Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çeviren : The Mütercim
Keyifli Seyirler...
Tamamdır, kayıtta mıyız?
Evet, 27 Temmuz 1916
29'uncu Honved Piyade alayından er Charles Nadji
ve konuşmacı ben, Binbaşı Joseph Eman.
Arkamızda çorak bir arazi var
ve şu ana kadar belirgin bir şey olmadı, burada birlikte olduğumuz asker
arkadaşlara bölgede bulunan bazı benzin varillerine el konulması görevi verilmişti.
Budapeşte'nin doğusundaki Czinkota yerleşkesine gelmiş bulunuyoruz
ve...
şu ana kadar hiç kimseyle karşılaşmadık.
Burada, yanlış giden bir şeyler var.
Evin arkasına doğru ilerliyoruz.
Korkunç bir keşifte bulunduk.
Hayatımda daha önce böyle bir şeyi hiç görmemiştim
Şeytanın ta kendisini...
Beladios bölgesinde bulunuyoruz.
Arkadaşları çağırıyorum,
Ne bulduk?
Sorun ne?
Julia.
İçimde kötü bir his var, keşke arka yoldan gitseydik
Sence, gene paranoyaklaşmıyor musun?
Burada emirleri hep sen mi verirsin? Hey, arkadaşlar, şu an işler gayet iyi gidiyor,
neden biraz rahatlamıyorsunuz?
Peki, arka yoldan da gidebiliriz.
Bence hiç farketmez, dostum bu pilici halletmeye kalkıyor ama,
çünkü herşey boşa gitti ve açıkça
herşeyi yüzüne, gözüne bulaştırıyor.
Sonra, o kızcağız, arkadaşın evine tekrar uğruyor, yavaşça içeri giriyor,
herifi halının üstünde sızmış olarak buluyor.
Herif o kadar sarhoş ki, hiç bir şeyin farkında değil
Sonra birlikte yatağa giriyorlar ve
bizimki, ertesi sabah yapayalnız uyanıyor
bir de bakıyor ki battaniye tortop olmuş,
üstelik de kan içersinde.
"Aman Tanrım, ben ne yaptım?" diye söylenmeye başlıyor,
hemen yataktan çıkıp, silah dolabına koşuyor.
Bakıyor ki, silahlar yerinde duruyor. "Demek ki kızı vurmamışım" diyor,
Bu sefer, mutfağa gidip, bıçakları saymaya başlıyor,
bıçaklarda da eksik yok, "demek ki, kızı kesmemişim de" diyor.
Sonra biraz sakinleşiyor, aynanın önünden geçerken, duruyor,
"Allah kahretsin, demek ki onu yedim" diyor.
Şimdi ne yapıyoruz?
Hiç bir bok göremiyorum.
Bence, bir kontrol etsek, iyi olur.
Bence de, burada yanlış bir şeyler var.
Hadi ama...
Bu da neydi?
Silah sesiydi.
Silah sesi değil miydi?
Sessiz olun biraz.
Benim arabam, o benim arabam, birazdan onu yoldan çekeceğim.
Peki,
Ben, bu işi pek sevmedim.
Sakın camı açma.
Merhaba, arkadaşlar,
Arabam çalışmıyor, sizde hiç, akü kablosu bulunur mu?
Kusura bakma, akü kablomuz yok, ne yazık ki.
Sorun yok, arkada bir kablo olacaktı.
Çabuk ol, o zaman.
Peki, tamam.
Elindeki, kan mı?
Bir geyiğe çarptım ve ne yazık ki, onu öldürmek zorunda kaldım.
Anladım.
Ben, bu bölgenin şerifiyim.
Hazır olunca, ben sana marşa basmanı söylerim.
Nereye gidiyorsunuz?
Vurduğun geyik nerede?
Oh evet! Bu çok garip, çünkü ben bir şey göremiyorum.
Umarım, otele gitmek istemiyorsunuzdur.
Ne oldu ki, orada?
Zaten, pişirecek pek bir şeyiniz de yok.
Öyle mi düşünüyorsun?
Pekala.
O lânet şeyi öldürdüm.
Vurun, o zaman, beni.
Haydi ama,
Şu jipi çalıştıralım da, ben de yoluma gideyim.
Bankayı soyan beş haydut, halen daha firarî durumdalar.
Yirmili yaştaki üç erkek ve iki kadından oluşan soyguncular
eski bir Volkswagen minibüsle kaçıyorlar.
Şüpheliler, silahlı ve çok tehlikelidirler,
bu nedenle,çok dikkatli olunması tavsiye edilmektedir.
Ne sikim işler dönüyor ulan burada?
Sakin ol,
mutlaka bir yanlış anlaşma olmalı.
Hassiktir, oradan, pislik herif.
Derhal inin şu arabadan.
Kabalaşmanıza hiç gerek yok. Kes sesini, Allahın belası!
Derhal bana silahlarınızı verin.
Arabadalar.
Getir o zaman, çok yavaş.
İstersen oturup biraz iş konuşalım ve kimsenin canı yanmasın, ne dersin?
Hepsini bu tarafa gönder.
Bu bir şaka mı şimdi?
Onlar oyuncak silah, çünkü, kimsenin canını yakmak istemedik.
Lütfen, bırak bizi gidelim.
Hepiniz tekrar arabaya binin. Polisleri çağıracağım.
Yavaş, sakin ol.
Dur, bir bakayım.
Bunların hepsi, senin yüzünden oldu.
Gerçek silah yok demiştik, kimsenin...
Ne yani, beni de vuracak mısın?
Ne yapacağımı sana söyleyeyim.
Ben bu herifi ortadan kaldıracağım, sen de bu pisliği temizleyeceksin.
Dalga geçiyor olmalısın...
Alo,
Üzgünüm, arayamadım,
Evet, burada
burada bir sorun çıktı.
Endişelenecek bir şey değil.
Tamamdır.
Konferansta kullanacağın belgeleri unutuyordun.
Teşekkürler.
Sen de olmasaydın...
O zaman da sen hep iş seyahatinde olurdun.
İyi günler, otelimize hoş geldiniz.
Bence acele etsen iyi olur
çünkü, saat sekizde burada olmanı istiyorum.
Benim adım Bayan Jakubec, buranın sorumlusu benim.
Siz de, Bay Bad Wolf'sunuz,
Big Bad Wolf.
Harika.
Peki, arkadaşlarınızın isimlerini ne olarak kaydedeyim?
Bay ve bayan...
Çok özür dilerim.
Bay ve Bayan Ramplestee,
umarım otelimizden memnun kalmışsınızdır.
Herzamanki gibi, harikaydı.
Bunu duyduğuma memnun oldum.
Sizi tekrar burada ağırlamak, bizim için bir zevk olacaktır.
Bir sonraki konferans için daha epey vakit var.
Hoşça kalın.
Özür dilerim, Bay Big Bad Wolf.
Sorun değil.
Bu, Bayan Red Riding Hood,
Bunlar da, iki küçük domuzcuk...
Çok güzel, lütfen şuraları imzalayın.
Kaç gün kalmayı düşünüyorsunuz?
Bir kaç gün. Harika, müşterilerimiz genelde öyle kalır.
Yemek bir saat sonra. sanırım uzun yolculuğunuzdan sonra, epey acıkmışsınızdır.
İşte, bunlar da anahtarlarınız ama,ne yazık ki uzun zamandır bitişik odamız bulunmuyor.
Tamamen doluyuz.
Bayan, yaralı mısınız?
Oh, yok, önemli bir şey değil. Küçük bir çizik, sadece.
Her odada, hediye kutularımız vardır.
Teşekkürler.
Acıyor mu?
Sandığımdan da kötü, galiba. Evet, biliyorum.
Biliyorum, üzgünüm, bunun için.
Daha iyi misin? Teşekkürler, seni seviyorum.
Bak eğer Nick'i dinlememiş olsaydık, bunların hiç birisi olmayacaktı.
O, bize yardım etmeye çalışıyordu.
Josey, o birini öldürdü. Bana ateş eden birini...
Bak, o benim en eski arkadaşlarımdan biri ve ben ona güveniyorum.
Sen de bana güvenmelisin, çünkü, seni çok seviyorum.
Seninle yeni bir hayata başlamak istiyorum.
Delisin, sen. Biliyorum.
Biliyor musun?
Şu an, buna devam edemem.
Peki. Çok özür dilerim.
Şu sıralar, senin neyin var?
Ne yazık ki hükümet, bu konuyla ilgili olarak bir karara varamadı.
Nihai karar, en geç Salı gününe kadar halka açıklanmış olacak.
Yerel haberlere gelince, polis halen daha banka soyguncularını
aramaya devam ediyor.
Yirmili yaştaki soyguncular, eski bir VW minibüsle seyahat ediyorlar.
Polis, halkın dikkatli olmasını ve otostopçuları arabalarına almamalarını
ve bu konuda sahip oldukları her türlü bilgiyi polise haber vermelerini tavsiye ediyor.
Geldiniz demek.
Menüye bir bakın, isterseniz. Sen, bir şey beğendin mi?
Etten başka bir şey yok. Bayılırım.
Her şey yolunda mı? Evet, her şey yolunda. Biraz acıyor.
Peki, şimdi ne olacak?
Acelen mi var?
Pekala, dinleyin,
Şu sıralar, bizi arıyorlar
Bir süre daha ortalarda gözükmememiz lâzım.
Kendinizi evinizde hissedin, çocuklar.
İyi akşamlar,
sizi burada ağırlamak bizim için büyük zevk.
Sizin için bir "hoşgeldiniz" içkisi hazırlattım. Kendi ürettiğimiz bir şarap.
Ayrıca sizinle, Bay Pastor Hage'i tanıştırabilir miyim?
Burada kaldığınız sürece, sizin hizmetinizde olacaktır.
Hizmetinizdeyim, bayanlar ve baylar.
Şerefinize.
Ne yiyeceğinize karar verdiniz mi?
Afedersiniz ama, vejeteryanlara uygun herhangi bir şeyleriniz bulunur mu?
Çok özür dilerim, elimizde olanlar, bunlar.
Ama, ben bunları yiyemem.
Çok üzgünüm, bayan.
Başka birşeyleriniz mutlaka olmalı. Ona da bir biftek getirin, eminim, yiyecektir.
Herneyse.
Şerefinize.
Bu yediklerimizden bizim orada yok artık. En son ne zaman yediğimizi hatırlıyor musun?
Bizde küçük şekerlemeler halen daha var.
Yetimhanedeki Bay Crayton'u, hatırlıyor musun?
Nasıl da gizlice arkamızdan gelip "siz ikiniz, bir gün" diye bağırmaya başlardı?
Parmak da böyle...
Evet, hatırlıyorum.
Eskilere dönmek güzeldi.
O günleri özlüyor musun?
Yo, hayır.
Bunu ben yapmıyorum, peki, sen nasıl yapabiliyorsun?
Ben de bir şey yapmıyorum.
Halâ takıyorsun bunu.
Lütfen, bunu yapma.
Müstakbel gelin, o mu?
Evet.
Neden? Sadece, merak ettim.
Lütfen bunu yanlış anlamayın.
Anlayabilirdim.
Aslında, beni hiç ilgilendirmiyor. Herkes biliyor.
O kız benim kız arkadaşım.
Ben de hangi beyefendinin tek kişilik odada kalacağını düşünüyordum.
Allah rahmet eylesin, annem hep şöyle derdi,
Aşk, herşeyi yapabilir ama , gergin ip üstünde yürüyemez.
Gerçekten de yürüyemez.
Eğer bir şeye ihtiyacınız olursa, beni nerede bulacağınızı biliyorsunuz.
18 Mayıs 1912
Nihayet karım Marie'yle birlikte Czinkota bölgesine ulaşmıştık.
Burası, Budapeşte yakınlarında bir yer.
Bu yakınlarda da, harika bir çiftlik evimiz var.
Macaristan'ın bu yöresine daha önce hiç gelmemiştim.
Ancak, kendimi işime adayabilmem için buranın çok uygun bir yer olduğuna karar vermiştik.
İhtiyaçlarımı da kolayca temin edebilecektim.
Castro Caddesi No. 23,
ev, oldukça iyi döşenmişti.
Ama, Marie pek sevmemişti.
Bunu rahatça söyleyebilirim.
İşlerim gayet iyi gidiyordu.
Ama, kendimi oldukça yalnız hissetmeye başlamıştım.
Ancak, Marie,
Marie, büyük şehrin cazibesine kapılmıştı.
Budapeşte, insanlık canavarı.
Hırsızlar, katiller ve fahişeler...
Marie, zamanının çoğunu orada geçiriyordu.
Benim uykusuz gecelerim ise giderek artıyordu.
Onun, böyle bir yere nasıl sürüklendiğini bir türlü anlayamıyordum.
İşte, bu nedenle kırsal bir bölgeye taşınmıştık.
Marie, hiç bir zaman bana çok yakın biri olmamıştı ama,
buraya taşındığımızdan beri, tam bir yabancıya dönüşmüştü.
Ama, ben onu çok seviyordum.
Doğanın
kurduğu tuzağa düşmüştük.
Aşkın, ölümden bile üstün olduğunu söylerler. Ama, bu gece...
Cüzdanını ver bakalım. Hayır.
Hayır, dedim.
İkinci kez, ölmüştüm.
WBG 2,3, haberler...
Saat sabahın 8'i, benim adım Charlie, yerel haberler programımıza hoşgeldiniz.
Banka soyguncusu beş kişinin bulunamaması nedeniyle arama çalışmalarına son verilmiştir.
Bu davadan sorumlu olan polis müfettişi
aramaların durdurulması emri vermiştir.
Arama noktalarındaki durmalar, trafik akışını engellediğinden,bu noktalar da kaldırılmıştır.
Haberlerimize, hava durumu ile ilgili tahminlerle devam ediyoruz...
Kim var orada?
Hatırlıyor musun, bir kaç sene önce ne güzel eğleniyorduk?
Bankaya para yatırıp, çekmek hoşuna mı gidiyordu?
Evet, aynen öyle.
Elli yatır, yüz çek, yok, pound olarak alayım...
Aptalca!
Memurun kafası karışmıştı
ve biz de fazladan bir sürü parayla oradan tüymüştük.
Bir bankayı soymakla, onu kurmanın arasındaki fark nedir ki, zaten.
Ne oldu? Şu varillere bir baksana.
Sofie ne yapıyorsun? Ne yaptığımı sanıyorsun, merak ettim.
Sıkışmış. Bir de ben deneyeyim.
Kahretsinl
Gerçekten de, çok sıkışmış.
Varilleri mi, merak ettiniz?
Sadece merak ettik,
bu kadar varilin, burada ne işi var diye.
İçinde ne olduğunu öğrenmek ister misiniz?
Günümüzün gençleri, hep bir parça meraklı oluyorlar.
O kadar da önemli değil, gitsek iyi olacak. Bir dakika lütfen.
Sizin memnuniyetinizden ben sorumlu olduğum için, sizi böylece bırakamam.
Lütfen beni takip edin. Buna gerek yok aslında...
Otele dönsek iyi olacak. Her halûkârda,
Şu siktiğimin varilleriyle ne işin vardı ki?
Otelin inşa edildiği senelerde, jeneratörler pek yaygın değildi.
Bu nedenle de ona bağlı değiliz.
Bir güç jeneratörü ihdas etmemiz gerekiyordu.
Bu nedenle de varillerde... Evet, gereken benzin bulunmaktadır.
Siz, benzin varillerinde ne bulmayı bekliyordunuz?
Felix, nerede?
Felix, nerede? Bir kaç dakikaya kadar gelir.
Hemen dönerim. Alo,
Sorun ne, Julia?
Şu kadına hiç güvenmiyorum.
Sesinden, kıskandığın anlaşılıyor. Yo, olamaz.
Selam, Nick nerede?
Telefonla konuşuyor.
Burada daha ne kadar kalmamız gerektiğini merak ediyorum.
Şu, müdire hanım ile ne konuşuyordun?
Önemli bir konu değil, havadan, sudan...
Ne zaman gideceğiz buradan?
Radyoda, polisin arama noktalarını kaldırdığını duydum.
Bu durumda, bir, iki gün içersinde, gidebiliriz.
Başımıza ödül de koymuşlar. Muhteşem.
Öyle mi? Ne söylemeye çalışıyorsun?
Bilemiyorum,
neden paranın ve radyonun, sadece sende kalması gerektiğini merak ediyorum.
Patron, bir kez daha ararsa, onunla şahsen konuşmak istiyorum.
Neden bu kadar gerginsin?
Nicolai'ın dediğine göre, burada oyun oynuyoruz ve bu da beni geriyor.
Özür dilerim, acaba, sigara içmeye, bir son verebilir misiniz?
Ne yazık ki, salonlarımızda sigara içmek yasaktır.
Diğer müşterilerimiz, rahatsız olduklarını, söylüyorlar.
Çok fazla içmiyorum ama,sizi mutlu edecekse...
Ölümün yüzünde,
geriye kalan her şey, çok anlamsızdır.
Soğuk bir boşluktan başka, hiç bir şey bulunmaz.
Azrail, gelip ruhunuzu, vücudunuzdan ayırır,
Hiç bir şey,
bir insanın nihaî yok oluşu kadar
korkunç olamaz.
Ölüm, her zaman, insanlığın en eski ve en derin korkusu olmuştur.
Ölümden kurtulmak
ebedî bir rüyadır.
O gece, zaman, ölümü durdurdu ve
benim hayatımı kurtardı.
Sonra da, yaşamın nasıl da hayret verici bir öneme sahip olduğunu anlamama yol açtı.
Bunu kelimelerle ifade edemem ama,
şunu da biliyorum ki, ölüm de, bir rüyadan ibarettir.
19 Aralık 1912
Eşim Marie, aşığıyla birlikte kaçtı.
Komşulara, hep bu acı gerçeği söylüyorum.
Onlar da, bana inanıyorlar.
Bütün köy, bana şefkat gösteriyor.
Son zamanlarda, bir hizmetçi tuttum.
Çok hamarat biri ve büyük bir gayretle çalışıyor.
Eşim olacak orospudan da,
çok daha fedakâr.
Her şeye burnunu sokan bekçi, bugün bana varilleri sordu.
Şu ana kadar, evin arka kısmında yedi tane varil bulunuyor.
Tarlalara yayılmış olarak da, bir kaç tane daha var.
Herkese, bunların benzin varili olduğunu söylüyorum.
Büyük savaş kaçınılmaz olarak çıktığında, lâzım olacak.
Herhangi bir şeyden yoksun kalmamak için de, hazırlıklı olmalıyım.
Köy hayatını seviyorum. İnsanlar müşfik ve anlayışlı.
Hayatıma yeni bir kadın davet ettim.
Özlemini çektiğim bir duygu, yavaş yavaş geri dönüyordu..
Çok güzel bir duygu.
Yaşam.
Neydi, o?
Hey, sesi duymadın mı?
Birileri eğleniyor sanki.
Afedersiniz, buna bir son verebilir misiniz?
Heey.
Her şey yolunda mı?
Birilerini çağırsak iyi olacak. Yan odada kim kalıyor ki?
Bilmiyorum Peki, tamam.
Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum ve böyle bir şaka için de, vakit çok geç.
Kes artık şunu, puşt herif.
Durdu. Neydi o, öyle?
Hiç bir fikrim yok.
İyi günler, Bay Big Bad Wolf.
Nasılsınız, iyi misiniz?
Ne yazık ki, asansörde sigara içmek yasaktır.
Gerçekten mi?
Sizin ve kız arkadaşınızın, kim olduğunu biliyorum.
Biliyorum.
Birileri ölmeden,
burayı terketmeniz gerekiyor.
Bir süre daha buradayız.
Yalnız mısınız?
Afedersiniz? Ne yazık ki öyle. Yanınıza oturabilir miyim?
Elbette.
"Ne yazık ki" ile neyi kastetmiştiniz?
Genelde burada birlikteliğinizin tadını çıkartıyordunuz.
Ne tür bir otel bu?
Bilmiyor muydunuz?
Burası, kaçamak yapan ve bunun gizli kalmasını isteyen çiftler için.
Özellikle de, yakın çevreden.
Yani sizce burası bir tür, "kimseye söyleme" moteli mi?
Bu çok sevimli bir açıklama oldu.
İnsanların sırlarının olması doğal değil mi?
Kız arkadaşınızın da, sizden bir şeyler gizlediğini hiç düşünmüyor musunuz?
Özür dilerim, sanırım, biraz ileri gittim.
Ama,
kız arkadaşınızın nesi var?
Afedersiniz, adı neydi?
Julia. Tabii ya, Julia
Ortak dostunuz konusundaki tavsiyemi hatırlıyor musunuz?
İşte şimdi, biraz ileri gittiniz.
Haklısınız, özür dilerim.
Onlar çok eski arkadaşlar.
Evet, sanırım, çocukluk arkadaşı.
Evet, çocukluktan bu yana, aynı yetimhanede birlikte büyümüşler.
Platonik, yani. Aynen öyle.
Julia'nın, hiç tanımadığınız biriyle, sizi terkedebileceği,
hiç aklınıza geliyor mu?
Biz, birbirimizi seviyoruz.
Aşk çok güzel bir duygudur.
Ancak, bazen, şehvet, daha ağır basar.
Bazen, bazı duygular, bazılarının önüne geçer.
Bütün vücudunuzu sarmalar.
Kanınızın dolaştığı gibi.
Böyle bir arzuyu, siz de hissediyorsunuz.
Merak etmeyin.
Bu çok insanca bir duygu.
Sanırım gitmem gerekiyor, arkadaşlar beni bekliyordur.
Peki, o zaman.
İyi akşamlar, hanımefendi.
İyi akşamlar, bay ve bayan "Çizmeli Kedi".
Sizi tekrar görebilmek çok güzel, akşam yemeği servisi, birazdan başlayacak.
Biz...
Dur, ne olur, lütfen... Herneyse...
Çok özür dilerim.
Uyumak istiyorum.
23 Ocak 191 4
Budapeşte Polis Departmanı
halen daha kaybolan iki kadını arıyor.
Katalina Vaaldam ve Karin Smaldag.
Tanıkların ifadesine göre, iki kadın, en son Margaratian köprüsünde görülmüş.
Yanlarında da, bir erkek varmış. Bay Hoffman.
O da, hiç bir iz bırakmadan, ortadan kaybolmuş.
13 Kasım
1914 ve benim savaşa gitmem gerekiyor.
Herşeyimi, sevgili hizmetçime bırakmak zorunda kaldım.
Anavatanım beni, siperlerine çağırıyordu.
Ben de oraya, tam zamanında varmıştım.
Güzel savaş, sadece ölüler, onun sonunu görebildi.
29 Temmuz 1916
Budapeşte yakınlarındaki Czinkota bölgesinde
23 kansız ceset bulundu.
Yerel polis, korkunç bir manzara ile karşılaşmıştı.
Üç asker, buldukları, savaş yıllarından kalma, 3 tane benzin bidonuna el koymuşlardı.
Ancak, varillerde buldukları şey, benzin değildi.
Alkolde muhafaza edilmiş 23 kansız cesetle karşılaşmışlardı.
Hepsinin, aynı kişi tarafından öldürüldüğüne karar verildi.
1916 yılının kanlı ilkbaharında yaşanan olaylardan biriydi.
Hiç bir şey, göründüğü gibi değil,sanırım.
Düzeltmeye çalışırım, tamam mı?
Felix nerelerde, acaba?
Sanırım, dışarı çıktı. Ben de, çıkıp biraz temiz hava alayım.
Seninle geleyim mi? Yo, gerek yok.
Şuna bir bak, bakalım, becerebilecek miyim?
Tamam mı?
Ah, gerçekten çok başarılı.
Ne oldu, tatlım?
Öldürdüğünü gördüm.
Şarabı biraz fazla kaçırmışsın, bunun sonucu olabilir mi?
Yo, hayır, elinde bıçakla bir adam gördüm.
Biraz sakin ol, derin bir nefes al.
Lütfen beni dinleyin, birilerini aramanız gerekmiyor mu?
Genç bayan, galiba şarap bazı şeyler görmenize neden oluyor.
Felix, yukarda bir cinayet işlendiğini gördüm ve bu kadın, bana inanmıyor.
Yukardaki odalardan birinde, birisi öldürüldü.
Yapmayın lütfen, otelimizde bir cinayet mi?
Emin misin? Tabii ki, eminim, gördüm, diyorum.
Bir kaç dakika önce oldu.
Ben deli falan, değilim.
Acaba, gidip bir kontrol edebilir miyiz?
Gecenin bu saatinde, böyle bir hikayeden dolayı, insanları rahatsız etmek istemiyorum.
Beni anlayabiliyor musunuz?
Peki madem, gidelim, bakalım.
Üçüncü kat demiştin, değil mi?
Gördüğüme eminim, bu taraftaydı.
Bu kattaki müşteri olan tek oda bu.
O halde içeri girip, bir bakalım. Siz nasıl arzu ederseniz, genç bayan.
Yalnız, şunu tekrar belirtmeliyim ki,bu saatte birinin kapısını çalmak, pek uygun olmuyor.
Bayan Jakubec, lütfen, emin olmak için bir bakabilir miyiz?
Pekala, siz lütfen burada durun.
Gördün mü, her şey yolunda görünüyor.
Ben kendim bakmak istiyorum. Oyun oynamayı bırakalım artık.
Yeter artık, teşekkürler Bayan Jakubec, rahatsız ettiğimiz için, özür dileriz.
Kız arkadaşın konusunda dikkatli olmanı söylemiştim.
Ne düşünüyorsun?
Orada bir cinayet işlendi ve ne gördüğümü de, biliyorum.
Bak, banka soygunundan aranıyoruz ve cinayet mahallinde olmamız, iyi olmaz.
Ama, o odada birisi öldürüldü, bana inanmalısın.
Ne? O kadının tarafına mı geçtin, şimdi?
Hayal görmeyi bırak artık.
O kafanın içesinde nasıl korkunç şeyler dönüyor, bilmiyorum.
"Oh, cinayet gördüm", "oh çok korkuyorum".
Bunların hepsi saçmalığın daniskası.
Sen, tam bir puştsun.
Madem bu kadar ihtiyacın var, neden gidip bayan Jakubec'i güzelce bir sikmiyorsun?
Tabii ya, sen de niçin sevgili Nicolai'a gitmiyorsun, belki o da sana...
Belki de giderim.
Çay mı istersin, yoksa kahve mi, bilemedim.
İkisinden de getirdim.
Sütü de, üstüne döktüm.
Eğer sütü dökmeseydim...
Yapacağımı sanmıyordum.
Sonra, onun üstünü temizlemeye çalıştım,
Tıpkı
birisi derimi yüzüyormuş gibi hissettim. Sonra, beni orada bırakıverdi.
Felix, o gece eve çok geç geldi.
Bense,
duştaydım ve bana niçin duşta olduğumu sordu.
Bu onun suçu değildi.
Ona, söylemem gerekiyordu.
Ona, hemen oracıkta söylemem gerekiyordu.
Söylememen, daha iyi olmuş.
İnan bana.
Beni mi arıyordun? Yo, ben sadece...
İhtiyacın olan bu.
Kendine yapma bunu.
Senin burada ne işin var?
Bela Kiss'in masasında bir çok mektup ve kartpostal bulundu.
Bunlar, gazeteye verilmiş bir ilan nedeniyle bir çok kadından geliyordu
ve bu ilanda Bela Kiss, kendisini, "Bay Hoffman" olarak tanıtıyordu.
Kendini, eşini kaybetmiş biri olarak tanıtıyor ve bayan arkadaş aradığını belirtiyordu.
Böylece, çaresiz kadınları, evine getirebiliyordu.
Hizmetçisi, cinayet mahallinde yaşıyor olmasına rağmen,
olağan dışı bir şey görmediğine dair tanıklık ediyordu.
Bu kişi, Bayan Jakubec idi.
Günaydın, hayatım.
Oğlumla tanışmış mıydın?
Kendisinin bir annenin gurur ve neşe kaynağı olduğu söylenemez, çünkü
görünüşünden dolayı, biraz utangaçtır.
Sen, neden söz ediyorsun? Oğlumdan.
Birazdan, onunla tanışacaksın.
Kes şunu.
Cici bir çocuk ol ve yatmaya devam et.
Çok soğuk, değil mi?
Halâ, aileni arıyorsun, değil mi?
Birdenbire kayboldular ve bir daha da, ortaya çıkmadılar.
Günaydın, kendini nasıl hissediyorsun?
Bunu nasıl becerdin?
Alo Herşey ayarlandı mı?
Elbette. Banka konusunda siz bir kıyak yaptım.
Herşeyin yolunda gittiğine sevindim. Bana güvenebilirsiniz.
Şimdi de, sizlerden, emirlerimi yerine getirmenizi bekliyorum.
Zamanı geldi.
(Bay Kiss, görüşme sona erdi)
Ben gidip, Felix'i bulacağım.
Felix'i arıyordum. Günaydın.
Yemek salonunda, arkadaşlarınız için kahvaltı servisini başlattım.
Felix'i hiç bir yerde bulamıyorum. Az önce o karıyı, kanlı çarşafları değiştirirken gördüm
Odaya baktım, orada da, yok. Paralar halâ orada mı?
Haydi, benim odama gidelim.
Sizce, neler oluyor? Kapıyı kilitle.
Felix nerede? Bilmiyorum, Nicolai, bu yer de neyin nesi?
İşte paralar, hemen minibüse gidin ve bizi orada bekleyin.
Hey, orada bekleyin, tamam mı? Peki ya, siz ne yapacaksınız?
Biz, Felix'i arayacağız.
Güvenin bana.
Minibüste görüşürüz.
Neden bu kadar uzun sürdü? Sakin ol, birazdan gelirler.
Oyun mu oynuyor, bunlar?
Bunu duydun mu?
Neydi, o ses?
Kapıları kilitle.
Sessiz ol.
Bu siktiğimin sesi, nereden geliyor?
Kahretsin. Ne yaptın sen?
Ne yaptın ki, sen? Hiç bir şey yapmadım.
Sophie, Ne yaptın sen? Hiç bir şey yapmadım, dedim ya.
Dur, bir de, ben deneyeyim.
Kahretsin, ne yapacağız şimdi?
Nereye gideceksin?
Sofie, daha iyi bir fikrin var mı?
Neydi o? Tekrar dene.
Hey, burada kimse yok mu?
Yardım edin.
Kimse yok mu?
Sana ne oldu böyle, güzelim?
Dışarıda bir adam var.
Dışarıda...
Peter'i öldürdü. Sakin ol, biraz.
Bakın.. Sakin ol.
Şimdi, benimle gel ve neler olduğunu anlat, tamam mı?
Çayım hazır, biraz sakin ol.
Önce, seni biraz temizliyelim.
Ne yapıyorsunuz? Kesin şunu.
Kendime güzel bir kahve yapacağım.
Hayır. Sakinleş biraz.
Bu seni sakişleştirir.
Sen hiç rüzgâr gülü sesi dinledin mi?
Yerdeki bütün bu fincanlar da neyin, nesi?
Hiç bir şey, sıcak bir fincan çay kadar güzel olamaz.
Çayını beğendin mi?
Sanırım, beğenmedin.
Biliyor musun?
Büyüleyici bir şey,
vintefern, felç edici bir zehirdir.
Sanırım, sen de zaten bunun farkına varmışsındır.
Bugünlerde bu ilacı pek kullanmıyoruz, çünkü yan tesirleri çok acı veriyor.
Ama, yine de,
birilerinin bazı fedakârlıkları yapmaları gerekiyor.
Haksız mıyım?
Aklın sıra kaçacağını sandın, küçük orospu.
Böyle bir durumda, hayatta kalabilmek için
sen ne yapardın?
Ben iki Dünya Savaşı yaşadım.
İnan bana, ölümün ne olduğunu bilirim.
Bay Kiss benim hayatımı kurtarmıştı.
Kan, ebedî hayat için en gerekli şeydir.
Tıpkı, vampirler gibi.
Ya da bir peri masalı...
Bunlar olmadan...
Bütün bunların hepsi, Tanrı'nın bir lütfu.
500 yıl önce, insanlar, dünyanın düz olduğunu zannederlerdi.
200 yıl öncesine kadar ise, uçmak, bir hayalden ibaretti.
Ama, şimdi sen,
ebedî hayatın, sadece Tanrılara mahsus olduğunu sanıyorsun
Haç, artık Tanrı'yı ifade etmiyor.
Alkol içersinde saklanmış,
23 kadın cesedi bulundu.
Katil, Bela Kiss,
Birinci Dünya Savaşında, askere kaydoldu.
30 Mart 1916 günü de bir hücum sırasında öldürüldü.
Ancak, ölen Bela Kiss değildi.
Sonraki on yıllar boyunca, Bela Kiss çok farklı yerlerde görüldü.
Ama, asla geri dönmedi.
Sen, bizi nereye getirdin, böyle? Seni, evine getirdim.
Tüm hayatın boyunca, bunu aramıyor muydun?
İşte, buldun.
O, benim babam.
Yo, hayır, bu benim ailem olamaz.
Julia dinle, bir yolunu bulmuş,
Ebediyyen yaşamanın bir yolunu bulmuş.
Dokunma bana. Diğer arkadaşlar nerede?
Sakın korkma. Sadece ikimiz kaldık. Sen ve ben.
Burada kalmalıyız, tamam mı?
Kes şunu. Felix nerede?
Siktirme şimdi Felix'ini... Bırak beni, bırak dedim. Uzak dur benden.
Çok yeteneklisin ama, onları kontrol altında tutamadın.
Eskiden hiç böyle şeyleri umursamazdı.
İşte bak, çok da zor değilmiş. Ben bile bunu becerebilirim.
Bundan da gurur duyarım.
Senin annen de basit bir hizmetçiydi.
Seni,
farketmediğimi mi
zannediyorsun?
Kanının
kokusunu
almadığımı mı sanıyorsun?
Bunca zamandır, seni izliyordum.
Benim küçük
kızkardeşim.
Senin, babamın umurunda olduğunu
bir an bile, düşünme sakın.
Bunu taktığın için babamın,
seni seveceğini mi zannediyorsun?
Nick. Ne var?
Çok üzgünüm.
Gerçekten, çok üzgünüm.
Git buradan, evine git.
Beni en yakın kasabada bırakabilirsiniz, olur mu?
Peki ya bisikletin? Onu daha sonra mı gelip, alacaksın?
Bisiklet benim değil ki?
Sen, iyi misin, her şey yolunda mı? Evet.
Doktor, doktor, beni nereye götürüyorsun? Seni morga götürüyorum.
Ama, ben ölmedim ki. Biz de zaten, daha morga gelmedik ki.
Berbat bir fıkra.
Senin gibi genç ve güzel bir kız, başka birisinin bisikleti üzerinde
bu ıssız yolda ne arıyor?
Erkek arkadaşımın bisikletiydi, yani, eski erkek arkadaşımın.
O puştu, öldürebilirdim.
Ne oldu ki?
İşten erken çıkıp, ona bir süpriz yapmak istedim.
Eve gittiğimde, onu, o orospunun üzerinde yakaladım.
Sigara alır mıydın? Teşekkür ederim.
Bugün, şanslı gününde değilsin galiba.
Sanırım, değilim.
Ne tür bir insan,
arabasına ölümü simgeleyen bir kart takar?
Sadist bir seri katil.
Senin neşelendirmek için başka bir berbat fıkra anlatayım mı?
Yok, teşekkürler. Başka bir tanesine tahammül edebileceğimi sanmıyorum.
Madem öyle diyorsun...
Durun, ne olur? Lütfen, durun.
Kapalıyız.
Beni, duymadınız mı?
Ben...
İşler, planladığımız gibi gitmedi.
Öyle mi, diyorsun?
Plan, daha henüz başlamadı bile.
Durun, lütfen, polis.
Afedersiniz?
Afedersiniz, iyi misiniz?
Yaralarınız kanıyor.
Pardon, buralardaki bir oteli arıyorduk. Aslında, biz kaybolduk sanırım.
Acaba bize, Hoffman Oteline giden yolu gösterebiir misiniz?
Hoffman Oteli mi? Evet, tabii.
size yolu gösterebilirim. Harika, arabaya binip bizimle gelmez miydiniz?
Sizi de, otele bırakabiliriz.
Buradan sola dönün, lütfen.
Emin misiniz? Evet, eminim.
Bu benim evime giden yol.
Ölümün yüzünde
geri kalan herşey, anlamsızdır.
Bunu, sadece bir şeytan yapmış olabilirdi.
Ailemiz için
Bazı şeylerin kurban edilmesi gerekiyor.
GERÇEK OLAYLARDAN ESİNLENİLMİŞTİR.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.