Afrikaans
Akan
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Çekilin yoldan.
Geliyorlar.
Philippe, 100 avrosuna bahse girerim onları atlatabilirim.
- Philippe. - Anlaştık.
Hadi bakalım.
Formundasın. Tanrım.
Siktir!
Hasiktir!
- Atlattın mı yani? - Dışarı çıkın! Ellerinizi kaputa yaslayın!
Dışarı çıkın!
200 avrosuna varım, yanıma eskort verecekler.
Yine kaybedeceksin.
- 200 avro, eskort! - Anlaştık.
Ellerinizi göreyim!
Kahrolası ellerinizi göreyim.
Açıklamama izin verin.
Çeneni kapa ve ellerini kaputa koy.
Durun.
- Bırakın! - Dışarı çık dedim!
Çıkamaz!
Kapıyı bile açamaz!
- Ne? - Çıkartmaya bakın.
Bagajda tekerlekli sandalye var!
- Git bak! - Bakın.
Beni bırakın.
Evet.
E?
Ne bu?
Keyiften mi o kadar hızlı gidiyordum?
Hastaneye gidiyoruz.
Kriz geçiriyor, tamam mı?
Durum acil! Kıpırdayamıyor.
- Ben bakıcısıyım! - Bir sorunumuz var.
Bakın.
Ne yapacağız?
İyice düşünün. Acele etmeyin.
Sonra çocuğunu arayıp babasını öldürdüğünüzü söyleyin.
Beş dakikaya gidecek.
Ölecek adam.
O yüzden acele etmeyin.
Hadi! Adam boğulurken siz ne yapacağınızı düşünün.
Tamam, gidin.
- Nereye gidiyorsunuz? - Acile.
Biz eskortluk yapalım, daha güvenli.
Biz eskortluk yapacağız. Hadi!
Tamam, gidiyorlar.
Bu çok iğrenç, Philippe.
Aklım almıyor. Bunu nerenden çıkarıyorsun?
Ehliyet sınavına şimdi girmelisin belki de.
Evet ama şimdilik "Biz eskortluk yapalım, daha güvenli."
200 avroya eskort.
Ben o kadar büyük paralara iddiaya girmem.
Havamızın değişmesi lazım.
"Biz eskortluk yapalım, daha güvenli."
Hadi ama. Sana ben yardım ettim.
Philippe, eskort.
Eskort. Eskort, daha güvenli.
Biz eskortluk yapalım, daha güvenli.
Geliyor.
Sedye getiriyorlar. İyisiniz ya?
- Evet, iyiyiz. - Bol şans.
Hoşça kalın.
Şimdi ne yapacağız?
Bırak ben halledeyim.
GERÇEK BİR HİKÂYEDEN ESİNLENİLMİŞTİR
Referansınız var mı?
Evet, İEBD'm var.
Yani İleri Ev Bakımı Diplomam var.
Bunu, 2001'de Bayer Enstitüsünden aldığım eğitimle destekledim.
Sosyal hizmetler bölümünde okudum.
Sonra toplum ve aile ekonomisi kursuna gittim.
Aslında şöyle ki...
Çalışmaktan ziyade okudum ben.
Başlıca motivasyonunuz ne?
Para.
İnsan.
Ben bununla ilgileniyorum.
Çok güzel.
Başkalarına yardım etmek sanırım.
Oldu mu? Bildim mi?
Muhit.
Engelli insanları küçüklüğümden beri
çok seviyorum.
Engellileri sosyal açıdan bağımsız yapmak için çalışıyorum.
Spor da lazım. Hareket etmeliyiz.
Yaşama uyum sağlamak için.
Bu insanlar hiçbir şey yapamıyor.
İlk profesyonel tecrübem...
Bayan Dupont-Moretti'ydi.
Çok yaşlı bir hanımefendiydi.
Çok yaşlıydı.
Son ana kadar ona baktım.
Cadılar Bayramı'nda yaşlıların olduğu bölüm
çok eğlenceli olurdu.
Bürokrasi konusunda da uzmanımdır.
Mesela konut yardımı.
Bilemiyorum. Belki...
...bir tane alırsınız.
Bir bak Magalie ama sanmıyorum.
- Yvan Laprade? - Evet.
Yeter.
- Laprade benim. - Beklemekten bıktım.
Merhaba.
Bana imza lazım.
Buyurun oturun.
Referansınız var mı?
- Çok var. - Tamam.
Dinliyoruz.
Kool & The Gang, Earth, Wind & Fire.
İyi referanslar mı?
Onları tanımıyorum. Oturun.
Müzikten hiç anlamıyorsunuz.
Müzik konusunda hiç cahil değilimdir.
Cruel'ı bilmesem de...
- Hayır. Kool & The Gang. - Ya siz?
Siz Chopin, Schubert ya da Berlioz'u biliyor musunuz?
Berlioz'u biliyor muyum?
Siz kesin bilmiyorsunuzdur.
Ben uzmanım.
Öyle mi?
Orada kimleri tanıyorsunuz?
Hangi bina?
Ne demek istiyorsunuz?
Toplu konut olmasından önce
Berlioz 19'uncu yüzyıl bestecisi, yazarı ve eleştirmeniydi.
Saçmalık. Berlioz kim, biliyorum.
Mizahta da müzikte olduğunuz gibisiniz.
İkisinde de berbatsınız.
İmza mı lazım?
Evet, işe başvurdum diyebilmek için.
Ama bariz özelliklerime rağmen...
Aman canım işte her zamanki gibi ilgilenmediğinizi falan yazın.
Yardım almak için üç kez reddedilmem gerekiyor.
Anladım, yardım parası.
- Başka motivasyonun yok mu? - Çok var.
Biri burada.
Gerçekten çok motive edici.
Tamam, çok eğlendim ama ne yapacağız?
İmzalayacak mısınız?
Şu an imzalayamam.
- Neden? - Neden mi?
Bu çok kötü.
Onu vermem gereken süre geçti.
Dediğin gibi, çok kötü.
- İmzayı Bayan Motivasyon atamaz mı? - Magalie'nin yetkisi yok.
Kötü oldu, cep telefonu numarasını ekleyebilirdi.
Yarın dokuzda al.
Seni yardım parandan etmek istemem.
Seni geçiremeyeceğim.
Yok yok, kalkmayın.
Yani oturun siz.
Ben yarın gelirim.
Mina, o burada mı?
Hayır, geç gelecek.
Hayır! Hayır!
Musluğu kapatın yoksa bana su gelmiyor.
Musluğu kapatın!
Çıkın buradan!
Yıkanıyorum.
- Rahat bırak beni! - Dışarı!
Onları dışarı çıkar.
Yürüyün.
Bintou, ben ciddiyim!
Mina!
Çıkar onları!
O koca göbeğini de al çık.
Bırakın!
Çıkın!
Çıkın bakayım.
Anlaşıldı mı?
- Bana bak Bintou. - Bırak!
Bintou, ne oluyor?
Otur bakayım!
- Neredeydin? - Okuldaydım.
Nereye gidiyorsun?
At binmeye.
Ukala.
Al, senin için.
Neredeydin?
- Seyahatte. - Seyahatte demek.
Millet konuşuyor.
Beni aptal mı sanıyorsun?
Altı aydır seni görmedim.
Bir kez bile aramadın! Sıfır!
Şimdi sürpriz yumurtayla ortaya mı çıkıyorsun?
Üçkâğıtlarınla kira ve yemek parasını...
...çıkaracağını mı sanıyorsun sen?
Otel mi burası?
Seninle konuşurken bana bak!
Salak!
Seninle konuşulmuyor ki.
Konuşmak mı istiyorsun?
Tamam.
Dinliyorum.
Dinliyorum.
Biliyor musun Driss?
Senin için çok dua ettim.
Ama Tanrı beni affetsin, başka çocuklarım da var.
Onlar için hâlâ umudum var.
Bir daha buraya gelmeni istemiyorum.
Eşyalarını topla ve defol git!
Anlaşıldı mı?
Defol.
Defol!
İyiydi, değil mi?
Bak, ben gidiyorum.
- Komik değil miydi? - Unut gitsin.
Komik değil miydi?
GECE GÜNDÜZ PARK YASAKTIR
-Buyurun? - Belge için geldim.
-Seni bekliyordum. - Yardımla...
-Gel. - ...ilgili.
Philippe'e geldiğini söyleyin.
Hemen.
E?
Pancar yok ama turplar neredeyse hazır.
- Güzel. - Merhaba.
Gel.
Seni uyarayım, kötü bir gece geçirdi.
Anlaşılan sen de öyle.
Güne sabah yedide hemşireyle başlıyor.
Her sabah iki, üç saat bakım yapılması gerekiyor.
Pek çok aday bir hafta sonra havlu atıyor.
Onlardan çok görüyoruz.
Dekoru, müziği falan sevdim ama alıcı değilim.
Hem işlerim var.
Sana etrafı göstermem söylendi.
Neyse, bitti sayılır.
İletişim için bebek monitörü var.
Telsiz gibi.
Anlaşma gereği kendi odan var.
Burası tuvalet.
Banyon da ayrı.
Bu taraftan.
Seni bekliyor.
Bir dakika.
Belgeni imzaladım.
Şuradaki masada.
Yardım almak hoşuna mı gidiyor?
Efendim?
Başkasının sırtından geçinmek seni rahatsız etmiyor mu?
Senin için sorun değil mi?
Hayır. Senin için?
Çalışabilir misin peki? Sınırlar dâhilinde, düzenli saatlerde.
Sorumlulukların olacak.
Espri yapabiliyormuşsun demek.
Seni bir ay denemeye hazırım.
Düşünmek için bir günün var.
Eminim iki hafta bile dayanamazsın.
Ne var?
Hiçbir kemik,
hiçbir kas es geçilmemeli. Hepsini hareket ettireceksin.
Cilt ve eklemler iyi durumda olmalı.
Bunun için titiz olmak gerek.
Ve katı. Tamam mı? Anlaşıldı mı?
Uyan!
- Gece uyursun! - Uyumuyorum ki.
Bana yardım et.
Philippe'i sandalyesine oturtalım...
...ve onu duşa götürelim.
Ben biliyorum.
Sen dene. Göster bakalım.
Korkma. Devam et.
Korkmuyorum.
Mutlu musun?
Bağlanana kadar onu bırakma.
Evet, öyle tuhaflıklarım var.
Kimse söylemedi.
Ben eğitimdeyim.
Beyaz eldiven falan mı istiyorsun? Ovalasana!
Şampuan bir tuhaf, köpürmüyor.
- Nasıl gidiyor? - Köpürmüyor.
Ne?
İnanmıyorum.
O ayak kremi.
Dur.
Bana okuyamadığını söyleme Driss!
Tabii ki okuyabiliyorum ama...
Çok yeteneklisin.
Genelde vücut için tek bir şey kullanılır, bunda 20 şey var.
Bütün günü burada geçiremem.
O zaman bu.
İşaretli olan şampuan.
Sen halleder misin?
Elbette hallederim.
Ayaklarım çok güzel oldu.
Sen öğle yemeği ye Marcelle.
Etek nerede?
Bunlar destek çorabı. Kanın düzgün akmasını sağlıyorlar ki bayılmayayım.
Ben bunu yapmam.
Burada bir sorun var.
Ben yapmayacağım için
bir soralım bakalım.
Marcelle!
Belki Marcelle gelip giydirir.
Kadın olduğu için nasıl yapacağını biliyor.
Ben yapmam, tamam mı?
Bayılsan daha iyi.
Yani bazen...
Biz bunları giymeyiz. Erkeğiz. Mümkün değil Marcelle!
Çoraplar konusunda çok iyisin.
O sevimli küpenle bunu yapabilmen çok doğal.
Şakayı bırakabilir miyiz?
Bu konuda çok yeteneklisin.
Güzellik uzmanı olarak çalışmayı...
...hiç düşünmedin mi?
Tamam, oldu.
Eldivenler ne için?
Biraz bekleyelim. Onun için pek hazır değilsin.
Hayır, hazır değil.
Ne demek istiyorsunuz? Neye hazır değilim?
- Bu ne? - Anlatacağız.
Konuşmalıyız Marcelle! Bu eğitim işe yaramıyor.
Hazır olayım olmayayım
tanımadığım bir herifin götünü boşaltmam.
Tanıdığım bir herifinkini de boşaltmam.
Prensip olarak kimsenin götünü boşaltmam.
Önce yemeğimi bitirebilir miyim?
Hayır.
Bence böyle kalsın.
Ben böyle hastalıklı şeyler yapmam.
Çoraplar yeterince kötüydü zaten.
Ama orta yolda buluştum.
Sıra sende. Göt boşaltmayı çıkartalım.
- Mesajı aldım. - Bu yanlış.
Çıkar işte.
- Afiyet olsun. - Teşekkürler.
- Güzel, ha? - Bayıldım.
Siz beni takmayın.
Sinemada değilsiniz. Yemek yiyoruz burada.
Selam. Nereden bira bulabilirim?
Peruğunda bulabilirsin.
- İki paketi de aldın mı? - Hiçbir fikrim yok. Umurumda değil.
Paspas kafanı da alıp yürüyüşe çık.
Gidelim.
Babamın tuttuğu adam bu.
Doğru ya.
O adamın adı var.
- Ne? - Affedersin.
- Neler oluyor? - Hiç.
- Emin misin? - Evet.
Masaj yapıyorum.
Çok acayip.
Oyunun bitti mi?
Hiçbir şey hissetmiyor musun?
Delirdin mi sen?
Deney yapıyor.
Hiçbir şey hissetmiyor.
Onu yakacaksın.
Avukat.
Avukat.
Hayır, o özel. Sonra okurum.
"Özel" dosyasına mı?
Çöp.
Kadın fena değilmiş.
"Fahişe" dosyası yapalım mı?
Afiyet olsun.
Teşekkürler.
Rica ediyorum.
Pardon.
Siktir, sürekli unutuyorum.
Siktir ya, affedersin.
Bu çok iyi geldi.
Driss, buraya gel lütfen.
Beni duyuyor musun?
Buraya gel lütfen.
Ne?
Saat neredeyse dokuz. Philippe bekliyor.
Dokuz oldu mu? Bu banyo köpüğü ancak köpürüyor.
Tam bir domuz.
Kahvemi yapar mısın?
Bebek monitörü!
Hep yanında olacak!
Ve Nutella!
O tuhaf meyvelerden yapılmış reçeli istemiyorum.
Ben buna binmem.
Seni at gibi arkaya yüklemem.
Bu ne?
O pek uygun değil.
Yani?
Maalesef pragmatik olmalıyız.
Pragmatik mi?
Siktir.
Şu sese bak.
- Çok iyi. - Harika.
Bu çok iyi.
Fenaymış.
Gidelim!
Komşu oraya park edip duruyor.
Kendi park yeri olduğunu sanıyor.
Fazla uzun sürmeyecek.
Günaydın, nasıl gidiyor?
Seni rahatsız mı ediyorum Sarışın? Kahve ister misin?
Hadi.
- Şunu oku. - "Gece gündüz park yasaktır."
Daha yüksek sesle!
- "Gece gündüz park yasaktır." - Ha şöyle.
- Hepsini oku. - "Ayrılmış park yeri."
O kalın kafana bunu sok ve yürü!
Yürü Sarışın, kaybol!
Salı günü açıyoruz. O zamana satılır.
Geçebilir miyiz?
Bir saattir oradasın. Kanal değiştirme vakti geldi.
Bunda büyük bir huzur var. Belli bir şiddet de.
Çok dokunaklı.
Dokunaklı mı? Beyaz üstüne kırmızı boyaların mı?
Kaç para bu?
Galiba 30 bin avro ama bakarım.
Evet, bak.
Fiyat bana çok yüksek geldi.
Bu saçma şeyi alamazsın! Mümkün değil!
Mümkün.
Adam burun kanamasına 30 bin istiyor!
Söylesene Driss.
İnsanlar neden sanata ilgi duyar?
- Sektör olsa gerek. - Hayır.
Sanat bu dünyadaki yolumuzun izidir.
Palavra.
50 avroya ben sana kendi yolumun izini yapayım.
Mavilik bile eklerim.
Yeter. Bana çikolata ver.
Olmaz.
Bana çikolata ver.
Eli olmayana çikolata yok.
Şaka.
Şaka yapıyorum.
- Şaka mı? - Evet.
- Şaka. - Güzeldi.
Çok güzel bir şaka.
Vurucu kısmı o işte.
Ama senin durumunda...
Hadi.
- Çok manyak. - Güzel şaka.
Elin yok ki Philippe.
Marge Simpson'a anlatayım.
Pardon. Fiyat konusunda yanılmışım.
- Herhâlde. - 41 bin 500 avroymuş.
Alıyorum.
Alıyor musun?
Merhaba, Philippe.
Nasılsın?
Beni çağırdın, geldim.
Dinliyorum.
Bu kadar acil olan ne?
Seni çağırmadım.
Neden burada olduğuma dair bir fikrin vardır.
Kim bu adam?
Herkes endişeli.
Yvonne bana onun dikkatsiz, şiddete meyilli olduğunu söyledi.
Komşuya mı vurdu?
Dikkat etmen gerektiğini söylememe gerek yok.
Kimseyi evine alma.
Hele mirasına hiç alma.
Kiminle karşı karşıya olduğunu bildiğinden emin değilim.
Devam et.
Adalet Bakanlığındaki Sivot'yu aradım.
Çocuk Al Capone değil...
...ama genç Driss'in sabıkası var.
Soygundan altı ay yatmış.
Üstüne üstük...
...işe yaramadığını da söylediler. Dikkat et.
Sokak serserilerinin acıması yoktur.
Tam olarak da o yüzden zaten.
Benim istediğim o. Acımasın.
Unuttuğu için bana sürekli telefonu uzatıyor.
Doğru, merhametli değil.
Ama kolları, bacakları güçlü.
Kafası çalışıyor, sağlıklı.
O yüzden durumunu düşünürsek geri kalan hiçbir şey
geçmişi falan hiç umurumda değil.
Sen bilirsin.
Bu kadar mı?
Magalie...
- Vaktin var mı? - Pek yok.
Sana bir şey göstermek istiyorum.
- Nedir? - Rahat ol, her zaman hayır diyebilirsin.
Bir dakika öyleyse.
- E? - Küvetim var.
Hepsi bu.
Çok ilginç.
- Ve... - Beraber yıkanabiliriz.
Bolca yer var.
Banyo tuzlarım, köpüğüm var.
Peki.
Neden olmasın?
Evet. Neden olmasın?
Hadi madem, soyun.
Şu hâline bak.
Ateşlisin. Hoşuma gitti.
Tamam. Soyunuyorum.
Ne?
Nereye gidiyorsun?
Evet demiştin.
Şöyle bir yıkanırız yahu!
Senin derdin ne?
Postalar gelince geriliyorum.
Apollinaire'in dediği gibi:
"Senden gelmesini istediğim mektup beni umutsuzluğa düşürüyor."
Yavaş, yazamıyorum.
Daha "Apollinaire'in dediği gibi"deyim.
"Senden gelmesini istediğim mektup beni umutsuzluğa düşürüyor."
Fark etmeyebilirsin ama bu konuşma özel.
Hayır, fark etmedim.
Ver şunu bana.
Ancak açıklarsan veririm.
Açıklayacak bir şey yok.
Mektup yazıyor.
Mektup mu? Kime?
Genelde kadınlara.
Hadi ama. Kime?
Özellikle bir kişiye. Eléonore'a.
Kim o? Hiç görmedik.
Neden?
Mektup üzerinden bir ilişki.
Birbirlerine mektup yazıyorlar, sadece mektupla haberleşiyorlar.
Açıklamana gerek yok.
Mavi zarflar mı?
Harika biri.
Mektuplaşıyor.
Ya sen?
Ufukta bir sevgili yok mu?
Mesela bahçıvan Albert.
Kesinlikle hayır!
Sana hasret dolu bakışlarını gördüm.
Yanılıyor muyum? Evet mi, hayır mı?
Kes şunu, bu çok saçma.
Sana soktu mu?
- Ne? - Küçük salatalığını.
Ne?
Rüyadayım herhâlde.
Albert, Albert.
- Yakında sokacak. - Hayır!
Yakında sokacak.
Siktir.
Hey.
İyi misin?
Müzik açayım mı?
Geçti.
Sakin ol.
Philippe.
Sakin ol. Yavaş nefes almaya çalış.
Yanındayım.
Sakin ol.
Yavaş nefes almaya çalış.
Geçti.
Hava almalıyım!
Hava almalıyım!
Siktir!
Nefes almak güzel.
Saat kaç?
Bilmem. Sabaha karşı dört falan.
Paris'i ne zamandır geceleyin görmemiştim.
Ne oldu?
İlaçların da bir sınırı var.
Doktorlar bunlara hayalet ağrı diyor.
Kendimi, kızgın ızgaraya atılmış donmuş biftek gibi hissediyorum.
Bir şey hissetmiyorum ama yine de acı çekiyorum.
Seni rahatlatacak bir şeyler olmalı.
Şu işe yarayabilir.
Ona hepimiz hastayız, muhtemelen ben senden daha hastayım.
Sana kadınları sormak istiyorum.
Nasıl yapıyorsun?
Uyum sağlıyorsun.
Yapabiliyor musun, yapamıyor musun?
Belki farkında değilsin
ama boynumdan ayak parmaklarıma kadar bir şey hissetmiyorum.
Yapamıyorsun yani.
O kadar basit değil.
Yapabilirim ama bu kararı ben veremem.
Hem başka yerlerden de zevk alabilirsin.
- Öyle mi? - Tahmin bile edemezsin.
Haklısın. Mesela nasıl?
Mesela kulaklardan.
Kulaklardan mı?
Kulaklar son derece hassas erojen bölgelerdir.
Kulaklarını mı yalatıyorsun?
Hiç aklıma gelmezdi.
Philippe?
- Şunu dene. Faydası olur. - Bu pislik şey de ne?
Sana zarar vermez.
Çek. Hadi, çek.
Yavaş ol. Paylaş.
Bir daha.
- Bir kez daha. - Şimdilik bu kadar yeter.
Pardon da gerçekten kulaklarından tahrik mi oluyorsun?
Kulakların kırmızıysa tahrik oldun mu demek bu?
Aynen.
Bazen uyandığımda sertleşmiş oluyorlar.
- İkisi de mi? - Evet!
Karım Alice'le öğrenciyken tanışmıştık.
Uzun boyluydu, zarifti. Gözlerinin içi gülüyordu.
Fotoğraflardaki sarışın o mu?
Fena değil.
Sahip olduğumuz şey inanılmazdı.
Umarım bir gün sen de tadarsın.
Sikeyim, onu çok seviyordum. Onu çok seviyordum.
Sonra hamile kaldı.
Beş kez üst üste düşük yaptı.
Sonra açıklama yaptılar. Tedavi edilemez, ölümcül bir hastalık.
Evlat edinmeye karar verdik.
Garson! Bakar mısınız?
Bakar mısınız?
Buyurun?
Bir tane karamelize edilmiş elmalı tart lütfen.
Pişmiş olsun. Çikolatalı kek pişmemişti.
Sünger gibi ve vıcık vıcıktı. Acayipti.
Molten kek öyle olur.
- O yüzdendi demek. - Evet.
Ben karamelize edilmiş elmalı tart alayım ama.
Rekabeti hep çok sevmişimdir.
Ekstrem sporları, sürati.
Daha hızlı gitmeyi, daha yükseğe çıkmayı.
Aradığımı yamaç paraşütünde bulmuştum.
Gökyüzündeydim, aşağı bakıyor, nefes alıyordum.
Küçükken dünyanın üstüne işediğimizi düşünürdüm.
Biraz su versene. Ağzım kurudu.
Esrarlı sigara yapar.
Başka ne yapar?
Karnın acıkır ve çenen düşer.
Ama yamaç paraşütü yaparken hava kötüyse ölümcül olabilir.
Yine de yaptın mı?
Evet, belki Alice gibi acı çekmek için. İyileşmeyeceğini biliyordum.
Üçüncü ve dördüncü omurlarım kırıldı. Artık sadece hayalimde uçuyorum.
Acım dinince düşüncelerimle baş başa kalıyorum.
Asıl engelim tekerlekli sandalyede olmak değil.
Onsuz yaşamak.
Doktorlar ne diyor?
Tıptaki gelişmeler, masajlar ve enerji içecekleriyle
70'ime kadar beni yaşatabilecekler.
Çok pahalı ama ben zenginim.
- Ben kendimi vururdum. - Benim durumumda bu kolay değil.
Doğru.
Bu berbat.
Bugün ayın kaçı?
- Sekizi ya da dokuzu. - O zaman resmîleşti.
- Ne? - İddiayı kazandın.
Deneme süren doldu.
- İşe alındım mı yani? - Evet, işe alındın.
Artık sana güvenebilir miyim?
- Evet. - Güzel.
Fabergé yumurtamı geri vererek işe başlayabilirsin.
Alice bana her yıl bir tane verirdi.
25 tane var, birlikte geçirdiğimiz her yıl için bir tane.
Onlar çok kıymetlidir.
Bilmiyorum ki neden benim... Ben almadım.
Ne kaybetmiştin?
Mina!
- Ne oldu? - Bin.
Kemerini tak.
Nasıl gidiyor?
Okul nasıl?
Neden mesajıma cevap yazmadın?
Müsait değildim.
Anlat bakalım. Kim aradı?
Bir polis annemi aradı. Sesimi kalınlaştırdım
ve gideceğimizi söyledim.
Yumurtamı buldun mu?
Buldun mu?
Sıçayım taştan yumurtana. Bulamadım.
Ne dedin?
Ne diyebilirim ki?
Üstümde sadece 30 gram vardı.
O kadarına sadece nezarette tutup sonra bırakıyorlar.
Hadi kebap yiyelim.
- Ben buna binmem. - Gel buraya...
- Bırak beni. - Nereye gidiyorsun?
Seni kim götürüyor?
Kaybol!
Seni ilgilendirmez.
Defol.
Siktir be...
"Işıldayan gözleri sanki büyüleyici minerallerden yapılmış.
Ve bu tuhaf, sembolik dünyada..."
"Ve bu tuhaf,
sembolik...
...dünyada..."
Amma sıkıcı ha!
"Kutsal meleğin ve antik sfenksin..."
"Sfenks" "e"yle mi, "i"yle mi yazılıyordu?
Kafam şişti.
"Sfenks" "e"yle yazılıyor.
Neden bu saçmalıkla uğraşıyorsunuz?
Sfenksler, papatyalar, melekler...
Sen bunlardan etkilenir misin?
Doğru, daha net konuşulabilir.
"Ve antik bir sfenks..." Devam et.
Tipi nasıl?
Bilmem. Orası önemli değil ki.
Bu entelektüel ve duygusal bir şey. Fiziksel bir şey değil.
Aklımızı kullandığımız bir ilişki istiyorum ben.
Kadın trolse o seni kullanır yalnız.
Çok zekice. Gerçekten.
Ne diyebilirim?
Bravo.
Ne kadar süredir devam ediyor?
Lütfen.
Altı aydır.
Altı aydır mı? Ve onu hiç görmedin mi?
Belki şişman ve çirkindir. Veya engellidir.
Şiirin sonuna "Kaç kilosun?" yaz.
Hadi.
Bu mantıklı tavsiyen için çok teşekkür ederim Driss.
Devam edelim. Nerede kalmıştım?
Bir sfenks, bir melekle papatya yiyor ve sonra kaçıp bir şeyler yapıyordu.
Bir bakayım.
"Bu tuhaf, sembolik dünyada..."
"Bu tuhaf, sembolik dünyada..."
Kadını ara.
"Kutsal meleğin ve antik sfenksin..."
Ara onu, tamam mı?
Yazıyla duygularımı daha iyi aktarabilirim, tamam mı?
İnanılmaz biri.
Kadının numarasını bulacağım. Stres oldum.
Dunkirk. Bu kötü.
Bırak onu.
Orada güzellik kraliçesi olmaz.
Sadece troller olur.
Onu hemen bırak.
Numarası burada.
Demek ki aramanı istiyor.
Onu bırak lütfen.
Buraya numarasını yazmış.
Bunun anlamı, "ara beni, kulağını yalayayım."
Ne yapıyor bu? Sakın onu arama.
Altı ay şiir yazmak yeter.
- Delirmiş bu. - Ara gitsin.
- Bu nedir ya? - Onunla konuşmayacağım.
Eminim aksanı vardır. Orada çok tuhaf konuşurlar.
Kapat!
"Philippe'imi istiyorum."
Onu alacak.
-Alo? - Sesi fena değil.
-Alo? - Hayır.
Hayır.
-Alo? - Doğaçlama yap, papatyalardan bahset.
Eléonore? Ben Philippe.
Sesini duymayı çok istediğim için arıyorum.
Ve ilk "alo?" dediğinde
- tatmin oldum. -Ben kendisini vereyim.
Çok uzun konuştun. Daha sade cümleler dene.
-Alo? - Eléonore, ben Philippe.
Philippe?
Sana mektup yazıyordum ve...
...bir anda "Neden onu aramıyorum?" dedim.
Kilosunu sor.
-Pardon? - Yok bir şey.
"Yastayım.
Ağlıyorum. Korkuyorum.
Tanrım, temiz hava..."
Evet, "Aptal Bakire." Seni yenmek imkânsız.
Rimbaud'yu ben de severim.
Pardon, önce ben gelmiştim.
Eléonore, çok mutlu oldum.
Çenesi düşük.
Artık seni durdurmak mümkün değil.
Kendine iyi bak.
Hepimiz kendimize iyi bakalım, kulaklarımızı yalayalım.
Şahane.
E, ne oldu?
Bir iyi, bir de pek iyi olmayan bir haberim var.
- İyi haber ne? - 53 kiloymuş.
53 kilo, bu iyi.
Tabii boyu bir metre değilse.
Kötü haberse, fotoğraf istiyor.
- Yani? - Çok komiksin.
- Biletleriniz lütfen. - İyi akşamlar.
Burada.
- Geçebilirsiniz. - İyi akşamlar.
İsterseniz oradan ayrılmayız.
O zaten ayrılamaz.
Sence kadınlar ne ister?
Bilmem.
Güzellik, etkileyicilik, zarafet...
Saçmalık. Para ve güvence isterler.
Ona sor.
Sende gereken her şeyin olduğunu biliyorum.
Ben naifim.
Banka hesabımdan fazlasıyla etkilemeyi umuyorum.
Altı ay o dandik şiirlerini okumuşsun, senden etkilenmiş.
Kesinlikle fena biri değil. Sandalyen onu rahatsız etmez.
Doğru.
Kuzeyde adamlar içki içip kadınları dövüyor.
O seninle güvende olacak.
Piç.
Pragmatik, öyle değil mi?
Bilmiyorum.
Sana fotoğrafını yollarsa daha ileri gitmek istiyordur.
Sandalyenin pek belli olmadığı bir fotoğrafını gönder.
Salyanın aktığı ve bok gibi göründüğün...
...bir fotoğrafın olması gerekmiyor.
Tamam, anladık.
Bu adam iyi değil. Hem de hiç iyi değil.
Ne?
Ağaç mı?
Şarkı söyleyen ağaç.
Bu Almanca ya.
Ne var?
Almanca.
Almanca.
Çatlaksın sen.
Çok sıkıcı.
- Ne kadar sürüyor bu? - Dört saat.
Siktir.
Eskiden yakışıklıymışsın.
Hangisi o?
Bu.
Ya da belki bu.
Bir sorun olduğu belli ama iyi görünüyorsun.
- Denemek ister misin? - Bilmiyorum.
- Onunla konuşmak keyifli değil miydi? - Evet, öyleydi.
O kadar mı?
- Acayip keyifliydi. - E?
Koy şu fotoğrafı zarfa.
İşte. Duymak istediğim buydu.
Bana sigara versene.
Kapı çalmaz mısın sen?
Resim mi yapıyorsun?
- Çık dışarı. - Ciddi misin? Resim mi yapıyorsun?
Okumayı da öğrendin mi?
Ne istiyorsun? Kaybol.
Bir kadına mı vuracaksın?
Sizin ülkenizde öyle mi yapıyorlar?
Manyaksın sen. Çık dışarı.
- Hemen çık. - İstediğim zaman çıkarım.
Çık git be.
- Şimdi çıkmaya karar verdim. - Dışarı!
Siktir.
O fotoğrafı diğeriyle değiştir.
Bizzat sen yolla ve kimseye çaktırma.
Nasıl istersen.
Diğer fotoğrafı çöpe at.
Delireceğim!
FAHİŞELER
- Sorun ne? - Kızın.
Resim yapıyordum.
Sen resim mi yapıyordun?
Benden söylemesi.
Onu hizaya sok yoksa yuvasını yapacağım.
- Sakin ol. - Hayır, sakin olmayacağım.
Senin kolun bacağın ben değil miyim?
- Bu doğru. - Şimdi de elin olup
onu tokatlamak istiyorum çünkü sen ancak azarlıyorsun.
Sence abartmıyor musun? Yvonne?
Yvonne?
Biraz hizaya sokulsa fena olmaz.
Biraz mı?
16 yaşında ama sürtük gibi giyiniyor.
O paspas kafayla öpüşüp duruyor.
Gerçi orası beni ilgilendirmez.
Beni rahatsız eden artistlik yapıp hava atması...
...seninle ve benimle konuşma şekli.
Saygısı yok. Bize köpek gibi davranıyor.
Tamam da, ben onu hizaya getiririm.
Anladım.
Bırak onunla ben konuşayım.
Konuş ama hemen konuş.
Bir şey yap. Onu hizaya sok.
Resim mi yapıyormuş? Ne resmi?
Hiç bilmiyorum.
Uyan, Philippe.
Günaydınlar olsun.
Hadi bakalım. Banyo vakti.
İhtiyacım olan insanlara saygı göster.
Bu hoş görülemez.
Anlaşıldı mı?
Daha sert ol.
O paspas kafayı da burada istemiyorum.
- Üstüme gelme. - Lafım bitmedi.
Dediğimi yapman için illa kızmam mı lazım?
İşte, yaptı.
- Bunu sen mi yaptın? - Evet.
Bayıldım.
Yani evime kesin asarım demiyorum ama...
Buna ne kadar alırız?
Göreceğiz.
Çok mu göreceğiz az mı?
Bu...
Sen delirdin mi?
Hadi ama! Dil yok, tamam mı?
Sen hastasın.
İnanmıyorum.
Hızlan biraz.
Çok hızlıyım.
Aşırı yavaşsın!
Saatte 12 kilometre iyi mi?
- İyi. - Saatte 12 kilometre iyi, değil mi?
Daha hızlı olmuyor mu?
- Maksimum hız bu. - Tamam.
Hayır.
Sen kulaklarda kal.
İşte böyle.
Evet, Yvonne.
Hayır, duyamaz. Yakınımda değil.
Beni duyamaz, Yvonne.
Tamam.
Tam sekiz buçukta orada oluruz.
İleri atarız, tamam.
Hoşça kal, Yvonne.
Tedirgin mi olmuş?
Evet, doğum günü sürprizin yarım saat geç olacak.
Her yıl berbat bir hâl alıyor.
Bütün ailemi davet ediyor. Her şey saat gibi.
Hâlâ hayatta mıyım diye görmeye geliyorlar.
Senelik kontrol.
Ben de şaşırmış numarası yapıyorum.
Hepimiz çaba gösteriyoruz...
...ama doğrusunu istersen hepimiz çok sıkılıyoruz.
Affedersiniz...
Müsaadenizle...
Pardon.
Pardon.
Müsaadenizle.
Kaymanızın mahzuru var mı?
Evet, var.
Peki.
Teşekkürler. Kayın.
Bir koltuk kayın.
Çok naziksiniz.
Takım elbise adamı değiştiriyor.
İyi görünüyorsun.
Obama'ya benzemişsin.
Öyle mi?
Bana bayılıyor, ben anlarım.
Barack Obama.
Klas.
Bu seni şeyle kıyaslamak gibi...
George Bush'la.
Ya da Nixon'la.
N'aber? Konseri kaçıracaksın.
Beni rahat bırak!
Regl mi oldun?
- Defol! - Ne oldu?
Elisa...
Elisa.
- Rahat bırak beni! - Sen ne aldın?
Ne?
Ne yaptın?
Nereden buldun bunu?
- Yvonne'un çantasından. - Imodium mu?
Bu ne içindi?
Kendini öldürmek için mi?
Şimdi aylarca sıçamayacaksın.
- Beni rahat bırak. - Dur...
Tylenol de mi aldın? Ölüyorsun.
Bu çok kötü.
Ambulans çağırayım mı?
Bunu neden yaptın?
Bastien yüzünden.
- Ne olmuş ona? - Beni terk etti.
Sikinde bile değilim.
Bana kaltak dedi.
Bu kötü olmuş.
Ölmem herkesin işine gelir.
Saçmalama. Aşağı gel hadi.
Benim için onu görmeye git. Konuş onunla.
Kiminle?
Bastien'la. Sana para veririm.
Para mı? Delirdin mi sen?
Bu çocukla saçmalıkları bırak.
Lütfen!
Bastien'la konuşacağım, bana para vereceksin.
Sen beni ne sanıyorsun?
Driss, lütfen!
Ne kadar vereceksin?
Pislik.
Tarzı var. Bariz bir dokunuş var.
Ama bilinmeyen bir ressama 11 bin avro vermek...
Ama hayır dersem ve değeri üç katına çıkarsa pişman olurum.
Sen de "ben demiştim" dersin.
- Londra'da sergisi mi var? - Yakında Berlin'de de olacak.
Berlin'de de.
Bilemiyorum.
Cidden bilemiyorum.
11 bin avro büyük para.
Hadi, söylesene.
Birlikte olduğu biri var mı?
Peki. Evet. Fred.
Fred mi?
İki yıldır birlikteler.
Ama ilişkileri inişli çıkışlı.
Genelde araları gergin.
Şu an çok sallantıdalar.
Benim yüzümden olabilir mi?
- Hiç benden bahsetti mi? - Hayır.
Elbette. Biraz.
Siktir! Bana bayılıyor.
Taşak mı geçiyorsun?
- Hayır. - Geç sen!
Bir gün Magalie'yi yatağa atacağım.
Umut fakirin ekmeğidir.
Miden rahatsızsa onları abartma.
Ben doktor değilim
ama Imodium demek bir sorun var demektir.
Affedersiniz.
Bir şey rica edebilir miyim?
Benim için bir şarkı daha çalar mısınız?
Hayır, gayet iyiydik.
Vivaldi'den Dört Mevsim'i.
"L'Estate."
Bunu seveceksin.
Siktir.
Hadi, hiçbir şey hissetmiyorum deme.
Hiçbir şey. Beni hiç etkilemiyor.
Müzik, dansla eşlik ettiğin bir şeydir.
Başka bir şey deneyelim.
Bunu biliyorum.
Reklam bu.
Kahve reklamı.
Dikkat dikkat.
Şatodan beni bekliyorlar.
Halk ozanlarını götüreceğim. Hadi!
Ben iyi bir şövalyeyim.
Bu biraz şüpheli.
Çıplak insanlar görüyorum.
Koşuyorlar. Onları çıplak koşarken görüyorum.
Ve kıkırdıyorlar.
- Tamam. - Bach seksiymiş.
Kadınlar ona bayılırmış. Zamanının Barry White'ıymış.
Bunu biliyorum!
Biliyorum. Herkes biliyor.
Elbette!
"Burası Paris Yardım Ofisi.
Şu an tüm hatlarımız meşguldür.
Bekleme süresi: İki sene."
Tom ve Jerry, değil mi?
Tom ve Jerry.
Pislik yavşak.
Biri yardım etsin. Bir başyapıt.
Tamam, klasiklerinden sonra
benimkini dinleyelim
Earth, Wind & Fire.
Süperdir.
Bambaşka bir şey, değil mi?
Kesinlikle bambaşka.
Bana seslen, cevap vermem.
Driss.
- Driss! - Cevap vermiyorum.
Hadi bakalım.
Bu bir yaş günü partisi! Dans edelim! Hadi, kıpırdayın!
Onun yaş günü!
Evet, Yvonne.
Süper, Albert.
Dön! Dön!
Peki bakalım.
Sıra geldi küçük hediyeme.
Kadının çirkin çıkma ihtimaline karşı
durumu bozmak istememiştim. Hiç belli olmaz.
Yine de cevap verdi.
İyi geceler.
Ben açarım. Senin açman yıllar sürer.
E?
- Trol değil. - Sahi mi?
Siktir.
Dunkirk'te tüm dişleri olan tek insan.
Bir de not var.
"Haftaya Paris'te olacağım.
Aramanı bekliyorum." Üç nokta koymuş.
Bu ne demek?
- Var mı bir fikrin? - İyiye işaret mi?
Herhâlde. Oynaşmak istiyor.
Üç nokta. Bir, iki ve üç nokta.
"Oynaşmak istiyor."
Oynaşasım geliyor.
Gayet iyi.
- Ben şimdi nasıl uyuyacağım? - Uyursun, uyursun.
Onu buraya koyuyorum.
Uyurken seni izlesin.
İyi geceler, Philippe.
Tatlı rüyalar.
Kepi tekrar taksana.
Fena değil.
Hadi oradan! Çiftçiye benziyor.
- Geleneksel olsun. - Ben de öyle demiştim.
- Bu nasıl? - İyi değil. Fazla geleneksel.
Kepleri, şapkaları unutun. Bulun bir şey.
Geleneksel mi yoksa trend mi?
İşte bu.
Oldu böyle.
Balıkçı tarzı mı?
- Dunkirk'e gidiyoruz. - Hadi.
Yvonne'la giderim. Bir şey olmaz.
Emin misin?
Evet, idare ederim.
Peki.
Biraz stresliyim.
Belli olmuyor. Harika görünüyorsun.
4ac eksi b².
- Eksi b²? - Evet.
- Ben 20 buldum. - Buraya gel.
Bas git, Justin Bieber.
Beni tanıdın mı Bastien?
Evet. Ne oldu?
Elisa'ya kötü bir şey söylemişsin.
- Ben bir şey demedim. - Kes!
- Adam ol da özür dile. - Tamam, özür dilerim.
Çek ellerini.
- Benden değil, ondan dile. - Tamam.
Ona her gün kruvasan getir.
- Sade mi, çikolatalı mı? - Ne?
Sade mi, çikolatalı mı?
Fark etmez.
Düzgün yap yeter. Ona karşı nazik ol.
Siktir git şimdi.
Hadi, kaybol. Bir de toka tak!
Saat kaç?
16,45.
Kepi çıkaralım.
İyi fikir.
Şimdi saat kaç?
46 ya da 47 olmuştur. Zaman hızlı akmıyor.
Viski istiyorum.
Beyefendi.
Bir tane daha.
Bu iyi bir fikir mi?
Duble!
Garson, duble viski lütfen.
- Efendim? -Driss?
Rahatsız mı ediyorum?
Spor salonundayım. Ne oldu?
Canın buradan uzaklaşmak istiyor mu?
Soru sormak yok mu?
Soru sormak yok, hayır.
- Kaçmak mı istiyorsun? -Kesinlikle.
Nereye gideceksin?
Biraz nefes almaya.
Biraz nefes almaya mı?
Yıkanıp hemen geliyorum.
Kalkıyoruz. Kep...
- Daha altı... - Kalkıyoruz!
- İyi akşamlar. - Size de.
Rahatlaması için ona biraz şampanya verin.
Ben gergin değilim.
- Değil misin? - Değilim.
İkimiz miyiz?
Başka yolcu yok mu?
Sadece biz miyiz?
Bu hoşuma gitmedi.
Neden?
Bilmem.
Çünkü sende uğursuzluk var sanki.
Kaza, tekerlekli sandalye.
Karın.
Kennedy'ler gibisiniz.
- Hanımefendi? - Buyurun?
Paketi alabilir miyiz lütfen?
Teşekkürler.
Teşekkürler.
Neden?
Bu da ne?
Resim piyasasındaki fiyatın. 11 bin avroya sattım.
Devam et. Yeteneğin var.
Harika bir satış olmuş. Bir şeyler sezdim.
İçgüdüsel olarak çıktı.
Müzikle birlikte çok güzel bir harman oldu.
Aydınlandım sanki, ışık gördüm.
- Kaptırma kendini. - İlk tablom için 11 bin avro.
O neydi?
Gövdede bir delik sadece.
Öleceğiz.
Ne olduğunu söylesene!
- Seni tanıdığım için mutluyum. - Komik değil.
Sen trajediye alışkınsın ama ben değilim.
İnsan bunu yapmak için deli olmalı.
Biraz.
Bir şey söylemem lazım.
Sen tam manyaksın.
Sahi mi?
Driss'i hazırlayın şimdi.
Ya, tabii. Ben hayatta yapmam.
Ben şurada fotoğraf çekeceğim.
"Driss'i hazırlayın"mış.
Nasıl fotoğraf çekeceksin?
Sen gül. Ben yapmam.
Hasiktir.
Ben yapmıyorum.
- Dur. - Bunu nasıl çıkaracağım?
Yapmak zorunda değilim.
Bunu yapmıyorum!
Ayakkabımı kaybettim be!
Ayakkabım aşağıda!
Yukarı çıkıyoruz!
Ne oluyor lan!
- Neler oluyor? - Hey, Driss.
Rahatla dostum.
Rahatım zaten ama aşağıda olmak istemiyorum.
Hasiktir!
Acayip eğleniyorum!
- Bir yatalağı nerede bulursun? - Bilmem.
Bıraktığın yerde.
Bu çok iyiydi.
Piç.
Seni bekleyen biri var, Driss.
Burada ne işin var?
Bunu asıl ben sormalıyım. Bize bir şey demedin.
Nereden bildin?
Yardım ofisinden adresle birlikte bunu yolladılar.
Bu ne?
Boş ver.
- Ne oldu? - Scooter'dan düştüm.
- Scooter'dan mı düştün? - Evet.
Kalk ayağa.
Düşmüş... Buraya gel.
Siktir!
Burada mı uyuyorsun?
- Ne oldu? - Hiç.
Hadi, söylesene.
Senin sorunun değil.
Burada olduğuna göre benim sorunum!
İşimiz bitti. İpliğimiz pazara çıkacak.
Siktir oradan!
İhtiyar biliyor mu?
Hayır, ben hallediyorum.
Bir sikim hallettiğin yok senin! Beni uğraştırma!
Hiçbir şeye dokunma. Burada bekle.
Uzanabilir miyim?
Hiçbir şeye dokunma!
Tamam, anladım!
Dikkat et, tamam mı?
Hayır, benim yanımda.
Ağlama, Mina.
Alt tarafı bir çizik.
Hayır, gayet iyi.
Sakin ol, kimse kimseyi öldürmeyecek.
Hepsi boş tehditler işte.
Onunla ilgilenemem. Çalışmam lazım.
Hayır, ona söyleme sakın.
Ağlayacaksan odandan çıkma.
Yatma vakti geldi mi?
Sonra yatacağım.
Otur.
Otur şuraya.
Onu nasıl buldun?
- Seksi görünüyor. - Peki. Başka?
Yukarı çıkalım. Benim bir şey yapmam lazım.
Onu ayakta hayal ediyorum.
arkasını dönüyor, yüzünü en son görüyorum.
Oğlan sana benziyor. Adama, değil mi?
Doğru.
Onu daha önce görmüştüm.
Sokakta yanından geçsem...
...kardeşin olduğunu anlarım.
Bu tuhaf.
- Neden? - Kardeşim değil.
Değil mi?
Durum karışık.
Kardeşin mi, değil mi?
Tamam, anladım.
Hadi o zaman.
Annemle babam...
...öz annemle babam değil.
Amcamla yengem.
Sekiz yaşımdayken beni Senegal'den getirdiler.
Onların çocuğu olmuyordu ama bir erkek kardeşin çok çocuğu vardı.
En büyüğünü seçtiler.
Beni.
Adım Bakary.
Gerçek adım bu.
Ama aynı isimde başka çocuklar olduğu için bana Idriss dediler.
O da Driss oldu.
Ya sonra?
Bir anda annem... Yengem önce ilk, sonra ikinci çocuğa hamile kaldı.
Sonra amcam öldü. Başka adamlar, başka çocuklar.
Dediğim gibi, karmaşık.
Genç Adama'nın hizaya girmesi gerekmiyor mu?
Seni almaya geldi, değil mi?
Driss...
Bence artık bitirelim.
Ömrünün sonuna dek sakat birinin sandalyesini itemezsin.
Onca emeğinin ardından yardım parasını hak ettin.
Hadi, gidelim.
- Hadi. - Tamam.
Bassari Bakary, Bakary Bassari.
Çok güzel. Şiir gibi.
Aliterasyon gibi. Aliterasyon ne, biliyor musun?
Hayır.
- Merhaba. - Merhaba Bastien. Yarın görüşürüz.
Brunch için birkaç tane daha lazım.
Tamam. Hoşça kal, Yvonne.
- Şekerli mısır gevreğimi aldın mı? - Evet.
Teşekkür ederim.
- Elisa'ya selam. - Yarın görüşürüz.
Bastien, dostum, n'aber?
Buraya gel!
Demek gidiyorsun.
Sorun değil, numaran var. Haberleşiriz.
Zorlanacaksın ama güçlü ol.
Çok yazık, senin odana geçeceğim. Benimkini su bastı.
Öyleyse kalayım.
Sıkışmamız gerekecek.
Biraz sıkışık olacak. Yalnız yaşamıyorum.
İşte.
Tanıştırayım, Frédérique.
Merhaba.
Selam.
Peki.
- Ne? - Anladım.
Demek öyle. Sen...
Evet.
O zaman sana veda öpücüğü vermeyeyim.
Üçlüye karşı değilim.
Ben varım ama şimdi değil. Gitmem gerek.
Ama akşam gelebilirim.
Şimdi gitmem lazım.
Şaka yapıyorum.
Peki o zaman. Hoşça kalın millet.
Bay Michel Sabourdi.
Açık dursun, ikinci kanal.
Magalie konusunda kızgın değilsin ya?
Hayır, beni kandırdın.
Neden sürekli karşı koyduğunu anlamamıştım.
Veda öpücüğü?
Olur. Tamam.
Yvonne.
Benimle hep kafa buluyorsun.
Görüşürüz.
Bir saniye.
Buna ihtiyacımız olmayacak.
Tamam, hoşça kal.
Ayağını oradan çek.
Hadi.
Hangi banka?
Pardon, arabanızı çeker misiniz? Buraya park etmeniz yasak.
Tabela var.
- Çekerim. - Teşekkürler.
Ben seni ararım.
Onu sıkıştırma.
Arabayla çıkmıyoruz ki.
Prensip meselesi.
Beni şurada bekle.
Neler oluyor?
Geliyorum.
İstersen randevumu iptal edebilirim.
Kesinlikle hayır. Neden ki?
Çık ve eğlen.
Tamam, Yvonne. Ben hazırım.
Tamam, bir saniye.
Her şey hazır. Sadece yedireceksin.
Bir sorun olursa beni ara.
Arayacak mısın?
İsterseniz yemeğinizi yedirebilirim.
Şu önlüğü çıkarsana. Tımarhanede gibi oluyor böyle.
Tamam.
Sigaran var mı?
Hayır, ben sigara içmiyorum. Eskiden içerdim.
Bir süre önce bıraktım ama doğrusunu isterseniz...
...sizin için kötü olur.
Spor yapmasanız da akciğerleriniz, nefes almanız...
Hepsini etkiler.
Yemeyecek misiniz?
Buyurun.
Dikkat etsene!
Çok özür dilerim.
- Pardon. - Ne oldu?
Kafa masajı istemiştiniz. Bay Jacquet geldi.
Merhaba efendim.
Dışarı çıkın. Beni rahat bırakın.
- Dışarı! - Benim yüzümden mi?
Kesinlikle hayır.
Bugün keyifsiz kalktı. Kalktığında...
"Kalktı..."
Yavşak. Göt.
Driss Bassari.
- Evet? - Sıra sizde.
Ehliyetinizi bir ay önce mi aldınız?
Daha önce araba kullanmıştım.
Paralı yollarda, pistlerde,
arazilerde, otoparklarda. İyi bir sürücüyümdür.
Başvurunuzu okudum.
Kendinizi tanımlamak için bir kelime kullanmışsınız: Pragmatik.
Evet.
Bu önemli.
Bahsetmeyi unuttuğunuz başka bir şey var.
Sahi mi?
İsterseniz sloganımızı tekrar okuyun.
12'şer heceli.
Efendim?
İsterseniz sloganımızı tekrar okuyun. 12 hece.
Bilerek olmadı.
"Vaktinde ve zamanında."
Sanatsal olarak da Dali'nin Belleğin Azmi tablosu var.
Olabilir, evet.
- Resim sever misiniz? - Evet.
- Michelangelo'yu severim. - Fena değildir.
Ama ben diğer Ninja Kaplumbağaları tercih ederim.
Ne?
Geldim!
Bir saniye!
İyi misiniz?
Defol git.
Su getireyim mi? Kompres yapayım mı?
Çık dışarı.
Şey ister misiniz...
Çık dışarı!
- Sağ ol, Bruno. - İyi hafta sonları.
- Pazartesi görüşürüz. - Görüşürüz.
- Ne oldu? - Çok kötü durumda.
- Nerede? - Demin bahçedeydi.
Selam. N'aber kardeşim?
O sakal ne öyle?
Serpico mu oldun?
Jean Jaurès mi?
Nonoşa benzemişsin. Victor Hugo?
Kendini salmışsın.
İyi ki gelmişim.
Hemen geliyorum.
Şimdi ne yapacağız?
Bırak ben halledeyim.
Fena değil, ha?
Bir kessen her şey hallolur aslında.
Harika görünüyorsun. Bayıldım.
Tamam, artık gözlerini açabilirsin.
Rezalet.
Rezalet!
- Korkunç. - Sana yakıştı.
Hayır.
Bak! Kolsuz deri yelek,
dikenli bileklik, Village People tarzı bir kep.
Buldum! Freddie Mercury!
Tıpkı ona benziyorsun!
Çok manyak. Ortodoks rahiplerine benzedin.
Ya da Kazaklara.
Hadi ama!
Deli bu.
Ne yapıyorsun?
- En kötüsünü bekliyorum. - Hayır, bu iyi oldu. Bak.
Dedem.
Sahi mi?
Philippe, bu bıyığın
beni çok tahrik ediyor.
Hepsini keseceğim.
- Teşekkürler. - Tamam.
Hayır, bu hiç komik değil.
Hayır.
- Hayır. - "Nein!"
Asıl öyle demek istedin.
Hayır, katılmıyorum.
Philippe, çok kızgınsın.
Oyuncağın oldum.
Senin sonun tımarhane.
Canın savaş çıkarmak istemiyor mu?
Bence hepsini kesmenin zamanı geldi.
Eğleniyor musun?
Herhâlde. Nazi yatalak olsa peki?
Bu şekilde selam vermek tuhaf olmalı.
Hadi, eğlendin. Kes şunu.
- Günaydın, beyefendi. - Günaydın.
Bassari adına rezervasyonumuz vardı.
- Sekiz numaralı masa. - Beni izleyin lütfen.
Bu taraftan.
Teşekkürler.
Buyurun lütfen.
Ben öğle yemeğine kalmayacağım Philippe.
- Neden? - Ama yalnız olmayacaksın.
Hatta bir randevun var.
Randevu mu?
Neler oluyor?
Paniğe kapılma. Her şey yolunda.
Nasıl yani?
Ama bu defa kaçamazsın.
Bu arada...
...biraz vaktimi aldı.
Ama buldum.
Benim için onu öp.
Driss!
Driss!
Bu ne böyle?
Merhaba, Philippe.
PHILIPPE POZZO DI BORGO ŞU AN FAS'TA YAŞIYOR
TEKRAR EVLENDİ VE İKİ KÜÇÜK KIZI VAR
ABDEL SELLOU'NUN KENDİ ŞİRKETİ VAR EVLİ VE ÜÇ ÇOCUKLU
PHILIPPE VE ABDEL HÂLÂ ÇOK YAKIN
Alt yazı çevirmeni: Orhan Cevher
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.