Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviri: Bay-A İyi seyirler.
Uyarı: Film, uzun süreli ve rahatsız edici sahneler barındırmaktadır.
Her zaman konu dışına çıkacak mıyım? Galiba.
Çıkmamak mümkün değil.
Fikirler beni etki altına alıyor. Ben bir kadınım. Kendi hikayemi anlatırım.
Sözlerimi dikkate alın.
Kadın olmanın bana sağladığı ayrıcalıkları nasıl yanlış kullanıyorum görün.
"Ben bir kadınım."dan tekrar al. Ama önce kendi kendine.
"Ben bir kadınım." bir gerçekten bahsediyor.
Anladın mı Säida?
Oradan başla. Kendi hikayeni anlat.
Bu bir gerçek.
Ben bir kadınım. Ve kendi hikayemi anlatırım.
Etkilediğim erkekler arasında biri dikkatimi çekti.
Gözüm ona takıldı kaldı.
İçimde doğan zevkin farkına varmadım.
Diğerlerine kur yaptım, ona yapmadım.
Onu izlemek istiyordum, mutlu etmek değil.
Teşekkür ederim Säida. Maelys?
Görünüşe göre aşk ilk olarak bu samimiyetle başlıyor.
Belki de aşkın tatlılığı karşındakini mutlu etme arzusunu bastırıyor.
Bunun karşılığında o da beni...
...diğer delikanlılardan farklı gözlemledi.
Daha çekingen ama düşünceli hareket ederek.
Onunla aramda daha ciddi bir şey vardı.
Diğerleri cazibeme ilgi gösterirlerdi.
Diğerlerinden pek de farklı davranmadığını hissettiğim zamanlar oldu.
Ama ne onun hakkında ne de kendim hakkında düşündüklerimi kelimelere dökemiyordum.
Kafam allak bullak olmuştu.
Kiliseden çıktık. Aheste yürüdüğümüzü hatırlıyorum.
Adımlarımı küçültmüştüm.
Çıktığım mekandan pişmandım.
Kalbim bir şeyin özlemini çekiyordu ama onun ne olduğunu bilmiyordu.
Bilmiyordu, diyorum. Belki de oradan çıkana kadar biliyordu.
Çıkarken, genellikle arkamda bıraktığım delikanlıyı görmek için dönüp bakardım...
...bunu onun için yaptığımın farkında olmadan.
Kalbin bir şeyin özlemini çekmesi ne demektir?
Karşılıklı kaçamak bakışlar attığınızda, yolda rast geldiğinizde...
...ikiniz de doğaçlama olarak birbirinize kaçamak bakışlar attığınızda...
...ilk görüşte aşkta olduğu gibi...
...kalbinizde azalan ya da artan bir şey oluyor mu?
- Pişmanlık? - Eli.
Karşıdaki insanla konuşamamaktan doğan pişmanlık.
Senin için bu pişmanlık mı?
Yani pişmanlıkla kalbinde bir şey azalıyor.
Kalbindeki boşluğu dolduramamaktan kaynaklanan pişmanlık.
Teşekkür ederim Eli.
Bu parça üzerinde kalalım ve bunu...
..."Cléves Prensesi" ile karşılaştıralım.
Nemours Dükü ile tanıştığı ana yoğunlaşalım.
Bunun yanında, karşılaştıkları zorlukların kaderden kaynaklanması fikri üzerinde...
...düşünmenizi istiyorum, oldu mu?
İlk görüşte aşkta olduğu gibi.
Dürüst olmak gerekirse, fırsatım olursa sevişirim.
Ama 3 ay beklemem.
Bekleyeceğim 4 gün.
Sevişmek için kim 3 ay beklesin?
Çocuk biraz cansız sanki.
Biraz mı? Bir saat burada oturdu.
Bir saniye.
- Thomas sana bakıp duruyor. - Arkamdan mı?
Bak bi'. Seni göremez.
Gözlerini dikip duruyor.
Aynen ki bu ilk kez olmuyor.
Resmen yazıyor sana.
- Hiç fark etmedin mi? - Yapmayın şöyle!
Yok artık! Daha önce de görmüştüm.
Her zaman beşimiz birlikteyiz zaten.
Ara ara sana bakıyor. İstersen bak.
Sana inanmıyorum.
- Eminim yapabilirsin. - Ne yapabilirim?
Ne olabilir ki? Kağıt oynarsınız.
İkinizin de birbirinizden hoşlandığı çok açık.
Hoş çocuk. Olabilir tabii.
Harbiden diyorum sana fena abayı yakmış.
Ondan hoşlanıyor musun sence?
Fiziksel açıdan tabii ki.
- Yani, hoş çocuk. - "Yani"den çok daha fazlası.
Hoş biri ama Brad Pitt de değil.
- Çok yaklaştın! - Aslında Brad Pitt.
Okul seçimini berbat yapmışız.
Ee?
Eesi beni aradı ben de ağzının payını verdim.
Gitti.
Yemin ederim, kesinlikle çantada keklik.
Dönüp durma Amélie.
Çok zalim bu Adéle ya.
Arkadaşına baktım.
- O da fena değil. - Hugo mu?
O da çok hoş bir çocuk.
Vincent'i geçtik artık. Hugo zamanı.
Vincent kız kardeşiyle birlikte.
Çok seksi biri.
Biraz daha alabilir miyim?
Çok güzel olmuş.
Biraz daha?
Sağol.
Sağolun.
Sağolun.
- N'aber? Buraya oturabilir miyim? - İstiyorsan otur.
Berbat bir hava.
Çıldırmış sanki.
Hangi kitap?
Marivaux'un "Marianne'in Hayatı" kitabı.
Üstünde sunum yapmak zorundayız.
- İlgi çekici mi? - Harika.
- Üçüncü sınıf mısın? - Evet. Sen?
- Son sınıf. - Bölüm? - Sayısal.
- Seviyor musun? - Sevmek değil de...
...matematikte iyiyim işte.
Liseden sonra peki?
Müzik sektöründe çalışmak istiyorum.
Kendi plak şirketimi kurmak istiyorum.
Sanatçıları keşfetmek, bir prodüksiyon şirketi kurmak istiyorum.
Peki enstrüman çalıyor musun...
- ...yoksa sadece prodüksiyon mu? - Çalıyorum da.
- Ne çalıyorsun? - Vurmalı çalgılar...
...gitar, piyano...
Profesyonel değilim ama...
Nerede öğrendin?
Kendi başıma. Videolarla.
Dinleyerek.
- Sen bir şey çalıyor musun? - Hayır.
Çalmak isterdim ama işe müzik sınıfıyla başlamam gerek.
- Bana göre değil. - Berbat bir yer.
Annem zorla gönderirdi. Nefret ederdim.
Beni 10 yıl müzikten soğuttu.
Ne dinlersin?
Her şey.
Reggae, romen müziği...
...klasik, dubstep...
...her şey.
Bir tek hard rocka katlanamıyorum.
Uzun saçlı bağıran insanlar.
Söz yok, melodi yok, bana göre değil.
Rahatsız ediyor. Ama onun dışında her şeyi dinlerim.
Ha siktir.
- Niye? - Çünkü...
...en çok hard rockı severim.
Ciddiyim. Şaka yapmıyorum.
Hardlara ilgiliyim.
Hard rock, hard metal...
Sen ise çok bağırıyorlar dedin.
Benim çaldıklarımı beğenmeyebilirsin.
Onu uzun saçlı bağıran erkeklerle bağdaştırdım.
- Yani ben testi geçiyorum. - Belki seninkiler farklıdır.
Pardon.
- Şaka yapıyordum. - Çalmıyor musun?
Durumu kurtarmaya çalıştım.
Yapamadım. Gevezelik ettim durdum.
Cidden hepsinin uzun saçlı olduğunu mu düşünüyorsun?
Neredeyse.
Ben çalmıyorum ama bu doğru değil.
Ama çalmıyorsun?
Sana kendi tarzımı çalarım.
Güzel. İyi olur.
Böylece tekrar bir araya gelmiş oluruz.
Pardon.
- İyi misin? - İyi, sen?
- Kusura bakma geciktim. - Sorun yok.
Metro geç geldi.
Çok bekledin mi?
Şimdi ne yapıyoruz?
Bir şeyler yemek ister misin? Waffle, krep...
Dışarıda oturabiliriz.
Ama yunan döneri yiyelim.
Bu hafta sonu beni köle gibi çalıştırdın.
Neden ki?
"Marianne'in Hayatı".
- Okudun mu? - Okumaya çalıştım. Başladım.
- Sonra? - Bayağı zor. Ağır akıyor.
Yani sevmedin mi?
Onun gibi şişman kitaplar...
...beni soğutuyor.
2 sayfadan sonra okumaya bıraktığım kısa kitaplar oldu.
Ama bir insan o kitabı nasıl sevmez?
Öyle demedim.
Yani bütün o kelimeler...
...uzun cümleler, eski dil falan...
Çok fazla betimleme var.
Duygu ve düşüncelerini açığa vuruyor ama kızı uyuz ediyor.
Kim bilir? Belki bana sevdirirsin.
Bitirmeye çalışacağım.
Okuyup sevdiğin bir kitap oldu mu hiç?
Okuyup sevdiğin bir kitap oldu mu?
Hiç kitap okumadım.
Hiç sevdiğin bir kitabı bitirdiğin olmadı, öyle mi?
Hiç mi?
Isındığım bir kitap olmuştu.
Ama tek başıma okumadım.
Hangisiydi?
"Tehlikeli İlişkiler".
Choderlos de Laclos.
Ezberlemişsin.
Tek başıma olsaydım kaçırırdım.
Belki sen de neden sevdiğin konusunda kendi sebeplerini bulurdun.
Her bölümü, her mektubu açıklamıştı bana, kitabın incelemesini yapmıştı.
Bir sürü mektup.
Bütün bunları öğretmenin açıklaması sana hiç acı vermiyor mu?
Kafamda canlandırmış oldum.
İkiyüzlülüğü öğrendim. Bir yerde...
..."Marquise de Merqueuil"e mektup yazıyor.
Onu sevdiğini söylüyor ama bunu bir fahişenin sırtında yazıyor.
Kalan satırların her birinde...
...farklı bir mektup yazıyor. Ama kadın bunu bilmiyor.
Bunu asla anlayamazdım.
Bu meseleleri normalde kafam almaz.
Ama sonunda her şeyi anladım.
Ben tam tersiyim.
- Çok mu kitap okursun? - Çok severim.
Bir öğretmen benden bir kitabı ya da bir parçayı...
...detaylı olarak incelememi istediğinde...
...her şeyin yazarın hayatıyla bağlantısını kurmak...
...hayal gücümü sınırlıyor. Bundan hoşlanmıyorum.
Ama neden özellikle "Marianne"?
Ben de soracaktım. Niye o?
Kitabı bitir niyesini anlarsın.
Okuyacağım.
Vallahi de "Marianne'in Hayatı"nı okuyacağım.
Dediklerine dikkat et. 600 sayfa.
Okuyacağım. Hiç takmıyorum.
- Selam. - Berbat görünüyorsun.
Uyumadın mı?
Sikişmişsin. Kokusunu aldım.
Thomas'la nasıl gitti?
Yattın mı onunla?
Bu bir cevap değil.
Hamileyim.
Hamileyim. Evleniyoruz.
- Onun evinde mi yattın? - Hayır.
- Ayrıntıları istiyorum. - Ayrıntı falan yok.
Ne yaptınız ikiniz?
Öğleden sonra beraber vakit geçirdik.
Öğle sonrası sikişmesi olmadı mı?
İnkar ediyorsun yani.
Nesin sen ahlak zabıtası mı?
Ayrıntıları istiyorum.
Sikiştiğin çok açık. Neden söylemiyorsun ki?
Sikişmedim, olsaydı söylerdim.
Yatmadın. Peki ne yaptın?
Haydi, söyle.
Haydi.
Berbat mıydı, o yüzden mi söylemiyorsun?
Bir şey olsa söylerdim. Gerçekten.
Bunu yemedim söyleyeyim.
Bu yüz, üstündeki bu koku...
- Ben içeri giriyorum. Siz? - Geliyoruz.
Kokusunu buradan alıyorum.
Çok iğrençsin.
Sikişmek ne zamandan beri suç olmuş ki?
Takip ediyor.
Direkt banyoya.
Adéle?
Bir saniyen var mı?
Beni görmezden geliyorsun sanki.
Bilmiyorum, belki de...
...sen yanlış anladın ya da ben fazla hızlı davrandım.
Aslına bakarsan senden çok hoşlanıyorum.
Bir şey demeyecek misin?
İyi değil miydi?
İyiydi.
Mükemmeldi.
Bir şey de.
Sahte bir hayat yaşıyorum sanki.
Her davranışım sahte.
Eğer Thomas seni bunaltıyorsa...
Hayır, sorun bende.
Onda değil. Bir şeyi özlüyorum.
Kafam karmakarışık. Çıldırdım.
Bir sebebi vardır.
Kendini yok yere üzgün hissetmezsin.
Sebepleri olmak zorunda.
Yapma şöyle, kendine işkence etmeyi bırak.
Berbat görünüyorum.
Ne alaka, fıstık gibisin.
- Kes. - Ciddiyim.
- Kendimi görmüyor muyum sanıyorsun? - Nasıl göreceksin ki?
Burnum durmuyor, saçım tamamen yağlı.
Yüzüm berbat.
Sana çekicilik katıyorlar.
İyi ki yanımda sen varsın.
Seni terk etmesini sağlayacaksın.
Hergele. Ona söylemek zorunda değilim.
Beni böyle görürse "Defol." der.
Ben de "Peki. Emin misin?" derim.
Bitti.
Her şeyi hallettik.
Çok üzgünüm. Yemin ederim üzgünüm.
Öğrenciler, sokaklara dökülün.
Özelleştirmeye hayır!
İşten çıkarmalara hayır!
Tasarruf tedbirlerine hayır!
Eğitime daha çok ödenek!
# HK & LES SALTIMBANKS - On Lâche Rien #
Toplu konutların derinliklerinden, Ta köylerin derinliklerine...
Gerçekliğimiz aynı sebepten. Ağızlarda isyan her yerde.
Bu dünya bize gülmedi. İş yerlerinde sözümüz geçmedi.
Bir yerde doğmadık. Papa'ya sadık olmadık.
Fransız dayanışması, işsizler, işçiler Köylüler, yabancılar, göçmenler.
Bizi bölmek istediler. Söylemeliyiz ki o noktaya geldiler.
Herkes konuştukça Gelişebildi sistemler.
Fakat bir gün uyanmamız Ve baş kaldırmamız gerekti.
Asla pes etmeyeceğiz! Asla pes etmeyeceğiz!
Felçli gibi görünüyorlar.
Oyunda tekrar tekrar "küçük" kelimesi ile karşılaşıyoruz.
Bu aynı zamanda çocukluk ve güçsüzlüğü yaftalayan bir kelime.
Çocukluk, artık sizin için geçerli olmasa da, yardıma muhtaç olduğumuz bir dönem.
Yeteri kadar büyük değiller, yeteri kadar olgun değiller...
...yeteri kadar güçlü değiller.
Antigone hala bir çocuk.
Hala küçük. Kendi deyimiyle "Çok küçük.".
Ama artık küçük olmayı reddediyor. O gün küçük olmayacak.
O gün artık hayır diyeceği gün.
Hayır dediği gün ise öldüğü gün oluyor.
Buradaki durum trajediye mükemmel bir örnek.
Trajedi önlenemez.
Ne olursa olsun...
...kendisinden kaçamayacağımız bir şeydir trajedi.
Ebediyet ile alakalıdır. Zamana bağlı olmayan şeylerle alakalıdır.
İnsanlığın işleyişi ile...
...özü ile alakalıdır.
- İyi misin? - Sen?
Fransızca dersinde sıkıntıdan patladım.
Ateşin var mı?
- İyi misiniz? Çok soğuk değil mi? - İyiyiz.
Alice tatlı bir kız.
Küçük, güzel bir kıçı var.
Kıçına mı bakıyorsun?
Yürürken fark ettim sadece.
Sevdiğim tarzda bir kız. Çekici bir tarafı var.
Kıskanma hemen. Sen de tatlısın.
Kıskanmadım.
- Emin misin? - Evet.
Sen biliyorsun zaten.
- Neyi? - Çok tatlı biri olduğunu.
Hayır.
Bizim dönemdeki en güzel kızlardan birisin.
Doğru yani.
Ağzımdan çıktığını duyunca garibine mi gitti?
Senin bu gizemli yanını seviyorum.
İddiaya girerim erkekler bayılıyordur.
Pek değil.
Her neyse. Ben seni tatlı buluyorum.
Sağ ol.
Alice'ten bile daha tatlı.
Kızardın mı sen?
Hayır. Hiç de bile.
Kızarmışsın.
Bakayım.
Kızarmış mıyım?
Hava buz gibi.
- İngilizce dersini ekmeyi çok istiyorum. - Ben de.
- Görüşürüz o zaman? - Peki. Görüşürüz.
Baget?
Ne olursa.
Tabağını ver.
Patatesi sonra veririm.
Nesi var bunun?
Hiç bilmiyorum. Yeterince pişirdim.
Zor ayrılıyor.
- İster misin? - Evet, lütfen.
Tabağını ver.
Sanki burada değilsin Adéle.
Afiyet olsun.
- İster misin? - Evet, lütfen.
Ne?
Güzel bir gün geçirmiş gibi duruyorsun.
Galiba.
Belli oluyor.
Aç değil misin?
Biraz salata alayım.
- Nasılsın? - İyi.
Ya sen?
Pardon, bu kadar...
...kapılacağını düşünmemiştim.
Dün olanlar sadece...
...anlık gelişti.
Bu kadar önemseyeceğini düşünmemiştim.
Anladın mı?
Aramızda hiçbir şey değişmeyecek. Kimseye söylemeyeceğim.
Özür dilerim.
Sonra görüşürüz.
Adéle. Adéle gelsene.
Adéle.
Duymuyor mu beni? Adéle.
Neden beni görmezden geldin?
- Neyin var? - Bir şey yok.
- Ne oldu söyle. - Hiçbir şey.
- Konuş benimle. - Gel çıkalım.
N'aber?
Adéle, arkadaşlarım.
Nasılsın?
Seni görmek güzel oldu.
İyi misin?
Gelin de biraz dans edin.
Dans etmek ister misin?
Önce içkimi bitireyim.
Gel hep birlikte dans edelim.
Sizi izleyeceğim, sonra da gelirim.
- Söz mü? - Söz.
Nasılsın? Birini mi arıyorsun?
Bir arkadaşımla buluşacağım.
Çok yazık. Gecenin keyfini çıkar.
İlk kez mi geliyorsun?
Kaybolmuş gibisin.
Sana bir içki ısmarlardım ama zaten var.
- İyi misin? - Evet.
- Kuzenimle mi konuşuyorsun? - Kuzenin mi?
Gidebilir miyim?
Yol senin.
Uslu dur.
Sophie, çilekli süt lütfen.
Neden burada bir başınasın?
Bilmem.
Tesadüfen geldim buraya.
Tesadüfen.
Pekala. Bulldog içiyorsun.
Bull lezbiyen birası.
- Hiç farkında değildim. - Tabii tabii.
Tadına bak.
Ee?
Sevdin mi?
Dürüst mü olayım?
Üzülmez misin?
Hayır, söyle bakalım.
İğrenç.
Ben bayılıyorum.
Senin gibiler burada nadir bulunur.
Benim gibiler derken?
Senin gibi...
...bilmem, reşit olmayan...
...geceleri barlarda takılan.
Reşit olmadığımı nereden biliyorsun?
Direkt anlıyorum.
Heteroseksüel olup da birazcık meraklı olan...
...kızları da anlayabiliyorum.
Dediğim gibi tesadüfen buraya geldim.
Tesadüf diye bir şey yoktur.
Öyle mi düşünüyorsun?
Adın ne?
Adéle.
Adéle, güzel isim.
Adéle'in Arapça'da bir anlamı vardı. Galiba...
...güneş demekti.
Umut. Aşk.
Hayır. Adalet anlamına geliyor.
Yaklaştım.
Güneş...
Senin adın ne?
Benim adım Emma.
Ne ile meşgulsün?
Sence?
Kuaför?
- Güzel Sanatlar'da dördüncü senem. - Güzel Sanatlar mı?
Seviyor musun?
Evet, seviyorum.
Neden Güzel Sanatlar denmiş?
Çirkin sanatlar da mı var?
Çirkin sanat yok. Yani...
Bazıları çirkin olabilir.
Ama bu öznel bir durum.
Dekoratif Sanatlar, Uygulamalı Sanatlar gibi sanat türleri olduğu için.
Çirkin Sanatlar Okulu diye bir yer yok.
Neden yok?
Bu güzel bir bakış açısı.
İzlenimcilerin zamanında...
...Güzel Tablolar Salonu'na kabul edilmeyip...
..."çirkin" addedilen herkes...
- Çirkinler Salonu'na gitti. - Bir nevi Çirkinler Salonu.
En iyi sanatçılar.
Resmi sever misin?
Pek bir şey bilmiyorum ama severim.
Ne biliyorsun?
- Picasso. - Öyle mi? - Bir de...
...Picasso.
Zaten biliyormuşsun...
...Picasso'yu.
Sen ne ile meşgulsün Adéle?
Okuyorum.
Öyle mi? Ne okuyorsun?
Edebiyat. Daha mezun olmadım.
Lisedeyim. Fransız edebiyatı okuyorum.
Pekala, anladım.
En sevdiğin ders hangisi?
Hocaya bağlı.
Eğer hocam bana ilham veriyorsa...
...hepsini seviyorum. İlgi çekici buluyorum.
Bu sorun oluyor çünkü notlarım değişebiliyor.
Sene içinde 75'ten 20'ye düşebiliyorlar.
75'ten 20'ye mi?
75'ten 20'ye, öyle mi?
Yani sende ya hep ya hiç.
Ama...
...Fransızca'da değişmiyor çünkü okumayı seviyorum.
Yabancı dillerde de.
Çünkü...
Aslında İngilizce'yi seviyorum.
- İngilizcede berbatım ben. - Öyle mi?
Aslında çok istiyorum...
İngilizce dersi almam gerek.
Aksanım çok kötü. Berbatım yani.
- Ben çok iyiyim. - Gerçekten mi?
Çok şanslısın.
Bir de Amerikan filmlerini sevdiğimden...
...artık filmleri altyazısız izleyebiliyorum. Faydası oluyor.
Ne dedin?
Hatırlayamıyorum.
Söyle.
Amerikan filmlerini seviyorum.
Mesela?
Hepsini seviyorum. Scorsese, Kubrick...
Selam tatlım.
Ne işler peşindesin?
Kuzenime selam vermeyecek misin?
- Kuzen! - Kes şunu.
Kuzenin kaç yaşında?
Burada bulunması serbest mi?
Kızlar, biraz saygı gösterin.
Belçika kulüplerine akıyoruz. Gelmek ister misin?
- Aferin size. - Ne? Geliyor musun?
Bizimle gel tatlım.
Kuzenini de getirebilirsin.
Kuzen...
Tatlı kızmış!
Biz bekliyoruz.
5 dakika.
Hangi lise?
Pasteur.
Başlayacağım artık, Emma!
5 dakika konuşamıyorum!
- Borcum ne kadar? - Ödendi.
Nasıl geçti?
Bu sefer sağlam çaktım. Bir de tatilde çalışmıştım.
Kopya çektin.
Hıyarlar gibi suçüstü yakalandın.
- Nasılsın? - Sen?
Yakınlardaydım. Bir şeyler içebiliriz diye düşündüm.
Adéle, tanıyor musun onu?
Adéle! Adéle!
Erkek fatmayı gördünüz mü?
Nereye gidiyorlar?
Hareket edebilir miyim?
- Tabii ki. - Gerçekten mi?
Hayır, böyle kal.
- Ciddi misin? - Evet, hareket edebilirsin.
Teşekkürler.
Ne için teşekkürler?
Teşekkürler işte.
Utandın mı?
Biraz.
Gerçekten mi?
Evet.
Seni mutlu etmiyor mu?
Ediyor.
Pek öyle görünmüyor.
Her gün resmimi çizdirmiyorum.
Tanıştığın insanların resmini çizer misin genelde?
Hayır, genelde çizmem.
Şimdi canım istedi.
- Saçım darmadağın değil mi? - Saçın güzel. Dokunma.
Nadiren portre çizerim.
Kendime bir ayrıntı belirlerim.
Daha sonra da onu tekrar kullanırım.
Farklı bir şekilde.
Bu...
...dudaklardan kıvrılan bir ten de olabilir...
...gözlerdeki duygu da.
"İnsan yüzünün gizemli zayıflığı".
- Bunu biliyor musun? - Sanmıyorum.
Sartre.
- Sartre'ı biliyor musun? - Evet ama bu sözü hiç duymamıştım.
Yazılarını denedim ama anlamadım.
Oyunlarını tercih ediyorum. "Kirli Eller"i biliyor musun?
- Sevdin mi? - Bayıldım.
Ben de.
"Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir"i dene.
Girişi güzel.
Çok da zor değil.
Sartre'ın savunduğu fikir şu...
...varlık özden önce gelir.
Doğarız, var oluruz...
...ve kendimizi hareketlerimizle tanımlarız.
Bu bize büyük bir sorumluluk yükler.
Okudum galiba. Eminim.
- Öyle mi? - Ama anlamadım.
Belki de felsefede kötüyümdür ama...
...bana göre varlık, öz muhabbeti yumurta tavuk muhabbeti gibi.
Hangisinin önce geldiğini bence asla bilemeyiz.
Komiksin.
Bunlar çok da önemli şeyler değiller.
Sartre, bütün bir nesli özgür kılan...
...bir entelektüel devrim başlattı.
Hayatlarımızı üst bir ilkeye bağlı olmadan...
...seçebileceğimizi söyledi.
Lisedeyken Sartre hakkında çok şey bilirdim.
- Harbiden mi? - Bana faydası oldu.
Özellikle özgürlüğümü ve...
...kendi değerlerimi teyit etmekte.
Bir de verdiği sözlere sert biçimde bağlı olması.
Ben de aynı fikirdeyim.
Bir nevi Bob Marley gibi.
- Neredeyse. - Çok emin değilim.
Ben neredeyse eminim. Fikirleri benzer.
"Get up, Stand up"ı bilir misin?
Evet, biliyorum.
- Sözlerine bağlı. - Doğru.
Aynı Sartre gibi.
Filozof, peygamber aynı şey.
Felsefe dersinde bana yardımcı olabilirsin çünkü görünüşe göre...
Ne zaman istersen.
Gitmem gerek.
15 dakika önce Sabine ile buluşmam gerekiyordu.
Görmek ister misin? Sevmek zorunda değilsin.
Evet, sevdim.
Garip çünkü hem ben hem değil.
Eskiz sonuçta. Üstünde biraz uğraşmak gerekiyor.
Bunu sana vereceğim.
Sabine ile uzun süredir birlikte misiniz?
İşte...
...iki yıl falan oldu.
Niye ki?
Gitmem gerek.
Genel programın nasıl?
Sınavlara çalışıyorum.
Ama belki seni araya sıkıştırabilirim.
Olur, zamanım olur.
Numaram bu.
Arayacağına söz veriyor musun?
- Yemin ediyorum. - Peki.
- Görüşmek üzere. - Anlaştık.
İşte geldi. İyi insan lafın üstüne gelir.
Arkadaşın. Emma diye biri.
Rica ederim. Güle güle.
Doğru numaraya mı verdin bir kontrol edeyim dedim.
Seni sallıyorum mu sandın?
Bilmem.
Ben zorlayan ve garip davranan bir tip olunca...
Sence belli bir tipin mi var?
Belki de. 18 yaşından büyük ve gay barlarda takılan tip.
Sanırım bayağı farklıyız.
Tam emin değilim.
Bir buluşmayla anlayamıyorsun.
Nasılsınız?
Sen?
- Ateşiniz var mı? - Geçen gün gelen kız kimdi?
Mavi saçlı. Hafif lezbiyenimsi.
- Her neyse. - Tam bir...
Mavi saçlı olması lezbiyen olduğunu göstermez.
Amcığa düşkün olduğu çok açık.
Nerede tanıştınız?
- Bir kafede. - Kafede mi?
Tesadüfen Valentin'la bir gay barda falan olmasın?
Birlikte mekana aktığınızı söyledi.
Neden orada takıldın?
Takılmadım.
Onunla mekana akmadın mı? Bize her şeyi anlattı.
Neden öyle bir şey dedi bilmiyorum.
Valentin!
Geçen gece Adéle ile bir gay bara gittin mi?
- Gittim, ne olmuş? - Sordum sadece.
Yalan söyledin. Bu hiç hayra alamet değil.
Yalan söylemedim. Biz sadece...
Yürüyüşe çıkmıştık, bir içki içtik o kadar.
- O kadardı. - Gay barda bir içki içtik sadece.
- İyi, problem yok. - Hepsi bu kadar.
Sorduk sadece.
Neden buraya seninle buluşmaya geldi?
Arkadaşız çünkü.
Neden onu tanımıyoruz?
Madem arkadaşsanız.
Yeni tanıştım.
Amcığına yumuldun mu?
- Ne saçmalıyorsun? - Hızlısın.
Birbirinize bu kadar yaklaşmıştınız.
Konuşuyorduk sadece.
Sen arkadaşlarınla böyle mi konuşuyorsun?
Benimle böyle mi konuşuyorsun?
Benden kaçıp onun peşinden gittin.
Hayatının yeni kadını mı oldu?
İtiraf et de anlat.
İtiraf edilecek bir şey yok.
Arkadaşım sadece. Konuşuyorduk o yüzden yakındık.
Kulağa çok düzmece geliyor.
Bilmiyorum belki de...
...beni sorguya çektiğiniz için düzmece gibi geliyordur.
Amcığa düşkün olduğunu kabul et.
Lezbiyenmişsin değilmişsin ben takmam. Hayat senin hayatın.
Ama benim yatağımda birkaç kez çırılçıplak yatmışlığın var.
Bu daha zor.
- Ben senin arkadaşınım. - Biliyorum.
Bir kez daha belirteyim dedim.
- Kabul et işte. - Olmadığım bir şeyi kabul edemem.
Yeme bizi Adéle.
Lezbiyenin biri gelip seni okuldan alıyor...
Lezbiyen değil o.
İnkar etme. Bir kilometreden belli oluyor.
Sen lezbiyen misin?
İtiraf et.
Ben takmam ama bana bulaşma.
Amcığıma asla yumulamayacaksın.
Sana asla dokunmam. Lezbiyen falan değilim ben.
Sakin ol.
"Sakin ol." falan deme bana.
O bana bok atıyor. Ben de karşılık veriyorum.
Uçtun sen.
Herkesin önünde bana bok atıyorsun. Lezbiyen değilim ben.
- Sakin ol. - Sen sakin ol. - Konuşuyoruz şurada.
İtiraf et hadi.
Benim üstüme geliyor.
Sakin ol. Kaç yaşındasın sen?
Kaç yaşındasın mı? Ben lezbiyen değilim. Aptal mısın sen?
Fark ettiniz mi? Fark eden oldu mu?
Kaltaklık yapıyor.
Yatağımda çırılçıplak uyuyor, kıçıma bakıyor.
Kes şu saçmalığı!
Senin gibi kaltaklar kıça düşkün olur.
Orospunun amcığı da mavi mi?
Amcık!
Sikik lezbiyen!
- Git de amcığa yumul! - Ne oluyor lan?
Neden millete "Biz gay bara gittik ya." falan diyorsun?
- Ne diye yaptın ulan? - Dünyanın sonu değil.
Sonu tabii! Hepsi lezbiyen olduğumu, amcığa düşkün olduğumu...
...ve onun kıçına baktığımı düşünüyor.
Sakin bir şekilde soracağız demiştin.
Bakma. Beni dinle.
Konuşmuyorsunuz ona saldırınca.
O bize saldırdı.
O fiziksel olarak saldırdı. Siz sözlerinizle saldırdınız.
- Biz kibar bir şekilde sorduk. - Hiç de öyle yapmadınız.
Eğer ben gizli ibne olsaydım ben de aynını yapardım.
Haydi, kavga edelim.
Asla amcığıma dokunamayacaksın.
- Kaşar lezbiyen! - Kapa o çeneni!
"Susmayan bir vicdan"dan bahsediyor. Nedir bu?
Bu sizin için yer çekimi mi demek?
Louis?
İkinci kıtada diyor ki...
..."Suyun tek kötü yanı yer çekimi."
Doğa kanunlarını, yer çekimi kanununu...
...kötü addediyor. Sanki...
...doğamızdan gelen her şey sapkın ve tam tersi gibi.
Bir bakıma, kötülüğün doğadan gelmediğini ve...
...onu baskılamamız gerektiğini, reddetmemiz gerektiğini söyleyen...
...Katolik Dürüstlüğü'ne zıt bir düşünce.
Diyor ki, yer çekiminin kendisi kötüdür. Bu engellenemez.
Bu tamamiyle suya özgü.
Adéle sen ne düşünüyorsun?
Louis'nin dedikleri hakkında.
Katılıyorum.
Derste takip ettiğin bir kısım oldu mu?
Hayır.
Suya özgü bir kötülükten bahsediyoruz. Yer çekiminden.
"Bu kötülük..."ten başla.
62. sayfa.
Derisini atıyor musun?
Evet, neden?
Yemiyor musun?
Sevmiyorum.
Ben bayılıyorum. Ne kadar deri varsa yiyorum.
En dış kısımlarını da.
Çocukken kabuk bağlayan yaralarımı bile yerdim.
Çok severdim.
Komiksin.
Obursun yani.
Tahmin bile edemezsin.
Anlayabiliyorum.
Ne görürsem yumulurum.
Bütün gün durmadan yiyebilirim.
Bu korkutucu bir şey. Tok iken bile yerim.
Kabuklu deniz ürünleri hariç her şeyi.
- Gerçekten mi? - Bir tek o.
Ben en çok onları severim.
Beni aşıyor.
İstiridyelere bayılırım.
Gerçekten mi?
Dokusu bile başlı başına midemi kaldırıyor.
Öyle mi? En güzel kısmı o zaten.
Küçük sümükler gibiler.
Büyük sümükler gibiler.
Daha farklılar.
Bilmek istemiyorum.
Bir şey mi diyeceksin?
Bilmiyorum.
Ne?
Şeyi bilmek istiyorum...
...ilk kez ne zaman...
...şeyin tadına baktın...
Sosisin mi?
- Bir kızın. - Kızın mı?
Öpmeyi mi kastediyorsun?
Yoksa tatmayı mı?
Öpmeyi.
Başlangıç olarak. Sonrasına bakarız.
14 yaşındaydım.
O yaşlarda.
Bir partiye gitmiştim. Her kızın yanında bir erkek vardı.
Ben Louise ile gitmiştim.
Adı oydu.
Parti sırasında öpüşmedik ama...
Gece orada kalmasını istedim. O zaman öpüştük.
Hep kızları mı tercih ettin?
İkisini de denedim. Erkeklerle de çıktım kızlarla da...
...ve kızları tercih ettiğimi fark ettim.
Katiyen.
Burada olmak güzel.
Hatta biraz fazla güzel.
Öyle galiba.
Burası.
- Anne? - Evet?
- Nasılsın? - İyi. Sen?
Adéle...
...annem, Catherine.
Memnun oldum. Senin hakkında güzel şeyler duyduk.
Ben de burada olmaktan mutluluk duydum.
- Sizin için. - Alayım onu.
Çok hoş. Teşekkür ederim.
- Baba. - Selam tatlım.
Nasılsın?
- İyi. Sen? - İyiyim.
- Sizi bekliyorduk. - Yemekte ne var?
En sevdiğinden.
Adéle, Vincent, üvey babam.
Ailemizin aşçısı.
Beyaz şarap içeceğiz. Sana uyar mı?
- Tabii. - Beyaz iyidir.
Nasıl bulduğunu söyle. Ben seviyorum.
Vincent'in yeni seçimi.
Sizi beklerken çok içtik.
- O kadar da çok değil. - Doğru.
Aşırıya kaçmadık.
Ama bir kadeh beyaz şarapla yemek yapmak hep güzel oluyor.
Babam da aynı.
Gerçekten mi?
Kadeh kaldıralım mı?
Aşka.
- Aşka. - Hoş geldin Adéle.
Büyük söz. Aşka.
Evet aşka, aşkım.
Aşka o zaman.
Nasıl?
- Çok lezzetli. - Çok iyi.
İyi, değil mi? Ben çok sevdim.
Ben de. Şaraptan anlamam ama iyi.
Her iddiasına girerim bütün gün bir şey yememişsinizdir.
Adéle...
...gidip Triére'de bulduklarımın en iyisini aldım.
Biliyor musun orayı?
- Hayır. - Bilmiyor musun? - Sadece ismini duydum.
- Buyur. - İyiyim böyle.
Hay, size söylemeyi unuttum. Adéle...
...kabukluları sevmiyor.
Çok özür dilerim.
Önemli değil.
Deniz ürünleri pek bana göre değil. Ama sorun etmem.
Kabus resmen. Bir tek deniz ürünü yaptık.
Başımın belasısın.
Ben çıkıp alışverişi yapıyorum. Ondan sonra gelip diyorsun ki...
..."Adéle istiridyeden nefret ediyor."
- Bunu telafi... - Ana yemek de mi? - Sorun yok.
- Jumbo karidesi bile mi? - Özellikle onu.
Sorun yok. Onu alıştırmak için mükemmel bir başlangıç. Bir şey olmaz.
Okul kafeteryasında olduğu gibi.
Limonu istiridyeye sıkıyorsun.
- Peki. - Genelde, çok iyi ve tazeyse...
...hareket eder.
Bu...
...iyi olduğu anlamına gelir. Gördün mü?
- Bak. Hareket ediyor. - Neden bana bunları anlatıyorsun?
- Canlı. - Aynen.
Canlı olmak zorunda.
Öteki türlü yeme.
- Canlı olması iyi. Kasını da yiyebilirsin. - Yok yok, böyle iyiyim.
Yolla. Salgısını da.
Ee?
Ee?
- İyi misin? - Güzelmiş.
- Sevdin sanki. - Güzelmiş.
Bir tane daha deneyeceğim.
Süper. Bu istiridyeler bir harika.
Tablolarınız çok güzel.
Eski kocam sanat aşığıydı.
Emma bu konuda bayağı babasına çekti.
Eski kocan sanata aşıktı...
...ama yeni kocan...
O da aşık.
- Ama buradaki tabloların çoğu... - Neyin aşığı?
...babasından geldi.
Yemek ve şarap aşığı. Bu da bir aşktır.
- Katılıyorum. - Bir de, kültür.
Bize kendinden bahset.
Hayatında neler olup bitiyor...
...neler yapmak istiyorsun bilmek istiyoruz.
Öğretmen olmak istiyorum.
Anaokulunda. Çocukları çok severim.
Çocukları çok seviyorsun.
Hep öğretmen olmak istemiş miydin?
Eğitim sistemini sevdiğimden değil ama...
...okul benim için çok önemli. Bana çok şey öğretti.
Ailemin ya da arkadaşlarımın bana göstermedikleri şeyleri...
...keşfetmemi sağladı.
Ben de başkalarının keşfetmesini sağlamak istiyorum.
Ne yapman gerekiyor?
Yüksek lisans yapıp formasyon almam gerek.
Bu şekilde asistan olarak başlayabiliyorum.
Doğrusunu isterseniz...
...10-15 yıl okuyup da...
...ondan sonra iş bulamamak bana uygun değil.
Garanti bir iş istiyorum.
İş dünyası seni korkutuyor mu?
Konuşmalarından öyle hissettim.
Belki üniversite okuyacak ve...
...başka bir şeyin ilgini çektiğini fark edeceksin.
Şimdilik bu ilgimi çekiyor.
En azından rotanı çizmişsin.
Bence bu önemli bir şey.
Anne?
Anne?
Sürpriz!
Mutlu yıllar, en içten duygularımla.
Bu çiçekler mutluluk getirsin sana.
Bu yılın rahat ve kaygısız geçsin.
Gelecek yıl da hep birlikte tekrar buluşalım.
18. yaş günün kutlu olsun Adéle.
- Anne? - Şerefe!
# Sporto Kantes - Whistle #
# Lykke Li - I Follow Rivers #
- Bolonezin kralı. - Umarım seversin.
Sen de buyur.
Biraz şarap?
Evet, lütfen.
Tanıştığımıza memnun oldum Emma.
Aylardır senin hakkında çok şey duydum.
Sonunda buradasın.
Anlattıklarına...
...bir yüz giydirmek çok iyi oldu. Gerçekten.
Asıl ben...
Beni misafir ettiğiniz için sağolun.
O zevk bize ait.
- Afiyet olsun. - Afiyet olsun. Afiyet olsun.
Ye onları. Soğur bak.
Adéle'in felsefe dersine yardımcı olman çok güzel.
Çok zor bir ders.
Zorlanıyordu ama şimdi...
...iyi gidiyor gibi görünüyor.
Notların yükseldi. Senin sayende.
Benim için bir zevk.
Temelim yoktu.
Bana yazarken bir taslak çizmeyi öğretti.
- Bu önemli. - Bu dersi bir yılda...
...nasıl veriyorlar bilmiyorum.
Nasıl bir mantığı var anlamıyorum.
Derinleşmek mümkün değil.
Bir yıl yeterli değil.
- Ee? - Çok lezzetli.
Biliyordum.
Güzel Sanatlar'dasın demek.
- Belli oluyor. - Cidden mi?
Sanatsal.
Herkes beğenmiyor.
Sana yakışıyor.
Sağolun.
Kendin mi yapıyorsun?
Çalışmaları muhteşem. Sergisi olacak.
Şimdiden mi?
Yılın sonunda çalışmalarımızı sergiliyoruz.
Bize kesinlikle söyle. Görmeye geliriz.
Çizim yaparak geçinmek bugünlerde çok zor.
Zor.
Bunu meslek edinenlerin hepsi öldü.
Doğru.
Ben aynı zamanda grafik sanatçısıyım.
Bu günlerde çizime göre...
...grafik ile geçinmek daha kolay.
O alanda açık var.
- Evet öyle. - İnsanın sanatçı yönünün olması önemli.
Ama gerçek bir meslek de gerek. Geçinebilmek için.
Böylece işler ters gitse bile...
...geçinebilirsin.
Burnumu sokuyor gibi olmayayım ama erkek arkadaşın...
...ne iş yapıyor?
İş dünyasında.
İyi. İnsana güven veriyor.
Böylece sen çizimlerini yaparsın o da...
Sanatçı olmak istiyorsan...
...faturaları ödeyen bir kocanın olması güzel olur.
Evli değiliz.
Zamanınız var.
Acele etmeyin.
- Hiç belli olmaz. - Doğru!
Makarnanız çok lezzetli.
Sade ama...
- ...çok iyi. - Sağol.
Aşkım.
Korkuttun beni. Bağıracaksın sandım.
Haykıracaktım.
Haykırmadığın iyi oldu.
Çok güzelsin.
Çok yumuşak.
Annem şu yatakta uyuduğunu sanıyor.
O küçük yatakta.
Felsefeden zevk alıyor musun?
Bayılıyorum. Beni inanılmaz derecede zenginleştiriyor.
Çok derin.
Çok şiddetli.
Orgazm özden önce gelir.
Dua et notun iyi gelsin.
Bana bir not ver.
70.
Sadece 70 mi?
Hala biraz pratiğe ihtiyacın var.
Bütün dikkatimi vereceğim.
Bu sefer kurt olmalı.
Ben Bayan Keçi, 7 çocuğumla birlikteyim.
Saklanmamıza izin verin. Kara haberi duydunuz mu?
Kurt geri dönüyormuş!
"İçeri girin." demiş Bay Tavşan.
Herkes oturmuş ve birden...
Kurt gelmiş.
- Kurt olmalı. - Evet, kurt olmalı.
Benim, Kuzucuk.
Akıntı ile buraya geldim.
Ama evime gidemem çünkü...
...kurt geri dönüyormuş!
"İçeri girin." demiş Bay Tavşan. "Gelin ateşin yanına oturun."
Kuzucuk ateşin yanına oturmuş ve birden...
Bam bam vurun.
Devam edin.
Ellerinizi kullanmaya devam edin.
Çalın trampetlerinizi. Durmayın.
Devam edin!
Oynamak istemiyor musun?
Burada mı durmak istiyorsun?
Selam. Her zamanki gibi yalnızsın.
En uslusu.
Hep öyleydi.
Akşam ne yapıyorsun?
- Bilmem. - Bir şeyler içmeye çıkacağız.
Sylvie, Quentin, Anabelle...
Gelmek ister misin?
Bu akşam bir aile yemeğim var.
Bayağı bir aile yemeği yiyorsunuz.
Bugünlerde öyle.
Belki daha sonra. Saat kaç gibi?
Bizi geçiştiriyor musun?
Niye öyle dedin ki?
Ne zaman bir şey teklif etsem meşgulsün.
Zamanlaman kötü, o kadar.
Ailen uzakta mı oturuyor?
Hayır, çok yakın...
...birkaç kilometre.
Peki o zaman.
Umarım...
...boş zaman bulursun.
Elimden geleni yapacağım.
Vallahi.
- Öyle mi? - Evet.
Muhteşem!
İyi akşamlar, Adéle.
Seni tabloda görmüştüm. Sonunda kanlı canlı görmek de kısmet oldu.
- İyi akşamlar. - İyi akşamlar. - Adéle.
Tebrikler!
Şampanya şurada.
Sen mi yaptın?
- Beğendiniz mi? - Çok lezzetli.
İçindeki tavuk mu?
İçinde tavuk, ton balığı ve karides var.
- Seni görmek güzel. - O duygu karşılıklı.
Yakında.
İki ayda bayağı şiştim.
Gel buraya.
Bu Lise.
Seni görmek güzel.
Dokunmak ister misin?
Çekinme.
- Sorun olmaz mı? - Hiç de bile.
- Hissettin mi? - Evet. Erkek mi kız mı?
Bilmek istemiyorum.
Sır mı tutmak istiyorsun?
Acıyor mu? Oturmak ister misin?
- Hayır. İyiyim böyle. - Emin misin?
Bebekle mi oynuyorsunuz?
- Babası mı? - Asla.
O mu sandın?
Hayır, hayır. O değil.
Pardon.
- Dayısı. - Aynen öyle.
Yaptığın şey çok hoş.
- Ne yapmışım? - Çizimlerde.
Varlığın, pozların. Baş döndürücü.
Teşekkürler. İyi o zaman.
- Normal. - Özellikle Emma. Hepsini o yaptı.
- Çok güçlü. - Joachim, yazıları çok iyi.
Öyle mi? Bir ara okuyabilir miyim?
Şimdilik...
...tek yazdığım şey günlüğüm.
- Utangaç. - Daha çok yazmasını istiyorum.
Sende tabloda görünme arzusu seziyorum.
Yazıların da muhteşem olmalı. Okumak isterim.
İçki ister misiniz?
- Bir kadeh. - Şampanya?
- Peki çizim? - Sonuncusu harika.
Öncelikle burada olduğunuz için teşekkür ederim.
Zamanında geldiğiniz için teşekkür ederim.
Özellikle esin perim, ilham kaynağım bugün beni mutlu eden kişiye...
...teşekkür etmek istiyorum...
...Adéle'e.
Hoş geldin Adéle!
Şunu da söylemek istiyorum, bütün yemekleri o yaptı.
Konuşmaya bakın konuşmaya!
Şimdi sıra sende.
Sizlerle tanışmak beni son derece heyecanlandırdı...
...ve umarım bunu seversiniz.
Ağlama.
Şerefe. Haydi kadeh kaldıralım.
Adéle'e.
Emma ve Adéle'e.
Aşka!
Transa geçti.
Ki daha sarhoş bile değil.
Başka bir şey?
Gel otur biraz.
Bize katıl.
Ne iş yapıyorsun?
Öğretmenim.
Siz?
Ben...doktora yapıyorum.
Hem Sanat Tarihi hem de Felsefe üstüne.
Doktora tezim... Egon Schiele'i biliyor musun?
Sana bahsetmiştim.
- Belki. - Nü çalışıyor...
...sıska modellerle, sıra dışı pozisyonlarda.
Eserlerindeki bu fetişi üstünde çalışıyorum.
Ona hiç örnek göstermedin mi?
Gösterdim ama ben Klimt'i tercih ediyorum.
Klimt çok...
Yani o...
...bayağı cafcaflı, süslü.
Cafcaflı ve süslü mü? Hiç tartışmayalım o zaman.
İnsanlar senle aynı fikirde olmadığında gıcık oluyorsun.
Ben Schiele'i çok seviyorum.
Onun eserleri daha karmaşık.
Daha muğlak, daha karanlık.
Bu yüzden Klimt'i seviyorum.
Yani...
Cafcaflı olması...
Cafcaflı değil.
Cafcaflı diyemezsin.
Acıktım!
Açlıktan öleceğim.
Biraz daha sos koy.
Parmesan var mı?
Sıraya geç.
O kadar yeter. Mükemmel. Teşekkür ederim.
Afiyet olsun.
Çok iyi ya!
Adéle, bu dünyaya ait değil bu.
- Ellerine sağlık. - Afiyet olsun.
- Güzel mi? - Nefis.
Kurtçuk spagetti tabağının içinden çıkmış. Demiş ki...
"İçeride alem vardı resmen."
Ne kadar da tatlı.
"Tatlı" yerine başka bir şey de denebilir.
Bunu paylaşmak ne büyük bir zevk.
Bize yaraşır.
Zevk paylaşılabilir mi?
Hepimiz farklı şekilde tecrübe ediyoruz.
Benim aldığım zevk...
...seninki ile aynı değil.
Ben seninle aynı zevki almıyorum.
Parmesanı buldunuz mu?
...zevkin mahiyeti, cinsiyetler arasında o kadar farklıdır ki...
...bizler gerçeklik üzerinde farklı düşünürüz.
Orgazm ve diğer şeylerde.
Merak ettim. Neden böyle düşünüyorsun?
- Çünkü- - Surat astığımızdan mı?
- Daha çok ses çıkardığımızdan mı? - Büyük farklılık var!
İçecek bir şey?
Ne zaman bir kadınla yattıysam, şunu fark ettim...
- ...bu- - Kadın başka bir dünyaya giriyor.
- Aynen öyle. - Orgazm bedenin dışında bir olay.
Bizim orgazmımız sınırlı.
Senin için kadınların orgazmı gizemli.
O konuda kesinlikle eminim.
Bir şey isteyen var mı?
Otur, deminden beri servis yapıyorsun.
Buyur, ye.
Sakinleş biraz. Herkese yemek yaptın.
Erkek olmanın getirisiyle kime bakış attıysam...
...cinselliğimin sınırları karşısında yelkenleri suya indirdi.
Erkeklerde de kadınlarda da sonuç aynı.
Önce erkek sonra kadın sonra tekrar erkek olan Tiresias'ın...
...hikayesini hatırladım şimdi.
Erkeklerin mi kadınların mı daha çok zevk aldığı sorulduğunda...
...kati surette kadınlar...
...erkeklerden 9 kat fazla zevk alıyor demiş.
Kadınlar tablolarda gösterildiğinden beri...
...kadınların kendinden geçişleri...
...yine kadınlar üzerinden gösterilen erkeklere göre daha çok gösterilmiş.
Bir kadının banyo yaptığını gördüğümüzde...
...dünyanın kökenini görürüz.
Erkekler de bunu çılgınca tasvir etmeye çalışırlar.
Görmüş olduklarını anlatmak isterler.
- Ya da hayal ettiklerini. - Ya da görmeyi dilediklerini.
Fantezileri de olabilir.
- Yani olayın kaynağı... - Bakışları.
Başka bir dünyaya göz dikişleri.
Kadınların yaptıkları sanat asla kadınsal zevki ele almaz...
Makarna enfes.
Biraz daha ister misin?
Evet, biraz daha alırım.
Çok baharatlı değil mi? Baharatlı sever misin?
Biraz baharatlı.
Ama kararında.
Emma...
...Adéle tabloların bunu gösteriyor.
Biliyorum daima erkek olacağımdan...
...bunu asla tecrübe edemeyeceğim.
Sosa bayıldım. Taze domatesle mi yaptın?
- Pazardan aldım. - Belli oluyor.
Daha önce hiç poz vermiş miydin?
- Hiç vermedim. - İlk kez mi?
Ben pek poz vermem.
Sadece Emma ile olduğumda.
Tablolarda rahat görünüyorsun.
Çünkü o sıralarda...
Bilmiyorum. Başka biriyle çalıştığımı hayal edemiyorum.
Aptalca bir soru olacak biliyorum ama...
...uzun süredir kızlarla mı birliktesin?
Emma ilki mi mi yoksa daha önce var mıydı?
İlki o.
Farklı mı?
- Neyden? - Erkeklerden.
Evet.
Biraz.
Daha mı nazikçe?
Duruma bağlı.
Hiç bilmiyorum.
Böyle sorduğum için özür dilerim.
Cevap vermek zorunda değilsin.
Açıklayabileceğimi sanmıyorum.
Ne iş yapıyorsun?
- Öğretmenim. - Öyle mi? - Evet.
Çocukları seviyorsun.
Çocuk sahibi olmak istiyor musun?
Sen ne iş yapıyorsun?
Oyuncuyum.
Aksiyon filmlerinde oynuyorum.
Bir aksiyon filminde...
...ilk filmimde, Amerika'da...
...Arapça konuştuğum için rolü aldım. Dibime düştüler.
Sakal falan.
Teröristtik, haydut.
"Allahu ekber." dememizi çok sevdiler.
Biz de öyle dedik.
Ciddiyim.
Amerikanların nasıl çalıştığını görmek eğlenceliydi.
Amerika'nın neresinde?
Los Angeles'ta bir stüdyoda çektik.
Ama olay New York'ta geçti.
Şehri baştan inşa ettiler. Dehşet bir şeydi.
Sanki New York sokaklarında yürüyorsun.
Daha sonra New York'a tatile gittim.
Çok ama çok sevdim.
Eminim sen de bayılırsın.
- Gitmeye can atıyorum. - Gerçekten mi?
Git o zaman. Neden bekliyorsun?
Her anlamıyla bir gezi olur. Muhteşem.
Film setinde yürüyormuşsun gibi.
Vallahi.
Çok enerjik. Her şey mümkün görünüyor.
Ne istersen yapabilirsin.
Bir sınır yok sanki.
Üstünde kocaman bir kanatlı var.
- Gitti mi? - Gitti.
- Neydi? - Bilmiyorum.
Ne okuyorsun?
Schiele'den bir bölüm. Lucie ile Schiele'i tartışmıştık.
Arkadaşların iyilermiş.
Komikler. Birçok şeyden bahsediyorlar.
Çok şey biliyor gibi görünüyorlar.
O kadar seviyeli idi ki rahatsız oldum.
Mükemmeldin.
İyi bir ilk izlenim bıraktın.
Özellikle Joachim üzerinde.
Gerçekten mi?
Ne iş yapıyor o?
- Joachim mi? - Sormaya korktum.
- Lille'in en büyük galerisinin sahibi. - Lille'de mi?
Çok kültürlü biri. Dahi resmen. Her şeyi biliyor.
Kaymak tabakadandır. İnan bana...
...çalışmalarımı bir kez sergiledi mi şöhret garanti.
Sergiler.
- Öyle mi diyorsun? - Tabii ki.
Senden Picasso'dan bahseder gibi bahsediyor.
Onlar için iş her şeyin üstündedir.
- Senin arkadaşın. Niye... - Arkadaşım...
Bizim ilişkimiz daha çok profesyonel.
Tam bir arkadaşlık değil.
Ama bir şeyleri değiştirebilir.
Sen inan yeter.
Tahtaya vur.
Sen de çok sevdiğin bir işle uğraşmalısın.
Çalışıyorum ya.
Biliyorum. Onu kastetmiyorum.
Çok iyi yazıyorsun mesela.
Neden bir şeyler yazmıyorsun?
Kısa hikayeler bile...
Ben daima yalnızca kendim için yazdım.
Yeteneğini böyle heba etmen çok yazık.
Hissettiklerimi yazıyorum. Hayatımı dış dünyaya ifşa edemem.
İfşa etmek yerine bir şeyler uydurabilirsin.
Nasıl yaparım bilmiyorum.
Hikayeler uydurup onları çocuklara anlatmayı seviyorsun.
Bunu yapmayı seviyorsun.
Ama çocuklar için. Olay örgüsü oluşturmak pek bana göre değil.
Her neyse sana kalmış.
Bilmiyorum. İsterim ben de...
- Ne istersin? - Bilmiyorum.
Tatmin olmanı.
Ben senle tatmin oluyorum.
Burada olmanı, yemek pişirmeni falan seviyorum ama...
...seni mutlu görmek istiyorum.
Mutluyum.
Seninle mutluyum. Bu şekilde.
Ben böyle mutlu oluyorum.
Öyle diyorsan.
Israr edişini duymak beni incitti.
- Israr etmiyorum. - Biraz ediyorsun.
Öp beni.
Gerçek bir öpücük.
Seni istiyorum.
Yapamam.
Neden?
Adet görüyorum.
- Niye öyle ki? - Bilmiyorum. Oluyor.
- Erken olmuş. - Ne diyebilirim ki? Hiçbir fikrim yok.
Lise eski sevgilin mi?
- Lise mi? - Evet. - Hayır.
O da tablo yapıyor.
Pazartesi, hüzün grisi.
Salı, saman gibi sarı.
Pembe çarşamba, oyununu oyna işe karışma.
Mavi Perşembe, önümüzde işte.
Perşembe yeşili, ondan sonra geldi.
Cuma yeşili!
İlk kim söyleyecek?
Sana, ayağa kalk.
Sabahları?
Okula geliriz.
Sana, bize gün boyu ne yaptığımızı anlatacak.
Dinleyin.
Çimdiklemeyi bırak Maxence. Buraya gel.
Başla Sana.
Oyun oynarız.
Buraya geldikten sonra oyun oynarız.
Aktivitelerimizi yaparız. Sonra?
Ne zaman dışarı çıkarız?
Teneffüste.
- Sonra? - Spor yaparız.
Spordan sonra?
Şekerleme yaparız.
Sonra da Therese ve Madame ile çalışırız.
Konuşmayı kesme zamanı.
- Her şeyleri var mı? - Benim üç bebeğim vardı.
- Ben göz kulak olurum. - Gerçekten mi?
- Tabii. - Sonra buluşuruz.
Bir yeni mesaj.
Tatlım, benim.
Hala Lise ile birlikteyim. Bahsettiğim model üstünde çalışıyoruz.
Büyük bir iş ve mükemmel olması gerekiyor.
Beni bekleme. Gecikirim.
İstiyorsan ara.
Kendine iyi bak.
# Aventura - Mi Corazoncito #
Sıcak oldu.
Benimle problemi ne? Lezbiyenlere karşı bir gıcığı var!
Tablolarımı açıklamaktan memnuniyet duyarım, ilham kaynağımı söylemekten...
...ama gizli detaylara giremem.
Haklı olduğumu kanıtlamak zorunda değilim.
Ona söylemek istemediğim şeyler var.
Kendimi satamam.
Biri beni sürekli iğnelediğinde...
Beni küçük görmeye çalıştı! Mevzu bu.
Eserlerime saygı göstermek zorunda.
Bu benim ifade özgürlüğüm, sanatsal özgürlüğüm.
İstediğimi boyarım.
Kahve istemez misin?
Hayır diyorsanız çok yazık. "Tablonu alırım ama...
...vurguyu çizgiye ver ya da burayı daha bulanık yap...
...veya o rengi bu rengi kullan." diyemez.
Öyle demiyorum. Eleştiriye açığım.
Sorularının olacağı belliydi.
Bunu nasıl cevaplayabilirim?!
Dangalak!
Tereyağlı ekmek?
Deli bunlar ya. Bir şey anlamıyorlar.
Tablo işinde ilk başta bir heves olur. Senin o hevesi takip etmen gerekir.
Benim hevesleri falan taktığım yok.
- İster misin? - Teşekkür ederim.
Hiç iplemem.
Millet olaya sadece ticari açısından bakıyor.
Adamlarda hiç... Nasıl açıklarım bilmiyorum...
Tat duyuları yok.
Tat duyuları yok işte.
Zaman zaman gergin olmak normal.
Ben de iş arkadaşlarıma karşı gerginleşiyorum.
Emziğini emzik kutusuna koydun mu?
Anneye güle güle de.
Teşekkür ederim. Ne kadar da güzel.
Kabanını as.
Luna, git ismini bul.
Arkadaş mıyız?
Pantolonumu giydim.
Sen pantolonunu giydin mi?
Yine giydim!
Çok sağol.
Kötü bir şey mi oldu?
İştekilerle bir şeyler içmeye çıktık.
Mesaiden sonra. Neden aramadın?
Seni biri mi bıraktı?
Kim?
İşyerinden bir kız.
Bir kız demek.
Neden yanlış adres?
Bir kızla çıktım demek istemedim.
Öyle mi?
Neden fısıldıyorsam...
Bir kızla birlikte olmaktan utanıyor musun?
Hayır ama hepsinin bilmesi gerekmiyor.
Ondan sonra ağızlarından kaçırıyorlar.
Utandığımı mı sanıyorsun?
- O çocuk kim? - Kim?
Seni bırakan.
Öyle bir iş arkadaşım.
Aptal mı sanıyorsun beni?
Hayır.
- Görmedim mi sanıyorsun? - İş arkadaşım, yemin ederim.
- Onu gördüm. - Birlikte çalışıyoruz.
Gel gör. Başka bir sınıfta o da.
Ne zamandan beri onunla görüşüyorsun?
Orada çalışmaya başladığımdan beri.
Öyle mi?
- Neden yalan söylüyorsun? - Söylemiyorum.
Neden ağlıyorsun?
Ağlamıyorum.
Bu gözyaşları niye o zaman?
Yorgunum.
Salak değilim ben. Ne zamandır onunla yatıyorsun?
Onunla yatmıyorum.
Ne zamandır yalan söylüyorsun?
Onunla yatmıyorum.
Sarhoşken bir kez öpüşmüştük.
Niye ağlıyorsun o zaman?
Pişmanım.
- Salak değilim ben. - Yemin ederim. - Yalan söyleme! - Yemin ederim.
Ne zamandır onunla yatıyorsun?
Kaç kere yattın onunla?
Söyle!
Ne zamandır yalan söylüyorsun?
- Ne zamandır beni salak sanıyorsun? - Hiç öyle düşünmedim.
Defol buradan! Defol.
Burada yalancı istemiyorum! Eşyalarını topla ve git.
Yaylan.
Kaybol!
2 ya da 3 kez yattım onunla. Hatırlamıyorum.
2 ya da 3 kez mi?
Sana söylemedim çünkü, bilmiyorum...
Açıklayamazdım. Aptalca olduğunu biliyordum.
Kendimi çok yalnız hissettim.
Aşık mısın?
Tabii ki değilim!
Kendimi yapayalnız hissetmiştim.
Asla seni incitmek istemedim.
Sikeyim.
Üzgünüm.
Sadece...
Sikeyim böyle işi...
O hiçbir şey, sıradan bir iş arkadaşı.
Aptalca bir hataydı.
Yemin ederim asla seni incitmek istemedim.
Gerçekten istemedim.
Adéle, bırak.
Bekle.
Beni incittin. Olan oldu bir kere.
Hayır, yemin ederim.
Kasıtlı değildi. Bir nedeni yoktu.
Sen bir kaltaksın.
Fahişesin.
Sikti seni, değil mi?
Hoşuna gitti.
Arabasında önce onu yaladın sonra da gelip beni mi öptün?
Beni öpme cesaretini mi gösterdin?
Bana dokunma, bana bakma cesaretini mi gösterdin?
Böyle şeyler mi yaptın?
Yalan söylüyorsun, hep palavra hep zırvalık.
- Özür dilerim. - Kaltaksın sen!
Beni bağışlamanı nasıl isterim bilmiyorum.
- Olmayacak öyle bir şey! - Evet.
Bir daha asla yüzünü görmek istemiyorum!
Çantanı topla ve defol!
Çık git hayatımdan!
Seni bir hiç uğruna incitmek istemiyorum.
Defol buradan.
Kes şunu.
Hemen defol buradan. Çık git evimden.
- Hayır. - Toplan ve çık git.
Evimde bir kaltak, bir fahişe istemiyorum. Topla eşyalarını!
İzin ver konuşayım. Hiç bir şey ifade etmedi.
Konuşmayacağım! Çık git buradan!
Özür dilerim. Neden yaptım bilmiyorum.
- Elbiselerin. - İzin ver açıklayayım.
Kaybol!
Kaybol dedim sana. Seni bir daha görmek istemiyorum.
Seni bir daha görmeyeceğim. Çık hayatımdan!
Acı çeken bir tek sen misin sanıyorsun?
- Manasızdı. Lütfen izin- - Çok geç!
Al eşyalarını. Defol.
Kaltaklar burada duramaz!
Hiçbir şey yapmadım ben.
Kes! Salak değilim ben.
Yapma bunu. Sensiz nereye giderim?
O çocuğun yanına!
Onu sevmiyorum!
Sensin sevdiğim! Gidemem! Ne yapacağım?
Ne yapayım ben? Sana yalvarıyorum.
Defol!
Aç kapıyı!
Özür dilerim! Gel konuşalım.
Özür dilerim.
Fahişe!
Git artık Adéle!
Sen mi seçtin?
Çok güzeller.
O kadar çok çiçeğim oldu ki bir bahçe kurabilirim.
Çok düşüncelisiniz.
Hepsini tutamıyorum bile.
Güle güle Lili Rose.
Çok güzel dans ettin.
Güle güle Maxence.
- İyi tatiller. - Size de.
Nazikçe.
Yüzüne ya da gözüne gelmesin.
Gözüne kaçırırsanız, yüzmek yok.
- Nasıl gidiyor? - İyi.
Bir dakika benimkilere göz kulak olabilir misin?
Ne demek.
Yazım kurallarına yoğunlaşacağız.
Masalara yazmak yok!
Annem...
Haydi yazın. Annem...
...o mutfakta...
Büyük harfle başla.
...soğan...
...soyuyordu.
Önüne bak.
Yazım kuralları alıştırması sırasında konuşmak yok.
Annem o mutfakta soğan soyuyordu, nokta.
Laura keman çalıyor.
"O" var mı?
Evet. "Boylu". "Boylu"yu nasıl yazarsın?
Kağıdınıza yoğunlaşın.
Arkadaşınız için tekrar söyleyin.
Shemzeddine, sessiz ol. Sence ben bundan zevk mi alıyorum?
Hazır mısınız?
Konularda geri kalırsak sizin suçunuz.
Çok yaşa.
Yoğunlaşmıyorsunuz, dikkatiniz dağılıyor.
Yazım kuralları bir saat sürüyor.
Bunu 15 dakikada yapabilirdik. Oyun oynamaya da zamanımız kalırdı.
Cümlesinde hata gören var mı? Hata var mı?
"Annem mutfakta soğan soyuyordu."
"O"yu unutmuşsun.
Büyük bir hata değil. Dikkatini vermiyordun.
"Annem o mutfakta soğan soyuyordu."
"Soğan"ı nasıl yazarız?
Nasıl yazdınız?
Böyle. S- o-ğ-a-n.
Doğru yazan var mı?
- Ben. - Gerçekten mi?
Sıradaki cümleyi kim yazacak?
Gel Renda.
Nasıl gidiyor?
Çok uzun zaman oldu.
Otur.
- Bir şey içmek ister misin? - Evet, tabii.
Bir kadeh beyaz şarap aldım.
- Görüyorum. - Tadına bak. Seversin bence.
Hayır sağol, iyiyim böyle.
- Emin misin? - Evet, iyiyim.
Üvey babanı aradım. Sever, dedi.
Ne istersin?
Kahve alayım.
Pardon, bir kahve lütfen.
- Geliyor. - Teşekkür ederim.
Hayat nasıl, iyi mi?
İyi. Seninki nasıl? İyi mi?
İyi.
Saç modelini değiştirmişsin.
Aynen.
Ama beni yaşlı gösteriyor.
Pek değil.
Hala eskisi gibi genç görünüyorsun.
İnsanın yanaklarından kurtulması zor.
Biraz daha kadınsı görünmek istemiştim.
Ciddiye alınmak için değiştirdim saçımı. Ama görünüşe göre...
- ...yanılmışım. - Yok.
Güzel görünüyor.
Bu işler insanın düşündüğünden daha hızlı gerçekleşiyor.
Öyle.
- Teşekkürler. - Teşekkürler.
Şimdiye kadar yaşlı görünmek isteyen kimseyle tanışmadım.
Biraz da sergilerine falan gelelim.
Her şey yolunda mı?
İyi iyi.
Her şey yolunda.
Anlat.
Organizasyon...
Organizasyon işleri biraz karışık oluyor.
Basın, gazeteciler...
Başarının bedeli.
Hayranlarının sitene yazdıklarını görüyorum.
Lezbiyen sürüsü.
Sen öyle istedin ama.
Son tablolarını gördüm.
Gerçekten mi?
Aklımı aldın. Yeniler ama hala sen varsın.
Açıklama konusunda çok kötüyüm.
Elime para geçtiğinde bir tane alacağım.
Yapma şöyle, veririm sana bir tane.
Parasını veririm.
Evet.
Benim için önemli.
Olmadı kanımla canımla öderim.
Şaka yapmıştım. Kötü bir şaka...
- ...ama şaka. - Komikti.
Sen iyi misin?
İyiyim.
Hala çocuklarımlayım.
Şu anda birinci sınıflar var. Daha büyükler.
Daha yeni başladım ama...
...muhteşem. Onlar da abecelerine yeni başladılar.
Tatildeyken problemli çocuklar için bir destek grubum vardı.
En sevdiklerim onlar.
Çok özel vakalar ama...
...sihir gibi.
Yardım edebildiğinde çok tatmin oluyorsun.
Harika zaman geçiriyorum.
Sınırlarımı görmek için...
...beni bir sınava tabi tuttular.
Ama büyüleyiciydi.
İstediğin buydu.
Evet, sanırım.
Bu iyi bir şey.
Evet, harika.
Ama zaman alıyor. Kendime ayıracak zamanım kalmıyor.
Dışarı çıkmıyor musun?
Çıkıyorum ama diğer öğretmenlerle.
Gece kulüpleri, Eski Lille, restoranlar.
Ama...
...genelde eve yalnız gidiyorum.
Yani yapayalnızım.
Erkek arkadaşın yok mu?
Kız arkadaşın?
Kısa süreli birkaç saçmalığım oldu ama...
...elle tutulur bir şey yok.
Her neyse, bağlanmakta...
...sorun yaşıyorum.
Bir yandan anlıyorum.
Çift olmak kolay değil.
Evimize gelen kızla mısın hala?
Lise mi?
Mutlu musun?
Evet.
İyi o zaman.
İyi biri mi?
Evet, iyi biri.
Eve gece geldiğinde senin için yemek yapışını...
...sabahları sana çiçekler verişini görebiliyorum.
O tarz biri.
Özellikle bir de çocukla olunca, Aude'la...
...çok seviyorum.
Evet, çocuğu var.
Bayağı bayağı hamileydi.
- Kaç yaşında? - Üç.
Onu çok seviyorum. Komik. İyi anlaşıyoruz.
Birlikte yaramazlık yapıyoruz.
Ona çok şey öğretiyorum.
Lise bize bağırıyor.
Yok artık.
Evde iki çocuk çok.
Ailem oldular.
Cinsel açıdan?
Mutlu musun?
Yani...
Berbat mı?
Berbat değil ama...
Sıkıcı.
Bilmiyorum Adéle, bilmiyorum.
Seninle olduğu gibi değil.
Seni özlüyorum.
Tek özlediğim birbirimize dokunmak...
...birbirimizi görmek, beraber nefes almak.
Seni istiyorum.
Her zaman.
Başka kimseyi değil.
Her şeyi özlüyorum.
Ama şunu söyleyeyim, bunu çok özlüyorum.
Bırak sana dokunayım.
Dur.
İstemediğini söyleme. İnanmam.
Biliyorum sen de özlüyorsun.
Dokun.
Dur.
Yapamam.
Affet beni, bilmiyorum...
Bilmiyorum.
Kontrolüm dışındaydı.
Affedildin.
Artık görüşmeyecek miyiz?
Hayır.
Beni affetmedin.
Hayır, affettim.
Artık beni sevmiyorsun.
Emin misin?
Evet.
Şu an başka biriyle birlikteyim.
Bunu biliyorsun.
Ama sana karşı sonsuz bir hassasiyetim var.
Hep de olacak.
Hayatım boyunca.
Kusura bakma.
Beni biliyorsun.
Bazen yok yere ağlarım.
Seni çok iyi biliyorum.
Her seferinde oluyor.
Biliyorum.
Daima hüngür hüngür ağlıyorsun.
- İstediğin zaman git. - Tabii tabii.
Yok, gerçekten.
Bir daha seni rahatsız etmeyeceğim.
Beni rahatsız etmiyorsun.
Peki gidiyorum.
Git artık.
Haydi, ikile.
Alexandre, uyan. Daha yeni geldin.
Alain Bosquet'den "Gerek Yok".
Yavaş yavaş.
Ne bu acele? Telaffuz et ki anlayalım.
Alain Bosquet'den "Gerek Yok".
Filin hortumu...
...fıstık toplaması içindir.
Eğilmesine gerek yok.
Adam? Sen devam edebilir misin?
Nerede olduğumuzu biliyor musun?
Zürafanın boynu...
Daha yüksek sesle lütfen. Baştan başla.
Zürafanın boynu yıldızlara bakmak içindir.
Uçmasına gerek yok.
Çok güzel.
Prune?
Bukalemunun derisi...
...yeşil, mavi, mor, beyaz...
...hayvanlardan saklanması içindir.
Kaçmasına gerek yok.
Teşekkür ederim.
Wassila.
Bu şiirin şairi, bütün bunları...
...ve binlerce şeyi daha söyler.
Anlamaya gerek yok.
Geldiğine inanamıyorum. Yıllar oldu.
Myriam, aynen öyle. Yıllardır görmedim seni.
Ne güzel bir renk. Mavi rengini seviyorum.
Teşekkürler, iyi o zaman.
Bir şey sorabilir miyim?
Yeğenim, Nicolas Rouillard. Tanıdık geldi mi?
Öğretmeninin isminin Adéle olduğunu söylemişti. Sen misin?
Cidden mi? Nasıl biri?
Çok sevimli.
Kız kardeşimin oğlu.
Durumunu öğreneyim istedim. Çok komik.
Çalışkan mı? Gerçekten mi?
Çok tatlı bir çocuk.
Ben biraz kalabalığa karışayım. Sonra konuşuruz.
Görüşürüz.
İyi misin?
İyiyim. Sen?
Nasıl geldin?
Yürüyerek. Yakınlarda oturuyorum.
Güzel semt.
- Hoş geldin. - Hoş bulduk. Davet ettiğin için sağol.
Normal.
İşte tablolarım bunlar.
Arkanda da Adé Bernard isimli bir ressam var.
Peki.
Şuradaki süpermiş.
Parmak ısırtıyor. Gerçekten. Her şeyiyle.
Selam. Nasılsın?
Beni hatırladın mı?
Bayıldık ama birkaç sorumuz var.
O yüzden buradayım zaten.
Pardon.
Bakıyorum Eski Emma, Yeni Emma, mavi ve kırmızı.
Hayat ağacı.
Tamamen huzurlu görünüyor...
...ama yine de gözlerinde bir tedirginlik var.
Bunu beğendim. Ne düşünüyor merak ediyordum.
Yeni başlamış bir mutluluk var ama bir yandan da...
...elem dolu.
Dalgın bakıyor ama sanki bir yandan da bize "Gel gel." yapıyor.
Tüm renklerin arasında.
Hemen geliyorum.
Daha sonra konuşuruz.
Sarah da Güzel Sanatlar okudu.
Yaptığınız işe bayılıyorum.
Çizgilerde bir tutku...
...bir hareketlilik hissediyorum.
Çok konuştuk.
Ne de kız kaldırma ustası.
Seni görmek iyi oldu.
Nasıl buldun?
Nefes kesici.
Joachim sergiletiyor.
Davetiyeyi elime aldığımda ikiniz aklıma geldiniz.
Çok istiyordu.
Mükemmel bir zamanlama oldu.
Çok iyi oldu.
Bak bir de...sen hala oradasın.
Bunu bildiğim iyi oldu.
- Sonra görüşürüz. - Tabii.
İyi gidiyor mu?
- Nasılsın? - Süper.
Seni görmek güzel.
Aynı şekilde.
Hala sinema sektöründe misin?
Artık gayrimenkul.
Hala filmlerde varım ama çok az.
Herkesin suyuna gitmekten sıkılmıştım.
Bir şeyi beğenmeyen yönetmenler.
Çok sıkıcıydı. Düzenbaz bir satış temsilcisi olmak daha iyi.
Beğendin mi sergiyi?
Kötü değil. Ama bu tarz şeyler bana pek hitap etmiyor.
Hala o zamanki kadar güzelsin.
Öyle mi diyorsun?
Gerçek hayatta bile.
Söylediklerim güldürüyor mu seni?
En azından yeniden gülümsüyorsun.
Emma'yı görmek zor olmuyor mu?
Aramızda bir problem yok.
E zaten problem olmadıktan sonra...
New York'a gittin mi hiç?
- Hayır mı? - Daha gitmedim.
Seyahat zihnini açar.
Evet, biliyorum.
Ben bir çalayım şunu.
- Gel. - Bir saniye.
Mükemmeldi. Çok teşekkür ederim.
Seni bir filmde görmüştüm.
- Oyunculuk yakışmıştı sana. - Gerçekten mi?
Çeviri: Bay-A Twitter: Bayagi
Aralık 2013
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.