ağaçlar 800 yaşından büyük.
Kapıma geldiğinize göre çok cüretkâr olmalısınız.
Bence istediğinizi söylemenizde sorun yok
ama asıl önemli olan bu konuda bir şeyler yapmak.
- O burada mı? - Evet.
Ama onu görmenize gerek yok. Sırası değil.
İsminizi nereden aldınız?
- Sonny. - Sonny mi?
Annemin doğurmakla ilgili sıkıntısı varmış.
Doğum vakti geldiğinde
hastanede hep yukarıdaki parlak ışığa bakmış,
aklına bir tek güneş gelmiş.
- Hâlâ hayatta mı? - Değil.
- Başınız sağ olsun. - Teşekkürler. Uzun zaman oldu.
Bizi büyütmek için her şeyi yaptı.
Bence hayatını ailene adamak takdire şayan.
Bir şey kalmayana dek sürekli veriyorsun.
Sonra biraz daha veriyorsun. Ama buna değiyor.
- Bu işte iyisiniz. - Evet.
Sizden değil, ailemden bahsediyoruz.
Çok tecrübem oldu, orası kesin.
Evet.
Bay Vaccaro, Michael'ın niyeti Adidas'a imza atmak, anlıyor musunuz?
- İkinci tercihi de Converse. - Anlıyorum.
Saygım sonsuz ama bence bu bir hata.
Sizinle iddiaya girelim.
O toplantıların nasıl geçeceğini anlatayım.
Yanılırsam Nike ile görüşmeyin.
Ama haklı çıkarsam Michael'la gelmeyi bir düşünün.
Converse'ü yapıyorum. John O'Neil tam pislik gibi jöleli saçlarla gelir.
Pardon.
Bulls için bazıları kırmızı kravat takmış olur.
John'un tabii Rolex'i vardır.
"Çok basketbol maçı izledim
"ama Michael'ı görünce hissettiğim şeyi
"bana verebilen çok az oyuncu var."
Bitirdiğinde
ona bir soru sormanızı çok isterim.
"Michael diğer oyuncuların arasında nasıl öne çıkacak?
"Nasıl farklı olacak?"
Peki Adidas'la toplantısı? Michael'ın ilk seçimi Adidas.
- Merhaba Bayan Jordan. Şimdi... - Yok, sadece anlat.
Tamam, pardon.
Şöyle diyecekler,
"En iyi ayakkabılar bizde. O kadar basit.
"Hepsi deri. Tüm çocuklar giymek istiyor.
"Converse bu kadar havalı değil."
Şimdi ben konuşuyorum, Adidas değil. Haksız değiller.
Michael'ın istemesini anlıyorum.
Onlara şunu sormalısınız,
"Şirketinizi kim yönetiyor?"
Bence dört kişiye sorun, dört farklı cevap alırsınız.
Adidas'ın şu anki sorunu da bu.
Birkaç yıl boyunca sıkıntı yaratacak.
Size ne sormalıyım?
Niye Wilmington, Kuzey Carolina'da olduğumu sorun.
Niye Wilmington, Kuzey Carolina'dasınız?
Oğlunuza inandığım için.
Bence o farklı bir oyuncu.
Dünyada bunu bilen tek kişi de bana göre sizsiniz.
Bu yüzden Wilmington, Kuzey Carolina'dayım.
Pekâlâ Bay Vaccaro, geldiğiniz için teşekkürler.
- Teşekkürler. - Tamam.
Çok taşaklısın galiba bok herif.
Şişko pislik!
Evlerine mi gittin?
Pennsylvanialı herkes bu kadar aptal mı?
Kariyerini mahvetmeye mi çalışıyorsun?
David Falk.
Eve gitmek ne demek?
Aramak profesyonelce olmaz, dedin.
Aman ne komik.
Benim işim Michael'ı ve ailesini senin gibilerden korumak.
Beni atlatıp etkisiz gösteriyorsun.
İmzayı attırırsan beni önemsiz göstereceksin.
Bir menajer için iyi değil.
Müşterin seni önemsiz görüyorsa bu benim suçum değil.
Bu konuda terapistinle konuşmalısın.
Terapistimle konuşmak istemezsin.
Terapistiminkinin yarısı kadar sefil bir hayat istemezsin.
Ama bana seçenek bırakmıyorsun.
Yaptığın şeyden sonra,
Jordanlarla müthiş bir anlaşma yapmazsan,
Air tabanı üretmeyi bırakıp
şirketi Air Michael Jordan'a çevirmezsen
seni diri diri gömerim.
Sonra ateşe verip dans ederek mezarına işerim
ve kafatasının göz çukurunu sikerim.
- Doğru, terapistin olmak istemem. - Benimle uğraşmak mı istiyorsun?
Seni herpes simpleks iki virüslü şerefsiz!
Herpesin ikinci simpleksi olduğunu bildiğine göre
sana da bulaşmış.
Elbette bulaştı.
Herkeste herpes var.
Sende niye yok Sonny? Çünkü kimse seninle sikişmiyor.
Hiç öyle düşünmemiştim.
Ben bir canavarım, tamam mı? Avukatlarımın altı haneli anlaşmaları var.
Seni ikiye bölerim. Taşaklarını kemiririm.
Testis torbanı dişlerim. Duyuyor musun?
Taşaklarını alır yerim ulan.
Taşaklarını yerim.
Bıktım bu saçmalıklarından. Var ya...
Neresi komik bunun?
David, hadi ama. Telefondayız. Beş bin kilometre uzakta,
iki formsuz adamız. Bu çok saçma.
Ben formsuz değilim. Gayet fitim.
Beni en son ne zaman gördün? Harika görünüyorum.
Sana inanıyorum David.
Michael'a bir teklif yapıp imzalatmadığın sürece
bu ajanstan hiç kimsenin Nike'ye imza atmamasını
şahsen sağlayacağım.
Nike basketbol işinden tamamen çıkacak.
Sen de öyle.
Ya anlaşırsak?
Seninle en iyi dostlar olacağız.
Pazartesi günü.
Anlamadım.
Beaverton'a geliyorlar. İki kez söylemeyeceğim.
Geliyorlar mı?
- İkinci kez söylüyorum aptal. - Peki, tamam.
Hemen sevinme. Michael geldiği için heyecanlı değil.
Annesi onu zorluyor.
Anladım.
David, baksana.
Evet?
Pazartesi görüşürüz.
Siktir ulan!
Siktir!
Sonny?
Phil seni odasında bekliyor.
Bana 10, 15 dakika ver.
Hayır, hemen dedi.
8. TEHLİKELER - BÜROKRASİ ENERJİ ALANLAR - ENERJİ VERENLER
ZAAFLARIMIZI BİLMEK AYNI ANDA ÇOK FAZLA ŞEYLE UĞRAŞMA
KİŞİSEL HIRS
Sonny, Michael'ın evine gidip, annesiyle konuşup
Nike ile pazartesi gününe toplantı mı ayarladın?
Sağlam bir teklif vermeliyiz.
Teklif verme yetkin yok.
Temsilcisi tüm rakamı beklediğini söyledi.
- Yılda 250, beş yıl garantili. - Bunu karşılayamayız.
- Bu kadar sorumsuzluk olur mu? - Sorumsuzluk değil.
Converse 100'le gelecek.
Almanlar da rahatlıkla 250 verir...
Sonny, bu şirketin CEO'su benim.
Sana söylediğimi yap, bana çalışıyorsun.
Basketbolda başarı için para yatırmalısın.
Hayatta bedava bir şey yok Phil.
Ayakkabılarımızı dağıttığın çocuklara anlat.
İşe yarıyor. İyi bir fikir.
Nasıl yarıyor? Teorik bir şey, ölçmek imkânsız.
Sonny'nin her işi böyle.
İlk fikrim neydi? Lise all-star maçı.
Artık her şirketin kendi lise all-star maçı var.
Fikirleri saçıyorum Phil. Bedava.
Sorun da bu. Kendi fikrin olarak görüyorsun.
Mevzu sensin, kendinsin ve egon.
Kendilik yok, kendi olmamak var.
- Kendi olmamak mı? - Evet.
Dalai Lama'nın üzüm rengi Porsche'u mu var?
Pislik misin sen Sonny? Pislik olmaya mı uğraşıyorsun?
Sana sadece tavsiye verebilirim. Bu da en sağlam tavsiyem.
Kendi şirketini kurmak istiyorsan...
- Şirketim mi? - Bol şans.
Fevri olabilirsin, hatalar yaparsın, pervasız davranırsın.
Bu şirkette işin nasıl yürüdüğünü anlatayım.
Dikkatli, stratejik, ölçülü kararlar verip tahmin edilebilir sonuçlar alırız.
Doğru. Tahmin edilebilir, düşünceli, dikkatli. Burayı nasıl kurdun Phil?
Siktir git Sonny.
Tamam. Başardın, toplantıyı ayarladın.
Toplantı için sağlam teklif şart değil.
Sana pazar gecesi olur vermediğim sürece
bütçen yok, Michael serin yok, pazartesi için
sağlam bir teklifin de yok.
Fikrimi değiştirirsem iptal ederim.
Bunu daha ne kadar açık söyleyebilirim, bilmiyorum.
Bu anlaşma olmazsa bu şirkette ne işim olduğunu bilmiyorum.
Katılıyorum.
Bu elde daha fazla riske etmek ister misin?
Mesela evinin tapusunu koymak?
Yarın için pijama getirmen gerekecek.
Ofisten ayrılmıyoruz.
Michael Jordan, Beaverton'a geliyor.
Vay canına.
Pete'i görme vakti.
Bu şerefi neye borçluyum?
Ayakkabı lazım Pete.
Orasını tahmin ettim.
Gelmiş geçmiş en iyi basketbol ayakkabısı.
- Ne kadar vakit var? - Pazartesi.
Ofisime gel.
Otoparkta kaykay mı yapıyordun?
- Evet. - Ne iş?
Orta yaş krizindeyim.
Özgün olmalı.
Şöyle düşün. Converse düz, sıradan ayakkabılar yapıyor, değil mi?
Her oyuncu aynı şeyi giyiyor.
Bu kez sporcu ayakkabımızı giymeyecek,
ayakkabıyı sporcuya göre yapacağız.
Ayakkabı bireyin fiziksel tezahürü olacak,
birey tüzel kişiliğin amblemi değil.
Onun gibi bir şey.
Gereksinimler şunlar,
bireysel olacak,
kitlelere pazarlanabilecek
ve insanlığın gördüğü en güzel ayakkabı olacak.
Evet.
Biçim mi işlev mi?
Bir şey güzel veya kullanışlı olabilir. Nadiren ikisi birden olur.
Yeni bir şey bul.
İnsanlar binlerce yıldır ayakkabı giyiyor.
Tasarım ciddi anlamda bir kez değişti,
o da sağ ve sol tekler ayrı yapıldığında.
Altı yüz yıl önce.
- Biçim diyelim. - Güzellik.
İşlev değil mi?
Bir laf vardır.
"Şiir dünyayı sadece katlanılır kılar.
"Mühendislikse bizi aya götürdü."
Kahretsin. Gitmeliyim.
Bugün başla.
Yarın cumartesi...
Cumartesi gelmezsen pazar hiç zahmet etme.
Aynı kafadayız.
Ayakkabı kimin için?
Michael Jordan.
Bayan Jordan.
- Memnun oldum. - Ben de.
Bay Jordan,
çok uzun yoldan geldiğiniz için teşekkürler.
Bu taraftan.
Teşekkürler.
İşte oldu.
- Her şey nasıldı? - Harika.
Converse All Star.
Basketbol sahasında başladılar ama artık...
Her yerdeler.
Her yerdeler.
- Her yerdeler. - Converse All Star.
1984 Olimpiyatları'nın resmî spor ayakkabısı.
Michael'ı izlerken hissettiklerimi
çok az oyuncu bana verebildi.
O oyuncular da burada, Converse'te.
O kadar basit.
Michael, Daha NBA'e adımını bile atmadan
sana süperstarımız gibi davranacağız.
Basketbol sahasının dışında da cazip olacak bir ayakkabı arıyoruz.
En iyilerin giydiği ayakkabıdan
daha cazip ne olabilir?
Gelenek ve tarih Converse için çok önemlidir.
Etkileyici bir kadronuz var.
Ligin en iyi üç oyuncusu.
Magic Johnson, Larry Bird, Julius Erving.
Bu şu anlama da geliyor,
Michael en iyi ihtimalle dört numaranız olabilecek.
Açıkçası burada Magic Johnson ve Larry Bird'den bahsediyoruz.
O da onlar gibi oynayacak.
Onlarla aynı cümlede adı anılacak.
Daha ne yapabiliriz?
Hayır, çok yavan. Yeterince renk yok.
Bulls'un renkleri kırmızı ve siyah, daha fazla kırmızı katsan?
Yüzde bir bile
daha fazla kırmızı koymak yasak.
Kural ne?
Ayakkabının %51'i beyaz olmalı.
NBA bu konuda çok sıkı.
- Ceza alır. - Ceza mı alır?
Maç başına 5.000 dolar.
Yandık.
Daha fazla kırmızı olsa?
Çok daha fazla.
Cezaları ödesek ne olur?
Bunun reklamını yaparız.
Manşetlere çıkarız.
"Çok renkli olduğu için Michael Jordan'a ceza kesiyorlar."
Evet.
Daha çok kırmızı.
Aynen.
Yıkıcı, bireysel.
İşte bu.
Erkekler sık sık basketbol ayakkabılarını düşünür mü?
- Ben basketbolu düşünürüm. - Ben de pazarlamayı.
Basketbol ayakkabıları hayatımın ana meşgalesi.
- Biliyoruz. - Evet.
Kusursuz basketbol ayakkabısını
yapma umuduyla sahip olup beslediğim
tek bir vazgeçilmez takıntım var.
Bunu Sole serisine uygulamaya çalışıyordum.
Buna Air Sole demeliyiz diye düşündüm.
Ama o olmayacak.
Bu olacak.
Ne olacak?
Air Jordan.
Mükemmel.
- Evet. - Ne oldu?
Galiba David Falk da aynı ismi söyledi.
Ne?
- Siktir et onu. - O söyledi deriz.
- Evet. - Sen söyledin.
- Tamam. - David Falk gidip...
- Senin fikrin Pete. - Benim.
Evet. Air Jordan.
6. GEÇİMİNİ YAŞADIĞIN YERDEN SAĞLA.
Burayı boşken daha çok seviyorum. Bu benim hakkımda ne söylüyor?
Bu iş olmazsa işler gider, maaşlar gider.
Farkındasın, değil mi?
Sen başka iş bulursun. Benim yaptığım iş öz geçmişe yazılmaz.
Merak etme, çok ikna edicisin.
Evet, işim bu.
Ama şunu da biliyorum, insanlar bazen tamamen yanılır.
Biri imparatoru Pearl Harbor'ı bombalamaya ikna etmişti.
Kendini Hirohito'ya mı benzetiyorsun?
Alabiliriz, değil mi? Kasiyer olmadığına göre.
Bir bakıma öyle.
Yeni Springsteen şarkısı Born in the USA'i biliyor musun?
O şarkıyı herkes biliyor Rob.
Arabamda teyp var.
Her sabah dinleyip havaya giriyorum.
Bildiğin şarkıyı söylüyorum ve...
Amerikan özgürlüğü için heyecanlanıyorum.
Hayal edebiliyorum.
Ama bu sabah sözlere odaklandım, şarkı özgürlükten bahsetmiyormuş.
Alakası yokmuş. Vietnam'dan dönüp iş bulamayan
biriyle ilgiliymiş. Ben de bağırarak hevesle söylüyorum.
Tamamen yanlış anlamışım.
Aslında ayakkabılarımızın %80'ini Güney Kore ve Tayvan'da
imal ediyoruz.
Bu konuda ikilemde olmalıyım, biliyorum.
Ama değilim.
Boşanma hâkimi
pazar günlerini bana verdi.
Her pazar, parkta dört saat baba oluyorsun.
Avery'yi o kadar görebiliyorum.
Biliyorum.
Bana alışamıyor.
Ama yedi yaşında ve ben...
Ona her pazar bedava Nike götürmeye başladım.
Beni görmek istemesinin sebebi
bu oldu.
Ayakkabı götürdüğüm için beni seviyor.
Altmış ayakkabısı oldu.
Ayakkabılar sayesinde
onun için bir şey ifade ediyorum.
Phil bu bölümü kapatırsa
utanarak söylüyorum, yine de ayakkabıları alırım.
Phil'e para vermem gerekse de. Tayvan'da üretiyor olsak da.
Ama bunu yapmak istemiyorum.
Avery beni sevsin istiyorum.
Bir de işimi istiyorum.
Bence risk alma konusunda biraz rahat davranmış olabilirsin.
Hepimizi peşinden sürüklüyorsun.
Başaracaksak risk almalıyız.
Pazar günü göreceği yedi yaşında çocuğu olmayan biri gibi konuştun.
Kusura bakma.
Sorun değil.
Ne yaptığını anlıyorum.
Altı üstü ayakkabı Rob.
- Bu... - Hayır.
Biri giyene kadar her ayakkabı altı üstü ayakkabıdır.
Hey.
İyi ki doğdun.
Sağ ol.
Sonny.
Hazırız.
- Doğum günün mü? - Evet.
Sonraki soruyu sorma.
İşte burada.
Bu maketi ama ayakkabı böyle görünecek.
Evet. Söylemesem olmaz, çok güzel.
Suyun mantığı var.
Doğal.
Ayakkabı hep buradaymış gibi.
Hep varmış gibi.
Tamam. Prototipleri hemen hazırlayalım.
Tüm aile adına Almanya'ya hoş geldiniz diyorum.
Bizi görmek için bu dayanılmaz uzun yolculuğu
yaptığınız için de teşekkürler.
Evet, teşekkürler.
Michael, sen yeni nesilsin.
Magic ve Bird'le anılmak istemezsin.
Bizim sporcu grubumuza aitsin.
Bu bize has bir tarz. Tamamı deri.
Tüm seçenekler bunlar mı?
NBA'in kuralları var ama seçeneklerimiz de var.
Bu bir aile şirketi, biliyorum ama son kararı kim veriyor?
Maalesef aile büyük bir kayıp yaşadı.
Kararları Kathe veriyor.
Evet, doğru.
İş birliği içinde...
Grup kararı.
Burayı sevmişsin.
Binadaki tek rahat koltuk bu.
Rob nerede? Howard nerede?
Rob yiyecek bir şeyler alıyor.
Kasiyer yoksa hırsızlık sayılmaz.
Hafta sonu burada mıydınız?
Evet. Güzeldi.
Eski Nike günleri gibiydi.
İsim buldun mu?
- Ne için? - Michael Jordan serisi için.
Teklif vereceksek bir Michael Jordan serimiz olsa iyi olur.
Evet. Bir fikir vardı da...
Pete Air Jordan adını vermemizi istiyor.
Bilemiyorum.
Cidden mi?
Belki zamanla severim.
- Tam bütçe mi? - Evet, tam bütçe.
O sonuca nasıl ulaştın?
Koşuya çıktım.
Air Jordan. Muhteşem be.
Jordanları karşılayıp yukarı getireceğim.
Senin yanından geçireyim mi? Belki konuşursun ve...
Süreçteki rolümden bahsedebilirim.
Sonra Rob'a paslarım.
Phil, toplantıya yedi dakika geç gelmeni istiyorum.
Ben CEO'yum, başından itibaren orada olmalıyım.
Çaresiz görünürüz. Phil'in milyonlarca işi var.
Bunu göstermenin yolu da Phil'in geç gelmesi.
Yoğun günü içinde Jordanlara vakit ayırmış gibi görünür.
Michael Jordan'ın CEO için öncelikli olmadığı düşünülebilir.
Hayır. Hayır.
Sonny bu konuda haklı.
Phil'i daha önemli gösterir. O geldiyse
önemli bir toplantı demektir.
Sonny'nin amacını anladım ama...
Ayakkabı tasarımını birleştirip yeniden basmalıyız.
- Kaç tane? - Bir.
- Cidden mi? - Evet, sadece bir.
Birden fazla olduğu an değeri azalıyor.
Bunu sevdim. Videomuz var mı? Bu şeyler videoda harika görünür.
- Evet. - Göstermemiz gerekiyor mu?
Sonny, pazarlama çok zaman harcadı.
Tamam, takım yeterince iyi.
Hepiniz beceriklisiniz, her birinize güveniyorum.
Nefesinize odaklanmayı unutmayın.
Nefes alıp verdiğinizin farkında olun.
Yedi saat 25 dakika sonra görüşürüz.
Ne anlatıyor bu?
Nefes verirken nefes mi verecekmişiz?
Galiba öyle. Bilmiyorum.
7. İŞ BİTENE KADAR İŞİNİZ BİTMEZ.
NIKE PAZARLAMA BÖLÜMÜ OYUNCU RAPORU: MICHAEL JORDAN
"MICHAEL'DA BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN AİLESİNE KARŞI SEVGİSİ OLDU,"
AĞUSTOS İTİBARIYLA JORDAN ÖZGÜVEN VE KARİZMASINI ARTIRDI.
Ne oldu?
Eve gidip uyusana. Yapacağın bir şey kalmadı.
Nasıl hissediyorsun?
Yetmiş iki saat önceki gibi. Bence delisin sen.
Ama artık 44 değil, 45'im.
Onun dışında.
Bence iyi durumdayız.
Sonny,
bazen ancak elinden geleni yapabilirsin.
Tamam mı?
Bu işte yalnız değilsin.
Howard'ın anahtarı.
Ben pazarlamacıyım, birkaç numaram var.
Birkaç numaran mı var?
Potalı güzel bir çengel atışım var.
Görmeyi iple çekiyorum.
NIKE A.Ş.
- Merhaba Bayan Jordan. - Teşekkürler.
- Geldiniz. - Epeydir görüşmedik.
Gördüğüme sevindim.
Hâlâ arabada telefon var mı?
Onu geri vermem gerekti.
Hadi ya.
Merhaba Bayan Jordan. Geldiğiniz için teşekkürler.
Selam Mike. Buyurun.
Bu taraftan.
Buraya gelmek istemiyor ama dinleyecek. Bana söz verdi.
Dikkatimiz sizde.
Bunun için teşekkürler.
Bu merdivenlerden çıkıyoruz.
YÖNETİM KURULU
Hoş geldiniz.
- Merhaba. - Evet.
- Merhaba. - Selam.
Büyük gün. Umarım çok büyük bir şeyin başlangıcı olur.
- Howard nerede? - Bilmiyorum.
- Sahi mi? - Bilmiyorum.
Uçuş nasıldı?
- İyi miydi? - İyi.
Havalimanında Arby's yedik.
Öyle mi? Michael, onları kendin uçurmadın mı?
Çok yükseğe sıçradı...
Burada tabelamız ve atıştırmalıklar var.
İşte Howard. Evet.
Bu Howard White.
Bay ve Bayan Jordan.
Bayan Jordan, sizi görmek çok hoş.
Memnun oldum. Bay Jordan, nasılsınız?
Odadaki tek kardeş. Geç kaldın.
- James... - Benim suçum değil.
- Olanları anlatırım. - Bu da oğlum.
Mike, ne haber şampiyon? Seni görmek güzel.
İyi ki geldin.
Bakın, hukuktan iki kişi söyledi,
Portland'ın en iyi burgerleri yakındaymış.
Ama Portland'da yakın demek sandığınızdan daha uzak.
Burayı seviyor musun?
Seviyorum.
Her şeyimiz var.
Dağ var. Hood Dağı diyorlar.
Çok iyi.
Mahalleyle alakası yok.
Çok yağışlı. Şemsiye şart.
Bir gün acayip yağıyordu.
Arabada şemsiye arıyordum.
Takım giymiştim.
Çok şıktım ve deli gibi yağıyordu.
Beyazlar yağmurda koşturuyordu.
- Koşmak mı? - Yağmuru görüyorlar.
Bunların derdi ne?
Eminim daha beteri de vardır.
Haklısın.
Olabilirdi. Onlarla da başa çıkardım.
Gençlerimize göz kulak olmaya çalışıyorum. Doğru kararları versinler diye.
Tabii.
Ama delikanlılar eğlenmeli de.
Haklısın.
Biraz eğleneceğiz.
Oturun. Yorulmuşsunuzdur.
Havalimanından beri ayaktasınız.
- Rahip. - Nasılsın?
DC'den beri değilim.
Hâlâ öyle mi diyorsun?
Ne güzel. Annem vaiz olacağımı söylerdi ama...
Ne iş yapacağımı bilmiyordu ama işte buradayız.
Aynen öyle.
- Hazır mısın? Evet. - Evet.
Peki. Bir bakalım.
Bulls'un renkleri.
Doğru.
Evet.
Evet. Şunu bir çıkaralım.
Nasıl buldunuz?
Adı Air Jordan.
Biliyorum, ayakkabının yere yakın olmasını seviyorsun.
İstediğin şekilde üretiriz.
Ayakkabı senin için tasarlanacak. Ayağının kalıbını alacağız.
Tampon kısmını azaltırız. Böylece...
Yeterli Pete. Peki ne diyorsunuz?
Ayakkabı kırmızı ve siyah.
- Evet. - NBA'in renk kuralı olduğunu sanıyordum.
Evet, var.
Bembeyaz olsun istediler. Onlara saygımız var
ama işimiz olmaz. Michael için
her maç cezayı ödeyeceğiz.
Affedersiniz. Merhaba.
- Selam. - Pardon, geciktim.
Phil, ben de Michael'a tam şeyi açıklıyordum...
Ben de bir saniye için bu şirketin CEO'su olduğumu
ve artık milyar dolar ettiğini açıklıyordum.
Ayrıca çok meşgulüm, neredeyse hayal bile edilemez.
Ama bu çok önemli. Sekreterime, ne olursa olsun
bunu kaçırmayacağımı söyledim.
İşte bu kadar önemli. Devam et Sonny.
Michael'a tasarımdan kaynaklanan cezaları ödeyeceğimizi söylüyordum.
- Maç başına bir ceza. - Harika.
Evet.
- Videomuz var mı? - Evet, var.
Ama Jordanlar Nike'de
geleceği nasıl gördüğümüzle
ve ayakkabı giyen herhangi biri değil
bir kişi olarak
Michael'ı nasıl pazarlayacağımızla
ilgileniyordur.
YILIN ÇAYLAĞI
Nike'de sınır yoktur.
Her şeyi yapabilirsin.
O oraya nasıl girmiş?
Michael bir basketbolcudan çok daha fazlasını temsil edebilir.
Basketbolcudan çok ne var?
Burada bile var.
Rob oyuncularımızı pazarlamak istiyor.
Bu daha önce yapılmadı.
Öncülük ettiğimiz şeylerden biri. Video var mı?
Açalım mı? Güzel, süper.
Videomuzu izleyelim.
Şunları kapatayım.
Evet.
Video zaten her şeyi anlatıyor.
Başlata basacağım ve başlayacak.
- Pardon. Kapat Rob. - Sonny?
- Lütfen. - Sonny, ne halt ediyorsun?
Ayakkabıyı
ve parayı geçin. Yeterince kazanacaksınız.
Para çoğu şeyi alabilir, ölümsüzlük hariç. Onu hak etmeniz gerekir.
Gözlerinin içine bakarak geleceği anlatacağım.
Lise basketbol takımından çıkarıldın.
NBA yolunu kendin açtın. Şampiyonluklar kazanacaksın.
Bu bir Amerikan öyküsü ve Amerikalılar buna bayılacak.
İnsanlar seni göklere çıkaracak.
Var ya, hem de nasıl.
Çünkü büyük ve yeni olanı çok severiz.
Seni var olmayan bir yere çıkaracağız.
Dünyayı değiştireceksin.
Ama şunu unutma.
Seni olabildiğince yücelttiklerinde
seni aşağı indirecekler.
En öngörülebilir gidişat bu.
Seni olmayan bir şeye dönüştüreceğiz
yani o şey olmak için çabalaman gerekecek.
Her gün, tüm gün.
Bu iş böyledir. Bunu tekrar tekrar yapıp dururuz.
Sana gerçeği söyleyeceğim.
Saldırıya ve ihanete uğrayacaksın, ifşa edileceksin, aşağılanacaksın.
Ve bunu atlatacaksın.
O dağa pek çok kişi tırmanabilir.
Onları mahveden iniştir.
Çünkü gerçekten yalnız olduğun an budur.
Peki o zaman ne yapacaksın?
Bunca acıya rağmen mücadele iradesini gösterip yeniden yükselebilir misin?
"Kimsin sen Michael?"
Hayatının belirleyici sorusu bu olacak.
Bence cevabı zaten biliyorsun.
Bu yüzden buradayız.
Biri giyene kadar
her ayakkabı altı üstü ayakkabıdır.
O zaman anlam kazanır.
Kalanlarımız sadece o büyüklüğe dokunma şansı istiyor.
O ayakkabıları giymen şart.
Sadece senin hayatına değil, bizimkine de anlam katması için.
Bu masadaki herkes zamanı dolunca unutulacak.
Sen hariç.
Sen daima hatırlanacaksın.
Çünkü bazı şeyler ebedîdir.
Sen Michael Jordan'sın. Öykün uçmak istememizi sağlayacak.
Biliyorum, Bay Falk bunu sizinle zaten paylaştı
ama ben şahsen vermek istedim
çünkü bu Nike Basketbol Bölümü'nün bir sporcuya yaptığı
en önemli teklif.
Diğerlerinin de benzer teklifler yapmasını bekliyoruz.
Teşekkürler David.
Bununla beraber, Nike uzun zamandır basketbol yıldızını arıyor.
O yıldızın sen olduğuna inanıyoruz.
Teşekkürler Bay Vaccaro, Bay Knight.
Mr. Strasser, Mr. White, teşekkürler.
- Hoşça kalın. - Bayan Jordan.
Teşekkürler.
Bu taraftan geçebilirsiniz.
Çok teşekkürler.
Teşekkürler.
Bay Jordan.
- Teşekkürler Michael. - İstediğin zaman ara.
Herkesin teklifine bakacağız ve kararımızı verdiğimiz zaman
size haber veririz.
Harika konuşma.
Duygusal.
Süper. Sağ ol David.
O da nereden çıktı?
- Bilmem. - Sonny spontane davrandı.
Yürü be Sonny.
Ceza muhabbeti de ne?
Bence bizde. Bekleyip göreceğiz.
Ne konuşmaydı be.
Güzeldi.
"Bu masadaki herkes unutulacak."
Bence ben hatırlanacağım.
Bence etkileyici bir şey yaptım.
Yani...
İyi konuşmaydı.
Onu kaptık.
Selam, ben Sonny.
Evet, yok.
Tamam, gelirim. Jordanlardan haber yok mu?
Tamam. Haber çıkınca... Ev numarası var mı?
Tamam.
Hoşça kal.
Alo?
Sonny.
Howard, nasıl gidiyor?
Baksana, yeni duydum.
Adidas aynı teklifi vermiş.
Yani 250 mi?
Evet, 250 ve bir de araba.
Şaka yapıyorsun.
Hayır dostum. Bugün Michael'ın babası James'i aradım.
O söyledi.
Henüz kabul ettiğini sanmıyorum. Hâlâ vaktimiz olabilir.
Haber vereyim dedim, başka hamlelerin olabilir.
Yok, yani...
Hamle buydu.
Hepsi buydu.
Falk'tan haber almadık. Onunla konuşabilirsin.
Tabii, bunu iple çekiyordur.
Sonny... Üzgünüm dostum.
Howard...
Çok sağ ol dostum. Ben...
Yaptığın her şey için teşekkürler.
Ne demek. Hep yanındayım.
Bana inandığın için minnettarım.
Görüşürüz.
Tamam.
Merhaba Falk.
Bay Vaccaro.
Bayan Jordan.
Haberlerim var.
Söyleyin gitsin.
Aramamı beklemiyor muydunuz?
Genelde Bay Falk haber verir.
Ama hoş bir sürpriz oldu, cidden.
Bay Falk'a kendim hallederim dedim.
Buna büyük saygı duydum. Teşekkürler.
Michael 250.000 dolarlık garanti ücreti kabul edecek.
Ayakkabı Michael ve ailemiz için isimlendirilecek.
Ne?
Evet.
Ciddi misiniz?
O kadar şaşırmayın.
Yok. Harika bir karar.
Pişman olmayacaksınız. Şahsen garanti verebilirim.
Daha bitirmedim.
Evet. Pardon. Affedersiniz. Devam edin.
Anlaşmayı kabul edip hemen uygulamayı istiyoruz
ama küçük bir şartla.
Söyleyin.
Önemsiz bir şey.
Ön protokolde yer almaması
belli ki bir yazım hatasıydı.
Mutlaka öyleydi.
Michael satılan her ayakkabının
gelirinden yüzde alacak.
Pardon?
Tüm Nikelerden değil, sadece üstünde adı olanlardan.
Bayan Jordan, bu iş hiç böyle yürümüyor.
Demek istediğinizi anlıyorum ama...
Sporcular lisans ücreti alıyor.
Bu durumda çığır açıcı bir ücret
ama ayakkabının cirosundan pay almıyorlar.
Çünkü Nike halka açık bir şirket, bunu yapamazlar.
Bu sektörü mahveder.
Bunun birçok ekonomik sebebi var.
Çok karmaşık.
Eminim çok karmaşıktır.
Ama bu şekilde daha net.
Çünkü aile her yıl
gelecek miktarı bilecek.
Endişesi o değil.
- Peki. - Tamam mı?
Endişesi şu, ayakkabının anlamı olması için,
imkânları fazla olmayan gençlerin
alışveriş merkezinde hafta boyunca, iki hafta boyunca çalışıp
kazandıkları parayı harcamaları için
Michael o ayakkabıya anlam katmalı.
Adı o ayakkabının üstünde.
Bunun ona yarayacağını düşünüyoruz
çünkü görünüşü Nike tarafından pazarlanıyor.
Hayır. Görünüşü, adı
Nike için hiçbir anlam taşımıyor,
her akşam, her maçta 40 sayı atmadıkça,
Yılın Çaylağı olarak Hakeem'i geçmedikçe, all-Star ve all-NBA seçilmedikçe.
Bu sıra dışı olur.
NBA bu. En iyilerin de iyileri oynuyor.
Daha iyi olmak zorunda.
Şampiyonluklar kazanacak.
Birden fazla. Finallerde MVP olacak. Oğlumu tanıyorum.
All-Star, All-Star MVP'si olacak. Yılın Savunmacısı olacak.
Hanımefendi, affınıza sığınarak söylüyorum.
Yılın Savunmacısı Sidney Moncrief.
Adrian Dantley en skorer oyuncu oldu.
Hem Magic hem Michael Cooper olamıyorsunuz. Basketbol bu.
Ama başarırsa bunun karşılığını almayı hak eder.
İkimiz de kazanalım.
Tek istediği bu.
Makul bir fikir ama işler böyle yürümüyor.
Sermayeyi yatırıyorlar ve ödülü alıyorlar. Böyle yürüyor.
Belki de bu değişmeli.
Çünkü bence yapacağını düşündüğüm, sizin de düşündüğünüz,
Michael'ın bildiği şeyi yaparsa
NBA oğlumu tanıtıyor olmayacak.
Tam tersi olacak.
O durumda da payı hak ediyor.
Bayan Jordan, dediğinizi anlıyorum.
Hatta aynı fikirdeyim.
Ama hayat böyle işlemiyor.
Oğlunuz gibi insanlara, geçinmek için çalışan insanlara
bir şey sahip olma şansı verilmiyor.
Alabildiğimizi alıyoruz.
Bu da harika bir anlaşma.
Şirketin birine önerdiği en büyük anlaşma.
Açık ara.
Michael haftaya dizinden sakatlanabilir.
Bay Vaccaro, katılıyorum,
iş dünyası adil değil.
Oğluma karşı adil değil.
Sizin gibilere karşı adil değil.
Ama arada bir
öyle olağanüstü biri gelir ki
servetini bölüşmeye gönlü olmayanları bunu yapmaya zorlar.
Hayırseverliklerinden değil,
açgözlülüklerinden.
Çünkü çok özeldirler.
Daha da enderi, o kişinin kendi değerini bildiği için
ona göre muamele görmek istemesidir.
Veya annesinin.
Oğlum için iyi bir anlaşma olduğunu iddia ediyorsunuz.
Siz söyleyin.
Michael'a ve adına inanan ben miyim
yoksa sadece onun kendine inancının
sağlıklı bir yansıması mıyım?
Evime bu yüzden gelmediniz mi?
Evet.
Tamam.
Bir kez daha açıkça ifade edeceğim.
Michael 250.000 dolar alacak.
Bir yıl içinde unutulacak bir Mercedes-Benz alacak.
Air Jordan ayakkabılarının
şimdiki ve gelecekteki satışlarından pay alacak.
Oğlum giyene kadar
her ayakkabı altı üstü ayakkabıdır.
Ne oldu?
Onu alamadık.
Annesiyle işi bağladığını duydum.
Adidas aynısını verdi.
- Daha fazla istiyor. - Para mı?
Üzgünüm Phil.
Ayakkabıdan pay istiyor.
Brüt gelirden. Üstünde adı olan her şeyden.
- Biliyorum, üzgünüm. - Tanrı aşkına.
Çok üzgünüm.
Sikerler. Yapmalıyız.
Yanlış anladıysam düzelt. Ona inandığını sanmıştım.
Elbette inanıyorum.
Sözünü dinlemeyeceksem basketbol gurusunu ne yapayım?
Kurul kabul etmez. Yapılmamış bir şey.
Sıkıntı yaşarsın. Seni görevden almaya kalkabilirler.
Bu adam hakkında haklıysan şirketin yaptığı en iyi iş olur.
Her kuruşuna değer. Kurulu bana bırak.
Büyük bir risk.
Çiğnediğin kurallarla hatırlanırsın.
Anlaşmayı yap.
Sonny.
Bu şirketi böyle büyüttüm.
Anladım Phil.
Bitir şu işi.
10. DOĞRU ŞEYLERİ YAPARSAK PARA NEREDEYSE KENDİLİĞİNDEN GELİR.
Alo?
Bayan Jordan.
Evet.
CEO'muzla konuştum.
Ve?
Nike Şirketi koşullarınızı kabul edecek
ve Michael Jordan'a, üstünde adı olan
ayakkabıların satışından parça başı pay verecek.
Tüm dünyadaki satışlardan.
Evet. Tebrikler.
Teşekkürler.
Michael orada mı? Onunla konuşabilir miyim?
Evet, tam sırası.
Alo?
Selam Michael. Nike'ye hoş geldin.
Alo?
Ortak alanda görüşelim.
Sonny, şimdi...
Önemli Rob.
Millet...
Michael Jordan'a imza attırdık!
Evet!
Ewing dosyası.
Son anda Sonny.
Son anda.
Yani.
Ne yapayım, gerilimi seviyorum.
Satıştan yüzde mi?
Yalan yok.
Altı haneli sözleşmeleri olan avukatların varmış.
Yok, onların sınırları var.
Bunu söylesem mi bilmiyorum
ama Adidas aynı yüzdeyi vermeyecekti.
Kimse vermeyecekti.
Biri seni oyuna getirdiğinde
öğrenmek istersin dedim.
Çok naziksin David.
Ama bence bu anlaşma herkes için iyi olacak.
Öyle mi?
Adidas ne yapıyor?
Başkasına bakıyorlar.
Kime?
Mel Turpin.
İlginç.
Müşterim değil.
Phil nasıl?
- Harika. - Büyük bir adım.
Burayı böyle bugüne getirdik.
Beni beş yıllığına hızlı aramaya al bence.
Yapma lütfen.
Howard başa geçecek. Bir yıla kovulursun.
Kovalayacak tavşan kalmadı.
Tavşanların olayı malum. Yeni tavşanlar yapıyorlar.
Evet, öyle.
Seninle iş yapmak zevkti demek isterdim David.
Ama alakası yok.
Öyle olmamalı zaten.
Arkadaşım yok.
Müşterilerim var, tamam mı?
Bu yüzden harika bir menajerim.
Bir gün işimi satacağım ve çok zengin olacağım.
Yalnız yemek yiyeceğim
ama zengin olacağım. Arkadaşı o zaman düşünürüm.
Bir nesilde bir gelecek yeni bir yetenek bulunca ara.
Ewing'le anlaşmayı düşünüyorum. Ne dersin?
Pat mi? 13 yaşındayken Jamaika'dan göçüp Cambridge, Massachusetts'teki
Auburn Caddesi'nde küçük bir eve taşındı.
Hiç basketbol oynamadı.
Çocuk futbol oynuyordu.
Mike Jarvis onu Cambridge Rindge and Latin'de fark etti.
Takıma kattı. Takım üç eyalet şampiyonluğu kazandı.
Bence tam Nike giyecek oyuncu türü.
Az önce yaptığımız anlaşmadan sonra kimle istersen anlaşabilirsin.
Rica ederim.
Senin teşekkür etmen lazım.
Ne için?
Ayakkabının adı için.
Air Jordan mı?
Evet.
Onu Pete buldu. Hoşça kal.
Hayır, ben buldum.
Ben... Sonny?
"Air Jordan" dedim mi demedim mi?
Anlaşma tamam.
Tebrikler.
İyi misin?
Nefesime odaklanıyorum.
Niye?
Kendim için bağışlanma meditasyonu.
Kendini ne için bağışlıyorsun?
Çok tehlikeli bir emsal teşkil etmiş olabiliriz.
Artık tüm sporcular yüzde isteyecek.
Bir bakmışsın hisse istiyorlar ve...
Sikerler.
Çok fazla inek var.
İşi mahvettik. En azından bu arada eğlendik.
Bir süreliğine eski Nike günlerine döndük.
Evet. Kelimeyi ilk gördüğümde "Nicky" diye
okunduğunu sanmıştım.
Şirketin adını Dimension Six koyma konusunda güçlü bir sezgim vardı.
Sence o isimle başarılı olabilir miydik?
Hayır.
Zafer tanrıçasının adını verdin.
Rekabetçi sporcular için daha cazip.
Danışmanlar dört harfli kelimeler seviliyor dediği için seçtik.
Dört harfli kelimeleri severim.
Logo nereden çıktı?
Sözde bir ses.
Neyin sesi?
Bilmiyorum.
1971'de Carolyn Davidson'a 35 dolara tasarlattım.
O zamanlar sevmemişsin.
Yok ya. Zamanla severim dedim.
Belki seversin.
Phil.
Başka kimse beni işe almazdı.
Gerçek bu.
Müteşekkirim.
Çok zeki bir adamsın Sonny.
Cesursun.
Buradaki işin bu.
Sağ ol Phil.
Bence iyi olacak.
Bir ayakkabıdan en çok ne kazandık, üç milyon mu?
Tek kişi. Ne kadar olabilir ki?
AIR JORDAN AYAKKABILAR İLK YILINDA 162 MİLYON DOLARLIK SATIŞ YAPTI.
Nasıl gidiyor?
Güzel, sen nasılsın?
Gayet iyiyim.
Şunu da alayım.
Onu almadığımıza inanamıyorum.
- İyi olduğunu biliyor muydun? - Evet.
Hepimiz biliyorduk.
Stu kovulmalıydı.
- İyi günler dostum. - Sana da.
Herkes biliyordu.
Hayır.
Hayır, korkunç.
İmkânsız.
Berbat ya.
Rezalet.
Hayır.
AIR JORDAN, NIKE'NİN YILLIK SATIŞLARININ 4 MİLYAR DOLARINI TEMSİL EDİYOR.
İmkânsız.
MICHAEL ARABASINA KAVUŞTU.
ROB STRASSER, NIKE BASKETBOL BÖLÜMÜ'NDE SPOR PAZARLAMASINDA DEVRİM YAPAN KİŞİ
OLARAK TANINIYOR.
HOWARD, NIKE'NİN AIR JORDAN BÖLÜMÜNÜN KURUCULARINDAN
VE BUGÜN DE BÖLÜMÜN BAŞKAN YARDIMCISI.
MICHAEL'IN NIKE İLE YAPTIĞI KÂR PAYLAŞIMI SAYESİNDE
YILDA 400 MİLYON DOLAR PASİF GELİR KAZANDIĞI BELİRTİLİYOR.
NIKE 2003'DA CONVERSE'Ü SATIN ALDI.
PHIL HAYIR İŞLERİNE 2 MİLYAR DOLARI AŞKIN BAĞIŞ YAPTI.
PETER MOORE 78 YAŞINDA, BU FİLMİN DUYURULMASINDAN BİR AY ÖNCE ÖLDÜ.
AIR JORDAN ONE'I TASARLADIKTAN SONRA
MOORE YENİ BİR FİKİR BULDU.
LOGOYU JORDAN'IN HAVADA SÜZÜLDÜĞÜ
BİR FOTONUN SİLÜETİYLE DEĞİŞTİRMEK...
BU HER AIR JORDAN ÜRÜNÜNDE YER ALIYOR.
DAVID FALK ŞİRKETİNİ 100 MİLYON DOLARA SATTI.
O AKŞAM YALNIZ YEMEK YERKEN GÖRÜLDÜ.
MICHAEL, GEORGE RAVELING'İN TAVSİYESİ VE DESTEĞİ OLMASA
NİKE ANLAŞMASININ DA OLMAYACAĞINI SÖYLEDİ.
RAVELING, DR. KING'İN KONUŞMASININ
KOPYASI İÇİN TEKLİF EDİLEN 3 MİLYON DOLARI REDDETTİ.
SONNY, 2014'TEKİ
O'BANNON - NCAA DAVASININ KİLİT İSMİ OLDU.
ÖĞRENCİ SPORCULARIN İSİMLERİNİN VE GÖRÜNTÜLERİNİN
TİCARİ KULLANIMINDAN PAY ALMALARI TALEP EDİLMİŞTİ.
NEW YORK TIMES BİR ZAFERİN SONNY'Yİ SPOR TARİHİNİN
EN BÜYÜK REFORMCULARI ARASINA SOKACAĞINI SÖYLEDİ.
2014'TE MAHKEME OYUNCULARI HAKLI BULDU.
DELORIS JORDAN CHICAGO'DA YAŞIYOR, İMKÂNLARI OLMAYAN ÇOCUKLAR İÇİN
JAMES JORDAN VAKFI'YLA DA BİRLİKTE ÇEŞİTLİ HAYIR İŞLERİ YÜRÜTÜYOR.
JORDAN ANLAŞMASININ EMSAL OLUŞTURMASIYLA
MİLYARLARCA DOLAR SPORCULARA VE AİLELERİNE GİTTİ.
MICHAEL JORDAN
GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK BASKETBOLCU OLDU.
BİRÇOK KİŞİ TARAFINDAN
TARİHİN EN BÜYÜK REKABETÇİ SPORCUSU OLARAK KABUL EDİLİR.
Annem olmasa...
Çok sağlamdır. İnanılmaz biridir. İki işi beraber götürüyor.
DELORIS JORDAN MICHAEL'IN ANNESİ
İnanılmaz bir kadın.
Sürekli hayatın iyi yanlarına odaklanmamı sağlıyor.
İnsanlar seni nasıl görüyor, nasıl saygı duyuyor...
Çocuklar için iyi olan şeyler, hepsi ailem sayesinde.
Annem sayesinde. Bu sahnede...
Kırk altı yaşındayım, bugün bile bana annelik yapıyor.
Onun en iyi yanlarından biri de bu. Onu ölümüne seviyorum. Ölümüne.
MIKE GİBİ OL
Alt yazı çevirmeni: Uğur Çoturoğlu
Proje Kontrol Sorumlusu Volkan Keleş
Lütfen www.osdb.link/cvnfw adresinden bu altyazıyı değerlendirin. Diğer kullanıcılarımızın en iyi altyazıyı seçmelerine yardımcı olun.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.