All language subtitles for To.a.Land.Unknown.2024.SUBBED.720p.WEB-DL.AAC.H264-DENTiST

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bugün Filistinlilerin kaderi hâlâ aynı...

...Vatanlarına dönüş umutları ellerinden alınıyor...

...dünyanın dört bir yanına savrularak bilinmezliğe itiliyorlar. (Edward Said)

Bak. Chatila, bak.

Daha bugün gelmiş galiba.

Av göründü, Reda.

Hadi.

İyi misin?

Yardıma ihtiyacın var mı? Kalkmana yardım edeyim.

Hop, çantam!

Hırsız var!

Hırsız var!

Öf...

Ver şunu.

Bu ne?

Hadi ya, şaka mı bu?

- N'oldu? - Sadece 5€ çıktı.

Sikeyim.

- Peki ya bu ne olacak? - Neymiş o?

- İlacı. Ya ihtiyacı olursa? - Geri mi götüreyim?

Merhaba, Filistinli misiniz?

- Sen nerelisin? - Gazzeliyim.

Gazzeli misin? Yaklaş bakayım.

- Kiminle yaşıyorsun? - Kimseyle.

- Kimseyle mi? Kaç yaşındasın? - 13.

Kalacak bir yer arıyorum. Bildiğiniz bir yer var mı?

- Bizim elemanlara soralım. - Salla.

Dinle ufaklık, portakal ağacının olduğu meydanı biliyor musun?

Oraya git ve karakola sor.

Gidelim.

Allah'a emanet ol.

Bana öyle bakma, Reda.

Dikkatin dağılmamalı.

Sıkıntı istemiyoruz.

İyi misin?

Vay vay.

- Tekrarlasana. - Sonra.

Selamünaleyküm millet. İyi misiniz?

- Ayakkabıları aldın mı? - Daha almadım. Bana birkaç güne hâllederim.

O iş bende, merak etme.

- Herkese selam. N'aber? - Selam.

- Yemeğime dokunayım deme, tamam mı? - Hiç dokunur muyum, dostum?

Marwan'ı görmeliyiz.

Bizim için bir şeyi var.

Az bekle, şarj cihazımı unuttum.

Yürü git!

Gelin çocuklar.

Belâdan uzak duruyor musunuz?

- Evet. - Harika.

Ee, bir şey buldun mu?

Bu sabah beni aradılar.

Şok oldum. Bak.

Şuna bir baksana.

- Gördün mü? - Sen gerçekten bir profesyonelsin.

İkizin.

Piç kardeşin, gördün mü?

Dostum, bunu bulduğuma inanamıyorum.

Peki ya benimki?

Seninki...

Seninkini bulmak sıkıntıydı.

- Ne diyorsun? - Hayır, olmaz bu.

Olur.

Hiçbir şeyi beğenmiyor.

Hiçbir şeyi...

Parayı toparlayabildiniz mi?

Biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Bana iki hafta ver, paranı denkleştireceğim.

Çayınızı için.

Ona güvenebilir miyiz sence?

Diğerlerinden daha güvenilir, sence de öyle değil mi?

Ne bileyim, çok para istiyor.

Ama insanları gerçekten Almanya'ya sokabiliyor.

En azından sınırları yürüyerek geçmeye çalışırken sikilmiyoruz.

Ya da bir kamyonun arkasında boğulmuyoruz.

Uçakla gideceğiz.

Almanya, Yunanistan gibi değil.

Vallahi, bu kafe olayı şaka değil.

Bak kim var burada.

Ne yapıyorsun burada?

- Sana meydana gitmeni söylemiştim. - Gitmek istemiyorum.

Polise gittin mi?

Ne yapmaya çalışıyorsun?

- Bizi mi takip ediyor? - Yok, biz onu takip ediyoruz.

- Burada bir ya da iki gece kalırsın. - Tamamdır.

Ayrıca...

- Burada kimseyle konuşma. - Niye?

Çünkü yavşaklar.

Anladın mı?

Merhaba.

Onun burada ne işi var?

Merhaba, Chatila. Nasılsın, canım?

- Buraya neden geldin? - Çocukları ziyaret etmek için.

O boku burada satmasan iyi edersin.

Bu yakışıklı da kim?

Anlamıyor musun?

Reda, nasılsın? Ne var ne yok?

- İyi gördüm seni. - Sağ ol.

- Gözlerinden anladım. - Ne olmuş gözlerime?

Yıldız gibi parlıyorlar.

Abu Love, şairdir.

- Ben şair değilim, şiirim. - Şiirsin, öyle mi?

Allah rızası için, uzun süre kalmasına izin vermeyin.

Yürü, Reda.

N'oldu?

Bir şey yok.

Huzursuz gibisin.

Biraz huzursuzum, sanırım.

Bir aydır temiz olduğunu unutma.

Çok iyi gidiyorsun.

Aynı espriler ve saçma sohbetler işte.

- Mutlu falan değiller. - Kendi hallerine bırak.

- Nereye? - Duş alacağım.

Bu nasıl bir koku böyle, ne yedin?

Şiir yazmıyordum içeride herhalde.

- Buraya nasıl geldin? - Türkiye'den bir botla.

Kaçakçı, İtalya'ya götürme sözü vermişti; ama bizi buraya bıraktı.

Dolandırıldın yani?

Peki, yalnız mı seyahat ettin? Ailen nerede?

Sana diyorum.

- Neredeler? - Ailemden kimse kalmadı.

Nasıl yani?

Beni İtalya'ya götürecek birine ihtiyacım var.

Hadi ya, İtalya mı?

Teyzem parasını ödeyecek.

- Teyzen nerede? - İtalya'da.

- Ne kadara mâl olacağını biliyor mu? - Tanıdığın var mı yok mu?

Küçük köftehor seni.

Sadece Marwan var.

Ama pahalıya iş yapar ve acımasızdır.

Numarasını vereyim sana.

- 6, 9, 8... - Bir saniye.

...4, 1 ,8 , 8...

...9, 2, 2.

Kaydettim, sağ ol.

- Hayatım, nasılsın? - İyidir. Aramanı bekliyordum.

Kusura bakma, bugün meşguldüm. Biliyorsun durumları.

Velid de seninle konuşmak istiyordu.

Of...

Hadi be, bu nasıl aklımdan çıktı?

Eğlendi mi? Onunla da konuşayım.

Uyuyor. Güzel geçti, eğlendi.

Kusura bakma, aşkım.

- Yok, ondan değil. - Neyden?

Sıkıntı ne, Nabila?

- Kardeşlerim. - N'olmuş onlara?

Bir şey söylemedim; ama Velid'e ne gönderdiğini sordular.

Ee?

Kolpacı olduğunu...

...bu kamptan asla çıkamayacağımı...

...ve seninle evlenmekle hata ettiğimi söylediler.

- Böyle konuşup durdular, işte. - Sen onlara bakma, Nabila.

Haksız olduklarını biliyorsun, değil mi?

Değil mi?

Neredeyse tüm parayı biriktirdik.

- Böylece, birlikte Almanya'ya gideceğiz. - İnşallah.

Az kaldı.

Tamam mı?

Aşkım.

Niye gülüyorsun?

Oğlum için. Bugün 2 yaşına bastı.

Çok uzakta.

Üzgünüm.

Zor.

Nerede?

Ne?

- Çok uzakta dedin. - Lübnan'da.

İster misin?

Al.

Emin misin?

Şekerli şeylerden nefret ederim, sadece fotoğraf için almıştım.

Teşekkürler.

Seni sürekli burada, diğer adamla görüyorum.

Kuzenimi diyorsun.

- Adın ne? - Adım mı? Chatila.

Hoşmuş. Kız ismi gibi.

- Chatila, bana bak. - Buyur?

Evde biram var.

Dağınık biraz.

Gelebilirsin, ama yargılamayacaksın?

Kusura bakma, içki içmiyorum. Şimdi gitmem lazım. Senin adın ne?

- Tatiana. - Tatiana.

- Hoşça kal, Tatiana. - Güle güle.

- Reda'yı gördün mü? - Hayır.

Reda!

Aç kapıyı, şerefsiz!

Ne yaptığını sanıyorsun? İnsanlar uyuyor.

Yatağına dön, bayan.

Gitmezsen polisi arayacağım!

Senin de polisin de amına koyayım!

Aç kapıyı!

- Reda nerede? - Ben nereden bileyim?

Reda'yı gördün mü?

Nerede o?

Demek öyle? Keyfiniz bilir.

Polisler yolda ve hiçbirinizin belgesi yok.

Hadi, çıkın dışarı!

Çıkın!

Chatila.

Tüm bu negatif enerjinin sebebi ne?

- Nerede o? - Kim?

- Reda nerede? - Bir fırt çek, dostum.

Konuş, yoksa suratını dağıtırım.

- Hadi ama, dostum. - Chatila, nerelerdeydin?

- Para nerede, Reda? - Sakin ol.

- Para nerede? - Çantamda.

Ayıl lan!

- Para nerede? Bu çantada mı? - Kimse almasın diye sakladım.

- Sadece birazını harcadık. - Hani, nerede?

Belki de almışlardır.

- Sadece nasıl bulduğunu söyle. - Ne demek istiyorsun?

- Yarısı benim. - Yarısı senin mi?

Keş arkadaşın seni kandırmış.

Uyuşturucu almak için, aptal. Hiçbir boktan anlamıyorsun.

Aptal mı? Dinle, Chatila, kendini çok mu akıllı sanıyorsun?

Ne yaptığını fark etmiyor muyum sanıyorsun? Herkes, beni kullandığının farkında.

“Herkes” dediğin kim?

Seninle buraya gelmem için bana yalvardın.

- Neyiniz var sizin? Uyuyoruz burada. - Karışmayın siz.

- Ben mi sana yalvardım? - Buraya son geldiğinde neredeyse ölüyordun.

“Atina harika bir yer.”

“Bu sefer temiz kalacağım.”

“Birkaç ay içinde Avrupa'ya gideceğiz.”

Bak ne diyeceğim.

Buraya seninle geldiğim için aptal olan benim.

Kendini öldüreceğinden endişelenmiştim.

Evlenmiştim, bir çocuğum vardı.

- Geride neyi bıraktığımı biliyor musun? - Neyi? Ne bıraktın? Hiçbir şey bırakmadın.

İşsizdin, beş parasızdın ve Avrupa'ya gelmek için can atıyordun.

Chatila.

Parayı geri toparlayacağım, yemin ederim.

Toparlayacağım. Sadece, içeride uyumama izin ver.

Beni burada bırakma.

Senin için parayı toparlayıp kampa geri döneceğim.

Kampa geri döneceksin, öyle mi?

Senin hakkında ne diyorlar biliyor musun?

Gidip çocuklara bu pisliği mi dağıtacaksın?

Yüzünü görmek istemiyorum, Reda.

Siktir git, dostum.

- Selam dostum, nasılsın? - İyiyim.

Geliyor musun?

- Ne kadar ödeyeceksin? - 20€.

- Yavaş. - Beni sikmeni istiyorum.

- 40€. - 30€.

Chatila!

Chatila!

Ne istiyorsun?

Al bunu.

- Nereden buldun bunu? - Al.

- Al. Kazanmanın bir yolunu buldum. - Bir yolunu mu buldun?

- Parka geri mi döndün? - Al, hadi.

Yemin ederim, bu son.

Daha fazla uyuşturucu kullanmamak için uyuyacak bir yere ihtiyacım var.

Sokaklarda kalamam.

- Arayan annense, açma. - Merhaba, oğlum.

Nasılsın?

Merhaba, anne, sen nasılsın?

İyiyim, Allah'a şükür. Nasıl gidiyor?

- Her şey yolunda. - Sesin iyi gelmiyor.

Sadece yorgunum, anne. Buradan gitmek için çok çalışıyoruz.

Sana güzel haberlerim var. İyi bağlantıları olan bir adamla tanıştık.

Bizi Almanya'ya götürecek.

- Chatila nasıl? - İyi, o da yanımda.

- Ver de bir merhaba diyeyim. - Al.

- Hala, nasılsın? - Sesin gidiyor.

Canım, dışarı çıkıp konuşmayı dene.

- Sanırım telefonun çekmiyor. - Tamam.

Şimdi duyabiliyor musun?

Yalan söyleme bana. Yine kullanmaya mı başladı?

Hayır, hala Alakası yok.

Dün gece geç saatlere kadar dışarıdaydık. Pasaport işinin hâllolmasına sevindik.

Hepsi bu.

- Buraya dönmesine izin verme. - Vermem.

O her zaman farklıydı. Çok hassas biri.

Babanın onu ne kadar sevdiğini, öz oğlu gibi gördüğünü biliyorsun.

Biliyorum, hala.

Lütfen, ona göz kulak olacağına söz ver.

Lütfen, durumunuz düzelinceye kadar ona göz kulak ol.

Merak etme, hala. Olacağım.

- Allah'a emanet ol, oğlum. - Sen de, hala.

Reda.

Neyin var?

N'oldu?

- Burada ölmek istemiyorum, dostum. - Neden bahsediyorsun sen?

Bu çok utanç verici.

Böyle konuşma.

Bu sadece kullandığın bokun etkisi.

Geçecek, Reda.

Al, çayını iç.

Keşke buraya hiç dönmeseydim.

Annemin yanına dönmek...

...ve bu çayı onunla içmek isterdim.

- Takma kafana, dostum. - En azından huzur içinde ölürdüm.

Kendine gel. Neyin var senin?

Geçecek.

Reda!

- Çocuk geldi. - Chatila!

Gir, gir.

Barıştınız demek?

Evet, her zamanki hâlimiz.

Evli bir çift gibisiniz.

Velede bak hele.

Ev sahiplerinle böyle mi konuşuyorsun?

Neredeydin?

- Marwan'ı görmeye gittim. - Ee?

Anlatsana.

Teyzemle anlaşamadı.

Hangi konuda anlaşamadılar?

Bilmiyorum, dostum.

Parayı peşin istiyor.

Teyzem “olmaz.” Dedi. Geçen seferden dolayı.

Niye anlaşamadıklarını anlamıyorum.

Teyzemin yanına vardığımda, parasını alacak.

Anlamıyorum.

- Bugün bir şey yedin mi? - Hayır.

Acıkmış görünüyorsun. Yine patates kızartmamı ister misin?

- Olur. - Pekâlâ.

Sigara içmeye çıkıyorum.

Burada bekle.

- Patatesleri birazdan kızartacağım. - Tamam.

Kafayı mı yedin?

Olmaz öyle.

- Niye olmasın ki? - Yani, ne bileyim...

Kaçakçılarla aynı dünyada yaşamıyoruz biz.

Kaçakçı dediğin nedir ki?

Onlar da bizim gibi; ama vurdumduymazlar.

Bilemiyorum, dostum.

Belki de haklısındır.

Sağlıklı düşünemiyorum.

Bir düşün kardeşim.

Farz edelim ki olmadı...

...elimize yüzümüze bulaştırdık diyelim...

...kaybedecek neyimiz var ki?

Çocuğa da yardım etmiş oluruz.

O çocuk Allah'ın bir lütfu dostum.

Allah gönderdi onu bize.

İnşallah üstesinden geleceğiz, dostum.

Bu, bizim buradan çıkış biletimiz.

Bana güven, gerisini merak etme.

Ayrıca seni Abu Love ile görmek istemiyorum.

- Afiyet olsun. - Eyvallah, gel beraber olsun.

- Dinle. - Buyur?

Senin konuya kafa yorduk.

İtalya'ya gitmene yardım edeceğiz.

- Teyzeme siz mi götüreceksiniz beni? - Evet. Bunu istemiyor muydun?

- Peki, beni nasıl buradan çıkaracaksınız? - Bizim çalışma şeklimiz...

...gizlidir.

Bu işte kimseye güven olmaz.

O yüzden sana da söyleyemedik.

- Kaçakçı mısınız? - Alçak sesle konuş.

Yemeğini ye.

- Selamünaleyküm. - Aleyküm selâm.

- Nasılsın, canım? - İyiyim. Sen nasılsın, teyze?

İyiyim ben de. Sana iyi bakıyorlar mı?

Evet, onların yanında mutluyum.

Yemin ederim, elimde olsa gelip onu alırdım.

Ama belgelerim yok.

Onlara güvendik; ama işte sonuç.

Evet, teyze, ama biz diğerleri gibi değiliz.

Senden, bir aracıya peşin ödeme yapmanı isterler.

Sonra da aracı, işte böyle ortadan kaybolur.

Baştan söyleyeyim...

...Malik'i burada, İtalya'da görmeden tek bir kuruş bile göndermem size.

Dinle, onun buradan gitmesini biz de en az senin kadar istiyoruz.

- Malik'i çok sevdik, değil mi? - Aynen öyle, teyze.

Onu, kardeşimiz gibi görüyoruz.

Tek istediğimiz, temel masraflar için küçük bir avans.

- Ne masrafıymış bu? - Çok önemli bir şey değil, merak etme sen.

Sadece, bir kimliğe ihtiyacı var.

Demek istediğim...

...Arap bir çocuğun tek başına Yunanistan dışına çıkması biraz şüpheli.

Peki, ne gerekiyor?

Bu işin çözümü...

...onunla seyahat edecek saygın bir kadın bulmaktan geçiyor.

Seyahate çıkan bir anne ve oğul gibi görünmeliler.

...3, 4, 6, 8, 8.40.

13.80 vereceksin.

- 13.80, tamamdır. - Ben hâllettim.

Merhaba, Tatiana.

- Seni gördüğüme sevindim. - Harika.

Hızır gibi yetiştin, hâllettik.

- Chatila. - Sıkıntı yok, ben hâllettim. Merak etme.

- Hâlloldu mu? - Hâlloldu.

Bu senin mi?

İçki içmiyorum dediğini sanıyordum.

- Cuma gecesindeyiz. - Pekâlâ. Cuma gecesindeyiz, gidelim.

İşte, benim villam.

Rahatına bak.

Biraz dağınık, ama idare eder.

Hemen geliyorum.

Eminim dans etmiyorsundur.

Ne? Niye böyle dedin?

Çünkü, fazla ciddi duruyorsun.

- Öyle mi düşünüyorsun? - Evet.

Bütün gün sokakta oturuyorsun, çok mutsuzsun, hiç keyifli görünmüyorsun.

- Yani, ciddi miyim? - Hayır, İtalyansın.

- Arap'sın. - Filistinliyim.

N'oldu?

Bir karın ve oğlun var.

- Bunu biliyorum. - Evet, ama çok uzaktalar.

Çok uzaktalar demek.

Sen de Tatiana'yı kolay lokma mı gördün?

Güzel olduğunu düşündüm.

Eğlenmelik, kolay düşürebileceğin bir kız mı istiyorsun?

Karından sıkıldığın için, öyle mi?

Karını gün boyu mutfakta tutuyorsun. Evet, seni tanıyorum.

Beni tanıyorsun demek?

Pekâlâ, öyle olsun. Sadece eğlenelim.

Reda!

Tut.

Tutsana!

Hadi, çabuk!

Hadi!

Dostum, bu çok iyiydi. Nasıl yaptın?

Beğendin mi? Güzeldi.

- Harbiden çok iyiydi. - Denemek ister misin?

Belki sonra.

- Ama çok iyi. - Sağ ol.

Akropol'ü görmek ister misin?

Görmüştüm zaten.

- Ne zaman gördün? - Nereye baksan onu görüyorsun.

Acıktın mı?

- Sen acıktın mı? - Evet.

- Genelde evde yiyoruz. - Ha, tamam sıkıntı yok.

- Sen acıktın, değil mi? - Evet.

Dinle, git parkta takıl.

Orada beni bekle.

- Niye? - Bir işim var.

- Burada mı? - Evet.

- Seninle gelemez miyim? - Hayır, git ve parkta bekle.

- Lütfen. - Hadi.

- Buraya gel! - Reda! Reda, beni bekle!

Dikkatli ol, yavaş in.

- Bizi göremezler. - Hadi.

- Tut şunu. - Gidelim.

N'aber, Yasser!

Sikerim böyle işi. Bir saattir burada bekliyorum.

Dostum, neredeyse yakalanıyorduk.

Beğeneceksin.

Çok güzel oldu. Harika bir ayakkabı.

Sikimi güzel oldu.

Buraya bak.

Ne yazıyor burada?

- Ne yazıyor? - Numarası.

45.

- Ben sana kaç demiştim? - 45.

46 dedim.

Yasser, 46 demedin, 45 dedin.

Ha 45 ha 46, aynı işte.

- Çorapsız giyiver. - Taşak mı geçiyorsun?

Hayır.

200€ olan ayakkabıyı 30€'ya alıyorsun.

Olmaz, 46'sını istiyorum.

20€ ver o zaman.

15€.

Kafa mı buluyorsun?

Fiyatının 200€ olduğunu duymadın mı?

Şu ufaklığa bak hele.

Yürekliymiş.

Hadi, Reda, başkası 30€'ya alır. Gidelim.

Neyse hadi, ufaklığın hatırı için.

Al sana 20€.

- Sağ ol, Yasser. - Gidelim.

Sağ ol, Yasser.

- Çalmaya alışma, kötüdür. - Harbi mi?

Ciddi mi söylüyorsun?

Sana göz kulak oluyorum. Bunu söylemeliyim.

Yakında buradan gideceksin.

Okula başlayacaksın.

Yeni insanlarla tanışacaksın ve normal bir hayat yaşayacaksın.

Lübnan'dan niye ayrıldın?

Soruya bak.

Lübnan bizim ülkemiz değil.

Lübnan bir hapishane, Gazze gibi.

Yani, insanlara köpek gibi muamele edersen, sonunda birbirlerine düşerler.

Yani, burası daha mı iyi?

Burası, sadece bir geçiş noktası.

Chatila'nın dediği gibi, burası Avrupa sayılmaz.

Yunanlılara bak.

Biz Arap'lardan farksızlar.

Biz, Almanya'ya gideceğiz.

Almanya'da kendimizi toparlayıp bir kafe açacağız.

Chatila akıllıdır. Bu işi kıvırır.

Belgelerimizi alacağız.

Her şeyi yoluna koyacağız.

Karısı Nabila bir şef. Onu çok eskiden beri tanırım.

Yemekleri harikadır.

Çok lezzetlidir.

- Peki ya sen? - N'olmuş bana?

Orada ne yapacaksın?

Boya yapar, bulaşıkları yıkar, temizlik yaparım.

Kafeye bulaşanın amına koyarım.

Her şeyi yaparım.

- Baksana, neyi var onun? - Rahat bırak onu. Bırak uyusun.

- Malik, mutfağa geçebilir misin? - Tamam.

- Bu sabah neredeydin? - Nerede olduğumu biliyorsun.

Bütün gece kalmanı beklemiyordum.

N'oldu?

- Fakir ve yalnız. Yapacaktır. - Öyle mi?

Ama ne olduğunu anlat bana. Sen ne yaptın?

Her bir detayı istiyor musun? Hadi oradan.

Beni rahat bırak.

Çocuk bakıcılığı nasıl gidiyor?

İyi, her şey yolunda.

En azından kafa dağıtıyorum.

O bok vücudunu terk edince kendine gelmişsin.

Yüzüne renk gelmiş.

Sanırım öyle.

Bu kadın bize kazık atmaz, değil mi?

Hayır, o iş bende.

Ama Reda, lütfen. Bu sefer konsantre olmanı istiyorum.

- Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. - Tamam, merak etme.

- Ee, Tatiana. - Ee...

Tatiana.

- Selam, Tatiana. - Selam.

- Bunu neden yapıyorsun? - Neyi yapıyorum?

- Bunu neden yapıyorsun? - Neyi?

- Kendine hep bunu yapıyorsun. - Neyi yapıyorum?

- Bence çok içiyorsun. - Öyle mi dersin?

Söylediğin için sağ ol. Farkında değildim.

Farkında değil miydin? Artık farkına vardın.

İşte bu yüzden sana gerçek Filistin yemeği yapmalıyım.

- Beğendin mi? - Çok lezzetli.

Ama daha fazla yiyemeyeceğim.

Doydum.

Doydun mu? Hadi ama, daha çok var.

Al, ye.

Beni bir inek gibi şişmanlatmaya mı çalışıyorsun?

Kesime göndermeden önce?

Hayır.

Memlekette birbirimize hep “Ye, ye!” diye bağırırız.

Ondan.

Tatiana, bu halinle mükemmelsin zaten.

Kesinlikle.

Hadi, söyle.

- Ne? - Söyle.

Neyi söyleyeyim?

Bana söylemek istediğin bir şey var, değil mi?

Pekâlâ, Tatiana. Evet, bir şey var.

Kolay değil, bir çocuk var.

Ona yardım etmek istiyoruz.

Yardım mı? Yardım derken, ne demek istiyorsun?

Sadece 13 yaşında.

Annesi ölmüş, şerefsiz babası da onu terk etmiş.

Tanrım, ne kadar korkunç.

Kaçakçılar ne yapmış biliyor musun? Onu burada sokağa bırakmışlar.

Biz de onu İtalya'daki teyzesine göndermek istiyoruz.

Birlikte yeni bir hayata başlamaları için.

Birlikte yeni bir hayat mı? Ne kadar güzel.

Bunu nasıl gerçekleştireceksiniz? Söyle bakalım.

Onu uçağa bindirebilmek için...

...annesi gibi davranacak birine ihtiyacımız var.

Buralı, Yunan birine.

Bilmek istiyordun, işte öğrendin.

Geri zekâlı.

Burada kalmak isteyeceğini düşünmüştüm.

Ya da benden para isteyeceğini.

Ama bu çok orijinal.

Yetenek isteyen bir iş, aferin.

Peki, ne kadar para kazanacaksın bu işten?

Para mı? Hayır, bu işten para kazanmayacağız.

- Acınası olduğumu düşünüyorsun, değil mi? - Acınası mı?

Acınası, çaresiz, ezik olduğumu.

Belki doğrudur, belki de öyleyimdir.

Ama aptal değilim.

Ayrıca, erkekleri de tanırım.

Şimdi söyle, ne kadar para kazanacaksın?

- 4,000€. - 2.000€'sunu istiyorum.

Anlaştık.

- Şimdi istiyorum. - Olmaz.

Beni unut o zaman.

Şu an veremem, Tatiana.

Sadece, iş bittikten sonra verebilirim.

Ben yokum o zaman.

Peki, keyfin bilir.

Yunanistan'da paraya ihtiyacı olan tek kız sen değilsin.

- Yunan vatandaşı ve bu onun gerçek kimliği. - Niye bu işe bulaştı ki?

Hikâyesinden etkilendi, bu yüzden ona yardım etmek istiyor.

Tam bir azizeymiş. Nereden buldun onu?

Sadece, çocuğun kimliğini onunkiyle eşleştirmeni istiyoruz.

Çocuğun teyzesiyle iş tutuyorsun.

Tabii ki tutmuyorum, dostum. Ne kuruyorsun kafanda?

Bu işten ne kadar kazanacaksınız?

Dostum, yemin ederim bu işten bir şey kazanmıyoruz.

Sadece ona yardım etmek istiyoruz, hepsi bu.

O daha çocuk.

Birbirimize destek olmayacağız da kime olacağız?

Ben hâllederim.

- Gerçekten mi? - Adamsın, Marwan.

Yüreğinizi ferah tutun siz.

Ama...

- Sadece bir şey var. - Ne dersen kabulümüz.

Pasaportlarınız için 500€ daha ödemeniz gerekiyor.

Sosyal hizmet masrafı.

Kim bu, Malik?

- Tatiana. - Neyin oluyor?

Annem.

- Ve nereye gidiyorsun? - İtalya'ya.

Farklı diller konuşuyorsunuz, bu yüzden birbirinize alışmanız gerekiyor.

Ne söylüyorsun ona?

Aynı dili konuşmadığınız için...

...konuşmadan da normal davranmanız gerektiğini söylüyorum.

Ama anlamıyorum.

Nasıl olacak bu iş? Birbirimize hiç benzemiyoruz.

Babana benzediğini söyleyeceksin.

Nabila

Evet, yarın orada olur.

Her şey hazır.

Parayı bekleyeceğiz, teyze.

Lütfen bizi unutma.

Süper, yarın konuşuruz.

Bu akşam yemekte müceddere var.

- Tatiana. - Yiyeceğini de al ve git.

- Ne? - Bu işi yapmak istemiyorum.

- Beni rahat bırak. Git. - Niye böyle söylüyorsun?

Gitmek istemiyorum.

- Ne yapıyorsun? - Bir şey yaptığım yok. Kaybettim.

- Neyi kaybettin? - Kimliğimi.

- Ama onu sana üç gün önce vermiştim. - Sonrasında kaybettim işte.

Nerede olduğunu bilmiyorum. Özür dilerim.

Her yere baktım.

Benimle taşak mı geçiyorsun lan?

Aramaya başla.

- Burada mı? - Hayır. Orada değil.

Kes artık.

Nerede lan o zaman?

Sakladın demek?

Delirdin mi lan?

Korktun mu?

- Bu, insan kaçakçılığına giriyor, aptal. - Ama küçük bir çocuğa yardım ediyoruz.

Yarın geri geleceksin ve her şey bitmiş olacak.

Bir sıkıntı çıkmayacak.

Küçük adamım, gerçek bir Avrupalı gibi görünüyor.

Atina'daki kardeşlerini unutma.

- Fotoğraf gönderirim. - İyi olur.

- Sen de bana gönder. - Gönderirim tabii.

Bir öpücük ver.

Malik, gitme vakti.

Kendine dikkat et, tamam mı?

Gel bakayım.

- Teyzene benden selam söyle. - Başüstüne.

Allah'a emanet ol.

Malik!

Şuna bak hele.

Sanki Atina'nın üstüne işiyor.

Siktir et, bırak işesin.

- Daha geçmediler mi? - Hayır, daha değil.

Al.

Bana kafeden bahsetsene.

Zaten her şeyi biliyorsun.

Biliyorum, ama onun hakkında konuşmak seni rahatlatıyor.

Tek ihtiyacımız olan bir Arap mahallesinde küçük bir dükkân.

Fazla paraya gerek olmayacak.

Küçük şirin bir kafe olacak.

İşte planımız bu, yani.

En önemli şey masamda büyük bir kül tablası olması.

Hep bir tane istemişimdir.

Başka neler var?

Nabila, mutfağı idare eder.

İnsanlar onun yemeklerini tattıklarında müdavimimiz olacak.

Peki ya ben ne yapacağım?

Sen mi?

Sen de servisi hâlledersin.

İnsanlar içeri girer girmez, senin koca aptal suratını görecekler.

Babamın yerini hatırlamıyor musun?

O zamanlar birbirimizi pek görmezdik.

Sadece mavi sandalyeleri hatırlıyorum. Of, maviydiler.

O mahalledeki her türlü olay o kafede konuşulurdu.

Babam, herkesi bir araya getirirdi.

Allah rahmet eylesin. Orayı çok severdi.

Allah rahmet eylesin. Dürüst bir adamdı.

Aynen.

- Havalanmak üzereler. - Hay anasını!

İçelim.

Sakin ol, geri yollanabilirler.

“Sakin ol” ne ya, içelim hadi.

Dâhi kardeşime.

Şerefe, millet.

- Atina'yı seviyor musun? - Sokayım Atina'ya.

Aradığınız numaraya ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Telefonları kapalı.

Reda, sana diyorum.

- Telefonları kapalı, ulaşılmıyor. - Belki şarjları bitmiştir.

Aradığınız numaraya ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Telefonu hâlâ kapalı.

Tatiana'yı mı arıyorsun?

Hayır, çocuğun teyzesini.

Geri gönderilmiş olsalardı, Yunan hatuna ulaşabilirdik, değil mi?

Aynen.

Ayrıca, yakalanmış olsalardı...

...teyzesi, çocuğun nerede olduğunu sormak için bizi telefon yağmuruna tutardı.

Kesinlikle.

En kötü ihtimalle, teyzesini aramışlardır.

- Polis mi? - Evet.

Ya öyle bir şey olduysa?

Hapı yuttuk demektir.

Çocuğu almıştır ve parayı ödemek istemiyordur.

Biz de burada siki tutarız.

Yani Malik şu an İtalya'da teyzesinin yanında mı?

Açma.

Niye açtın?

Bizi burada görmemeliler.

- Dinlesene. - Neyi?

Çıt çıkmıyor.

Sıçan da yok kavga eden de.

Muhteşem bir yer!

Malik'i tekrar arasana.

Aradığınız numaraya ulaşılamıyor...

Vardiyam bitti de hesabı alabilirsem.

Sende ne kadar var?

Çok bozukluk verdik, kusura bakma, dostum.

- Bitirdin amına koyayım. - Biraz kaldı ya.

- Onu tanıyor musun? - Tanımıyorum.

Harbi mi? Tanıyor gibisin sanki.

Görünüşe göre paralı biri.

İyi para öder mi?

İyi para öder mi?

Nereden bileyim? 50€ ödeyebilir.

Git, 70€ iste.

- Aşkım, nerelerdeydin? Endişelendim. - Çok üzgünüm, aşkım.

- Her şey yolunda mı? - Hiçbir şey yolunda değil. Hem de hiç.

Buraya gelmek benim suçum.

Böyle konuşma, sabret.

Sabretmemi söylüyorsun, ha?

Burada nasıl yaşadığımızı biliyor musun?

Suç işleyerek yaşıyoruz, Nabila.

İnsanları soyuyoruz, hırsızlık yapıyoruz.

Hayvandan farksızız.

Hattâ hayvandan da beteriz.

Aşkım, tam olarak neler olduğunu bilmiyorum.

Bu sadece bir süreç, geçecek.

Atina, bir anıdan başka bir şey olmayacak.

Sikeyim böyle anıyı.

Canım, biraz dinlen. Uyumaya çalış.

Yarın daha iyi hissedeceksin.

Tamam, aşkım. Yarın konuşuruz.

Tamam canım. Seni seviyorum.

Chatila.

Geçecek.

Burada biraz daha kalmamız gerekse bile.

Ne pahasına olursa olsun buradan gideceğiz.

Aradığınız numaraya ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Reda!

Reda!

- Ne? - Beni bir arar mısın, lütfen?

- Telefonunu mu kaybettin? - Ara işte ve hoparlörü aç.

Aradığınız numaraya ulaşılamıyor...

Kapalı galiba? - İşte bu, amına koyayım!

Çalıyor.

Aradığınız numaraya...

- Neredeyim ben? İtalya'da, değil mi? - Anlamıyorum.

Numaranı başka bir hatta yönlendirebilirsin, değil mi?

Evet.

Bütün gün o İtalyan sesli mesajını dinledikten sonra...

...numaramı Malik'in teyzesinin numarasına yönlendirmek gibi...

...harika bir fikir geldi aklıma.

Ve mucize gibi oldu.

- Pekâlâ dâhi, bunun bize ne faydası olacak? - Tamam, şöyle düşün.

Bir aracı İtalya'ya birilerini göndermek istiyor...

...ve varış aramalarını bekliyor diyelim.

Numaralarını alıp bu numaraya yönlendirirsek...

...aracı onları aradığında bu İtalyanca mesajı alacak...

...ve İtalya'ya vardıklarını düşünecek.

Ve biz de o zaman parayı alacağız.

- Ama adamlar İtalya'da olmayacak mı? - Hayır.

- Nerede olacaklar peki? - Tatiana'nın evinde.

Chatila.

İyi de oradan kaçmazlar mı?

Nereye kaçıyorlar? Elleri kolları bağlı olacak.

- Ee serbest kaldıklarında bizi mahvederler. - Kimi mahvediyorlar?

Almanya'ya giden uçakta olacağız. Hoşça kalın, canlarım.

Hay sikeyim, Chatila.

Annemin üzerine yemin ederim, burada yaptığımız son dalavere olacak bu.

Düşünsene, eğer bu işi yaparsak, birkaç gün içinde buradan gidebiliriz.

Kaybedecek neyimiz var ki?

Ne diyorsun?

- Bilemiyorum, dostum. Emin misin? - Bana güven, gerisini merak etme sen.

Bir sorum var, aracı kim olacak?

Atina'da herkesin yardım istediği adam kim?

Selam.

Aleyküm selâm, gelin, oturun.

Cigara?

Bu fotoğraf muhteşemmiş lan.

- Yaser Arafat'ın yanındaki kim? - Papandreou.

- Papandreou kim? - Yunanistan Başbakan'ı.

Kuşa dokunma.

Cigara içtik, kendini kartal sanıyor.

Sizi buraya hangi rüzgâr attı?

Sadede gelelim. İtalya'ya giden güvenli bir yol bulduk.

Yeni, henüz kimse keşfetmedi.

Elimizi çabuk tutarsak, birkaç kişiyi geçirebiliriz.

İyiymiş valla.

Bir iş kurmuşsunuz. Bana neden ihtiyacınız var?

Almanya'ya gitmek istiyoruz, İtalya'ya değil.

Bu yüzden, o pasaportlara ihtiyacımız var.

Meteliğe kurşun atarken mi?

Hesapta olmayan masraflarımız oldu.

Biliyorsun, karım ve çocuğum da o kampta.

Reda'nın annesi hasta.

Evet ve gittikçe kötüleşiyor.

Ama Marwan, senin sokakta sözün geçer ve bir dediğini iki etmezler.

Ünün senden önce gider.

Bizi daha önce kimse duymadı. Güvenilir değiliz.

Şunu açıklığa kavuşturalım...

...eminim buradan çıkmak için can atan birilerini tanıyorsundur.

Ne dersin?

Senden istediğim şey şu.

Araba kullanmayı bilen...

...ve daha da önemlisi buradan gitmek isteyen iki iri yarı adam.

O iş kolay, herkes buradan gitmek istiyor.

Kesinlikle, çünkü başka kimse bu işe bulaşmaz.

İşte bu, dostum. İşe yarayacak.

Yine de bilmeniz gerek.

- Neyi? - Kolay bir yolculuk olmayacak.

Uzun bir yolculuk kamyon da karanlık ve sıkışık olacak.

Buna hazır mısınız?

Suriye'den çıkmak cehennemden farksızdı, bu ne ki?

Neredeyse boğuluyordum. Teknemiz alabora oldu.

- Sekiz kişi öldü. - Allah rahmet eylesin.

Allah rahmet eylesin.

- Peki ya işler yolunda gitmezse? - İşte bu yüzden aracınız var.

Dinleyin, dostlarım, paranız bende güvende.

Bir aksilik olursa, size geri gönderirim.

Korkmanıza gerek yok.

Güzergâh açığa çıkmadığı sürece güvendesiniz.

Oraya varacaksınız, merak etmeyin.

Varır varmaz da beni arayın.

Böylece kendi payımı alıp Chatila ve şoförüne paylarını verebilirim.

- Anlaştık mı? - Anlaştık.

- Hayırlı yolculuklar. - Teşekkürler.

Onun burada ne işi var?

Geçmiş geçmişte kaldı. Bırak da size yardım edeyim.

Ya geç.

- Selam, Yasser. - Selamünaleyküm dostum.

Git içeride bekle. Sen benimle gel.

Onu niye getirdin?

Elimizde başka kimse yok.

Yasser yakında Makedonya üzerinden ayrılacak.

- Abu Love kabul etti. - Sadece, ne koparırım diye bakıyor.

Chatila, benden ne istediğinin farkında mısın?

Bu sefer eline yüzüne bulaştırma.

Bu evi unutun, tamam mı? Kimsenin buraya gelmesini istemiyorum.

Sen, benim yanımda kalacaksın. Ben söylemedikçe buradan ayrılma.

Tamamdır.

Sen ve Yasser, misafirlerimizi ağırlayacaksınız.

Kardeşim, bir sigara verir misin?

Sağ ol.

Sessiz ol ve plâna sadık kal, tamam mı?

Patron sensin.

Selam, beyler. Hazır mısınız?

Burada yaşıyor.

- Dur, dur. - N'oldu?

Aynı anda beş Arap'ın girmesi...

...biraz şüpheli görünür.

En iyisi teker teker girmek. Buradaki adamımız size yardımcı olacak.

- Barhoum, önce sen git. - Tamam, gidiyorum.

- Yolculuk İtalya'ya, ha? - Evet.

Leziz yemekler, güzel kadınlar. Harika olacak.

- Karım ve kızlarım orada. - Hadi ya?

- İşte geldi. - Gideyim mi?

Git.

Bak...

...işte kızlarım, Mira ve Malak.

Çok tatlılar.

Sağ ol. Senin çocuğun var mı?

- Küçük bir oğlum var. - Allah bağışlasın.

Suriye'den geçerken ölmeme ramak kalmıştı.

Onları babasız bırakma düşüncesi...

...en zor kısmıydı.

Hiçbir şeye ihtiyaçları olsun istemiyorum.

Onlar için elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.

İnşallah yeniden bir araya geldiğimizde, bu, yeni bir hayatın başlangıcı olacak.

Gelip şoföre bir selam vereceğim. Uzun zaman oldu.

- İçeride parti var gibi. - Evet.

İçeri gelin, beyler.

Çevir onu.

Dur, sakin ol.

- Müziğin sesini kıs! - Sesi kıs.

İçeri götürün.

Dinleyin.

Size zarar vermek istemiyoruz; ama bunu yapmak zorundayız.

Kişisel algılamayın.

Bu işin arkasında, bulaşmak istemeyeceğiniz biri var.

Esasen, Marwan'ın peşinde. Siz çapraz ateş arasında kaldınız.

Hayatlarınıza değer veriyorsanız, iş birliği yaparsınız.

Sizin için de benim için de en iyisi bu.

Anladınız mı?

Telefonlarını al.

- İyi iş çıkardınız. - Sen de öyle, kardeşim.

- İyi misin? - İyiyim.

Harika iş çıkardın.

Git bir bardak su iç.

- Ciddi olamazsın, dostum? Sabahın körü. - Uykuna geri dön sen.

- Gidip kontrol edelim. - Şimdi mi?

Dünden beri bir şey yemediler.

Uyan.

Size bir şeyler yedireceğim.

Ağzından bandı sökeceğim, ama ses çıkarma, tamam mı?

- Çıkarırsan amına koyarım. - Onu duydun.

Yardım edin!

Ne dedim ben?

Bunu niye yaptın? Biz de bu işin bitmesini istiyoruz!

O da neydi öyle?

Ne yapıyorsunuz? Çıkın oradan.

Bunun nahoş olduğunu biliyorum; ama onlara iyi davranamazsın.

Bir şeyler yedirecektim.

Sana saygı göstermelerini sağla ve dik dur.

Anladın mı, Reda?

Buradan gitmek üzereyiz. Düşünsene? İki gün kaldı.

Şair diyor ki...

Maske, maskenin ardındaki maskeden düştü.

Maske, maskenin ardındaki maskeden düştü.

Kardeşin yok, dostun yok, kalen yok.

Su yok sana, ilaç yok, gökyüzü yok, kan yok, yelken yok...

...ne ileri gidebilirsin ne geri gelebilirsin.

Kuşat kuşatmanı.

Düşersem yakınına, kaldır beni.

Ve benimle birlikte saldır düşmanına. Kaçış yok.

Kuşat kuşatmanı, kaçış yok.

Kuşat kuşatmanı, kaçış yok.

Koparsa kolun, tut elinle, savur düşmana! Kaçış yok.

Düşersem yakınına, kaldır beni.

Ve benimle birlikte saldır düşmanına. Kaçış yok.

Artık özgürsün, özgür, özgür.

Adlarımız, toprağa saçılmış uzuvlar.

Adlarımız, toprağa saçılmış uzuvlar.

Yaralıların, şehitlerin mühimmatın artık.

Savur onları düşmanına. Kaçış yok.

Delilikle boğ kuşatmanı.

Tüm sevdiklerin öldü.

Ya direneceksin, ya silineceksin.

Arap'lar, emperyalistlere boyun eğdi.

Arap'lar, ruhlarını sattı ve yitip gitti.

Hakikat ile ideali dengelerim.

Sola akmalı...

...sağdan çekilmeli, merkezi ablukaya almalı mazlumun yanında durmalıyız.

İktidarlar yıkılmalı, yargı günü gelene dek.

Maske düştü.

- Bu şiiri sen mi yazdın, Abu Love? - Hayır, dostum. Mahmoud Darwish'in şiiri.

Mahmoud Darwish'i tanıyor musun?

Merhaba, Marwan, vardılar.

Aradım, ama İtalyanca sesli mesaja düşüyor. Telefonları kapalı olmalı.

Dedim ya, vardılar.

Belki de telefonlarına el konulmuştur. Ben nereden bileyim?

Önemli olan gitmiş olmaları. İş konuşalım.

O pasaportlara ihtiyacımız var.

- Parolayı söyle. - Neyi?

Bir sıkıntıyla karşılaştıklarında kullandıkları parolayı.

Ne parolası?

- Parola ne? - Neyin parolası?

Bir parolaları var. Sen biliyor musun?

- Beyler! - Buradayız, kardeşim.

N'oldu?

- Adamların parolasını biliyor musunuz? - Hayır.

- Hiç duymadınız mı? - Hayır.

Hayır.

Yarrağı yedik.

Marwan parolayı istiyor.

Yanına gitmeden önce bilmem lazım. Sen öğrenebilir misin?

Naıl öğreneceğim?

Ben ne bileyim.

Bir yolunu bul. Ne yapman gerekiyorsa yap.

Beni dinleyin. Bir parola var ve biz onu öğrenmek istiyoruz, tamam mı?

Kolay yoldan da öğreniriz zor yoldan da.

Parolayı söyleyin ve kimse zarar görmesin.

Yoksa kimseye merhamet göstermez.

Konuşmak mı istiyorsun?

- Aferin. - Siktir.

- Bir fikrim var, beyler. - Neymiş?

Söyle!

Söyle de bıraksın.

Söyle de kendini kurtar.

Söylersen seni çözeceğiz.

Çekilir misin?

Yasser, gözlerini aç.

Düzgünce aç. Aynen, işte böyle.

- Bu, gözlerini yakmaz mı? - Hayır, merak etme.

Yasser, tut onu!

Yeter!

Parolayı söyleyecek misin söylemeyecek misin?

Gebertirim seni!

Söyle de bitsin bu iş!

Söyle!

Dur, konuşmak istiyor.

Yaşasın Suriye.

Sokmuşum Suriye'ye, dostum.

Bizimle kafa mı buluyorsun?

N'oldu?

Bir şey mi söylemek istiyorsun?

Onun gibi boş yapmayacaksın, değil mi?

Parola “Yaşasın Suriye”.

- “Yaşasın” ne? “Suriye” mi? - Evet.

Saçmalığa bak amına koyayım.

“Yaşasın Filistin”e ne oldu?

- Reda, seni öpmek istiyorum. - Ama Chatila, dinle...

Marwan'ın evine vardım. Çıkınca konuşuruz, hoşça kal.

Bu sizin payınız.

Bu da benim payım.

Aramızda aracı yok, pasaportlara hemen ihtiyacım var.

Şükret ki hâlâ onlarla temas halindeyim.

Bana birkaç gün ver, her şeyi hâlledeceğim.

Birkaç günüm yok, onları yarın istiyorum.

Sana güveniyorum.

Pekâlâ, inşallah.

Gerçekten çok üzgünüm.

Bana saldıracaktın.

Bunu yapmak istememiştim.

- Ee, n'aptın? - Her şey yolunda.

Sana şeyi söyleyeceğim...

Merhaba, Chatila. Hediyelerimizi getirdin mi?

- Ne hediyesi? - Anlaşmıştık.

- İşimiz bittiğinde, paranı alacaksın. - Saçmalama. Anlaşmamız böyle değildi.

Bize daha fazla para vermen lazım, işin zor kısmını biz yapıyoruz.

Tamam. Sana kazık atacağımdan mı korkuyorsun?

Yarısını şimdi al, kalanını sonra. Tamam mı?

Seninle konuşmalıyım. Gel.

Şuna bak.

Ne yaptın adama?

İsteyerek yapmadım, bana saldıracağını düşündüm.

Sakin ol, o kadar da kötü durumda değil.

- Her yeri kan içindeydi, öleceğini söyledi. - Sen de ona inandın mı?

Hastaneye götürelim diye zırvalıyor.

Sen de aynısını yapmaz mıydın?

Bunu hak etmiyorlar. Onlara işkence ediyoruz.

Onlar da bizim gibi.

Hak etmediklerini biliyorum ve ayrıca bunu yapmayı ben de istemiyorum.

Parolayı niye daha önce öğrenmedin?

Sokayım parolaya. Nereden bilebilirdim ki?

Almanya'ya gittiğimizde bunu telafi ederiz. Kim bilir?

Belki onlara para gönderip onların da oraya gelmesini sağlayabiliriz.

Boş yapıyorsun.

Onları unutacaksın.

Tıpkı o Yunan kadın gibi.

Chatila, biz kötü insanlarız.

Kötüyüz.

Gülüyor musun? Bunun bir şaka olduğunu mu düşünüyorsun?

Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

“Chatila, biz kötü insanlarız.”

İçinde yaşadığın hayal dünyasından çık.

İstediğini elde edebileceğini mi sanıyorsun?

İçinde bulunduğumuz hâle bak.

Söylesene, dünya sana ne verdi?

Ne var elinde?

Boş laflarını kendine sakla, Reda.

N'apıyorsun?

Salaklaşma, otur oturduğun yerde.

- Alo, sana diyorum? - Siktir git, tek başınasın.

Çekil.

Git hadi. Zaten bir işe yaradığın yok.

Sana bakıcılık yapmaktan mutlu olduğumu mu sanıyorsun?

Annen her dakika arıyor.

- Ne dedin? - Sıkıntın ne senin?

Siktir git.

Kendimi hep kötü hissettiriyorsun.

Ben mi seni kötü hissettiriyorum?

Harika. Reda...

- ...pasaportlar yarın hazır olacak. - Tebrikler.

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Öbür gün, buradan giden bir uçağa bineceğiz.

Dinle, haklısın. Mankafanın tekiyim.

Unut gitsin. Gidip biletleri alayım...

...hemen dönerim, tamam mı?

Tamam mı?

- Dışarıda ne yapıyorsun? - Arabanın anahtarlarını geri veriyordum.

- Mal mısın? - Hayır.

- Seni gören oldu mu? - Hayır.

Gir içeri.

Bir daha dışarı çıkma.

Zifiri karanlık gibi.

Dostum, neden bu boku buraya getiriyorsun?

Hayırlı yolculuklar.

İlk uçakla buradan gideceğim.

Hadi, Velid. Babana iyi geceler de.

Şuna bak, canım oğlum.

Sıkı çocuk, geç saatlere kadar ayakta kalabiliyor.

Sana çekmiş.

Chatila, aşkım, seni çok özledim.

Kollarında olmayı, seni koklamayı...

...ve yanında uyurken güvende hissetmeyi özledim.

Reda?

Reda?

Yasser?

- Baksana, Reda'yı gördün mü? - Görmedim.

- Reda burada mıydı? - Yemin ederim onu görmedim.

Reda!

Reda, aç kapıyı!

Reda, ne yaptın dostum?

Reda.

Uyan.

Beyler! Yasser!

Ne yapmalıyım?

- Nefes alıyor mu? - Hayır.

- Tokatla. - Reda, uyan.

- Ne yapacağız? - Adrenalin lazım! Su. Duşa götürelim!

Reda.

Nefes alıyor.

Kardeşim! Evet, işte böyle, uyan.

Her şey yolunda, harikasın. Neredeyse bitti, kardeşim.

Neredeyse bitti. Benimle kal.

Yüzüne tut.

İşte böyle.

- Her şey yolunda. - N'oluyor?

Geberteceğim seni!

- Neyin var senin? - Sırası değil, dostum.

Ne yapıyorsun? Onunla birlikte bile değildim!

- Siktir git! - Tamam.

İçeri gir, dostum.

Abu Love, Alllah aşkına, git. İçeri gir, dostum.

Suç bende ki sana yardım ediyorum. Siktir git.

Defol, orospu çocuğu!

Hadi, kardeşim, cevap ver bana. Uyan.

Onu hastaneye götürmeme yardım et. Bir taksiye ihtiyacımız var.

Adamlar ne olacak?

Sen geri dönüp...

...onlara göz kulak olacaksın. Seni aradığımda, birini çözüp ayrılırsın.

Hadi, kaldıralım onu.

Kaldır!

Burada bekle.

Dur!

Siktir git, dostum.

Dur!

- Servis dışındayım. - Hastaneye gitmemiz lazım, lütfen. Yasser!

- Beni hastaneye götürebilir misin? - 13 numaraya binmelisin.

Aç kapıyı!

Aç kapıyı!

Hemen hastaneye çek!

Reda, benimle kal.

Gel buraya.

Kardeşim, beni duyuyor musun?

Benimle kal, benimle misin?

İşte böyle. Benimle kal.

Seni kaybettiğimi sandım, dostum. Beni korkuttun.

Hastaneye gidiyoruz, orası güvenli.

Değil mi, Reda?

Beni duyabiliyor musun?

Güzel, orada kalacağız, daha iyi olacaksın.

İyileşeceksin, sonra istediğimiz yere gideceğiz.

Artık pasaportlarımız var. Reda, pasaportlarımız var.

- Nereye istersek gideriz, değil mi? - Yol kapalı.

- Ne dedin? - Başka bir yoldan gitmem lazım.

Tamam, lütfen.

Acele et.

10 dakika kaldığını söylüyor. 10 dakika sonra hastaneye varacağız.

Tamam mı? Benimle kal.

Benimle kal kardeşim, lütfen.

Kafenin sadece...

...Nabila'yla benim için olduğunu mu düşünüyorsun?

Bu doğru değil, kardeşim. Seni de orada istiyorum.

Dostum, sana orada ihtiyacım var, Reda!

Hadi ama, dostum.

İnsanlar kafeyi düşündüğünde...

...akıllarına gelecek ilk şey senin yüzün olacak.

Eski bir yer bulacağız.

Eski bir mahallede.

Reda.

Reda.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Anneme

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.