All language subtitles for Deadfall Trail (2009)

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese Download
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish Download
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: optionyusuf İyi Seyirler...

Joe aramadı.

Hazır mısın sence? Endişelenmen gereken kişi ben değilim.

Bence küçük bir kamp gezisiyle başa çıkabilirim.

Küçük kamp gezisi mi?

- Eşyaları götürür müsün? - Götürürüm.

Size iyi eğlenceler.

Geliyor musun, gelmiyor musun? Hadi!

Nasıl gidiyor ulan?

Beni de burada asılı bırakmayacaksın, değil mi?

Tanrı aşkına, dostum. Daha 16 yaşında.

Afedersin!

Yüce İsa. İnanabiliyor musun?

Ormanda hayatta kalabilmek için üç şey gerekir. Barınak, su ve yemek.

Peki ya bira? Birasız kampa gitmem.

Bunu aklından çıkartamadığını biliyorum.

Birinci gün.

Pekala.

Şu anda buradayız.

Oraya doğru gideceğiz.

Orman bölgesine yarın gece varmış oluruz.

Ve orada avlanacağız.

- Sonra sohbet edeceğiz. - Peyote mi bu?

Bakabilir miyim?

İşte.

Birilerinin keyfi kaçmış.

Saatine bakayım.

- Ne? - Saatine bakacağım.

Neden?

Geri alacak mıyım bari?

Yoksa tripli adam onu yiyecek mi?

Pekala. Akrebi görüyor musun?

- Evet, neden? - Göreceksin.

Bunlar kim ulan?

Lütfen devam et.

Onlar için endişelenme, dostum.

- Yaptığına devam et. - Peki.

Akrebi güneşe doğrultuyorsun.

Tamam mı? Sonra akrep ile 12 arasına...

...gidiyorsun.

Orası doğu.

Yani,

orası kuzey oluyor.

Gördün mü?

- Fena. - Aynen.

Bunu daha önce yapmamış.

- Endişelenme. - Ama endişeleniyorum, John.

İlk seferi olduğunu söylememiştin.

Neyin ilk seferi?

Yanımıza sadece bunları ve çöp torbalarını alacağız.

Peki ya harita?

- Dostum, sadece sordum! - Julian. Sorun olmayacak.

İkinize de koyayım. Bundan çok daha zor durumlarda bulundum.

- Kapa çeneni. Sus! - Bana böyle davranamazsınız, tamam mı?

Senin sorunun ne?

Hayatta kalanlardan değilsin.

- Kaçanlardansın. - Sen kimsin ulan?

- Sizinle geleceğim. - Bizim yaptığımız gibi yaparsın...

...yoksa bizimle gelemezsin. Haritayı almayacağız.

-Haritaya sokayım. -İyi.Öyleyse olay çözüldü.

Çeneni kapat. Julian, sen de Julian'lık yapmayı bırak.

Bu kadar. Gidiyoruz.

- Bıçağımı alabilir miyim bari? - Evet.

İyi. Alıyorum öyleyse.

Beyler, bu ağaçta bir sürü meyve var.

Dallar kırılacak neredeyse.

Bu çok fena, dostum

Tadı nasıl?

Asıl soru şu:

O benim tadımı aldı mı?

Gerçekten iğrenç.

Hayır, teşekkürler. Tokum.

- Ye hadi. - Yumuşadın mı ulan?

Bu herife bildiği her şeyi ben öğrettim.

Öğretmedin.

İnanılmazsın.

Peki. Sokarım. Ver şunu.

- İster misin? - Hayır.

Elinde sonunda yemek zorundasın.

Sıra sende.

lsırdı! İsırdı beni...

Çiğnemeye devam et.

Bebek parmağı gibi.

Bir şey olmaz, dostum. İyi misin ?

- Bir yudum su iç. - Yemeden önce öldürmen gerekiyor.

Tadı hala geliyor.

Sanki ağzıma sıçmış gibi.

Tebrikler.

- Acemiliğe girdin. - Adam böcek yedi, hadi oradan.

Aynen.

Meyve ister misin?

- Sesimin kötü olduğunu söyleyemezsin. - Hiç güzel değil.

- İğrenç bir sesin var. - Yani böcek yemeye hazırsın.

Böcek yerim daha iyi. Beş tane yerim.

- Şaka yapıyorsun. - Hayır.

- Gözlerimin içine bakıp 5 böcek yiyebileceğini söyle. - Beş böcek yerim, daha iyi.

Hadi oradan.

Kötü ay yükseliyor.

Güneş varken ay doğması ne demektir, biliyor musun?

- Neymiş? - Şarkı söylemeyi bırakmak gerekir.

O ne yapıyor, dostum?

Kuzeyi arıyor.

- Saatle o işi hallettiğini sanıyordum. - Saatim yok.

Benim var.

Ne yapıyorsun, dostum?

İlk çubuğu buraya dikip gölgesini yaratıyor.

Sonra öbür çubuğu gölgesine dikiyorsun.

Güneş batıya doğru giderken 20 dakika bekliyorsun.

20 dakika sonra gölgeye bir çubuk daha koyuyorsun.

Güneybatı çizgisini buluyorsun böyle

- Sıkıcı mı? - Hayır, sıkıcı değil ama...

...saatimiz varken gerekli bulmuyorum.

Bence vakit harcıyoruz.

Bu bilgiler senin için yararlı olur.

Ben hiçbir şeyi boşa harcamam.

Bu harika, Julian.

Kendinle gurur duymalısın.

- Kuzey arkamızda. - Saatin kırılırsa ne yapacaksın?

Hayvani içgüdülerimi kullanırım.

- Hadi canım! Harikaydı! - Böyle yakılır.

Tanrım. Bu herif gerizekalı.

Yarın akşam varmış oluruz.

Evet.

Buna inanıyorum.

Suyu boşuna harcamayalım yine de.

Peyote'den biraz deneyelim bence.

Hanginiz önce ölmek istiyor?

- Şaka mı yaptı? - Sanırım şaka yaptı.

Şaka yaptın, dostum! Komikti!

- Daha da komik yapmanın yolunu biliyorum. - Neymiş o?

Bunu unutmayacak beyin gücüne sahip olduğunu biliyordum.

Ne oldu?

Peki, tamam.

Su. Hayatta kalmanın üç kuralından biri.

O seni kurutur.

Epey.

Yani kurutacağı için içmememiz mi gerekiyor?

Sana söylemiştim, John.

Nedir burası, kilise mi?

Özgürlük yok mu?

- Evdekinden daha fazla kural var burada. - Aynen öyle.

- Ben... - Sana bakıcılık yapamam.

Benim sorumluluğumdasın ve dağıtmana izin vermem, tamam mı?

Pek mutlu bir konuşmaydı.

Ama doğruydu.

- Bu ne ya? - Sorun yok.

- Gerçekten öyle mi düşünüyorsun? - Evet, evet...

Uzun süredir bu yolculuğu bekliyordu.

Tam olarak böyle olmasını istemezdi.

Sadece ben varım diye mi?

Hayır...

Evet, belki...

Sadece sen değilsin. Bak, o...

O da bizim gibi biri. O da...

...bir şeylerden kaçıyor.

Bizden tek farkı,

nereye gittiğini biliyor olması.

Henüz varmadığı için kızgın sadece.

Hayır, hayır.

Sen de içmemeyi düşünmelisin bence.

İkinci gün.

Hadi.

Kalkın, beyler.

Küçük dostun eve kaçtı herhalde.

Şansım yokmuş sanırım.

Kim kahvaltı ister?

Ne?

Hiçbir şey.

Bakayım.

Yapamam, dostum.

Onu yanımda taşımam.

- Sana kahvaltı getirdi. - Konu o değil.

Nedir öyleyse?

Nasılsın, kardeşim?

Fena değil.

Tepenin yanındaki orman girişinden birkaç mil ötedeyiz.

Araziye ne zaman varırız?

İçindeyiz zaten.

Kuru mevsimdeyiz.

Bilgilendirme için teşekkürler.

Dostum, dur.

- Alo! - Kendi başına, John.

- Sağır mısın ulan? - Ne?

O su değil.

- Herkesin yaptığı ilk hata bu. - Ne yapmamı bekliyorsun?

Teklif ettiğinizi görmedim, kendim aldım.

Ne var?

Belki de yanılıyordum.

Ne konuda?

Belki de sen...

...karanlık olana kadar burada bekleyip sonra arabaya dönmelisin.

Hayatını riske atmana izin veremem, dostum.

Üzgünüm John ama bu seni ilgilendirmez.

İşte.

- Öyleyse gözetimim altındasın. - Hayır.

Değilim.

İyi misin? Sakin ol. Gel.

İşte, işte.

Rahatla, dostum. Al.

- Neden? - Çünkü ben öyle istiyorum!

Bu sadece İncil'deki gibi değil.

- Kendini kanıtlamaya çalıştığı çok belli. - Yeter artık bu saçmalık.

Anladın mı? O şeyleri unut artık!

Neredeyse orada ölmeme izin veriyordun.

Siktir git.

Ne yapıyorsun ulan? Sisteminde kalan suyu işiyorsun.

Hayatta kalıyorum.

Ruh hastası pislik.

İyi misin?

Evet.

Buradayız. Karanlık olana dek bekleyeceğiz.

Su bulmaya çalışacağız.

Şu anda sorunumuz barınak değil, su.

Hiç alınma, ama...

...bulacağımız bütün su Julian'ın şişesine girer.

Bana uyar.

Tadını beğendin herhalde.

Bu günlerde ağzıma koyduğum şeylere inanamıyorum.

Julian, şişeyi verir misin?

İşte oldu.

O ne?

- Kreozot. - Ne yapacaksın?

Onun için.

İşte.

İç bakalım.

Üçüncü gün.

İşte orada.

- Etrafından dolaşalım. - Harika bir fikir, Julie.

Üstünden nasıl geçerim, bilemiyorum.

Jules, bunu becerebilecek misin?

Hadi, ihtiyar.

Ne oldu? Yoruldunuz mu?

Afedersin, Julie. Onu ölüme terk etmeliydim.

Ne dedin?

Duyamadım.

Hava çok güzel.

Her şey olduğu gibi.

Başaracağız bence.

Fena olmayacak.

Sonra döneceğiz.

Kızıma döneceğim.

- Hayatımıza devam. - Baba olmak nasıl bir şey?

Büyüdüğünü anlıyorsun.

Dünyada beni en çok korkutan şey...

...onun yanında olamamak.

Korktuğumuz şeyler, kontrol edemediklerimizdir.

Her yerde.

Güvenlik duygumuz olmalı.

Mesleklerimiz, evlerimiz.

Güvenliğimiz.

Gerçeklik.

Hiçbirini kontrol edemezsin.

Ne diyorsun yani? Her şeyden korkmalı mıyız?

Bunun cevabını bilmiyorum.

Tek bir şeyden korktuğumu söyleyemem.

Kontrol edemediğim şeylere karşı ne tepki vereceğimden korkuyorum.

Ben hiçbir şeyden korkmuyorum.

- Siktir. - Cidden.

Eskiden korkuyla yaşardım.

Çocukken hep taşınırdık.

Okullarda sorunlar yaşardım.

Tek başıma olurdum.

Kimsenin yanına gidemezdim.

Hiçbir şey yapamazdım.

Bir gün babamla çatıda çalışıyorduk.

O bir tarafında, ben diğer tarafında duruyorduk.

Kaydım.

Köşeye kadar yuvarlandım.

Ucundan yakaladım.

Her şeyimle tutundum.

Ama sonunda düştüm.

Sonra ne oldu?

Ayaklarımın üzerine düştüm.

O kadar.

O zamandan beri dağlara tırmandım, köpekbalıklarıyla yüzdüm.

İki manyakla kamp yaptın mı?

Hiçbir şeyden korkmuyorum artık.

Nasıl öleceğimi biliyorum. Gerisi...

...hayatı yaşamaya kalıyor. Sonuna kadar.

Nasıl öleceğini biliyorsun yani.

Uykumda.

Hava da güzel olacak.

Yedinci gün.

Şu peyote'ye bakayım.

Dikkat et, dostum.

- Ne zaman kullanacağız? - Kullanacağız.

Güven bana.

Önce yapmamız gereken şeyler var.

Bir şeyler bulduk gibi görünüyor.

Gel de bak.

- Ne yapıyor? - Gel.

- Hem de çok büyük. - Domuz.

Yaban domuzu.

Bunu bekliyorduk.

Yapalım.

Buraya gelip bunu yaparız.

Ölümcül bir tuzak. Tehlikeli.

Peyote'yi isteyip duruyorsun.

Hayatında yaşayabileceğin en korkutucu şeyi...

...bu ormanda yaşayabilirsin.

Şunu yukarı salla.

Çok güzel.

Tut.

Tamam, çekil.

Burada görebileceğin en korkutucu şey,

kafandadır.

Başka hiçbir şeye ihtiyacın yok.

Yani bu domuzu yakalarsak,

korkularımızla yüzleşirken ruhlar yanımızda olur.

Peyote'yle ne ilgisi var?

Görürsün.

Çizgiye yakın kim var?

Ben. Ne oldu?

Tutsana. Düzeltmem lazım.

Tanrım!

- Tutmanı söylemiştim, beyinsiz! - Siktir git!

Siktir git!

John!

- Siktir. - Buraya gel!

- İyi misin? - Aman tanrım!

- Kahretsin. - Çıkarmalıyız.

Hayır. Çıkartamazsın. Ciğerlerine kan girmesini engelleyen tek şey o.

Tanrım. Bana bak, John.

Geçecek. İyi olacaksın.

- İyisin. Eve gideceğiz. - Ne yapacağız?

Onu kampa götüremeyiz. Bu yüzden kampı ona getirmeliyiz.

Tamam.

Paul!

- İçki duruyor mu? - Evet, hemen geliyorum.

- Çıkar şunu! - Çıkaramam.

Seni bırakmayacağım, tamam mı?

Sakin kal. Her şeyi halledeceğiz, tamam mı?

Tamam mı?

Dostum, yarayla ilgilenmeliyiz. Yardımın gerekiyor.

John'ın yanına geç.

Tamam, dostum.

Yarayı temizleyeceğim. Enfeksiyon kapmamalı, tamam mı?

Kollarını tutmanı istiyorum.

John, biraz yanacak ama iyi gelecektir, tamam mı?

Paul! Kollarını tut diyorum.

Uyanırsa...

...biraz su verirsin...

...ve sakin tutarsın.

Nereye gidiyorsun sen?

Bizi burada bırakamazsın!

Julian!

Gerizekalı herif.

- Çıkar... çıkar şunu... - Hayır, hayır.

Çıkartamayız. Ölmeni istemiyorum.

Nefes al!

Ne istiyorsunuz?

İyisin, tamam. Geçecek.

Kan göreceksin.

- Ne oldu, dostum? - Paul.

Julian.

Onun yanında kal, Paul.

İyi biri o.

Seni eve götürür.

Ona göz kulak ol.

Tamam, tamam. Konuşma.

Sekizinci gün.

Neredeydin?

- Neredeydin ulan? - Kreazot gerekiyor.

- Neredeydin diyorum! - John'ı ormanın sonuna götürmeliyiz.

Onu kıpırdatamazdık hani? Bence götüremeyiz.

Ateş yakıp duman sinyali falan yapalım.

- Bunu yapmayı bilmiyor musun? - Bir işe yaramaz...

- Lanet olsun, Julian! Beni dinle! - Asıl sen beni dinle ulan!

Öncelikle, sana halatı yakalamanı söylemiştim.

İkincisi, acele etmeni söyledim ama bunu da yapamadın.

Şimdi de söylediklerimi yapacaksın.

Tekrar etmeyeceğim!

Bunun gibi kütükleri toplamalıyız.

Biraz halat ve çöp torbaları.

Sedye yapacağız.

Paul.

Bana bak.

Sana ihtiyacım var, dostum.

Soruma cevap vermedin. Dün gece neredeydin?

Julian.

Korktum.

Yardım bulmaya gittim.

Burada bize kim yardım edecek ki?

Duralım.

Hadi, duralım biraz. Yürüyemiyorum.

- Julian. - Hadi!

Kalk be!

Sedyede yatan John olmamalıydı.

Gidelim.

Yardım et ulan!

Gerizekalı.

Tamam, John. Geçecek.

Buna inanamıyorum!

- Niye bıraktın? - Ben yapmadım, tamam mı? Benim suçum değil.

Her şey senin suçun. Her şey!

Onu canlı tutsan iyi edersin.

En azından bunu becer, beş para etmez pislik.

Özür dilerim, Julian.

Her şeyi bok ettim.

Dokuzuncu gün.

Sakinleş.

Buradayız...

Şuna bak.

Buraya bırak.

Sen suyu doldur, ben ateş yakacağım.

Kaynatmamız gerekecek.

Bu gece buradayız.

Su bulduk, dostum.

Başaracağız, değil mi?

- John? - Julian, bir şeyler oluyor!

John! Tanrım, çıkarmış!

- Siktir. - John, ne yaptın? John? Cevap ver!

- Ne yapacağız? - Bilmiyorum!

John, hadi! Kazık nerede?

- Bilmiyorum! - Bul ulan!

John, geçecek! Tamam!

Git buradan!

- Git dedim! - Ne yapıyorsun?

Onuncu gün.

John'ı geri götüreceğiz.

O artık John değil.

- Boş bir vücut sadece. Gömmeliyiz. - Artık kuralları sen koymuyorsun.

Onu evine götüreceğim.

Zaten evine gitti.

Söylediğin şeye bak.

Ailesi ve çocukları var!

Evi onların yanı!

Bırak beni.

Konuşmayacağım.

Hangi konuda konuşmayacaksın?

Hangi konuda konuşmayacaksın, Paul?

Bunları benim yaptığımı mı düşünüyorsun?

Zaten ölmüştü!

Bekle.

Bekle dedim!

Bu sefer etrafından dolanalım, olur mu?

- Bekle, düşüreceğim. - Devam etmeliyiz.

Düşecek diyorum!

Paul!

Yapmak için geldiğim şeyi yaptım!

Bırakın beni artık!

Bırakın gideyim, lanet olasıcalar!

Onbirinci gün.

Şimdi onu öldürmeden önce nasıl hissettiğini biliyorsun.

Sen de öyle mi yapacaksın?

Beni öldürecek misin?

Hadi! Bitir şu işi.

- Ormana girmeden önce her şey bitmişti zaten. - Bunu bilemezsin.

Sandığından fazlasını biliyorum, küçük pislik.

Her şey olması gerektiği gibi.

Ve senin de tanık olman gerekiyordu, Paulie.

- Çünkü korktuğun şey bu. - Hiçbir şey bilmiyorsun!

O çatıdan düşmemiştin, değil mi?

Baban seni bilerek düşürdü.

Siktir git! Acınası birisin, biliyor musun?

Gerçek dünyada beş para etmezsin!

Evet.

Ama burada ediyorum, değil mi?

En çok nefret ettiğin şeye dönüşeceksin.

Ve hepsinin nedeni o, Paulie.

Evet.

Sarhoş, cahil, düşüncesiz bir pislik olacaksın.

Tıpkı baban gibi, Paulie!

Kapa çeneni! Asla senin gibi olmayacağım!

Onikinci gün.

Gömmeyeceğiz.

Cesedine bak.

Çürüyor.

Bir şeyi unuttun.

Bitti artık.

Tek başıma döneceğim.

Beni sakın takip etme.

Burada kalıp gebersen bile umurumda değil.

Ama seni bir daha görmek istemiyorum.

Julian!

Onüçüncü gün.

Bizi yanlış yönlendiriyordun, değil mi?

John'ı gömdüğümüzden beri doğru yoldasın.

Ondördüncü gün.

Günaydın.

Derin uyuyordun, uyandırmak istemedim.

Ne yapıyorsun, Julian?

Ne yapıyorsun?

Aç mısın? Kahvaltı var.

Bırak gideyim.

Bırak beni, Julian.

John sana güvenmemi söylemişti.

Ona güvenen sendin.

Hadi. Burada yapacakların olduğunu ve tek başına çözmen gereken şeyler olduğunu...

...ama iyi bir insan olduğunu söyledi.

İyi bir insanım.

Onu kurtardım.

Bunu biliyorum.

Acı çekiyordu. Onu kurtardın.

Hadi, bırak gideyim. Beni de kurtar.

Hadi, Julie.

Hadi. İyi biri olduğunu biliyorsun. Bunu yapamazsın.

Tek yapman gereken beni çözmek.

Sonra her şey bitecek.

Julian, hadi! Julian! Bırak gideyim!

Acı verici görünüyor.

Aç olduğunu biliyorum.

Gururun dışında kimsenin haberi olmaz.

Susamış da olmalısın.

Biraz daha...

Su mu?

İşte.

Geri dönmelisin.

Onbeşinci gün.

Ne gördün?

John'ı.

Ne söyledi?

Yapmak zorundaydın, biliyorum.

Nereye gittin?

Eve.

Buradan kaçtım.

[ Skipped item nr. 516 ]

[ Skipped item nr. 517 ]

Senin için.

Beni bırakmak zorundasın.

Hala yaşıyor olmanın sebebi, izin vermiş olmam.

Senin hala yaşıyor olmanın tek nedeni, bağlı olmam.

Seni durduran yok.

Onaltıncı gün.

Döndüğümde yardım göndereceğim.

Bunlar fazla dayanmaz.

Ama arabaya dönmeme yetecektir.

Hoşçakal, Julian.

Geri dönemezsin, dostum!

Hiçbir şey aynı değil!

Onyedinci gün.

Otuzdördüncü gün.

John!

Alo!

John?

Julian!

Ne buldun?

Bazı şeyler kaderimizde vardır.

Köle çocuklardan oluşan yeni dünya elinde sonunda yok olacak.

Medeniyetimizin kusurları açığa çıktığında,

İnsanların yasaları, doğanın yasalarıyla yer değiştirince...

...''yaşamak'' ile ''ölmemek'' arasındaki fark ne olacak?

Hayatta kaldıktan sonra, ''yaşamak'' nasıl olacak?

Sistem başarısız olduktan ve...

...elimizde kalan tek şey 'insanlığımız' olduğunda ne yapacağız ?

Çeviri: optionyusuf

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.