All language subtitles for almanmarxstirner

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Şimdi eee daha önce Bower hakkında

konuştuk. Bruno Bauer eee işte yaklaşık 2 ay önce. Eee sonra Ludwig Ferba

hakkında konuştuk. Bunlar e aslında eee Marx'ın Alman ideolojisinde tartıştığı

ya da haklarında konuştuğu isimlerden eee iki tanesi. Brunno Bauer eee doktora

hocası olması ve eee tanışıklığının biraz daha eee erken ve eee karşılıklı

bir ilişkiye dayanması dolayısıyla Bruno Bağer'le başlamıştık.

Eee Foerbah tabii ki eee özel bir isim. Şöyle ki, eee, yani genç Hegelciler

dendiğinde, e, Almanya'nın, eee, Hegel sonrası düşüncesinde etkin olan bu

isimlerin işte, eee, prensi olarak, gör, teorisyeni olarak görülen kişi Ludwerba,

Bruno Baver ise daha çok o işin eee, işte çevreyi bir arada tutan kişi olarak

görünen birisi. Steener, Max Steiner daha farklı bir figür. eee bu çevrenin

insanı yine. Eee ancak biz eee çalışmamızda

eee yani işte eee Moses H Gürün gibi başka isimler de var. Eee Marx'ın

Almanolojisinde tartıştığı, konuştuğu ya da eee bir de çalışmalarına atıfta

bulunduğu. Onlar hakkında pek bir şey konuşamayacağız. Çünkü işte bize verilen

süre donmuş oldu. Önümüzdeki süreçte belki bunlar hakkında da konuşma yapma

şansımız olabilir. Eee ve Marx'la olan ilişkilerini ya da Marx'ın onları nasıl

kavradığını konuşma şansımız olabilir. Eee Mark Stetiner eee ilginç bir figür.

Eee ama eee Marx'ın hayatında Stener kadar ilginç bir başka figür eee

Joseph eee tamam ismi neydi? Pierre ve Joseph Produn Prodon var. Eee

yine anarşistler eee yani anarşizm tarihi içinde ele alınacak, anarşist de

ekol içinde ele alınacak bir başka isim. Yine Marx'ın doğrudan temas ettiği,

özellikle Londra hayatında temas ettiği Mihail Bakunin var. Eee, dolayısıyla

Marx'ın hayatında, eee, anarşistlerle karşılaşması,

onlarla tartışmaya girmesi ya da onların düşüncelerini, kendi düşüncesinin eee,

çeşitli tutamaklarını oluştururken eee bir uğrak noktası haline dönüştürmesi

eee aslında belki ileride şöyle bir çalışmayı da eee, düşündürebilir. Yani

eee Alman ideolojisinin kahramanları değil de Marx'ın eee anarşistleri diye

de düşünülebilir. Orada Stiner'ı belki daha çerçeveli, daha geniş eee ele alma

şansımız olabilir. Eee Prudon ve Bakin'le birlikte böylelikle Marx'ın eee

anarşistlerle doğrudan olan ilişkisini de eee düşünmüş olma şansımız olabilir.

Şimdi bizim eee Alman ideolojisi çerçevesinde baktığımızda Stetinner'la

olan ilişkiyi eee birazcık Stinner'a odaklanarak ilerletelim. Sonra Marx ve

Schiner'ın eee eee daha doğrusu Marx'ın Schetinner'ı nasıl anladığı ve

Stetinner'ın aslında çeşitli eee anekdotlarla ya da doğrudan eee Marx'a

ilişkin neler düşündüğünü de eee ifade ederek konuşmamızı tamamlamaya

çalışalım. Eee, Maxiner da Carl Marx gibi işte 19. yüzyılda bir isim.

1806-1856 yılları arasında yaşıyor. Yani yaklaşık

bir 50 yıl eee ömrü olan birisi. Aslında adı Max Steiner değil. Lakabı Max

Steiner. Eee, Stetirn ifadesi eee geniş alın

demekmiş. Stinner da geniş alındı denilen eee yani deniliyormuş. Asıldı

Yoan, Kaspar, Schmit. eee, ilginç bir karakter Stinner. Gerçi yani sadece Car

Marmarks değil. Biz Car Marmarx hakkında konuştuğumuz için çok fazla hayatını da

dediklediğimiz için belki de Marx'ın hayatının çok çetrefilli, çok problemli

eee giderek eee yoksulluğa varan bir eee şey eee yaşam eee koşulları altında

sürdürüldüğünü gördük. Maxiner da yani hayatından bahsetmeyeceğim ama eee

Joseph Prodon da eee çok farklı hayatlar yaşamıyorlar. Eee yani 19. yüzyılda

devrimci olmak eee ya da devrimci tahayyüllere gönül indirmek eee birazcık

eee yoksullukla cebelleşmeyi de beraberinde getiren bir şey. Eee yani

zorunlu bir gerekçe değil ama genel olarak böyle bir durum var.

Şin'ın hayatında da böyle bir şey söz konusu. Çok erken yaşta yetim kalıyor vesaire 6

aylıkken sonra işte eee akrabalarının yanında büyüyor. Sonra bir felsefe

hocası tarafından işte eee yüreklendiriliyor ve Berlin'e gidiyor ve

eee Hegel'i doğrudan dinleme imkanı oluyor.

Eee ve eee çalışmaya başlıyor. Eee şeyin eee Stinner'ın hepimizin çok malumu olan

bir eseri var. Türkçeye iki farklı yayınevi çevirdi. Eee, bir ilk olarak

Kaos yayınları çevirdi. Sonra da Ngunung yayınları Stinner'ın kitaplarını

çevirdi. Eee, Nung'tan çıkan kitap benim elimde var. Kaos yayınlarındaki de vardı

ama bir eee herhalde bir doktora öğrencisi ya da yüksek lisans

öğrencisinden geri gelmedi. Eee şeyin eee doğru çeviri olarak kabul edilen

eser Türkçede eee biricik ve mülkiyeti başlığıyla yani uluslararası

üzerine çok çalışan isimlerin kabul ettiği şey bu. Eee eee Biricik ve

mülkiyeti nedenini açıklayacağım birazdan. Eee kitabın İngilizceye

çevrilmesi yani eee 19. yüzyılın sonunda oluyor. Eee, İngilizce İngilizceye

çevrilirken the ego and its oven diye çevriliyor. Bu ilk İngilizce yayının

edisyonu olduğu için ego ve kendisi diye e ifade ediliyor. Bu Kaos Yayınları

tarafından da bu başlıkta çevrilmişti. Aslında bu çevirinin bir problemi var.

Çünkü buradaki ego ifadesi eee psikolojik anlamda ego ifadesiyle

karıştırılıyor. Eee ve egoizm eee dair Stenner'ın çözümlemelerinde bu

psikolojik tınığı yükseldikçe aslında Stetin'dan uzaklaşılmış oluyor. Bu da

bir tür çeviri problemi diyelim. ikinci kez çevrildiğinde İngilizce the unique

individual and their property. Yani aslında unik ifadesi, birinicik ifadesi

çok eee önemli. Çünkü bu aslında eee doğrudan doğruya Schinner'ın eserini

okuduğunuzda karşınıza çıkan indirgenemez, eşsiz eee ifadeleriyle

karşılanabilecek bireyliği ifade ediyor ve onun mülkiyeti üzerine eee bir kitap

var. 1844'te yazıyor bunu. Tabii ki bunu yazmadan

önce başka yollardan da geçiyor Stener. Ama bizim temel olarak bilmek

istediğimiz ya da öğrenmek istediğimiz kitabı bu. Eee bunun dışında haksızlık

etmeyeyin Türkçeye çok sayıda eee bu Stetinner'ın kitabına eleştiriler

geliyor. 1845 yılında Stetinner Stetinner'ın eleştirmenleri diye bir

kitap yazıyor. Bu kitap da Ning yayınlarında meraklısı için isterseniz

okuyabilirsiniz. küçük bir eee yani yaklaşık bir 70 sayfalık bir şey. Bunun

dışında bu konuda uluslararası herhalde Almanya'da yaşıyor olabilir bilmiyorum.

Eee Halil İbrahim Türkdoğan diye bir eee eee şey var. Yazar var ve çevirmen aynı

zamanda. Ama Stetin e hakkında da eee bütün çalışmalarda imzası olan 3 aşağı

beş yukarı imzası olan bir isim. Ben kendisini tanımıyorum ama eee

eserlerinden çok faydalandım. kendisi muhtemelen Stener eee eee hem eee diline

hem de düşünce dünyasına güçlü bir şekilde sirayet etmiş birisi. Liva

yayınlarından Parerga diye bir Stener kitabı var. O da ince bir kitap. Halil

İbrahim Türkdoğan yine çevirisi. Norgund'taki çevriler de Halil İbrahim

Türkdoğan'ın yanılmıyorsam. Parherga eksikler demek. Yani bu da

aslında e biricik ve mülkiyetini tamamlayacak bir ifade. Yine başka bir

yayınevi Ganzer Kitap diye bir şey. Bu da herhalde eee şey eee çok özel bu

alanda çıkan bir şey. Bu alanda çıkacak eee Steiner ve eee anarşizm alanında

çalışanlar için eğitimimizin yanlış ilkesi ya da hümanizm ve realizm. Bu bu

e makale ve birkaç tane daha makale var. Eee bu kitapların içinde. Çünkü bu

şeyler eee önemli. eee bir eee bu 1844'te

karşımıza çıkan biricik eee ve mülkiyeti eee tartışması aslında Foerbach'ın eee

kavrayışının bir eleştirisini de eee en başta içeriyor. Hatta eee Biricik ve

mülkiyetinin girişinde eee Poer şey eee Ferbah diyorum. Steiner şöyle bir ifade

kullanıyor. Bizim açımızdan önemli bu alıntıyı yapmak. Niye? Çünkü hem Bruno

Baer daha önce konu edindiğimiz birisi hem de Foerba e Stiner'ın şöyle bir

ifadesi var. İnsan insan için en yüce varlıktır diyor

Foyba. İnsan henüz keşfedildi diyor Bruno

Bauer. O halde bu en yüce varlığı bu en bu en yeni keşf keşfi yakından

inceleyelim. Aslında Biricik ve mülkiyeti hem Foyer Bağın hem de Burnu

Bağu'in iddia ettikleri insana yakından bakmayı eee

amaç edinen bir çalışma. Eee birazcık kafaları karıştırsın diye kitabın

başından bir alıntı daha doğrusu bir epigram da o. Şimdi ise bir eee sonuç

bölümünden eee Biricik mülki biricik ve mülkiyetin sonuç bölümünden

biriciğin neliğine ilişkin eee zihinlerde eee bir karmaşa ya da işte

bir eee bir imaj oluşması için eee bir

aktaracağım bir paragraf şöyle diyor. Eee sonra da yavaş yavaş bu e

karışıklığı açmaya çalışacağız ya da bu imajı anlamlı kılmaya çalışacağız.

İnsanlar benim dışımda olan bir yönelimi bana kazandırmak zorunda olduklarını

düşünüyorlardı ve neticede insansal olanı istemem gerektiğini benden

beklediler. Çünkü onlara göre ben insanım. İşte Hristiyanlığın büyülü

çemberi budur. Fihtenin beni de aynı şekilde benim dışımda olan varlıktır.

Çünkü herkes bendir ve eğer sadece bu benin hakları varsa o zaman o bendir.

Ancak o ben değilim. Ben ama başka benlerin yanında bir ben değilim. Bizzat

tek başına benim biricikim. Bu nedenle benim gereksinimlerim de

biriciktir, edimlerim de. Kısacası her şeyim biriciktir.

Ve sadece bu biricik ben olarak ben her şeyi kendi mülkiyetim altına alırım.

Tıpkı bu ben olarak kendimi harekete geçirdiğim ve geliştirdiğim gibi. Ben

insan olarak insanı geliştirmiyorum. bizzat ben olarak geliştiriyorum

kendimi. İşte biricikin anlamı budur. Şimdi bu ifadeyi eee birazcık anlaşılır

hale getirmeye çalışalım. Daha doğrusu eee bu düşünceyi anlaşılır hale

getirmeye çalışacağız. Eee bir eee eee

bazı çelişkilerden bahsederek başlayalım. Eee, gördüğünüz gibi, eee,

bu alıntıda insanla ben arasında bir geçiş var. Ama o geçiş çabucak terk

edilen bir geçiş. Benle başka benler arasında bir geçiş var ama çabucak terk

edilen bir geçiş. Ve bir tek beni işaret eden ben var. Yani biricik bir ben var.

Ve bu biricik olan ben aslında kendisiyle başlayan bir hikayeyi yazmak

isteyen bir ben ya da biricik olarak var olabilecek bir biricik girişimi olarak

karşımıza duruyor. Şimdi burada iki tane eee şey yapabilirim. Eee gönderme

yapabiliriz. Bir tanesi eee sheiner uzmanlarını eğer okursanız eee

ben okudum birkaç tanesini. Güney Çeğin'in derlediği bir e radikal bir

düşünürün kayıp mirası MStinner kitabı var. Libera yayınlarından Soul Newman'ın

iki tane kitabı var Stinner üzerine. Bir tanesi Nika yayınlarından çıkmış.

Doğrudan doğruya Mark Stiner hakkında Soul Newman'ın kitabı. Bir tanesi de

Soul Neuman'ın derlemesi olan bir kitap. Post anarşistin politikası. Post

anarşizmin politikası adlı derleme. Eee, burada eee

ki makalelerden yaklaşık bir 15 makaleden eee şey olarak Nietzsche'nin,

eee, üslubuna ve diline yakın bir dil kullanan, kullandığı düşünülen,

Nietzsche'nin de olası olarak düşüncesinin birçok yönünü etkilemiş

olduğu düşünülen Stetin'ın eee, Stetin'dan niçin hiç bahsetmediğini

eee, eee, bir not olarak aktarmam gerekecek. Ama eee yine de işte eee

Stetin uzmanları Nietzsche'nin aslında eee Stetin'dan etkilenmiş bir figür

olduğunu, bir düşünür olduğunu eee söylüyorlar. Yani tabii ki aradaki

ilişkiyi eee biyoloji şey eee ne diyelim felsefi olarak kanıtlamak eee

mümkün belki ama şey olarak eee nedir? doğrudan bir etkileşimin izleri

Nietzsche tarafından eee sunulmadığına göre ancak bunlar birer kanaat olarak

kalacak şeyler. Eee burada okuduğum pasajdan bunu

hissetmiş olabilirsiniz. gayet eee Nietzsche'ye göre daha kaba saba olduğu

iddia edilse de Stinner'ın eee olağanüstü bir dil kullanımı ve dil

oyunlarına yatkınlığından söz etmemiz gerekiyor. Şimdi eee böyle düşünen bir

eee kişi yani Foerbaha ve Bruno Bağauer'e böyle seslenen yani insanı

bulduklarını iddia eden ya da insanın yeni keşfedildiğini düşünen ve insanın

ne olduğuna dair bir tahayyü eee olan olduğunu zanneden kişilere karşı hadi

gelin sizin bu insanı düşünelim diye eee çağrıda bulunan e Stener eee

Genç egelciler arasında 1844 yılında bunu yayınladığında, bu eseri

yayınladığında büyük bir tartışma yaratıyor. Eee, herkes bu esere dair

Moses Hes işte Foerba, herkes bir bu tartışmanın bir parçası oluyor. Tabii

biraz sonra göreceğiz. Marx da bu tartışmaya biri ucundan dahil oluyor.

Stiller'ın bu tutumu yani bu biricik ve mülkiyetindeki tutumu çeşitli düşünce

biçimlerini de etkileyen eee bir eee ne diyelim zemin hazırlamış olduğunu da

burada ifade etmek gerekir belki. eee belki sonda ifade edilebilirdi.

Stiner'ın ne gibi eleştiri etkileri olmuştur diye. Ama eee bence burada

ifade edilmesi daha doğru gibi geldi. Yani bireyci bir anarşizm düşüncesi.

Yani şimdi anarşizmler eee onu onun hakkında da konuşacağız.

Eee anarşizmi anarşizmler mi ya da anarşizm mi ya da anarşi mi? Yani hangi

safta bulunduğu önemli. İşte toplumsal anarşler var, ekolojist anarşistler var.

Burada bir bireyci anarşizm denilen bir eee figürden bahsediyoruz. Yani

anarşizmler içinde ayrık bir yerde duracak birisi. Zaten Stenin eee 1848

devrimlerinin de gelmesiyle yani 19. yüzyıl Avrupa'sının müthiş hareketliliği

içinde devrim devrimsel hareketliliği için bir süre sonra kayboluyor. Kaybolan

bir figür. 1880'lerde tekrar yani öldükten sonra Stiner'ı tekrar

keşfediyor birileri ve dolayısıyla tekrar gündeme gelmiş oluyor. Eee ama

eee anarşizm tarihi içinde de eee birçok anarşist tarihçinin de ismini anmaktan

imtina ettiği bir isimle karşı karşıyayız. Dostoyevski gibi bazı özel

figürler, Tostoy gibi bazı özel figürler Stinner'la olan şeylerin temaslarını

gizlememek eee eee tutumu içine eee girmişler. Eee, dolayısıyla buradaki

anarşizm içinde Stiner'ı nereye yerleştiririz falan diye bir soru varsa

zihnimizde birinci elden bireyci anarşizm denilen ama bu da yetersiz

tuhaf bir adlandırma ama bir adlandırma olarak sayılabilir. En azından Sol Newon

diyor ki ben böyle söylüyorum ama ben de bunu birazdan eleştireceğim diyor. Ben

de söylemiş olayım çünkü bir yere kon felsefe tarihinde yerleştirmemiz

gerekiyor. Belki de anlamayı kolaylaştırmak için. Nihilist bir yanı

var. Evet. Eee sonraları Stenin işte varoluşçuluk

üzerinde varoluşçuluk üzerine işte Sartter'ın yazdığı eserde varoluşçuluğun

ilkeleri sayılırken aslında Schiner'ın da eee bu ilkelere eee kaynaklık

oluşturacak bir eee tutumunun olduğunu ifade edebiliriz. En azından Sarter'ın

da eee Heidiger'in de eee Stinner'dan haberi olduğunu biliyoruz.

Eee, tabii ki Stinner'ın buradaki ego ifadesiyle the ego and its own diye

çevrilmesinin yarattığı bir sorun vardı. Ama yani burada bir psikanalitik teori

ile de Stinner'ın arasında eee 19. yüzyılın eee sonlarında küçük temaslar

eee kurulduğu ifade ediliyor. Günümüzde de bunlar yapılıyor. Yani eee böyle bir

etkileşim var. Tabii postmodern teoride her zaman böyle bir eee şey figürü

kaçırmak imkansız. O yüzden onun içinde de eee Stetin'ın sayılabileceğini

düşünebiliriz. Peki o zaman eee yani 1842'de eğitimimizin doğru olmayan

ilkesi ya da hümanizm ve realizm diye bir eser yazdığına göre bir kişi kendisi

öğretmenlik yapıyor. Üniversitede çalışma imkanı bulamamış. Bir süre

öğretmenlik yapmış. Yani şimdi bunun üzerine çalışıyor, böyle bir çalışma

yapıyor olması önemli bir şey. Çünkü bu eee aslında bir şekliyle Marx'ın Foerbah

üzerine tezlerin altıncısında ifade ettiği insanın özüne ilişkin tartışmada

ya da eğitimcilerin de eğitilmesi gerektiğine ilişkin tartışmalara da

referans olabilecek bir şey. Ben buradaki etkileşimleri kim önce söyledi,

kim sonra söyledi, kim kimden ne kaptı şeklinde düşünmüyorum da düşünmenin

yararlı olduğunu da zannetmiyorum. Çünkü bunlar bir tarafgirlik için de belki

sonuca bağlanabilir. Eee, buna ihtiyacımız yok. Çünkü ortak sorunlar

var. Yani Türkiye'de de bugün işte ya da bugün dünyada da ortak sorunlarımız var.

Buna ilişkin düşünme pratikleri belki bizi birbirlerimizi temas etmeden,

birbirlerimize temas etmeden benzer çözümler üretmiş de olabiliriz.

Dolayısıyla eee bunun e bir eee karşılıklı etkileşim mi yoksa eee aynı

şeyi aynı eee ne diyelim grubun içinde düşünme etkinliğinden kaynaklı

benzeşiklikler mi olarak düşüneceğimizi bilemiyorum. Yani nasıl karar verirsiniz

o size kalmış bir şey. Ama ben bu benzeşmeleri anlamlı buluyorum. Eee

Stener'ın eee bir tutumu var. Eee burada yavaş

yavaş ayrılmaya başlıyoruz. Biricik ve mülkiyeti kitabı aslında hem liberal

anlamda bireyciliğe yani hem de eee toplumsal eşitlik ideolojilerini yani

komünizm ve sosyalizme eee karşı bir eee tutum içinde

gelişiyor. Zaten Birilik ve Mülkiyet kitabını açıp okursanız, okumaya

kalkıştıysanız eee birinci iki bölümden oluşan bir

kitap. Birinci bölümü insan, ikinci bölümü ben, 1inci bölümde yani insan

bölümünde tarihsel bir anlatı görürüz. O tarihsel anlatı işte eski zamanlar, eski

ayetten başlayarak eee günümüze kadar gelir ve üçüncü bölüm özgürler

bölümüdür. Yani liberler eee libertenler bölümüdür. Orada siyasi liberalizm,

toplumsal liberalizm ve insancıl liberalizm diye liberalizmin yani

özgürlükçü düşüncenin eee eee bütün eee düşünme pratiklerine kadar uzanır ve ama

biz burada eee bütün bunların eee nasıl ele aldığından ziyade sonuç itibariyle

eee her tür eee bireyin ya da kolektivitenin

eee ideolojik bir ideal olarak ya da ideal olarak ya da bir normatif bir

dünya olarak karşımıza çıkarılmasına karşı eee eee yekten bir karşı gelişi

olduğu ifade edilebilir. Yine eee onun bu tutumunun eee işte özellikle işte bu

derleme kitaplarda, Maktiner üzerine yapılmış olan derleme kitaplarda

anarkokomünizm ve antikapitalizmle ilişkisi kuruluyor. Bu bu açıdan aslında

böyle düşünüldüğünde komünizmin eee bir uğrak gibi eee yani bu tip bir anarşizme

ulaşabilmenin komünizmi içermesi gerektiği fikri de var. Ama bu fikre

karşı gelecek muhtemelen Ştin'a bu söylenseydi o karşı gelecekti. zaten

kendisi eee buna karşıyla eee karşı geliyor. Şimdi

eee bunun dışında ama bazı eee Marx'ın da eee olumladığı, Engelsin' de ilk

okuduğunda olumladı ama sonra Engels'in Marx'la yazışmalarından sonra eee onun

da eee Marx gibi düşünerek eee mesafe aldığı Stilner. Eee mesela eee daha önce

Prudon'da da olan bir şey Marx Prudon'da da övdüğü şey buydu. eee buna benzer

şeylerdi. Sonuçta emekten yana olmaları ya da işte işçinin e yana olmaları ve

Prodondan çok daha ileri düzeyde Stinner'ın özel mülkiyetin her koşulda

işçiyi öldüren bir mülkiyet biçimi olduğunu savunması eee serbest rekabetin

asla bir serbestlik olamayacağını eee ifade ediyor ki bu Marx'ın büyük

takdirini karşılayan şeyler. Niye böyle düşünüyor? Çünkü aslında Marx'ın da

ekonomi politik hakkındaki düşüncelerin olgunlaşması

eee yani Alman ideolojisinde ya da Alman ideolojisine kadarki gelen süreçte çok

da netleşmiş değil. Yani 1857'leri yani bir 10 yıl sonrası belki daha da

netleşecek. eee, Marx mesela Prudon'u da para ve özel mülkiyeti eee, eee, şey, e,

bir meta biçimi olarak algılayamamasını eleştiriyordu. Ama Stenner bunu

algıladığı gibi daha sert ifadeler kullanıyor. Eee, özel mülkiyetin

yarattığı iş bölümünün işçiyi öldürdüğünü eee, ifade ediyor. Eee,

Marx'ta hatırlarsanız eee, ücretli işçiye eee, işte özgür köle ediyordu.

Dolayısıyla eee birçok eee benzeşikliklerin olduğunu ifade

ettiğimiz noktalardan birisi de bu diyebiliriz. İkincisi eee yine eee şeyin

eee Stetin'ın bir başka yaklaşımı devlet emek sömürüsü üzerine kuruludur. Emek

özgürleşirse devlet yok olur şeklinde bir eee çıkarımı var. Dediğim gibi eee

şey eee genelde Stinner uzmanları böyle bir kaba

bir eee çıkarımda bulunma yaklaşımı içinde olduğunu ifade ediyorlar. Ama

yani buradaki biz olayın özüneç eee eee sirayet edebilsin diye bunları bu

şekilde ifade etmemizde bir sakınca yok diye düşünüyorum. Şimdi emek sömürüsü

üzeri devleti kuran şey aslında bir tür sömürü faaliyetidir. Eee, düşüncesine

sahip ama sadece devleti mi kuruyor? Ama burada emek sömrüsü özel olarak

vurgulandığı için dolayısıyla bu açıdan bakmak gerekir. Marx'ta bunun da bir

farklı tabii Marx'ta daha detaylı olmak üzere eee benzeşiklik taşıdığını ifade

edebiliriz. Muhtemelen Marx emek özgürleşirse devlet

yok olur eee fikrini başka bir şekilde ifade edecektir. Mesela Marx diyecektir

ki yani tabii ki şimdi değil yani eee 18445'lerden

bahsetmiyoruz. 1800 işte eee 57 67 kapitalin yayınlanmasından 1. cildin

yayınlanmasında referans alırsak 20 yıl sonra 3 aşağı 5 yukarı eee o zaman

düşünürsek canlı emeğin ölü emek üzerindeki tahakkümünün sona ermesidir

komünizm der mesela değil mi? Dolayısıyla eee aslında komünizm canlı

emeğin özgürleştirilmesi faaliyetidir. Nasıl olacak bu? İşte öyle emek ortadan

kaldırılacak. Yani öyle emek dediğimiz ne? para eee işte vesaire vesaire. Yine

eee ortaklaşılan bir şey eee yani Marx bunu bu şekilde ifade etmezdi

ama beğendiği belli. Emek egoist bir karaktere sahiptir. Emekçi egoisttir.

Şimdi burada egoizm şu değil. Liberal bireyin kendi çıkarından başka bir şeye

tapınmaması. Dolayısıyla kendi çıkarını sadece kendi çıkarını arzulaması değil.

Burada söz edilen şey elbette bireyin kendi çıkarını arzulaması burada

söylenilen şey. Ancak bu kendi eee arzusunu gerçekleştirmek istediğinde

eee kendini gerçekleştir daha doğrusu kendi

arzusunu gerçekleştirmek istediğinde işçinin eee zincirlerle kuracağı

ilişkiyi ya da kendini bağlayan zincirlerle kurduğu ilişkiyi

özgürleştirici bir yan taşıyor gibi bir ifade düşünmenizi rica ediyorum. Çünkü

bu komünist manifesto da benzer bir şekilde tınlayan bir şey, çınlayan bir

şey. Eee, bu peki sermaye egoist değil mi? Onun egoizmi liberal egoizm. Evet,

doğru. O kendi çıkarını düşünüyor ama öz günün sonunda onun durumu yanılsamalı

bir durum. Dolayısıyla burada böyle bir yanılsamalı ya da işte yabancılaşma

içinde olan bir durum söz konusu değil. doğrudan doğruya somut işi karını

savunan bir varlık olarak emekçiyi görüyor.

Eee mesela eee şeyin eee yine eee Stinner'ın yaklaşımında birey bütünüyle

anlaşılamaz olan bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi bunu açmaya her

konuştuğumuzda biraz daha açmaya çalışacağız. Bütünüyle anlaşılamaz ne

demek? Yani biricik dediğimiz eee mefhum kişi neyse eee

bütünüyle anlaşılamaz birisidir. Çünkü o biriciktir. Biricik biriciktir. Bu

şekilde tanımlıyor zaten kendisi. Eee peki eee

birey bu biriciğin yani biriciğin kendilik durumuna nasıl ulaşır

dediğimizde kendi arzularını ve kararlarını kendisi vererek ulaşabilir.

Dolayısıyla eğer arzularının peşinde giden bir egoist ise istekli bir egoist

olarak eee kendini gerçekleştirebilir. Eğer arzularının peşinde gitmeyen,

onun yerine mutluluk ve güvenliği adına arzularını başka bir eee amacın ardına

gizleyen birileri varsa bunlar isteksiz egoistlerdir. ki bu isteksiz egoistlerin

durumu eee istekli egoistlere göre birazcık farklı bir eee eee durum

içindedir. Çünkü diğeri kendini gerçekleştirip biricikliğini ele

geçirebilecekken yani kendilik deneyiminden bir biriciklikle eee

çıkabilecekken diğerinin kendini bir biriciklik içinde bulması mümkün

olmayacaktır. istekli egoistler doğayile eee doğayileği değil kültür tarafından

ortaya konan tüm otoritelere karşı kendilerini özgürleştirirler. Yani ne

demek istiyoruz? 18. yüzyıldan itibaren Avrupa düşüncesinin temel

problemlerinden birisi birincil doğa, ikincil doğa tartışması.

birincil doğa yani doğal hukukçuların da ifade ettiği ya da genel olarak doğa

diyebileceğimiz şey canlıların varoluşlarını eee işte doğanın armağan

ettiği eee olanaklar içinde gerçekleştiren ve yapaylığa başvurmadan

bu varoluşlarını sürdürebilen canlıların yaşadığı bir doğadan söz ediyoruz. Bu

birincil doğa. İkincil doğa ise insanoğlunun toplumsallığı aracılığıyla

üretmiş olduğu kültür vasıtasıyla yaratmış olduğu doğa. Yani doğa ikincil

doğa dediğimiz şey de kültür. eee eee Stener'a göre eee işte istekli egoistler

bu birincil doğaya ulaşabilecek olanlardır. İkincil doğanın içinde

kalanlar her ne kadar kendi kendilerini fark etmiş olsalar da otoritelere karşı

özgürleşme mücadeleleri gerçekleştirseler bile sonuç itibariyle

kültür tarafından kültürün herhangi bir unsur din, devlet, ideoloji işte ne

bileyim herhangi normatif bir düzey tarafından eee belirlenebileceklerini

söylüyor. Şimdi bir aşamaya daha geçelim. Şimdi devlet gibi kültürün

yarattığı ve barındırdığı tüm kurumlar birer hayalet olarak adlandırıyor. Kim?

Schitener. Şimdi bu hayalet ifadesi de çok önemli bir ifade. Biliyorsun

komünist manifestoda da geçiyor. Eee Avrupa'da bir devrim hayaletinden

bahsediliyor. Bu hayalet eee fikri eee önemli bir fikir. Sonra işte bu hayalet

düşüncesi üzerine eee Derida'nın değil mi? Marx'ın hayaletleri ifadesini

kullanıyor ki bu bastırılmışın geriye

aslında arzulanması ama bir türlü ele geçirilememesi buna sebep olan şeyin de

kültür tarafından bastırılmış olan şeylerin eee kırılmaya çalışılması

vesaire vesaire vesaire diye çeşitlendirebileceğimiz bir şey. bir

şekliyle hesaplanmamış ya da hesabı tam olarak verilmemiş eee şeylerin ve

gerçekliklerin kendini tekrar e rücu ettirmesi, gerçeklik olarak karşımıza

çıkartması. Eee, burada devleti, kültürü eee Stener bu şekilde bir hayalet olarak

görüyor. Onun bütün kurumlarını dil de dahil olmak üzere eee hayalet olarak

görüyor ve diyor ki eee mülkiyet aslında işte bu ilişkiler içinde var olan bir

şeydir ve güç ilişkileriyle ortaya çıkmıştır. Şimdi bu önemli bir ifade.

Güç ilişkileriyle ortaya çıkmak. Eee, biz biliyoruz ki işte Platon'dan beri

okuduğumuzda, eee, siyaset felsefesi tarihini ya da etik tarihi üzerine

çalışma yaptığımızda MIVEL'e kadar eee, şeyin, düşüncemizin ya da felsefenin bir

daha alanımızı daraltalım, felsefenin eee kurgusunun erdemler üzerine

geldiğini yani erdemler aracılığıyla iyi insan olunduğunu, iyi bir devletin

ortaya çıktığını vesaire tartışması yapıyoruz ama eee Makelli'den

itibaren Makelli, Spinoza vesaire diye devam eden eee silsile içerisinde yavaş

yavaş eee bu erdemler yerine güç ilişkilerinin

eee diliyle konuşmaya başlıyoruz. Dolayısıyla güç modern toplumun

antikiteden farklı olarak modern toplum düşüncesinin eee insan ve eee devlet

kavrayışı ya da buna ait fenomenleri anlamamız yolunda terk etmememiz bir

gereken bir uğrak oluyor. da benzer bir şekde bir şekilde

mülkiyet güç ilişkileri ile ilişkilendirilerek ortaya çıkarıyor ve

diyor ki güç ilişkilerinin meyvelerini koruyan tüm ilkeler soyutlamalar

toplumsal bir hortlaktır, hayalettir. Yani diyor ki bu güç ilişkileri o ya da

bu şekilde birtım meyveler ortaya çıkarırlar.

Bunlardan biri mülkiyet. Bu mülkiyet ilişkilerinin ortaya eee mülkiyet

ilişkilerinin korunmasına dair yapılmış olan tüm soyutlamalar. Soyutlamalardan

kastımız ne? İşte birtım yasalar, ilkeler. Bunlara uygun olan hak hukuk

kavrayışlarının eee hepsi dolayısıyla eee birer hayalet olarak karşımızda

duruyor. Eee Egoistler Birliği diye bir şey karşısına çıkarıyor bütün bunların

karşısına. Yani bunun karşısına eee bu eee ne diyelim devletin karşısına,

hukukun karşısına, bu soyutlamaların karşısına, bu normatif dünyanın

karşısına, bu güç ilişkilerinin, meyvelerinin karşısına bir şey çıkarıyor

eee Stetin ve bunun adını egoistler birliği

diyor ki bu tartışmalı bir konu haline dönüşecek sonra. Ama biz burada bunu bir

karşıtlık olarak koyalım buraya. Egoistler Birliği aslında temelde

ahlaksız olan bir gruptur. Ne anlamda? Daha demin anlattığımız

anlamda. Çünkü güç ilişkileri aslında bir şekliyle birilerini bastırmış. Eee

bazı kurallara indirgemiş, saymış. Onları o alanlarda sınırlandırmış.

Dolayısıyla egoistler birliği onların bütün var ettikleri her şeyi doğal

olarak kendi malları, mülkiyetleri sayıyorlar. Dolayısıyla diyor ki bütün

kültür, bütün şimdiye kadar insanlık adına ortaya çıkmış her şey bizimdir

diyor ya da her şey benimdir diyenlerin eee birliğini ifade eden bir birlik

olarak çıkıyor. Bu anlamda ahlaksız olan bir şey. Biliyorsunuz ahlakın temelinde

log ne diyordu? ya da devletin temeline mülkiyet ilişkilerini yerleştiriyordu.

Ruso da yine doğal hukukçu olarak işte o da eee aslında bu durumdan memnun

değiliz ama daha kötü hale gitmesi de istemiyoruz. Eski duruma da

dönemeyeceğiz. O zaman bir toplum sözleşmesine ihtiyacımız var diyordu.

Hep bir sınır, olumsuzluğa karşı bir sınır çizip o sınırlığı sınırlı alan

içinde çözüm üretmeye çalışıyordu. Hops da benzer bir şey yapıyordu. Bir doğal

hukukçu olarak. Diyordu ki bu şiddet ortamını sona erdirebilmek için işte

İngiltere'deki iç savaşı bitirebilmemiz için ya bir Levatan çıksın hepimiz ona

silahları bırakalım otoritesine boyun eğelim böylelikle barış gelsin gibi bir

düşünce. İşte egoistler birliği tam da bu ortaya konmuş olan bu tip eee

sınırlamalar karşısında yani sana ait olanın bir başkasına zorla ya da gönüllü

olarak devredilmesine karşı ahlaksızca hareket ediyorlar. Dolayısıyla benim

demeye devam ediyorlar. Eee dolayısıyla şöyle diyebiliriz. Eee

daha önce de söyledik. Birey bütünüyle anlaşılamaz dedik. Burada da şöyle

diyebiliriz. toplum değil, birey gerçektir. Yani toplum aslında bir

şekilde güç ilişkileri tarafından kurulmuş olan bir şeydir. Ve bireyin

gerçekliği yoktur. Bunun içinde bireyin gerçekliğinin korunabilmesi için

egoistler birliği ahlaksızlar bu talepte bulunacaklar. Şimdi eee bir küçük not

eee yani başlangıçta da söyledim. Bireyci anarşist eee olarak sayacağız

ama sonuçta anarşizm farklı farklı türleri var.

eee yani bireyci anarşist demeyeceksek egoist anarşist olarak da

adlandırabiliriz. Eee çünkü burada sadece toplumsal düzene

bir karşıtlık söz konusu değil. Aynı zamanda bütün toplumsal düzeylerin eee

bir karşıtlığı söz konusu. Yani biraz daha açık söyleyecek olursak mesela

toplumsal eşitlik fikirleri, sosyalizm ve komünizm ki düşünün yani 19. yüzyılın

eee ikinci çeyreğinde yazılmış bunlar. Dolayısıyla eee karşımızda figürler

olarak kim olabilir? işte bir 1789 Fransız devriminin etkileri olabilir.

Yani işte Tab'den, Leis Blanc'tan, Saint Simo'dan yani bu tip isimlerin bir

etkisi olabilir zihinde. Öyle bir şey olabilir. E tabii bir de Genç Hegelciler

içerisindeki sosyalist eee eee fikirler olabilir ama biz bunu komünizm diye de

genişletebiliriz. Çünkü eee yani bütün toplumsal eşitlik fikirlerine karşı bir

tutum içinde. Çünkü bunu böyle düşünmesinin gerekçesi Hristiyanlık

idealizminin yani ahlakçılığının, Hristiyan ahlakçılığının, adaletçiliğin,

eşitlikçilik fikrinin toplumsal bu işte sosyalizm ve komünizmin içine de eee

dahil olduğunu ve onu kirlettiğini düşünüyor. Çünkü bireye karşı bu

kirlenmeden kasıt ne? Çünkü bireye karşı eee sosyalizm ve komünizmin kör olduğunu

düşünüyor ve mülkiyetten kurtulmayı bir toplumsallaşma olarak görmeyi sıkıntılı

olarak düşünüyor. Yani tabii ki bu eleştiriler Marx tarafından eee

cevaplanacak. Çünkü burada aslında bir toplancılık içinde olduğunu görüyoruz.

Bu fikirler aranızdan içi okuyanlar varsa, eee, yani Hristiyanlık idealizmi,

eee, şey kapitalist liberalizme karşı tutum, eee, sosyalizme karşı karşı geliş

ve, eee, işte başka bir şekilde, eee, übermş fikrinin ortaya çıkması ile ne

kadar benzeştiğini de, eee, ifade etmek, eee, gerekir. Ya da, eee, bir not olarak

düşelim. Eee,

Stetin şöyle, eee, sürdürüyor şeyini, yaklaşımını. Toplumsal eşitlik arayan

devrimlerde, devrimler de dahil gerçekte devrimler toplumsal olarak otorite

ilişkilerini değiştirmekle birlikte yeni otorite ilişkileri kurarlar. Şimdi bu

eee kitapta Biricik ve mülkiyetinde eee, devrim ve isyan ayrımı var. Eee, bu

Marx'ın özel olarak ilgilendiği bir tartışma haline dönüşüyor. Eee, iddia şu

ki bu iddia hepiniz için çok tanıdık gelecektir. Eee, günümüzde de bunlar çok

fazla salık veriliyor. Tabii Stenner eee, referansıyla yapılmıyor olabilir.

Devrimler Kant'ın da görüşü öyleydi biliyorsunuz. Eee, diyordu ki Fransız

devrimine atıfta bulunarak ya da genel olarak devrimlere atıfta bulunarak

devrimler bir iktidar değişikliğine yol açar.

Eee ama toplumlar devrimlerle değişmez diyordu. Eee çünkü bir günden ertesi

güne bir değişim olmaz. Bu süreç alır. O yüzden eee iyiye doğru reformlar yapmak

gereklidir diyordu Kant. Yani bir reformist olarak karşımıza çıkıyordu.

Eee Stenner da aynı şekilde düşünün 1848 devrimleri oluyor. 1847 48 46 eee

grevler oluyor, ayaklanmalar oluyor. Bunları eee ironik bir şekilde şimdi

hangi yazar söylüyordu bilmiyorum ama Soul Nman'ın derlemelerinden bir

tanesini penceresinden izliyordu. Eee diyor. Yani dolayısıyla devrimlere eee

duyarsız kalmasının altında yatan şey teorik bir şey. Çünkü bir otorite, bir

rejim biçiminin yıkılıp yerine başka bir rejim biçiminin ortaya çıkarılması,

rejim zaten biçim demek, özür dilerim, rejim biçimi diyorum ama başka bir

rejimin ortaya çıkmasını eee çıkması onun için eee eee biriciğe doğru gidecek

yönde bir gelişme ifade etmiyor. Asıl şey sorun bireyin özgürleşmesi ise

devrimler yeterli unsurlar değildir. Temel olan şey isyandır. Yani illa bir

eee yeniden eee şey varsa devrimler çünkü onun zihninde siyasal bir çağrışım

uyandırırken eee isyan dediğimiz şey toplumsal bir

karşılık uyandırıyor ve bireyin bağlarından kurtulmasını işaret ediyor.

Şimdi toparlayacak olursam şeyle eee yani onun eee zihnindeki olan şeyi belki

birazcık eee netleştirmek açısından ikili bir şey oluşturalım. Bir anda

devlet olsun, devlet sütunu, diğer tarafında egoistler birliği olsun. Yani

egoistler birliği o eee Stetin'ın talebiydi. Devlet ne

oluşturur? Sistem kurar. sistem düşüncesi devlettir. Yani Platon

devletçidir. Zaten felsefe de baştan aşağı devletçidir. Yani Schiner böyle

söylemiyor ama Stiner bütün felsefe tarihini insana anlatırken bu şekilde

adeta hocası Hegel gibi bütün felsefe tarihini geçiyor ve sistem kuruyor diyor

devlet. Yani sonuçta Hegel'de biliyorsunuz devlet de işi

sonuçlandırıyor. Sistem düşüncesi ne olursa olsun ister felsefi sistem ister

bilimsel sistem bir otorite oluşturma çabasıdır. Diyor ki egoistler birliği

sistemli bir şeye karşıdır. Sisteme karşıdır. Anti bir düşüncedir. E buradan

Nietzsche, Marx, Kerkegar değil mi? O eee fuko, derida yani bunları duyması

duymak da mümkün oluyor. Sistemli değildir. Bir egoistler birliği bir

çıkar birliğidir. Şimdi bundan ne anlayacağız? Çok böyle bir eee ironik

bir örnek var. M ses eleştirmiş kendisini. O da bir cevap veriyor. Diyor

ki mesela eee söylediği şey eee bu çıkarlar

birliğinden ne anlayacağız diyor. İki aşıktan ne anlayacaksak onu anlıyoruz.

diyor. İşte iki aşık birbirlerini severler ve bunu bir sezgisel olarak

birbirlerine duyarlar. İşte sarılırlar, şey yapar. İkisi de kendi olmak

derdindedir. Aşkını yaşatmak derdindedir ve birlikte olurlar. Birlikteliği kuran

şey aslında bir olması gerekenler şunlar bunlar değildir. Yani o aşkın

kendiliğinden halidir. Dolayısıyla çıkarlar birliği bu şekilde kurulacak

olan bir şey. Yani oturup da şurada çıkarlarımız var. Ha şurada da şey yani

bir LCA teşkilatının çıkarlar Birliği'nden, bir kooperatifin çıkarlar

birliği bahsetmiyoruz burada. Sendikanın çıkarlar birliğinden bahsetmiyoruz.

Burada iki aşığın tırnak içinde primitif düzeyde bir örnek ama Monses'e söylediği

bir şey olduğu için aklıma geldi söyledim. Dolayısıyla devlete karşı

egoistler birliği, sisteme karşı antisistemci düşünce.

eee devlet aslında olması gerekeni ifade ediyor. Yani ahlakın, etiğin ve hukukun

temsilcisi olması gerekenler. Zaten bu felsefe zaten bunlarla uğraşıyor. Olması

gerekenlerle uğraşan bir şey zaten. Tragedyanın ölmesinin gerekçesi neydi?

Felsefenin doğmasının gerekçesi olması gerekenin ortaya çıkması. Site devleti

ortaya çıktı. Tragedyaya yer kalmadı. Çünkü orada olması gerekenler yok.

olması gereken için bir felsefenin de olması gerekiyor. O başka bir şey.

Dolayısıyla diyor ki eee buradan felsefenin gerçekleştirilmesi

düşüncesini de hatırlamanızı istiyorum. Yani eee genç Hegelcilerin genel

paradigması. Felsefe nasıl gerçekleştirecek? Felsefe ancak işlevini

tamamladığı zaman gerçekleşmiş olacak. Dolayısıyla devlet olması gereken

paradigmaların üretim merkezi olmaktan çıkarıldığında yani olan olduğunda

olan olmak ne demek? Çok ilginç bir şey bu. Olan olmak. Yani bu olanı olduğu

gibi kabul etmek. Eee bunu biraz anlamak zor. Çünkü hepimiz olması gerekeni

anlıyoruz. Olanı da aşağılamakla meşgul olan bir tedrisattan geçtik yıllarca.

Dolayısıyla olanı anlamaktan güçlük çekiyoruz. Her zaman olanı anlamak çok

güç olan bir şey. Eee, Egoistler Birliği olanı olduğu gibi kabul ediyor.

Eee, diyecek. Yani devletin karşısına egoistler birliği koydu. Sistemin

karşısına antisistemi olması gerekenin karşısına olanı koydu. Bir başka şey aks

yani yine devlet aslında zorunlulukların ya da zorunluluklar dışında neler var?

Bir de yönelimlerin belirleyicisi olarak karşımızda duruyor. Sistem böyle çalışan

bir şey. Egoistler birlik ise gönüllü ve araçsal birlikteliği savunuyor. Yani

gönüllü ve araçsal. Yani ihtiyacın kadar neydi? İşte bu iş olacak, bunlar olacak.

O ihtiyaçlar gereğince birlik eee oluşacak. Her zaman o birliğin korunması

gerekmiyor. Bir kurumsallaşma peşinde değil. Gönüllü ve araçsal olanı. Şimdi

bir başka uç ikilik ifade edelim. eee, devlet temsili olanın yani işte sembolik

düzenin merkezinde yer alan bir şey, değil mi? Temsilin, sembolik düzenin

merkezinde yer alan bir şey. Egoistler birliği ise hayır. Temsili ortadan

kaldırıyor. Doğrudan katılım. Yani ne temsili demokrasi var yani

parlamentarizm vesaire falan ya da işte birilerinin güçlerini devrettiği bir

şeyler var. Ne de ne bileyim herhangi bir otorite var. Nedir bu? işte din

adamı ya da işte felsefe hocası ya da o alandaki bir birisi. Hayır. Doğrudan

doğruya o ihtiyaçların ve çıkarların gerektirdiği bir katılımın olduğu bir

eee birlikten bahsediyor. Eee Stenin eee şimdi bir başka karşıtlık

devlet düşüncesi uzlaşı ve çoğunluğa dayalı bir şeydir. Hani diyoruz ya

müzakereler yapıyoruz, bilmem ne, oydaşmalar gerçekleşecek, antlaşmalar,

sosyal kontraklar, bilmem neler falan filan. Hep bir uzlaşı ve çoğunluk

arayışı var. O uzlaşı çoğunluğa dayanıyorsa meşruiyet oluşuyor. Eee,

eğer çoğunluğa dayanmıyorsa meşruiyet krizi ortaya çıkıyor. Eee, ya da

ilkelere dayanıyor. O ilkeler çalışmadığında meşruiyet krizi ortaya

çıkıyor. Dolayısıyla yani o ilkeler de uzlaşıyla ortaya çıktığı varsayılan

şeyler. zımni olarak öyle kabul edilmiş olan şeyler.

Egoistler Birliği ise hayır diyor ki hayır ne karşı eee şey çoğunluk ne de

uzlaşı karşılıklılık ve tutum yani o anki tutumlar o ihtiyaçlara ilişkin

tutumlar fark ettiyseniz biriciğin ve mülkiyetinin hikayesi birazcık kafada

yani zihnimizde berraklaşmaya başlıyor. Çünkü eee burada sistem düşüncesine

sadece devlet değil devletle birlikte sembolik düzeni oluşturan her ne varsa

buna karşı bireyin kendi olmaklığıyla ilgili olan şeylerin öne çıkarıldığını

tam karşıtlık olarak konduğunu ifade edeceğiz. Şimdi bir eee eee Stinner'dan

alıntı aktarmak istiyorum. Çok ilginç bir sözcük. Eee, bu ilk girişte

okuduğuma benzer bir söz oyunu da var ama eee, buna dikkat etmenizi

öneriyorum. Çünkü bu çok önemli. Çok duyacağınız bir şey. Şitinir okurken.

Biricik bir sözcüktür. Hani şimdiye kadar hep biriciğin ne olduğunu, işte

toplumla nasıl iş gördüğünü falan konuşuyorduk. Biricik bir sözcüktür ve

bir sözcüğün altında düşünülebilecek bir şey olmalıdır.

Sözcük çünkü nasıl bir şeydir? sembolik bir şeydir. Yani bir kavramdır. Kavramın

altında demek ki düşünebileceğimiz bir şeyler olmalı. Kavramın içeriği olmalı.

Yani bir sözcük düşünce içermelidir. Oysa biricik düşüncesiz bir sözcüktür.

Düşünce içermez. Şimdi daha demin anlattığım şeyi birazcık eee netleştiren

bir şeyi söylüyor aslında Schenner. Yani bir şekliyle biricik ifadesini eşsizlik

yani eş eşsiz tekillik gibi de düşünebilirsiniz. Çünkü İngilizcedeki

çevirisi zaten öyle yapmışlar. The unique individual. Eşsiz tekil. Yani

öyle bir tekillikten bahsediyoruz. Bunun mülkiyetinden bahsediyoruz. Düşünce

çünkü şimdiye kadar bize nasıl aktarıldı? Normatif düzeyde, sembolik

düzeyde, dil düzeyinde aktarıldı. Oysa ki bu bu şekilde aktarıldığında ne

oluyor? bir uzlaşı ortaya çıkmış oluyor. Bir çoğunluğun iletişim dili ortaya

çıkmış oluyor. Ve bu aslında dil aracılığıyla birtım putların,

ideolojilerin bize geçmesini sağlıyor. Biricikliği deforme eden şeyler bunlar.

O zaman biraz daha yakından bakalım. Ya bu adam gerçekten insanı nasıl anlıyor?

Yani bu Schiner nasıl yaklaşmaya çalışıyor? Aslında çok ilginç bir

şekilde bunun bir örneğini Emil, Emil kitabında Russo'da görebilirsiniz. Eee,

bir örneğini Kant'ta görebilirsiniz. Eee, Eğitim Üzerine adlı çalışmasında.

Eee, şimdi bir başka örneğinde Schinner'da görmüş olalım. Schiner diyor

ki, eee, insanın gelişimi aslında çok da karmaşık değil. antropolojik olarak

anlaşılabilir bir şey. Bu esnada antropoloji biliminin eee 19. yüzyılda

müstakil bir bilim olarak ortaya çıkması için eee 19. yüzyılın ikinci çeyreği çok

erken bir dönem. Yani eee 3ünc ya da 4üncü çeyrekte ortaya çıkmış olan bir ya

da bilim yolunda olmaya başlayan bir antropoloji biliminden bahsediyoruz.

Anarşist bir antropolojinin öncülerinden olarak da sayabiliriz eee Stiner'ı.

Steler şöyle diyor. Bir bebek ya da çocuk diyelim eee doğduğunda yani doğal

durumda eee nedir? Somut ihtiyaçlarının peşinde koşar.

bir açıdan eee yani dünyaya biganedir. Dünya karşısında bir ilgisizdir. Eee

sadece çıkarlarının peşindedir. Somut olarak eee kendini kendiyle

ilgilenmektedir. Dolayısıyla kendini fark etmeye çalışır. Kendini bulmaya

çalışır. Bu esnada ebeveynleri, anne babası neyse ailesi işte yakın çevresi

falan ona biriktirilmiş bilgi denizinden hazineler sunarlar. Yani ne yaparlar?

Dili öğretirler. nasıl davranacağını, nasıl topluluk önüne çıkacağını, eee,

işte eee ya da neyi görmesi, nerede oturması, onu sürekli eee belirlemeye

çalışırlar. Çocuk da buna karşı isyan geliştirir.

Eee, böylelikle bir çatışma ortaya çıkar. Şey diyor ki bunu hocası

Hegel'den, eee, birazca Hegelci diyalektiğin de izlerini burada

sürebiliriz belki. Özellikle Biricik ve mülkiyetinin birinci bölümünden söz

edebiliriz. bu şeyden, izden eee diyor ki eee bu bilinç aşaması gibi bir şey

olarak düşünebiliriz. Henüz çocuk ne olduğunu, ne bittiğini bilmiyordur ama

bir çatışma içindedir. Çatışma içine girdiği yer yani anne babası ya da o

işte biriktirilmiş bilgi denizi ya da kültürün kendisi karşısında

eee işte bir direnç oluşturmaya başlar. Sonra bu çocuk ergenliğe geçtiğinde ya

da gençliğine geçtiğinde, genç olduğunda artık eee birtım soyutlamalara

soyutlamalar, idealleştirmeler yapar. Soyutlamalar, idealleştirmeler yapar.

Yani bir tür dünyanın evrenselci ve özcü yanlarıyla tanışır. Dolayısıyla dünyayla

kurduğu ilişki artık idealleşmiş ilişkidir. Yani bebekken realist bir

ilişkisi vardır. Somut ilişkisi vardır. Eee, gençliğe geçtiğinde ise

soyutlamalar yapar, idealleştirmeler yapar. O yüzden idealist bir ilişkisi

ortaya çıkar. Eee, Steer buna öz bilinç evresi diyor. Yani birinci aşamadaki

durum kendini fark etmenin birinci aşaması. Ama öz bilinç aşaması artık

kendinden uzaklaşma aşaması. Kendi dışına. Çünkü işte o yüzden eee bu

idealleştirmeler gençlikte başımıza beladır ya işte devrimci tipolojiler

vesaireler eee ortaya çıkar. Dünyayı değiştirmek isterler. Çünkü kendilerini

adayabilecekleri birtım genellik düzeylerine eee feragat ve hayranlıkla

bağlanabilirler. Stinner bunda idealizm olarak görü,

idealleştirme olarak görüyor ve dolayısıyla hiyerarşi dediğimiz şey ya

da genelliklere bağlanma ya da bütün ya da herkes düşüncesi en güçlü şekilde bu

gençken ortaya çıkan bir şey. Özbilinç dediğimize göre aslında birazcık eee o

yüzden de Hegelci diyalektik diyoruz. insan bölümünü okuduğumuzda karşımıza,

Biricik ve mülkiyetinde insan bölümünü okuduğumuzda karşımıza bu aşamada

stoğacılık, epikürcülük ve eee şüphecilik diye bir eee bölümle

karşılaşıyoruz ki bu aslında Hegel'in öz bilinçte anlattığı hikayenin aynısı da

denebilir. Yani Marx'ın iddiası aynı olduğu ama eee Stetin'la ilgili yazanlar

bu konuya çok fazla eee üzerine odaklanmamış bulunuyorlar.

Eee, sonra ise diyor şey insanın gelişimi. Yani insan gençlikten

olgunluğa doğru hareket ettiğinde artık kendini daha iyi fark eder. Yani ne

yapmak istediğini, ne olmak istediğin, neyin onu sınırlandırdığın daha net fark

etmeye başlar, görmeye başlar ve olduğu gibi olmak isteyen bir insana dönüşür.

Olduğu gibi olmak isteyen bir insana dönüşür. Dolayısıyla fark etmenin ikinci

aşaması gerçekleşir. Yani realizm aşaması vardı, idealizm aşaması vardı.

Şimdi artık olgun birey olarak kendilik deneyimini kendi başına yaşayabileceği

bir biriciklik evresine doğru evrilmeye başlar şeklinde anlatıyor Schiner. Bir

de şöyle düşünelim. Eee, kavram kargaşası çok fazla yaşandığı

düşünülüyor bu şeyde. Çünkü birinci bölüm insan, ikinci bölüm bendi ve

nihayetinde biricikle karşılaşıyorduk. Aslında e Stiner değil de sıradan bir

felsefeciyi okuduğumuzda yani Foerbağı okuduğumuzda türsel varlık ve bireysel

varlıktan bahsedecektik. Eee ama eee burada başka bir şey var.

Eee şöyle ki yine bu da Hegelci bir etki. En genel düzeyde insandan

bahsediyoruz. İnsan Mhtinner insan dediğinde en genel düzeyde olan bir

varlıktan bahsediyor. Yani tarihsel, türsel varlıktan bahsediyor. Tarihin

içinde işte bin bir hikayeyle ortaya çıkmış olan insandan bahsediyor.

Bu insanın daha daralmış bir şekilde var olduğu şey yani bir huni gibi düşünelim.

En geniş kısımda işte insan var. Daha dar bir aşamada ben var. Bu ben ise eee

aslında eee insan ile ilişkili değildir. Yani bireysel insanla ilişkili değildir

ama bireysel insanla aynı zamanda ilişkilidir. Ne demek istiyorum? Hiçlik

gibi bir şeyden bahsetmeye çalışıyorum. Ben aslında karşılaştığımda hiçlikle

karşılaşır beni keşfettiğimizde ve artık ben kendini yaratmak ister. Yani o

hiçlikle karşılaştığında, "Ben kimim sorusunu sorduğunda artık insan değil de

kendi kişisel eee tekilliğini fark eder ve bu tekilliği yaratmak zorunda

olduğunu düşündüğü için kendi içliğinden yaratıcı bir şekilde benini ortaya

çıkarmaya başlar. Dolayısıyla ben burada genel olarak insan değil eee nasıl bir

insan? Tekil bir insan karşımıza çıkıyor. Peki biricik insan mıdır? Ben

midir? E tabii biricik hem insandır hem bendir ama bunlardan çok daha soyut bir

şeyden bahsediyoruz ya da daha damıtılmış olan bir şeyden bahsediyoruz.

Yani belirlenemez olan tekillikten bahsediyoruz. Hiçbir şekilde

belirlenemez olan bir belir eee eee varlıktan bahsediyoruz. Hatta bu biricik

olana biriciğe insandan gayri bir insan diyebiliriz ya da gayri insan, insani

olan da diyebiliriz. Şimdi bunu kendi biricik bir sözcüktür ve bir sözcüğün

altında düşünülebilecek bir şey olmalıdır.

Bir sözcük düşünce içermelidir. Oysa biricik düşüncesiz bir sözcüktür.

Düşünce içermez dediği yerle şimdi bunu birlikte düşünebiliriz. Demek ki bir

belirlenimsizlik olduğu için düşünce içermiyor. Belirlenemiyor.

Belirlenebilirliği, ele geçirilebilir bir yanı yok. Çünkü eşsiz bir tekillik

içinde bulunuyor. Peki o zaman bunu şöyle de e açabiliriz. Biraz daha şey

yapalım. Eee şöyle diyor Stiner: "Keza ben de tıpkı tanrı gibi kendi davamı

kendi üzerime kuruyorum. Çünkü ben diğer herkes için bir hiçim. Çünkü ben kendim

için her şeyim. Çünkü ben kendim için biriciyim."

Ne kadar niçeci bir ses tonu değil mi? Zerdüş böyle buyurdudaki gibi yani. E

zaten kendisi tanrının ölmüş olduğunu söylüyor. Şey e Stin tanrının ölmüş

olduğunu söylüyor. Tanrının eee bir işe yaramadığını söylüyor. Eee tıpkı tanrı

üstelik eee Stetin'a göre çok sert bir şekilde ateistlerin çoğu da dinsel

düşünüyorlar diyor. ki burada kastettiği eee eee Bruno Bauer, Foerbah gibi

isimler. Hatta küçük bir nimpotta küçük Marx'tan da bahsediyor. Yani Marx'ın

daha henüz eee yeterli eee entelektüel olarak tanınırlığı yok. Onun da Foer

bahçe olduğunu söylüyor. Yeterince güçlü bir ateist olmadığını söylüyor. Tanrı

kendi çıkarı için var olan bir şey. Tanrı da belirlenimsiz bir şeydir, değil

mi? Belirlemeye çalışıyoruz. Yani Tanrı hep ele geçiremediğimiz bir şeydir. Onu

eee teolojiler eee insanoğlu için tanımlanabilir hale getirmeye çalışıyor.

Burada biricik de bu şekilde diyor ki ben kendi çıkarım için var olan bir

benim. Tanrı nasıl kendi çıkarı için varsa ben de kendi çıkarım için varım.

O yüzdendir ki biricik şöyle seslenir. Dünya benim mülkiyetimdir. Yani

ahlaksızdır dedik ya biricik şey egoistler birliği. Çünkü dünyayı kendi

mülkü olarak görüyor. Hiç kimsenin dünyadaki herhangi bir şeyi mülkü olarak

alabileceğini eee düşünmüyor. Bunu İslamcı şey ifadeyle söyleyecek olursak

işte her şey Allah'ındır değil mi? Öyle bir söz vardı. 90'lı yıllarda eee Refah

Partisi ilk çıktığında arabaların arkasına yazıldı. Mülk Allah'ındır.

Pardon şey Kemalizmi eleştirmek için mülkü Allah'ındır diye yazıyorlardı.

Burada da diyor ki mülk benimdir. Biriciğindir mülk.

Şimdi dolayısıyla toparlayacak olursak şöyle bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz.

eee her birey, her biricik yani benzersizdir.

Eee bu yüzden diyor ki ben kendi eserimi,

biricik ve mülkiyetini dikkatinizi çektiğiyse hiçbir kimseye dayandırmadım.

şu şöyle düşünüyor, bu böyle düşünüyor. O yüzden ben de öyle düşündüm gibi bir

şey söylemedim diyor. Eserim hiçbir şekilde herhangi bir referansı yani

herhangi bir dayanağa yaslanmamıştır. Çünkü ben biricik olarak benzersiz bir

şey yazdım. İkimiz düşmanız diyor. Devlet ve ben. Devlet ve ben her koşul.

Devlet tabii sembolik düzen. Sembolik düzenin var olduğu her yerde biricik

düşmandır diyor. Biz buna düşmanız. hiçbir şekliyle affedilebilir bir taraf

yok. Diyor ki, eee, bir eee, ya da biricik bireydir. Ama bu birey şöyle bir

bireydir. Benim bedenim, bedenim onların değil, benimdir. Benim zihnim onların

değil, benim olduğu gibi. Şimdi bu tabii ki tartışmalar yaratacak olan bir şey.

Peki bu egoizm konusunu birazcık açmaya eee çalışalım. Şimdi eee

biriciğin 3 aşağı 5 yukarı nasıl bir şeye tekabül ettiğini düşünü ama bu

egoizmi anlamak gerekiyor. Egoizm aslında

şöyle bir eee karşıtlığın eee karşıtlıkla bizi eee bize anlaşılır

gelebilir belki. eee egoizm doğal, içkin yani o bireyin içkin, doğal

güç ve arzusunu ifade eden bir şey. Yani eee ve burada gördüğünüz gibi psikolojik

bir şey olmanın ötesinde tam olarak eee belirlenemeyen çünkü doğal olan da

belirlenmiş bir şey değil. İçkin potansiyel bir şey demektir. Yani ne

olduğunu bilmiyoruz. Güç yine potansiyel olarak ortaya çıkar. Arzu asla tatmin

edilemeyen bir şey. Dolayısıyla bu potansiyelin hareket ettirdiği bir

egoistlerden bahsediyoruz. Karşı tarafta ise yani devletin yani düşmanın

bulunduğu ya da sembolik düzenin bulunduğu yerde ise hak kavramı, hukuk

kavramı, inşa kavramı, icat kavramı, aşkın kavramı ve dışsallık bulunuyor.

Yani bir karşıtlık içinde. Dolayısıyla egoizm aslında değerler çöktüğünde.

Hangi değerler? Hak, hukuk, inşa etmekle ilgili kurduğumuz kavramlar, icat

etmekle ilgili kurduğumuz kavramlar ya da kurumlar, aşkınlık ya da dışsallıkla

ilgili ilgili kurmuş olduğumuz yani dışsal dediğimiz şey devletin bir zor

aygıtı olarak dışsal bir güç olarak karşımıza çıkması gibi. Ya da dinin

dışsal bir güç olarak karşı ya da ahlakın ya da ideolojilerin bunlar

çöktüğünde bir boşluk fark edilir diyor. eee

işte bu boşluk içinde bir hiçlik vardır. Egoizm işte bu hiçliğin içinde

kendi olma arzusunu taşımaktır. Ha demek ki aslında bu kurumlar çöklüğünde ortaya

çıkan şey kendi olmakla ilgili eee kendilik deneyimini ele geçirmekle

ilgili çabanın eee arzun kendisi olarak egoizm bize ifade ediyor. O yüzden

aslında özgürlük ideali Stetin tarafından kabul

edilebilir bir ideal değildir. Çünkü bütün özgürlük idealleri hani komünizme

ve sosyalizme getirdiği eleştiri gibi sınırları yerinden kaldırır, yeni

sınırlar koyar. Pozitif ya da negatif özgürlük kavrayışları bunun en somut

örnekleridir. Onun yerine egoist kurtul kurtul der. Yani nedir? bütün yapılardan

kurtulmak üzerine eee bir slogan geliştirmiştir ya da ünlem

geliştirmiştir. Çünkü kurtul kurtul dediği şey sınır koymamaktır.

Özgürlük ideali eninde sonunda eee sınırlar koyacak. Bunu başka bir

ifadeyle şöyle söylüyor. Çok artistik bir ifade mi? Güzel. Kötülükten,

kötülüklerden ya da kötülükten kurtuluşun

pardon kötülüklerden kurtulursunuz ama kötülük kalır. Yani dolayısıyla

kötülükten kurtulmamız gerekiyor asıl. Kötülüklerden onun nasıl işte

somutlaşmışsa ondan kurtulursunuz. Ama kötülük bir soyutluk olarak kaldığı

müddetçe aslında kötülükten eee kurtulmamız gereken hedefi kaybetmiş

oluyoruz. Dolayısıyla bir özgürlükçü ideale şüpheyle yaklaşan birisinden

bahsediyoruz. Eee ve

şimdi birazcık da Marx'a geçelim çünkü eee eee şey olacak. Eee Marx'a haksızlık

yapmış olacağız. Şimdi şeyin eee galiba eee

Güney hocanın Güney Çin hocanın derlediği eee şeyde

Marketiner'er radikal bir düşünürün kayıp mirası Lverna yayınlarından Liva

yayınlarından çıkan kitapta Banu Bargu yanılmıyorsam Berkley'de hoca. Eee onun

şöyle bir şeyi var. Şimdi bu söylediğim şeyle ilintili olarak makalesinden

aktarmak istiyorum. Elbette bugünün isyancı benleri

kendi varoluş koşullarına ve kendiliklerine en uygun yollarla

ayrılmaya çalışacaklardır parçası oldukları düzenden. Yine de çıkış

sorusu. Schitiner düşüncesinin porselen dükkanında oluşturduğu yakıntı

yıkıntılar arasında bize bıraktığı en önemli siyasi soru siyasi soru olmaya

devam ediyor. Ancak sorulması gereken ve Stetin'ın bir yakıp yıkan Odefil'in

geride bıraktığı bir soru daha var. Çıkıp da nereye gitmeli? İşte Stetin'ın

ehlileştirilemez reddiyesi bu soruyu ısrarla cevapsız bırakıyor. Yani Stetin

bize bir cevap vermiyor diyor. İdiası bu yani. Tamam eyvallah yıkalım yakalım.

biriciye ulaşmak istiyoruz da ama bu yani eee bizi nereye götürecek diye bir

eee soru işareti bıraktığını söylüyorum. Şimdi Marx'ın tabii ki burada eee buna

verebileceği tepkileri eee gayet eee eee anlamak mümkün. Çünkü sonuç itibariyle

eee ya Alman ideolojisinden örnekler de

sunacağım ama Paul Thomas'ın Marx ve Schiner'la ilgili yazdığı eee bir

şeyinde çalışmasında Stetin tarihi tahrip ve mistifiye eder. Her şeyden

önce bireyler bilince dünya nesneye dönüştürülür. Böylece yaşam ve tarihin

çok çeşitli biçimleri farklı bir bilinç tutumuna indirgenir. Daha da kötüsü

Stinner beceriksiz bir Hegel kopyacısıdır. Görüp görebileceğimiz

katiplerin en kötüsü gibi neyi kopya ettiğini hiç bilmeden yazıp çizen

biridir. Şimdi bu eee çok acımasız bir ifade ama Marx eee şey Stiner'a Aziz Max

diyecek. Aziz Max demesinin de gerekçesi var. Çünkü işte onun misifiye ettiğini

eee birçok şeyi misifiye ettiğini söyleyecek ve Hegel'i yanlış okumakla

itham edecek. Eee tabii ki eee bir kere Stiner çok ciddi bir şekilde hem Foyer

Ba'nın hem de Hegel'in karşıtı olabilecek bir şey. Çünkü bütün

gerçektir, gerçek bütündür diyen bir Hegelle eee Schiner'ın aynı kişi

olduğunu söylemek mümkün değil. Kötü kopyacı diyerek Marx bu işin içinden

sıyrılabilir mi kolay kolay? eee bunu sorgulamamız gerekir. Alman

ideolojisinin en uzun bölümü yaklaşık 300 sayfadan daha fazla olan bir bölümü

eee eee Stetin'a ayrılmıştır. Eee Stetiner'a ayrılan bu bölümde Marx eee

kitabın yani eee Stetiler'ın kitabı da zaten 350 sayfa falan. 350 sayfaya

karşılık bir 350 sayfa sayfa sayfa yorumlamış. Eee, eğer Hegel'in hukuk

felsefesinin eleştirisini okuduysanız ya da Yahudi sorununu

okuduysanız Marx'ın zaten tarzı bu. Eee, yani okuduğu eserleri tek tek paragraf

paragraf not edip sonra bu paragraflara dair şerhler düşmek. Yani total bir

eleştiri oluşturarak değil de parça parça eleştirileriyle devam etmek

şeklinde düşünebilirsiniz. Eee, Alman ideolojisi defterleri 1932

yılında yayınlandı. ilk yayıma çıktığında 1932'ydi. Yani dolayısıyla

eee şey bu çalışma çok sonraları eee

insanların zihinlerinde somut olarak belirdi. Eee bu çalışma yayınlandıktan

sonra çok büyük etki yarattı. 1844 eee felsefe ekonomi el yazmaları ya da Paris

el yazmaları tam olarak tarihini hatırlamıyorum ama 1927 olabilir. Eee

tabii Grundrize'nin yayınlanması. Bunların her biri, bunların her biri

defter olduğu için arkadaşlar, eee, defter olduğu için, eee, 20.

yüzyıldakiler 19. yüzyıldaki Marx izleyicilerine göre daha şanslı konumda

oldular. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısı. Dolayısıyla bu eserlere bakarak

eee çeşitli marksist düşünürler eee mesela Altuser eee mesela Gramsi, Lukaş

gibi isimler farklı yorumlar oluşturma şansına eriştiler. Biz tekrar Alman

ideolojisinin hikayesinden ziyade şeye geri dönelim. Sttiner'ı eee ne gibi

eleştiriler getirmiş olabilir? eee sorusuna geri dönelim ve Marx'ın eee eee

Alman ideolojisinde eleştirisinin özeti sayılabilecek bir bölümü size aktarmak

istiyorum. Şöyle diyor düşüncede eee bir yandan da eee Sancho diye sesleniyor.

Yani Aziz Max diyor ama bir de Sancho diye sesleniyor. Sancho kimdir? Sancho

Panzo'dan bahsediyor. Eee farklı şekillerde seslenme biçimleri de var.

şöyle diyor: "Sançof

edilebilir olandan tarif edilemez olana geçişi buldu.

Bir sözcükten hem daha fazlasını hem daha azı olan sözcüğü buldu." birik

kelime ifadesi ile ilgili söylüyor. Düşünceden gerçekliğe

dolayısıyla da dilden yaşama geçişe dair bütün o sorunun yalnızca felsefi kurguda

var olduğunu yani yalnızca yalnızca felsefi bilinç açısından geçerli

olduğunu görmüştük. ki bu bilincin yaşamda görünüşteki ayrılığının yaşamda

yaşamdan görünüşteki ayrılığının niteliği ve kaynağı hakkında netliğe

ulaşması imkansızdır. filozoflarımızın kafaları kafalarına musallat olduğu

andan beri bu büyük sorunun eninde sonunda bu gezgin şövalyelerden birinin

bir sözcük bulmak yerine yani sözcük olarak söz konusu geçişi oluşturan

sözcük olarak salt bir sözcük olmaktan çıkan dilden hareketle tanımladığı

gerçek nesneye mistik dillerüstü bir şekilde işaret eden kısacası sözcükler

arasında tıpkı Hristiyan imgeleminde kurtarıcı tanrı İnsanın

insanlar aleminde oynadığı rolü oynayan sözcüğü bulmak üzere yollara düşmesiyle

sonuçlanacak bir siyir izlemesi elbette kaçınılmazdı.

Filozoflar arasındaki en boş, en sığı kafanın kendi düşünce yoksunluğunun

felsefi sonu olduğunu, dolayısıyla da cismani yaşama muzaffer giriş olduğunu

ilan ederek felsefeyi sona erdirmesi gerekti. Onun filozofluk eden düşünce

yoksunluğu zaten başlı başına felsefenin sonuydu. tıpkı onun dile getirilemez

dilinin tüm dillerin sonu olması gibi Sancho'nun zaferini ayrıca sağlayan onun

tüm filozoflar arasında gerçek ilişkiler açısından en cahil olanı olması

dolayısıyla felsefi kategorilerin onda gerçeklikle ilişkisinin son

kalıntılarını ve bununla birlikte son anlam kalıntılarını da yitirmesiydi.

Şimdi Marx burada çok acımasız bir dille eee eee şeyi Schiner'ın aslında Biricik

ve mülkiyetinde ulaşmış olduğu sonucu yani Biriciğin eşsizliğinin, eşsiz

tekilliğinin belirlenemezliğinin tarif edilemezliğine dair söylediği ifadeyi

diyor ki bütün felsefe tarihini hocası Hegel gibi arşınlayarak yani T'nin

görüngü biliminde ya da T'nin fenomenolojisinde ifade edildiği

şekliyle arşınlayarak eee ortaya koyduğu gerçekten insan bölümünde 1inci bölümde

eski toplumdan yeni topluma kadar bu dönüşümlerin nasıl gerçekleştiğini

ortaya koydu. Ama ulaştığı sonuç bir sonuç olmak bakımından felsefeye

kazandırdığı bir şey yok. Yani en azından eee Marx'ın iddiası bu. Çünkü

karşımıza bir kavram çıkarmadı. bir eee kavram olmayan bir kavram çıkardı ve

böylelikle aslında eee felsefeye dair eee söylenebilecek her şeyin sonunu ilan

etmesi doğal hale geldi. Çünkü felsefe kavramlarla yapılan bir şeydi.

Dolayısıyla felsefe tarihini ilk kavramlardan eee azade düşünme biçimini

geliştirmiş kişisi olarak Stenner'ı düşünebiliriz. Eee ya da Marx'ın

ulaştığı genel sonuç da buydu. En azından Stinner'dan dersim ya da

konuşmanın başında ifade ettiğim yerde de bunu göstermiştim. Peki eee başka

neyi eleştirdi? Özellikle iki şeyi çok eleştirdiğini söylemiştim. Birincisi

devrim ve isyan olgularını. İkincisi ise eee bu insanın değişimi dediği kendilik

bilincinin ya da kendilik bilinci ifadesini kullanmıyor da eee Şimer kendi

olma deneyiminin eee ne ilişkin söylediklerine karşı eleştiri getiriyor.

Eee yine eee Alman ideolojisinden eee aktarıyorum. Şöyle diyor: "Aziz

Sancho'nun dediğim gibi bir korelasyon kurmuş. Sancho, Aziz Max işte vesaire

vesaire diye kullar uyduruyor. Aziz Sancho'nun ne derin bir devrim

kavrayışına sahip olduğu şu açıklamasında ortaya çıkıyor. İsyan

kaçınılmaz bir sonucu koşulların değiştirilmesi olsa da bu değişimden

hareket etmez. Bu antitez devrimin koşullarının değiştirilmesinden hareket

ettiğini yani devrimin devrimden hareket ettiğini içerir. Buna karşın isyan

insanların kendilerinden hoşnut olmamalarından hareket eder. Bu

kendinden hoşnut olmama, özgürlük ve her an kendi yolunda yürüyebilen, daima

kendinden hoş hoşnut olan ve her an her an olabildiği şeyi olan kendisiyle

barışık egoist hakkında önceki söylemlerle mükemmel bir uyum içindedir.

Arks burada diyor ki yani devrimle isyan arasındaki bu şekilde kategorik bir

ayrım ya da siyasal devrim, toplumsal devrim şeklinde eee ayrımların aslında

çok da sorunlu olduğunu eee ama bu Sinter'in bakış açısında biriciğe

ulaşmak için böyle bir ayrıma ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Çünkü devrim aslında

toplumsal olarak ortaya çıkmış huzursuzluğun aşılması çabasıyla kendini

gösterirken isyan bireyin kendisinin kendinden hoşnut olmama durumu.

Dolayısıyla eee Zerdüş böyle buyurdu da Nietzsche mesela ne diyordu? En iyi

öğrenci beni takip etmeyen öğrencidir. En iyi öğretmen arkasına öğrencilerini

takmayandır. Dolayısıyla buradaki biricik kendi kendilik eee kendi olma

deneyimini eee mutlak bir eee ne diyelim? eee mutlak bir noktada, mutlak

bir rey noktasında eee tutmayı becerebilen birisidir. Şimdi böyle böyle

bir bireye ulaşabilmek için toplumsal olan huzursuzlukların değiştirilmesinin

bir manası yok. Bireyin kendi huzursuzluğunu aşma çabasına girmesi

gerekiyor. Ama bunun doğal olarak bir sonucu olacak ortada. her türlü

toplumsallığı reddetmeden, reddederek daha doğrusu yola çıktığınız

andan itibaren o zaman bu çıkarlar birliği nasıl kuracaksınız?

Yani dolayısıyla mesela teknolojiyi nasıl reddedeceksiniz? Ya da teknolojiyi

ortadan kaldıracak bir gücü, parayı ortadan kaldıracak bir gücü saptamanız

eee yerinde yani Marx diyor ki, "Evet, doğru tespit ettiniz. parayı eee iş özel

mülkiyetin iş bölümü yaratan aracını eee her türlü işçiyi öldüren unsuru olarak

gördün. Doğru. Ama bunu mesela nasıl ortadan kaldıracaksın? Bunu ortadan

kaldırmanın yolu bireysel olarak kendi hoşnutsuzluğunu dindirme çabası olamaz.

Dolayısıyla bunu ancak toplumsal düzey çünkü bu ortaya çıkan fenomen toplumsal

düzeyde ortaya çıkmış olan bir fenomen. Bir şeyi, bir şeyden kurtulmak, içeriden

dışarıya çıkmak istiyorsan o şeyi oluşum koşulları neyse o oluşum koşullarını

hava ederek, eee, bertaraf ederek, lav ederek yapabilirsiniz.

Dolayısıyla eee bu isyanla devrim arasındaki ayrımın yeterli bir ayrım

olmadığını, bunun bir burjuva, küçük burjuva eee böbürlenmesi olduğunu ifade

ediyor. Şimdi dolayısıyla şimdi bu eee tabii ki şöyle cevap verilebilir. Hayır

efendim eee şey Maxşteiner eee asla böyle bir tutum içine burjuvaları

onaylayan ya da küçük burjuvaları onaylayan bir tutum içine girmemiştir

denilebilir. Evet. Marx bunun farkında. Siyaseten bu noktada olduğunu söylemeye

çalışıyoruz. Dolayısıyla ilk elden hemen cevap vermemek gerekiyor. Bu şekilde

yine mesela şey insanın eee bunu da söyleyip eee burada durabilirim.

eee sonuncu olsun. eee Marx eee uzun uzadıya eee değişimin

yani bu insanın kendi değişimin gelişiminin yani çocukluktan,

ergenlikten, işte gençlikten olgunluğa geçişteki o biricikliğin inşa edilmesi

kendilik deneyiminin, kendi olma çabasının ortaya çıkarılması

sürecinin aslında tarihsel bir süreç olduğunu ve öyle kendi kendine bu kadar

yalıtık bir şekilde eee insanın eee insan olmak an gayri insan olmaya

geçebileceğini düşünmesinin problemli olduğunu düşünüyor. Gayri insan

dediğimiz şey biricik olandan bahsediyoruz. Eee şöyle diyor eee

yine Alman ideolojisinden bir aktarmada bulunacağım ama bu Tamam bunu şey

yapayım. Eee benim kitabımda her yer çizildi de hepsini de böyle birbirinden

güzel eee önemli bulduğumu yazmışım. O yüzden özür dilerim. Eee, yani daha

doğrusu her şeyi aktarmak istiyorum ama tabii bunun manası yok. Şöyle diyor:

"Sanço örneğini yine alışılageldik beceriksizliğiyle seçmiş." Yukarıda uzun

bir alıntı var. Kimden? İşte Stinner'ın biricik ve mülkiyetinden bir alıntı var.

Eee, onu diyor. Sancho örneğini yine alışıla geldik. Beceriksizliği de

seçmiş. Eğer doğuştan şair, müzisyen ve filozof olan kimseler hakkında söylediği

saçmalıklar doğru kabul edilse bile şunu yani doğuştan gelen böyle yetenekler

var. Hani diyor ya kendi olma yolunda git. Arzunu eee ve kendini

özgürleştirmeye çalış. Arzunu takip et. Bunu yap. Bunu bunu nasıl yapacaksın?

sorusunu cevaplamaya çalışıyor. Bu değişimi nasıl gerçekleştireceksin?

Çünkü insan doğduğundan beri soyutlamalar tarafından, soyutluklar

tarafından kuşatılmış durumda. Eee, saçmalıklar doğru kabul edilse bile

bu örnek bir yandan yalnızca doğuştan bir pipinin, pipi premisis

pramittendis latince bir söz. uygun unvanın sanının e şanın önden

varsayılması ile çoğunlukla mektupların hitap ve unvan kısmı yerine kullanılır.

TP eee ifadesi böyle kullanılırmış. Neyse eee yani sayın gibi, doktor gibi

işte filozof gibi, filozof Boroğ işte doktor Boro Erdağı, mühendis Boro Erdağı

gibi bir şeyden bahsediyor. Doğduğunda neyse öyle kaldığını kanıtlar. Yani şair

ve benzeri. Öte yandaysa doğuştan PP'nin diğer yandan da olduğu geliştiği

kadarıyla şartların elverişsizliği nedeniyle olabileceği şey haline gelem

gelmeyebileceğini kanıtlar. Yani onun örneği bir açıdan hiçbir şey kanıtlamaz.

Diğer açıdan da kanıtlaması istenen şeyin tam tersini kanıtlar. Ve her iki

açıdan da Sancho'nun ister doğuştan olsun ister şartlardan olsun en

kalabalık insan sınıfına ait olduğunu kanıtlar. Bunun yerine kendisinin

biriciktir. Kıt kafalı olduğu tesellisini bu sınıfla paylaşmaktadır.

Şunu demeye çalışıyor. Bir örnek vermiş işte insanın işte yetileriden

bahsediyoruz ya bir de yeteneklerden bahsediyoruz. doğuştan getirdiğimiz

şeylere yeti

bileyim işitme vesaire vesaire koklama tatma eee zihnimizin açıklığı yani işte

eee düşünebilme kapasitelerimizden bahsediyoruz. Bunları yetiyoruz. Bir de

yetenekler var. Bunları nasıl kullanacağız? Tam bir şey kokladık da ya

bundan yemek de yapabiliriz. Bundan yangın çıktığını duyup telefon edip

itfaiyeyi de çağırabiliriz. Dolayısıyla nasıl kullanacağımız da yetenekle ilgili

bir şey. Göte'nin de Betofen'ın da söylediği meşhur bir ifade var.

Hangisinin daha önce söylediğini bilmiyorum ama eee Betfen'ın olduğunu

varsayalım şimdilik. Diyor ki eee deha %99'u çalışmaktır. Yani 18 yaşında sağır

olmuş bir adamdan 21 yaşında işte senfoniler beslemiş birinden

bahsediyoruz. duyma yetisini tamamen yitirip senfoniler yazan birisinden

bahsediyoruz galiba. Duyma yetisini yitirdiğini üç senfoni e şey yapmış.

Sonra eee son tamamen yitirdikten sonra da 2i ü senfoni daha yazmış.

Toplam zaten 9 senfonisi var galiba. Neyse deha çalışmakla ilgili olduğunu

ortaya koyuyor. Şimdi burada Stinner ise diyor ki yani bir insanda doktorluk

yeteneği varsa bunu açığa çıkarmalı. arzularının peşinde koşarak bunu

gerçekleştirdi. Hani çocuklar nasıl yetiştirilmeli diye bir soru var ya.

Aileler çocuklarının işte yeteneklerine göre eee kendilerini bulmalarını

istiyor. Ama nasıl yani çocuklar eee işte eee

birtım kurallarla eee baskı altına alındıklarında kendi varoluş

kapasitelerini gerçekleştiremiyorlar. Evet. Bunda herkes eee konsensüs

oluşturuyor. Peki bunlardan uzaklaştığımızda

nasıl yapacağız? Deofunda şöyle diyor. Dehın

%99'u çalışmaktır. Demek ki bir disiplin

içinde ancak deha açığa çıkarılabilir. Yani doktor olma, ben doktorluk yapmak

istiyorum isteğinin peşinde koşarak değil. Doktorluk yapmanın işte neyse

gereklerini, araçlarını elde ettik. İyi de bu biriciğin eee imkanı dahilinde

değil ki. Çünkü doktorluk bir normatif alan. Kurallar yığını, ilkeleri var.

Nasıl neyi nasıl yapacağın? Kimden nereden yardım isteyeceğin ve neleri

yapabileceğine ilişkin kurallar var. Dolayısıyla ya da kimlere neleri

uygulayabileceğine dair bir şey var. Marx diyor ki yani bu arzu ve güçle

ilgili söylediğiniz şey çok önemli ama bu belirsiz. Bu belirsizlikle felsefe

zaten felsefeyi sorgulama şansının dışına çıkmış oluyorsunuz gibi bir

yaklaşım var. Ben burada keseyim. Çok teşekkür ederim.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.