All language subtitles for I.Walk.The.Line.1970.REPACK.1080p.BluRay.x264.AAC-[YTS.MX]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian Download
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

Şerif.

Şerif?

Şerif beni duyuyor musun?

Karın eve mısır getirmeyi unutmasın diyor.

Dorfin'in yerine mi çıkacaksın?

Şimdi neredesin Şerif?

Şerif?

Şerif?

Şerif beni duyuyor musun?

Şerif?

Bas gaza Buddy. Hadisene. Daha hızlı gidebiliriz.

Eyvah Şerifin arabası!

Arayı kapatıyor Buddy.

Bir şeyin yok ya?

Hayır efendim.

-Dışarı çık bakalım. -Olur, efendim.

Çalılıklara doğru kaçan kimdi?

Birisinin kaçtığını gördüm.

Buddy idi o. Henüz küçük bir çocuk.

Sanırım korktu. Çocuklar polisten korkar ya!

Ehliyeti var mı?

O kullanmıyordu ki! Ben kullanıyordum.

-Ehliyetini göreyim. -Şey...

Buddy ile evdeydik, can sıkıntısından patlıyorduk,

timsah derisinden yapılmış bu ayakkabıları buldu.

Bakın göstereyim. Biraz durun.

İşte bu ayakkabıları tepenin yamacında buldu.

Çocuk işte, onlarla oynamaya başladı.

Efendim ehliyetim yanımda değil.

-İsmin ne? -Alma McCain.

Nerede oturuyorsun?

Yukarıda Gatesboro Yolu'nda. Geleli çok olmadı.

Loomis Kanyonu'nda oturuyorduk.

-Kimsen var mı? -Babam ve ben, Buddy ile Clay.

Clay neredeyse 18 yaşına basacak.

Şimdi evde değiller. Çalışıyorlar.

-Nerede çalışıyorlar? -Fabrikada.

İşçi olarak ve geçici bir süre için. Bizim için çok iyi oldu diyoruz.

Çok iyi olmuştur.

Kingman Fabrikası'nda. Tencere kulpu yapıyorlar.

-Annen var mı? -Hayır efendim.

Yemekleri ben pişiriyorum,

ortalığı temizliyorum ve Buddy'ye bakıyorum.

Görmemiş olabilirsin ama benim gördüğüm

bu kamyoneti bir oğlan kullanıyordu.

Sana da bir oğlan diyemeyiz değil mi?

Hayır efendim. Hayır.

Buddy'yi tutuklamazsanız makbule geçer.

Ondan ben sorumluyum ve daha çok küçük.

Minnettarınız olurum. İşte o kadar.

Gir içeri.

Babana söyle: " Şerif Tawes, araba kullanan kişiler

ehliyet almalıdır. Hem de gereğini neyse onu yaparak," diyor!

Söylerim efendim. Mutlaka söylerim.

Çok makbule geçti Şerif.

Kardeşine söyle, ayağına uyan ayakkabı giysin.

Olur efendim.

Babacığım, bir bilmece sorayım mı?

İnsan konuşmasını nasıl öğrendi?

-Bilmem. -Papağanları dinleyerek.

Gülmece işte!

Fasulyeni bitir büyükbaba.

Papağana konuşmasını biz öğretiyoruz.

Bu yanlış olurdu.

Köpek bütün gece havladı.

Andy'nin köpeği. Çok yaşlandı.

Biraz daha sos ister misin Henry?

Sybil, Şerif ile sana biraz daha sos hazırlayayım.

Edith Owens'in kardeşi İncil gurubundaymış.

Önümüzdeki hafta İncil Festivali yapılacakmış.

Duyamadım.

Edith Owens'in kardeşi İncil Gurubundaymış.

-Çok iyi değil mi? -Çok iyi.

Burada daha kolay olacak değil mi?

Bizim için çok iyi değil mi?

Bir daha de bakayım, sana ne söyledi?

İsmimi sordu.

-Sadece ismini mi verdin? -İsmim Alma McCain dedim.

Ne cevap verdi? Tam olarak ne dedi?

Senin ne iş yaptığını sordu.

Ne cevap verdin tam olarak?

Şey, ne yaptığını söyledim. Tencere kulpu yapıyor dedim.

Georgie'den bahsettin mi?

Hayır, Georgie için bir şey demedim.

-Şekeri aldın mı? -Evet efendim.

-Şekeri gördü mü? -Bilmem ki.

-Emin misin? -Ben bir şey görmedim.

Bir daha Shelton'da şeker almak yok.

Belki şekeri görmüştür, ama şekeri gördüğünü ben görmedim.

Tamam. Sonra ne yaptı?

Hiç.

En çok seni kokladığını nereden biliyorsun?

En çok viski kokusunu almadığını nereden biliyorsun?

Bilmem. Almış gibi değildi işte!

Üzerindeki menekşeydi, viski değildi.

Zevzekliği bırak dedim!

Sana dokundu mu?

Hayır.

Sana dokundu mu dedim.

Hayır.

Bahse varım dokunmak istemiştir.

Dokunmak istedi mi?

Bilmiyorum.

Dışarıdakini kaybedersek,

imbik elimizden giderse, bir işe yaramayız.

Zenci olsak daha iyidir.

-Günaydın. -Günaydın.

Tamam, evinde iyidir.

-Günaydın Şerif. -Günaydın.

Zapt edilemiyor mu diyorsunuz?

Pekâlâ tamam, sakin olun.

Şerif, Bayan Wesson telefon ediyor.

Hemen gelseniz iyi olur diyor.

Yaşlı Linton ağacı kestiler diye kıyameti koparıyormuş.

Şerif geliyor Bayan Wesson.

Hemen geliyor Bayan Wesson.

Güle güle. -Ağaç kadının arsasında mı imiş?

Tapuya baktık.

Kadının o ağacı kesmeye hakkı var.

Şerif?

Söylemeyi unuttum, kasabada bir Federal görevli var.

-Buraya mı gelmiş? -Hayır, bilardo salonunda.

Kelly ile konuşuyormuş. Kelly de kim olduğunu hissetmiş.

Kelly bana kasabada bir Federal var dedi.

Ona dokunmayalım.

Hazır olduğunda kendisi söyleyecektir.

Cuma sabahı burada olmaya bak Ezra.

Onu yargıca söylersin Ezra.

Öyleyse tam vaktinde burada ol.

Vaktinde gelirsen başın derde girmez.

Olup biteni biliyorum.

O zaman seni kasabaya dayın getirsin.

Tamam Ezra. Tamam.

İyi geceler Ezra.

Şerif!

Ben, Alma McCain.

Gatesboro'lu. Hani pikap yoldan çıkmıştı ya?

Şey...

Clay ile kasabaya film seyretmeye inmiştik.

Ona dedim ki, kasabada şahsen gidip Şerifi göreceğim

Buddy'yi tutuklamadığı için teşekkür edeceğim.

Oraya vardığımızda acele etmemi istedi.

Bense, acele etmek istemiyorum dedim.

Sonra sinirlendi

ve beni almadan gitti.

Yani basıp gitti diyorum.

Sinemaya geç kaldığını sandı herhâlde.

Bu da yapılacak şey mi?

Clay korkunç, korkunç öfkelidir. İşte öyle.

Babamla fabrikada çalışıyor.

Tencere kulpu değil mi?

Evet, tencere kulpu.

Ama sizi, sizi rahatsız etmek istemem.

Makbule geçtiğini söylemek için geldim.

Yani Buddy için yaptığınız diyorum.

İşte söyleyeceğim buydu.

Vaktinizi almayayım. -Ziyanı yok.

Vaktim için diyorum. Ziyanı yok.

Bir kola içer miydin?

Olur.

-Hiç mahkemeye girdin mi? -Hayır efendim, girmedim.

1928'de yanmıştı. Yeniden yaptılar.

Yepyeni olmuş değil mi?

Hiç yeni hâli olmamış sanırım.

Bir sürü sandalye var ve

bu da Yargıcın kürsüsü.

Ve Amerikan bayrağı.

Onu biliyorum. Yani bayrağı biliyorum.

Bayrağı bilirsin elbette.

Bayrağa bağlılık yemini ederdik.

Ama bu kadar büyüğüne bağlılık yemini etmedim.

Aman Tanrım! Burnuma kaçtı.

-İyi misin? -Biraz yaktı.

Dr. Pepper kolasındaki biberden olmalı.

Öyle olmalı.

-Şimdi iyi misin? -Teşekkür ederim.

Burada kalakaldın sanırım.

Ağabeyin öylece çekip gidince...

Öylece çekip gitti.

Geri dönecek mi dersin?

Clay'i bilirim, revüyü seyredecektir sonra da

çıkıp kafayı çekecektir. Sabaha kadar da

bir şeyi hatırlamayacak. Herkes uykudadır.

Böyle bir şey yapmak tam da Clay'e yakışır.

O tarafa yolunuz düşmüyor mu?

Sesi bozuk çıkmaya başladı.

Bu radyoların sorunu da bu. Şarkı bitmeden pilleri bitiyor.

İlerideki koruluğa sapabilirsiniz.

İsterseniz burada durun.

Yol içeri gitmiyor mu?

Sorun yok.

Bak şimdi, bir art niyetim yok.

Ama sorun yok dedim.

Benim.

Telefon ettiler. Bay Bascomb aradı.

Görüşebildin mi? Makamını aramış ama dışarıdaymışsın.

Bir sorun için çağırdılar. Horse Pike yolunda.

Sutton'dan gelen çocuklarmış.

Sabah seni görecekmiş.

Kim bu adam?

Gelirler Müdürlüğü'nden.

Viski konusu mu?

En son Denton'lar basılmaya değecek imbik kurmuşlardı sanırdım.

Niye bunları rahat bırakmıyorlar? Kimseye bir zararları dokunmuyor.

Yerlerini yeni birileri mi aldı yoksa?

Vakit bulduğunuzda, bu işle uğraşmayı adet

edinenlerin bir listesini yaparsanız

Washington'daki patronların hoşuna gidecektir.

Ya da, yakalayabildiklerinizin

veya şüphelilerin.

Ne kadar çok olursa o kadar iyi!

Polderaine, Loomis Kanyonu, Finchberg'den gelenler

gerektiğini düşündüğün kadar geriye git.

-Listeyi hemen istiyor musunuz? -Hayır, hayır, hemen değil.

Bir iki gün içinde buralara yolum düşer.

Hepsinin isimlerini şimdi kafadan söyleyebilirim.

Elsie ben sayarken not al. -Bayım, Bayım...

-İsmim Hunnicutt. -Hunnicutt.

Bay Hunnicutt, merkezdeki kulelerde oturanlara

işimizi çok basitmiş gibi göstermek istemeyiz değil mi?

Ağırdan alın.

Çok teşekkürler Şerif. -Hazırlamaya çalışırız.

Buralarda pek fazla hareket olmuyor değil mi?

Berberiniz güneş battıktan sonra

hayat olan yer ararsan ta Sutton'a kadar gitmelisin dedi.

Halk toplantısına katılmak istersem o başkaymış.

Evet, bizim Shelton'da başka şey bulunmaz.

Burada nizamî hareket vardır. Bu tepelerde böyledir.

Evet, sanırım öyle.

İnsanlar hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Bazıları azıcık kaçak içki yapar. Kimseye zararları yoktur.

Arada bir, biraz ek iş yapıp nasıl geçineceğiz diye

ömür boyu elleri çenelerinde düşünüp durmak istemiyorlar.

Pekâlâ.

Roe buraya gel!

Sana geldiğimi hiç bilmiyorlar.

Bunların buradan kalkmasını istediğimi söyle onlara.

Bunu hazmedemezlerdi. Sana kendim geldim.

Derhal kaldırmalarını söyle onlara.

Yemin ederim, bununla bir ilgisi yoktu cidden!

-Sana yazarım. -Sakın yazma!

Seni yine görmek isterim. Ne zaman gelebileceğini söylerim.

Böyle bir şey yapma. Duydun mu beni?

Böyle bir riski göze alma.

Başımız derde girecek mi Alma?

Bilmiyorum Buddy.

"Adı: Carl McCain İkametgâhı: Loomis Kanyon"

Al bakalım.

Üçgene topla.

Tekrar yap.

Uyuyamadın mı baba?

İhtiyar Linton'un ağacını kesmişler.

Olayı duydum.

Sadece bir gölgesi olsun istiyordu.

Ağaç onun değildi baba.

Geçen gün bir haber aldım. Şekerleme yapıyordum.

Köpeklerin havlaması beni uyandırdı.

Kızlarım geri gelecek.

Anneni de alıp hep birlikte balığa çıkacağız.

-Olur baba. -Köpekler havlıyor.

Köyde yangın var. Dikildim, kız kardeşlerin oradaydı.

Geri gelecekler. Biliyorum.

Umarım dönerler baba.

Geç yatma olur mu?

İşlerin bitti mi Henry?

Evet.

Sırtını ovayım mı?

-Günaydın. -Selâm.

Hepsini yazdım. Ya da hemen hemen hepsini!

Cullen. Bu adam aklıma geldi.

İki defa hüküm giymiş.

Ama 87 yaşında var.

Evet, bu kahrolası kasaba dinozorlara kaldı.

Her şey dinozorlara kalıyor.

Unutmadan Wylie: İhya Çadırı'na bugün bir bak.

Geçen seferki gibi içeriye çok fazla sandalye koymasınlar.

Geldiğine sevindim.

Hepsi gitti.

Geç gelecekler.

Tahmin ettiğine sevindim.

Şimdi hiçbir şeyi tahmin edecek durumda değilim.

Seni görmeliydim. Hep seninle olmak istiyorum.

-Ben de! -Her gün haber bekledim.

-Veririm demiştim. -Daha fazla bekleyemedim.

Doğrudan sana uğramak iyi değil.

Öyle değil mi? -Artık dert etme.

Bir an az kalsın yakalanacağımı sandım.

Etrafta dolaşanlar çoktu.

-Yakalanmak mı? -Evet, otomobilinin orada.

Görmedin mi?

Neyi? Ne diyorsun?

Yazdığım notu. Arabana bırakmıştım.

Neler söylüyorsun?

Otomobilin çadırın yanındaydı. Bu gün gördüm.

Buddy ile birlikte gitmiştik.

Çadıra gitmedin mi?

-Ne yazmıştın? -Orada otonu gördüm.

Hayır, mektupta ne yazmıştın?

Bu... bu gece gel yazmıştım.

-O kadar mı? İsmini yazdın mı? -Hayır.

-Emin misin? -Evet!

Nereye gel dedin?

Hayır, sadece... "Bu gece gel" yazdım.

Senin araban sanmıştım. Senin değil miydi?

-Hayır. -Ama öyleydi. Orada gördüm.

Mektubu arabanın neresine koydun? Nereye bıraktın?

Tam olarak nereye? -Emin değilim.

Direksiyon panelinin oraya! Acele ediyordum.

Kolay bulacağın bir yer olsun diye.

Otomobil kimindi?

-Yardımcılarımdan birinindi. -Bir şey yapamaz ki!

Bir şey bilmiyor. Herhangi biri koymuş olabilir.

Üzgünüm. Çok üzüldüm.

Belki hâlâ oradadır. Bulabilirim.

Doğru. Belki görmemiş olabilir.

Sence bu iyi mi olurdu?

Korkma, sana zarar vermeyeceğim.

Sana hiç zarar verir miyim?

Niye böyle koşarak gitti?

Alma onu korkutmuş olmalı.

Niye koşuyor dedim?

Kâğıdı koyduğum yer onun arabası değilmiş.

Neyin var böyle? Devamlı dolaşıp duruyorsun.

Sersem.

Karanlıkta yiyince her tarafa damlatıyorsun.

Bacaklarına mayonez bulaşmış!

Etrafı niye seyrediyorsun?

Orada ne görüyorsun?

Tam sana göre iş. Karanlığa bakmak.

Sersem.

Cehenneme git!

Yarın giderim.

"Hava Raporuna göre bulutlu hava devam edecek.

"Doğu sırtlarından rüzgâr çıkıyor.

"Yerel dağlarda sağanak görülecek. Sıcaklıkta değişiklik yok.

"Davis Yolundaki toprak kayması temizlendi, trafik normal akışında.

"Burası WQQR, hava raporunu dinlediniz. Şimdi müzik."

Şerife kapıyı aç Buddy.

Hadi.

Notu buldun mu?

Hayır.

Federal ajan kasabadan ayrıldı mı?

Yine gelecek.

Gitti ama. Bu iyi değil mi?

Geri dönecek!

McCain! Bu aletlerin hepsini nehre atmanızı istiyorum.

Her şeyi! İki gün içinde, anladın mı?

-Deneriz Şerif. -Öyleyse başlayın.

Sakın blöf yaptığımı sanmayın.

Elinizde bir şey yok. Her şeyi inkâr ederim.

Biliyorum Şerif.

Elimizde bir şey olduğunu hiç düşünmedim.

Yakalanırsak kabahat bizim, senin değil.

Bizi böyle göndermen makbule geçti

yani sebebin ne olursa olsun, zaman tanımanı diyorum.

Kamyona binin.

Tawes ne olduğumuzu biliyorsun. Kimseye bir zararımız yok.

Artık Federal ajan geldi. Yapacak bir şey kalmadı.

-Bizi bilmesi gerekir mi? -Eninde sonunda öğrenecek.

Bu riski göze alırız.

Bundan sana bir zarar gelmeyecek, anladın mı?

Bu işten hep kârlı çıkacaksın.

Anlaşma yaptık tamam mı?

Seni beklettim.

Özür dilerim.

Yatma zamanı geldi büyükbaba.

Şu ölümlü dünyada nefret etmeye zaman kalmaz diyebilirsin değil mi?

Evlendiğimizde böyle düşünüyordum.

Başımızda çılgın rüzgârlar estiği zamanlardı.

Böyle şeyler düşünürdüm.

Bir yerde okumuş olmalıydım.

O rüzgârla birlikte ayağını yerden kesmiştim değil mi?

Ne olduğunu anlamadan Ellen

Haney'i boynuna dolanmış buldun.

Okuduğum dergide insan birbirini tam olarak bilemez diyordu.

Evliler bile diyordu.

İnsanların özelleri olduğunu gayet iyi anlıyorum.

Yani birbirine ilgi gösterenler bile

birbirinin her şeyini biliyor gibi davranamazlar.

Aynı görüşte misin?

Sanırım.

Ancak düşmanlar biliyormuş gibi yaparlar.

Evet, yaparlar. Bu doğru.

Henry bunu iyi düşündün.

Cidden anlamlı bir şey.

Sadece düşmanları o kişiyi tam olarak tanıyormuş gibi davranır.

Gördün mü nasıl bir akıl var sende?

İsteseydin bölge idaresinde

daha büyük bir makama geçeceğine hep inanmışımdır.

Kesin arkanda olurdum, eğer bunu istiyorsan.

Ne istersen öyle olur Henry.

Dergi birbirinizi tanımıyorsunuz yazıyor diye

birbirimize yardım etmeyecek değiliz.

Ne istersen Henry.

İstediğin her şeyi.

Şerif!

Ödümü patlattın.

-Şu ufak radyolar bunları mı alıyor? -Harley?

-Neyse boş ver. Boş ver İda. -Arkadayım.

Şu transistorlu radyolar ne boy pil alıyor? Dokuz mu?

-İyi akşamlar Şerif. -Şerif istiyor.

Dokuz. Dokuz numara olacak.

Poşet var mı?

-Ellen Haney nasıl? -İyidir.

Güzel. Ortalıkta o kadar çok hastalık var ki!

Yakında Albay Anderson gömülecek diyorlar.

-Albay Anderson öldü mü? -Hayır.

Ama Doktor Ellison gelecek salı ölür diyor.

Hortlaklar.

Nasıl?

Hortlaklar!

Burada hortlaklar var derdik.

Bir sürü şeyler duyardık.

-Sen ve kim? -Kız kardeşlerim.

-Ne duyardınız? -Sesler.

Hepsi öldü şimdi.

On altı sene oluyor.

Nashville'e giderken arabalarına çarptılar.

Annemle birlikte öldüler.

Babam hâlâ buna inanmıyor.

Kiliseye gidiyorsun değil mi?

Yani Şerifsin hani ya!

Ailene üzüldüm.

Şuradaki gölü görüyor musun?

-O bizim yerimizdi. -Yani elinizden mi aldılar?

Bizi onun elinden aldılar.

Az daha unutuyordum.

Değiştireyim bari.

Henry?

Çık artık Henry.

Henry?

Henry artık bu oyunu oynamak istemiyorum.

Ödümü koparttın.

Sen... dehşet verici birisin. Biliyor musun?

Ne oldu?

-Birlikte gidelim Alma. -Ne?

Benimle gel.

Peki. Nereye gitmek istiyorsun?

Nereye istersen.

-Chicago. -Tamam.

-Uçakla. Hiç uçağa binmedim. -Uçakla gideriz.

Chicago'dan neler getirirdim bir düşün.

Hayır, geri dönmeyeceğiz.

Knoxville'den daha uzağa gitmedim. Belki de hiç gidemeyeceğim.

Waco, Teksas'ta oturan bir amcam var.

Bir defasında bize gelmişti.

Görmeye gelebilirsin demişti ama hiç onu duymadım.

Waco'dan uzağa gideceğiz.

California'ya gidiyoruz. Oradan Kanada'ya geçeceğiz.

California mı?

Sen iyi bir insansın Henry.

Federallerin adamından ne haber? Hiç ondan bahsediyor mu?

Hayır hiç. Hey Buddy, gelsene.

Bana yardım et. -Geliyorum.

Bu Şerif bütün gün ne konuşuyor öyleyse?

Daha çok şakalaşıyor.

Bugün... Bugün dedi ki...

baba, bugün Chicago'ya gidiyoruz dedi.

-Chicago'ya. -O ve ben.

Sonra dedi ki, belki de California'ya gideriz.

-Vay be! -Ama çok iyi huylu biri.

Karısı ve bir genç kızı var.

Arada bir kiliseye de gidiyormuş.

Babam İncil Çadırı'na gideceğiz dedi.

Evet, günahkâr ruhlarımızı, günahkâr ruhlarımızı...

Temizleyeceğiz, temizleyeceğiz.

Her şey bizim olacak. -Pekâlâ!

-Alma? -Evet?

Şerife bir şey söylemeni istiyorum.

De ki, seni alıp California'ya götürecekse

bize önce bir aşçı bulsun.

-Selam. -Selam.

Salı günü yüz dolarım olacak.

Yüz dolar mı?

Yakında sana yeni elbise alacağım.

Sutton'da bir elbise gördüm. Onu alabilir miyiz?

Bay Bascomb buna sevinecek.

Neredeydin? Dalaşan kedilerin arasında mı kaldın?

Dün Crobin'lerin yerine gittim. Etrafı biraz araştırdım.

Neredeyse silâhla beni kovalıyordu.

Bahse varım ki sen de kibar davranmışsındır.

Suç kibar olmakla çözülmez Elsie.

-Bir şey var mı? -Worley Holden'in Wylie'ye notu var.

-Sana söylemeyi unuttum. -Ne istiyor?

Kylie Rush Yahudi mi değil mi diye münakaşa etmişsiniz.

Olmadığını öğrenmiş.

Hiç Noel'e benzemiyor kendisi!

Bu Bascomb için liste.

-Hepsi bu kadar mı? -Kayıtlı olanların hepsi.

İmbikçiler sinsi olur.

Hepsinin imza vermek gibi bir âdeti yoktur.

Tek başına etrafı araştırmak tehlikelidir!

İçlerinden dostça davranmayanları çıkabilir.

Etrafı kurcalamamanı söylemiştim.

Bir daha araştırmaya çıktığında

yanında ben yoksam, nereye gittiğini birisine söyle.

Rıhtım Devriyesi mi, San Diego Merkezi mi?

Fark etmez, Santral. Benim derdim şu:"

Bakın, bana San Diego Merkezini bağlayın.

Alo? Buyurun, Santral. /i

Santral.

-Gitsen iyi olur. -Seninle kalmak istiyorum.

Evine dönmelisin.

Anne, Şerif geldi.

Okuluna git Sybil.

Bascomb denen adam aradı.

Ne söyledin ona?

Burada olmadığını söyledim.

Kasabaya yeni gelmiş. Yanına uğrayacağını söyledi.

Kız güzel biri mi?

Eğer buysa, bir an gelir,

senin yaşındaki erkekler genç kız peşine düşer.

Dergiye göre... -Öyle değil Ellen Haney.

Genç biri değil mi?

Öyle değil.

Peki, ne öyleyse Henry?

Değişiklik mi istedin?

O kadar çok mu istiyorsun Şerif?

Sybil'e iyileşeceğini söyledim.

Sana hep dürüst davrandığımı bilmeni isterim.

Yani diplomatlık yapmadım. Ne demek istediğimi anlarsın.

Neler hissettiğimi işitmek sana zor geliyor biliyorum.

Belki sen böyle şey hiç hissetmedin.

Belki sana verecek fazla şeyim kalmadı.

Ama Sybil ve benim sana saygımız sonsuz.

Bunu bilmeni istiyoruz.

Düşünmeden bir çılgınlık yapmanı istemiyoruz.

Henry ne yapacağımı söyle bana!

Bir müddet Carla halalara gitmemizi ister misin?

Ne yapman gerekirse onu yap Ellen Haney.

-Onunla kaçacaksın değil mi? -Bilmiyorum.

Tanrım, Henry!

Dostlarım aradığınız orada değil.

Arayacak buradan başka yer kalmadı.

Bezelyemin üstündeki pekmezi ye

Hep öyle yaptım

Tadı iyileşmiyor, ama

bıçaktan kayıp düşmüyor.

-Bıçaktan kayıp düşmüyor ha? -Evet.

Böyle bir davul alana bedava aspirin vermeliler.

Bedava aspirin ha?

-Ona listeyi verdiniz mi? -Evet aldım. Aldım.

-Parka gidelim. -Hey, evet, iyi fikir.

Şimdi yapmamız gereken şey

Jenkins'den başlayarak, araziyi iyice bir taramak.

Ne dersiniz, otoyoldan bu yana

Sandy Rock'u da kapsayan araziyi Baraj Gölü'ne kadar ben alsam

sizin çocuklar da kuzey sırtını tarasalar?

Elbette senin onayınla Şerif.

-Başka seçenek kalmadı. -Kaç adamınız var?

Üç kişi sabaha gelecek.

Onlar da Cavender'den bu yana tararlar.

Buraları kapsar.

Elsie onlara bir harita hazırlasın.

Wylie, sen Finchberg'den başla.

Orada oturanları benden daha iyi tanırsın.

Niye ben Finchberg'de oluyorum?

Çünkü otoyoldan Baraj Gölü'ne kadar bende.

Onun için.

Şey, bu işimizi görür herhâlde.

Bay Bascomb?

Tabii bu liste tam olmayabilir.

Geçen gün Sutton'a gittim, defter kayıtlarını inceledim.

Eski isimleri gözden geçirdim, haritada zor görülen yollara baktım.

McCain ismine rastladım. Loomis Kanyon'da oturanlar?

Ama şimdi orada değiller.

-İmbikçi mi? -Hem de nasıl!

Çok eski sabıka kaydı var, bir iki nesil öncesine kadar uzanır.

Ele avuca sığmıyor. -Boyuna yer değiştiriyor.

Evet.

Bu McCain var ya?

Kaçak içki yapmayı babası öğretmiş.

O da çocuklarına öğretecek, onlar da çocuklarına.

Bir sürü öğrencisi de var.

İki oğluyla beraber bir de kızı var.

Kızın kocası da var.

Şimdi Capesville hapishanesinde

bu demektir ki, o da kaçak içki yapmasını öğrenmiş.

Her neyse, buralardaki tepelerin birindedirler.

-Herkesi yakalayamayız ki! -Bu hiç belli olmaz.

Pekâlâ!

Şey, kulübemize gideyim. Adamlarımızı hazırlayayım.

Bir müddet daha burada olacağıma benziyor.

Şerif kusura bakma, ama motellerinizde hiç iş yok.

Burada, şilteleri kızgın olan bir yere gerek var.

Görüşürüz.

Evet, Elsie.

Henüz vakit erken.

Belki Finchberg'de bir şeyler yapabilirim bugün!

-Canımı acıtıyorsun Henry! -Niye bana söylemedin?

-Nasıl olur söylemezsin? -Neden bahsettiğini anlamadım!

Capesville'deki kocanı diyorum!

Ne zamandır evlisiniz?

Ne zamandır evlisiniz?

Bilmiyorum. Bir sene oldu sanırım.

-Niye bana söylemedin? -Hapisteydi.

Babam kimseye söyleme dedi.

Sana yalan söylemedim. Henry lütfen! -Seviyor musun onu?

Cevap ver! Onu seviyor musun?

Fazla beraber olmadık.

-Nereden öğrendin? -Hunnicutt'dan. Biliyormuş.

-Her şeyi mi? -Bilmiyorum.

Bizle oynuyor şimdi. Hep böyle yapar.

Çoktan beri biliyor olabilir.

Ne yapacaksın şimdi?

Gideceğiz.

Her şey iyi olacak.

Ne?

Hiç endişe etme.

Kimse sana zarar veremez. Ne baban,

ne kocan, ne de kimse!

Seni anlayamıyorum.

Konuştuğumuz gibi.

Tamamen, tamamen yeni bir hayat.

Ama o zaman lâfta kalmıştı.

Düşündüm de, seninkiler var ve benimkiler var.

Hayır, sen onu merak etme.

Artık onunla birlikte değilim.

Bir dakika dur tatlım.

Benimkiler kesin beni bırakmazlar.

Asla izin vermezler. -Bizi durdurmak ellerinden gelmez.

Tanrım, Henry beni korkutuyorsun.

Bak şimdi. Sakın bana fikrimi değiştirdim deme.

Henry dur, yine canımı yakma Henry.

-Şimdi vazgeçemezsin. -Başımız derde girecek Henry.

-Kararından cayma. -Yapacağımızı sanmamıştım.

-Yapacağız. Yapmalıyız. -Ama...

Ama yapılamaz belki. Bel... -Dert etmeye değmez.

-Yapamayız. -Merak etme. Merak etme.

Hadi gel.

Şimdi eve git eşyanı topla; tekrar burada buluşuruz.

Şimdi evdedirler. Beni bırakmazlar. Beni bırakmazlar.

-Bir şey diyemezler. Korkma. -Bizi durdururlar. Yakalanırız.

Pekâlâ. Ne zaman işe gidiyorlar?

Ne zaman işe gidiyorlar? -Sanırım güneş doğarken.

Yarın sabah burada buluşalım, şafakla birlikte aynı yerde.

Otomobille Sutton'a gider, oradaki bankadan para çekeriz.

Göreceksin. Bir şey olmayacak.

Tamam, şimdi git.

Her şey yolunda gidecek.

Belki California'ya!

Hadi git.

Seni seviyorum Alma.

Ben de!

Gel buraya Roe!

Şerif'in bürosundan Hunnicutt.

Roe!

Gel oğlum. Gel buraya Roe.

Roe!

Köpek yabancı sevmiyor galiba.

Burada mı oturuyorsun?

İsmini sorabilir miyim? -Alma McCain.

İşimi yapıyorum.

Bir daha gelmeyeyim diye.

Nedir yapmak istediğin?

Aslında Federallerin işi. Gelir Vergisi işi.

Açık söyleyeyim, birisi yasa dışı viski yapıyormuş.

Kim olduğunu bulacağız.

Etrafa bakınıyordum neler var diye.

Yalnız sana şunu diyeyim, belki sırası değil ama

kuzenim Knoxville'de önemli bir memurdur.

Bölgenin tüm otomobillerine servis yapar.

Senede bir Knoxville Güzeli Yarışması'nda

jüri üyesi olur.

Kusura bakmazsan

çok güzel bir kız olduğunu söyleyeceğim.

Bu yarışmayı kazanan kız ta Atlantik City'ye kadar gider.

Atlantik City adını hiç duydun mu?

Vermont'tadır. Sayfiye yeridir.

McCain diye birisi hiç oy vermemiş.

McCain Bina Vergisi de ödememiş. -Loomis Kanyon'dan geldik.

Hayır, hayır. Hepsi aynı deftere kayıtlıdır Bayan.

Kayıtlardan anlamam. Babamla konuşsanız iyi olur.

Tabii ben asıl Şerif değilim.

Asıl Şerif, Tawes adında biri.

İyi bir Şerif. İyi bir adam.

Dürüst bir adam.

Aslında Tanrısal biri diyebilirsiniz!

Evde kimse yok!

Kocan çalışıyor mu?

Hepsi Kingman'da çalışıyor. Tencere kulpu yapıyorlar.

-Öyle mi? -Öyle.

Eve de oldukça erken döneceklerdi.

Tencere kulpu?

Daha sonra gelseniz iyi olur.

Ne dediğinizi anlayamıyorum.

Yapma kızım.

Ne dediğimi gayet iyi anladın.

Alo!

Evet. Evet Pollard.

Bakalım bir şey bulabilir miyiz?

Finchberg'e gitmediyse nerede olabilir?

Bu tarafa niye geldi ki? -Bilmiyorum.

-Çekip çıkartalım mı Şerif? -Hayır, bence yerinde kalsın.

Bence muavinin buraya hiç gelmedi.

Birisi arabasını buraya indirmiş.

Seni yanlış iz peşine düşürmek istemiş.

Tawes? -Efendim? Evet olabilir.

Düşmanı var mıydı?

Onu öldürecek yarım düzine adam tanıyorum.

Evet. Belki aradığımız şeyin izini buldu.

Sandığımızdan daha yakında olmalı.

Parks ve Lloyd otomobille gelmek üzereler.

Hâlâ etrafa bakabiliriz.

Hepimiz biraz etrafa açılsak? Ben de Gatesboro'ya bakarım.

Şerif geldi!

McCain?

Şerif burada.

-Tek başına mı? -Başka kimseyi görmedim.

Beni yakalayacak.

Bırak onu. Lanet olsun! Bırak şunu dedim!

-Bizi yakalasın mı yani? -Kimseyi yakalamayacak.

Hiç konuşma, anladın mı? -Bizi yakalayacak mı?

Kes sesini!

Salak herifler!

Ne yapsaydık yani? Başka çıkış yolu bırakmadı bize.

-Öldürmeniz gerekmezdi! -Hayır, öldürmek zorundaydık.

-Buraya gömemezsiniz. -Burada kimse bulamaz.

Burada kimse bulamaz mı? Tepeden aşağı köpeklerle iniyorlar.

Federal biri var! Yaptığınız hatalarla besleniyor.

Nereye gömelim dersin?

Bilmiyorum. Bilmiyorum. Düşünmem gerek.

Alma nerede?

Bizi durdurmaya kalkmayın. -Bir şeyi durdurduğum yok.

-Nerede o? -Seninle sanıyordum.

Evde buluşacaktınız değil mi? Orada olmalı.

-Bundan haberi var mı? -Elbette haberi var!

Onu becermeye kalkmadı mı sandın?

Sen olsan daha çabuk öldürmez miydin?

Öldürmekten hazzetmeyiz ama bu herife acımadım.

Tamam.

Eşyalarınızı toplayıp kamyona koyun, basın gidin buradan!

-Hadi! -Onu ben hallederim. Defolun!

Onu bırak.

McCain!

Kızı merak etme. Ona gayet iyi bakacağım.

Hey! Şerif!

Yukarıda arabanı fark ettim.

Şey dedim, burada bütün Şerifler esrarengiz bir şekilde kayboluyor.

Tıpkı şu kurgu-bilim kitaplarındaki gibi.

Bir kitapta da bütün siyasileri mantarla öldürüyorlardı.

Etrafa bir göz atıyordum.

Yol tarafından bir ses geldiğini sandım.

-Bir şey yok mu? -Orada kimse yok.

Bir imbik bulduk.

Nehrin aşağısında. Çok uzakta değil. Neredeyse üzerinde duruyorsun.

Şimdi ortadan kaybolmuş. Üzerinden fazla zaman geçmemiş.

Orada, Gatesboro Yolunda kim oturuyordu biliyor musun?

Hayır. Hayır bilmiyorum.

Adamın Pollard diyor ki, metruk Gimple evi.

-Gimple mı? -Orası diyor.

Orayı boş sanıyordum.

Kimseye haber vermeden yerleşmiş olmalılar.

Evet, muavinin de öyle düşünüyordu.

Hey... Bir şey mi var?

Hayır. Ne kadar uzaktadırlar onu merak ediyordum.

-Hayvanlar gibi girip çıkıyorlar. -İşlerine akıl sır ermiyor.

Ne yaparsın Vogel? Sen ve ben gibi soğuktan korunacak yer peşindeler.

Evet. Bir resim daha?

Hayırlı olsun Şerif, kaçak avın başladı galiba.

Bahse varım nasıl viskimi bulduysam, sen de adamını bulabilirsin.

Alma!

Alma?

Alma!

Alma içeride misin?

Alma!

Alma!

Bırakın onu!

Artık bitti Şerif. Anlaşma sona erdi.

Alma.

Her şey halloldu. Artık istediğimizi yaparız.

Alma! -Anlamıyor musun Şerif? Artık bitti.

Henry!

-Benimle geliyorsun. -Hayır, seninle gelemem.

Buddy!

-Tawes! -Henry!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.