All language subtitles for The.Walking.Dead.Daryl.Dixon.S02E04 The Book of Carol Le Paradis Pour Toi 1080p AMZN WEB-DL DDP5 1 H 264-NTb.tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Haydi, haydi! Devam!

Başlarından vurmayın!

Yürüyün, çabuk!

Hepsi ölü.

Hastir!

Hayır!

Durdurun şunu!

Vurun!

- Götür bizi buradan. Çabuk! - Dayan!

DARYL DIXON: CAROL FASLI "Sana Cennet"

Ne yapıyorsun? Neden duruyorsun?

Geliyorlar! Geliyorlar!

Haydi, çabuk!

Haydi, haydi!

Topu ateşle!

Yürü! Yürü!

Yürü!

Çöz beni! Çöz beni!

Sabit dur.

Kıpırdama!

İndir silahını!

- Tepeye devam et. - Sen?

Dixon'a söyle, çocuk için yapıyorum.

Haydi!

Gelin, gelin!

Haydi, buradayım!

Bu noktaya geldiği için üzgünüm.

Ama bize onun yerini söylemen gerek.

Bu yolu kendin seçtin.

İlk tanıştığımızda...

Laurent altı yaşındaydı.

Duymuştum onu. Bir aç'ın rahminden gelen bir çocuk.

Korkunç bir sondan...

mucizevi bir başlangıca.

Çocukla tanıştık, kabiliyetlerini değerlendirdik.

Özel olduğunu gördük.

Tıpkı Peder Jean'ın söylediği gibi.

Tıpkı senin söylediğin gibi.

Yıllar içinde pederle mümkün olduğunca iletişimde kaldık.

Sonra vakit geldi ve çocuğu buraya çağırdık.

- Senin için mi onun için mi? - Hepimiz için.

Yeniden özgür olmak için.

Tek bir sebebi vardı.

Kontrolü kaybetmekten korkuyordun.

Artık görüyorum bunu.

İraden zayıfladığı için üzgünüm.

Sana ve herkese moral vermek istiyorum.

Tüm yorgun ve umutsuz hissedenlere.

Yaptığın şey güçlü olmak değil, Losang.

Bu çaresizlik, yoldan çıkmak ve barbarlık.

- Daryl'ın ağzıyla konuşuyorsun. - Hayır, bu benim.

Onunla tanışana kadar uykuda olan ben.

Artık sahte peygamberlere inanmayan ben.

Çocuğun nasıl özel olduğunu yıllar önce kendin söylemiştin.

Özel! Hayatta kalmaya çalışan her insanın yapması gerektiği gibi hissediyor ve düşünüyor.

Ama insan o.

Yaralanabilir, kanı akabilir. Ölebilir.

İsa gibi, Muhammed gibi, Buda gibi.

- Boşuna uğraşıyoruz. - Sus!

Rahibe! Cemaatimize inançlarının kanıtını sunacağız.

Yapılmak zorunda.

Anladın mı?

O yüzden bana çocuğun yerini söylemeni istiyorum.

Kapıda gedik açtılar.

İşgalciler tepeye tırmanıyor.

Genet'nin ordusu köye girdi.

Yürü.

Her an gelebilirler.

Losang! Gitmemiz gerek.

Baba, geliyorlar! Baba!

Kaçın!

Kendinizi kurtarın!

Pardon!

Gel buraya!

İyi misin?

Sanırım.

Bıçakladılar mı?

Gel otur şöyle.

Şuraya.

Yavaş.

Yavaş.

Bakabilir miyim?

Temiz görünüyor, iyi.

Kimsin sen?

Adım Carol.

Dikkat.

Sıkıca bastır bunu, tamam mı?

Yapabilir misin?

Titriyorsun.

- Ne arıyorsun burada? - Bir arkadaşımı arıyorum.

Amerikalı.

- Hemen şurada. - Hayır, hayır, hayır!

Daryl, boş ver.

Tüh!

Al, al. Bunu sıkıca bastır.

Çıkıyoruz buradan, haydi!

Hayır, çok geç.

Geç değil. Bu şekilde olmaz.

Bırak.

Sadece...

Ona göz kulak ol.

Birlikte yapabiliriz.

İlgilen onunla.

Ve hep yanında olduğumu bilsin.

Tamam mı?

- Tamam. - Tamam.

Görüyorum onları.

Ateş böceklerini.

Çok güzeller.

- Haydi, daha hızlı! - Nereye gidiyoruz?

- Yürü! - Hey!

Aslında bizi götürecek birini ayarlamıştım.

Uçaklı bir pilot, Paris'te.

Herkes özledi seni.

Connie, Judith. Geri dönmene hepsi çok sevinecek.

Duyuyor musun?

İyi tanıyormuşsun onu, belli.

- Kiminle ilgilenilmesinden bahsediyordu? - Bu taraftan.

Bitti!

Teslim ol.

Yuva bizim.

Laurent?

- Gitmişler. - Kim gitmiş?

- Daryl bak, biz en iyisi Paris'e gidelim. - Hayır!

Çocuğu almadan olmaz.

- Isabelle ondan mı bahsediyordu? - Fallou ile beraberdi. Burada buluşacaktık.

Soğuk.

Siktir ya!

Hey! Hey!

- Buradaymış! - Tamam.

- Benim için bırakmış bunu. - Tamam, tamam. Hey!

Beraber bulalım, tamam mı?

- Olur, tamam. - Tamam.

Gel.

Buradan gitmişlerdir.

Çok uzaklaşmamışlardır.

Ee, Isabelle?

Evet, birbirimize yardım ettik.

O olmasa burada olmazdım.

Pilot dedin? Ne yaptın, uçağa atlayıp Maine'den buraya kadar uçtun mu?

Grönland'da yakıt takviyesi yaptık. O da apayrı hikâye.

İçine doğdu, herkesi bırakıp yola mı çıktın?

Evet.

Bir hisle dünyanın öteki ucuna uçtum işte.

- Geri dönmen gerekiyordu. - Dönmeye çalışıyordum.

Kesin olan tek şey...

artık Ohio'da değiliz.

Dépaysant.

Ne?

Fransızca bir söz.

Olaylara farklı gözle bakmanı sağlayan yer, demek.

Ne?

Ne?

Fransızca konuşman.

Sen, ben, burası. Delilik bu.

Yok, aptalca.

Delilik.

Biriyle tanıştım, yardım etti bana. Adı Codron.

Seni tanıdığını söyledi.

Ana Üs denen yerde tanıştım.

- Genet yakaladı onu. - O kadın da az değil.

- Beni bulmana mı yardım etti? - Çocuk için yaptığını söyledi.

Çocuk nerede?

Amerikalı'da mı?

Galip geldin işte. Çocuğu rahat bırak.

Niyetim savaşı kazanmak.

Savaş mı?

Savaşımız ölülerle olmalı.

Umutsuzlukla, çaresizlikle. Masum bir çocukla değil.

Empati, kaygı...

Koyunları nasıl uyuttuğun belli oluyor.

Bunca zamandır sadece gerçeğe mi bel bağladığımı zannediyorsun?

Rahibeyi bulduk. Isabelle.

- O bir şey anlatmaz. - Artık anlatamaz, hayır.

Çocuğu o mu saklıyordu? Çocuğa yapabileceklerinden mi korkuyordu?

- Korkacağı bir şey yoktu. - Ama senin var.

İnsanlarım için korkuyorum.

Gelecek için.

Çocuk kaçtığında...

tanrının onu benden koruyor olmasından korkmuştum.

Kendimden şüphe ettim, hattâ inancımdan.

Ama artık etmiyorum.

Çünkü anladım ki tanrı onu senden koruyormuş.

- Amerikalı tanrıya mı çalışıyor? - Hepimiz onun hizmetindeyiz.

İnansak da inanmasak da. Sen bile.

Yani çocuğu bulursam...

tanrının yanımda olduğu kanıtlanacak?

Araziyi tarayın. Çok uzaklaşmış olamaz.

Yerinde olsam geleceği çok düşünmezdim.

Geleceğin yok.

- Gar nerede? - Ne?

Lise Fransızcası.

Tren istasyonu nerede, demek.

Tren bulursak bütün konuşmayı sen yap.

Madam Bourgeois.

Tek bir kelimede hata yapsan cetvelle parmaklarına vururdu.

Matematiğe de girerdi. Onda da çok iyi değildi.

Daha önce hiç seyahat etmemiştim.

- Gittiğimiz yerler oldu. - Neyi kastettiğimi biliyorsun.

Küçükken televizyonun yanında babamın bir küresi vardı.

Onu çevirip dururdum. Dünyayı dolaşmak ne kolay gelirdi.

Niye yapmadın?

Çocuk yaptım.

Benim dünyam oydu.

Telsizde konuşurken biri geri döndü demiştin. Kimdi o?

Kimse değildi.

Bir duyguydu.

Commonwealth'de her şey o kadar sessizleşti ki bütün o eski şeyler hayalet gibi geri döndü.

Ben de gittim işte. Seni de merak ediyordum.

- Ayak izleri? - Evet.

İki kişiden fazla. Biri onlara yetişmiş.

- Mösyö Dixon? - Kimsin lan sen?

Rahibe Isabelle?

Hoş geldiniz. Ben Didi. Bu Theo.

Çocuk söyledi geleceğinizi.

Onları görünce aramaya çıkıyor ben.

Didi beyaz mantarı çok sever.

Teşekkürler. Çok güzel.

Onları gördüm aç, yorgun.

Büyük adam Fallou. İyi biri.

Ve oğlan. Laurent çok kibar çocuk.

Bulaşıklara yardım ediyor.

Yaya mı gittiler?

- Paris'e? - Evet. - Hayır, onlara araç bulurum.

Bize araç bulabilir misin?

Bende çok.

Belki birini çalıştırırsınız.

Sabah bakarız.

Sabah iyi olur.

- Hava karanlık artık. - Tamam.

Yemeğinizi yiyin. Dinlenin.

Rahibe Isabelle ne diyorsa o.

- Bunlar en son ne zaman çalıştı? - Kim bilir?

Ben şoförlüğü bunda öğrendim.

Başka şeyler de öğrendiğim oldu.

Burada mı büyüdün?

Dördüncü kuşak.

Birinci dünya savaşında Almanlar'a havuç satardık.

İkincide Naziler'e. Sonra da Amerikan askerlerine.

Ordular gelir gider. Biz hep buradayız.

Bunun işi bitik. Dönüşüm yapılmış ama. Etanolünüz var mı?

Ahırda.

Bu fena değilmiş.

Buna akü bulmak lazım, şarj tutanından.

Birkaç da hortum.

Onları bulacak bir yer biliyorum.

Yürüyüş ayakkabılarımı giyeyim, götürürüm seni.

Tamam.

Gençleri özlüyorum.

Bütün çocuklar büyüdü ve çoktandır gitti buradan.

Laurent'ı ağırlamak güzeldi. Bir günlüğüne de olsa.

Dediğin gibi, tatlı çocuktur.

Teyzesi Isabelle'e çok düşkün.

Ve Daryl'a. Anlata anlata bitiremedi.

Daryl iyi etki bırakır.

İkiniz hakkında da konuştu.

Çocuklar bazen bizim görmeye cesaret edemediğimiz şeyleri görürler.

Bir şey ima ediyorsun gibi geliyor nedense?

Laurent Daryl'ın seni sevdiğini ama söylemediğini düşünüyor.

Çünkü söylerse gidemezmiş.

O iş biraz daha karmaşık.

Çocuk için değil.

Benim için de değil.

Aşk ne kadar ender bulunur bilirim.

Siz ne zamandır evlisiniz?

Theo?

Evli değiliz.

Benim eşim öleli çok oldu.

Çocuklarım, torunlarım, hepsi gitti.

Ama çok mutlu görünüyorsun.

Çok uzun süre, değildim.

Daryl gibi, yitirdiğim hayatla yeni bulduğum hayat arasında kalmıştım.

Ama...

insan bir yolunu bulup...

hayata tutunmalı.

Bazen o kadar kolay olmuyor.

İşaretler her yerde.

Bizim şarkımız.

Aşkım.

- Hayatım. - Birtanem.

İyi ki yürüyüş botlarını giydi.

İçimi ürpertiyor burası. Aylakların aylakları var.

Hey! Merhaba, Madam Dicasse!

Kibar kadın. İyi dişçidir de. Sayesinde dişlerimin çoğu duruyor.

Hey! Mösyö Roux! Fırıncı.

Sessiz biridir. Yaşarken bu kadar gürültü yapmazdı.

- Ah! Ne yazık ki tüm sokak vefat etti. - Gömseniz olmaz mıydı?

Köyde sadece yaşlılar kaldı. Yaşlıların yaşlıları gömmesi? Çok zor.

Biri ölünce kapısını kilitliyoruz, geçerken de saygımızı sunuyoruz.

- Bu da değişikmiş. - Evet.

Ooo! Mösyö Toussaint!

Dur!

- Siz bekleyin. Önce ben konuşayım. - Tamam.

Didi senin Laurent'ın idolü olduğunu söylüyor.

Sonuçta sadece bir gün geçirdi onunla.

Bayağı iyi izlenim bırakmışsın. Commonwealth'i sevecek gibi görünüyor.

Paris'te arkadaşları var. Onlarla kalması daha iyi.

Kimin için daha iyi? O senin sorumluluğunda.

Belki istemiyorumdur.

Bizim oradaki çocuklar peki?

- Bu başka. - Başka mı?

Evet. Evet, başka.

Onu kaybetmek istemem.

Benim gibi mi olursun? Ondan mı korkuyorsun?

Hayır, öyle bir endişem yok.

- Tamamdır. - Evet.

Çabuk. Haydi gelin.

Tamam! Bu işimizi görür.

Amerika?

Evet.

Birleşik Devletler'i severim. Kardeşim Florida'da yaşıyor.

- Louise ile... - Evet, eşiyle her kış giderler.

Fontainebleau'ya.

Florida çok güzeldir.

Fontainebleau'da kaldınız mı hiç?

- Gitmeyi düşünüyorduk. - Benim gönderdiğimi söyleyin.

Oda 22'yi isteyin. En iyisidir.

Pazartesiye kadar hepsini getirin.

İşe giderken araba lazım olacak.

- Tamamdır. - Mersi!

Her şeyi unutuyor, açları bile.

Şanslı.

En güzeli, değil mi? Keşke ben de unutabilsem.

Teşekkürler.

- Nasıl gidiyor? - Çalıştırınca göreceğiz.

Hey, Theo etanol var demişti.

Evet. Ahırda. Getirebilirim.

- Teşekkürler. - Ben yardım ederim.

Teşekkürler. Gel.

Yaklaşma!

Rahibe?

Rahibe Isabelle?

Ne oldu, hayatım?

Anlatabilirsin bana.

Küçük kızım vardı.

Ben atlattım.

Sen de yaparsın. Tamam?

Gel. Beraber girelim.

Tamam, biraz gaz ver. Birazcık.

Dur! Dur!

Biraz dedim.

Birazdı işte.

Hayır, çok fazlaydı.

Az mı çok mu, nereden bileceğim?

Sesi dinleyeceksin. Fazla gibi geliyorsa fazladır.

Belki sen fazlasın.

- Ne? - Ne?

- Ne? - Ne?

Lütfen devam edin. İzlemesi keyifli.

- Yaşlı çiftler gibi. - Keyif almana sevindim.

Yaşayanların Gücü! Siz saklanın.

- Öldürecekler onu. - Bilemeyiz.

Eğil.

Herhalde Genet galip geldi.

Biliyorum tanıdığın insanlar vardı orada.

Isabelle ve Laurent.

Judith gönderdi.

Nasıl o?

Gitmemi istemiyordu.

Ama bulunma ihtimalin varsa gitmem gerektiğini de biliyordu.

Galiba buradaki insanlarla o kadar yakınlaşmana şaşırdım sadece.

Niyetim o değildi.

Açıklaması zor.

Olur da açıklamak istersen...

Hey!

Gelmene sevindim.

Ben de.

- Gidiyor musunuz? - Yolumuz uzun.

Yazık olacak. Didi özel bir şey pişirdi.

Trüflü yumurta.

- Hiç trüf yemediniz mi? - Hayır.

Dil için seks gibidir.

Bağışla, rahibe.

Haydi, gelin. Yürüyün!

Hızlıca yeriz. Gel.

Oha!

Kusura bakmayın. Hiç bu kadar lezzetli yumurta yememiştim.

Evet, trüf. Bulmak lazım bunlardan.

İyi gözlere ve bolca sabra ihtiyacın var. Bulması çok zordur.

Sadece özel misafirlere.

Araba için teşekkürler.

Bütün yaptıklarınız için.

Laurent'ı bulduktan sonra planınız ne? Paris'te mi kalacaksınız?

Bilmiyorum. Daha karar vermedik.

Ne yapıyorsun?

Theo? Bu ne demek?

Ne teklif ettiler sana?

Neden, Theo?

Senin için, aşkım.

Bizim için.

Kim onlar, biliyor musun?

Ordular gelir gider.

Kazanan tarafta durmazsan hayatta kalamazsın.

Gelin benimle.

Aptal ihtiyar.

Beş kişi saydım, altı. Genet de var.

Arkada saklanabilirsiniz.

Mösyö.

Niye geldiğimi biliyorsunuz.

Evet, madam.

Bu sabah gittiler. Kahvaltıdan sonra.

İkna etmeye çalıştık ama şüphelendiler.

- Ahırı arayacaklar. - Al. Koru beni.

Ben arabayı alacağım.

Ne güzel kokuyor!

Oturabilir miyim?

Şeref verirsiniz.

Trüf?

Enfes bir tat.

Tuzumuz yok ama trüfümüz var.

Aradığımız kişiler...

çok tehlikeli insanlar.

Aslında düşman onlar.

Savaştayız.

Kim olduğumu biliyor musunuz?

Evet, ben duymuştum.

Babamdan.

- Babanız uzun yaşamış? - Hayır.

Genç öldü. Maquis gerillaları için savaşırken aldığı yaralardan.

Ama başka bir savaşta köyümüze gelen sizin gibi insanları anlatmıştı bana.

Onlar da çocuk arıyormuş.

Trenlere bindirmek için.

Bizi de öyle mi zannediyorsun?

Didi.

Dedim size, saatler önce gittiler.

Yumurta neden hâlâ sıcak o zaman?

Burada bir yerdeler.

- Evi arayalım. - Hayır!

Onlara aratın.

Ölülerin işe yaradığı tek şey yaşayanların kokusunu almak.

- Çabuk, dışarı!

O neydi? Yürüyün! Çabuk, çabuk!

Yargılama.

Bakışlarında görüyorum.

Daha çok şaşırma.

Senin gibi birinin böyle birine dönüşebilmesine.

Ben başka neler gördüm biliyor musun?

Zenginler villalarına ve şatolarına kaçarken...

Işıklar Şehri'nin karanlığa gömülüşünü.

Aileler dehşet içinde Pont Neuf köprüsünde toplanmışken...

teknelerin oligarkları alıp Seine nehrinden kaçırışını.

Onların öcünü mü alıyorsun şimdi?

Büyük eserler korunurken...

aşkımın, umudumun onların yarattığı canavarlar tarafından yok edilişini gördüm.

Beş adım ötemde. Camın öteki tarafında.

Sen hiç böyle bir kayıp yaşadın mı?

Öldürdüler onu.

- Torpidoda harita buldum. - İyi. - Evet.

Aslında ilk tanıştığımızda Isabelle'e çok iyi gözle bakmadım.

Yardımıma ihtiyacı vardı. Ben de geri dönmeye çalışıyordum.

Anlaşma yaptık.

Mantıklı.

Laurent da bizi bir arada tutan çimento gibi oldu, anlarsın.

Evet, anlıyorum.

Ve asla ama asla eve, sana dönmekten vazgeçmedim.

Burada kaldıkça dönmek daha da zorlaştı.

Seviyordun onu.

Laurent bizimle geliyor, biliyorsun değil mi?

Evet, biliyorum.

Madam Genet öldü.

Amerikalı öldürdü.

Çocuğun peşinden gitti ve öldü.

Bu da tanrının yanımızda olduğunu kanıtlamıyorsa...

Marion'un yöntemi yeterli değildi.

Ama sizinki de değil.

Şimdi ne olacak?

Tüm günahlar affedildi, dostlarım.

Tüm günahlar affedildi.

Yaşayanların Gücü...

Umut Birliği'ne hoş geldiniz!

Hayallerimizi daha iyi ve güçlü bir gelecek için birleştirebiliriz.

Gelin hayallerimizi daha iyi ve güçlü bir gelecek için bir araya getirelim.

Vadedilmiş topraklar önümüzde!

Laurent bizi oraya götürecek.

Haydi çocuğu bulalım!

Çeviri: Takaya @TakayaSubs

Hazır mısın?

Carol'ın uçaklı bir arkadaşı var. Sadece onu bulmamız gerek.

Sence bir gün biter mi bütün bunlar?

Her şey daha farklı olabilirdi diye mi düşünüyorsun?

Bayağı uzun bir liste o.

O ülkesine dönecek. Çocuğu götürürse biz ne yapacağız?

Dikkat et. Bazı insanlar kurtulmak için her şeyi yapabilir.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.