All language subtitles for The.Wailing.2016.1080p.UHD.BluRay.DDP.7.1.DoVi.HDR10.x265-c0kE_track14_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar.

“Neden telaşlanıyorsunuz? Neden kuşkular doğuyor içinizde?” diye sordu.

Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim!

Dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği olmaz ama benim var.

Luka 24:37-39

Sabahın köründe nereye gidiyorsun?

- Birisi ölmüş. - Kim?

Ginseng yetiştiricisi Jo-ssi var ya.

Onun karısı ölmüş.

Yağmur bastırdı.

Nereye gidiyorsun?

- Birisi öldü. - Kim?

Ginseng yetiştiricisi Jo-ssi'nin karısı diyorlar.

Detayları bilmiyorum.

- O gencecik kız mı? - Aynen.

- Gitmeden önce kahvaltı etmelisin. - Hemen gitmem lazım.

En azından bir kaşık al. Ölmüş zaten, kurtaracak halin yok ya.

- Acil gitmeliyim. - Önce yemeğini ye, sonra gidersin.

Hadi.

Ne olmuş peki?

Bilmiyorum. Cinayet galiba.

Nasıl bir piç kurusu adam öldürür?

Hayvan herif.

Biri mi ölmüş?

- Ye hadi. - Kim öldü?

- Jong-goo! - Yağmurluk getirdin mi?

Niye bu kadar geciktin? Biri öldü dedik ya!

Patron daha gelmedi mi?

- Seul'e gitti ya. - Doğru.

- Beni takip et. - Tamam.

Niye beni bıraktın?!

Bana bak dedim!

Bırakın beni, piç herifler!

Orospu çocukları!

Bırak! Şerefsiz!

Çavuş!

Ben değildim! Bırakın beni!

Nihayet gelebildin.

Bunla bıçaklanmış gibi görünüyor. Yaklaşık 20 bıçak darbesi var.

Oradaki ne?

Burada öldürdüğünü sanmıyorum. Sürüklemiş anlaşılan.

Şu hale bak...

- Oradaki Jo-ssi mi? - Evet, öyle görünüyor.

Bu ne...

- Peki oğlan? - Akrabalarına götürdük.

Ona ne olmuş?

Alkol kokmuyor, konuşmuyor da. Kafası iyi olabilir.

Başka nasıl bu hale gelmiş olsun ki?

Nerelerdeydin?

Geciktiğimiz için özür dileriz.

Piç herif! Bırak! Amcasıyım ben

Dallamaya bak. Navigasyon kullansa ne olur ki.

Hiçbir işe yaramıyor.

Orası değil mi?

- Çabuk gel! Hadi. - Tamam.

Jong-goo, buraya gel.

- Acele et, aç şu kapıyı. - Peki.

Girin.

Bu koku ne?

Jo-ssi'nin öldüğü yer burası demek.

Kahretsin! Ne oluyor lan burada?

Jo-ssi'yi öldürmek için buraya çağırdı, defalarca bıçakladıktan sonra...

...çuvala koyup eve götürdü. - Öyle galiba.

Tam bir psikopat katil. Psikopat!

Her yeri çektiğinden emin ol.

Orayı, burayı, içeriyi de.

Çavuş! Buraya gel! Çavuş, buraya bir gel.

Kahretsin.

Piçe bak.

Kim lan bu adam?

KARA BÜYÜ

Bakalım.

Çok korkutucu, değil mi?

Korkutucuymuş, yok kıçım.

Her neyse, bütün kasaba bunu konuşuyor.

- Söylenti mi? Sana kim anlattı? - Hyeon-Gi.

O herif de yani...

Şimdi de sana mı dedikodu yapıyor

Ama tek söyleyen o değil ki.

Başka kim söylüyor?

Köprünün orada dükkan işleten adamı biliyor musun?

- Heung-gook da söylüyor. - Ne diyor?

Bütün bunlar o Japon geldiğinde başlamış.

Yok artık. Cahil cahil konuşuyorsun.

Ne demek istiyorsun? Nasıl konuşmuşum?

Aptal herif. Otopsi dahil her türlü testi yaptılar.

- Yediği mantardan bahsediyorlardı. - Ne?

Hani o deli eden mantarlar var ya.

Kan örneğinde büyük bir miktara rastlamışlar.

Ayrıca, evinde kurumuş ve el değmemiş mantarlar bulmuşlar.

- Çavuş, buna sahiden inanıyor musun? - Test sonuçları öyle diyor!

- O mantarlardan denedin mi hiç? - Denemedim tabii, geri zekâlı.

Bir mantar, insanlara bunu yapmaz.

Halini sen de gördün! Mantardan kaynaklandığını mı düşünüyorsun?

Her neyse, ben haklıyım.

Dedikoduların bu kadar çabuk yayılmasının bir sebebi olmalı. Bir sebebi.

Elektrikler gitti.

Kaç defa kabloları tamir ettirmelerini söyledim.

Kimse beni dinlemiyor.

Bu ne lan?

Ney ne? Ne var? Ne oldu?

- O ne? Dışarıda! - Dışarıda mı? Ney?

- Ne var lan? - Kahretsin!

- Dışarıda! - Dışarıda mı? Ney?

Dışarıda! Git bak lan!

O kimdi?

Oraya git!

Kahretsin!

Sürtük!

Bol bol ye.

Çok ağırsın.

- Yaşlanıyorum artık. - Saçmalama.

Yaşlı kadınlar, erkeklerin yetmişlerine kadar idare ettiklerini söylüyor.

O halde bana bitkisel takviye falan al.

- Her gece kabus görüyorum. - Ne yapıyorsunuz?

Kahretsin! Ne yapıyorsun? Git buradan!

Açma!

Kahrolası kız!

Baba. Baba!

Bak.

- Nasıl? - Güzel.

Çok çok güzel.

Ne zamandan beri bizi izliyordun?

Ne kadarını gördün?

Merak etme. Kimseye söylemeyeceğim.

Görmüşsün. Her şeyi görmüşsün.

Merak etme dedim! İlk kez olmuyor sonuçta. - Ne?

- İç. - Ne?

Önemli değil, iç hadi.

Çabuk! Hadi!

Kımıldayın!

Sen!

Neredeydin? Telefonunu da açmadın.

Kayınvalidem aniden hastalanınca...

Kayınvalideni mi bahane ediyorsun?

- Uyukluyordun değil mi? - Hayır, öyle değil.

Ne aldın oradan?

Bayan! Bayan!

Jong-goo! Ne bekliyorsun? Bir işe yara.

- Bu tarafa geçin, lütfen. - Çıkın buradan!

- Memur Lee, şu kadını çıkar buradan! - Emredersiniz!

Çekilin, yol açın! Herkes geri çekilsin!

Çekilin lütfen!

Ne oluyor ya?

Sakinleşin.

Aptala bak.

Bayan! Bayan!

Jong-goo, temizlenmelisin.

Kendini bu kadar üzme. Korkağın teki olman

...senin suçun değil.

- Beni rahat bırak. - Merhaba!

- Hyo-jin gelmiş! - Evet.

- Her şey yolunda mı? - Evet.

- Babana kıyafet mi getirdin? - Evet.

Annem bunu getirmemi söyledi. Yeni iç çamaşırı.

Sağ ol.

- Gidip temizlen. - Tamam. Git.

Yemek bile yememişsin. Aferin, aferin.

Anladık ya. Azarlayıp durma.

Babanın çok çalıştığını bilmiyor musun?

Ben gidiyorum. Tamam mı?

- Hoşça kalın! - Dikkatli git, görüşürüz!

Çok dikkatsiz.

- Seong-bok. - Efendim.

- Şimdi hatırladım. - Neyi?

- O kadını diyorum. - Kimi?

Yangından sonra üstümüze atlayan.

Daha önce bir yerde gördüğümü biliyordum.

Dün geceki kadın, burada çıplak duran! - Ne?

Işıklar söndüğünde burada olan! O kadın işte!

Deli herifler.

Asılarak değil, bıçak yarasından ölmüşler.

Üçü de mi?

Evet. Ben de şaşırdım.

Esas şüpheli şu kendini asan kadın.

- Ne dönüyor burada? - Ben de merak ediyorum.

- Buraya gel! - Tamam.

Buraya!

Biraz daha yukarı kaldır!

Buldum!

Öylece elinde mi tutuyorsun, salak herif?

Özürlü müsün sen?

Kanıt bu.

Bez gibi bir şeyle almalıyız. Değil mi?

Yeni bir bilgi var mı? Lütfen! Bir şeyler söyleyin!

- Herkesi bu kadın mı öldürdü yani? - Öyle görünüyor.

Kahretsin, bu delilik.

Niye beni buraya çağırdın? Meşgul olduğumu bildiğin halde.

O şeyi konuşmak için çağırdım.

- Söylediğim şeyi hatırlıyor musun? - Neyi?

Japon adamın dokunmaya çalıştığı kadın hakkındakini.

Seni iğrenç sürtük.

O kadın... bu kadın.

Ne diyorsun sen be?

Japon adamı anlattığımdaki kadın o yangındaki kadın diyorum!

O kadın birdenbire aklını kaybedip...

...gecenin bir yarısı dışarıda çıplak dolaştı diyorum sana.

Eşim bile birkaç kez gördü.

Tüm vücudu kıpkırmızı ve yaralarla doluydu.

İnsanlara çığlık atıp duruyordu!

Kafayı mı yedin sen?

Byeong-gyo, beyinsiz arkadaşlarıyla konuşmaya son vermeli.

Aptal herif, bu senin de teorindi.

Sadece şaka yapmıştım.

Gerçek olsa bile kim inanır ki bu saçmalığa?

Önemi yok, düşününce hak verdim sana.

Kesinlikle mantarla alakası yok.

Paranoya yapıyorsun.

Ne bakıyorsun?

Git buradan!

Laftan anlamayan biri. Sabahtan beri burada.

Deli karı.

Civardaki tüm dermatoloji kliniklerini kontrol et.

Heung-gook'un ya da o kadının tıbbi kaydı olup olmadığına bir bak.

Taş atıp durma!

- Saçmalık bu. - Bu ciddi bir şey, salak herif.

Enfeksiyonla bir ilgisi var mı bakmalıyız.

Git işte! Çabuk!

Atmayı kes, birini incitebilirsin!

Allah kahretsin! Yapacak başka bir işin yok mu?

Evin nerede?

Buralarda mı yaşıyorsun?

Daha fazla yaklaşma.

- O kadın öldürdü hepsini. - Ne?

İçeride... Hepsini odada öldürdü.

Sen neden bahsediyorsun?

Yaşlı kadın bazı ritüeller yapması için şaman getirtti.

Ama o kadın istemedi. O yüzden hepsini öldürdü.

Aileden misin?

- Değilim. - Kimsin peki?

Benimle gel.

Oraya girmemelisin.

Sorun değil.

Buraya gel.

Onları burada öldürdü. En çok yaşlı kadın acı çekti.

Kafası karpuz gibi parçalandı.

Bizzat mı gördün?

- Evet. Gördüm. - Nasıl?

Yaşlı kadın yabancının aslında hayalet olduğunu...

...kanını emip kurutacağını söyledi.

- Yabancı mı? - Evet. Dağdaki topallayan Japon adam.

- Onu gördün mü hiç? - Evet.

- Kaç kere? - Bir-iki kere.

- Dikkatli olmalısın. - Niye? Niye ki?

Yaşlı kadın dedi ki, onu sık sık görüyorsan...

...muhtemelen seni takip ediyordur.

Kanını emip seni öldürebilir.

Orada dur, bir yere gitme. Tamam mı?

Hemen buraya gel! Hemen buraya gel dedim!

Ne diyorsun ya? Dermatologu yeni buldum!

Bir görgü tanığı var. Görgü tanığı!

Çabuk gel.

Nerede bu?

Ne yaptın da böyle deli gibi bağırıyorsun?

Bir değil, iki değil. Hasta mısın?

Neden kabus görüp duruyorum?

İlaçlar ne için?

Hyo-jin iyi değil. Okula bile gidemedi.

Yanıyor yahu.

Bunca zaman ne halt yedin? Yardım almamız lazım.

- İlaç aldım ya işte! - Niye hastaneye götürmedin?

O neydi be?

Aptal herif.

Diğer tarafa!

Sonunda teşrif edebildiniz.

- Hyo-jin hastaydı da. - Şimdi de kızını bahane ediyorsun demek.

Hayır!

- Gerçekten bir tanık buldun mu? - Hayır.

Mahalleyi alt üst ettikten sonra terfi mi bekliyorsun?

Seong-bok her yere bakıyor zaten.

Boşuna aynı değilsiniz işte. Şuna bak, şuna!

Önce fırçayı kire soktu, şimdi de onunla temizliyor.

Embesiller. Şef bile tanık bulduğunuzu duydu.

Tanığı kaybetmen veya yalan söylemen...

...fark etmiyor! Bittiniz siz.

Bakılacak bir şey yok.

Bizimle öyle konuştuğuna inanamıyorum.

Şuna bir bak.

Aile yabani mantar yüzünden trajik bir şekilde öldü.

Dermatolog ne dedi? Mantardan mıymış?

Emin değilmiiş. Ona daha büyük bir hastaneye gitmesini önermiş.

Sana mantarla ilgiisi olmadığını söylemiştim.

Neden olmasın ki...

Byeong-gyoo'nun anlattığı hikayeyi hatırlıyor musun?

Hangi hikaye?

Dağda geyik cesedi yiyen çıplak adamla ilgili olanı.

Bir huzur ver ya!

Neden bu tip hikayeleri dinliyorsun? Dedikodu hepsi!

Her şey o kadar deli saçması ki.

Gören adamı tanıyor musun?

Bu taraf.

İnanması zor olabilir ama kendi gözlerimle gördüm.

Gördün mü?

- Evet. - 22 dikiş atıldı.

Sarhoş olduğun için düşmüş olmayasın?

Ne diyorsun be?

Zaten yaşayacağımı yaşadım. Böyle bir şeye gücüm yetmez.

- Kanıtın var mı? - Kanıt mı? Var tabii.

Kanıt olmadan konuşacak biri değilim ben.

Buraya gel! Bak.

Şaşırma sakın. Açıyorum! Bak.

Baksana. Boş, değil mi?

O günden beri dağdan uzak durdum.

Dükkanımı bile bu yüzden satılığa çıkardım! Bir de kanıt mı istiyorsun?

İnanmıyorsun bile Asıl mesele şu ki...

Kafamı vurduktan sonra uyandığımda...

...onu dört ayak üzerinde sadece bez parçası giyerek hayvan gibi dolaştığını gördüm.

- Bez mi? - Evet.

- Yetişkin mi? - Evet!

Yetişkinler de bez takabilir.

Yaşlandıklarında tuvalet sorunları yaşarlar. Bez kullanan çok kişi var.

Neden tuvaletini tutamadığı için ormana gitsin ki?

Bana soru sormaya geldiniz. Ama birbirinizi sorguluyorsunuz.

Yüzü dahil bütün vücudu kızarmıştı. Kanla kaplıydı!

Gözleri kırmızıydı ve dik dik bana bakıyordu.

Sonra aniden...

Geceleri uyuyamıyorum.

Kaplan gibi parçalıyordu.

Onu çiğ et yerken gördün, değil mi?

Evet!

Derimi görüyor musun?

Şerefsiz beni de ısırdı.

- Tam olarak nerede yaşıyor? - Niye ki? Gidecek misin?

- Sanırım gitmem gerek. - Gitme, güven bana.

Benim görüşüme göre...

...köyde ölen insanlarla o herifin bir bağlantısı var.

O insan değil.

- Nerede oturuyor peki? - Ormanın içinde adresini mi vereyim?

Hatırladığın kadarını tarif edebilirsin.

Anlatması güç. Oradaki vadinin iç kesimlerinde.

- Daha ne kadar var? - Çok değil.

Kahretsin!

Ne? Ne oldu?

- Orada. O tarafta. - Nereye bakayım?

Oraya bak, oraya!

Geyik değil mi bu?

Demek uydurmamışsın...

Kaç saattir söylüyorum ya!

Kahretsin. Gerçekmiş.

Gitmeliyiz! Buradan çıkmalıyız!

Bu taraftan gidebiliriz.

Nereye gidiyorsun? Bize evi göstermelisin.

Orada işte, tepede.

Daha fazla ilerlemek istemiyorum. Gidiyorum ben.

- Buraya kadar geldin zaten! - Bırak! Gitmek istiyorum!

- Yarı yolda nasıl vazgeçersin? - Bırak ya!

Lanet olsun!

Byeong-gyoo!

Byeong-gyoo! Byeong-gyoo!

İyi misin?

Seni piç!

- Özür dilerim. - Geberin, piçler!

Sizi geberteceğim. Bekleyin de görün.

Cidden özür dilerim.

Git öl! Çok konuşuyorsun, pislik herif.

Nereye gidiyorsun?

Yıldırım düştüğü için ölecekse

o kadar takviye almasının ne anlamı vardı ki

Bu nasıl mümkün olabilir?

İyileşmezse ne olacak?

Aldığı takviyeler sayesinde kurtuldu.

Bu sayede hâlâ nefes alıyor.

Orada! Orada! Orada!

302 numaralı hasta Park Heung-gook Hemen odasına gelin, hemen!

Yardıma ihtiyacımız var!

Şefim!

Bu ne ya?

Şu olanlara bak. Ne yapmam gerekiyor?

Yarın o eve gitmeliyiz.

Orada kesin bir şeyler dönüyor.

Bir bardak daha!

Hyo-jin!

Hyo-jin! Hyo-jin!

Baban burada, babana bak!

Baban burada!

Hyo-jin, gözlerini aç!

Hyo-jin Babana bak! Bana bak!

- Bana bak! - Baba!

- Baban burada! Buradayım! - Baba, durdur lütfen.

Ne? Ne oldu?

Biri içeri girmek için kapıyı zorluyordu!

Kim?

Bir adam zorla içeri girmeye çalışıyordu.

Geçti, tamam.

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Bu ne?

İyi misin bari?

Günaydın, baba.

O hiç balık yemez ki.

Kızda farklı bir şey var.

Dün gece söylediği her şeyi duydum.

Yandaki yaşlı kadın bir şamana gitmemizi önerdi.

Ben gideceğim, bil diye söylüyorum.

İyi, tamam.

- Hazır mıyız? - Evet.

Selam ver. Bu benim yeğenim.

Papaz mı?

Yok, o diyakoz. Papaz yardımcısı.

Bir düşündüm de...

...onunla konuşmak istiyorsak bir tercümana ihtiyacımız var.

- Japonca konuşabiliyor musun? - Az buçuk.

- Çocukluğu Japonya'da geçti. - Bu boynundaki ne?

Denemediğimiz şey kaldı mı?

- İsmin ne? - Yang Yi-sam

- Bongpyeong'dan mısın? - Evet.

Hadisene!

Affedersiniz. Kimse yok mu?

Sapık herif.

Amca bunun kanunlara aykırı olduğunu biliyorsun.

- Biliyorum. - O halde ne yapıyorsun?

- Yapma böyle, olur mu? - Yardım etmeyeceksen dışarıda bekle.

- Amca! - Hadi ama! Çık dışarı!

Ne bakıyorsun? İnsanı rahatsız ediyorsun.

Git o tarafa bak biraz.

Bu ne lan?

Lanet köpek! Bırak beni! Bırak! Bırak!

Ne yaptın? Nasıl kızdırdın bu kadar?

Yardım et! Kapat!

Seong-bok! Yardım et!

Engelle!

Kalksana, salak!

Anasını!

Nerede bu? Nereye gitti?

Seong-bok, ev sahibi geldi.

Seong-bok.

Özür dileriz.

- İyi misin? - Evet.

Senin neyin var? Deminden beri bir garipsin.

Bir şey mi gördün?

Cevap ver lan!

O piç suçlu.

Ne dedin? Kendine gel!

Bir-iki kişi değil.

Dönüşmeden önce hepsinin fotoğrafını çekiyor.

Öldüklerinde fotoğraflarını çekiyor. Fotoğrafları koymak için dönüyor.

Ne saçmalıyorsun sen? Saçma salak konuşma!

- Hepsinden o sorumlu. - Bu kadar yeter! Sonra konuşuruz, sonra.

Bundan eminim.

O pislik, yaşayan insanların eşyalarını alıyor.

Niye yapsın ki bunu?

Sen ne gördün, Allah aşkına?

Ne gördün diyorum!

Hyo-jin.

Sırılsıklam olmuşsun!

- Hyo-jin nerede? - Evde.

Hyo-jin!

Erken gelmişsin.

- Ayakkabını kaybetmiş olabilir misin? - Hayır, neden bahsediyorsun?

- Bu ne o zaman? - Benim değil.

- Senin el yazın değil mi bu? - Benim değil dedim ya.

Köyde yaşayan Japon adamı tanıyor musun?

Üstün sırılsıklam olmuş.

Cevap ver! O adamı tanıyorsun, değil mi?

Görüştün onunla, değil mi?

Hemen cevap ver!

- Neden bahsediyorsun? - Dışarı çık.

Bir şeyle uğraşıyorum, dışarı çık.

Baban bir polis. Yalan söylersen anlarım.

Onunla görüştün değil mi?

Anlat!

- Neyi? - Her şeyi.

Nerede görüştünüz, ne yaptınız?

- Niye anlatayım ki? - Mühim bir mesele bu!

- Niye o kadar mühimmiş? - Böyle mi yapacaksın?

Bu kadar abartacak ne var?

Bu kadar mühim olan ne?

Ne? Ne? Sahiden o kadar önemli mi?

Her şeyden bihaber...

Beceriksizin tekisin, beceriksiz.

Ne yapıyorsun?

- Uyuyorsun sandım. - Ne yapıyorsun?

Orada durup kızının eteğinin altına bakarak ne yaptığını sanıyorsun?

Dilini mi yuttun?

Konuşsana pislik!

Konuş dedim şerefsiz! Siktir!

- Bakma bana pislik! - Babanla nasıl böyle konuşursun?

- Bakma bana öyle! - Susmayacak mısın sen?

- Baban o senin! - Onu geberteceğim!

Şamanla konuştum.

Evimizde bir hayalet varmış. Hyo-jin'i o ele geçermiş anlaşılan.

Bir şey yapmazsak hepimiz ölecekmişiz.

Meşhur bir şaman olduğu söyleniyor.

Kim o?

Niye telefonunu açmıyorsun?

Dışarı gel, bir yere gideceğiz.

İçerideki onca eşya nereye gitti?

İçerideki eşyaların nereye gitti?

- Ne eşyası? - Ne eşyası diyor.

Her şeyi gördüğümüzü söyle ona.

Daha önce evinde olan şeyler nerede?

Fotoğraflar mı?

- Fotoğraf dedi. - Evet, fotoğraflar falan.

Evet.

- Yaktım. - Ne?

Yaktım dedim.

Yakmış.

- Nerede? - Nerede?

- Mutfakta. - Mutfakta.

Şerefsiz herif!

Burada bulunma amacın ne?

Burada bulunma amacın ne?

Tekrar sor.

Niye buradasın?

Öyle.

Doğru dürüst anlatmasını söyle.

Daha düzgünce anlatabilir misin?

Anlatsam da bana inanmayacaksın.

Anlatsa da inanmayacağınızı söylüyor.

Dediklerimi aynen tercüme et.

Adi şerefsiz! Hasta ruhlu orospu çocuğu!

Bir ayağın çukurda ama ölmüş kadınların resimlerini evine mi asıyorsun?

Bunun evinde ne işi vardı?

Kimsin sen? Neyin peşindesin?

Kimsin sen?

Yaptığın her şeyden haberim var. Evinde ne varsa gördüm.

Kızıma ne yaptığını da biliyorum şerefsiz!

Buradan uzaklara gidip...

...bu köyü rahat bırakırsan sevinirim, hakikaten bak.

Sessizce bu köyü terk et.

Burası Gokseong, benim yuvam.

Aptalca şeyler yapıp kendini gebertme, git!

Gitmezsen ölürsün.

Biri konuştuğunda başını sallayıp onayla ya da reddet piç kurusu!

Cevap verin lütfen.

Öyle mi? Boş mu konuşuyorum? Kes sesini lanet it!

Boş konuşuyorum sanıyorsun değil mi? Ne yapayım o zaman?

Bir şey yapmam mı zannediyorsun?

Seni uyarmaya çalıştım değil mi? Değil mi?

Anlatsan bile inanmayacağım öyle mi?

Bunlar ne? Bu lanet şeyler de ne?

Ne bunlar?

Lanet bir kelle koymuşsun buraya.

Kalkmış köyüme gelmişsin. Orospu çocuğu!

Piç kurusu!

Amca!

Şimdi ne dersin?

İnandın mı artık?

Sana 3 gün veriyorum, 3 gün. Tasını tarağını toplayıp defol buradan!

Yoksa sonun bu it gibi olur.

Tercüme et. Tercüme etsene.

- Ne zamandır bu halde? - Birkaç gün oldu.

- Neyi varmış? - Belirtileri diğerlerine benziyormuş.

Bunun bir nedeni olması lazım. Belirtilerin bir açıklaması vardır.

Ne olduğunu bilmiyormuş.

Kim yaptı bunu? Kim yaptı?

Jong-goo!, iyi misin? İyi misin?

Çok mu içki içtin?

Mühim bir şey yok.

20 dakika kadar hareket etme.

İçkiyi azalt. Gerçekten felç geçirmek istemiyorsan tabii.

Bu daha başlangıç. Hazırlıklı olmalısın.

Geçen bahsettiğim adam yarın başlayacak.

- Hyo-jin nerede? - Dediklerime kulak verip parayı hazırla.

- Hyo-jin nerede? - Evde, nerede olacak başka?

Yandaki yaşlı kadın göz kulak olacak ona.

Niye ikiniz de buraya geldiniz?

- Aklınız başınızda mı? - Hareket etme!

Yavrum, Hyo-jin. Yavrum!

Yavrum!

Ne oldu?

Hyo-jin! Hyo-jin! Hyo-jin!

Bu ne? Bırak, bırak!

Ağlama, bir şey yok! Bir şey yok!

Bir şey yok! Bir şey yok!

Hep babası yüzünden!

O çocuk ne öğrendiyse hepsini babasından öğrendi!

Şuna bakın!

Bunun sorumlusu o, eminim.

Onun evine gittiğimizden beri...

...vücudum bir tuhaf oldu, ateş bastı ve sarsılmaya başladı.

Dağda yaşayan o adam...

...yaşayan bir insana benzemiyor.

Ne olursa olsun bir şey yapmalıyız.

Yoksa bize de aynı şey olacak.

Kapatın şu kapıyı!

Şu küpün içinde ne var?

- Hangisinin? - Üstünde kırmız kap olan.

Sadece soya sosu.

Buraya getir onu.

Hadisene, sağır mısın?

Tamam, çekil. Çekil!

- Bu ne böyle? - Kahretsin!

Gerçekten fena bir ruhla karşı karşıyayız.

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Yakın zamanda değmemesi gereken bir şeye mi değdi?

Neden bahsettiğinizi anlamadım.

Biri ona dokunmuş olabilir mi?

Bugüne kadar karşılaştığım en güçlü hayalet bu.

Onu rahatsız etmişsiniz.

Peki ne yapacağız?

Kimdi?

- Kimle temas etti? - Biliyorsan söyle!

Bir Japon'la.

Biliyordum işte.

O adam insan değil.

O yabancı bir hayalet.

Çekilin!

Köyündeki tüm insanlara...

...hayalet musallat olmuş.

Bir şey yapmazsak tek kurban kızın olmayacak.

Köyündeki iki ayaklı herkes ölecek.

Üç dediğimde! Bir, iki, üç!

Bu köylünün adı Park Choon-bae. Bu evin sahibi.

Kendi karısını mı öldürdü?

- Öyle görünüyor. - Şerefsizin adı ne dedin?

Park Choon-bae, Park Choon-bae.

- Yani? - Yanisi mi var?

Onu kovmamız lazım.

Köyden çıkarmalı ya da öldürmeliyiz.

Yarın gece hayaleti kovmak için ayin yapacağım.

- Peki. - Paran var mı?

- Ne kadar lazım? - En az 10 milyon won.

- Tamam, ne zaman gerekirse söyle. - İyi.

İyi dinle!

Yarın yapacağım ayin sıradan bir ayin olmayacak.

Bedenden ruh çıkarma ayini.

İnsanı çıldırtacak tehlikeli bir ayin.

Ne olursa olsun bölmemen lazım.

Yarın daha dikkatli ol. Yediğine içtiğine dikkat et.

- Yoksa sonuçtan sen sorumlu olursun. - Tamam.

Her şey tamam o zaman. Evine git şimdi.

Bir şey sormak istiyorum.

Neymiş?

Şu Japon adam.

- Hayalet olduğunu söyledin. - Evet.

Canlı bir adam nasıl hayalet olabilir? Aklım almıyor hiç.

Canlı değil ki.

Uzun zaman önce öldü.

Bir zamanlar insandı elbet.

Ama artık değil.

Ele geçirilen bir beden gibi bir şey mi?

Başta öyle olur.

Nefes aldıkça, canlıların içinde konuşup hareket ettikçe...

...köy cesetlerle dolup taşacak.

Bu hayalet...

...durdurulmazsa tüm köyü bir çırpıda yok edecek bir şeytana dönüşecek.

- Şeytan derken? - Kötü ruhlu bir hayalet...

...diğer ruhlar arasında kötülüğün ustasıdır.

Peki, niye... Niye benim kızım...

Niye mi kızın ele geçirildi?

- Küçücük bir çocuğun ne suçu olabilir, değil mi? - Evet.

Balık tutmaya gittiğinde oltana ne takılacağını bilir misin?

Hayır.

Bu hayalet de balık tutuyor işte.

O da ne tutacağını bilmiyor.

O sadece yemi attı...

...kızın da o yemi yuttu.

Hepsi bu işte.

Park Choon-bae

- Bu mu? Değil mi? - Hayır.

Parası, parası.

21 bin won.

Ne yapıyorsun?

Bunu istiyorum.

Öleceğim!

Hyo-jin!

Jong-goo! Jong-goo!

Hyo-jin! Hyo-jin!

Hyo-jin! Hyo-jin!

Hyo-jin!

Durdurun, durdurun onu. Lütfen...

Durdur şunu!

Hyo-jin! Hyo-jin!

Baba! Baba!

Baba! Baba!

Hyo-jin! Hyo-jin!

Yeter artık alçak herifler! İtler!

İt herifler!

Dur!

Yeter! Sizi tutuklamamı istemiyorsanız durun!

Dur artık! Gidin!

Defolun!

O geceden beri böyle mi?

Bence Papaz'la konuşmalıyız.

Söylediğin her şey doğru mu?

Evet.

O şamanın söylediklerine bakarsak...

...onun bakış açısına göre...

...hayaletler ölmüş kişilerin ruhlarıdır.

Ancak bu adam hâlâ yaşıyor.

Ben de onun hakkında bir şeyler duymuştum.

Kimi ünlü bir üniversite profesörü dedi...

...kimileri korkunç olduğunu söyledi.

Keşiş olduğunu bile duydum.

Sonuçta hepsi söylentiden ibaret.

- Buna nasıl inanırsın... - Sayın Papaz, o kadar basit değil.

Hâlâ ısrar ediyorsun.

O ruhu gördün mü?

Ruhu görmediysen nasıl bu kadar eminsin?

Hastaneye dön, doktorlara güven...

...ve kimsenin lafına bakma.

Kilise yardımcı gönderemez.

Benimle gel, onunla konuşmaya gidelim.

Hayalet mi değil mi...

...kendi gözlerimle görmem lazım.

Hayaletse benim elimden ölmez değil mi?

- Kimse yapamaz. - Geldiniz mi? - Evet.

Sabahın köründe niye çağırdın bizi?

Cheol-yeong gelemiyor. Domuzlarından biri doğuruyormuş

Yüzüne ne oldu?

Benimle dalga geçmiyorsun değil mi?

- Ciddi misin? - Evet.

- Ne kadar yürüyeceğiz? - Aptal!

- Böyle bir zamanda bile... - Geri zekalı.

Gidelim!

- Baktın mı? - Evet.

Orada dikilmiş ne yapıyorsun? Git etrafa bak!

Bu da ne?

Park Choon-bae... Pislik herif!

Jong-goo! Jong-goo! Jong-goo!

- Buldunuz mu? - Şu tarafta!

- Peşimden gelin! - Nerede?

- Bu ne lan? - Bu ne?

Kahretsin!

Yaklaşma! Yaklaşma!

Yaklaşma!

Yeter! Yeter!

Öldürecek misin onu?

Kusura bakmayın! Kusura bakmayın!

Ne yapıyorsun?

Dur! Dur!

- Sopayı bırak! - Yi-sam!

Baba!

Şurada biri var.

Bu o pislik! O pislik!

Yakalayın!

Nereye gidiyorsun?

Piç! Kaybetmeyin onu!

Piç!

Orada!

Ne oldu? Ne var? Niye durduk?

Ne var? Ne?

Şuraya bak!

Nerede? Nerede o?

İn oradan, in!

Dikkat et!

Jong-goo!

Onu yakalamam lazım! Yakalamam lazım!

Yakalamam lazım.

- Hyo-jin'i kurtarmalıyım. - Kalk! Kalk!

Hyo-jin'im... - Tamam. - Hyo-jin'in kurtulması için onun yakalanması lazım.

Dur artık!

Hyo-jin'i kurtarmalıyım!

Tamam.

Hyo-jin'i kurtarmalıyım!

O şerefsizi yakalamam lazım!

Ağlama ulan!

Aç şu telefonu.

Bu ne ya! Kahretsin!

İnsan mıydı o?

Aptal herif tuzağa düştü.

İyi misin yavrum?

İyi misin?

Gel bana.

Artık acımıyor mu?

Hiç mi acımıyor?

İç şunu, aferin.

Bırak öyle.

- Çok karışık burası. - Öyle kalsın.

Hepsi o adam yüzünden.

Gidip dinlen, yorgunsundur.

Cahil herif.

Kadın evin sahibi.

Amcan uyuşturucu kullanmış.

Öfkeden kendinden geçmiş.

Onu götürecekler.

Avukat lazım olacak, her şeyi hazırla.

Nasıl olduysa amcan da burada bir kurban.

Bu ne şimdi? Kahretsin!

Ne işin var burada?

Git!

Cevapsız arama Il-gwang

Buddha! Koru bizi! Koru bizi!

Himaye et beni! Himaye et beni!

Himaye et, himaye et beni Buddha!

Bu ne?

Ne oluyor?

Gokseong

Alo. - Benim Il-gwang. Neredesin?

Sen neredesin? - Bana bir şey sorma, hemen kızının yanına git.

- Hemen! - Neredesin söyle!

Ben senin evindeyim.

Aslında doğrudan evine gidip söyleyecektim sana!

Sadede gelsene, ne diyeceksen de!

Ben... ben hata yaptım.

Olanların nedeni o yabancı değildi.

Ne diyorsun sen?

Bunu sana söylemek için gelmiştim.

Evinin önünde bir kadın gördüm.

Ben... Ben büyük bir hata yaptım.

Acayip büyük bir hata yaptım.

Japon adam değil, o kadın bir hayalet!

Her şeye o sebep oluyor!

O yüzden hemen gitmelisin! Ben de yoldayım.

Peki ya o Japon adam?

O da kadını yakalayıp öldürmeye çalışıyordu.

O sürtüğün öldürdüğü tüm insanları kurtarmaya çalışıyordu.

O Japon adam da benim gibi bir şaman!

Yoksa o kadın beyaz mı giyinmişti?

Evet, onu gördün mü?

- Genç bir kadındı değil mi? - Evet, öyle.

Kızım nerede?

Hyo-jin nerede?

Hyo-jin!

O ne!

Gecenin köründe nereye gidiyorsun?

Nereye gidiyorsun?

Kızım nerede?

Kızım nerede?

- Bu boylarda mıydı? - Evet.

- Hyo-jin mi? - Evet.

Hayalet onun aklını çeldi.

Yaşlı kadın dedi ki o yabancı hayaletmiş.

- O adam Hyo-jin 'i taciz etti. - Saçmalamayı kes!

Söyle orospu!

Hyo-jin nerede?

- O yabancı adam... - Hyo-jin nerede diye sordum!

- Kızın evinde, başka nerede olacak? - Evde değil.

Orada. Az önce gördüm.

Eve gitme.

Eve gidersen herkes ölecek.

Eve gidersen tüm ailen ölecek!

Ne diyorsun sen?

O yabancı eve gitmeni bekliyor.

Aileni yem olarak kullanıyor.

- O çoktan öldü. - Ölmedi.

Ölümlü biri değil o.

Çok yakında hayalet evine girecek.

Bahsettiğim hayaleti gördün değil mi?

O kadının evinin arkasında görmedin mi onu?

- Rüyaydı o. - Rüya değildi.

Adam yakalanana kadar burada bekle.

Tek yapman gereken bu.

Sen... sen nesin?

- İnsan mısın hayalet misin? - Niye soruyorsun?

Sana güveneceksem bilmem lazım.

Güven, aileni kurtarmak istiyorsan tabii.

Nesin sen?

Kızını kurtarmaya çalışan...

...kadının biriyim.

Tün arkadaşlarını aradım.

Hyo-jin! Hyo-jin!

Ne oldu? Yavrum...

O hayalet ne zaman gelecek?

Oraya gitti bile.

Hyo-jin!

Gitti mi?

Bir şey soracağım.

Sen nesin?

Sence neyim?

İblis. İblissin sen.

Bir şey söylemeyecek misin?

Ne söylesem bilmem ki...

...bana iblis dedin.

Il-gwang

Yaklaşıyorum. Neredesin? Evdesin değil mi?

Onunlayım. O kadınla birlikteyim.

Sakın... sakın onu dinleme.

Sakın sana söylediklerine kanma.

Ne derse desin hemen kızının yanına git.

Anladın mı beni?

Anladın mı?

O şaman mı?

Ona güvenemezsin. Bir kukla o.

Öyle mi?

Benim iblis olduğumu düşünüyorsun.

Bu yüzden de eline onu alıp buraya geldin.

Ne söylesem de yabancı olduğum için buradaki insanlar beni kabul etmeyecek.

Hiçbir şey değişmeyecek.

Hayır, öyle değil.

Öyle diyorsun ama ikimiz de biliyoruz.

Buraya beni öldürmeye geldin, iblis olduğumu söylüyorsun değil mi?

Yeter!

Eğer iblis değilsen o zaman...

...kim olduğunu söyle bana.

Söyle ki bir şey yapmadan gideyim.

Hayalet tuzağa düştüğünde...

...horozun 3 defa öttüğünü duyacaksın.

O zamana dek sabret.

Yani bana hiçbir şey yapmadan...

...öylece gidecek misin? - Evet.

2 tane kaldı.

Tereddüt etme.

Bana hiçbir şey yapmadan eve mi gideceksin?

Evet, hiçbir şey yapmadan eve gideceğim.

Gitmene izin vereceğimi kim söyledi?

Peki, bir şey soracağım.

- Neymiş? - Tüm bunlar niye...

Niye oluyor bunlar?

Kızın babası yanlış bir şey yaptı.

Ne yanlışı? Ne yaptım ki ben?

Kızın babası günah işledi, adam öldürmeyi bile denedi.

Hatta öldürdü de.

Çünkü... kızım...

Kızım, kızım çok hastaydı.

Ne yapsaydım?

- Ne yapsaydım? - Şimdi, bir tane kaldı.

Ne yapsaydım...

Gitme.

Ne demek istiyorsun?

Eti kemiği hissedebilirsin.

Gel, dokun.

Bir hayaletin eti kemiği olmaz.

Fakat açıkça görebileceğin gibi...

...bu et ve kemik.

Hayır, sakın...

- Sensin. - Hayır.

Gerçekten bunları sen mi yaptın?

- Gitme. - Hyo-jin...

- Gitme. - Hyo-jin !

Gitme!

Ne yapıyorsun?

- Nesin sen? - Niye korkuyorsun?

Hyo Jin!

Karım!

Anne!

Bana bak, bana bak! Bana bak!

Gitme! Gitme! Gitme!

Hayatım! Hayatım!

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Hyo-jin!

Niye hâlâ kalbinde şüphe var?

Ellerimi ayaklarımı görüyorsun.

Görüyor musun?

Neyim ben?

Hyo-jin!

Geçti artık.

Hyo-jin'im.

Babanın polis olduğunu biliyorsun değil mi?

Baban her şeyin çaresine bakacak.

Baban...

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.