All language subtitles for Another.End.2024.MVO.WEB-DLRip.seleZen

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Stefano ve Mauro'ya...

Sağ ol, canım.

Seni de rahatsız ettim, çok üzgünüm.

Tam bir iyilik meleğisin.

Girsene...

Kendim yapmaya çalıştım; ama ellerimde artrit var.

Kocam sökmeye çalıştı; ama vidalar çok sıkı.

İşte, hepsi burada.

Yeni duş başlığı ve ihtiyacın olursa diye de pense.

- Hâllettim. - Ne çabuk?

Pekâlâ, otursana biraz.

- En azından bir fincan bitki çayı iç. - Peki.

Güzeldir. Kendi karışımım.

Endüstriyel market çayları gibi değil.

- Kurabiye alsana. - Alayım.

Limon kabuğu rendeledim içinde.

Bir dakikanı rica edeceğim.

Duş başlığını değiştirdiğin için tekrardan sağ ol.

Torunum da değiştireceğine dair söz verip durdu; ama değiştirmedi.

Yeni komşularla tanıştın mı?

- Tanışmadım. - Çok gürültü yapıyorlar.

- Hiç duydun mu? - Evet.

Bu konuda uyarılmaları gerekiyor bence.

Bu kadar yüksek sesle müzik dinlememeliler.

Sanırım eski evleri yanmış.

- Tamamız. Kıyafetleri kanepenin üzerinde. - Teşekkürler.

Hemen geliyorum.

- Yarın görüşürüz. - Evet. Yarın görüşürüz.

Şuna baksana, çok sevimli değil mi?

Ne kadar bu?

Geliyorum dedim ya!

Kapa şunu, Sal.

Kapa şunu, Sal.

Onun anılarına mı bakıyordun?

Yarın kimse fark etmeden erişimini engellemeliyim.

Ben izliyordum de.

Gaipler'in anılarına bakmıyorum.

Sadece onları yönetiyorum.

Bu akşam dışarıda yiyelim mi?

Peki, bir şeyler pişiririm.

Annemin omletinden pişireceğim, tamam mı?

Hoş geldin, kardeşim. N'aber?

- Orospu çocuğu! - Dur!

Merhaba Clara.

- Girebilir miyim? - Tabii.

Niye geldiğini biliyorum, ama biliyorsun ki bunun bir anlamı yok.

Bunu zaten kazadan sonra konuşmuştuk.

O kazada, sadece sizin hayatınız mahvolmadı.

- Kusura bakma, yapabileceğim bir şey yok. - Hayır, çok şey var.

Suçluluk duymamı mı sağlamaya çalışıyorsun?

- Hayır. - İyi.

Çünkü, o lânet arabayı ben kullanmıyordum!

- Terapinin yardımı olacaktır. - Terapi mi?

- Pazarlama taktiği mi bu? - Hayır.

Sana yardımı olacağını düşündüğüm için söylüyorum.

Bir yabancının bedeninde olmamızın ne gibi bir yararı olabilir ki?

Yabancı biri olmayacak.

Sadece, farklı bir beden olacak.

Zoe'nin anılarına ve düşüncelerine sahip bir beden.

- Bırak tekrar yaşasın. - Yaşamasını istemediğimizi mi sanıyorsun?

Ha?!

Defol git evimizden!

Defol!

Bir hafta içinde, Aeterna onun anısını arşivlerden çıkaracak ve...

Dokunma ona.

Onunla ilgili elinizde kalacak tek şey...

...bu olacak.

Size, onun anılarına erişim hakkı veriyorum.

Ve Zoe'nin o anılarda mı...

...yoksa bu vazoda mı olduğuna karar vermek, size kalmış.

Farklı Bir Son: Sevdiklerinizle vedalaşmak için zaman ayırın.

Farklı Bir Son, bizim için ikinci bir şanstır.

Âni bir kayıp yaşadığımızda, hayat bizim için âdetâ durur.

Ve zamanın her şeyi çözmesini bekleriz.

Farklı Bir Son, bize işte o zamanı sunuyor.

Kendimizi hazırlamak ve vedalaşmak için gereken zamanı.

“Gaip” ile “Taşıyıcı” bedenleri arasındaki eşleşme...

...sonraki olası seansların sayısının...

...ve simülasyonun toplam süresinin belirlendiği...

...bir uyumluluk hesaplamasının tamamlanmasının ardından gerçekleşir.

Eşleşme yapıldıktan sonra Taşıyıcı, Gaip'in anısını...

...uykudayken metabolize eder.

Uyanınca hafıza aktive olur ve simülasyonu başlatır.

Doğal olarak, Taşıyıcı'nın kendi bilinci tüm seans boyunca askıda kalır.

Simülasyon ve sonrasında sunduğumuz...

...psikolojik destek hakkındaki...

...ihtiyaç duyabileceğiniz tüm bilgileri burada bulabilirsiniz.

- Son bir soru daha sorabilir miyim? - Tabii ki.

Biraz daha genç bir Taşıyıcı alabilir miyim?

Daha önce de açıkladığım gibi, eşleşmeler uyumluluk esasına göre yapılıyor.

Taşıyıcı'yı seçemiyorsunuz.

Üzgünüm.

Tamam o zaman.

Teşekkür ederim.

- Fotoğrafları kaldırayım mı? - Hayır.

Gaipler kendilerini daha önce oldukları gibi görmeye devam eder.

Bu yüzden, istemediğiniz sürece hiçbir şeyi kaldırmanıza gerek kalmıyor.

Mutfak dolaplarına bakmamın sakıncası var mı?

Buyurun, bakabilirsiniz.

Bir sürü şeyi kaldırdım. Bilmiyordum.

- Eski yerlerine koymamı ister misiniz? - Bu tamamen size kalmış.

“Anı Köprüsü” kurulduktan sonra eşiniz, hastanede uyandırılacak.

Onun için bu, uzun bir komadan uyanmak gibi olacak.

Kusura bakmayın, ne olur ne olmaz.

“Anı Köprüsü” derken neyi kastediyorsunuz?

Kurtarılmanın anısı.

Yeniden uyanışı biraz daha inanılır kılıyor.

Lafı açılmışken, benimle gelebilir misiniz?

Bunu mu giyiyordu?

Evet.

Pekâlâ. Ve her şey hazır.

Size gönderdiğimiz listeyi kontrol etmeyi unutmayın. Eşinizin arkadaşlarını.

Bilgilendirilmemiş birini bulursanız da lütfen bize iletin.

Karınız, tanıdığı biriyle karşılaşırsa diye.

Karım değil.

- Hiç evlenmedik. - Pekâlâ.

Yine de, aklınıza gelen birileri olursa, onları da listeye eklemeyi unutmayın...

...böylece onları simülasyondan haberdar edebiliriz.

Tamam.

Teşekkürler.

Birkaç dakika sürecek.

Oraya vardığımızda da tekrar uyutacağız...

...ve sonra hastanedeki ikinci uyandırma aşamasına hazırlanacağız.

Tamam.

Ve unutmayın, Gaip'in öldüğünü kendisine asla fark ettirmemelisiniz.

Bunun hakkında tek bir kelime bile etmeyin.

Bakışlarınızda ve yüz ifadenizde tereddüt hissetmemeli.

Kendinizi iyi hissetmezseniz...

...veya bir şeyler ters giderse, sadece başka tarafa bakın.

Ara verip kendinizi toparlayın.

Hastaneye vardığımızda da sedyeden uzaklaşın.

Çünkü yeniden uyanma aşamasında en ufak bir şüphe bile simülasyonu tehlikeye atabilir.

Hem de ebediyen.

Tamam.

Hazır mısınız?

Hazırım.

Başlıyoruz!

Teşekkürler.

On beş saniye.

Beş saniye.

Sakin olun. Her şey yolunda.

- Selam. - Selam.

- İyi misin? - Her şey yolunda.

Bana adınızı söyleyebilir misiniz?

Zoe S... Zoe Stern.

- Nerede yaşadığınızı hatırlıyor musunuz? - Pine Cone Caddesi 35 Numara'da.

Peki nereye gidiyordunuz?

Sanırım Atlantic'e...

İyiyim ben.

Sorun yok.

Her şey yoluna girecek.

Nereye gidiyorsun?

Üzgünüm... Yapamayacağım.

- Yapabilirsin. - Yapamam.

- Bu konuda destek alabileceğin gruplar var. - İstemiyorum.

- Onu burada bırak, eve getirtme. - Uyumluluğu iyi.

Onu bütün gün uyanık tutabiliriz.

O, Zoe değil.

Kim olduğunu bilmediğim başka biri...

- Adı ne? - Adının ne olduğu kimin umurunda?

O, eve geldiğinde uyuyana kadar hiçbir şey hatırlamayan biri...

...her şeyiyle Zoe.

- Bu bir mucize, Sal! - Hayır, yapamam.

Hayır, onu eve getirtme ve lütfen üzerindeki elbiseyi çıkarttır.

Lütfen.

- Merhaba. - Merhaba.

- Müziğin sesini kısabilir misiniz, lütfen? - Kusura bakmayın.

- Kızım... - Kim o?

- Sadece komşu. endişelenme. Müziğin sesini kısmam...-- - İçeri davet etsene.

- Geç oldu. - Bir şey olmaz, uyandırmışız zaten.

Bence bu iyi bir fikir değil.

- Flo'ya söyle de müziğin sesini kıssın. - Kusura bakmayın.

- Emin misin? - Evet?

Merhaba. Kusurumuza bakma lütfen.

- İçeri buyurmaz mısın? - Hayır, hayır.

Hayır, gerçekten.

Lütfen. Gel ve bir içki iç. Sonunda birbirimizi tanıma fırsatı bulduk. Hadi gel.

- Flo, müziğin sesini kısar mısın? - Pekâlâ.

Bira mı içersin yoksa kola mı?

Bira iyi.

- Peki. - Kıs şunu dedim!

- Anne, git başımdan! - Benimle bu şekilde konuşma!

Dediğim gibi, bu akşam çıkmana izin yok!

Sonsuza kadar cezalı olamam, anne!

- Pijamalarını giy ve yatağına geri dön! - Tamam be!

Ama önce odamdan çık. Çık!

Çık hadi! Anne, çık odamdan!

Çık odamdan.

Kusura bakmayın, yardımcı olabilir misiniz? Nasıl kapatacağımı bilmiyorum.

Hele şükür.

Çok fazla duman vardı...

...ve ben...

...hiçbir şey göremiyordum.

...Ve onlar...

Kendi suçu olduğunu hâlâ bilmiyor.

Üzgünüm.

Sigara içtiğini bilmediğimi sanıyor.

- Bu nasıl oluyor? - Senkronizasyonla.

Sanırım böyle diyorlar.

İki gaip aynı anda uyandığında, bu şekilde olması gerekiyor.

Yani, kocam ona baktığında...

...Flo'yu aynen daha önceki hâliyle görüyor, veya tam tersi.

Gerçekten olağanüstü bir şey. Her şeyi düşünmüşler.

Ama bunu nasıl yapabiliyorsun?

Nasıl dayanabiliyorsun?

Sonuçta beden bedendir, değil mi?

Bilirsin... Zamanla...

...alışırsın.

Hadi, canım. Düzgünce uzanalım.

Hadi, canım. İşte oldu.

Bu arada, şu lânet şeyin nasıl kapatılacağını bana da gösterir misin?

Böylece bir dahaki sefere seni rahatsız etmemiş oluruz.

Tabii.

Tanrı'm.

Geldiler.

- Ben de yapabilmek istiyorum. - Ne demek istediğini anlamıyorum.

- Onu eski haliyle görebilmek istiyorum... - Bu mümkün değil.

Şu ortadaki resme bak.

- Ne görüyorsun? - Ördek.

Peki ya sana onun aslında bir tavşan olduğunu söylesem?

- Şimdi görebiliyor musun? - Ah, evet.

Buna çift yönlü görüntü deniyor.

Bunu ofisime astım çünkü beynimizin nasıl çalıştığını açıklamama yardımcı oluyor.

Bildiğimiz şeylerin algıladıklarımızı nasıl etkilediğini.

Şimdi, sen bir ördek gördün.

Ama ben onun tavşan olduğunu söylediğimde beynin bu bilgiyi aldı.

Veya bir başka deyişle, yeni farkındalığı.

Ve anında bir tavşan görmeye başladın.

İşin aslı, o hem tavşan hem de ördek.

Ama biz sadece birini ya da diğerini görebiliriz.

Şimdi, dikkatlice bak.

İki hayvanı birden asla aynı anda göremeyeceksin.

Beynimiz neyi göreceğini bildiklerine göre seçer.

Ve bunu her zaman yapar.

Güzel bir açıklama ama ben yine de onu eski hâliyle görmek istiyorum.

Ben de sana bunun mümkün olmadığını açıkladım.

Çünkü, komşunun ve kızının aksine, sen karının öldüğünün farkındasın.

Ve onu farklı bir şekilde görsen bile bunun farkında olacaksın.

Görüntüye ilişkin algımızı değiştirebiliriz...

...bunun için küçük bir fotoşop yeterli olur...

...tabii öznenin...

...hâlihazırda farkında olduğu herhangi bir şeyi değiştirmiyorsa.

Başka bir deyişle, bir tavşan görmeni sağlayabiliriz...

...tabii, onun bir ördek olduğunun farkında değilsen.

Gaiplerin öldüklerinin farkına asla varamamalarının sebebi de budur.

Bunun farkına varırlarsa...

...kendilerini bir başkasının bedeninde kabul etmeleri, imkânsızlaşır.

Öldüklerinin farkına vardıkları anda...

...metabolizasyon işlemi yeniden devreye giremez hâle gelir.

Ve bir dahaki sefere uykuya daldıklarında, ölürler.

Ebediyen.

Simülasyona inanmak için biraz gayret göstermen gerekecek.

Gösterdim.

- Ama yapamadım. - Onunla tartış o zaman.

Tartışmak, nahoş ya da şiddetli olabilir...

...ama aynı zamanda âşinâ olunan duygu ve anıların...

...güçlü bir şekilde tekrar ortaya çıkmasına da yardımcı olur.

Onunla niye tartışmak isteyeyim ki?

Geri döndü ve...

Hadi ama.

Çok saçma.

Değil, çünkü bu, onunla iletişim kurmanın en hızlı yolu.

Yatak odasında.

Birkaç dakika içinde uyanır.

- Teşekkür ederim. - İyi o zaman.

- Görüşürüz. - Görüşürüz.

Kanepede mi uyudun?

Evet.

Kalkalı çok oldu mu?

Hayır.

N'oldu?

Bir şey yok.

- Bugün bir şeyler yapmak ister misin? - Evet.

Evet, biraz yazarım diye düşünüyordum...

...sonra istersen gidip birkaç eve bakabiliriz.

Çok yorgunsan, oturup film de izleyebiliriz.

- Projeksiyonla. - Olur.

- Hangisi “olur”? - Film izleyebiliriz.

Kitabını yazmaya hâlâ devam ediyor musun?

Evet.

Nasıl gidiyor peki?

İyi gidiyor.

Sahra Altı Afrika ile ilgili bölümü neredeyse bitirdim...

...ama çok az resmî kaynak var, bu yüzden her türlü şeyi okumak zorundayım.

Dinî metinleri ve hukuki belgeleri.

Ama aslında çok da ilginç...

Sanırım şimdi bu dolambaçlı yolda pek çok farklı şey gördüğümü...

Madem ilgilenmiyorsun, ne diye soruyorsun?

En azından aptal gibi kendi kendime konuşmamış olurum.

Hayır, dinliyorum.

Dün onu beslemeyi unutmuşum da o yüzden...

...ama dinliyorum seni.

- Bitirdim. - Dinliyorum dedim ya.

Ben de bitirdim dedim.

Burada da mı rahat yok?

N'oldu bilmiyorum. Yani, neden olduğunu.

Yani, dinliyorum, tamam mı?

Sahra Altı Afrika, farklı kaynaklar, vs. diyordun...

Ve sonra birdenbire sinirlendin.

Niye sinirlendin ki, n'oldu?

Olan şey, beni yok sayman.

Peki bunu neden şimdi söylüyorsun?

Çünkü ne yaptığım ya da nasıl hissettiğim umurunda değil.

- Nasıl hissediyorsun? - Siktir git. - Dinle, Zoe.

Hadi ama.

Nasıl hissettiğini soruyorum ve bana siktir git mi diyorsun?

- Dokunma bana. - Ev yüzünden mi?

- O evi gerçekten görmek istiyor musun? - Ev sikimde bile değil.

Karavan da. İzlanda da.

Hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak için uydurduğumuz diğer tüm şeyler de.

Bunlara birlikte karar verdik.

- Deme ya? - Evet.

“Biz” hiçbir şeye karar vermedik, Sal. “Sen” verdin.

Öyleyse sadece rol mü yapıyordun?

Şimdi de kurbanı oynuyorsun.

Aynen kurban benim. Soktuğumun kurbanı benim!

Zoe, hadi ama.

Sadece bana sorunun ne olduğunu söyle.

- Tamam mı? Hadi konuşalım. - Defalarca konuştuk.

- Bir kez daha konuşalım, bu-- - Odadan çıkar mısın?

- Bu konuyu defalarca konuştuk. - Lütfen. Hayır, lütfen.

- Lütfen, bana sorunun ne olduğunu söyle. - Git artık.

Gideceğim, sadece sorunun ne olduğunu söyle.

Sorunu çok iyi biliyorsun, Sal.

Bilmiyorsan da şerefsizin tekisin demektir.

Özür dilerim.

N'oldu?

Hayır, deneme bile! Kazanacağımı biliyorsun!

- Yapma ya? Hep sen mi kazanıyorsun? - Bunu gayet iyi biliyorsun!

Görelim bakalım.

Hazır mısın? Ben hazırım. Hadi. Bir, iki...

Nasıl geçti?

Çok güzeldi.

- Bir anlığına gerçek gibi geldi. - Evet.

Öyle işliyor zaten.

Sessizce.

Her ne kadar biraz “fazla” olsa da, değil mi?

- Özür dilerim. - N'için?

O haplar ve bir daha aptalca bir şey yapmamam adına...

...bana göz kulak olman gerektiği için.

Önceden, ben seninle ilgilenirdim.

Elbette. Seni hep buna inandırdım.

Ama doğrusu bu değil.

Ben olmasam hâlâ o saksafoncu elemanla birlikte olurdun.

Kim bilir... Onu tehdit etmemiş olsaydım, belki biraz daha birlikte olabilirdik.

Sana çok kötü davranıyordu. Sürekli ağlıyordun.

- O zamanlar çok küçüktün. - 14 yaşındaydım.

- Arkadaşlarım çoktan sikişmeye başlamıştı. - Biliyorum, doğru.

Çok ayıp! Böyle şeyler söyleme bana!

- Hayır, ne yapıyorsun? Hayır, hayır. - Dur...

- İşte oldu. - Off ya.

Sonunda bir gülücüğünü yakaladım!

Yakalanması gerekiyordu.

Zaman kaybetme.

Bu anların değeri bil; onunla iyi vakit geçirmek...

...ve ona veda etmeye hazırlanmak için.

Çabuk, çabuk, çabuk!

- İkimiz için de, tamam mı? - Tamam.

Pekâlâ.

Çok acıktım.

Bağımlılık yapıyor.

Monosodyum glutamat yüzünden hep.

Muhteşem.

Pekâlâ.

Hazır mısın?

Neye?

- Hayır... - Evet.

- Dolapta bırakmıştım. - Evet, yerinden oynatmamalıydın.

Bu gece hayvan belgesellerini izleyebilirsin. Hadi.

Peki. Hadi bakalım.

- İyi mi? - İyi.

Tamamdır.

- Işığı da kapat. - Doğru ya.

- Ve perdeyi. - Evet, evet...

- Bu gece içmek mi istiyorsun? - Evet.

Taze tatlı su karidesleriydi ama bacakları vardı...

- ...ne deniyordu onlara? - Tatlı su Mantis Karidesi.

Hayır, okyanus'ta yaşayan türü. Bu akşam onlardan yiyeceğiz.

Ama o zamanlar tatlı su karidesi bulmuştum.

Küçük ıstakozlara benziyorlardı.

- Şey mi deniyordu... - Ne dendiğini boş ver.

Asıl önemlisi, inanılmaz tazeydiler.

Bazıları hâlâ hareket ediyordu.

Ben de misafir geleceğinden 1 kilo almıştım.

Hayır, hayır...

- Yemek masasında anlatma şunu, çok iğrenç. - Anlat anlat, merak ettim.

Tamam, onları buzdolabına koydum.

Daha sonra da pişirmek için çıkardım; hareket etmiyorlardı.

Emin olmak için poşeti salladım.

Hareket etmiyorlardı.

Ben de sıcak tavanın içine atmaya başladım.

Ve sonra, inanır mısın, kaçmaya başladılar.

- Hayır, hayır... - Hepsi yaşıyordu. Hepsi.

Sıcak tavanın üzerinden deli gibi kaçıyorlardı.

- Korku filmi gibiydi. - Aynen...

Korku filmi gibiydi.

Derken annemin aklına onları, kurtarmak için yere atmak gibi parlak bir fikir geldi...

...ve sonra her yere, mobilyaların altına, kitaplığa doğru kaçmaya başladılar...

...ve sonra onları evin dört bir yanında ölü olarak bulduk.

- Çamaşır makinesinin altında bulduğumuzu hatırlıyor musun? - Evet.

İki hafta sonraydı.

- Çok fena koku yapmıştır, değil mi? - Evet, o olaydan sonra vejetaryen oldum.

- Evet, kısa süre sonra da “iyileşmiştin.” - “İyileştim,” evet.

Sen de benimle birlikte vejetaryen olmuştun.

Aynen. Evet, beni ikna etmiştin.

- Seni nasıl ikna etti? - Bolca tofuyla.

Bir sürü tofuyu yemeye zorladı, evet.

Ama sonrasında...

...hayvancılığın insanlık tarihinin gidişatını...

...nasıl değiştirdiği konusunda uzman olan bir yazara evrildin.

- İlk bölümü okudum. - Yeni bir araştırmaya mı başladı?

Farklı beslenme alışkanlıklarının...

...dünyanın farklı bölgelerindeki insanların...

...yaşam biçimlerini nasıl değiştirdiği üzerine, değil mi?

- Evet, ne zaman okudun? - Sen uyurken.

Evet.

Temel olarak, yani, nasıl olduğu hakkında bir hikaye anlatıyor, gerçekten çok iyi.

Amerika'ya giden Avrupalı'ların...

...tüm nüfusu nasıl yok ettiğini anlatıyor, tam tersini değil.

Peki, bunun beslenme alışkanlıklarıyla ne ilgisi var?

Yazdığım bu teori, hayvanların evcilleştirilmesinin...

...Avrupalıların mikroplara ve hastalıklara karşı...

...nasıl direnç geliştirdiği üzerine.

Yani Amerika'ya geldiklerinde, birer biyolojik saatli bombaydılar.

Pekâlâ, biyolojik savaştan bahsetmişken, son şehir yönetmeliğini duydun mu?

- Hayır. - Okumak isterdim.

- Kitabını. - Tabii, okuyabilirsin.

Baharda baskıya gireceği için, birkaç ay içinde bitirmem gerekiyor.

Bitmemiş de olsa, şimdi okumak isterim.

Olur.

Önünüzdekiler olduğu gibi duruyor. Sonunda Kızılderlili'lere döneceksiniz.

Ne?

Böyle denir mi?

- Hadi, hadi. - Böyle denmez.

- Yemeğini ye, hadi. - Tamam, tamam.

Biraz daha koyayım.

- Hadi ya? - Teşekkürler, hoşça kalın.

Sağ ol.

Görüşürüz.

Tekrar ne zaman geleceksiniz?

Bizi, hafta içinde kaç kere görmek istiyorsun?

- Samson'un nesi var? - Samson, yeter!

Sorunun ne olduğunu söyleyecek misin?

Sorun falan yok.

Tahlil sonuçlarından mı?

Evet.

Düzelecek.

Düzelecek.

Anneme bakayım.

- Tamam. - Hoşça kal.

Biz buna veda töreni diyoruz.

Önemli olan bu son buluşmayı iyi değerlendirmektir.

Sevdiğimiz kişinin gitmesine izin vermeden önce...

...söylemeyi başaramadığımız şeyleri...

...gerçekte nasıl hissettiğimizi söylemeliyiz.

Birçok kişi ölüm ânını yeniden yaşamayı tercih eder.

Yani ona öldüğünü söyleyebilir miyim?

Bunun gerçekten korkunç bir görev gibi göründüğünün farkındayım...

...ama seni temin ederim ki çok etkili bir terapi şeklidir.

Hayır.

İstemiyorum.

Ne kadar sağaltıcı olduğu umurumda değil, istemiyorum.

Anlıyorum.

Sal, bu sana belki karının ölümüne neden oluyormuşsun gibi gelebilir...

...ama gerçek şu ki karın artık hayatta değil.

Farklı Bir Son, sadece bir simülasyon.

Ama bu acıyla yüzleşmek zorundasın.

Farklı Bir Son, yasını yok saymıyor...

...sadece bu süreci, birlikte olmak isteyeceğin...

...tek kişiyle birlikte aşmana olanak tanıyor.

Sadece biraz daha zaman istiyorum.

Üzgünüm, uyguladığımız çok katı bir protokol var.

Kız kardeşim, çok yüksek bir uyumluluk olduğunu söyledi.

Pardon, kız kardeşin kimdi?

Hayır. Neyse, boş ver.

Daha fazla zamana ihtiyacım var.

Bunun son buluşma olması gerekiyordu.

Evet, ama onu tekrar görmem gerektiğini hissediyorum.

Bilmiyorum, sanki... ...çok fazla boşa zaman harcamışım gibi.

Hayır. İşler bu şekilde yürümüyor.

Buluşma sayısı önceden belirleniyor.

Evet ama psikiyatrın ne dediği, yasın aşamaları, tören...

...ve diğer her şey kimin umurunda, değil mi?

Beni zor durumda bıraktın. Benden bahsetmemeliydin.

- Adını söylemedim. - Öyle mi? - Söylemedim.

Söylediklerinden yola çıkıp beni bulmaları çok mu zor sence?

Limitler, Taşıyıcı'nın bedeniyle bağlantılı, riskli olduğundan uzun süre kullanılamazlar.

Birkaç kez daha yapamaz mıyız?

Başka birinin bedenine aktarmaya çalışacağım.

Onun bedenini istiyorum.

Taşıyıcı'yla konuşmaya çalışacağım.

- Ne âlemdesin? - Hazır sayılırım.

Evet.

- Pardon. - Pardon, acele et.

Acele etmemiz gerekmiyor mu?

Gerekiyor, ama yapmamız gereken bir şey var.

Çünkü Atlantic'teki kokteyller hem çok pahalı hem de seyreltilmiş oluyor.

Ayrıca sen de sarhoş olmadan dans etmiyorsun, o yüzden...

- Neyi kutlayacağımızı da söylemedin. - Hiçbir şeyi.

- Düğmelerimi ilikler misin? - Olur.

Ama bu gece kutlama yapacağımızı söylemiştin.

Evet.

Birlikte oluşumuzu kutlamamızı kastetmiştim.

- Hepsi bu. - Yaşlanıyorsun.

Bu elbise gittikçe kısalıyor mu ne?

- Aşırı başım dönüyor. - Gel.

Sanırım viskiyi biraz fazla kaçırdık.

Kazanın etkisinden yeni yeni kurtuluyorsun.

Yaslan bana.

Ebe.

Kardeşini sevdiğinin farkındayım; ama yaptığın şey son derece yanlış.

- Bunu daha önce de söyledin. - Söyledim, değil mi?

Bunu başkasına söylemem için beni zorlama, lütfen.

Sen de beni zorlama.

Annen için ne yaptığını bilmediğimi mi sanıyorsun?

Buradaki kimsenin vicdanı rahat değil.

- Hepimiz, sınırları aşmadan çalışmalıyız. - Ki ikimiz de bunu aştık.

Ayrıca şu bir gerçek ki...

...bunun sağaltıcı olduğuna dair tüm o hikâyeler, sadece palavra.

Ve başka bir yaşamın yok edilmesi gerekmeden bunu başarabilseydik...

...herkese ölümden sonra da yaşama olanağı sağlamış olurduk.

Sonsuza kadar.

Neyden hoşlanırsın?

Karar verebilmen için seni oraya götüreyim mi?

Birini arıyorum.

Sen şu aşık adamlardan mısın?

İçeri girdiğini gördüm.

Çok uzun...

...ve saçları da...

...seninki gibi.

Yine kanepede mi uyudun?

Evet.

İyi gelmez, biliyorsun

Biliyorum.

Ben de kendimi berbat hissediyorum.

Dün gece içkime ne koydun?

Her yerim ağrıyor.

Tam olarak nasıl hissediyorsun?

Yorgun.

- İyi uyuyamadım, garip rüyalar gördüm. - Nasıl “garip”?

Net bir şey hatırlamıyorum.

Bilmiyorum.

Belki de... Yani... Garip rüyalar gördüğünü söyleme.

Sadece... Bunun nesi yanlış ki?

Evet, yani gördüğün garip rüyalar yüzünden yorgun olduğunu söylüyorsun...

...ama aslında onları hatırlamıyorsun, yani... garip olan bu.

Belki de... ...başka bir şey yüzünden yorulmuşsundur.

Ne gibi? Benimle değil de kanepede yatman gibi mi?

Hayır, sadece diyorum ki yorgunsan...

...ve garip rüyalar gördüğünü ama onları hatırlamadığını söylüyorsan--

Sabah sabah günü zehir etmeyelim, tamam mı?

Ev için emlakçıyı ne zaman arayacağız?

O iş yattı. Evi sattılar.

- Hayır. - Evet.

Koluna n'oldu?

Hiç farkında değilim.

Ne zamandır var?

Farkında olmadığımı söyledim, dolayısıyla bilemiyorum.

- Bir bakayım. - Önemli bir şey değil.

Fark etmeden bir yere çarpmışımdır.

- Dur, acıyor mu? - N'apıyorsun? Hayır, bir şey yok.

Hayır.

Hastanedekiler bazen... ...bilincin kapalıyken, bilirsin...

- ...belki de, bilmiyorum... - Sal, iyiyim ben. İyiyim.

- Acımıyor mu? - Hayır, iyiyim.

Tamam. Tamam.

Rüyasında Zoe'nin ölümünü gördü.

Düşsel kalıntılar kaldı.

Uzun süreli birlikteliğin, Taşıyıcı'nın vücudunda izler bırakacağını söylemiştim.

- Hasta mı? - Yeter, Sal.

Gördüğünü biliyorum.

Taşıyıcı'lar coğrafi olarak konumlandırılır.

Atlantic'te.

Çok popüler bir mekan. Bir kızın dans etmek için oraya gitmesi normal.

- Bu bir tesadüftü. - Hayır.

Konuyla hiçbir ilgisi yok.

Seni bir yöne ya da diğerine sürükleyen duygularındır.

Tesadüflerle değil, duygularımızla ilgili oldukları için böyle adlandırılırlar.

Sal, artık sana yardım edemem. Onu geri getiremem.

Atamaları sen yapıyorsun.

Taşıyıcı'larla sen ilgileniyorsun, planlamaları sen yapıyorsun...

...ne kadar ve kaç görüşme olacağına sen karar veriyorsun.

Öyle ama bunları belirli kurallar dahilinde yapıyorum.

Kurallarmış...

Sorun kurallar değil. Bunu çok iyi biliyorsun.

Neymiş peki sorun?

Sorun benim kendimi kötü hissetmemi istemen.

Daha iyi hissedebilmem için kendimi kötü hissetmemi istiyorsun.

- Daha az yalnız hissetmem için. - Delice şeyler söylüyorsun.

Evet, delice şeyler söylüyorum, çünkü ben... Kafam çok karışık, bilmiyorum. Korkuyorum.

Son kez...

Ama bir daha benden bir şey isteme.

Bu son.

Bir şey fark ettim.

O ev, zemini parke olduğundan çok güzeldi.

Zeminin parke olmasının ne kadar önemli olduğunun farkına vardım.

- Sen de beğenmiş miydin? - Okula yakın olmasını beğendim.

Bunun hakkında biraz daha konuşmak ister misin?

Fazla zamanım yok.

- Biliyorsun. - Böyle söyleme.

Söylemeyebilirim...

...ama bu onun gerçekliğini ortadan kaldırmaz.

Korktuğunu biliyorum.

Ama sen her şeyden korkarsın zaten.

Artık korkmuyorum.

Her şeyi farklı şekilde yapmayı ne kadar çok isterdim, tahmin bile edemezsin.

Bunu bilmeni istiyorum.

Bence harika bir baba olurdun.

Sen de.

“Ben de” mi?

Harika bir baba mı olurdum?

- Neden olmasın? - Tabii.

Yer değiştirebiliriz.

İlk başta sadece kocamı kaybetmiştim.

Tanrı'm!

Korkunçtu. Çok korkunçtu.

Ama onsuz bunu atlatamayacağımı biliyordum.

Bu yüzden sürekli sarıldık ve ağladık.

Sonra, Flo'yu bekler olduk.

Kızımı...

Ve...

Sadece...

Hiç de hayal ettiğim gibi değildi.

Ona söylediğimizde, yalan söylediğimizi düşündü.

“Neden böyle bir şey söylüyorsunuz?” Dedi.

“Bu doğru değil!”

“Buradayım.” Diyordu.

Ve derisini çimdikliyordu.

Buradayım...

Bu ne demek peki?

Ne demek?

Ve...

Nedense ikisinin de aynı anda uyuyacağını düşünmüştüm.

Ama sonunda Karl, daha önce pes etti ve beni...

...uzunca bir süre Flo'yla baş başa bıraktı.

Ve onu...

...teselli edebilmeyi çok isterdim.

Bu yüzden, sadece...

...“uyuma” diyebildim.

“Lütfen, uyuma.”

- Böyle işte... - Teşekkürler.

Paylaştığın için teşekkürler.

Harika gidiyorsun.

Yokluklarıyla ve buna eşlik eden acıyla başa çıkmaya çalışırken yaşadığı deneyimleri...

...bugün bizimle paylaşmak isteyen başka biri var mı?

Kimse paylaşmak istemiyor mu?

Pekâlâ.

Hepinizden önümüzdeki birkaç gün boyunca...

...kaybettiğiniz kişiyi size hatırlatan bir nesne seçmenizi istiyorum.

Ve sonra onsuz yapmayı denemenizi.

Bu bir ilk adım ama oldukça önemli.

Kendini sev

Şu özel danstan alabilir miyim, lütfen?

Fotoğrafların altındaki numaralar hangi odada kimin olduğunu görmeniz için.

Niye ağladın?

Hoşuna gitmedi mi?

- Karım beni terk etti. - Üzüldüm.

İşim bitince benim eve gidebiliriz istersen.

İhtiyacın olursa banyo burada.

Evet, eskiden ofis olarak kullanılıyordu...

şimdiyse evsizler ya da kulüpten bazı kızlarla dolu.

N'oldu?

İstemiyor musun?

Ne istiyorsun peki?

Bilmiyorum.

Sadece burada olmak istiyorum.

Ne kadara patlar?

- Sadece burada olsam... - Sikişmeyeceksek...

...pahalıya patlar.

Uyumak istiyorum, bu yüzden gidebilirsin.

Gidebilirsin.

- Lütfen. - Tamam.

Merhaba.

- Nesin sen, bir çeşit manyak mı? - Hayır.

Ama eminim burada onlara sıkça rastlıyorsundur.

Görünüşe göre birlikte takılmayı seviyorlar.

Öldü.

Karım.

Beni terk etmedi.

Dinle...

Çok yalnız olduğuna eminim, tavsiyemi istiyorsan tek ihtiyacın olan bir arkadaş...

...orospu değil.

- Sana yardım edebilirim. - Neyden bahsediyorsun?

Dairendeki origamiyi gördüm.

- Öyle mi? - Evet.

Ben bir Taşıyıcı'yım.

Eee?

Origami müşteriler içindir, Taşıyıcı'lar için değil.

Ne istiyorsun amına koyayım?

- Sana yardım etmek. - Demek öyle?

- Kız kardeşim Aeterna'da çalışıyor. - Hadi ya?

Orada çalışan bir kuzenim var, ama bir kız kardeş daha da iyi olur tabii.

- Bu bir para meselesi. Ben... - Sana nasıl yardım etti?

Doğru ya, o gerzeklerden birine benziyorsun.

Kim ölü aşkını başkasının bedeninde görmek ister ki?

Ne dedin ona?

“Selam hayatım, ben geldim!”

“Bil bakalım n'oldu? Öldün.”

“Ve şimdi, artık her şey hâlloldu.”

- Hayır. - Hayır.

Parana ihtiyacım yok.

O zaman niye Taşıyıcılık yapıyorsun?

İntihar edecek göt yok bende de ondan.

- Kim o? - Benim.

Adımı bilmiyorsun tabii.

Çek arabanı.

Çin yemeği getirmiştim.

Çin yemeğinden nefret ederim.

Evet.

Ben de...

Ben de pek sevmem.

Selam.

Özür dilemeye geldim.

Girebilir miyim?

Burada kalmak istemiyorum, montumu alayım.

- Adım Sal. - Ava.

Gidelim.

- Bunu sık sık yapar mısın? - Hayır. Sadece arada bir.

Evet, yeni bitirdim ve işte yine yaşamak için çok fazla zamanım var.

Yeni atamaları bekliyorum.

Beni bir öpücükle uyutacak bir başka beyaz atlı prens...

...ve çaresiz Aeterna müşterisi için.

Kusura bakma.

Niye bu kadar kötü olduğunu düşünüyorsun?

Çocuğun var mı?

Zamanımız olmadı.

Yani, istemedin mi?

“Benim” zamanım olmadı.

Yemeği yiyelim.

O kadar da kötü değilmiş.

Monosodyum glutamat sayesinde olmalı.

Belki de çok acıktığımdandır.

Pekâlâ. Şu şans kurabiyesine bir bakayım.

Ne yazıyor?

“Kiraz ağacının altında yapraklar her şeyi kaplar.

Ekşili balık çorbasını bile.”

Bu bir şiir.

Evet şiir, bir haiku.

Daha önce hiç ekşili balık çorbası hakkında bir şiir duymamıştım.

Evet.

Ona ne söyleyeceğimi bilemezdim.

Bu...

...yetişkinlerle daha kolay.

Çünkü onlar konuşabilir.

Ama çocuklar...

...bence çok özeller...

...ve hepsi gerçekten aynı şeyleri söylüyor.

Sanırım sadece...

...onu koklamak istiyorum.

Onu yeniden koklamak.

Çocuk sahibi olana kadar kokunun ne kadar önemli olduğunu...

...fark etmiyorsun.

İşte böyle...

Karima Bououdem tarafından bağışlanmış anı

Anılar, hayal ettiğimden farklı.

Onları müzikli şekilde mi hayal etmiştin?

- Filmlerdeki gibi? - Hayır.

Sadece, çok basit görünüyorlar.

Sanki biri yanlışlıkla video kamerayı açık bırakmış gibi.

Bir keresinde, karımın anılarını izlemiştim.

Buradalar mı?

Hayır.

Kız kardeşim izletmişti... Aeterna'da çalışıyor, söylemiştim.

Nasıl hissetmiştin?

Biri anılarımı izleyebilseydi...

Ya sen?

Hayır, sanırım benim için fark etmez.

Bir sürü ayakkabı görürdün.

- Ayakkabı mı? - Evet.

Evet, çünkü...

...önemli anlarımda...

...birlikte olduğum insanların ayakkabılarını çok iyi hatırlıyorum.

İlk kez sevişmek üzere olduğumu fark ettiğim anda...

...kumda gördüğüm mavi tenis ayakkabısı gibi.

Ya da beni başka biriyle aldattığını söyleyen kızın...

...koyu mor topuklu ayakkabılarını.

Ya da annemiz öldüğünde kız kardeşimin ayağındaki terlikleri.

Şu, gözlerinin içine bakmaya cesaret edemediğin kişilerin ayakkabıları.

Birazcık manyak olduğunu biliyordum.

Bana gelmek ister misin?

Sikişmeyecek kadar paran var mı?

Eskiden bir kaplumbağam vardı.

Adı Ray'di.

Ama nerede olduğunu bilmiyorum.

Bir yerlerde kış uykusuna yatmış olmalı çünkü her yerde arıyorum ama bulamıyorum.

- Çok garip. - Kaplumbağa mı?

Hayır.

Burada seninle olmak.

İlk tanıştığımız zamanı hatırlıyor musun?

Hatırlamam mı?

Beni evinden kovmuştun.

Korkmuştum.

Müşterilerimi eve götürmem.

Kimsenin yaklaşmasına bile izin vermem.

Mantıklı.

Biraz manyak gibi davranmıştım.

Manyak gibi davrandığını düşünmemiştim.

O zaman neden korktun?

Çünkü...

...senin yanında uyumak istiyordum.

Bu yüzden seni kovdum.

Karımındı.

Bit pazarından almıştık.

Birkaç kasetle birlikte.

Onunla müzik dinlemeyi severdi.

Karın, bir araba kazasında mı öldü?

Dansa gidiyorduk...

...ve öncesinde bir şeyler içmeye karar vermiştik...

...çünkü hep öyle yapardık.

Arabayı ben kullanıyordum.

Bunun için kendimi asla affetmeyeceğim.

Bunu, Taşıyıcı'sı olduğum kişiyle ilgili bir rüyada görmüştüm.

Üzgünüm.

Ben de ölmeliydim.

Yardımcı olabilir miyim?

Taşıyıcı'yım. Beni atayan kişiyle konuşmam gerekiyor.

- Kim olduğunu biliyor musunuz? - Ebe Ruiz.

- Sizin adınız? - Ava Adams.

- Altıncı kat. - Teşekkürler.

Yüzüğümü kaybettim.

- Büyükannem vermişti... - Tamam, girsene.

She came to my office. She knows everything.

- Bizi şikâyet etmek mi istiyor? - Hayır, etmeyecek.

Belki buraya düşmüştür.

Yardım eder misin, o tarafa baksana?

Bu zor günlerimde yanımda olduğun için sağ ol.

- Konuş onunla. - Hayır, bilmiyorum... Bu çok saçma.

Hiç de bile.

Dün geldiğinde çok şaşırdım.

Söyledikleri, her şeyi yanlış yaptığımı anlamamı sağladı.

Hayatında bir kez olsun beni dinle.

Git konuş onunla.

- Söz verir misin? - Benim için endişelenme.

Hayır.

Asıl sen benim için endişelenme.

Git ona.

Selam.

Tekrardan, özür dilerim.

Sana yalan söyledim ve... özür dilerim.

Bunu yapmaktan kendimi alamadım.

Bu rolü oynamak zorundaydım ve...

Bebek istediğini söylerken de yalan söyledin mi?

Söyledin çünkü artık mümkün olmadığını biliyordun.

Zoe?

Bu kadın...

Taşıyıcı...

Kız kardeşinle konuştu ve gerçeği öğrendi.

Beni uyandırmayı teklif etti.

Son bir kez.

Niye?

Niye buradasın?

Veda etmek...

...ve seni...

...yanımda götürmek için.

Hiçbir şey için kendini suçlu hissetmene gerek yok.

Çünkü o araba kazasından kimse kurtulamadı.

Kız kardeşin birkaç kez denedi...

...ama sana asla veda edemedi.

Baksana... Korkuyorum...

Burada, yanındayım...

Nerede?

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.