Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Özür dilerim. Çantamı bulamıyorum. Bir sürü valiz almışım.
-Benimkini önce alabilir misiniz? -Önünüzde birisi var, efendim.
Genelde bozuklukları küçük çantama koyarım ama...
İşte bu gerçekten ilginç. Onunkiler ne kadar?
-5.26. -Benimkine ekler misiniz, Iütfen?
Bekleyin. Bunda değilse mutlaka bir diğerinde olmalı.
-Toplam 9.65. -Çok teşekkür ederim.
Ne kadar naziksiniz. Buna gerek yoktu.
Sizin için yapmadım. Bir dahakine çantanıza sahip çıkın.
Pislik.
VALİ
-Size nasıl yardım edebilirim? -Pisliğin biri...
başsavcılık ofisinden pis bir herif bana "hapis" sözcüğünden bahsetti.
-Biri "Hambulans" çağırsın! -Ne? Ne dedin sen?
Altmış yaşın altındaki siyasetçilerin baş düşmanı nedir biliyor musunuz?
Hayır.
Kendine acımak. Şimdi Sayın Vali, Seve seve bulaştığınız bu karmaşadan
sizi kurtarmak adına ne gerekiyorsa yapacağım.
-Ama önce bir şey yapmalısınız. -Nedir o?
-Ağlamayı bırak. -Deniyorum.
Hayır, hemen şimdi dedim. Başımı ağrıtıyorsunuz.
Affedersiniz efendim, içecek bir şey ister misiniz?
-Malt viskiniz var mı? -Tabii ki var.
Ne iş yapıyorsun?
Anlatmak ister misin?
Bilirsin, yabancılığını üstünden atmanı sağlar.
Hayır.
İnternetle ilgili bir şey olmalı.
Ya da finans.
Belki genetik mühendisliktir.
-İmaj danışmanıyım, tamam mı? -Tamam.
Milletin sorunlarını gideriyorsun.
Bilirsin, ihtiyaçları olduğunda dış görünüşlerini değiştirmek gibi.
Doğru.
Bak, yerel bir kanalda haber sunmak için Los Angeles'a uçuyorum
ve yanında oturuyor olmamın bir rastlantı olduğunu sanmıyorum.
Anlıyorum. Yani tanışmamızın kozmik amacı
size bedava tavsiyede bulunmak.
-Benim çıkarım ne olacak? -Henüz bilmiyorum ama borcum borç.
-Bunu yaparsam, susacak mısın? -Bir ölü gibi olacağım.
Saçların çok kabarık, kaşların karanlık, tırnakların uzun
ve fondötenin portakal gibi.
Parfümün fazla şekerli. Haber merkezi tatlım, balo değil.
-Gözlerini beğendim -Teşekkür ederim.
Koyu mavi. Renkli lensler dene, sadece haber sunarken ya da Los Angeles'tayken.
-İş gezisindeyken çıkart. -Aksanım ne olacak?
"Hepinis" demeyi bırakmam için uyarı alıyorum.
Asla bırakma. "Hepinis" senin markan.
Altı ay de, namın duyulsun.
On iki ay gülümseyerek de, şöhrete kavuş.
Peki, teşekkürler.
Rica ederim.
Şimdi, Iütfen sessiz olur musun?
Pekâlâ, onu bana ver. Merhaba, efendim. Nasılsınız?
İyiyim, teşekkürler.
Yalnız değilim demek.
Bu şişme manken şişirebilir mi?
Basın öğrenirse tek haberde...
bitersiniz.
Dinleyin, bu büyük bir skandal olabilir.
Hey! Şeyi gördün mü...
Şeyi...
Evet.
Stadyuma 12 tatlı pasta gönderildi.
Bob Riley seni saat üçte ofisinde bekliyor.
Amy seninle orada buluşacak. Ve neden sarı kravat takıyorsun?
Sarı kravat taktığımı nasıl biliyorsun?
Beni görmedin bile.
Sesindeki stresten bunu anlayabiliyorum.
Ne zaman stresli olsan, sarı kravat takarsın,
bu senin daha güçlü hissetmeni sağlıyor, bana kızacaksın ama
hiç havamda değilim. Kızma.
-Güzel kravat. -Stresli değilim.
Hiçbir sorunum yok.
Dün gece yeteri kadar uyuyamadım. Bugün ne var?
Kulaklığını çıkart. Karşında bir insan var.
Birer ikişer yaptım. Üçlüler, dörtlüler burada.
Beş e-posta işaretledim. Masanda imzanı bekleyen sekiz dosya var.
Ve ofisinde on numara birisi var.
Onu neden ofisime soktun Janet?
Beni tehdit etti.
O senin baban, Russ.
Altmış saniye sonra bana bir yere geciktiğimi söyle.
-Senden nefret ediyorum. -Adilce dövüş.
-Bu güzel fotoğraf, sen ve Al De Niro. -Robert De Niro.
Sen ve Robert De Niro'nun güzel bir fotoğrafı.
Evet öyle, ama o gördüğün Al Pacino.
Peki, senin için ne yapabilirim?
Bu sabah gönderdiğim çeki almadın mı?
Evet, aldım.
Ama senden çek istememiştim.
Senden gelip birkaç şeyi taşımama yardım etmemi istemiştim.
Vakit nakittir baba
ve zamanım birkaç şeyi taşımaktan önemli.
Bunu gönderdiğim çekle yap.
Bak, kız kardeşin ve ailesi yarın akşam yemeğe gelecek.
Kuzenini ve yeğenini uzun zamandır görmüyorsun.
Çatı katındaki bazı şeyler ilgini çekebilir.
Ne gibi baba?
-Biraz daha çocukluk anısı mı? -Bunu asla bilemezsin.
O evde yaşadığım 20 yıl boyunca senden
bir şey istedim mi baba?
Herhangi bir şey?
Büyük toplantıya geç kaldın.
Düzinelerce öfkeli ve önemli insan senin gelmeni bekliyor.
Gideceğin yerde bir kıyamet var.
Hemen gitmelisin.
Taşınma işinde iyi şanslar baba. Durumu bana bildirirsin.
Fred'i ara, borsanın nasıl kapandığını öğren. NASD hisselerine bak.
Bu mükemmel. Harika görünüyorsun. Tamamıyla muhteşem.
Bana bakma. Oraya bak.
Yeni bir müşteri mi buldun?
Bahse girdik. Onu çekici gösterirsem, sosisli ısmarlayacak.
Açlıktan öleceksin.
Sanmıyorum.
-Teşekkür ederim. -Benim için zevkti.
-Sakın şu hödükle paylaşma. -Asla!
Kolesterolüne dikkat et, sosisçi. Onu bana ver.
-Hey, onun için çok çalıştım! -Amy, bu sosisliler seni öldürecek.
Ayrıca, krema soslu ıstakoz yiyeceğiz.
Krema soslu ıstakoz istemiyorum. Hardallı sosisli istiyorum.
Lütfen tırnaklarını yeme, Amy.
Tırnak. Sadece birini yedim. Bu seni neden ilgilendiriyor?
Çünkü benim için çalışıyorsun.
Tırnaklarını yerken, güçsüz imajı veriyorsun.
Gerçekten mi? Tek tırnağımı yediğim hâlde güçsüz imajı veriyor.
-Buna ne dersin? -Güzel.
-Selam, Mike. İçeride mi? -Seni bekliyor.
Dur biraz.
Merhaba.
Merhaba.
Seni birkaç gündür görmüyorum. Nasılsın?
-İyiyim. Şimdi içeri girebilir miyiz? -Hayır. Nasıl olduğumu sormadın.
Çok geç kaldık.
-Bunu yapacak... -Devam et. Biraz zorla.
Selam Amy.
Nasılsın?
İyiyim.
Geç kalıyoruz.
Hey, süvarimiz geldi!
Kurtarıcımız Russ Duritz! Bana moral vermek için gelmiş.
Josh, onunla ilgilen.
-İyi şanslar. -Evet.
Merhaba. Ben Josh, Bay Riley'in asistanıyım.
-Bir ihtiyacınız varsa... -Var.
Dışarı çıkıp yaşları 8-12 arasında bir düzine çocuk bulmanı istiyorum.
Sekiz erkek, dört kız. Beş beyaz, dört Latin, dört siyah.
-30 dakika içerisinde burada olsunlar. -Tamam.
Hi8'ini kullanmam lazım.
Neden herkes durmadan beni eleştiriyor?
Ve benim gördüğüm kadarıyla küçük bir yanlış anlaşılma olmuş.
Tamam Bob, bakalım insanların bunu
niye yanlış anladıklarını anlatabilecek miyim.
Sıradan bir taraftar olarak
bu sezon satılacak her biletin %5'ini
şehir çocukları için kurulacak
beyzbol kampına bağışlayacağını söyledin.
Ayrıca var olmayan bu kampa katılan çocukların
fotoğraflarını ne olacağını düşünmeden basına dağıtan da sendin.
Şimdilik. Bu kampı yakın bir zamanda kurmayı düşünüyordum.
Çok meşgul bir adamım.
Hayır Bob, meşgul değilsin.
Ne olduğunu görüyor musun "aptal" adam?
Çok Aptal bir adamsın, Bay Hayırsever'i oynadın,
sana bir beyzbol parkı kurmaları için
kent konseyini şaşırtmak istedin.
Ama ne oldu? Güle güle, oyun parkı.
Merhaba hapishane.
Peki büyük planın nedir?
Çikolata kremalı pastaya ne dersin?
Neden? Çocuklara kremalı pasta yedirip beni mi kurtaracaksın?
Çocuklar sana pasta yedirecekler ve seni kurtaracaklar.
Bob, kirlenmeye hazırlan.
Bunu hak ettim!
Yüzüne daha fazla atın!
Bob, basın bu numarayı yutacak.
Amy, ne düşünüyorsun?
-Amy? Amy? -Ne düşündüğü mü bilmek mi istiyorsun?
Bence bunda çok ürpertici bir şey var.
Amy, Amy, sana yemin ederim.
Bu kasetin yetenekli ellerde düzenlenmesini sağlayacağım, tamam mı?
-Bundan eminim. -Hayır, söz veriyorum.
-Bugün yanlış bir şey yapmadık. -Hayır.
Müşterimiz Bob Riley için doğru olanı yaptık.
Onu severim.
Russ, bugün hiç utanmadan bir sahtekârın nakit açığını
çözmek için masum çocukları kullandık.
Bu sarı kuyruğu bitirecek misin?
Russ, bu konuda endişelenmelisin. 40 olacaksın...
Bunu hatırlattığın için çok sağ ol. Olgunlaşmalısın...
İkimiz de değiliz.
Büyüdüğümüzde neler yapacağız
türünden konuşmalar yapacak yaşta değiliz.
Büyüdük.
-Öyle mi? -Evet.
-Bitirdin mi? -Evet, bitirdim.
Güzel.
Toshiya, eğer sana günde dört kez...
pislik deseler, bunu doğru yapar mı?
-Ne, sadece dört mü? Geç mi kalktın? -Affedersin.
Toshiya'ya sordum.
Dört kez söylenirse bir kalıptır. Beşincide gerçek olur.
Çok teşekkür ederim. Gördün mü? Hâlâ bir umut var.
Pislik.
Teşekkürler.
Hey Pedro, bunun çöpte kalmasını sağla.
Evet!
Bu harikaydı! Böyle harika bir şey yaptığına inanamıyorum!
Ben de.
Gerçekten çok stresli olmalıyım.
Muhtemelen hâlâ buradadır.
O aptal kaset için bu pis kokulu şeyin
içine girmeyeceğini söyle.
Haklısın. Oraya giremem.
İki bin dolarlık elbise giyiyorum. Seni sokalım.
Hadi. Kendini avut.
İçgüdülerine saygı duy. Ay'a bak.
-Bak ona. -Ne? Neye bakayım?
Bak.
Ne kadar sevimli değil mi? O büyük, o güzel...
Dünya'nın etrafında dönüyor. Bu da evrenin
senin etrafında dönmediğinin kanıtı.
Bana soracak olursan, bakmaya değer.
Bakıyor musun?
-Baktım. -Tekrar bak!
Tamam! Amy...
Eğlenmeyi bırak olur mu? Baktım.
Gidebilir miyiz?
-Hadi, suratsız. -Hey, şunu keser misin?
Tamam.
Bir şey gösteeceğim. Tatlı olduğunu düşünürsen söyle.
Oh! Ay'a bak! O ne kadar büyük ve dönüyor.
Ona baktıkça çok heyecanlanıyorum!
Kimse benim 30 olduğumu bilmiyor.
Ne düşünüyorsun?
Tatlı mı aptalca mı?
Biliyor musun Russ, tam en kötüsünü gördüğümü sandığımda,
şu an olduğundan pislik olamayacağını düşündüğümde...
beni yanıltıyorsun.
Ve sonra...
Tam gitmek üzereyken bir şey yapıyorsun.
Bu geceki gibi, kaseti çöpe attığında
içinde gülümseyen küçük bir çocuk gördüm.
Beş dakika daha yanında kalmaya karar verince olanları
sen de gördün.
Hoşça kal.
Janet, sabah ilk iş,
güvenlik firmasını ara, tamam mı?
Hiç kimse bu kapıdan içeri girmemeliydi.
Asla! Aslında, onları
hemen ara ve de ki...
-Saat sabahın üçü. -Umurumda değil.
Yirmi dört saat güvenlik sağlamaları gerekiyor, tamam mi?
Duyarlılık en yüksek seviyede olmalı.
Elektrik sistemi istiyorum. Kızarmış et istiyorum.
-Not al. -Kızarmış et, tamam.
Not al!
Komşu çocuklarından biridir Niye bu kadar büyüttüğünü anlamıyorum.
-Büyütmüyorum, kızgınım. -Tamam, kızgınsın.
Belki yeni bir güvenlik firması ayarlamalıyız.
Rottweiler'lar istiyorum. Büyük, korkunç Rottweiler'lar.
Onları eğiten adamın bile buraya gelirken tırsmasını istiyorum.
-Bir lav gibi olmalılar. -"Lav gibi."
Troll de ister misin? Kötü olanından?
Hayır. Troll istemiyorum.
-Alo? Russ. Ben baban. -Bekle biraz, Janet.
Tatlım çok üzgünüm.
Daha önce de sordum biliyorum ama akşam yemeğine bekliyorum.
Joanne ve çocuklar seni görmekten memnun olurdu.
Eğer fikrini...
-Janet, ben yatmaya gidiyorum. -İyi fikir. Ben de.
Önümüzdeki üç saat boyunca seninle
ya da gezegendeki başka biriyle konuşmak istemiyorum.
-Tahmin et. Ben de. -Hoşça kal.
"Rusty."
Baba, gerçekten tuhaf olmaya başladın.
Hey!
Hey, dur! Dur! Geri dön!
Buraya gel! Hey!
Yakaladım!
Hey! Hey!
Hey! Hey!
Çekil şuradan!
Dikkat et, budala!
Kımılda, seni kazma!
Hey!
Hey!
Hey!
Hey!
Hey!
İyi geceler.
Az önce buraya bir çocuk girdi.
Gördünüz mü?
Sizden gören oldu mu?
Çünkü o çocuk buradaydı...
Sonra görüşürüz.
Hey! Memur Bey!
Psikoterapi Topluluğu
Günaydın doktor.
Hemen konuya gireceğim. Bir toplantım var.
Hakkınız 50 dakika.
Teşekkür ederim ama sadece beş dakikam var
ya da reçete yazmanız ne kadar sürüyorsa.
Anlıyorum.
Bunun hakkında konuşmalıyız. Oturun lütfen.
Hayır, teşekkür ederim. Oturmak istemiyorum.
Her şey oturmakla başlıyor. Oturuyorsunuz,
12 yıl sonra hâlâ annenizi duşta çıplak gördüğünüz
günü konuşuyorsunuz.
Annenizi duşta çıplak mı gördünüz?
Hayır! Demek istediğim ayakta kalmaktan mutluyum tamam mı?
Bakın, ben terapi istemiyorum.
-Terapiye ihtiyacım yok. -Neden böyle hissediyorsunuz?
Çünkü etrafta dolaşan diğer kaçıklardan değilim, tamam mı?
Sigara sorunum yok. İçki sorunum yok.
Kadın iç çamaşırıyla dolu bir dolabım da yok.
Oturun, Bay Duritz ve bana problemin ne olduğunu söyleyin.
-Hayır, yapamayacaksın! -Bay Duritz, Sizi kandırmıyorum.
Sorununuzu anlamaya çalışıyorum.
Sorun. Sorun, tekil. Bir tane.
Tamam, nedir?
Birkaç haftadır
uçakta bir adam görüyorum.
Anlıyorum.
O tarz bir şey değil. Uçakta bir adamın hayali bu.
Bu hayaller ya da adına ne derseniz gittikçe
kötüleşmeye başladı.
Her neyse, şimdi de bir çocuk görüyorum.
Ve bu çocuğunda mı hayal olduğunu düşünüyorsun?
Evet.
Peki tanıdığınız birisi mi, çocukluğunuzdan olabilir mi?
Hayır, çocukluğumdan değil. Çocukluğumu unuttum.
Çocukluğum geçmişte, yani ait olduğu yerde.
Ama geçmişte kalmak istemiyor, değil mi?
Bay Duritz, gözünüzün seğirdiğini fark ettim.
-Tikim yok. -Tik olduğunu söylemedim.
Bu tik değil. Gözlerim kuruyor. Neden gözlerimin kuruluğunu konuşuyoruz?
-Neden bu kadar telaşlısınız? -Çünkü halüsinasyonlar görüyorum!
Ve sizden bana çok güçlü bir ilaç yazıp onları yok etmenizi
ve beni buradan çıkartıp işime döndürmenizi istiyorum.
Lütfen hanımefendi.
Bay Duritz, çok güçlü bir ilaç alacaksınız
ve eve gidip
-tüm gün dinleneceksiniz. -Tamam.
Burada sadece dört hap var.
Yarın saat dörde kadar sizi sakinleştirecek.
Yarın saat dörtte sizi ofisimde görmek istiyorum.
Bunun için bana söz vermelisiniz.
Tabii.
Bu hayalleri görmenizin bir nedeni olmalı.
-Evet, hanımefendi. -Ve Bay Duritz...
bu nedeni bulmanız gerekiyor.
Teşekkürler.
Eğer yanlış anlamadıysam, bahsi geçen kadın
sizin fizik kondisyon uzmanınız.
-Şey... -Bunu sen de izliyor musun?
-Maalesef, evet. -Senin kadar güzel değil hayatım.
Bu güzel.
Neden ona söylediğim şeyleri söylemiyor?
O bir aktör. Rol yapıyordur.
Bana numarasını ver.
Telefonunu sete sokmamışlardır.
O zaman bana herhangi bir numara ver, tamam mı Janet?
Sahil güvenlik, polis.
Her şeyi mahvetmeden önce bir numara ver.
Atlanta'daki elektrikleri kestirebilirim.
Tamam, söyle.
Tamam, yazdım. Hoşça kal.
-Sen! -Hemen kızma. Temizleyeceğim.
Kımıldama!
Bak, bak, bunun artık bitmesi lazım tamam mı? Bu yanlış!
İnsanların evine bu şekilde habersiz giremezsin!
Yasalara aykırı!
Şimdi polisi arıyorum, tamam mı?
Onlara...
Seni tanıyor muyum?
Bilmiyorum.
Neden sürekli buraya geliyorsun?
Uçağımı almak için gelmiştim.
-Ve patlamış mısırı gördüm. -Uçağını mı?
Annem onu bana Noel'de vermişti. Sen nasıl aldın?
O benim uçağım, tamam mı?
Babam onu şuraya bıraktı.
Uzun zamandır tavan arasındaydı. Onu bana 30 yıl önce...
...vermişti.
Peki neden üzerinde ismim yazılı?
Bak. Tam burada. "Rusty."
Russell Morley Duritz.
O aptal isimden nefret ediyorum!
Adımı nereden biliyorsun?
Annenin adı Gloria. Babanın adı ise Sam.
Bunları nasıl biliyorsun?
-Kız kardeşinin adı Joanne. -Ama ona Josie
-derler -derler.
Merhaba.
Merhaba.
Benim düşüğüm şeyi mi düşünüyorsun?
Bilmiyorum.
Buraya nasıl geldim?
Bilmiyorum.
Vay canına!
Kaç yaşındasın?
Birkaç gün içinde 40 olacağım.
Bayağı yaşlısın.
Ben birkaç gün içinde sekiz olacağım.
Sekiz.
Sekiz yaşındasın.
Sekiz yaşındayım.
Korkutucu.
Hayır.
Bu çok komik.
Tamam. Şimdi mutfağa gideceğim. Bir sandviç yapacağım.
Güvenli sandviçler.
Güvenli sandviçler, gördün mü?
Joanne'e "Josie" diye çağırdığımızı bilmesi gerçekten tuhaf.
Ama sadece ben o gizli ismi biliyorum...
...Cathy teyzem hastalık geçirdiğinde ona bu ismi ben takmıştım.
Spazzy Teyze!
Güvenli. Güvenli sandviç.
Güvenli sandviç.
Güvenli sandviç...
Çık dışarı!
Tamam, halüsinasyon. Çık dışarı!
Bir kâbus mu görüyorum?
Hayır. Bu bir kâbus değil, anlıyor musun?
Sen zaten yoksun.
Kâbus gören ve sinirleri bozuk olan benim.
Bu ilk kez oluyor, bu yüzden ne yapacağımı bilmiyorum.
Ama şundan eminim, bir rüya görüyorum, anlıyor musun?
Rüya! Rüya!
Rüya gördüğünü sanmıyorum
çünkü konuşuyorsun ve gözün seğiriyor.
Hey! Çıldırmak için zamanım yok, tamam mı?
Benim çıldırmamı istiyorsan, Janet'a telefon açıp
benden randevu almalısın, tıpkı diğer müşteriler gibi!
Güzel. Tamam.
Dış dünyayla temas kuracağım.
Merhaba, Janet. Ben Russ. Hayır, hayır, iyiyim.
Hiçbir şey. İyiyim. Çağrılarıma bakmak için yukarı çıktım.
Komik bir şey duymak ister misin?
Aşağıdaydım şimdi de yukarıdayım.
Bunu düşürdün.
-Russ alo! -Güvenli sandviç.
Güvenli sandviç. Güvenli!
Güvenli sandviç.
Sen sadece bir halüsinasyonsun!
Bu yüzden kaybolacaksın.
Kaybolmaya hazırlan!
Kaybolsan iyi olur.
Yerde oturuyorum.
Çok güçlü bir hap aldım.
Sadece etki göstermesini bekliyorum.
Kaybolmaya hazırlan!
Kayboldun mu?
Bu ilaç sanırım işe yarıyor.
Hâlâ buradayım.
Azılı düşmanlarından birisini bir çöp kutusuna atamam.
Benim de bir limitim var.
Ofiste sana imzalattığım
o yasal belgeleri hatırlıyor musun?
-Evet. -Ve sana bu şirkette...
olan biten ile ilgili herhangi birisine herhangi bir şeyi söylediğinde,
seni dava etmekle kalma finansal açıdan da çökertirim, biliyorsun.
Sanırım.
Tamam o zaman.
Onu görüyor musun?
Evet, görüyorum.
Orada duran küçük çocuğu değil mi?
Evet.
Kesinlikle görüyorum.
Tamam.
Bu küçük çocuk benim sekiz yaşında ki hâlim.
Senden onu yok etmeni istiyorum.
-O sen misin? Sekiz yaşında! -Evet.
Ve benden onu yok etmemi mi istiyorsun?
Lütfen.
-Bu sabahki terapi seansın nasıldı? -Yap şunu, Janet!
Bir çocuğu nasıl yok edebilirim ki?
Sen bir asistansın. Çaresine bak, tamam mı?
Bana bağırma! Bu harika. Bu çok yardımcı oldu.
Sanırım daha sağlıklı düşünüyorum.
Sihirli yardımcı güçlerimin geri geldiğini hissediyorum.
-Merhaba. -İşe yaramadı.
Sihirli sütyenimi, külotumu giymeliydim.
Arabaya bin.
-Beni hayal kırıklığına uğrattın, Janet. -Sanırım kovuldum.
-Hayır. Primlerini unut. -Dişim ne olacak?
Patronum aklını kaybetmiş gibi görünüyor.
Benimle kalmak istemediğine emin misin?
Beni merak etme.
Biri "hambulans" çağırsın!
Neden ağladığını öğrenebilir miyim?
Eve gitmek istiyorum.
Seni eve götürmeye çalışıyorum, tamam mı?
Başım belada mı?
Eğer sümüklerini koltuğa sürersen göreceksin. Yapma şunu.
Nerede yaşadığını hatırlamaya çalış, tamam?
-Bunu biliyor olman gerek. -Şey, bilmiyorum. 12 kez taşınmıştık.
Bir düzine kadar mı taşındık?
-Evet, bir düzine 12 eder. 12 kez. -Nasıl oluyor ya?
Nasıl mı? Büyük bir kamyon geliyor,
eşyaları yükleyip başka bir eve götürüyor.
On iki kez.
Bak! İşte orası! Şimdi hatırladın mı?
Hayır.
Bak, geçen yıl çatıdan düştüğümüz yer şurası.
O da içine düştüğümüz çalı.
Ve şuradan da çok büyük bir sıçan eve girmişti.
-Hatırladın mı? -Hayatımdaki en büyük olaylardandı.
Büyük bir sıçan evimize girmişti.
-Bunu nasıl unutabilirim? -O sıçanı hatırlamıyor musun?
Bu kadar büyük bir sıçandı!
Ve gerçekten çok uzun dişleri vardı.
Ayakkabımızın tekini kemirip kaçmıştı.
-Bunu hatırlaman gerek. -O sıçanı hatırlamıyorum, tamam mı?
Burada yaşadığım bile hayal meyal.
Ama sen hatırlıyorsun, önemli olan bu. Çık dışarı.
Dur.
Bu ev. Biraz farklı.
Hoşça kal, tatlım.
Bunlar da kim?
Ben ne yapacağım?
Şimdi ne oldu?
Hey, musluklarını kapatır mısın?
Hangi katil 8 yaşında çok çocuk öldürür?
Kendine acımak.
Ve sen kendine yeterince acıdın zaten.
Hiç olmazsa bunu yapmıyorum!
Güzel.
Chester! Buraya gel oğlum! Hadi Chester!
Chester!
Buraya gel oğlum! Hadi Chester!
Chester!
Hadi, Chester! Chester!
Buraya gel oğlum! Hadi Chester!
-Chester! -Evlat, bağırmayı keser misin?
-Chester! -Hey! Şimdi!
Chester nerede?
Chester da kim?
Köpeğim. Büyüyünce kendime alacağım köpek.
Dünyanın en iyi köpeği.
Kamyonetimin arkasına binen,
frizbi oynayan, ve nereye gidersem benimle gelen köpeğim.
-Chester! -Kötü haber, evlat.
-Burada köpek yok. -Ne demek istiyorsun?
Diyorum ki köpek yok. Burada köpek yok.
-Benim köpeğim yok. -Köpek yok mu?
-Büyüyünce köpeğim olmayacak mı? -Bu doğru.
-Neden bir köpeğim yok? -Çünkü köpek istemiyorum, tamam mı?
Bir köpeğe bakamam.
İş yüzünden hep dolaşıyorum.
İş için dolaşıyor musun?
Büyüyünce pilot olacağım, değil mi?
Biliyordum! Büyüyünce pilot olacağımı biliyordum.
Hayır.
-Hayır mı? Pilot olmayacak mıyım? -Korkarım, hayır.
-Peki ne olacağım? -İmaj danışmanı olacaksın.
O da ne öyle?
-Bir danışman ne yapar peki? -Ona danışırlar.
Peki ben ne yapıyorum?
Hiçbir şey. Başka insanlara ne yapacaklarını söylüyorsun.
İşin eğlencesi de bu. Sen patronsun.
Bunun gibi. Kes konuşmayı!
Burada bir kadın olması gerekmiyor mu?
Burada yaşayan bir kadın mı? Hayır. Tek başıma yaşıyorum.
Kırk yaşındayım dediğini sanıyordum.
Neredeyse kırk yaşındayım dedim. Ne olmuş?
Yani, 40 yaşındayım, evlenmedim, pilot değilim, köpeğim yok.
Kaybeden olmak için büyümüşüm.
John Jacob Jingleheimer Schmidt
Benim adım da bu
Ne zaman dışarı çıksak insanlar şöyle der
İşte John Jacob Jingleheimer Schmidt geliyor
John Jacob Jingleheimer Schmidt
Benim adım da bu
Ne zaman dışarı çıksak insanlar şöyle der
İşte John Jacob Jingleheimer Schmidt geliyor
Şuna bak! Dostum!
Vay canına! Şuna bak!
Aya bak!
-Olağanüstü! -Bağırmayı kes!
-Vay canına! -Ne yaptığını sanıyorsun?
Şuna bak! Çok büyük!
İnsanları nesi var böyle? Sadece Ay, tamam mı?
Zaman da 30 yıl ileri gittin
ve tek yaptığın ayın büyüklüğüne bakıp bağırmak.
Ama Ay'daki adamı görebilirsin, bu gece gerçekten çok iyi!
Peki, seninle konuştu mu?
Seni bir parça peynir yemeye davet etti mi?
Poposundan küçük kabarcıklar çıkarttı mı?
Yapmadıysa ayın varlığı o kadar heyecan verici olmaz, değil mi?
Üzgünüm. Bir daha hiç heyecanlanmayacağım.
Hiç kuşkusuz.
Dur!
Sana bir soru sorabilir miyim?
Neden Ay bazen, portakala benziyor?
Çünkü onun...
...etrafında...
Kapa çeneni ve uyu, tamam mı?
Daha da iyisi, buradan git!
Biliyordum! Büyüyünce hiçbir şey bilmeyen birisi olacağım!
Ve köpeği olmayan bir adam!
John Jacob Jingleheimer Schmidt
İşte benim adımda bu
Evlat?
Güzel.
Belki Russ bu durumu sana biraz daha iyi bir şekilde açıklayabilir. Russ?
Olaya şu açıdan bakalım, Bay Vivian.
Bana Vivian de.
Tamam. Vivian.
Halka arz yapıp borsaya gireceksiniz. Yazılımınız çok zekice. Harika.
Ama ilk 500'e girmek istiyorsanız, şunu anlamalısınız ki...
insanlarda iyi izlenim bırakmalısınız.
-Bu da bazı riskler almayı gerektirir. -Risk. Bu doğru. Çok, çok fazla risk.
Neden değişmem gerektiğini anlamıyorum.
Tamam. Bir de şöyle bakalım.
-Bir kulübede yaşıyorsunuz... -Saçımı ve sakalımı
kesmek istemiyorum.
Anlayacağın türden anlatayım, Z.Z.
Eğer çiftliğinde inek sürmek istiyorsan, değişmene gerek yok.
Ama Wall Street Journal'ın birinci sayfasında
yer almak istiyorsan değişmen gerekecek.
Bu...
Bu...
Tanıdığın biri mi?
-Ne? -Arkadaşın mı?
Hayır!
-Küçük bir çocuk. -Merhaba!
-Hiç tanıdığım küçük çocuk yoktur. -Çok açım!
Ailelerin çocuklarını böyle dilendirmesi çok üzücü.
-Çok üzücü. -Buna inanamıyorum.
Russ Duritz. Açım!
Doyur beni! Karnım aç!
Biraz izin verir misiniz, lütfen?
Burada ne arıyorsun? Yok olduğunu sanmıştım.
Nasıl yok olacağımı bilmiyorum. Acıktım
Merhaba.
Ben Amy. Sen kimsin?
Rusty.
Peki Rusty kim?
Yeğenim.
-Yeğenin mi? -Evet, kız kardeşimin oğlu.
-Sonbahar da koleje gidecek olan mı? -Hayır. Diğeri.
Melissa?
Evet, Amy. Bu Melissa'nın.
Hayır, bu diğerinin.
-Konuşmaktan pek hoşlanmayanın. -Anlıyorum.
Bana neden hiç söz etmediğin anlaşılıyor.
Belki sana her şeyi anlatmıyorumdur.
Peki amcanla eğleniyor musun?
Pek sayılmaz. Beni dışarıda yatırdı,
hiç kahvaltı vermedi ve bir köpeği yok.
Bu bir sorun.
-Onu dışarıda mı yatırdın? -Bir çadırda yattı.
-Bir çadırın mı var? -Onun çadırı.
Ona kahvaltı bile vermemişsin.
Bir öğün yemeden duramıyor.
Rusty...
Aç mısın?
-Ölüyorum. -Hadi gidip pastırmalı yumurta alalım.
Hayır! Rusty pastırmalı yumurta yemeyecek.
Onu hemen annesine götüreceğim.
Öğlen Kenny'le buluşacağını unutma.
-Hoşça kal, Rusty! -Hoşça kal!
Tanıştığımıza sevindim.
-Yüzündeki o tuhaf ifadeyi sil. -Amy denen bayandan hoşlandım.
Bahse girerim köpekleri seviyordur.
Hangisi kötü, sana bağlı olduğum gerçeği mi yoksa
ne yapacağımı bilememem mi?
Neden bir şeyler yemiyoruz?
Neden mi? Çünkü tıka basa yemek istiyorsun.
Hayır çünkü gökyüzünde öyle yazıyor.
BURADA YE
HAVAYOLU YEMEĞİ
Tamam, bir şeyler yiyelim.
Size ne getireyim?
Fransız usulü tost, pankek ve pastırma.
Sadece sağlıklı bir şeyler getirin.
Üzgünüm, efendim. Sadece şekerli ve tuzlu yiyecekler var.
Yüksek kolesterollü ama lezzetli.
İnsanlara derin bir rahatlık veriyor.
Tamam. Fransız usulü tost, pankek ve pastırma.
-Yanında milkshake ister misin? -Çikolatalı, lütfen.
Bol kremalı olsun.
Peki sen?
Biliyor musun, sanırım sihirli bir omlet alabilirim.
Bugün size kimse kahve getirmedi mi? Hemen getiriyorum!
Umarım onları yemek kaybolmadan getirebilirsin.
Sen neye bakıyorsun, meraklı?
Aman ya.
-Burada ne arıyorsun? -Tost, pankek ve pastırma yiyeceğim.
Ondan bahsetmiyorum. Buraya neden geldin?
Bilmem. Uçak maketim için mi?
Evet, onu zaten aldın ama hâlâ pek çok sorun var.
Hem de her zamankinden daha fazla.
-Seninle ne yapacağım ben? -Benimle ne yapmak istiyorsun?
Seni rejime sokmak istiyorum, şişko!
Budala gibi görünmeden önce forma girmelisin.
Geçimimi böyle sağlıyorum, tamam mı?
İnsanların iyi görünmesini sağlayarak.
Sorun şu ki...
Seninle yapılacak iş çok ve nereden başlasam, bilemiyorum.
Popoma çok fazla tekme yemek istemiyorum.
Çocuklar bize her zaman gülüyor.
Bu da duygularımı incitiyor.
Neden daha önce düşünemedim?
Buraya bunun için geldin, tamam mı?
Sana dövüşmeyi öğreteceğim. Bu arada,
bize değil, sana gülüyorlar.
Ben olunca gülmeleri ölümleri olacak.
-Ölümleri mi? -Evet.
Gülmeleri, ölümleri olacak! Gülmeleri, ölümleri olacak!
Gülmeleri, ölümleri olacak!
Tamam, kapa çeneni!
-Tahmin et ne oldu. -Ne?
Çişim geldi.
Bana dövüşmesini öğretecek birisini tanıdığına emin misin?
Evet, sanırım birini bulabilirim.
İkimizin de aynı zamanda yaşaması çok hoş değil mi?
Bu anı sonsuza kadar mutlulukla hatırlayacağım.
Bir parça daha alacağım, sadece bir parça daha.
-Hey! -Tanrım.
Lütfen onun pizza olmadığını söyle.
Hey, ünvanını korumak için son beş haftan var.
-Neden yemek yiyorsun? -Gerginim.
Yarın evleniyor olsaydın, sen de gergin olurdun.
Eğer domuz gibi şişman olduğum için müstakbel eşim beni terketseydi olurdum.
-Selam Giselle. -Selam Russ.
-Bu da ne? 20 kilo daha mı aldın? -Hayır.
-Hey! -Yemene izin verecek mi sanıyorsun ha?
-Sence pizzaya mı ihtiyacı var? -O kim?
Russ'ın yeğeni, Rusty.
İki tane yeğenin olduğunu bilmiyordum.
-Bebeğim bak, nasılım? -Yunan tanrısı Adonis gibi yakışıklısın.
Hey Adonis!
-Ne var? -Boks ringini kullanabilir miyim?
Şu şişman ufaklığa ders vermek lazım.
Belki sen de birkaç hareket öğretirsin ha?
Memnun olurum.
Böylelikle, seni bir daha şişman ufaklık diye çağırırsa hayatını söndürürsün.
Harika, işte bu!
Her şeyin bir sırası var.
Yenilmeye mi çalışıyorsun? Ellerini kaldır ve çeneni koru.
Çeneni korumalısın. Eğer çeneni korumazsan işin bitmiştir. Bu kadar.
Unutma, ilk sol sonra sağ. Sol ve sağ, böyle devam.
Bir, iki. Böyle devam et. Dene.
İşte böyle. Hadi, onu bitir.
Hadi.
Hadi, işte böyle. Hadi.
-Bana vurdun. -Evet, maalesef sana vurdum.
Ama bunun için kendimi suçlu hissetmeyeceğim.
Ya da belki hissedeceğim!
Hadi, dövüş! Evet, hadi.
Hadi ufaklık! Hadi dövüş.
-Bir, iki! -Hadi Rusty! Onun hayatını karart!
Hey, kimin tarafındasın sen?
Vur gitsin!
Sakin ol küçük Tyson!
Kulağını falan mı ısıracaksın? Yerdeyken onlara vurma.
-Ama ben yerdeyken bana vuruyorlar. -Kimler?
-Okuldaki çocuklar. -Çocukların okulda sorunları vardır.
Neden bunu daha önce söylemedin Russ?
Boks öğretiyorum ama ona sokak dövüşü öğretmek lazım.
Neden sarma hareketini öğretmiyorsun? Hadi bakalım, hazır mısın?
İşte bu işime yarayabilir!
Ne kadar benzediklerini fark ettin mi?
Mantıklı. Kan bağları var, değil mi?
Sanırım.
Russ Duritz'in ofisi. Nasıl yardımcı olabilirim?
-Benim. Ne haber? -Merhaba.
Senden dört saattir haber alamadım.
Öldün sandım. Küçük sen nasıl?
Çok komikmiş, Janet. Nasıl gidiyor?
En son saydığımda 19 mesajın vardı.
-İstiyor musun? -Evet.
Bir bakalım...
Bob Riley. Bob Riley.
Bob Riley değil. Bob Riley değil. Bob Riley.
Bob Riley. Bir tane daha olmalı. Bir saniye. İşte Bob Riley.
Hey.
Amy! Nereye gidiyorsun?
Mekanıma dondurma almaya. Görüşürüz.
-Dondurma mı? -Görüşürüz!
Sana bir soru sorabilir miyim?
-Tabii. -Sen bizim kız arkadaşımız mısın?
Komik bir şekilde sordun.
Pek sayılmaz.
-Ben sana bir soru sorabilir miyim? -Tabii.
Sen bizim yeğenimiz misin?
Pek...
...sayılmaz.
Ama kan bağınız var, değil mi?
-Ne kadar yakınsınız? -Fazlasıyla.
O da ne demek?
Çok fazlasıyla.
Aman Tanrım.
-Merhaba. -O senin oğlun!
-Ne? -O senin oğlun! Senin bir oğlun var!
Hey!
Bu kadar zamandır, tek kelime etmedin!
Sen bugün ziyaret hakları olan beleşçi bir babasın.
-Nasıl olduğunu... -Anne kim mi?
Bilmek istemiyorum. Biliyorum, O İsveçli kız değil mi?
Şu Ingesborg mu SMargasborg mu, nedir?
Kim, nerede, ne yaptın umurumda değil gerçi!
-Amy, o İsveçli değil. -Ben de onun oğlu değilim.
Gerçekten.
Kimsin o zaman?
Russ?
Çünkü ikinizi gözlüyordum ve yemin ederim...
Tuhaf bir şeyler oluyor.
Ona söylemek zorundayız.
-Ona söyleyeceğiz. -Ne söyleyeceksiniz?
-Hadi. Söyle. -Sus. Ona söylemeyeceğiz, tamam mı?
Üstelik bize inanmaz. Sadece bana benzediğini düşünür.
-O zaman ona kız. -Bu onu ikna etmez.
Ona yalnız benim bildiğim bir şey söyle, o da bana aynı şeyi sorabilir.
-Spazzy Hala gibi. -Bu işe yarar mı? Düşün.
-O zaman ona yaranı göster. -Herkesin yarası olabilir.
-Ya doğum lekesi? -Bu da rastlantı olabilir.
-İnanacağını biliyorum. -İnanmayacak.
-İnanacağını biliyorum. -İnanmayacak.
-İnanacak! -İnanmayacak!
-Hey! -Keşke halıda dursaydım.
-Dedim sana. -Amy?
...gemide...
...patatesleri işleyip çeşitli ürünlere dönüştürür.
Isırmayı kes.
Beni rahat bırak.
Korku ve şaşkınlık reklamı yapıyorum.
Vay canına. 99 kanal var, hiçbir şey yok.
Nasıl olabilir?
Hiç fikrim yok.
Ona bak. O çok...
Utanç verici.
Utanç verici değilsin.
Tatlısın.
Demek. Demek tatlısın.
Burnunu karıştırma.
Şu saça bak. Herman's Hermits gibiyim.
Ağzımda "pok" varmış gibi "konutuyorum."
Elbette öyle.
Acıklı bir aptal olmam seni tiksindirmiyor mu?
Hayır.
Neden?
Kendinden tiksiniyor musun?
Ona bakınca, tüm gördüğüm korkunç hatıralar,
hayatım boyunca unutmaya çalıştığım hatıralar.
Üzgünüm.
Selam. Kenny.
Yarınki düğün için heyecanlı mısın?
Tanrım, yarınki düğün. Bir saniye bekle.
Yarınki düğün. Onunla ne yapacağım?
-Onu da bizle götür. -Ne?
Önemli bir toplantıya mı? Aklını mı kaçırdın?
Onu bizle götürmek mi?
Bana saygı duyanların katıldığı, önemli bir toplantı bu.
-Beni küçük düşürür. -Hey!
Bu çocukla bağ kurmanı yasaklıyorum.
Ne var, Kenny? Kim hastalandı?
Şükür ki yeğenin küçük James'in yerine geçti.
Diğer çocukların hiçbiri giysilerine sığacak kadar tombul değil.
Sorun yok. Sorun yok.
Endişelenme.
Endişelenme. Al ve kimse bakmazken masanın altına at.
-Gerçekten mi? -Evet.
Selam.
Vay canına.
Russ, Russ!
İzninle, Clarissa. Bize mani oluyorsun. Dans ediyoruz.
-Ama gerçekten önemli! -Şimdi olmaz, çocuk.
Ama gerçekten, gerçekten...
-Seni delirtiyor. -Evet.
Kendininki olunca farklı.
Ne zaman kötü davranışları bırakıp uslanacaksın?
Sen gene ulaşılabilir olduğunda, Clarissa.
-Ben ciddiyim. -Ben de.
Amy, bir sorum var.
-Büyük bir soru. -Peki.
Bugün gelen güzel kadına ne dersin?
Amy mi? Hayır, beraber çalışıyoruz. Onu uzun zamandır tanıyorum.
Birbirimizi çok uzun süredir tanımadığımızı biliyorum...
Benim için endişelenme.
Doğru insanla tanışınca, evlilik teklif edeceğim.
Hiç teklif edemezsem...
Birisi flört ediyor.
Amy?
Benimle evlenir misin?
-Tamam, gidelim. -Hey!
-Bırak beni, iri pislik! -Bekle, dur!
Ne diyeceğimi bilmek istemiyor musun?
-Hayır. Hayır. -Hayır mı?
Sormaya hakkı yoktu. Seninle ben şey bile değiliz.
-Eh, öyleyiz. -Ne zamandır?
-K.İ.B. -Ne?
Kendi işine bak. Bilmek istemiyor musun?
Ne diyecektin?
-Evet, ne diyecektin? -Tekrar dene.
Daha az umursamaz, daha sıcak bir şekilde.
-Ne diyecektin? -Ne diyecektin?
Ne diyeceğimi bilmek istiyorsun demek.
-Yürü! -Ona soran benim!
Git başımdan.
-Ne diyecektin? -Diyecektim ki
düşünmem lazım.
-Gerçekten mi? -Evet. Çünkü...
İmkansız bir şekilde, evrendeki en kötü fikir
son 12 saat içinde fena bir fikir olmamaya başladı,
bu da senin için bir fırsat doğurdu.
-Benim için. -Evet.
Ya bu fırsattan faydalanmak istemezsem?
Bir tarafın bariz istiyor,
benim bunu düşünmeme neden olan da
o tarafın.
Sen...
düşünmemi mi...
istiyorsun?
Dur. Dur bir saniye.
Bir saniye durursan, ben...
Valeyi çağıracağım. Arabayı şeyden...
...şimdi aşk hissetmeye hazır.
Bu öğleden sonraki maçtan önce,
Riley, bir yanlış anlama olduğunu iddia ettiği durum için
bir özür dileme yolu olarak
bir düzine çocuğu çikolata turtası yağdırmaları için davet etti.
Bob Amca parti yapmasını biliyor!
Ben gittikten sonra barın arkasındaki çöplükte mi süründün?
Bunu ben çektim.
Bunun bir parçasıyım.
Söylesene, emin misin
fonları verdiğinden, yoksa hâlâ onları saklıyor mu?
Zavallı küçük Amy.
Müşterilerine borçlu hisseden yoz bir patronla haşır neşir.
Gençlerin bir numaralı katilinin ne olduğunu...
Russ! Benim acıdığım kişi kendim değil.
Bak, hepsi benim suçum.
Aptal bir hata yaptım...
Değişeceğini düşündüm.
Üzgünüm. Gerçekten üzgünüm.
Bu durumun en acıklı yanı ne biliyor musun?
Muhteşem olabilirdin.
Of. Of!
Ne zaman işi batırmayı bırakacağız?
Russ.
Değişmemiz lazım.
Değişmek zorundayız.
İkimizin de değişmek zorunda olması ne süper...
Yarın yaşgünümüz.
Evet, biliyorum.
-Bir soru sorabilir miyim? -Tabii.
-Şimdi ne olacak? -Ne demek istiyorsun?
Yani bana.
Ben olmamla sana dönüşmem arasında.
Ne olacak?
Hiçbir şeyi düzgün yapamayacak mıyım?
Eh, elbette yapacaksın. Bir sürü şeyi.
Ne gibi?
Eh, orta okuldan zar zor mezun olacaksın.
Lisede hâlâ ezik olsan da, artık aptal olmayacaksın.
Sıkı çalışacak ve iyi notlar alacaksın.
Çok iyi notlar.
UCLA'ya bir burs kazanacaksın.
Akıllı mıyım ben?
Çok akıllısın.
Ama hâlâ eziksin. Gir yatağa.
Yana kay.
Üniversitede daha iyi olmaya başlayacaksın.
Koşu takımına katılacak,
konuşma terapisti bulacak ve sıkı çalışmayı sürdüreceksin.
Sınıfının birincisi olarak mezun olup
işetme yüksel lisansı yapacaksın.
Orada da sıkı çalışacağım.
Hayatının hikayesi, çocuk.
İyi haberse şu: acıklı bir aptal olsan da,
büyüyüp bana, yani güçlü ve zengin bir kadın mıknatısına dönüşeceksin.
Bir köpek ve kadın istemeyen birine.
Beni böyle mi görüyorsun? Köpeksiz, kadınsız biri olarak?
-Tiki olan da. -Doğru.
-Ne zaman tik sahibi oluyorum? -Unuttum.
-Ne zaman araba kullanmayı öğreniyorum? -16.
-Ne zaman araba sahibi oluyorum? -18'inde.
-Ne zaman öpücük izi ediniyorum? -17'inde.
Öpücük izini ne zaman öğreniyorum?
Bu gece değil.
Russ?
Evet, çocuk?
Ne yaptığını anladım.
Yani ne yaptığımı anladım.
Büyüyünce, iş olarak.
-Nasıl açıklayacağımı anladım. -Duyayım.
İnsanlara kim oldukları hakkında yalan söylemelerine yardım ediyorsun
ki böyle başka biri gibi yapabilsinler, değil mi?
Evet.
Açıklaması çok da zor değil.
Bu gayet iyiydi.
İyi geceler, ahbap.
İyi geceler, çocuk.
Burası ABC-7 Los Angeles kanalı.
Şimdi şahit haberleri.
İyi akşamlar millet, hoş geldiniz. Ben Harold Greene.
İyi akşamlar. Ben Deirdre Lafever.
Bu geceki ilk haber, Los Angeles çevre yolundaki
bir başka kovalamaca,
8 çocuk sahibi bir annenin çalıntı bir minibüsünü içeren.
Kovalamaca bu akşam 8:30 civarı başladı, polis ilk olarak...
Biliyorum. Teşekkürler, Don. Görüşürüz.
Herkes lafını duydum.
İşe yarıyor.
Bu İmaj Danışmanı Bey.
Ne diyorsun?
Söyleme. Saçım çok mu kabarık?
Hayır, iyi duruyor.
Sana kahve ısmarlayayım mı? Yabancıların arasında huzur bulma falan?
Bana söylediklerin doğruysa,
bu duyduğum en tuhaf şey olmalı.
-Bence mantıklı. -Öyle mi?
Niye sekiz yaşındaki benliğin zaman yolculuğu yapıp yardım etmiyor?
Kesinlikle başın belada. O seni düzeltirdi.
Beni düzeltmek için mi burada sence?
Elbette.
Tam tersi olduğunu düşünmedin değil mi?
Belki ona bir şeyler öğretmen için burada.
Belki de bir şeyler hatırlaman için.
Hiç bunu düşündün mü?
Şu ana kadar düşünmemiştim.
Canım, bak...
Yarın 40 yaşında olacaksın.
Hayatında gerçek değeri olan hiçbir şey kazanmadın.
-Hey... -Hayır, para sayılmaz.
Neredeyse arkadaşsızsın, ailenle pek konuşmuyorsun,
ve sana anlam ifade eden tek kadını kaybettin.
Kim, Amy mi? Hadi canım.
Bak, o dünyadaki tek kadın değil, tamam mı?
Bana uygun o.
O çatlak. Tırnaklarını yiyor.
Tek tırnağını.
Şunu.
Tanrım.
İzninle. Aklı yerine gelirken ben de ısınma hareketleri yapabilir miyim?
Teşekkürler.
Tamam, durma. Devam et.
Neye benziyor?
Gelecek hakkında sorular sorup duruyor.
Geçmişim. Ona fazla şey anlatmadım.
-İyi. -İyi mi? Sence bu iyi mi?
Niye? Sen ne yapardın?
Küçük Deirdre bir anda burada olsaydı?
St. Mary üniformasını çıkarıp şimdi ne olacak diye mi sorsaydı?
Evet.
"Hiçbir şey için endişelenme, bebeğim" derdim.
"Her şey yolunda gidecek."
Kaçımız çocukluğumuzda düşündüğümüz insanlara dönüştük ki?
Kaçımız büyüyüp astronot olduk?
Ya da baş balerin olduk?
Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz.
Büyük Deirdre'yi eve götürme zamanı.
Çocukluğunu öğrenmek istiyorsan, bence iyi bir şahit buldun,
anladın mı?
Evet, öyle.
Yardım etmeye zaman ayırdığın için sağ ol.
Yardım istemeye devam et, Russ.
Bakarsın yardım da gelir.
-Sağ ol. -Dikkat et kendine.
Hoşça kalın, herkes.
Hoşça kal.
Selam, Janet, benim. Bu kadar geç aradığım için üzgünüm.
Sorun değil, Russ. Sanırım iyileşeceğim.
Yarınki randevularımı iptal edip Cuma'ya taşımak
için aramıştım sadece.
-Başka bir şey? -Hayır, hepsi bu.
-Tamam, hallederim. -Hayır, dur.
Bir şey daha var.
Ayın bazen yükselirken niye turuncu olduğunu
bulmanı istiyorum.
-Tamam, elbette. -Sağ ol, Janet. İyi geceler.
Hey, Çocuk. Rusty.
-Selam. -Selam.
Bana yardım etmek ister misin?
-Sanırım seni zamanına döndürebilirim. -Elbette.
Güzel.
Benim hakkımda herhangi bir şey mi?
Evet. Beni döndürecek herhangi bir şey.
Tırtıl bulup kavanozlarda besleyip, koza örmelerini
seyrettiğimi biliyorsun, değil mi?
Hayır.
Bir gün kozadan çıkarlar, bu süper.
Hayır. Bilmiyorum.
Ama devam et. Başka şeyler de anlat.
Geçen yaz Josie'nin yaş günü partisinde burnuma
peynir kaçtığını hatırlıyor musun?
Hiç altılın var mı?
Hayır, balığa çık.
Hiç dörtlü?
Olumsuz. Balığa çık.
Yedilin var mı?
Babamı anlatmaya devam et.
Bazen...
Arabayı tamir ederiz beraber.
Yanlış yaparsam, bana bağırır.
Bazen bana sonra dondurma alır.
Gene de yanlış yapmayı sevmiyorum.
Geçen hafta bir somun kaybettim.
Ona söylemeye korktum.
Sonra cebimde buldum.
Bak, hâlâ bende.
Ona geri vermeye korkuyorum.
Dokuzlun var mı?
Hayır.
Geçen yıl sınıf öğretmenim şişko Bayan Kinkelman'dı.
Bay Lupus'tan çok daha iyiydi. Adamın suratında mor bir kitle var.
Onu hatırlamıyorum. Hangi yıldı bu?
Nasıl bu soruları sorabilirsin?
Çünkü bir şeyleri unutuyorum.
Benim için önemli bir olayı unutuyorum
ve hatırlarsam, belki eve dönebilirim.
Bunun mor kitle olmadığından emin misin?
-Kitle değil, çocuk. -Epey büyük bir kitleydi.
-İkinci sınıfı anlatmaya devam. -Niye? O yıl kimsenin kitlesi yoktu.
Birkaç ay öncesine kadar, en iyi arkadaşım Tim Wheaton'dı.
Onu hatırlıyor musun?
Hayır, hatırlamıyorum.
-Evi balık kokar. -Hayır.
Vince ve diğer acayip çocuklarla takılmaya başlamadan önce
benim en iyi arkadaşımdı.
Bana taş attı ve o zamandan beri arkadaş değiliz.
-Bize taş mı attı? -Ah, evet.
-Niye? Ne oldu? -Bu tipler her teneffüste
oyun alanın köşesine geçip millete sataşırlar.
Anaokulunun arkasında.
Evet. Nöbetçi hocanın seni göremediği yerde!
-Büyük kaydırağın olduğu yerde mi? -Kocaman olan.
-Hatırlıyorsun! -Devam et. Durma.
Dört kişiler ve senden hoşlanmazlarsa,
hayatını kabusa çevirirler.
En kötü yanları da, hayvanlara kötü davranmaları.
Özellikle de üç bacaklı köpeğe.
Tripod!
Tripod! Köpeğin adı Tripod!
Adını biliyorum! Her şeyi biliyorum, çocuk.
Niye burada olduğunu biliyorum!
Vince Kajinski, kavga! Kavga!
Sekizinci yaş günümdü. 32 yıl önce.
Bugün!
Vay canına.
Arabaya bak!
Giysilerine bak!
Vay canına.
-Vay canına! -Vay canına!
-Başardık, çocuk! -Eve döndüm mü? Gerçekten 1968 mi?
BARIŞ SEVGİ
Şüphe yok, çocuk. Teneffüs ne zaman?
-10:30. -Bekle, çocuk.
Hayatımızı değiştirmek için 15 dakikamız var.
Tamam, şimdi dinle. Bu gerçekten hızlı olacak,
Kenny'nin sana söylediklerini hatırla. Bir, iki.
-Bir, iki. -Gizlen, sallanmaya devam.
Bak! İşte büyük kaydırak, hatırladın mı?
Eskiden daha büyüktü.
Hatırladıklarım bunlar.
Kötü çocuklar üç bacaklı köpeği, yani Tripod'u bağlar.
Onları durdurmaya çalıştığında dayak yersin.
Hayır. Onu kurtarıyor muyum?
Hayır. Bir yumruktan sonra yığılıp gelecek sekiz yıl boyunca,
tüm lise boyunca sürecek ezik statünü güçlendiriyorsun
ve bu andan sonra hayatın mahvoluyor.
Vay canına.
Şimdi Vince Kajinski ve çömezleri her an
köşeden belirebilir.
-Bak. Buradalar. -Hey!
Seni oraya getirmek için sana bir şey diyecekler.
Oraya gidince, Tripod'u bağlayacaklar.
Sorun var mı?
Evet. Çömez nedir?
Hey, Rusty, buraya gel.
Senin yaş günün değil mi? Sana bir hediyemiz var.
Bak, çocuk. Bunu yapmak zorunda değilsin.
Bugün kavga etmene gerek yok.
Hadi, acele et!
Hayır. Bugün onlara karşı çıkmazsam,
yarın ya da sonraki gün onlarla kavga etmem gerekir
ve bugün sen yanımdasın.
Doğru. Bugün yanındayım.
Bunu yapabilirim.
Bunu yapabilirsin. Korkma.
İşte geliyorum!
Burada olacağım.
Niye geciktin?
Hadi, Rusty. Şimdi gördüm.
Evet, acele et.
Hadi, abi, harika olacak. Niye gelmiyorsun?
Evet, eğlenceli olacak. İşte hediyen.
Ne yapıyorsun?
Bu üç bacaklı köpek değersiz.
koşmasını izleyeceğiz. Fişekleri yak.
Köpeği bırakın. Pisliksiniz.
-Bize ne dedin? -Pislik!
-İyi vuruş. -Harikayız.
Ne salak.
-Nakavt etti. -Evet, tam yerine geldi.
Vince, arkanı dön.
Bu iş böyle olacak.
Hadi, Vince benzet onu!
Kes şunu!
Benzet onu! Hadi! Benzet!
-Kes! -Hadi, sünepe!
Ağlayacak mısın?
Bir, iki.
-Bir, iki. Bir, iki. -Annene mi koşacaksın?
Bir, iki!
-Pes de! Pes de! -Hayır.
-Özür dile! -Hayır.
Pes de! Özür dile!
Pes. Özür dilerim.
Evet! Kazandın.
-Vay canına! Başardın! -Yaba-daba-doo!
Yaba-daba-doo gerçekten de.
-Kavgayı kazandın. Gerçekten başardın. -Başardım, başardım.
Hepsi bu! Yapmam gerekeni yaptım.
Şimdi her şey farklı olacak.
Evet, sanırım.
Bitti. Bu kadar. Evet.
Hepsi bu, değil mi?
-Hayır. -Ne?
Daha bitmedi.
İşler kötüleşecek, çocuk. Hem de çok.
Neden bahsediyorsun? Kavgayı kazandım.
Olay kavga değilmiş.
Bu olay değilmiş.
Daha bitmedi.
Gözüne buz koy, oğlum.
Bayan Branch, raporları sıranızın üstüne koydum.
Anne. Üzgünüm, anne. Üzgünüm.
Sorun yok. Sorun yok.
Geldiğiniz için üzgünüm, Bayan Duritz.
İyi olmadığınızı hepimiz biliyoruz.
Lütfen...
Onu cezalandırmayın, Bayan Branch.
Bugün onun yaş günü.
-Anne, babam geldi. -Baban mı?
Gloria.
Ne yapıyorsun? Aklını mı kaçırdın?
Ben iyiyim. İyiyim.
Orada kal!
Lütfen onu korkutma. Kötü bir gün geçirdi.
Gloria, doktor evden çıkmaman lazım dedi.
-Derdin nedir senin? -Üzgünüm.
Bunu nasıl yapabilirsin? Onu daha hızlı mı öldüreceksin?
-Ne? -Onu kaybedeceğiz.
Tanrım, bugünkü gibi yaramazlık yapıyorsun. Onu öldürüyorsun!
Somunu buldum, baba. Somun.
-Ağlamayı kes. -İşte somun, baba.
Bak! Buldum. İşte. Buldum.
-Ağlamayı kes. -Lütfen, baba, somuna bak.
-İşte. -Ağlamayı kes.
Kes şunu.
Artık büyümek zorundasın.
Anlıyor musun?
-Evet, efendim. -Büyü. Büyü!
Annem ölüyor.
-Biliyorum. -Yakında mı?
Evet.
Bir sonraki yaş gününden önce.
Ben mi sebep oldum?
Hayır.
Hayır, sen yapmadın.
Senin suçun değil.
Baban korktuğu için o sözleri söyledi.
Çünkü seni yalnız yetiştirecek ama bunu nasıl yapacağını bilmiyor.
Senin hiç ağlamadığını sanmıştım.
Sekizinci yaş günümden beri ağlamadım.
Galiba tekrar başlıyorum.
Nasıl olur?
Çünkü o tiki nasıl edindiğimi anladım.
Birisi "vambulans" çağırsın.
Evet. Evet.
Onlara şimdi ihtiyaç var, ha?
Hadi. Buradan gitmek istiyor musun?
Gidelim.
Gidip bir şey yiyelim.
Tamam, ama ne istersem yiyeceğim.
SKYWAY LOKANTASI
Bu iğrenç. Seninkinden biraz alayım.
-Hey! -Hey!
-O kadar kızmış durmuyorsun. -Ne hakkında?
Hiçbir şeyi değiştiremememize.
Vince'le tüm ortaokul boyunca kavga etmek zorunda
olduğumuz gerçeği gibi mi?
-Evet. -Lisede de çirkin olacağımıza da mı?
-Ama aptal olmayacağız. -Aptal olmayacağız.
Ve üniversite yıllarımızı da
tiki olan köpeksiz, kadınsız bir pislik olarak geçireceğimize de mi?
Kırk yaşında hâlâ ailesiz olacağımıza?
Evet.
Olan oldu.
Evet.
Ama bugün yaş günümüz. Tamam mı?
Mutlu yıllar, çocuk. Şerefe, çocuk.
Selam, çocuk. Nasılsın?
-Sen kimsin? -Chester, hadi ama, çocuk.
Köpeğe ne dediğini duydun mu?
Chester.
Bu acaba...
o olabilir mi?
-İmkansız. -Olamaz.
Eski uçağı beğendin mi?
Evet.
Bunu sen yaptın.
O uçağı eşiğime koydun.
Evet, bu hoş bir dokunuş olur dedim.
Evet. Öyleydi.
Eminim çok sorun vardır.
-Evet. -Evet, endişelenme.
Cevaplandırmak için 30 yılın var.
Şimdi gitmeliyim.
Ailem bekliyor.
Seni tekrar görmek özellikle güzeldi.
-Görüşürüz. -Evet.
Hoşça kal.
Vay canına.
Başardık.
Vay canına!
-Başardık! -Başardık!
-Ben iyiyim! Biz iyiyiz! -Biz iyiyiz!
Biz iyiyiz!
-Bir pilotsun. -Bir pilotsun.
-Sen bir pilotsun. -Hayır, sen.
-Ben pilotum. -Büyüyüp pilot olacağız!
Büyüyüp pilot olacağız!
-Köpeğimizi gördün mü? -Adı ne?
-Chester. -Chester.
-Dünyanın en iyi köpeği! -Dünyanın en iyi köpeği!
Evet!
-Ailemizi gördün mü? -Evet.
Delice.
O yaşlı hanım tanıdık durdu.
Evet, ben de öyle düşündüm.
-Bize bak. -Evet.
Bize bak be.
Ezik değilim.
Bize bak be.
Çocuk?
Hoşça kal, çocuk.
Teşekkürler.
Selam?
Buradayım.
Russ?
Russ?
Selam, Janet. Geri geldim. Hemen çıkıyorum.
Birkaç sorum var. Niye ben ofiste değilim?
Niye ofiste mi değilsin?
-Sen nerelerdeydin? -Babamı aradın mı?
Pazar gelip taşınmasına yardım edeceğini söyledim.
Neredeyse kalp krizi geçirdi, eğer niyetin buysa.
Ya Hawaii'ye uçak biletleri?
Aldım. İki birinci sınıf koltuğu. 20:00'da gidiyorsun.
Teşekkürler. Kalemin var mı?
Buradaki isimleri değiştir. Kredi kartımı kullan.
Russ!
-Buna bayıldım. -Aloha, Janet.
Hawaii'yi seviyorum. Seviyorum!
İçeri girmek ister misin?
Evet.
Dolunay yükselirken bazen turuncu durur çünkü
ışık ayın yükseldiği zaman göre daha çok atmosferde
seyahat etmek zorundadır.
Mavi ışık dalgaları dağılır ama kırmızı ışık dalgaları geçer...
...eğer merak ediyorsan.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.