All language subtitles for Life.is.Beautiful.1997.1080p.BluRay.DTS.x264.D-Z0N3

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

altyazılar: t-becks tanbecks@yahoo.co.uk

Bu basit bir hikaye...

...ama anlatması kolay değil.

Bir masal gibi, hüzün var...

...ve bir masal gibi, mucize ve mutluluk dolu.

Gördüğümü dökerim şarkıya. Kaçmaz hiçbir şey benden.

Esir ettim kendimi kargaşaya.

Yoktu şikayeti onun da bundan.

"Niçin?" dedim.

Özgürüm nihayet ben! Artık kurtuldum zincirlerimden. Saadete sahip olmaya başladığımda...

...neye yarar ki bir okşama?

Buradayım işte, hazırım.

Gitti trenler, boşaldı frenler.

Daha fazla da karşı koyamam. Haydi, sevgili Baküs, götür beni.

Frenler boşaldı! Frenler boşaldı!

Anladım.

- Hayır, frenler gerçekten boşaldı! - Fren!

Fren! Sen ezberinden şiir okumuyor muydun? Fren!

İşe yaramıyor!

Fren!

Öleceğiz! Ağaçlar!

Fren!

Kral geliyor!

İşte orada!

Aşağısı insan dolu. Düz! Düz!

Frenimiz tutmuyor!

Frenimiz tutmuyor! Çekilin! Çekilin! Frenimiz tutmuyor!

Çekilin! Çekilin! Çekilin!

Çekilin! Çekilin! Çekilin! Çekilin!

HAYAT GÜZELDİR

On dakika yürüyüşe çıksan, olmaz mı?

Yoksa oraya yarın varırız.

- Önceki vidayı buldum. - Evet, sağ ol.

Şimdi ne lazım?

Hiçbir şey. On dakika yalnız kalmam lazım.

Tamam, beni yalnız bıraksana.

- Önceki vidayı istiyor musun? - Hayır, istemiyorum.

- Hayır, yalnız kalmak istiyorum. - Öyleyse seni yalnız bırakayım.

Hava ne kadar sıcak!

O vidayı istemediğine emin misin?

- Hayır, on dakika yalnız kalmak istiyorum. - On dakika.

- Ben ellerimi yıkamaya gidiyorum. - Aferin.

Güzel kız! Nasıl gidiyor?

Ne yapıyorsun?

Bunları buraya annen mi koydu?

Hayır, ev sahibesi koydu.

Ev sahibesi demek. Bu bir tezgah mı? Çok güzel.

Kaç para bu? Canlı mı? Kaç yaşındasın? Annen nerede?

- Çok fazla soru sordum. Adın ne? - Eleonora.

Tanıştığımıza sevindim. Ben Prens Guido.

- Prens mi? - Ben bir prensim, evet.

Buranın hepsi benim.

Prensliğin sınırları buradan başlıyor.

Buraya Addis Ababa diyeceğim.

Hepsini değiştireceğim. İnekler gidecek, develer gelecek.

Tavuklar gidecek, devekuşları gelecek.

Devekuşlarıyla develer mi?

Hatta birkaç hipopotam, Eleonora.

Gitmeliyim. Prensesle buluşacağım.

- Ne zaman? - Şimdi!

Merhaba, Prenses!

Ne korkunç. Neredeyse kendimi öldürüyordum. İyi misiniz?

Hiç daha iyi olmamıştım.

Evden hep böyle mi ayrılırsınız?

Şu eşek arısı kovanını yakmak istemiştim, ama biri bacağımı soktu.

Sizi bir eşek arısı mı soktu? Şurasını mı? Bana izin verin.

Kıpırdamayın, Prenses.

Eşek arısı zehri çok tehlikelidir.

Çıkarmanız gerekir.

- Uzanın. Biraz zaman alacak. - Geçti, sağ olun, sağ olun.

Öyle mi?

- Başka bir yerinizi soktular mı? - Hayır, teşekkür ederim.

Nasıl bir yer böyle! Çok güzel!

Güvercinler uçuyor, gökyüzünden kadınlar düşüyor. Buraya taşınıyorum!

Hepsi onunmuş! Burasını develerle doldurmak istiyormuş! O bir prensmiş!

Kesinlikle.

Prens Guido hizmetinizdedir, Prenses.

Geliyorum.

Hoşça kalın o zaman.

- Size nasıl teşekkür edebilirim? - Lüzumu yok.

Bana gerçekten teşekkür etmek istiyorsanız...

...uşağıma güzel bir omlet yapmak için birkaç yumurta alayım.

Ne istiyorsanız alın. Hepsi sizindir.

Teşekkür ederim!

İki... Altı tane alacağım. Tamam mı? Güzel bir omlet yapacağım.

Hoşça kal, Eleonora! Saygılarımla, Prenses.

Hoşça kalın.

İşte geliyorum, uşak! Bu gecenin spesiyali omlet!

Bütün devekuşlarıyla develer buraya!

- Nerede bu ev? - Sola dön. Neredeyse geldik.

Amcan bizimle mi kalıyor?

Hayır, dalga mı geçiyorsun? 30 yıldır otelde yaşıyor. Şef garsondur.

Evi bize ödünç veriyor. Depo olarak kullanıyormuş.

İşte orası. Geldik. Yavaşla.

Bu Robin Hood, amcamın atı.

İşte amcamın at arabası ve amcamın evi.

Ve içeride de amcam.

Çabuk, çabuk.

Amca, biz geldik! Çabuk, geç oldu.

Biz geldik, Amca. Üzgünüm geciktik. Araba bozuldu da!

Amca! Amca! Amca!

Amca!

- Barbarlar. - Kimdi onlar?

- Kimse, sadece barbarlar. - Neden yardım çağırmadın?

Sessizlik en kuvvetli çağrıdır.

Her neyse. Bu senin şair arkadaşın mı?

Evet. Adım Ferruccio. Ayrıca döşemecilik de yapıyorum.

Aferin. Aferin.

Haydi bakalım. Burası ıvır zıvırla dolu eski bir ambardır.

Eski bir tutku-- Bir ıvır zıvır aslında!

Bütün bu eşyalar ne için?

İstediğiniz kadar kalabilirsiniz. Garson olmak kolay değildir.

Yatak burada. Efsaneye göre onda Garibaldi yatmış.

Gereksiz olduğu düşünülen şey en gerekli olandır.

Barbarlar.

Belediye binası Via Sestani'de, sütunlardan sonra sağda.

Banyo, Bay Bidet yaratıcılığıyla donatılmış.

Burada birkaç kitap var, aralarında Lorenzo Paulino tarafından yazılmış "Petrarch'ın Hayatı" da var.

Mutfak orada. Bu bir velespit, genelde bisiklet denir.

Çok geç oldu. Otele dönmem gerekiyor. Sadece bir anahtar var. Sakın kaybetmeyin.

Sizi görmek çok güzel. Geliyorum, Robin Hood!

Ne amca ama!

Şuna bak! Şuraya bak. Şu binaya bak.

Sana söylemedim mi? Bir şehirdeyiz. Her ne istersen yapabilirsin.

Bir şey yapmak istiyorsan, yap.

Kendinden geçmek mi istiyorsun? Bağırmak mı istiyorsun? Bağır!

Kes şunu! Nesin sen, deli mi?

Şehrin göbeğindeyiz. Kasabada olduğu gibi hareket edemezsin.

Ne yaptım?

Ne demek ne yaptım? Bir zırdeli gibi bağırıyordun. Bağıramazsın!

Meryem! Anahtar!

- Kusura bakmayın. - Önemli değil.

Gördün mü? Bağıramazsın.

Anladın mı? Şiiri o kadar çok düşünmekten vazgeçseydin...

...babanı daha mutlu eder ve ondan fazla para kazanırdın.

Çok doğru, Oreste. Ben de ona öyle diyorum.

Bir düzen kurmalısın, Ferruccio!

- Ne güzel bir şapka. Nasıl durdu, Ferruccio? - Güzel.

- Güzel. Nasıl görünüyor? - Güzel, ama o benim.

Ne zaman çalışmaya başlıyorum?

Zaten geciktin. Hemen!

Şu koltuğu alıp atölyeye götür.

- Onu mu? - Onu, onu. Ve dikkatli ol!

Güzel. Ben belediye binasına gidiyorum. Hoşça kalın.

Hoşça kalın ve akıllı davranın...

...çünkü bunlar zor zamanlar.

Çok zor zamanlar!

- Zor zamanlar mı? - Zor.

Neden, siyasi görüşünüz nedir?

Benito! Adolph! Uslu durun!

Ne diyordunuz?

Diyordum ki, işler nasıl gidiyor?

Yani, her şey yolunda mı?

Dikkat et! Bacakları kıracaksın!

- Hoşça kalın! - Hoşça--

Becerdi. Şapkamı aldı. Ben onu bulurum ama.

Benito, şimdi tokadı yiyeceksin!

Bir kitap evi açmak için tüm bürokratik prosedürü yerine getirmem lazım.

- Çok uzun sürer mi? - Yıllar.

Öyleyse şimdi bir dosya açsak iyi olacak.

Önce başvuruda bulunursunuz ve daire başkanının imzalaması gerekir.

Neredeyse yumurtalarımı kırıyordum. Dünden beri üzerimdeler.

Aklımdan çıkmışlar. Şükürler olsun kırılmamışlar. Not alın.

Ben, imza sahibi, Guido Orefice...

- ...açmak için başvuruda bulunuyorum-- - Şimdi imzalayamaz!

Geliyor, geliyor, geliyor.

Neler oluyor?

Bir kitap evi açmak için imzanıza ihtiyacım var.

- Bayan, neler oluyor? - Doktor Rodolfo, ona söyledim ama ısrar etti.

- Sadece bir imza. - Hayır, yapamam.

Vekilim bir saat içinde burada olur. Ondan iste.

- Doktor Rodolfo, tek ihtiyacım bir imza. - Burada 1'de kapatırız! Anladın mı?

Evet, ama 1'e 10 var.

Şikayet dilekçesi yaz.

Vay be, ne kötü biri.

Tek yapması gereken, dosya açmak için bir kağıt imzalamaktı.

Şimdi bir saat vekilinin gelmesini beklemek zorundayım.

Şikayet dilekçesi dolduruyorum. Yazın, "Ben, imza sahibi, Guido Orefice--"

Çok fena düştü!

Bir şeyiniz var mı? Size yardım edeyim.

Buraya gelin. Kasten yapmadım.

Dokunma bana! Beni rahat bırak!

Kitap evine gelince, artık onu unutabilirsin!

Hayır, yumurtalar!

Seni hergele! Öldüreceğim seni!

Öldüreceğim seni!

Hey, ne yapıyorsun? O benim bisikletim!

Çekilin! Çekilin!

Merhaba, Prenses.

Acaba hiç ayaktayken karşılaşacak mıyız merak ediyorum.

Affedersiniz, ama kaçmam gerekiyor. Elveda.

Elveda, Prenses!

Elveda.

- Tavuk. - Çok kolay.

Bütün olarak servis edilir, alt kısmı tabağa gelir.

"Kesebilir misiniz?" "Tabii ki."

Bıçağı kanadının altına sokarım, sonra budu ayırırım.

Eti göğüs kemiğinin altı boyunca keserim.

- Kanatlar, göğüs ve deri gider. - Istakoz.

Çocuk oyuncağı, Amca.

Istakoz, ıstakoz. Kanadı bacağın altına sokarım.

Bacak gider. Istakozu ayırırım, şeyi sokarım--

Istakoz bir kabukludur. Istakoz bir kabukludur.

Kabukludan... Kabuk gider.

Kabuk ve anten gider. Kim ıstakoz anteni yer ki?

Anten gider, ıstakoz gider.

Geriye bir şey kalmaz.

Istakozumuz bitti, ama tavuk çok lezzetlidir.

- Istakoz nasıl yapılır hatırlamıyorum. - Istakoz mutfaktan çıktığı gibi servis edilir.

Ellenmesine gerek yoktur!

Çok kolaymış. Bu yüzden hatırlayamadım.

- Devam et. - Esas duruş!

Hazırda bekle. Hareketsiz, böyle.

"Garson?" "Evet?"

Yerine. Esas duruşta bekle.

"Garson?" "Evet?"

Yerine.

"Garson?" "Evet?"

Yerine.

"Garson?" "Evet?"

Yerine.

Neden hep beni çağırıyorlar, Amca? Başka garsonlar da olmalı, değil mi?

Selamlama! Çocuk oyuncağı.

Pekala, selamlama.

Eğilirsin, daha fazla.

Böyle, 45 derecelik bir açıyla, tıpkı bir şampanya şişesi gibi.

45 derece, hatta 50, 55.

90 derece. Dik açı. 180.

Amca, ne kadar eğiliyorum? 180 derece mi? Böyle mi?

Ayçiçeklerini düşün. Boyunlarını güneşe eğerler.

Ama eğer fazla eğilmiş olanları görürsen...

...ölmüşler demektir!

Sen hizmet ediyorsun. Bir köle değilsin.

Hizmet etme bizzat Tanrının...

...yaptığı bir sanattır.

Tanrı insanlara hizmet eder, ama insanların kölesi değildir.

- Burada düğme yoktu. - Düğme oraya girmez, budala.

Arabayı babama geri götürmeliyim. Bekliyordur.

Bir ay filan sonra götürürsün.

Hayır, çok geçmeden götürmeliyim. Neden biliyor musun?

Neden?

- Ne? Saat kaç? - Uyuyor muydun?

Elbette uyuyordum.

Benimle konuşurken uykuya daldın!

- Nasıl yaptın bunu? - Schopenhauer.

Kim?

Schopenhauer der ki, irade gücüyle ne olursa yapabilirsin.

"Ne olmak istiyorsam oyum."

Şu anda uyumak istiyorum, onun için kendime şöyle diyorum...

"Uyuyorum, uyuyorum." ve uykuya dalıyorum.

Şaşırtıcı. Hem de çok basitmiş.

Ben de denemek istiyorum. Uyuyorum, uyuyorum, uyuyorum...

Ellerini oynatma. Sen bir hokkabaz değilsin.

Bu bir düşünce meselesi. Ciddidir ve zaman alır.

- Bunu yarın konuşuruz. - İyi.

Şaşırtıcı ama.

Uyan.

Uyan. Uyan. Uyan...

Ne var şimdi? Ne yapıyorsun?

- Tamamen işe yarıyor! - Ne işe yarıyor?

Schopenhauer. Az önce ne dedim biliyor musun? "Uyan."

Bam, sen uyandın. Bu teori inanılmaz.

- Nasıl işe yarıyor? - Kulağımda bağırıyordun!

O yüzden uyandım.

- Yani daha sessiz söylemeliyim. - Hayır, hiç söylememelisin!

Hiç söyleme.

Bilinçaltında. Düşünmen gerek.

Neden koşuyorsun? Yavaş ol!

Acele et. Geç oldu!

Meryem, anahtar!

Kusura bakma.

Her sabah anahtarı atıyor.

Bak!

İşte o öğretmen. Vay be, ne güzel öyle.

Onu rüyamda bile gördüm. Benimle gel. Seni tanıştıracağım.

- Vay canına! Hareket etme! - Ne oldu?

Kıpırdama. Kıpırdama, Ferruccio!

Arabadakisi. Kafasında yumurta kırılan şu sersem.

Eğer görürse öldürür beni. Uslu dur.

- Ne yapıyor? - Hiçbir şey. Konuşuyor.

- Ne diyor? - Nereden bileyim?

- Ne yapıyor? - Vedalaşıyor galiba.

Tıpkı benimkisi gibi bir arabası var! İşte geliyor!

Kıpırdama. Eğer görürse öldürür beni!

Kımıldama, Ferruccio. Kımıldama. Kımıldama, kımıldama.

Merhaba, Prenses!

Aman Tanrım!

Yine siz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Gökyüzünden kollarıma düşen prenses işte bu.

Bacağından arı iğnesini emen kişi bu mu?

Evet. Böyle görüşüp duruyoruz. Aniden çıkıveriyorsunuz.

Görüşmek için plan yapabiliriz.

- Bu gece 8:00'de? - Hayır, böylesi daha iyi.

Gidelim, Dora. Okula geç kalacağız.

Umarım yine aniden görüşürüz. Hoşça kalın.

Elveda, Prenses! Elveda.

Onu gördün mü? Güzel, değil mi?

Aniden ortaya çıkmama bayılıyor.

- Hayır, inanmıyorum. - Evet.

"Belirsizlik."

Sen bir dahisin!

"Büyükse ne kadar, zor görürsün o kadar."

Yanıt: Belirsizlik.

Olağanüstü. Bu bilmeceyi siz mi uydurdunuz?

Hayır, ama sen beş dakikada çözdün. Benim sekiz günümü aldı.

Belirsizlik!

Som balığı, salata ve bir bardak beyaz şarap.

Şunu dinle, Guido.

İzninizle, sıra bende.

Bunu babam ben ufak bir çocukken söylemişti.

"Yakalarsa yedi kedi yedi fareyi yedi dakikada...

...yetmiş yedi kedi, yetmiş yedi fareyi yakalar kaç dakikada?"

Kulağa çok zarif geliyor.

Hemen çözmek istiyorum.

- Önce yiyin yoksa soğuyacak. - Yemek istemiyorum. Geç oldu.

Salata, som balığı, beyaz şarap. Çok hafif.

Fareler...

...ve kediler.

- Mutfak kapalı mı? - Herkes gitti. Neden?

Bakanlık'tan Romalı bir bey burada. Yemek yemek istiyor.

Mutfak kapalı.

Oh, peki, sana iyi bir bahşiş verirdi.

Mutfak açık.

İçeri gelin.

- Buyurun. - Teşekkür ederim.

- Doktor, yemeyi düşünmüyorsunuz, değil mi? - Hayır, hayır.

"Kediler ve fareler--"

İyi akşamlar.

Mutfağın kapalı olduğunu biliyorum. Bir soğuk yemek olabilir. Ne bulabilirseniz.

- Hepsi lezizdir. Seçiminizi yapın. - Hafif bir şeyler.

Peki, etimiz, güzel bir ağır bifteğimiz...

...kuzu eti, böbrek, biraz yağlanmış ekmekli karaciğerimiz var.

- Aksi takdirde, balık var. - Balık, balık.

Elimizde... Güzel, yağlı bir kalkan...

...yağlı sosisle doldurulmuş ve Grand Marnier ile yağlanmış yılan balığı var...

...ya da biraz yağsız som balığı--

Som balığı, teşekkür ederim.

- Garnitür? - Garnitür de mi var?

Elbette. Çok kızartılmış mantarlarımız...

...tereyağında sotelenmiş kuşbaşı soslu patateslerimiz var--

Küçük, hafif bir salata var mı? Yoksa, kalsın.

Hafif bir salata? Çok yazık. Çok kızartılmış mantarlar...

...harikuladeydi. Peki, hafif bir salata...

...bir yağsız som balığı ve bir bardak beyaz şarap.

Mükemmel. Mümkün olduğunca çabuk, lütfen.

Elimden geleni yapacağım.

Buyurun.

"Yetmiş yedi kedi, yetmiş yedi fareyi yakalar kaç dakikada?"

- Doğru mu? - Doğru.

- "Kediler ve fareler." - İyi geceler, Doktor.

İyi geceler, dahi.

Kediler!

Ne dedi? Kediler mi? Ne o, sarhoş mu?

- Bu bir bilmece. "Yedi dakika." - Yedi dakika mı?

Yanıtı "yedi dakika". "Kediler ve fareler."

Kedi ve fare sayısı aynı oranda artıyorsa...

...ve her kediye bir fare düşüyorsa, bu da "yedi dakika" demektir.

Doktor Lessing bir hekimdir, çok ciddi biridir.

Ama bilmecelerle aklını bozmuş. Onları çözmeye çalışırken uykuları kaçıyor.

Anlıyorum.

Affedersiniz. "Francesco Petrarca" okulu.

İlkokul mu? Çok güzel bir okuldur. Bir arkadaşım orada ders veriyor.

Buradan çok uzak değil. Neden?

Güzel. Fazladan bir yarım saat uyuyabilirim.

Neden? Yarın sabah o okula mı gitmek zorundasınız?

Evet. Saat 8:30'da beni bekliyorlar.

Lütfen, çocuklar, sessizlik! Biraz dikkatinizi verin.

Romalı müfettiş birazdan burada olur.

Onda iyi bir izlenim bırakmak istiyorum.

Söylediklerini çok sessizce ve dikkatlice dinleyin.

Güzel ülkemiz hakkında bilmemiz gereken bazı çok önemli şeyler anlatacak.

Müdüre Hanım, müfettiş geldi.

Şimdiden mi geldi? Erkenciymiş!

Roberto, yerine otur!

Ayağa kalkın!

Merhaba, Prenses.

Merhaba, Müfettiş Bey. Okul müdürü benim.

Bunlar öğretmenlerimizden bazıları.

Güzel.

O halde--

Kaç senedir bu okulda ders veriyorsunuz?

On altı.

Bu sene Bakanlık tarafından onaylanan...

...müfredata ayak uydurabiliyor musunuz?

Evet.

Çocukluk devresi sağlık bilgisi hususundaki bülteni okudunuz mu?

Elbette.

Pazar günü ne yapıyorsunuz?

Hayır, yani, Pazar 1 Mayıs. Ne yapıyorsunuz?

Tiyatroya gideceğim.

- Ne izlemek için? - Offenbach.

Doğru, Offenbach oynuyor.

Peki. Güzel--

Çok teşekkür ederim ve hoşça kalın. Ben şey için gelmiştim--

Biliyorum.

Bildiğiniz gibi, Müfettiş Bey...

...en bilgili İtalyan bilim adamlarının imzaladığı ırk bildirgesinden...

...bize bahsetmek için Roma'dan geldi.

Bize -ve biz de onur duyacağız-...

...ırkımızın üstün bir ırk olduğunu...

...gösterecek...

...hepsinden iyi olduğunu.

Yerlerinize oturun, çocuklar.

Hiç durmayın, Müfettiş Bey.

- Bizim ırkımız-- - Üstündür.

Tabii ki!

Teşekkürler. Bizim ırkımız üstündür.

Irkımızın üstün olduğunu bilesiniz diye...

...bunu gelip size anlatmak için, çocuklar...

...daha biraz önce Roma'dan geldim.

Ben...

...ırkçı İtalyan bilim adamları tarafından...

...ırkımızın ne kadar üstün olduğunu...

...size göstermek üzere seçildim.

Neden mi beni seçtiler, çocuklar?

Söylememe gerek var mı?

Benden daha yakışıklı birini...

...nereden bulabilirsiniz?

Haklı olarak, sessizlik var. Ben orijinal bir "üstün ırk"ım...

...saf Ari.

Çocuklar.

Herkesin şu dediğiyle başlayalım: "Bunda öyle büyütülecek ne var ki?"

Kulak. Şu kulağın mükemmelliğine bakın.

Sol kepçe...

...ucunda asılı küçük bir zil.

Bir bakın. Hareket edebilir kıkırdak.

Bükülebilir.

Bunlardan daha güzel iki kulak bulun, hemen bırakırım!

Ama bana onları göstermelisiniz. Fransa'da bunların hayalini kuruyorlar!

Çocuklar, ırklar yaşar. Bundan emin olun!

Ama devam edelim. Size başka bir şey göstermek istiyorum, çocuklar.

Dikkatinizi verin.

- Müfettiş mi dedi? - Müfettiş dedi.

- Roma'dan? - Roma'dan.

Göbek deliği!

Şu göbek deliğine bir bakın! Ne bağ ama!

Onu dişlerinizle bile çözemezsiniz!

Şu ırkçı bilim adamları denedi. Ama ne mümkün!

Bu bir İtalyan göbek deliği. Bizim ırkımızın parçası!

Şu stile bir bakın!

Şu kaslara bakın: Ceps, biceps, triceps!

Şu güzelliğe bakın! Şu kalçayı takdir edin!

Hele harekete bakın!

Baylar!

Baylar, bayanlar, artık vedalaşmalıyım.

Gitmem gerek. Bir randevum var.

Ari çıkışımı yapıp size veda edeceğim.

Hoşça kalın! Göbek deliği!

Prenses, Venedik'te görüşürüz.

Yalnızca bu kulağımla duyabiliyorum.

Bana bak, Prenses.

Haydi, aşağıdayım.

Haydi, bana bak, Prenses. Bana bak.

Haydi, bana bak.

Arkaya dön, Prenses. Arkaya dön.

Arkaya dön, arkaya dön...

Arkaya dön, arkaya dön...

Arkaya dön, Prenses, arkaya dön, arkaya...

- Çikolatalı dondurma yiyebilir miyiz? - Evet, ama acele etmemiz gerekecek.

Neden?

Oh, sana söylemeyi unuttum. 8:00'de Prefect'lerde olmamız gerekiyor. Akşam yemeğine davetliyiz.

- Nerede? - Prefect'lerde.

Acı bana, Tanrım. Bu doğru olmasın.

- Prefect'lerde bir yemek daha mı? - Annen de geliyor.

Şahane!

İkimiz akşam yemeğine gidelim. Sonra Prefect'lere kahve için uğrarız.

Gelmiyorum!

Tamam, anladım! Gelmediğimizi ona söyleyeceğim.

Sadece sen ve ben olacağız.

- İyi akşamlar, Rodolfo! - İyi akşamlar, Bay Prefect.

Hanımefendi, selamlar.

Sonra evimde görüşürüz. Sizi 8:00'de bekleyeceğim.

- Tam 8:00'de orada olacağız. Sağ olun. - Mükemmel.

- Nerede o? - Bilmiyorum.

- Gördün mü onu? - Hayır.

- Burada olmalı. - Burada mısınız?

- İyi akşamlar. - İyi akşamlar.

- Yarın tam vaktinde, anlaşıldı mı? - Peki, peki, Bay Nardi.

- O şeyi arabadan çıkardın mı? - Evet, evet.

İpektir. Sakın mahvetme.

- Hayır, hayır, Bay Nardi. - Çok dikkatli ol.

- Ne opera ama. - Çok güzel! Çok güzel!

- Bu sizin perdelerinizden mi? - Hangisi?

Hayır, meslektaşlarımdan birinin olmalı.

Yine şapkamı aldı!

- Haydi, yürü. - Nasıl yağdığını görmüyor musun?

- Sen git arabayı getir. - Köşenin hemen arkasında.

Peki, peki, sen burada bekle.

Buraya çekip kornaya basacağım.

Anahtarı ver! Anahtarı ver!

Ev anahtarını değil! Araba anahtarını!

Ver, ver, ver.

Araba anahtarını mı? Delirdin mi?

Hayır, ver, ver. Oyala onu, bilirsin, kafasında yumurta kırılan sersemi.

Elinden geldiğince oyala onu. Gece görüşürüz. Güle güle.

Arabanın içinde-- Yavaş git!

Hiç olmazsa şemsiyeyle beni almaya gelebilirdin.

Çok kaba birisin. Baksana ne berbat haldeyim.

Ayrıca Prefect'lerde akşam yemeği sinirlerimi öyle bozuyor ki!

Biliyordum. Hıçkırık tuttu.

İstemediğim bir şeyi yapmaya zorlandığımda hep tutar.

Benim ufacık şeylerle mutlu olabildiğimi bilmiyor musun?

Bir tane çikolatalı dondurma yeterli! Belki de iki tane!

Birlikte güzel bir yürüyüş ve sonra ne olursa olur.

Senin yerine--

Merhaba, Prenses!

Bu inanılmaz. Bana bir açıklama borçlusun.

Hayır, asıl açıklama borçlu olan sensin!

Bir çatının altında duruyorum ve sen gökyüzünden kollarıma düşüyorsun.

Bisikletten düşüyorum ve soluğu senin kollarında alıyorum.

Okulda bir teftiş yapıyorum ve yine karşımda sen varsın!

Rüyalarıma bile giriyorsun.

Beni rahat bırakacak mısın? Üzerimde gerçekten baskı yaratıyorsun.

Ama seni suçlamıyorum--

Pekala. Artık, pes ediyorum. Sen kazandın.

Nereye gidelim, Prenses? Denize?! Denizi sever misin?

Evet, ama tiyatroda beni bekliyorlar. Beni geri götür.

Ne oluyor?

Prenses, affedersin, silecekler nasıl çalıştırılır biliyor musun?

- Frene bas! - Prenses!

Sakın korkma! Bana tutun!

Kırıldı!

Sürmeyi ne zaman öğrendin?

- On dakika önce. - Bence bundan daha az.

- Tavan kapanmıyor. - Kapı açılmıyor.

Bekle! Sıkıştık!

Buradan çıkacağız, Prenses. Ben icabına bakacağım.

Önemli olan senin ıslanmaman.

Kendini bununla koru, Prenses.

Al. Şimdi buradan çıkacağız. Haydi.

İşte böyle. Her şeyin icabına bakacağım.

İşte böyle.

Dışarı çık, Prenses. Dışarı çık.

Böyle! İşte böyle! Çık!

Prenses, koca bir su birikintisi var! Ayaklarını ıslatacaksın! Bekle! Bekle, Prenses.

İşte!

İşte!

- Önden buyurun, Prenses. - Neredeyiz?

Buraya daha önce gelmiştik.

- İkimiz mi? Ne zaman? - Hatırlamıyor musun?

Yağmur yağdığı gece...

...ve ben sana yastıktan bir şemsiye yapmıştım!

Çok güzel bir geceydi. Omzuma direksiyonu koymuş...

...sonra biraz vals yapmıştım ve önünde durduğumda...

...beni öpmüştün.

Prenses, rüzgardan arkan uçuyor.

İnsanına bağlı. Benim babam öyleydi.

Bana her şeyi yaptırmayı becerebiliyordu.

Beni anlıyordu. Bana nasıl davranacağını biliyordu.

Elindeki macun gibiydim.

Daima, daima, daima evet derdim.

Demek, sakladığın bütün bu hazinelerin--

Bu hazine sandığını açmanın ve sana daima evet dedirtmenin bir yolu var!

Düşündüğünden daha kolay.

- Tek ihtiyacın doğru anahtar. - Peki tam olarak nerede o?

Tanrı bilir.

Hava açılıyor.

Peki, diyordun ki...

...sana daima evet dedirten anahtar Tanrıdan gelmeliymiş, öyle mi?

Evet.

Bir deneyeceğim.

Meryem Ana bana onu atarsa-- Hiç belli olmaz.

Meryem, anahtar!

Bu mu?

Gerçekten eve gitmek zorunda mısın? Çikolatalı dondurmaya ne dersin?

- Biraz yiyelim şimdi. - Hayır, şimdi olmaz.

- Öyleyse ne zaman? - Bilmem.

Buna da Tanrının mı karar vermesine müsaade edeceğiz?

Hayır, Tanrı aşkına! Meryem'i rahat bırak. Bir dondurma yüzünden rahatsız etme onu.

Hayır, gayet önemli. Dondurma gibi bir şeyi şansa bırakamayız.

Ona sormalıyım.

Meryem, çikolatalı dondurma yiyebilmemiz için...

...ne kadar geçmesi gerektiğini söyleyecek birisini gönder!

Yedi dakika!

- Evim burası. - Buradan bin kez geçmişimdir.

Kim oturuyor orada diye kendime hep sormuşumdur.

Dükkanımı tam karşıda açmak istiyordum.

- Kitap evini mi? - Evet. Seni her gün görürüm.

Elveda, hoşça kal.

Bana karşı çok iyiydin. Şimdi tek istediğim sıcak bir banyo.

Sana söylemeyi unuttum.

Durma.

Seninle sevişmeyi ne kadar çok arzuladığımı tahmin edemezsin.

Ama asla kimseye söylemeyeceğim, özellikle de sana.

Söyletmek için bana işkence yapmak zorundalar.

- Ne söyletmek için? - Seninle sevişmek istediğimi.

Sadece bir kere değil. Tekrar tekrar!

Ama bunu sana asla söylemeyeceğim.

Hayatımın sonuna kadar şuracıkta bile seninle sevişebileceğimi...

...sana söylemek için çıldırmış olmalıyım.

Koş yoksa ıslanacaksın. Yağmur yine yağacak.

Prenses.

- Sırılsıklam olmuşsun. - Takım elbisem önemli değil.

Benim asıl sıkıntım şu şapka.

Kuru bir şapkaya ihtiyacım var, ama nereden bulabilirim ki?

Ne deniyordu? Tamam, çok kolay!

Meryem, arkadaşıma kuru bir şapka verecek birisini gönder.

Pekala. İyi geceler, Prenses. Elveda.

- Affedersiniz, tuvalet ne tarafta? - Doğruca solda.

Bir an önce kalkmazsan...

...babanın ölüsü üzerine yemin ederim bir daha seninle konuşmam.

Hayatım boyunca!

Şimdi üçe kadar sayacağım.

Eğer kalkmazsan, zorla kaldırırım.

Bir.

İki.

Ve üç.

Aferin.

- Kim evleniyor biliyor musun? - Hayır. Kim evleniyor?

Sana söylemedim mi? Kafasında yumurta kırılan şu sersem!

- Kiminle evleniyormuş? - Bilmiyorum.

Ama geleceğini sanmıyorum. Daha henüz ortaya çıkmadı bile.

Herkes bekliyor.

- Seni her yerde aradım. - Ne oldu?

- Amcan. - Amcam mı?

- Bir şey olmuş. Benimle gel! - Nerede?

Dışarıda! At!

Bu ne?

Amca, bu senin atın mı?

Bu ne manzara böyle! Üzerine ne yazmışlar?

"Dikkat, Yahudi atı."

Her zamanki barbarlar, vahşiler. Çok üzücü. Ne saçmalık.

"Yahudi atı"!

Amca, sıkma canını. Öylesine yapmışlar işte--

Hayır, öylesine yapmadılar. Bilerek yaptılar.

Buna alışmaya başlamak zorundasın, Guido.

- Seninle de başlayacaklar. - Benimle mi?

Yapma, Amca. Bana ne olabilir ki?

Yapabileceklerinin en kötüsü beni soymak, sarıya boyayıp şöyle yazmak...

"Dikkat, Yahudi garsonu."

Yapma, Amca.

Ben bu atın Yahudi olduğunu bilmiyordum bile.

Gidelim. Ben sabahleyin onu temizlerim.

Onu ahıra geri götür.

Bak, işte, karşında!

Olamaz!

Dur. Ona sürpriz yapacağım.

Benimle gel. Seni Fido Giovanardi ile tanıştırmak istiyorum.

- Kim? - Fido Giovanardi.

Doktor Lessing! Nereye gidiyorsunuz?

Acil telgraf. Derhal Berlin'e gitmek zorundayım.

- Bu çiçekler de ne? - Sizin için, ayrılışınız için.

Sadece bir tane alacağım.

Karıma götüreceğim: Guido'nun çiçeği.

Seninle gerçekten hoş vakit geçiriyordum, Guido.

Şimdiye kadar karşılaştığım...

...en maharetli garson sensin.

Teşekkür ederim, Doktor. Siz de şimdiye kadar hizmet ettiğim en kültürlü müşterisiniz.

Teşekkür ederim.

Elveda, Doktor Lessing.

Aklıma gelmişken.

"Söylersen eğer adımı...

...değilim artık orada. Ben kimim?"

Söylersen eğer adımı, değilim artık orada.

Ne oldu? Ne dedi?

"Sessizlik!"

Çok güzel. Kelimeyi söylersen, artık orada değildir. Sessizlik.

Berlin'den bahsetmiyorum, varoşlarda. Düşünün artık!

Üçüncü sınıf. Şu problemi dinleyin.

Beni şoke ettiğinden unutamıyorum. Problem:

Bir delinin devlete maliyeti günde dört mark.

Bir sakatın, dört buçuk mark.

Bir saralının, üç buçuk mark.

Ortalamanın günde dört mark olduğunu ve 300,000 hastanın...

...bulunduğunu göz önüne alırsak, bu bireylerden kurtulunsaydı...

...devlet ne kadar tasarruf ederdi?

Buna inanabilmek mümkün değil!

Benim tepkim de aynen böyleydi, Dora. Buna inanabilmek mümkün değil!

Yedi yaşındaki bir çocuğun bu tip bir denklemi...

...çözmek zorunda olmasına inanamıyorum.

Çok zor bir hesap. Oranlar, yüzdeler.

Bu denklemleri kurmak için en azından bazı cebirler gerekir.

Bu bizim için lise konusuydu.

Hayır, sadece çarpma yapmak yetiyor. 300,000 mi sakat var demiştiniz?

- Evet. - 300,000 çarpı 4.

Hepsini öldürseydik, günde 1,200,000 mark tasarruf ederdik.

- Çok kolay! - Kesinlikle! Aferin.

Ama sen bir yetişkinsin. Almanya'da bunu yedi yaşındaki çocuklara yaptırıyorlar.

Tamamen başka bir ırk.

"Merhaba, Prenses."

- Ne dedin? - "Merhaba, Prenses." Pastanın üzerinde yazıyor.

Neden orada dikilmiş duruyorsun? Gidelim!

Dans edelim.

Teşekkürler. Teşekkürler, teşekkürler.

Sadece birkaç kelime. Hepsini zaten çoktan biliyorsunuz...

...yıllardır biliyorsunuz.

Dora ile ben aynı mahallede doğduk.

Okula beraber gittik, aynı arkadaşları edindik.

Uzun lafın kısası...

...Dora benim hayatımın kadını...

...ve ben de onun hayatının erkeğiyim, bundan dolayı...

...bu yıl içinde evlenmeye karar verdik.

Hepiniz Nisanın dokuzunda, Santa Maria del Pellegrino Kilisesi'ne...

...resmi olarak davetlisiniz.

Ardından da günün ilk ışıklarına dek hep beraber kutlayacağız...

...tıpkı şimdiki kadar mutlu olduğumuz gibi.

Sağ olun. Sağ olun.

Öp! Öp! Öp!

- Senin neyin var? - Hiçbir şey.

- İyi misin? - İyiyim.

Kim koydu bu koltuğu buraya?

İyi misin?

- Ben iyiyim, iyiyim. - Üzgünüm.

- Yaralanmadım. - Hayır, ben şeyden bahsediyordum--

- İyi vakit geçiriyor musun? - İyi gidiyor.

Güzel, güzel. Masana geri dön.

Haydi. Bunu ben yapabilirim. Bunu ben yapabilirim.

- Amca. - Sen iyi misin?

İyiyim, iyiyim! Neden hepiniz bana bunu soruyorsunuz? Yanlış bir şey mi var?

Hayır, yanlış bir şey yok.

- Ama-- Mutfağa gitsene. - Peki.

- Guido. - Evet.

Mutfağa.

Bu gece her şeyin yerini değiştirmişler.

Bak mutfağı nereye koymuşlar.

Ce-ee! Ce-ee! Bil bakalım ben kimim!

Benim! Ne, yoksa yumuşadın mı?

Bayan.

Sonunda tanıştık, Dora.

Bizi hiç tanıştırmadı. Tanıştırmaya korkuyordun, değil mi?

Şimdi artık bizimle geneleve gelmen gerekmiyor!

Böldüysem özür dilerim. Mutluluk ve en iyi dileklerim sizinle olsun.

Seni kurnaz ihtiyar köpek!

Ne neşeli bir insan!

Ziyanı yok. Ben hepsini toplarım.

Özür dilerim, özür dilerim.

Prenses!

Sen de mi buradasın?

Kaçır beni.

Ve şimdi bayanlar ve baylar...

...Grand Otel tarafından sunulan muhteşem bir sürpriz.

Etiyopya pastası!

Teşekkür ederim! Müzik, maestro!

- Sağlığınıza. - Teşekkür ederim.

Bu taraftan, Prenses.

Ama sen--

Çabuk, Prenses.

Ama o--

O şu yumurtalı budala.

Olamaz! Ferruccio!

Evin anahtarları onda, lanet olsun!

Bir parça tel. Bir parça tel bulursam açabilirim. Şurada var.

Telle ben çok ustayımdır. Babam bana öğretmişti.

Çocukken telden oyuncaklar yapardım.

Açtım.

Joshua!

Gidelim. Anneni geç bırakacaksın.

Tankımı düşürdüm.

Merak etme. Buluruz. Haydi.

Nerede bıraktın tankı?

- Merdivenlerde. - Ben getiririm.

Bisikleti tut, Dora. Ben getiririm.

- Ömrümün yarısı bu tankı aramakla geçti. - Her tarafın kirlenmiş.

Al bakalım.

Gidelim.

- Haydi, Baba! - Yavaş git!

Okula geç kaldın! Haydi!

Bir at var! İki at!

At!

Guido, şu zili çalmayı kes! Beni deli ediyor!

- Ben değilim, Joshua yapıyor. - Ben değilim, babam yapıyor!

Kesin şunu! İndirin beni!

İşte geldik.

- Akşama görüşürüz. - Hoşça kal.

- Hoşça kal, Anne. - Hoşça kal, Dora. Hoşça kal.

Hızlı git, Baba!

Bir, iki ve üç.

Annem için bunu alabilir miyiz?

- Kaç paraymış? - On beş liret.

On beş liret mi? Sahte o. Muhtemelen sahte bir pastadır, senin tankın gibi.

Haydi, haydi. Haydi, Joshua.

"Yahudiler ve köpekler...

...giremez."

Haydi, haydi, Joshua. Haydi.

Yahudiler ile köpekler neden giremiyor, Baba?

Yahudiler ile köpeklerin girmesini istemiyorlar işte.

Herkes ne isterse yapar, Joshua.

Orada bir nalbur var.

Onlar da İspanyollar ile atların girmesine izin vermiyorlar.

Daha ileride bir eczane var.

Geçen gün kangurusu olan bir Çinli arkadaşımla beraberdim.

"Girebilir miyiz?" dedim. "Hayır, burada hiçbir Çinli ve kanguru istemiyoruz."

Onlardan hoşlanmıyorlar. Ne diyebilirim ki?

Biz kitap evine herkesi sokuyoruz.

Hayır. Bundan böyle, biz de yazacağız.

- Senin hoşlanmadığın birileri var mı? - Örümcekler. Senin?

Ben Vizigotlardan hoşlanmıyorum. Yarından itibaren şöyle yazacağız...

"Örümcekler ve Vizigotlar giremez."

Şu Vizigotlardan bıktım usandım.

Merhaba.

Her şey yarı fiyatına.

- Guido Orefice? - Benim.

- Prefect'lere gelmeniz gerekiyor. - Yine mi?

- Gitti zaten. - Gidelim.

Neden?

- Bu bey sizinle mi? - Evet. Gidelim.

Peki.

- Ben de geliyorum, Baba. - Hayır, hayır, hayır.

Sen burada kal. Uzun sürmez, değil mi?

Hiç uzun sürmez.

Hoşça kal.

Joshua, müşterilere iyi davrandığından emin ol!

Hoşça kal. Hemen dönerim.

Merhaba.

- Merhaba. - Merhaba.

- Bunu alacağım. - Beş liret.

Hayır, on liret yazıyor.

Her şey yarı fiyatına.

Bunu annene ver ve ona büyükanneden olduğunu söyle.

Büyükannemi daha önce hiç görmedim.

- Onunla tanışmak ister misin? - Evet.

Onunla yarın tanışacaksın.

- Yarın mı? - Evet.

Çünkü yarın senin doğum günün...

...ve büyükannen gelip sana güzel bir hediye getirecek.

Yeni bir tank mı?

Hayır, sürpriz.

Mektubu annene ver.

Güle güle, Joshua.

Para üstünü unuttun, Büyükanne.

Teşekkür ederim.

- Ne zaman geliyorsun? - Bir saat filan sonra.

Amcama uğrayıp otelin artık yemeklerinden getirteceğim.

- Hoşça kal. - Hoşça kal.

- Sonra büyükanne ne dedi? - Yarın geliyormuş.

Zamanı artık!

Yahudi Dükkanı

- Şimdi banyo zamanın. - Banyo yapmak istemiyorum.

- Hayır, doğru banyoya. - Daha Cuma yaptım.

Haklı. Cuma yaptı.

Sen de gömleğini değiştir.

- Daha Perşembe değiştirdim! - Çiçekleri unutma!

Dışarıdalar. Onları çoktan topladım.

- Seninle geleceğim, Baba! - Sen banyo yapmalısın. Haydi, su soğuyor, inatçı!

Banyo yapmak istemiyorum! Banyo yapmak istemiyorum!

Acele et. Gidip büyükanneyi almalıyım.

- Çiçekleri nereye istiyorsun? - Aşağıya koy. Hemen geleceğim.

Pekiyi.

Cuma yaptım!

Joshua nerede biliyor musun?

Orada olmalı.

- Dinle, şunları düzene sokar mısın? - Tabii ki.

Bana çiçekleri göstersene. Çok güzel görünüyorlar.

Güzeller. Onları hemen getireyim.

- Çiçekleri mi görmek istiyorsun? - Evet.

Onları hemen getirteceğim. Gelin, çiçekler!

Komodin, gel! Gel, komodin!

Schopenhauer, irade gücü, komodinin buraya gelmesini istiyorum.

Gel, komodin.

Dur, komodin!

Komodin bana çok kirli gibi geldi.

Merhaba, Prenses!

Şimdiden okuma-yazma biliyor mu?

- Bir yıldan fazladır. - İyi iş yapmışsın.

Geldik.

İnmene yardım edeyim, Anne.

Hayır, hayır. Kendim inebilirim.

Dora, sorun ne?

Geldik mi?

Hayır, burası bir geçiş yeri. Gel buraya.

Baba, nereye gittiğimizi artık söyleyecek misin?

Ne demek nereye? Şeye gidiyoruz--

Bana bin kez sordun. Şeye gidiyoruz...

...şu yere-- Adı neydi?

Şeye gidiyoruz--

Nereye gidiyoruz?

Bugün günlerden ne? Bugün senin doğum günün, Joshua!

Hep bir tatile çıkmak istediğini söylerdin!

Bütün bunları planlamak aylarımı aldı.

Nereye gittiğimizi biliyor musun? Şeye gidiyoruz...

Sana söyleyemem. Söylemeyeceğime annene söz verdim.

Nasıldır bilirsin. Çok kızar.

Beni çok güldürüyor.

Ben küçükken benim babam da böyle bir şey planlamıştı.

O kadar-- Vay be, o kadar komikti ki!

Sana söylemeyeceğim. Kendin bulmanı istiyorum.

Sürpriz. Bilirsin, gerçekten--

Gerçekten beni çok güldürüyor.

Yoruldum, Baba.

Uyusana.

Amca...

Nereye gidiyoruz? Bizi nereye götürüyorlar?

Aynen planladığımız gibi. Tam vaktinde çıkıyoruz.

Ne organizasyon ama!

- Sen hiç trene binmedin, değil mi? - Hayır. Güzel mi?

Gerçekten çok güzeldir!

İçerisi hep tahtadandır. Oturacak yer yoktur ve böylece herkes yol boyunca ayakta durur.

- Oturacak hiç yer yok mu? - Ne? Trende oturacak yer mi?

Trene hiç binmediğin belli!

Hayır, herkes sıkış sıkış durur.

Şu kuyruğu görüyor musun? Son biletleri tam zamanında almışım!

Çabuk, çabuk. Çabuk ol, Eliseo Amca. "Çok geç. Doldu. Evinize dönün."...

...demelerini istemem.

Bekleyin. Rezervasyonumuz var! Bizim için biraz yer bırakın!

Şu kalabalığa bak!

İşte geldik! Rezervasyon yaptırdık!

Teşekkür ederim!

- Yardımcı olabilir miyim, hanımefendi? - Bir yanlışlık olmuş.

Ne yanlışlığı?

Kocamla oğlum o trende.

Kocanızın ismi nedir?

Guido Orefice.

Joshua Orefice...

...ile Eliseo Orefice de o trendeler.

Yanlışlık yok.

Ben de o trene binmek istiyorum.

- Hepimiz hazırız. - Yola çıksınlar öyleyse.

Haydi, çıkın!

Evinize dönün, hanımefendi.

Ben o trene binmek istiyorum.

Bırakın o trene bineyim!

Annem gelmiş!

Annemin binmesi için treni durdurdular.

Eliseo Amca.

- İşte geldim. - Yorulmuş.

Mutlu musun? Burasını gördün mü? Yoruldun mu?

- Trenden hoşlanmadım. - Ben de hoşlanmadım.

Geriye otobüsle döneriz.

Biz geriye otobüsle dönüyoruz! İçinde oturacak yerleri olanla!

- Onlara söyledim. - Daha iyi.

Bence de öyle.

Gördün mü? Hepsi ayarlanmış!

Şu insanları gördün mü? İçeri girmek için sıraya girmişler.

- Herkes içeri girmek istiyor! - Bu hangi oyun, Baba?

Aferin!

Şu şey yaptığımız oyun--

Şey oyunu--

Hepimiz oyuncuyuz, bilirsin.

Anladın mı? Hepsi ayarlandı. Oyun şöyle...

...erkekler bu tarafa, kadınlar o tarafa.

Sonra askerler var. Bize programımızı veriyorlar.

Çok zor, bilirsin. Hiç kolay değil.

Eğer biri bir hata yaparsa, anında doğruca eve gönderiyorlar. Anında.

Yani çok dikkatli olmalısın, Joshua.

Ama kazanırsan, birincilik ödülünü alıyorsun!

Birincilik ödülü ne?

Birincilik ödülü işte!

- Bir tank. - Benim zaten bir tankım var.

Hayır, bu gerçek bir tank! Yepyeni!

Gerçek mi? Hayır!

Evet! Sana söylemek istemedim.

Eliseo Amca nereye gidiyor?

O başka bir takımda. Hepsi ayarlandı.

- Hoşça kal, Amca! - Hoşça kal.

Gerçek bir tank.

Sana ne dedim, Joshua?

Müthiş!

Ne harika bir yer!

Acele et yoksa yerimizi kapacaklar. Bizim rezervasyonumuz var. İki kişilik!

Biz geliyoruz! Biz geliyoruz!

İşte bizim yerimiz!

İşte bizim yerimiz!

Bu bizim yatağımız. Çok yakın yatacağız.

Baba, burası iğrenç. Kokuyor. Ben annemle olmak istiyorum.

Olacağız!

- Acıktım! - Yiyeceğiz!

Ayrıca buradakiler gerçekten çok kaba! Bağırıyorlar!

Bağırıyorlar çünkü herkes birincilik ödülünü istiyor. Sert olmak zorundalar.

- Annemi görebilir miyim? - Oyun bitince.

Ne zaman bitecek?

Bin puan toplaman gerekiyor.

Her kim bin puan alırsa, bir tank kazanıyor.

Sana inanmıyorum. Çerez alıyor muyuz?

Çerez mi? Çerez...

İste yeter. Hepimiz arkadaşız burada.

- Bakın kim varmış. Neydi adı? - Bartolomeo.

Bartolomeo, sana bir şey sorayım.

Ekmekle reçeli dağıtan adam daha önce uğradı mı?

Lanet olsun! Onu bir saniyeyle kaçırmışız!

Tekrar geri gelecek ama, değil mi?

Geri geliyormuş.

- Ne dedi? - Almanca bilen var mı diye sordu.

Kamp kurallarını açıklayacak.

- Almanca biliyor musun? - Hayır.

Oyun artık başlıyor. Burada olanlar oynar, olmayanlar oynamaz.

Bin puan alan ilk kişi kazanır. Ödül bir tank!

Şanslı kerata!

Her gün şu hoparlörden kimin önde olduğunu bildireceğiz.

En az puanlı kişi "ahmak" yazan bir levha takmak zorundadır...

...sırtının tam şurasına.

Bağıran çok kaba adamlı bölümü oynuyoruz.

Her kim korkarsa puan kaybeder.

Üç şey yüzünden bütün puanlarınızı kaybedebilirsiniz.

Bir, ağlarsanız.

İki, annenizi görmek isterseniz.

Üç, acıkıp çerez isterseniz.

Unutun bunu!

Açlık yüzünden puan kaybetmek çok kolaydır.

Daha dün ben 40 puan kaybettim...

...artık dayanamadım ve reçelli bir sandviç yedim.

Kayısı reçelli!

O çilekli istiyormuş.

Hiç lolipop istemeyin. Çünkü hiç bulamazsınız.

Hepsini yedik!

Ben dün yirmi tanesini yedim!

Karnım nasıl ağrıdı! Ama sahiden güzeldiler.

Elbette.

Çok hızlı gidiyorsam özür dilerim, ama ben saklambaç oynuyorum.

Şimdi gitmem gerek yoksa beni bulurlar.

Bana bir şey sormayın. Bartolomeo'ya sorun. O her şeyi biliyor.

Söylediklerini bana da anlatmayı unutmayın.

Bin puan mı?

Sana eğleneceğini söylemiştim!

Bu adamlar delirmiş!

Bu yüz kilo olmalı! Burası 3,000 derece olmalı!

Vittorino. Artık baş edemiyorum, Vittorino!

- Sadece ilkinden sonra mı? - Neden, daha başka mı var?

- Geceye kadar buradayız! - Olamaz.

Bartolomeo, ne oldu? Seni nereye götürüyorlar?

Hastahaneye. Kolumu yaraladım.

Anneciğim, öleceğiz burada, Vittorino!

Artık dayanamıyorum! Yere bırakıyorum bunu.

Yapamadığımı onlara söyleyeceğim. Bana ne yapabilirler ki?

- Seni öldürürler! - Ne? - Seni öldürürler!

- Bu şey nereye götürülüyor? - Aşağıya.

Aman Tanrım! Asla başaramayacağım!

Asla başaramayacağım!

Burası 10,000 derece olmalı!

Baba!

Bana bak! Görüyor musun? Güzel, değil mi?

Kayıt olduk.

Kayıt olmak için oraya gittiğimde, Joshua...

...hakem oradaydı ve dedi ki...

"Olmaz, siz ve oğlunuz listede yoksunuz.

Ücretinizi ödememişsiniz."

Az kalsın yere yığılıyordum.

Dedi ki, "Evinize gidebilirsiniz." Ben dedim ki, "Hayır, siz evinize gidin!

Joshua ile ben kayıt olduk.

Bana numaramı verin!" Hakikaten, bir tane verdiler. Bak. Güzel, değil mi?

Ne olur ne olmaz diye, buraya da yazdırdım.

Joshua, baban seni ne güzel bir yere...

...getirmiş görüyor musun?

Dinle, diğer çocuklarla oynadın mı?

Evet, ama diğer çocuklar kuralları bilmiyor.

Birincilik ödülünün bir tank olduğunun doğru olmadığını söylediler.

Puanlar hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.

Buna kandın mı sen? Tilki kadar kurnazlar.

Seni yenmek istiyorlar! Şaka mı yapıyorsun?

Tank yokmuş! Onlara inanayım deme!

Bugün kaç puan kazandık?

Elli.

Kırk sekiz. İki puanımı aldılar çünkü...

...seksek oynarken...

...sendeleyip çizgiye bastım.

Biz...

...bugün deli gibi güldük, Joshua! Gülmekten öldüm!

Vay be, nasıl eğlendim öyle!

Yarın yeni baştan başlaması için sabırsızlanıyorum!

Seksek, halat çekme ve mendil kapmaca.

Her türlü oyun. Hepsini hatırlamıyorum bile.

"Siz aklınızı bozmuşsunuz! Durun! Yoruldum!" dedim.

Dinle.

- Bir şeyler yedin mi? - Evet, ama çerez istemedim.

Aferin! Bu demek ki sen de on iki puan kazandın.

Kırk sekiz bana, on iki sana.

Altmış.

Altmış puana ulaştığında bunu kazanıyorsun.

Bir parça reçelsiz yavan ekmek, Joshua.

Al, bunu ye.

Sağ ol.

- Altmış puan çok mu? - Dalga mı geçiyorsun?

Tabii ki öyle! Seni öne geçirmeye yeter. Gerçekten çok.

Bak kim geldi! Bartolomeo!

Nasıl gitti?

Bundan kötüsü olamaz... Yirmi tane.

Biz ondan daha fazla aldık.

Bunu ona söyleme. Biz öndeyiz!

Sana önceden söyledim: Çocuklar ve yaşlılar yasak!

İçeri dön! Sen çalışmıyorsun!

Kalanlar, aşağıya!

Yürüyün, kızlar, çabuk. Haydi. Bu taraftan!

Bu yeni gelen. Hemen öğrendi.

Kapıdaki kadın, ilk geldiğinde iyi görünüyordu.

İçlerinden en kötüsü!

En azından yaşlılarla çocukları çalışmaya göndermedi.

Dinle, yaşlıları ve çocukları çalışmaya göndermiyorlar, çünkü onları öldürüyorlar!

Bu günlerde onları duş almaya çağıracaklar.

"Çocuklar, duş zamanı!"

Esasında, onlara gaz odasında duş aldırıyorlar.

Aşağıya!

Bunu nasıl yapabilirim?

Vittorino!

Bütün bu örsleri nereden bulmuşlar?

Baba! Baba!

Buraya nasıl geldin? Burada olmaman lazım!

Çık buradan!

Çık buradan! Neden diğer çocuklarla değilsin?

Dediler ki...

...bütün çocuklar bugün duş almak zorundaymış, ben de almak istemiyorum.

- Git duş al! - Hayır.

- Evet. - Almayacağım.

Evet. Git duş al!

Ne yapıyorsunuz burada, Baba?

Şey yapıyoruz... Bir tank.

Tankı yapıyoruz. Hala paletler üzerinde çalışıyoruz.

Ağır ilerliyoruz.

Burada kalamazsın. Git duşunu al, Joshua!

Almak istemiyorum! Almak istemiyorum!

Seni inatçı şey! Annene söylersem, on puanın silinir!

Şu arkaya saklan. İşim bittiğinde birlikte döneriz.

Sakın kimseye görünme!

Bu çok eğlenceli.

Her şeyi!

Her şeyi çıkarın! Oraya asın!

Duştan sonra geri alacaksınız.

İleri!

Elbiselerinizi geri almak için numaranızı unutmayın!

Kadınlar ve çocuklar beraber duş alacak.

Bir yerinizi incittiniz mi, hanımefendi?

Sağ ol, Bartolomeo.

Bundan böyle, bütün gün burada saklanman gerekiyor.

Şimdi bizi görürlerse bittik. Diskalifiye oluruz.

Ne yapmam gerekiyor?

Burada kalman gerekiyor. Vittorino, bana yardım et.

Bütün gün burada saklanman gerekiyor.

Anladın mı? Sakın seni kimse görmesin, özellikle şu sürekli bağıran kaba adamlar.

Unutma, olur mu?

Saklı kal!

Bu en zor bölüm, Joshua.

Bunu doğru yaparsak, tank bizimdir. Günlük 120 puan değerinde.

Seni yanıma alacağım. Seni saklayacağım.

Yok oldun. Seni önceden kim gördü? Sen kimsin? Nerede o?

Anladın mı?

Gördüm seni!

Aferin!

Kimse var mı? Rahatsız ediyor muyum?

Pardon, pardon!

Buraya gel!

Gel buraya, çabucak! Gel buraya.

Merhaba, Prenses!

Geçen gece, rüyamda hep seni gördüm!

Sinemaya gidiyorduk. Sen şu en beğendiğim pembe takımı giyiyordun.

Aklımda tek sen varsın, Prenses.

Hep seni düşünüyorum. Ve şimdi--

Anne!

Anne, babam beni el arabasında taşıyor, ama nasıl sürülür bilmiyor.

Gülmekten ölüyoruz!

Biz öndeyiz! Bugün kaç puan kazandık, Baba?

Kaç! Bağıran kaba adamlar arkamızda! Yürü!

- Nerede? - Şurada, şurada! Haydi! Haydi, Joshua!

- Baba, kurudular mı? - Evet.

Kurudular.

Yakala.

Giyin.

Vittorino, Alfonso ve diğerlerine ne oldu?

Başaramadılar.

"Söylersen eğer adımı, değilim artık orada."

Sessizlik.

Grand Otel.

Şükürler olsun. Korkmaya başlıyordum. Ne oldu sana?

Bunlar delirmiş sanki! Bunlar delirmiş sanki, Bartolomeo.

Kontrolleri yapan adam, Yüzbaşı--

Benim bir arkadaşım. Onunla Grand Otel'de garsonken tanışmıştım.

Bütün subay ve eşleriyle akşam yemeği yiyorlarmış.

Bana yemekte garsonluk yapmak ister miyim diye sordu.

Belki bana yardım etmek ister. Bizi buradan çıkartabilir.

Bartolomeo, Joshua'yi gördün mü?

Ne demek hayır?

Ne yapıyorsun? Gel buraya!

Hayır.

- Sana gel dedim. - Hayır.

Niye? Çık dışarı, çık!

Çık dışarı! Şu hale bak. Her tarafın kirlenmiş.

Nerelerdeydin?

İskambili bitirmem gerekiyordu.

Bizden düğme ve sabun yapıyorlarmış.

- Sen ne diyorsun? - Hepimizi fırında yakıyorlarmış.

Bunu sana kim söyledi?

Şurada bir adam ağlıyordu. Bizden düğme ve sabun yaptıklarını söylüyordu.

Joshua! Buna kandın mı sen?

Yine mi?

Seni zeki, kurnaz, akıllı bir çocuk sanırdım.

İnsanlardan düğme ve sabun mu? Yok daha neler! Mantığa aykırı!

Sen buna inandın mı?

Düşünsene. Yarın sabah, ellerimi Bartolomeo ile yıkıyorum...

...iyice ovalayarak.

Sonra Francesco ile ilikleniyorum.

Lanet olsun!

Bak! Şimdi Giorgio'yu düşürdüm!

Bu bir insana benziyor mu?

Yapma! Seninle kafa buluyorlardı! Ve sen de buna kanıyorsun!

Düğme ve sabunmuş! Sana başka ne söylediler?

Fırında pişirildiğimizi.

Bizi fırında yakıyorlarmış.

Buna da kandın! Sen de her şeyi yiyorsun!

Odun fırınını duydum...

...ama daha önce hiç bir insan fırını görmedim.

"Ben tahtadanım!" "Alın bu avukatı!"

"Bu avukat yanmıyor. Yeterince kuru değil.

Şu çıkardığı dumana bakın!"

Düğmelermiş, sabunmuş, fırında yakılıyormuşuz.

Ciddi olalım şimdi.

Yarın kötü adamlarla bir çuval yarışım var.

Bu kadarı yeter, Baba. Ben eve gidiyorum.

- Şimdi mi? - Hemen şimdi.

Yağmur yağıyor şu anda. Korkunç bir ateşle yatağa düşersin!

Umurumda değil. Gidelim.

Pekala. Gitmek istiyorsan--

Eşyalarımızı alırım ve ayrılırız.

- Ayrılabilir miyiz? - Tabii ki.

Ne yaptıklarını sanıyordun, insanları burada kalmaya zorladıklarını mı, Joshua?

Yok daha neler.

Bu harika olmaz mıydı? Gidelim. Çantalarımızı hazırlayıp...

...buradan gidelim.

Çok yazık. Öndeydik. Bırakıyoruz. Listeden çıkıyoruz.

Gerçek tankı başka çocuklar kazanacak.

Başka hiç çocuk yok. Yalnızca ben kaldım.

Başka çocuk yok mu? Deli olma. Burası çocuk kaynıyor!

Neredeler o zaman?

Ne demek istiyorsun? Hepsi saklanıyor. Kimseye görünmemeleri gerekiyor.

- Bu ciddi bir oyun! - Hiç anlamıyorum.

Bizim kaç puanımız var?

Yaklaşık 687.

Sana bin kez söyledim.

Gidelim ama.

- Kazanıyoruz, ama istiyorsan-- - Kazanıyor muyuz?

Kazanıyoruz. Birinciyiz, sana söyledim. Ama istersen bırakırız.

Dün çizelgeyi gördüm. Artık biz gidiyoruz ama.

Güle güle, Bartolomeo. Joshua ile ben ayrılıyoruz.

Buradan sıkıldık. Güle güle.

Aklıma gelmişken...

Tank bitti. Hazır.

Motoru çalıştırmadan önce bujileri temizleyin.

Kısma valfını açın...

...yoksa top raylara sıkışır.

Ya top? Ne kadar güzel olduğunu gördün mü? Çok güzel oldu.

Hareket etmeden önce el frenini indirin! Biz gidiyoruz.

Joshua bırakmak istiyor.

Yakında geriye bir tankla dönebilirdik, ama bugün otobüse bineceğiz.

Güle güle, Joshua ile ben ayrılıyoruz. Uğurlar olsun herkese!

Buradan bıktık, onun için eve dönüyoruz. Hoşça kalın.

Gidelim, Joshua, acele etsek iyi olur, yoksa otobüsü kaçıracağız. Haydi.

Joshua, haydi.

Haydi.

Yağmur yağıyor. Korkunç bir ateşle yatağa düşerim!

Joshua! Benim, baban!

Sana önemli bir şey söylemem gerekiyor! Buraya gel!

O küçük yumurcak bütün sabahtır kaçıyor.

- Gerçekten bir çocuk mu var? - İki bin tane olmalı.

Fare gibiler. Her tarafa saklanıyorlar!

O alçaklar bizim tankımızı istiyor! Dur, dur!

Bekle.

Onu bulmuş olabilirim.

Bence yakınlardadır.

Dinle. Orada saklanıyor mu git bak. Ben burada bekleyeceğim. Git.

Ben etrafı gözetleyeceğim.

Baba, orada, orada!

- Orada mı? Neye benziyordu? Sarışın mı? - Evet.

Bu o öyleyse. Adı... Schwanz.

Üç haftadır orada.

O ikinciydi. Onu yeniyoruz ama!

Er ya da geç, diğerlerini de bulacağım.

- Kaç tane var? - Sürü gibi, sana söyledim.

Hepsi saklanmış.

- Baba, bak! - Saklanma yerleri!

Sobe, sobe, sobe! Çıktınız! Gidelim!

- Vay canına! Bizi gördü! - Baba, çıktık mı?

Hayır, hayır. Senin için geliyor.

Şimdi "sessiz ol" oyunu zamanı. Anladın mı?

Hiç konuşmayacaksın.

Yemin et!

- Yemin et! - Yemin ederim.

Aferin.

Hepsi acayip konuşuyor. Tek kelime anlayamazsın.

Bunu geçersek, birincilik ödülü bizim.

İlk başta herkesi topluyorlar. Sessizlik oyunu bu.

Tek kelime etmek yok, anlaşıldı mı? Tek kelime yok, tek kelime yok.

Neden çocuklarla buradasın?

Sus! Asla konuşmayacaksın.

- Anlaşıldı mı? - Yemin ederim.

Seninle konuşmam gerek. Çok önemli.

- Nerede? Ne zaman? - Ben sana haber vereceğim. Sonra.

Teşekkürler.

Sana çocuklarla konuşma demiştim.

Doktor, karım da burada.

Yavaş.

Yavaş ye, Joshua. Dokunur.

Öndeyiz. Erken ayrılabiliriz, Joshua. Tamam mı?

Oyun erken bitiyor.

Önde olduğumuzdan bir hata yapma.

Yavaşça.

Peki, Guido. Dikkatini ver.

"Tombul mu tombul, çirkin mi çirkin, sapsarı gerçekte.

Ne olduğumu sorarsan bana...

...yanıtım olur, 'Vak, vak, vak.'

Sallanır popom yürürken.

Söyle bakalım. Kimim ben?"

Yavru ördek, değil mi?

Yavru ördek mi?

Değil!

Bir veteriner arkadaşım bunu bana Viyana'dan gönderdi.

Bunu çözmeden...

...benimkini gönderemiyorum.

Ben...

...ornitorenk diye düşündüm...

...ama o "Vak, vak, vak." demez.

Ornitorenk şöyle der...

Ornitorenk.

Senin için dün gece İtalyancaya tercüme ettim.

Peki, ne diyorsun?

Her şey yavru ördeği gösteriyor.

Bana yardım et, Guido.

Tanrı aşkına...

...bana yardım et.

Uyuyamıyorum bile.

Yavru ördek!

Buraya gel! Buraya! Buraya gel, buraya!

- Yoruldum. - Buraya gel, Joshua. Aferin. Buraya gel. Haydi.

Nereye geldik böyle?

Yanlış yola sapmış olabilirim, Joshua.

Joshua, aferin, uyu. Tatlı rüyalar gör.

Belki bu yalnızca bir rüyadır!

Rüya görüyoruz, Joshua.

Yarın sabah annen bizi uyandırmaya gelip...

...bize iki büyük güzel fincan süt ve kahveyle kurabiye getirecek.

Önce yiyeceğiz.

Sonra iki veya üç sefer onunla sevişeceğim...

...yapabilirsem.

Affedersin. Bartolomeo!

Şu iki subayı karargahtan yirmi defa çağırdılar. Eminim kaçmışlardır.

- Almanca söylediklerini anlayabiliyor musun? - Almanca bilmene gerek yok. Yeterince anlaşılır.

Savaş bitmiş. Her tarafa kaçışıyorlar.

O kamyonlar nereye gidiyor?

Önemli olan o kamyonlara binmemek.

Dolu ayrılıp boş dönüyorlar.

Nereye gittiklerini biliyor musun?

Peki ya kadınlar? Onlara ne oluyor? Ne yapıyoruz?

Bizi bulmadan önce bu cehennemden çıkmalıyız.

Çantalarımızı hazırlamamız bile gerekmiyor! Haydi!

Sadece köpek ve makineli tüfekler duyuyorum.

- Galiba her şeyi talan etmek istiyorlar. - Bartolomeo, ben gidiyorum.

Viareggio'de görüşürüz. Bir örs fabrikası kurarız.

Görüşmek üzere, çocuklar. Ben gidiyorum.

Joshua, gel bakayım.

Bak ne kadar kızdılar! Öfkelendiler!

Gördün mü? Seni arıyorlar.

Sadece seni. Bunun hepsi senin için.

Son sen kaldın! Bulunması gereken son kişi!

Taşların altına bile bakıyorlar!

Oyun yarın bitiyor. Mükafatı verecekler.

Seni bu gece bulamazlarsa, altmış puan eder!

Bizim kaç puanımız var?

940 puanımız var. Artı 60?

- Bin! - Birincilik! Kazanırız!

Her tarafta seni arıyorlar.

Bu gece hata yok. Hepsi bu!

- Git şu kutuya saklan, çabuk! - Schwanz orada.

Kim?

Schwanz, şu sarışın çocuk, Baba.

Onu dün buldular. O elendi.

Saklanacak en güvenli yer orası. Kimse bakmaz.

Haydi, çabucak. Bir, iki, üç. Haydi!

Haydi!

Çabuk. İçeri gir.

İçeri! Al.

Üşüdüğün takdirde bu battaniyeyi al. İşte.

Birazdan döneceğim, Joshua. Güle güle. Birazdan döneceğim.

Onları yanıltacağım. Galiba onu şurada gördüm!

Baba, ödümü patlattın!

- Bana battaniyeyi ver. Üşüyor musun? - Hayır.

Peki, peki. Bana hırkanı ver öyleyse.

Hırkanı bir ağaca atıp onları şaşırtacağım.

Her tarafta seni arıyorlar!

Herkes "Joshua nerede, Joshua nerede?" diye bağırıyor.

Küfür bile ediyorlar. Çok ama çok kızdılar!

Kimse seni bulamayacak. Güle güle, şimdi. Sonra döneceğim.

Dinle...

...dönmekte gerçekten gecikirsem...

...kıpırdayayım deme.

Ortaya çıkma. Tamamen sessiz olana ve...

...görünürde kimse kalmayana dek...

...ortaya çıkmayacaksın, ne olur ne olmaz.

Tekrar et!

Etrafta kimse kalmayana dek ortaya çıkmayacağım.

Aferin sana, inatçı.

Hoşça kal. Hoşça kal, Joshua.

Uzaklaş!

Çekil, köpek! Çekil!

Git, köpek!

Çekil.

Çekil, çekil, köpek.

Çekil, köpek. Çekil, köpek. Çekil, çekil, çekil...

Aferin, Ferruccio.

İşe yarıyor.

Orada Dora diye biri var mı?

Dora, burada mısın? Benim Guido.

Burada birinin saklandığını biliyorum. Burada Dora adında biri var mı?

Hayır.

Orada Dora diye biri var mı? İtalyan. Benim karım.

Evet, burada bir Dora var.

Benim, Dora!

Bu o değil! Başka bir Dora var mı?

Bir an önce kamyondan atla!

İn! Atla!

Doğruymuş!

Selam, evlat!

Yalnız başına mısın?

Adın ne?

Dediklerimi anlamıyorsun, değil mi?

Seni götürelim. Haydi.

Haydi. Buraya çık.

Haydi.

İşte böyle!

Anne!

Dur!

Anne!

Bu benim hikayem.

Anne!

Bu babamın yaptığı fedakarlık.

Bu onun bana hediyesiydi.

- Biz kazandık! - Evet, biz kazandık!

Gülmekten ölünecek bin puan!

Birinci geldik! Tankı eve götürüyoruz!

Biz kazandık!

altyazılar: t-becks tanbecks@yahoo.co.uk

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.