All language subtitles for Household.Saints.1993.1080p.BluRay.x264.AAC5.1-[YTS.MX]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean Download
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

İstemediğine emin misin? Dün akşamdan kalan sosis ve biber var.

Hayır anne, öğle yemeği yedik.

Dışarıda mı yediniz? Nereye gittiniz?

Seni göremeyeceğim bir yerde tek başına sürmeni istemiyorum.

- Al, kolanı bitir. - Salata ister misin?

- Büyükanne, çok güzel kokuyor. - Evet, çok güzel.

Ama eski mahallemizdeki gibi değil.

Gülüyorsun; ama artık sosislerin o eski tadı yok.

Santangelo'da yediğimiz sosisleri hatırlıyor musun?

Evet, muhteşemlerdi.

O zamanlar bebektin, hatırlamazsın...

...ama ona “mucize sosis” derlerdi.

Anne, lütfen yine başlama.

- Ne yani, sosis mucizeler mi yaratıyordu? - Hayır, mucizeleri yaratan...

...kasabın kızı Teresa'ydı, çünkü o bir azizeydi.

Onun hakkında bir şeyler duymuştum, insanlar ona dua ederdi.

Onun hikâyesini biliyor musun?

- Çok güzel bir hikâyedir. - Hadi ama, o hikâyeye hiç inanmadım.

Sana, onun hikâyesini anlatacağım...

...ama önce ailesinin nasıl bir araya geldiğinden başlamalıyım.

Şimdi 40 yıl geriye gidiyorum...

Hayır, 40 yıldan fazla oldu, değil mi?

1949'daki San Gennaro Festivali sırasında inanılmaz bir sıcak vardı...

...o kadar sıcaktı ki kimse festivale gelmemişti.

Joseph Santangelo sosis tezgahını kapattı...

...ve arkadaşlarıyla iskambil oynamaya karar verdi.

Hayır, bir hikâye anlatıyorsan, doğru düzgün anlat.

Eskiden şöyle anlatırdık.

Derdik ki, “Ve Tanrı'nın lütfuyla Joseph Santangelo...

...karısını, bir bezik oyununda kazandı.”

- Pekâlâ, kim dağıtıyor? - Kartları bana ver.

Tanrı'm, çok sıcak.

- Şu vantilatör daha hızlı dönmüyor mu? - O vantilatör de tıpkı senin gibi miskin.

Çok komiksiniz beyler.

53 senedir böyle bir sıcak görmedim.

Akşam dışarı çıkmış mıydın?

Bomboştu.

Festivalde hiç bu kadar az insan görmemiştim.

Sonbaharın ilk gününün Cuma olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, Şükran Günü'nde mangalda hindi pişireceğiz.

- Buna Hint yazı diyorlar. - Hint yazı değil bu.

Bu cehennem ve biz farkında değiliz.

Ne diyorlar biliyor musun? Bomba yüzündenmiş.

Ne? Bu sıcaklığın sebebi atom bombası mı?

- Bu çok saçma, o dört yıl önceydi. - Ve her geçen yıl daha da sıcak oluyor.

Fark etmediniz mi?

Hiroşima'dan bu yana.

Annemin dediği gibi, “Başa gelen çekilir.”

Sonuçta, bombayı ben atmadım.

Niye bedelini ödüyorum?

Sebzeler çürüdü.

Müşteriler görmesin diye onları yığınların altına saklamak zorunda kalıyorum.

Diyorum ya, bu hava beni öldürüyor.

Sadece seni mi? Peki ya beni?

Sence insanlar bu sıcakta et yer mi?

Bu gece tezgâhı bile açmadık.

Annenin bu akşam dışarıda olduğunu sanıyordum.

Gördünüz mü? Bu yüzden buraya gelip paranızı almak için yeterli zamanı var.

Çarkıfelek'te şansınızı deneyin.

Yaklaşın, millet.

Sadece 25 sent.

Herkes kazanabilir.

Marinella, uzaklaşma.

Bu, onların seçimiydi.

Gerçekten iğrenç.

Ne pişireceğim?

Yemiyor ki. - Tanrı'm, yemek mi?

Nefes dahi alınmıyor ki.

Santangelo Sosisleri Kapalı

Falconetti'ler hâlâ bezik oynamaya istekliyken...

...kimsenin sosis satmasına gerek yok.

Al, Santangelo, 10 dolar borç yaz.

Tanrı'm, görünüşe göre oyun bitti.

Evet, bitti. Hadi, eve gitme zamanı.

Kımıldamak için çok sıcak. Hiçbir yere gitmiyorum.

İsa, dünyanın alevler içinde yok olacağını söylemişti...

...oysa biz burada yavaş yavaş kavruluyoruz.

Aziz Lorenzo'nun dediği gibi, “Tanrı'm, beni ters çevir de diğer tarafım da pişsin.”

Sen sus!

Tamam, son el.

1,500 puan.

Kazanan hepsini alır.

Anlaşıldı mı?

Bir sonraki şarap partimin tamamını koyuyorum.

Her damlasını.

Metropolitan Opera'sına aldığım tek biletimi koyuyorum.

- Madame Butterfly. - Madam kim?

Ne bileti ya, bas git işine!

Pekâlâ...

Bu, benim Amerikan Ordusu'ndan iyi hâl madalyam.

Pekâlâ, beyler.

- Kuzey Kutbu'nu koyuyorum. - Nasıl yani?

Ne zamandan beri Kuzey Kutbu' nu bahse koyabiliyorsun?

Şu andan beri.

- Tanrı'm, bir daha açsana. - Kazanın da açayım.

Anlaştık.

Peki sen ne koyacaksın?

Tüm birikimimi.

- Dükkanı da. - Bana bir iyilik yap, dükkan sende kalsın.

Ben kazanırsam, o kapıyı açacaksın ve ben “kapa” diyene kadar açık tutacaksın.

Kaybedersem de...

- ...kızım Catherine'i alırsın. - Tekrar düşündüm de, dükkanı alacağım.

Şaka yapıyorum! Kızını alacağım.

Elimize bakalım.

Pas.

200.

Pas.

1,500.

Kupa koz.

Vay anasını!

Tanrı'm, mükemmel bir el.

♪ Çünkü ben ♪

♪ Hiç kimseyi ♪

♪ Hiçbir zaman ♪

♪ Hiçbir yerde ♪

♪ Sana duyduğum gibi ♪

♪ Büyük bir aşkla sevmedim ♪

♪ Küçük bir sevgiyle sev beni ♪

♪ Bizler küçük, mütevazı ♪

♪ Ve sessiz şeylere hafifçe dokunan ♪

♪ Ama yine de ♪

♪ Denizdeki dalgalar gibi derin ♪

♪ Gökyüzü kadar hassas bir şefkate ♪

♪ Alışmış insanlarız ♪

♪ Bana ver de öpeyim ♪

♪ O güzel ellerini ♪

♪ Kelebeğim! ♪

♪ Ne de güzel koymuşlar sana ♪

♪ Kırılgan Kelebek adını ♪

♪ Dediklerine göre denizaşırı... ♪

Bu öğleden sonra ve akşamın ilk saatlerinde hafif yağmur yağacağını duydum.

İçinde bulunduğumuz bu sıcak hava dalgasında bizi biraz da olsa rahatlatacaktır.

- Çok şükür. - Ne için?

Öğleden sonra yağmur yağacakmış ya.

Radyoya bunun için mi ihtiyacın var?

Radyoya, geçimimi sağlayabilmek için ihtiyacım var.

Onun dışında ihtiyacım yok.

Aslında, bir şeye ihtiyacım var.

Keşke ne olduğunu bilseydim.

Cila çekmen lazım...

- ...ihtiyacın olan bu. - Hem de nasıl!

İşte, beşi beş geçe haberler ve hava durumu böyleydi, millet.

- Bir sonraki saatimiz... - İşte bu kadar.

Saati beş ettik.

Yemek yemeliyim, açlıktan ölüyorum.

Catherine!

Ne?

Santangelo'ya git, akşam yemeği için birkaç sosis al.

♪ Sana duyduğum gibi ♪

♪ Her şeyde ♪

Acele et, ceketini çıkarma.

Gidelim, gidelim, Üşüteceksin!

- Bir dolar. - Bir dolar mı? Tamam.

Sıradaki kim?

Biliyor musunuz, Bayan Antoinette...

- ...sizi özledim. - Dinleyin bayım, ben evliyim.

Duymuştum. Tebrik ederim.

Metin ol!

N'oldu? Ben hâlâ bekâr bir adamım.

Senin gibi güzel bir kadın görünce....

Vuruldum!

Sana...

1 dolar 16 sent olur...

- Nasıl? - İyi bir fiyat.

İyi fiyat.

Teşekkürler.

Yok bir şey.

Joseph, her gün buraya...

...senin güzel yüzünü görmek için geldiğimizi mi sanıyorsun?

Çok teşekkürler.

Kocana selam söyle, olur mu?

1 kilo sosis alayım.

- Acılı mı acısız mı? - Karışık.

Senin gibi çelimsiz biri 1 kilo sosis mi yiyecek?

Tek başıma yemeyeceğim.

Bu çok kötü, biraz daha fazla et işine yarayabilirdi.

Güzellik tavsiyelerini bırak da sosisi ver.

Lino'nun karnı aç.

Tam bir lütufsun, biliyorsun değil mi?

Birkaç gram fazla geldi.

- 1 dolar 15 sent. - Gördüm, tekrar tart.

- Neyi gördün? - Başparmağını.

- Başparmağını koymadan tekrar tart. - Bu başparmağımı mı?

Başparmağımı başka nereye koyabileceğimi biliyor musun?

Hayır.

Şimdi anladın mı?

Hayır.

1 dolar bile tutmadı, benim hatam.

Git de Lino'ya sor.

Git ve babana, Joseph Santangelo'nun başparmağını nereye koyabileceğini sor.

Hadi be!

Gününü göstereceğim sana.

Pekâlâ.

- Yok artık! - Hâlâ çalışıyor musun? Başlayalım.

Başlayalım.

Bu gece burada büyük bir galip var. Büyük galip.

- Dün geceyi hâlletmeden başlamayacağız. - Neyi hâlledeceğiz?

Ne demek “neyi”?

- Hatırlamıyor musun? - Tanrı çarpsın ki hatırlamıyorum.

- Kızın. - Catherine mi?

N'olmuş ona?

Dün gece et dolabından gelen soğuk havaya karşılık onu bahse koydun.

Bu delilik, aklımı kaçırmış olmalıyım.

Başlayalım.

Kim dağıtıyor?

Kimse dağıtmıyor. İşimizi hâlledene kadar olmaz.

Şakacı seni.

Hadi ama, Santangelo.

Catherine'i istemiyorsun.

Bak, pişirdiği sosisi geri çıkaracağım.

Kapa çeneni. O sosisleri dükkândan aldı.

Nasıl adam olunur bilir misin, Falconetti?

Borcunu ödeyerek.

Hadi ama, ne tür bir adam kızını bezikte ortaya sürer?

Anlıyorum.

Yani sen adam değilsin.

O zaman git kadınlarla canasta oyna.

Hadi, git.

- Ne dersin? - Catherine'i mi orta sürdüm?

Nicky, doğru mu bu?

- Nicky, neredeydin? - Tam buradaydım.

Tanrı aşkına, bunun olduğuna inanamıyorum.

Hadi ama, Falconetti.

Düşündüğün gibi değil.

Niyetim iyi.

Ciddiyim.

Kilisede yapılacak bir evlilikten bahsediyorum.

Her şey yasal olacak.

Kimse bilmeyecek.

Hikâye bu odadan asla çıkmayacak.

- Değil mi? - Elbette.

- Bana sorarsan, bence delirmişsin. - Evet, delirdim.

Buna içelim.

Kaldırın kadehleri, hadi.

Nicky, kaldır sen de hadi.

- Şerefe. - Şerefe.

Güzelmiş.

Pekâlâ.

Annenle birlikte yarın bize akşam yemeğine gelin.

Bunu o zaman konuşuruz.

- Bu akşamsa bezik oynayalım, lütfen. - Tamam, oynayalım.

Çeneni kapatmazsan dayağı yiyeceksin benden.

- İçeri girip ona söylesem iyi olacak. - Odana git ve uyu.

Yarın yemek pişireceksin.

Akşam yemeğine misafirlerimiz gelecek.

- Misafir mi? Kim? - Joseph Santangelo ve annesi.

- Tanrı'm, o mu?! - N'oldu ki?

- Ondan hoşlanmıyor musun? - Hayır.

Çok kötü. O senden hoşlanıyor.

Deme ya, bu ne anlama geliyor peki?

Annesiyle buraya yemek yemeye geliyor demek.

Bir sürü güzel yemek yapacaksın demek.

Et demek.

Yarın Santangelo'lara...

...bir Falconetti'nin nasıl dana rosto yaptığını göstereceğiz.

Yemeğinin çok iyi olmasını istiyorum...

...bir adam her akşam böyle yemek yiyebilmek için evlenebilir.

Demek öyle, sana bir haberim var... Kimse sırf yemek için evlenmez.

- İyi akşamlar. - İyi akşamlar.

- Merhaba, Falconetti. - Santangelo.

Catherine.

- Hanımefendi, kızım Catherine. - Kızınızı tanıyorum.

- Meze çok lezizdi. - Teşekkürler.

Soğuk mezeyi mahvetmek pek kolay değildir zaten.

- Ee, kardeşin nasıl? - Augie mi? Çok iyi.

Gerçekten çok iyi.

Aslına bakarsan, geçen hafta sonu oradaydık ve bana işlerin iyi olduğunu söyledi.

Öyle mi?

- Long Island'a alışmışlar mı? - Evet, orayı seviyorlar.

İkizleri var, değil mi?

- Stacy ve Scott, güzel çocuklar. - Stacy ve Scott.

Gelinime bebekleri vaftiz ettirirken sordum...

“Peki onları kim koruyacak?

Azize Stacy mi? Aziz Scott mı?”

Günümüzün genç kadınları çok cahil.

Çok şükür sıcak havalar bitti, değil mi?

Çok şükür ki öyle.

Dükkanlardaki malzemelerle doğru dürüst yemek pişirilemezdi.

Enzo ve ben bu ülkeye ilk geldiğimizde...

...o kadar fakirdik ki...

...Midyeci Umberto'nun oradaki çöplerden midye kabuğu toplamak zorunda kalmıştım.

Ve inanın bana, lezzetli bir çorba yapmıştım.

Ne zaman?

Ne zaman çöpten midye kabuğu topladın?

Ha?

O vakit...

Teşekkürler, Don Falconetti.

Catherine.

Nicky.

Hadi Joseph, eve gidelim.

Yarın için sosis yapmalıyım.

- Kapıyı aç. - Dur bir.

Eline sağlık, yemek harikaydı.

- Sosu güzeldi. - Hadi ya...

Falconetti, sonra konuşuruz, olur mu?

Ne içindi bu tokat?

Böyle boktan yemekleri masaya koyduğun için!

Boktan mı? Arkadaşın Santangelo'yu duydun...

- ...yemekler harikaydı! - Harika mıydı?

Aşk ne zamandan beri harika yemekten anlar oldu?

Aşk mı? Sen neden bahsediyorsun, aşk mı?

Bütün bunlar ne içindi sanıyorsun, iyi komşuluk ilişkileri için mi?

Adamla evleneceksin!

- Her şey ayarlandı! Söz verdim ona! - N'aptın?

Söz mü verdin?

Hâlâ İtalya'dayız mı sanıyorsun?

- Burası Amerika! - Burası benim evim!

Santangelo.

Santangelo.

Santangelo.

Santangelo.

Santangelo.

Santangelo.

Ey kutsal aziz, senden mucize değil...

...sadece basit bir açıklama istiyorum.

Ne dersin, Vincenzo?

Oğlumuz gibi akıllı bir çocuk nasıl olur da bir Falconetti'yle evlenmek ister?

Bir Falconetti'yle!

Hadi. Konuş benimle, Vincenzo.

Niye Catherine Falconetti?

Mahalledeki onca kız varken, Enzo bunu mu seçti?

Bu kızın ne özelliği var ki?

“Kader kartları karıştırır, biz de oynarız.”

Biz de oynarız demek ha...

...biraz acı sosla o kokuşmuş “et parçasını” unutursun.

Mide yanması, kalp ağrısından iyidir.

Catherine Falconetti, ha...

12 diş sarımsak.

3-4 tutam tuz.

Yaşlı bayanın bunu göndermesi çok ince bir davranış, çok lezzetli.

Kesinlikle öyle.

Böyle düşünmen iyi oldu.

Çünkü bu o; bundan sonraki hayatın, biliyorsun.

Bu boku yiyemeyeceğim.

- Senin sıkıntın ne? - Sıkıntım ne biliyor musun?

Bazılarının hayatı çok güzel, dopdolu.

Opera gibi.

Ya bizim gibilerinki?

Sosis ve bezikten başka olayımız yok.

Mal mısın, nesin?

Sosisin nesi var?

Daha kötüsü de olabilirdi...

...hayatta sosis ve bezikten daha kötü şeyler de var.

Birincisi, Falconetti'lerin açlıktan ağzı kokuyor.

İkincisi, kız güzel değil; bunu kendin de görebilirsin.

Ve üçüncüsü, karını bir bezik oyununda kazanamazsın.

Dördüncüsü ne?

Dördüncüsü, Falconetti'lerin berbat genleriyle...

...bu dünyaya bir çocuk getirmeyi nasıl düşünebilirsin?

Merak etme, genlerinin yarısını da benden alacak.

İyi.

O kızın pişirdiği yemek...

Et çiğdi...

Hindiba kirliydi...

Domatesten saç çıktı...

Bunların her biri kötüye alamet.

Biraz daha sosis al.

Ve altıncısı...

...neyin nesi bu kız?

Daha onu tanımıyorsun bile.

Dükkana sürekli gelir.

Sosis seviyor.

O özel bir kız anne, anlatamıyorum.

Dinle beni.

O kızla evlenirsen...

...hayatının geri kalanının tadı aynı o yemeğinki gibi olur.

Bilemiyorum.

Hatırladığım kadarıyla meze çok lezzetliydi.

Onu nasıl aldığını duydun mu?

Dalga mı geçiyorsun, herkes biliyor, bir kart oyununda kazandı.

Öyle ya da böyle, kocanı bir kart oyununda kazandığına eminim, haksız mıyım?

Tanrı'm, ne şanslıymışım!

- İyi geceler, Bayan Santangelo. - İyi geceler.

- Bir şeye mi ihtiyacın var? - Üstümü değiştirecek bir yere.

- Batman'e mi dönüşeceksin? - Kıyafetlerimi değiştireceğim.

Ha, değiş o zaman.

Bakmayacağım, söz veriyorum.

- Burada mı? - İstiyorsan banyoya geç.

- Şu an annen banyoda. - Deme ya, çok kötü denk gelmiş.

Muhtemelen bütün gece orada kalır.

Burası iyi o zaman.

Korkuyor musun? Korkmuyor musun?

Dükkandaki o günü hatırlıyor musun?

Başparmağımı nereye koyabileceğimi sana göstereceğimi söylediğim günü?

Anladın mı?

Şimdi anladın mı?

Şimdi sana oraya başka ne koyabileceğimi göstereceğim.

Santangelo...

Santangelo...

Santangelo...

Sorun ne, canını mı yakıyorum?

Yatağın yayları deli gibi gıcırdıyor, annen de hemen yan odada.

Merak etme, kütük gibi uyur.

Santangelo...

..oh, Santangelo...

Santangelo.

Santangelo...

Santangelo.

Oh, Santangelo...

Santangelo, Santangelo.

- Nedir o? - Sarmaşık.

Sarmaşık demek.

Enzo, şu kızın eve ne getirdiğini görüyor musun?

Çöp.

Aynen, çöp.

O saksılarda çöpler yetişiyor.

Havamızı soluyor...

...gece uyurken ağzımızdaki oksijeni çalıyorlar.

Katiller.

Bakalım, ne kadar gelecek?

Yarım kilodan biraz fazla.

Çok güzel.

Evet, elinde artanlar da var, değil mi?

Tamam, birazını yarın getir, bebek için güzel ıspanaklarım var, tamam mı?

- Sağ ol. - İşte burada!

Catherine, nasılsın? Gözün aydın!

- Teşekkür ederim. - Evet, kolay gelsin!

Bir şey göremiyorum.

- Kaç aylık? - Yaklaşık 3 aylık.

Üç aylık mı?

Diş etlerin kanıyor mu? Çünkü diş etlerin kanıyorsa kızdır.

Evet, evet, parmakların şişerse de...

- ...erkektir. - Hayır, hayır...

Erkek olduğunu nasıl anlarsın biliyor musun?

Altıncı aya kadar belli olmazlar...

...sonra aniden mantar gibi fırlarlar.

Doğru, erkekleri “önünde,” kızlarıysa “arkanda” taşırsın.

Bunu duymuştum!

Doğru!

Ve hamileliğin sıkıntılı geçerse, çocuğun saçı gür olur.

Bakın, birkaç şey almam lazım. Sonrasında kahve içer miyiz?

- Olur, sonra görüşürüz. - Görüşürüz.

- Hoşça kalın. - Güle güle!

- Nereye gidiyorsun? - Çalışmaya.

Çalışmaya mı?

Burada kan ve leşten başka bir şey yok.

Bebeğinin bunu görmesini mi istiyorsun?

- Bebek hiçbir şey göremez ki. - Sana öyle geliyor.

Bebeğini buna maruz bırakırsan, başına bela alırsın.

İzninle.

Buyur buradan yak.

Oğlan olacak.

Enzo bebek.

- Hanımefendi, mideniz mi bulandı? - Yo, iyiyim.

Grubuma, yeni kesildiğinden emin olmak için buraya bizzat gelmek istediğimi söyledim.

Gözünüzün önünde kesilir, tazelik garantili.

- Selam, burada ne arıyorsun? - Hayır, lütfen. Ben iyiyim, gerçekten.

Yüce Tanrı'm.

- Sorun yok. - Çok güçlüsün.

Hayır, sadece nasıl tutulacağını bilmelisiniz.

Başına gelecek şeyden habersiz.

Aman Tanrı'm!

Sonunda başardın.

Çocukta kalıcı travma hasarı bıraktın!

- Hop, neler oluyor?! - Seninle konuşmuyorum, onunla konuşuyorum.

Yukarıda kafamı dinliyordum ve birden Enzo yanıma geldi.

“Carmela,” dedi, “acil bir durum var.”

“Oğlumuzun evlendiği kız, aşağıda hindi öldürüyor.”

Hayır, öldüren bendim.

Çocuğun hayatını mahvettin!

Bak buraya çiziyorum...

...doğuracağın şey bir “tavuk” olacak.

Aman Tanrı'm, ne korkunç bir şey söyledin.

Seni korkutmasına izin verme.

Hareket etti.

Kanatları var gibi.

Kocanın kahvaltıdan kalma bulaşıkları 2 saattir lavaboda duruyor.

Hareket ediyor mu?

- Küçük Tavuk'u diyorum? - Öyle söyleme.

Neden söylemeyeyim? Doğrusu bu.

- Bu batıl inanç, bilemezsin. - Hadi ya?

Neler bildiğime şaşarsın.

Berbat görünüyorsun.

N'apıyorsun, kanepede mi uyuyorsun?

Kendine bakmayı öğrenmelisin, karnında bir bebek taşıyorsun.

Değişen bir şey yokmuş gibi davranıyorsun...

...ama inan bana, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Gel buraya, bak.

Bu, Jimmy Leuchi...

...zavallı Jimmy Leuchi, caddeden geçiyor.

Babası, huzur içinde yatsın, müzik için çıldırırdı...

...siyahîlerin yaptığı müzik için.

Jimmy, kendiyle birlikte 6 aylık hamile karısını da...

...kör bir piyanisti dinlemek için...

...Harlem'deki bir kulübe sürüklemiş.

Ve kör adam, çalmayı bitirdiğinde...

...arkasını dönüp doğruca Bayan Leuchi'ye bakmış.

Ve zavallı Jimmy böyle olmuş...

Madem zavallı Jimmy böyle olmuş, niye beni ona bakmam için buraya çağırdın?

Senin bebeğin zaten çoktan mahvoldu.

Daha fazla zarar veremezsin.

- Peki, yapabileceğimiz bir şey var mı? - Evet.

Var.

Bağışla beni, ama burada büyük bir sorunumuz olduğunu anlamışsındır.

Hadi, ona dua et.

- Ne diyeceğimi bilemiyorum. - Ne diyeceksen de.

- Azize Hanne... - Meryem Ana'mızın annesi...

...Azize Hanne...

Meryem Ana'mızın annesi...

...Azize Hanne...

Lütfen, tavuk doğurmamı engelle.

Görüyorsun işte, azize bunun olmasına izin vermeyecek.

Şimdi içeri geç ve biraz dinlen, sana bir tabak pastina yapacağım.

♪ Ben, cevap vermeden ♪

♪ Biraz şakasına ♪

♪ Biraz da ♪

♪ İlk buluşmada ölmemek için ♪

♪ Gizleneceğim ♪

♪ Ve o acı çekerken ♪

♪ Sürekli beni arayacak ♪

Şükürler olsun!

Yine kazandım.

Kafa mı buluyorsun?

Şuna bak.

Bütün gece resimli bir kart bile görmedim.

Rekabet gerektiren oyunlardan nefret ediyorum.

Senin oğlanın neyi var? Son zamanlarda piyasada yok?

Kim bilir.

Dışarıda sürtüyor.

Muhtemelen bir yerlerde kendine Japon bir eş arıyordur.

Yeminlen, bir gün Madam Butterfly ve bir çift çekik gözlü bebekle ortaya çıkacak.

Çocuklar, onlara kimin ihtiyacı var ki?

Tanrı'nın oğlundan elde ettiği tek şey onu diriltmenin verdiği heyecandı.

Ben oğlumdan bunu asla elde edemeyeceğim.

Burada neyimiz varmış?

Burada neyimiz varmış?

- Dur tahmin edeyim. - Bu çok saçma.

Sanırım biri bana bir mesaj vermeye çalışıyor.

Bütün gün boyunca, işlerin istediğim gibi gitmeyeceğini hissediyordum.

Siz de hiç böyle hissetmiş miydiniz?

Hayırdır Santangelo, medyum mu oldun?

- Evet, anne tarafımdan. - İnanırım.

Bu sefer bana iyi bir el verdin mi, Falconetti?

Her şey destede, ben müdahale edemem ki.

Tanrı'm.

- Ben gidiyorum. - Ne? - Gidiyorum.

Tamam, sakin ol.

Biraz daha su getireyim.

Kanaman varken kıpırdama, sakin ol.

- Benim yapabileceğim bir şey var mı? - Dua et.

Hayatında bir kez olsun dua edebilirsin.

Onu görmek istiyorum, içeri girebilir miyim?

Görmek mi istiyorsun? Görecek ne var?

Film mi çekiyoruz sence içeride?

Sana kıpırdamamanı söylemiştim.

Şimdi, arkana yaslan.

Tamam, burada çok fazla kan var.

Dayan.

Dayan.

Dayan.

Tamam.

Tamam, geliyor, işte...

Tanrı'm, olamaz!

Azize Hanne'nin ailem için yaptığı şey bu.

Ve o da bunu hak ediyor.

- Catherine nasıl? - O iyi.

Ama bebek o kadar şanslı değildi.

Vaftiz etmeye ancak zamanım oldu...

...üzerine biraz su koydum ve kabul etmesi için Tanrı'ya dua ettim.

Git.

Karının yanına git.

Git ve bezikte ne kazandığına bir bak.

Anne, cennete gidecek mi sence?

Bilmiyorum.

Vaftiz oldu mu bilmiyorum.

Olmadıysa, arafta kalır.

Vaftiz edilmeyen tüm bebekler orada kalır.

- Bebek ölmüş. - Biliyorum, hem de oğlanmış.

- Yaşlı kadının onu lanetlediğini duydum. - Aman Tanrı'm, bunu nasıl söylersin!

Bunun suçlusu Carmela değil, Falconetti'nin bahtıydı.

- Hayır, o yaşlı kadındı. - Yaşlı kadındı demek.

Merhaba, anne.

Catherine nerede?

Nerede olabilir?

Yatakta.

Sekiz aydır yatakta.

Artık çiçeklerini bile sulamıyor.

Şuraya baksana.

Sahra Çölü'ne dönmüş.

Sen n'apıyorsun?

- Misafir mi gelecek? - Evet.

Akşam yemeğine Lino ve Nicky'yi davet ettim.

Kim bilir. Bilmiyorum.

Falconetti'ler kendilerinden biriyle nasıl başa çıkacaklarını bulabilir belki.

Tanrı biliyor ya, ben bulamıyorum.

Benim yaşımda, kimde kabuk yiyecek diş var?

Anne, dün akşamdan kalan deniz ürünleri salatamız var.

Belki Falconetti'ler de yemek ister.

- Deniz ürünleri yanına sosis mi? - Olur, niye olmasın?

Japonya'da bu şey ve erişteyle yaşıyorlar.

Başka bir şey yemiyorlar.

Orası nasıl bir ülkeymiş ki kadınları...

...deniz ürünleri ve makarnadan başka bir şey pişiremiyor?

“Pişiremiyorlar,” demedim.

Sadece savaştan beri tek bulabildikleri bu demek istedim.

Yani sıradan malzemeleri alamıyorlar, şeker yok, et yok.

Malzemeler derken, ne tür malzemeler?

Vicenzo'yla ben bu ülkeye ilk geldiğimizde...

...o kadar fakirdik ki...

...çöpten midye kabuğu toplamak zorunda kalmıştım.

Ama inan bana, lezzetli bir çorba yapmıştım.

Bir kadın, Tanrı'nın ona verdikleriyle yemek yapamıyorsa...

...yemek yapmayı bilmiyor demektir.

Sohbetin aşırı sarıyor.

En azından oğlum Japon'ların peşinden koşmak yerine, İtalyan bir kızla evlendi.

Aynen, bezikte kazandığı İtalyan bir kızla.

Kendine gel, bahsettiğin benim karım, senin de kız kardeşin!

- Ne beziği? - “Ne beziği?”

- Biliyorsun. - Bilmiyorum.

Hatırlamıyorum.

Aman Tanrı'm, ne kadar utanç verici!

- Artık oradan bir şey alamazsın. - Bu işler böyle.

Bir gün kral için yemek yaparsın, ertesi gün domuzlar bile artıklarını yemez.

Paskalya Pazarı için evi temizlesem iyi olacak.

Yapacak çok işim var.

Bu koridoru paspaslamalıyım.

Burayı komple temizlemeliyim.

Vicenzo...

Devam et.

Acele etsen iyi olur.

Çok gecikirsen...

...seni tanıyamam.

- Yasak çikolatayı yedin. - Yasak değildi!

Yasaktı...

Mutlu Paskalyalar! Bugün çok güzel bir gün.

Hadi, gidelim.

Hadi çocuklar, kiliseye.

Joseph.

Joseph, bir mucize oldu.

Çiçekler, evin her yerinde canlandılar.

Tabii ki canlanacaklar.

Haftalardır onları suluyorum.

- Sen mi? - Ben tabii, ne sandın?

Çiçek sulamak istemez miyim?

Hayır, dur bir dakika, su olsa da olmasa da, dün gece yattığımızda o bitkiler cansızdı!

Dün gece de canlıydılar.

Tıpkı şimdi oldukları gibi...

...sadece uzun zamandır bu işten uzak kaldın, dikkat etmedin.

Cansız şeyleri hayata döndüremeyeceğini bilmeyecek kadar bu işten uzak kalmadım.

Katolik bir kızın ağzından nasıl böyle bir şey çıkar?

- Hem de Paskalya Pazarında. - Joseph, ciddiyim.

Pekâlâ...

Cansızları atıp yerine yenilerini aldım.

Hile yaptın!

Ben de bir mucize olduğunu düşünmüştüm.

Bir de şunu dene.

Bir sonraki söyleyeceğin şey benim bir aziz olduğum olacak.

Tanrı'm, sakın bana bir çaydanlık daha yaktığını söyleme!

Tanrı'm!

Anne...

Yüce Tanrı'm!

Düşündüğün mucize bu değildi, değil mi?

Tanrı'm, hayır, bilmiyordum.

12 diş sarımsak.

3-4 tutam tuz.

Biraz biber de fena olmaz.

Sonra yoğurursun.

12 diş sarımsak.

3-4 tutam tuz.

Biraz biber de fena olmaz.

Sonra yoğurursun.

- Baksana, yoksa... - Evet, hamileyim.

Şaka yapıyorsun.

Birkaç hafta önce fark ettim, hamileyim.

Bilmiyorum, sanırım sana söylemeden önce...

...her şeyin yolunda olduğundan emin olmak istedim...

...yani, evet, sana söylemeliydim, üzgünüm, kendimi çok aptal hissediyorum.

Oha!

İğrenç! Karidese benziyor.

Evet, ama o bir karides değil, Joseph, bir insan, anladın mı?

Ve burada...

“Kocakarı Masalları” diye bir bölüm var.

Dinle.

Kollarınızı başınızın üzerine kaldırdığınızda...

...bebeğin kordonuyla boğulacağı doğru olmadığı gibi...

...dikiş diktiğinizde, örgü ördüğünüzde...

...veya çamaşır ipinin altında yürüdüğünüzde de böyle bir şey olmayacaktır.

Aynada kendinize bakarsanız ya da tartılırsanız...

...bebeğinizin erken doğacağı doğru değildir.

Doğuracağınız her çocuk için bir diş kaybedeceğiniz doğru değildir.

7. ayda doğan bir çocuğun hayatta kalma şansının...

...8. ayda doğan bir çocuktan daha fazla olduğu doğru değildir.

Çocuğunuza müzik dinletmeniz onu müzisyen yapmayacağı gibi...

...onu kötü etkilere maruz bırakmanız da onda kalıcı bir hasara yol açmayacaktır.

♪ Öpücüğümüzün ♪

♪ Ve işaretimizin ♪

♪ Büyüsünü ♪

♪ Göster bana ♪

♪ Feleğin çarkı ♪

♪ Dönüp dururken ♪

♪ Servet ya da şöhret kazanmayı ♪

♪ Düşlemeyeceğim ♪

Bir kızımız oldu: Teresa Carmela Santangelo Doğumu: 18 Aralık 1952

Gözün aydın Joseph, bebek nasıl?

Onu nerede buldun, lahana tarlasında mı?

Evet, oğullarınızdan hiçbirinin gelip kızımı rahatsız etmesini istemiyorum.

Onu bir şahin gibi izliyorum.

♪ Ey feleğin çarkı ♪

♪ Umarım bir gün ♪

♪ Yüzüme gülersin ♪

- Şu bezik olayı... - Ne beziği?

Hani şu yemek yerken, Nicky'nin konuşmaya başladığı akşamdı.

Hatırladım, şu bezik olayı.

Demek istediğim...

...seninle her halükârda evlenirdim.

Yani, bezikte kazanmasaydım da.

Hile mi yaptın?

Aynen.

Onlar soğuk havayı içlerine çekerken ben de desteden fazladan kupaları elime alıyordum.

Hep böyle olmaz mı zaten?

Kocanı bir iskambil oyununda kazanmaz mısın?

Bak, o iskambil oyununda ne kazandım.

- Bir melek. - Evet.

Hayırdır, sen benimle sinemaya gitmek istemezdin hiç?

Hadi anne, önde oturmak istiyorum.

- Misyonerlerle ilgili bir film falan mı? - Hayır, hayır, seveceksin.

Bir Hollywood filmi.

Yüce hanımefendi, yüce hanımefendi!

Bize geri döneceğinizi biliyordum!

- Biliyordum, biliyordum! - Mutsuzsun, kızım.

Sadece annem yüzündendi, ama artık değilim.

Artık buradasınız.

Bize, ne yapmamızı istediğinizi söyleyin.

İsa, senin aracılığınla beni tanıtıp sevdirmek istiyor.

Tüm dünyanın bana bağlılığını sağlamayı arzuluyor.

Bu yüzden onun mesajını insanlara aktarabilmen için...

...okuma yazma öğrenmelisin.

Bir bayan sesi duyuyor musun?

Ziyaretlerinden biri sırasında çocuklar Meryem Ana'dan çeşitli kehanetler duydu.

İkinci bir Dünya Savaşı'nı...

...komünizmin uluslararası alanda sinsice yayılışını...

...komünizmin uluslararası alanda sinsice yayılışını...

...ve birçok Hristiyan'ın acı çekerek şehit olmasından sonra...

...Rusya'nın sonunda din değiştireceğini öngörmüştü.

Sonunda, onlara diğerlerinden daha önemli olan son bir kehanette bulundu...

...ve gizlilik yemini ettirdi.

Lucia bu sırrı mektubuna yazdı...

...ve mektubu Meryem Ana'nın talimatıyla 13 Ekim 1960'ta açılmak üzere mühürlendi.

Fatima'da son defa görünüşünün yıldönümünde.

- Vay canına, bu gelecek hafta. - Nasıl ama?

Sevgili Tanrı'm...

...n'olur Meryem Ana'nın mektubundaki haberler iyi olsun...

...ve ben de burada 5 dakika boyunca kıpırdamadan oturacağım.

Söz veriyorum.

♪ Senin için ♪

♪ Bir dost gibi ♪

♪ Ağladığım gibi ♪

Tamam, teşekkür ederim.

- Ganyan sonuçlarına mı bakıyorsun? - Baba...

O, dünün gazetesi.

- Ne arıyorsun? - Mektupla ilgili haberleri.

Ne mektubu?

Meryem Ana'nın Fatima'daki sırrını içeren mektup.

Papa dün açacaktı.

“Güzin Abla” köşesine baktın mı?

Tatlım, Papa'nın bunu anlatmayacağına eminim.

6 ay kadar sır olarak saklayacak...

...ve sonra herkes unuttuğunda, sanki kendi düşünmüş gibi açıklayacak.

Hep böyle yapar.

Anlıyor musun?

Tatlım, git kitaplarını al, zaten geç kaldık.

Buna inanmıyorum.

Konstantin ne zaman din değiştirmişti?

Eee, mektup nerede?

Hz. İsa'nın doğumundan...

...324 yıl sonra.

Çok güzel.

Şimdi, şu tarihleri not alın.

Bunların hepsi Cuma günkü sınavda çıkacak.

M.Ö. 325.

Konstantin, ilk Ekümenik Konsili topladı.

Biri bana bu sınıfta neler döndüğünü anlatsa iyi olur.

Burada pek çok huzursuz insan var...

...ve bunlar eğitim almaya çalışan bizler için durumu zorlaştırıyor.

Affedersiniz, Rahibe.

Ama tüm bunlar Fatima mektubundan dolayı kafamızın karışık olmasıyla ilgili.

Papa'nın mektubu 3 gün önce açması gerekiyordu...

...ama bu konuda hiçbir açıklama yapmadı.

Öyle yaptıysa, vardır Papa'nın bir bildiği.

- Mektuptan haber yok mu tatlım? - Yok.

Küçüklüğümde rahibeler bana...

...Meryem Ana ve Cebrail hakkında çok güzel bir hikâye anlatmışlardı.

Beşaret-i Meryem'i biliyorsun, değil mi?

Cebrail'in Meryem'i ziyaret edişini ve ona Tanrı'nın Oğlu'nu doğuracağını söylemesini?

Bunu söyledikten hemen sonra...

...tam uçup gitmek üzereyken Meryem onu kanadının ucundan yakalayıp...

...şöyle tutmuş.

“Affedersin, ama bana olan bu şey bir mucize mi?”

Diye sormuş.

Cebrail de “Evet,” diye cevap vermiş.

Ve Cebrail tekrar uçmak üzereyken Meryem Ana onu tekrar yakalayıp geri çekmiş.

“Peki doğuracağım bu bebek de bir mucize mi olacak,” diye sormuş.

“Evet,” demiş Cebrail.

“Bu her zaman bir mucizedir. Ama bu doğum hepsinden daha mucizevi olacak.”

Ve ona şöyle demiş: “Biliyorsun ki Meryem...

...mucizeler her yerdedir ama hayat oturup onları beklemek için çok kısadır.

Onları arayıp bulması gerekenler bizleriz.”

Anlamadım.

Tatlım, konu şu ki, kim bilir?

Belki de mektubun hikâyesi...

...Fatima'da hediyelik eşya satan bir adam tarafından uydurulmuştur.

Ya da belki de Meryem Ana bize...

...Cebrail'in ona öğrettiklerini öğretmeye çalışıyordur.

Hayat, oturup bir mucize beklemek için çok kısadır.

Sevgili İsa, niye bizi böyle cezalandırıyorsun?

Niye sırrını öğrenemiyoruz?

Niye?

Birine mi kızdın?

Bana mı?

Bir şeyi yanlış yaptığımı biliyorum!

Neyi yanlış yaptım?

Lütfen söyle...

...ve bana nasıl düzeltebileceğimi göster.

Peki...

Tamam.

Ey Tanrı'm, seni kızdırdığım için çok üzgünüm...

...ve tüm günahlarımdan nefret ediyorum...

...çünkü Cennet'i kaybetmekten ve Cehennem'in acılarından korkuyorum...

...ama en önemlisi, seni kızdırdıkları için onlardan nefret ediyorum...

...her şeye kâdir olan ve tüm sevgimi hak eden Tanrı'm...

...senin lütfunun yardımıyla günahlarımı itiraf etmeye...

...kefaretimi ödemeye ve hayatımı düzeltmeye kararlıyım.

Amin.

Biraz ekmek, sonra da meyve.

Baksana!

Sana diyorum, buraya gel.

Gel bakalım.

Sorun ne, artık dayına selam vermiyor musun?

Selam.

Selam.

Annen nerelerde?

Artık onu göremiyorum.

Ne yani, bir kardeşi olduğunu unuttu mu?

Bir Falconetti olduğunu unuttu mu?

Evet, sen de.

Bunu asla unutma.

Bak bana, umurumda değil.

Kaderimi kabullendim.

Ne olacaksa olsun.

Ama baban...

...her şeyi kendi istediği gibi yönlendiriyor ve bu hiç adil değil.

Hile yapıyor.

Bezik oynuyor musun?

Hayır, sanmıyorum...

...ama...

...belli de olmaz tabii.

Ne olduğuna dair bir fikrin olduğunu bile sanmıyorum.

Al.

Alsana, al hadi.

Hadi, kendine birkaç şeker al, al hadi.

Aynen.

Git ve kendine şeker al.

Nicky dayıma yardım etmek istiyorum.

Öldüğünde doğruca cehenneme gitmesinden korkuyorum.

İlk komünyonumu onun için sunmak istiyorum.

Nicky dayım...

...annem ve babam...

...tüm ailem...

...ve tüm dünyanın iyiliği için.

Sana layık olmama yardım et.

Şimdi de St. Boniface Lisesi Kompozisyon Yarışması'nın...

...birincisini açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Komünizmin neden deccallık olduğuna dair...

...etkileyici kompozisyonuyla birinci olan...

...birinci sınıf öğrencisi...

...Teresa Carmela Santangelo'yu ödülünü takdim etmek üzere buraya davet ediyorum.

Teresa, sana “The Story of the Soul”un bu çok özel baskısını takdim ediyorum.

Lisieux'lu “Küçük Çiçek” Azize Teresa'nın otobiyografisi.

O da senin gibi sıradan yollardan büyük işler başarmış bir genç kızdı.

Umarım sana ilham kaynağı olur.

Tebrikler.

Misyonumun başlamak üzere olduğunu hissediyorum...

...Tanrı'yı benim sevdiğim gibi sevdirme misyonumun.

Ruhlara kendi küçük yolumu öğretme misyonum.

15 Kasım 1966.

“Coşku yerine günlük işlerin monotonluğunu tercih ederim.”

Lisieux'lu Azize Teresa.

Azize Teresa...

Bugün seni, küçük yolunda takip edeceğime yemin ediyorum.

Bu benim ruhani defterim olacak.

Ve içine, İsa'nın bana olan sevgisine layık olmak için...

...verdiğim mücadeleleri yazacağım.

Kendimi Kutsal Kurtarıcımıza ve sana adıyorum, Azize Teresa.

Kendimi fark edilmeyen, kabul edilmeyen...

...ve takdir edilmeyen tüm küçük şeyleri yapmaya adayacağım.

Büyüklük değil sadece sevgi arayacağım.

N'apıyorsun?

Biraz kağıda ihtiyacım var.

Bir okul projesi için mi?

Hayır, çatal bıçak çekmecelerini yeniden düzenliyorum, çok dağılmışlar.

Sanırım ev işleriyle çok uğraşmaya başladı.

Sürekli temizlik yapıyor.

- Temizleyecek bir şey kalmadı. - Nasıl olduğunu bilirsin.

Günlük işlerin monotonluğu.

Teresa, senin küçük yolun aldatıcı bir şekilde basit.

Sanırım hastaları iyileştirmek ve ölüleri diriltmek...

...her günü acı çekerek, kendi şanım için değil de Tanrı'nın şanı için...

...hangi küçük hizmeti sunabileceğimi düşünerek geçirmekten daha kolay olurdu.

1 dolar 80 sent.

İşte, para üstün.

- Nasılsın bugün? - İyiyim.

Bugünün gazetesi var mı sende?

Haberleri okumak istiyorum, neler olduğunu.

Hop, götveren, çek arabanı oradan!

Apartmanımın önüne çekmişsin!

Burası benim mahallem!

Ait olduğun yere, New Jersey'ye dön!

Çok teşekkürler.

Kendi ırkın için fazla iyi olduğunu düşünürsen, işte böyle olur.

Her gün Çin mahallesine gidip doğulu bir kız aradığını duydum.

Günah bu yaptığı.

Bak, St. Boniface'den bir davetiye geldi.

Üniversite danışmanıyla görüşmemizi istiyorlar.

- Üniversite mi? - Bu konuda konuşmalıyız, Joseph.

Teresa için o kadar da kötü bir seçenek olmayabilir.

Üniversiteye gitmeyeceğim.

Karmelitlere katılacağım.

Ne? Cesedimi çiğnemen lazım.

Kızımın, Papa'nın cebini doldurmak adına 24 saat köpek gibi çalışması için...

...önce benim mezara girmem lazım.

- Papa için değil, Tanrı için. - Tanrı için mi?

Yaşlı bir kadının Macy’s girişinde...

...elinde bağış kutusuyla, götü donarak...

...para toplaması gerektiğini Tanrı'nın nerede söylediğini göster bakalım bana.

Joseph, lütfen.

Teresa.

Yaklaşık 30 yıldır kasaplık yapıyorsun.

Kadınları tanı.

Onları güzelleştiren ve sevdiren şeyin ne olduğunu öğren.

Nedir o, biliyor musun?

Arzu.

Hepsi bir şey ister.

Belki sosis istiyorlardır.

Ya da yeni elbiselerine iltifat edilmesini.

Ama rahibelerin olayı, hiçbir şey istememeleridir.

Dükkana gelirler, et isterler, sende yoktur, gözlerini bile kırpmazlar.

Hiçbir şeyi atlamazlar.

Ve içlerinden şöyle derler:

“Bu, Tanrı'nın takdiri. Sanırım tavuk yiyeceğim.”

Onlar, aslında bir şey istiyorlar.

- Tanrı'yı. - Teresa, dinle.

O'nu bu kadar çok istiyorlarsa, belki de çoktan elde etmişlerdir.

Bu işin peşini bırakıp evlenmeliler.

Teresa!

Rahibeler hastadır ve benim kızım hasta değil.

Sevgili İsa'm.

Hissettiğim çaresizlik beni sana getirdi.

Yüce İsa, beni gelinin yap.

Beni bu müebbet hapis cezasından kurtar.

Herkes senin ne yaptığından bahsediyor!

- Öyle mi? Kıçımı öp, defol! - Ne zaman ve nerede dersen!

Kendimi gerçek aşkıma...

...yani sana adamak için özgür olmak istiyorum.

Gerçekten gelinin olmamı istiyorsan, lütfen, babamı aşmama yardım et.

- Yemek yemeyecek misin? - Hayır. Aç değilim.

Tatlım, son zamanlarda pek bir şey yemiyorsun. Bugün öğle yemeğinde ne yedin?

Hiçbir şey yemedim. Acıkmamıştım.

- Hasta mısın? - Hayır. İyiyim.

O zaman gel ve bir şeyler ye. Hadi, bir dilim ekmek al. Gel.

Teresa, bir şeyler yemeni istiyorum.

Karmelitlere katılmama izin verirsen, o zaman bir şeyler yerim.

O zaman açlıktan öl!

Şükürler olsun sana, Yüce İsa.

Bir haftadır ağzıma yemek koymadım...

...ve kafamın içinde bir melek çırpınıyor gibi hissediyorum.

Her geçen gün daha da kolaylaşıyor...

...çünkü el değmemiş her yemek tabağı beni düğün günüme bir adım daha yaklaştırıyor.

Artık bunu yüreğimde hissediyorum, bunun olacağını biliyorum.

Bunun ne olduğunu biliyorum...

Biliyorum.

Bu bir test.

Onu yemek istemiyorum.

Kokusundan nefret ediyorum.

İğrenç.

Nefret ediyorum.

Lütfen beni durdur, İsa.

Beni bu yanlışı yapmaktan alıkoy.

Aç karnına sosis mi yiyorsun?

Tatlım, daha kolay sindirebileceğin bir şeylerle başla...

Bir bardak süt, bir şeftali...

Beni neden terk ettin?

Seni çok arzuluyorum.

Senin için daha önce kimsenin olmadığı kadar azize olmak istiyorum.

Günahım bu, çok fazla şey istemek...

...ve cezam da bu, koca bir hiç olmak.

- Radyoda bir sıkıntı mı var? - Evet.

Baba, bu o sana bahsettiğim kötü adam.

Lütfen, çabuk kapıyı aç.

Neredeyse kapıyı kıracak.

Neredeyse kapıyı kıracak.

Tosca. 1240'a ayarla.

Benim müziğim bu, İtalyan operası.

Bunun Çin operası olduğunu söylüyor.

N'oldu? Tamir edemediler mi?

Ben yarın bakarım.

Siz de onu üniversiteye gönderin...

...ve böylece iyi bir çocukla tanışmasa bile en azından öğretmenlik diploması alabilir.

Yani, evlenene kadar yapabileceği bir şey.

Nicky için üzülüyorum.

O şimdi cehennemin intiharlar için ayrılmış özel bir bölümüne sürgün edildi...

...ve ben de kendimi bir sürgün gibi hissediyorum.

Çocuklarla arası iyi; onu çocukların yanında görüyorum.

- Azize Angela Akademisi - 20 Eylül 1970.

Karmelitlere katılma hayalimi gerçekleştiremediğim için...

yalnızca, benim için başka planların olduğunu farz edebiliyorum.

Noktalı bir çizgi ile bağlanmış...

Ordunda yüzbaşı olamayacaksam, sıradan bir piyade olmaya da razıyım.

...ayrı bir yatay çizgiye yerleştiriyoruz.

Senin yardımınla, sevgili Tanrım, ve Küçük Çiçek'in yardımıyla...

...sonunda kendimi Tanrı'nın iradesine boyun eğdirmeyi başardığıma inanıyorum.

Televizyon ve Katolik eğitiminin geleceği.

Panelimize katılan konuklarımıza teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi, küçük tartışma gruplarına ayrılarak...

...bu sabah gündeme gelen çeşitli konulara değineceğiz.

Ben, Leonard Villanova.

St. John's'ta hukuk 2. sınıf öğrencisiyim.

Özellikle, televizyon avukatlığına ilgi duyuyorum.

Ve televizyon mecrasının bize sunduğu sonsuz fırsatlar beni çok heyecanlandırıyor.

Örneğin, 1950 yılında, yani televizyonun ilk kez halka sunulduğu dönemde...

...ülke genelinde yaklaşık 4 milyon televizyon vardı.

Bugünse, yani 1970'in sonunda, 88.3 milyon televizyon var...

...bu da tüm evlerin yüzde 95'inde en az 1 tane olduğu anlamına geliyor.

Ve bu, sadece 20 yıl içinde gerçekleşti.

Şimdi, bu televizyonlara sahip olan insanlar onları ne kadar izliyor?

1960'ta...

...kişi başına günde ortalama 5 saat 3 dakika izleme oranı düşerken...

...bugün bu rakam 5 saat 59 dakikaya yükselmiş durumda.

Yani 10 yıl gibi kısa bir sürede...

...izleme süresinde yaklaşık 1 saatlik bir artışa tanık olduk.

Televizyon artık, boş zamanlarımızın yaklaşık yüzde 31'ini dolduruyor...

...ve bu da onu ülkenin açık ara 1 numaralı boş zaman aktivitesi haline getiriyor.

Affedersin.

Merhaba. Ben, Leonard Villanova.

- Ve sen de... - Teresa Santangelo.

Teresa.

Bir fincan kahve içmeyi düşünüyordum ve...

...bana katılmak ister misin diye merak ediyordum.

- Elbette. - Süper.

O çocuklar beni gerçekten güldürüyor.

Ne kadar aptallar, değil mi?

- Merhaba. - Merhaba.

- Teşekkürler. - Afiyet olsun.

- Teşekkürler. - Şeker istiyor musun?

- Hayır. - Peki.

- Buna ihtiyacımız olmayacak. - Tamam.

Teşekkürler.

Yani, onlara bakınca hiçbir fikirleri olmadığını anlamak mümkün.

Hayatlarının geri kalanını...

...Katolik okullarında öğretmenlik yaparak geçirmeyi hak ediyorlar.

Ne azimleri var ne de hırsları.

Demek istediğim, bu hayattan istediğini elde edebilmek için...

...bilinçli bir yaşam planı yapılması gerektiğine inananlardanım.

Benim, Villanova yaşam planı olarak adlandırdığım bir planım var.

- Anlatayım mı? - Olur.

Pekâlâ, önce St. John's hukuk diplomasını alacağım.

Sonra, bir Lincoln Continental istiyorum.

Bir aile kurmak...

...Yukarı Doğu Yakası'nda bir şehir evi...

...ve İtalyan'lara sürekli burun kıvıran...

...New York Athletic Club ve Century Club gibi tüm o kulüplere üye olmak istiyorum.

Ve tabii ki tüm bunları televizyon avukatlığının geniş...

...heyecan verici, şaşırtıcı alanındaki parlak olacak kariyerimle başaracağım.

- Yani, Perry Mason gibi mi? - Bu komikti, bu... iyiydi.

Hayır, aklımdaki tam olarak bu değildi.

Ben, kesinlikle sahne arkasında olacağım.

Peki ya sen?

Senin de kendi planların vardır illaki.

- Hayır, benim yok. - Hadi ama.

Benim işim insan doğasını anlamak.

Seni o tartışma grubunda gördüğüm an...

“İşte, ne istediğini ve nasıl elde edeceğini bilen bir kız,” dedim.

Keşke bilseydim.

Bildiğine eminim.

Hadi.

Sanırım... gerçekten istediğim şey...

...manastıra katılmaktı.

Tek istediğim Tanrı'ya elimden gelen en iyi şekilde hizmet etmekti.

Azize Teresa'yı okuduğumdan beri.

A-ha! Küçük Çiçek.

Demek sen de onlardan birisin.

- Nelerden biriyim? - Küçük Çiçekler'den.

Mahallemdeki kızların yarısı büyüyünce Küçük Çiçek olmak isterdi.

- Bu doğru mu? - Doğru tabii.

Nedenini görebiliyorsun artık.

Yaptığı her şeyi, Tanrı için yaptı.

Ve aslında, hiçbir şey yapmadı.

Çölde yaşamadı, oklarla vurulmadı.

Sadece...

...yerleri paslasladı, bulaşıkları yıkadı...

...ve dua etti.

Ama Teresa, niye kendini hayattan soyutluyorsun?

Bir kadının aynı anda hem Tanrı'ya...

...hem de ailesine hizmet edebileceği hiç aklına gelmedi mi?

Tüm bu bahsettiğin şeyleri, yerleri paspaslamayı bulaşıkları yıkamayı...

...evinde kendi ailen için de yapabilirsin ve Tanrı da bundan memnun olacaktır.

Aslında bence, kişinin ailesine bağlılığı Tanrı'nın gözünde daha da hoş karşılanır...

...çünkü bu kişinin kendini hayata açması hemcinsleriyle bağ kurması demektir...

...başka ne...

Oturup mucizeler beklememelisiniz...

...çünkü o zaman bir mucizenin yaklaşmakta olduğunu size bildirecek...

...davul zurnalı bir duyuru beklemeye başlamış olursunuz.

Asıl noktayı kaçırırsınız.

Hayatın mucizeleri size sinsice yaklaşır.

Hiç beklenmedik bir yerden, en basit şeylerden bile gelebilirler.

Ve bugün, şu mucizevi aydınlanmayı yaşadım:

Tanrı her yerdedir.

Biliyorum; kulağa çok tanıdık geliyor.

Ama bugün, bunu ruhumda gerçekten kavradığımı hissediyorum.

Sanki, içime bir ışık doğmuş...

...ve herkesten yayılan ışığı görebiliyormuşum gibi hissediyorum.

Tanrı'nın her yerde, arabanın yanındaki o aşıklarla birlikte olduğu...

...o kadınların karşıdan karşıya geçmesine yardım ettiği benim için çok açık.

Ve Leonard Villanova'ya baktığımda onu bana Tanrı'nın gönderdiğini anlayabiliyorum.

Onu Tanrı gönderdi.

Sence de öyle değil mi?

♪ Bebeğim, bebeğim, bebeğim ♪

♪ Belki, bebeğim ♪

♪ Bebeğim ♪

- Teşekkür ederim. - Pekâlâ.

- Gerçekten harika vakit geçirdim. - Ben de. Teşekkür ederim.

- Hoşça kal. - Güle güle.

Sadece...

- ...harika olduğunu söylemek istedim. - Hoşça kal.

Sağ ol.

Leonard'ı bir kardeş gibi görmeye başladım.

Bir arkadaş gibi.

Ara sıra beni öpüp ona sarılmamı istiyordu.

Erkeklerin, böyle şeylerden hoşlanmasını anlıyorum.

İffetsizlik hissetmedim.

Ne de olsa burada kendi özgür irademle bulunmuyorum.

Harikaydı.

Demek istediğim, karakterlere isim yerine baş harflerini verme fikri harikaydı...

...kesinlikle harikaydı.

Gerçekten de evrensel ve zamansız bir duygu yaratmış.

Muhteşemdi.

Bu arada... Senden bir iyilik isteyecektim.

Şu perdeler için...

Annem onları odam için gönderdi...

...ve son birkaç gündür nasıl asacağımı çözmeye çalışıyorum...

...ve bir erkek olarak tam olarak bir uzman da sayılmam.

Elbette. Senin için memnuniyetle onları asarım.

Çok naziksin.

♪ Nefret, ölüm ve savaş hakkında ♪

♪ Binlerce, milyonlarca sorumuz var ♪

♪ Çünkü durup etrafımıza baktığımızda ♪

♪ Açgözlülük içinde yanıp tutuşan ♪

♪ Bir zulüm dünyasında ♪

♪ İhtiyacımız olan başka ne olabilir ki? ♪

- Perdeler? - Doğru ya.

Perdeler...

Yatak odasında.

Bu taraftan.

♪ Kapıyı çaldığımızda ♪

♪ Niye hiç cevap alamıyoruz? ♪

Çok...

Teresa?

Kıyafetlerini çıkar.

♪ Asıl önemli olan ♪

♪ Bana bunları yaparken ♪

♪ Ne söylediğin değil ♪

♪ Ne hissettiğin ♪

♪ Ve durup düşündüğünde ♪

♪ Bunun doğru olduğuna inanamayacaksın ♪

♪ Çünkü bana verdiğin tüm sevgi ♪

♪ Aslında kendin içindi ♪

♪ Hayatımı değiştirecek birisini arıyorum! ♪

♪ Bir mucize arıyorum ♪

Özgürlük duygusu çok baskındı.

Azize, bedeninden uçup gitmekten söz ediyordu.

Lütfen, Tanrım. Bunu atlatmamı sağla ve söz veriyorum bir daha asla yapmayacağım.

Bunun ne olduğunu şimdi anlıyorum.

Başka birinin emirlerini uyguluyormuşum gibi hissediyorum.

Ama kimin?

Şeytan olamaz.

Onun varlığını hiç hissetmedim.

Tanrı olmalı.

Beni Leonard'ın yatağına, Tanrı götürdü.

Ama neden?

Tanrı'm!

- Saat kaç? - 9.

- Ailen merak etmez mi? - Hayır.

Cehenneme gideceğim.

Rahibe olmak istedim, ama olamadım.

Cennete gitmek istedim, ama cehenneme gideceğim.

- İyi misin? - İyiyim.

Evet.

İyiyim. Gitsem iyi olacak.

- Boş ver onu, önemsiz bir şey. - Sanırım regl dönemimdeyim.

Merak etme.

- Yıkayacağım. - Ben yıkarım.

- Ben yıkayacağım. - Bırak sen, ben yıkarım.

Hayır, sorun değil, yıkarım.

♪ Uzan, uzan! ♪

Endişeden kafayı yiyeceğim.

Ya bunların hepsi şeytanın işiyse?

Ya da daha kötüsü, ya bu sadece gerçek hayatsa...

...bu kadar basit ve açıksa?

Sonuçta, kimi kandırıyorum ki?

Belki de Tanrı'nın benim için büyük bir planı yoktur.

♪ Bırak beyaz kuşların, ♪ ♪ Somurtanlara yukarıdan gülümsesin ♪

Muhtemelen öğretmen olurum.

Belki evlenir ve çocuk yaparım.

Hem, bunun nesi yanlış ki?

Ben burada ne yapmaya çalışıyorum ki zaten?

Bunların hepsi bir yanılgı da olabilir.

Benim gibi kim bilir kaç kişi Mahşer Günü'nde ona...

“Rabbim, her şeyi Senin için yaptım,” diyecek...

...ve onun cevabı da şu olacak: “Benim için mi? Yanılmışsın.”

- Ben çıkıyorum. - Tamam.

Tamam, biliyorum bugün dışarı berbat...

...ama bütün gün burada tıkılıp kalmanı istemiyorum.

Niye dışarı çıkıp sinemaya falan gitmiyorsun?

Beni merak etme, iyiyim ben.

Tamam.

Görüşürüz.

Ömrüm boyunca hep şunu merak ettim: Gerçekten bir görüm olsaydı ne yapardım?

Tanrı'nın yüzünü gerçekten görseydim nasıl tepki verirdim?

Aziz Paul gibi yere düşüp ağzımdan köpükler saçmaya mı başlardım?

Bunun her an olabilecek bir şey olması beni endişelendiriyordu.

Ya metrodayken el ve ayak bileklerim kanamaya başlasaydı?

İsa gelseydi, düşmek için yumuşak bir yer arayacak kadar akıl yürütebilir miydim?

Ama bu böyle bir şey.

Bir anda bayılamazsın.

Stigmata'nın halıya kan damlatmasından endişe etmezsin.

Sadece biraz gergin, utangaç ve mahcup hissedersin.

Devam et sen.

Sana rahatsızlık vermek istemem.

- Niye geldin o zaman? - Sana eşlik etmek için geldim.

Sağ ol.

- Teşekkür ederim. - Ne için?

Müritlerimden birine rehberlik ettiğin için.

Keşke benim için de bunu yapacak biri olsaydı.

Bununla gömülmüştüm.

- Kefeninin Torino'da olduğunu sanıyordum? - Nasıl olabilir ki?

Bunu, aralıksız 2000 yıldır giyiyorum.

Bunun nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliyor musun?

Hayır.

Peki ya tacın, altın giysilerin?

Onları resimlerde, ressamların zihninde giyiyorum.

Ama Tanrı'nın huzurunda giydiğim şey bu.

Ama o, senin baban.

- Niye bunu giymeni istesin ki? - Melekler için.

Nasıl ki insanların, kurtuluşları için...

...çektiğim acıları hatırlamaları açısından beni çarmıhta görmeleri gerekiyorsa...

...meleklerin de kefenimle görmeleri gerekir.

Bu onlara ölümün getireceği yıpranma ve aşınmayı hatırlatır.

Dirilişin zorluğunu.

Sanırım bu onların Dünya'daki yaşamlarıyla ilgili duygusallaşmalarını engelliyor.

Efendimiz, izin ver kefenini yıkayayım.

Daha çok vaktimiz var.

Leonard'ın umursamayacağını biliyorum.

İki saniyede yıkayıp ütüleyebilirim.

Ve ona çok iyi bakarım.

Odadan çıkabilirim...

...ve sen de Leonard'ın sabahlıklarından birini giyebilirsin.

Tamam.

Tamam.

- Teresa, n'apıyorsun? - Leonard.

Bu sabah ben çıkarken o gömleği ütülüyordun.

Hayır, aynısı değil.

Teresa.

Teresa, sadece bir tane kırmızı beyaz kareli gömleğim var.

Evet, bu sabah öyleydi, ama şimdi yüzlercesi var.

Gel. Gel de bak.

Bak, Leonard.

Leonard, işte böyle görünüyor olmalı.

Ekmekler ve balıklar.

Kana’daki düğünün şarabı.

Leonard, bak.

- Bak, gördün mü? - Teresa.

Benimle oturmak ister misin?

- Olur. - Peki.

Leonard.

Olanlara inanamayacaksın.

- N'oldu? - Ütü yapıyordum ve sen çıktın.

Ve sonra...

Bayan Santangelo.

Ben, Leonard Villanova.

Teresa'nın arkadaşıyım.

Sonra gülümsedi ve güzel bir ışık belirdi...

...ve her yerde kırmızı beyaz kareli gömlekler vardı.

- Peki şimdi nerede o? - Gitti.

- Nereye gitti? - Leonard, bilmiyorum.

O... Her yerde olabilir.

Pekâlâ, bir ricam var senden.

Ailen geldi.

Bana anlattıklarını onlara da anlat, tamam mı?

Tamam mı?

Ve arkamı döndüğümde kırmızı beyaz kareli gömlekler vardı.

Demek istediğim, yüzlercesi vardı...

...saymaya çalıştım ama sayamadım.

Bende sadece bir tane var.

Tatlım, sadece bir tane kırmızı beyaz gömleği varmış.

- Bir tek o var. - Anladım!

Bana bir çeşit psikotik kriz gibi geldi.

Bu konuda biraz araştırma yapmıştım.

Doğrudur, zaman kaybetmeyelim, gidelim.

Hadi tatlım, gidelim.

Gel.

Özür dilerim, anlayabiliyorum.

Hayır, anlayamıyorsun.

Eşyalarını getireyim.

Tamamdır.

Orada iyi olacak mı?

İsa'nın ona pencereden uçmasını söylemesini istemiyorum.

İsa ona öyle bir şey yapmasını söylemez.

Dinle, radyoyu açmış.

Yanılmışız.

Manastıra katılmasına izin vermeliydik.

Tüm bunları yapmak zorundaysa, istediği şekilde Tanrı için yapıyor olabilirdi.

İsa bugün ona ne söylemeye geldi biliyor musun?

“Teşekkür ederim.”

Tek istediği buydu, Joseph.

“Teşekkür ederim.”

Diğerlerinden çok da farklı değil.

2 yaşındaki bir çocuk bile teşekkür edebilir.

İnsanlar bunu her zaman söyler.

Bunu İsa'dan mı duyması gerekiyor?

Sevgilimin ziyareti, içimi mutlulukla doldurdu.

Keşke ailem şu anda bana neler olduğunu anlayabilseydi.

Aşık olmak gibi olduğunu söylemek dışında bunu nasıl açıklayabilirim?

Ama aşkım duvarlardan geçebilir her an kapı ziliyle veya telefonla...

...habersizce ortaya çıkabilir...

...bu yüzden onun için her zaman hazır olmalıyım.

Beni her yerde bulabileceğini bilmeme rağmen...

...ziyaretini kaçırmaktan korktuğum için, dışarı çıkmıyorum.

Onunla paylaşamayacağım sürece yemek yemeyeceğim.

Onu hayal etmedikçe uyuyamam.

Benim tatlı İsa'm, birbirimizi bir daha ne zaman göreceğiz?

Bay ve Bayan Santangelo, kızınıza neler olduğunu açıklayayım.

Kısaca, Teresa'nın vakası...

...özellikle zor ve uzun süreli ergen psiko- cinsel uyumundan kaynaklanan...

...“akut halüsinasyon psikozları” olarak teşhis edildi...

...ve şüphesiz biraz takıntılı bir dînî tabiatla da kötüleşmiş.

Bunun anlamı, Teresa'nın gerçeklik dediğimiz şeyle olan bağını...

...geçici olarak kaybetmiş olmasıdır.

- Geçici mi? - Bu durumlar genellikle geçicidir.

Özellikle, gençler arasında oldukça yaygındır.

Temizliği bitireceksin ve tekrar kirlenecek, tatlım, inan bana.

Sorun değil, benim işim bu.

- Günaydın, Bay ve Bayan Santangelo. - Günaydın.

- Teresa odasında. Dinleniyor. - Bir sorun var...

- ...eminim. - Yo, yo, tatlım.

Sadece hafif bir grip geçiriyor.

Teşekkürler.

Bulaştırmazsın, değil mi? Yarın çalışmam lazım.

- Baba, bir konuda tavsiyeye ihtiyacım var. - Hangi konuda?

- Bezik. - Bezik mi?

Burada benim paramla yaptığın şey bu mu, bezik oynamak mı?

Para için oynamıyoruz, sadece puan için oynuyoruz.

Çok rahatladım.

Kiminle oynuyorsun?

Tanrı, İsa ve Azize Teresa ile.

Yani burada kendilerini Tanrı, İsa ve diğeri sanan insanlar mı var?

Hayır.

Tanrı, İsa ve Azize Teresa'yı kastediyorum.

Bu delilik.

Bilmiyorum.

Bu, şimdiye kadar duyduğum en delice şey.

- Eşli mi oynuyorsunuz? - Kızlara karşı erkekler.

Tahmin etmeliydim.

Mahvolduk, baba.

Hiç şansımız yoktu.

Lütfen bunu söylediğimi kimseye söyleme...

...ama Küçük Çiçek bezik oynamayı pek beceremiyor.

O kadar alçak sesle konuşuyordu ki ne oynadığını duyamıyordun.

Tanrı ona her şeyi 20 kez tekrarlatmak zorunda kaldı.

Onlara ihtiyaçları olan her kartı veriyordu.

- Sanki kazanmak istemiyormuş gibi. - İşte sana bir azize.

Galiba.

Galiba ben asla bir azize olamayacağım.

Kazanmak istemiştim.

Çok hırslı oynadım.

Ama bir uzman olsaydım bile fark etmezdi...

...çünkü Tanrı ve İsa yüksek kartlardan başka bir şey çekmedi.

Tatlım, Tanrı'ya karşı oynasaydın, onun kazanmasını istemez miydin?

Tanrı'yla bezik oynamayı hiç beklemiyordum.

Ne demek istediğini anlıyorum.

Oynasaydım da adil oynamasını beklerdim.

Eğer Tanrı olmasaydı, hile yaptığına yemin edebilirdim.

Muhtemelen yapıyordu.

Öyle olduğunu sonradan öğrendim.

Oyun bittikten sonra, diğerlerinden önce gitmelerini istedi.

Giderken de durdu...

...ve diğerlerinin duyamayacağı kadar alçak sesle fısıldadı.

Ve şöyle dedi: “Teresa, tüm büyük mucizelerim arasında en sevdiğim...

...keriz silkelemek ve bezikte hile yapmaktır.”

Böyle dedi.

- Buna inanabiliyor musun? - İnanırım.

Tarihi bir âna tanıklık ediyor olmalıyız. Mayıs'ta kar yağıyor.

Dinle, o bezik olayı hakkında ne kadar şey biliyordu?

Belki biliyordu, belki de bilmiyordu. Ona söylemedim. Yani...

Elalemin ağzı torba değil ki büzesin, ne fark eder ki?

Kimseye söylemedim.

O gece hile yapmadım.

Aslında, desteden bir avuç kupa çektim.

Vay be!

Oyunun gidişatını anladığını sanırsın...

...ama asla gerçekten anlamazsın.

Tanrı her an sana bir joker verebilir.

Şimdi olduğu gibi.

Bize de ütü masasında İsa'yı gören bir kız verdi.

- Alo? - Bay Santangelo, ben Rahibe Cupertino.

Bu kadar erken saatte aradığım için üzgünüm; ama kötü haberlerim var.

Bay Santangelo, kızınız Tanrı'ya gitti.

- Nereye gitti? - Cennete.

Çok üzgünüm... Ne diyeceğimi bilemiyorum.

- Hayır. - İnanın bana...

- Joseph, n'oldu? Söylesene. - ...yapabileceğimiz hiçbir...

Şuraya bir bakar mısın? Tanrı'm.

Baksana. Bu doğal bir durum değil.

Bu çiçekler dün burada değildi.

Nedir bu? Hava bile işin içinde.

Aman Tanrı'm, buna inanmak çok zor.

Sevgili Tanrı'm...

...lütfen, Teresa'nın ruhunun doğruca cennete gitmesine izin ver.

Tek istediği seninle birlikte olmaktı.

Ne kokuyor burası?

Gül.

Bayıltmaya yetecek kadar.

- Kokuyu almıyor musun? - Joseph...

“Joseph” deme bana.

Bu odada gül yok.

Bu odada hiç gül görüyor musun?

- Ondan geliyor. - Belki de kullandıkları bir çeşit sabundur.

Sağlıklı bir gencin bir gece ansızın ölmesi, hiç doğal değil.

Niye?

Sanırım, onun dediği gibi Tanrı onu aldı.

Bir azize öldüğünde olması gereken de bu değil mi?

Her şeyin çiçek gibi kokmaya başlaması?

Joseph.

Teresa güzel ve iyi bir kızdı.

Kimseyi onu sevdiğim kadar sevmedim.

Ama o deliydi, Joseph.

Erkek arkadaşının evinde gömlek ütülerken delirdi.

Muhtemelen kazayla çizmiştir.

Joseph, üzgünsün.

Bunun seni etkilemesine izin veriyorsun. Joseph, beni dinle.

Burada mucize falan olmadı.

Başımıza, başkasının başına gelmeyecek bir şey gelmedi.

Bahçe dün daha yeşildi, sadece sen fark etmedin.

O ölüyordu ve biz bunu fark edemedik bile.

Teresa.

Selam sana ey lütuf dolu Meryem, Tanrı seninledir.

Kadınlar arasında kutsanmış olansın ve rahminin meyvesi İsa da kutsanmıştır.

Kutsal Meryem, Tanrı'nın Annesi, biz günahkârlar için...

...şimdi ve ölüm anımızda dua et. O bir azizeydi.

Teresa, insanlar senin bir azize olduğunu söylüyor.

Lütfen, karım ve kızlarım için dua et.

Hayır, ben inanmıyorum.

Teresa, senin bir azize olduğunu biliyorum.

Tüm sorunlarımla başa çıkabilmem için bana dua et.

- O bir azizeydi. - Teresa, lütfen...

Teresa, kocam için dua et.

Ve mahalledeki herkes cenaze salonuna geldi.

Ve gömüldüğü gün, kurumdaki tüm hastalar iyileşti.

Cenaze töreninde ondan iyilik isteyen herkesin isteğini de yerine getirdi.

O andan itibaren Santangelo'nun sosisleri...

...kanser, kalp hastalığı gibi hastalıkları iyileştirmesiyle ünlendi.

Ve tüm bunlar Teresa sayesinde oldu, çünkü o bir azizeydi.

Biliyor musun anne, herkesi memnun etmek için çılgınca yemek pişiren...

...temizlik ve kızartma yapan kadınları saymaya kalksam...

...kolum kadar bir liste çıkar.

Yani, ütü masasında İsa'yı gördü.

Ne yani, bu onu azize mi yapar?

Bir şey olmaz, bir şey olmaz.

Çalışırken Tanrı'yı gördü.

- Kaçımız bunu söyleyebiliriz, ha? - Ben söyleyemem, orası kesin de.

Büyütülecek bir şey değil. Endişelenme.

Çeviri: dikistutmaz X: iapetos Letterboxd: moandor

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.