Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Senin Dünyanda Saat Kaç - İran Filmi www.yenikaynak.com
Leyla Hatemi
Ali Musaffa
Zehra Hatemi
Görüntü Yönetmeni: Humayun Payiver
Set ve Kostüm: İrac Raminfer
Editör: Ferdin Sahib'uz-Zaman
Müzik: Christopher Rızai
Ses ve Miks: Emir Hüseyin Kasımi
Ses Kayıt: Cihangir Mir-Şikari, Mehdi İbrahim-zâde
Makyaj: Efruz Bucarya
Peyman Caferi
Sahne: Emir Hüseyin Ehedzâde
Yapımcı: Ali Musaffa
Yazan ve Yöneten: Safi Yezdaniyan
Senin Dünyanda Saat Kaç? (2014) www.yenikaynak.com
Alo? Antoine? İran'a gideceğimi söylemek için aradım.
Aslında şimdi ben Tahran havaalanındayım. Gelmem anlık bir karardı.
Bu şekilde sana haber verdiğim için üzgünüm. Söz veriyorum, irtibatta kalacağım.
Merak etme. Güle güle.
- Selam. - Selam.
Nasılsın? İyi misin? Ben Ferhat.
Afedersiniz.
Beni tanımadın mı? Ferhat..
- Çok değişmiş olmalıyım! - Şehire giden taksiler burada mı?
Hayır, taksiler orada. Dur yardım edeyim.
Bu tabelalar insanı daha çok yanıltıyor.
Eskiden şurada dururlardı ama şimdi hepsi burada.
- Afedersiniz, durun çantamı alayım! - Buyurun.
Bu taksinin şoförü siz misiniz?
Hayır, ben Ferhat'ım! Deli Ferhat! Hatırlamadın mı?
Ne diyorsunuz?
Her neyse! Reşt'e hoşgeldiniz.
- Selam. - Selam.
Hanımefendi Sakırisazan'a gidiyor.
Nereye gittiğimi nasıl bildiniz?
Çok teşekkürler.
Aaa, bu Mihriban Bey! Mihriban Bey!
Afedersiniz, bir dakika durabilir misiniz?
Mihriban Bey! Mihriban Bey! Selam!
Selam, ben Güli! İnayetullah Han'ın kızı.
Beni hatırlamadınız mı, Mihriban Bey?
Gil-i Gül İbtihac.. Kızınızın sınıf arkadaşıyım.
Gil-i Gül (derdiniz bana).
Ben Güli'yim. İnayetullah Han'ın kızı.
Halt etmişsin! Gül değilsin sen!
Gül mü? Sen dikensin!
Biricik oğlum senin yüzünden öldü!
Benim yüzümden mi, Mihriban Bey? Hangi oğlunuz?!
Sizin sadece iki kızınız var; Meryem ve Yasemin.
Siz Mihriban Bey değil misiniz?
Mihriban da kimmiş? Ben eskiden Mihriban (şefkatli) idim.
Yasemin'den ne haber?
Yıllardır ondan bir haberim yok.
Neyse, ben gidip evin anahtarlarını Arus'dan alayım. Sokağın sonunda oturuyor, değil mi?
Karabahtlı Arus!
Gidip anahtarlarını al da bak o ev nasıl harap olmuş!
Allah, İnayetullah Han'a rahmet etsin.
Allah, ağzı bozuk annen Havva'ya da rahmet etsin!
Ferhat Bey! Bizim çerçeveyi hâla hazırlamamışsınız.
Aslında bu birkaç gün çok yoğundum..
Beni affet, Behmen can.
Ama bak, çizimini oraya koydum. Unutmam, merak etme.
Ağa, bunu kim çizmiş? Bayağı güzel!
Güzel, değil mi? Fransız çizimi.
Sizden Fransızca dersleri almam gerek cidden.
Bu hanımefendi ne kadar utangaçmış!
Utangaç olduğunu nereden biliyorsun? Belki de ressam utangaçtır!
Sanat koleksiyonunuz güzelmiş, efendim!
İnsan etrafına ne kadar bakarsa baksın doyamıyor.
Biliyorsun, bunların hepsini ben seçmedim.
Bazı müşteriler sipariş veriyor ve almak için geri gelmiyorlar.
Hepsi senin gibi değil ki acele etsinler.
Arus Hanım!
Aruscuğum, lütfen telefona bakar mısın?
Güliciğim, Ferhat Bey arıyor.
Ferhat Bey mi?
Bizim Ferhat Bey işte, çerçeveci.
Senin sınıf arkadaşın değil miydi?
Alo...
"Kara gözler...
"Derin gözler...
"Gelmemi bekleyen gözler...
"Tüm sırlarımı bilen gözler..."
Beni hatırlamayacağını tahmin etmiştim aslında.
Ben kampüste takılan ama öğrenci olmayan Ferhat'ım.
Belki sonra hatırlarsın.
Çok ilginç. Geleceğimi nasıl bildiniz?
Üç-dört gün önceye kadar, geleceğimi ben bile bilmiyordum!
Her neyse. Bugünkü yardımınız için çok teşekkür ederim.
Yine görüşecek miyiz?
Evet, tabi.
Ama ilk önce bir yerleşeyim.
Tamam, bir şeye ihtiyacınız olursa bana söylersiniz.
Bu odada lamba yok mu?
Hayır, kapalı Güliciğim. Yarın Abbas'a söylerim, bu işleri halleder.
Babam "kapatmak" kelimesini sevmezdi.
Onun yerine, "kızım, lambayı dinlendir!" derdi. "Kapat" demezdi.
Bu sana, Aruscuğum.
Ellerin dert görmesin. Beni utandırıyorsun.
- Çok güzelmiş! - Bu bir şey değil.
Afedersiniz, apar topar geldim. Alışveriş yapacak zamanım olmadı.
Keşke daha önce gelseydin.
Hanımefendi (annen) hâla burada iken.
Ben genç iken, bir gün Güli'nin babası evimize geldi.
Babamla iş görüşeceklerdi.
Ben yanına gidince..
..kağıda yazılı bir şiiri okumaya başladı.
Ne yapacağımızı bilemedik.
O vakit şiir zamanı değildi ki bülbül!
Deliydi ama neşeliydi de.
- Aa, sana kımıldama dedim! - Afedersiniz.
- Kımıldamamayı beceremez misin? - Özür dilerim.
Ama ne fark eder ki?
Sonuçta tamamen farklı bir şey çiziyorsunuz.
Farklı bir şey mi çizdim?
Seni daha güzel çizsem kötü mü yani?
Hayır, çok iyi.
Belki de bir gün Güli'ye gösteririz.
Üniversitede bir adam vardı...
Onu tanıyorsun, Ali Yakuti.
Bir gün üşümüş ve montumu ödünç almıştı.
Güli de tıpkı senin gibi oturmuş, onu çiziyordu.
Ona dedi ki; "Ne güzel bir mont! Daha önce görmemiştim. Yeni mi aldın?"
Bu beni çok kızdırdı.
Beni defalarca bu montu giyinirken görmene rağmen hâla bilemedin mi!
Ona mı "yakışmış" deyip hayırlı ediyorsun?
Çok öfkelendim.
Ve kıskançlıktan öldün!
Kurban olayım sana!
Kurban olayım sana, anne!
İsmine kurban olayım senin.
Burada ne arıyorsun?
Havva Hanım, güzelim...
Havvacığım...
Gel, gel kızım kaç kilo olduğunu öğren.
Efendim, tabi ki.
78.
Ne! Ben en fazla 55 kiloyum!
78. Hiç şaşmaz bu!
Okuyabilirsin. Fransızcadır!
Siz beni tanıyor musunuz?
Siz Havva İbtihac Hanım'ın kızı değil misiniz?
Yurtdışından yeni döndünüz, değil mi?
Yokluğunuz bu gençleri yaşlandırdı.
Burada herkes herşeyden haberdar mıdır?
Toujours! (Her zaman!)
"Kalp kırmak bir sanatsa eğer, Sesi ayarsız bir kaz, gazel okur."
Bu ne demek yani?
Belki de gelecek sefere tartınızı tamir etmelisiniz. Teşekkürler.
Yarın ayakkabı boyayacağım. Sonraki gün yine tartıcıyım.
Ne düzenli. Pekâla.
Afedersiniz, o eski lokanta hâla aşağıda mı?
Evet.
Buyur, Güliciğim.
Çok teşekkürler.
Beni hatırlamanız ne güzel. 20 yıl kadar yoktum.
Kızım, seni hatırlamayacağım da kimi hatırlayacağım?
bu yemeğin içindekileri mi?
Babam beni sıkça buraya getirirdi.
Ama bunun tadı değişmiş!
Çok yeni bir tat ve çok güzel.
Mezara mı gittin?
Babanın mezar taşının değiştirilmesi lazım, çünkü çatlamış.
Evet, gördüm.
Benim şimdi elimden birşey gelmez. Ama halamla konuşurum.
Ne yazık ki yalnızsın.
Annen hayatta iken bir Fransız koca bulup getirsen olmaz mıydı?
İçinde nane yok muydu?
Çorbamda nane mi? Asla!
Hey Maşallah, bak kim geldi.
Eyvah!
- Selam. - Selam.
Buyurun.
Bu da ne?
Sizin için.
Fena bir şey değil.
- Nasılsınız, iyi misiniz, Rahim Bey? - Allah selamet versin.
İzninizle.
Onu tanıyor musunuz, Rahim Bey?
Ne ilginç!
"Kara gözler.. Derin gözler.."
"Gelmemi bekleyen gözler.."
Bu şarkıyı çok severdim.
"Tüm sırlarımı bilen gözler.."
"Tüm sırlarımı bilen gözler.."
"Sevgili Gil-i Gül'üme..."
- Selam! Selam. - Selam!
Koruyucu meleğim burada olduğumu biliyor mu diye düşünüyordum ben de!
Nerede tütsülenmiş güzel balık bulabilirim?
Siliodka için mi istiyorsun?
- Siliodka için mi istiyorsun? - Evet.
Bu taraftan.
Bekle..
Ferhat Bey!
Üniversitede olup da öğrenci olmayan Ferhat.
Şefkatli çerçeveci, Ferhat.
Bir dakika bekle!
Dur!
O sen miydin?
Ne?
Sen yaptın, değil mi?
Neyi yapmış mıyım?
Ben Paris'teyken o fotoğrafı sen mi bana gönderdin?
Ben birşey göndermedim.
Aslında senin Paris'teki adresin bende yok ki.
Bir dakika bekle.
Gel, benim için birşey yaz.
Ne yazayım?
İşte!
Ne yazayım?
Buraya bir şey yaz. Buyur.
- Ne yazayım? - Sevgili Gil-i Gül Hanıma.
Siz kendi kendinize "Sevgili" mi diyorsunuz?
Tamam, başka bir şey yaz. "Sevgili" yazma.
Afedersiniz ama ben test edilmekten hoşlanmam.
O zaman, onu yapan sendin!
Ne yapmışım?
Tütsülenmiş balık şuradaydı.
Çok teşekkür ederim.
Ben gitmeliyim.
Balık istemiyor musun?
Sonra alırım.
Yani, seninle gelmemi istemiyorsun?
Tamam, birlikte gidelim.
Aslında madem beni bu kadar iyi tanıyorsun..
..Ali'yi de hatırlıyorsundur muhakkak. Değil mi?
Ali Yakuti.
"Ali Yakuti, karar verir artık;"
"Feti mi yoksa Güli mi? Güli mi yoksa Feti mi?"
Bunu unutmuştum.
Mesleğin ne senin? Casusluk mu?
O fotoğrafı görünce Ali Yakuti'yi hatırladın, değil mi?
Üzerine şemsiye tutan kişi.
Ben de o fotoğraftayım. Gerilerde.
Fotoğrafı Hamit çekmişti.
Hamit Kaşi mi? Gerçekten mi?
Evet.
Tabi öyledir! Her zaman fotoğraf makinesi yanındaydı!
Senin hafızan kuvvetli, değil mi?
Fena değil.
Ali'nin şimdi nerede olduğunu biliyor musun?
Bu civarlarda.
Ama sonunda ne Güli oldu, ne de Feti.
Aşk asrın belasıdır.
Gidip oturalım mı?
Ne?
Hava çok güzel, İnayetullah Han! Gelmiyor musun?
Buraya neden geldin?
Arkadaşlarımla Muhteşem Bey'in bahçesine gitmek istiyorum.
Bu günlerde hiç dışarı çıkmıyor.
Aramaktan yoruldum.
Bulacağım.
Arus! Ferhat Bey'e çay getir.
Anne, burası iyi, değil mi? Burayı mı demiştin?
Anne!
İnsanlar sana anne deyince işin bitmiş demektir.
İnsanların ismi var.
İşte, Hanımefendi. Buldum!
Konsolun arkasındaydı.
Aferin Arus! Allah'a şükür!
Beni çok sevindirdin.
Kalk, şu pencereyi aç. Nefes alamıyorum.
Yeni yılın kutlu olsun, büyükanne!
Yeni yılın kutlu olsun, büyükanne!
"Büyükanne!" Yeni yılın kutlu olsun, büyükanne!
Yeni yılın kutlu olsun, büyükanne!
Yeni yılınız kutlu olsun, çocuklar!
Yeni yılınız kutlu olsun, çocuklar!
Şimdi baştan!
Hep birlikte, yüksek sesle!
Çabuk gel!
Çabuk gel!
"Gel!"
"Gel!"
Çabuk gel!
Çabuk gel!
Kapıyı kapat!
Kapıyı kapat!
"Legrand Bey nerede?"
Necdi Bey!
Ben açarım!
Selam, güzel kız!
Selam, Necdi Bey!
Selam, delikanlı.
Nasılsınız? İyi misiniz?
Teşekkür ederim. Hazır mı?
- Bugüne mi demiştim? - Bugün.
Evet, sanırım.
Nasılsınız, matmazel?
Buyurun.
Müteşekkirim. Ellerin dert görmesin!
Beğendiniz mi, efendim?
- Ferhat Bey. - Buyurun?
Afedersin, seni sıkıştırdım.
Ne demek, efendim. İzin verin paketleyeyim.
Hayır, bırak açık kalsın.
İstemiyor musunuz?
Bırak açık kalsın da, bu sefer gençliğimle birlikte Reşt'i gezeyim.
Siz olduğunu biliyordum!
Fark etmeniz zaman almış. Şaşırdım doğrusu.
Güle güle, çocuklar!
Güle güle, Beyefendi!
Güle güle, Beyefendi!
Necdi Bey, bu fotoğraf hangi yılda çekildi?
Önceden sormaman ne tuhaf!
"Kurban olayım sana her gün.."
"Her ne kadar işleri berbat etsen de, kadın.."
"Senin gibi bir şah kızı yoktur.."
"Senin gibi bir vezir kızı yoktur.."
"Senin gibi bir vekil kızı yoktur.."
Bu bitki özünü Gil-i Gül'ümün siğiline süreyim.
Güliciğim, babanın yanına git, canım! Gün boyu seni hiç görmedi.
Haydi, güzel kızım.
- Baba! - Selam, kızım. Nasılsın?
Selam. Noldu? Alo?
İyi misin? Emin misin? İşte değil misin?
Güliciğim?
Güli Hanım!
İçeri gelin!
Allah, merhum Havva Hanıma rahmet etsin!
Gelin, oturun. Hemen gelir.
- Rahatsızlık vermek istemeyiz. - Hayır, buyurun oturun. Hemen gelir.
Buyurun, oturun.
Bunlar daha yeni.
Bunları daha çok yeğenim Davut aldı.
Bakar mısın, bunlar renkli mi?
Bakayım.
Evet.
Bir yerden projeksiyon cihazı bulamaz mısın, bir akşam bunları duvara yansıtıp bakalım?
Tabi, getiririm.
Ama sen böyle yapınca bunlar karmakarışık oluyor. Sonra çözmesi zor olur.
Peki. Bir akşam birlikte izleriz.
Bana bakın! Bu yaşımda bir arkadaş edindim!
Reştli Garip Efendi!
Reştli değilim, Rus'um ben!
O zaman; Garibov! Garibov Efendi!
- Ama çekmeyin artık. - Hayır, düzenliyorum.
Selam, Havva Hanım. Ben Ferhat.
Nasılsınız? İyileştiniz mi?
Havva Hanım, selam.
Nasılsınız?
Güli Hanım, selam. Ben Ferhat.
Selam, Güli. Benim.
Zahmet etmişler.
Bahçıvanlarınız her yıl reçel yapıp getirirlerdi.
Annen bu reçelleri çok severdi.
Gerçi en güzel reçelleri kendisi yapardı.
Veci'yi çok iyi hatırlıyorum.
Minik utangaç kız.
Şimdi kendisinin üç çocuğu var.
Alo?
"Senle olmaz, sensiz olmaz!"
Ne?
"Senle olmaz, sensiz olmaz!"
Sizin Ferhat Bey tam bir deli.
Çerçeveci miydi?
Mutlaka şaka yapıyordur.
Annen bu çocuğun "şaka mı yaptığını, yoksa ciddi mi olduğunu kimse anlamıyor" derdi.
Ben de tam böyle adamları sevmiyorum.
Ne diyorsun?
Afedersiniz! Ali'nin adresini vermek istedim.
Ali Yakuti. Sormamış mıydın?
Hey, deli adam!
Mutfağı dağıtmana kim izin verdi?
Senin için Fransız peyniri yapıyorum, kötü mü yani?
Kızının tâ diğer kıtada yediği kahvaltıyı yesen ayıp mı olur?
Hiç merak etmiyor musun?
Bunların şimdi onun kahvaltı masasında olduğunu farzet.
Yavaş yavaş senin hakkında endişelenmeye başlıyorum.
Deliliğin de bir sınırı var!
- Neden? - Şimdi ne yiyormuş ben ne yapayım?
Bize ne!
Hem şimdi orada saat kaç?
- Şimdi orada.. - Kahvaltı saati mi?
Burada 11:07 ise..
..orada 8:37'dir.
Kahvaltı zamanı işte!
Oranın saatine göre kahvaltı yapıyorsunuz!
Sadece birkaç lokma atıştırmak istedim.
Görüyor musun, suyunu emmesi için tuz ekliyorum.
Dinle, oğlum.
Efendim?
Sende romantik özellikler var..
..ama bunları nasıl göstereceğini bilmiyorsun.
Ben de burada gösteriyorum işte!
Gerçek bir aşk bul kendine..
..ve ona yapış.
Romantikliğini de orada devreye sok.
Güli'm benim, Gül Güli'm..
Haydi eve gidelim.
Hava soğuk.
En sevdiğin kek hazır.
Selam, ben Ferhat.
Yarın teyzeni görmek için Bender Enzeli'ye gideceğini biliyorum.
Biliyorum işte!
Ali de Bender Enzeli bölgesinde. Sana adresini verdim.
Sen oraya vardığında ben de orada olacağım diyecektim.
Bir dakikalığına görüşsek harika olur. Sana bir şey vereceğim.
Eğer hâlin yoksa..
Ben beklerim.
Beklerim işte. Başka ne yapabilirim ki?
Ali!
Efendim?
Buyurun?
Beni tanımadın mı?
Buyurun, İbtihac Hanım.
Bu ne sürpriz!
Ne zaman döndünüz?
Burayı nasıl buldunuz? Tesadüfen mi?
Tesadüf olabilir mi?
Seni aradım.
Ali'nin mutlaka bir sanat stüdyosu veya galerisi vardır diye düşündüm.
Burada ne yapıyorsun?
Baba mesleği işte.
Teşekkürler.
Teşekkürler. Elleriniz dert görmesin.
Ne oldu da döndünüz?
Annenizin taziyesine gelmediğinizi söylediler.
Ne kadar oldu?
Beş yıl geçti.
Bunlar senin oğulların mı?
Evet!
Bir de kızım var; Gülnar.
En büyükleri.
Ben gidip kahvehaneden çay getireyim.
Eee, sanat dünyasından ne haber?
İranlı sanatkârlar orada meşhurmuş diyorlar.
Değişiyor işte.
Bazen duyumlar alıyoruz.
Fotoğrafçılık, ressamlık ve filmler..
Ali Yakuti!
- Selam. - Selam.
Gelmene çok sevindim.
Ben hariç Reşt'te herkesin seni tanıdığını bilmiyordum.
Buyurun.
- Benim için mi? - Evet.
- Ne kadar çok hediye veriyorsun böyle! - Rica ederim.
İlk önce çok beğendiğim tablo..
Şimdi de bu. Teşekkürler.
Bu da ne? Peynire benziyor.
Peynir. Fransız peyniri!
Yani, Fransız usülü yapmaya çalıştım.
Kendin mi yaptın?!
Peynir endüstrisinde yıllarca tecrübemle!
Bu ne için?
Özlemişsindir diye. Paris'i özlersen, belki bu..
Çok iyi bu. Çok iyi yapmışsın!
- Cidden mi? Kokusundan mı anladın? - Yanlış anlama ama...
..ailemde bazı insanlar için;
"Şirin akıllı!" (Nezaketli) deriz.
Evet, biliyorum.
Herşeyi bilmen ne güzel!
Herşeyi bilemem.
Ah, afedersin.
Önemli değil. Sadece bir kağıt.
Hamit Kaşi hâla fotoğrafçılık mı yapıyor?
Hayır.
Hamit öldü!
Hamit öldü mü?
Ne zaman?
Ordibeheşt, 1378.
Yani, Mayıs, 1999.
İntihar etti.
Tammela, Finlanddiya'da.
İyi de bunun neresi komik?
Hiçbir şeyi.
Bilmiyorum neden ama insanlara ölümden bahsederken gülesim geliyor.
Kendi kafasına sıktı.
Filmlerdeki gibi.
Hamit, Finlandiya'da ne arıyordu?
Bilmiyorum.
Diğer arkadaşlar gibi o da çekip gitti..
Çoğu, Amerika, Kanada, Fransa gibi ülkelere gitti.
O da Finlandiya'ya gitti.
Tammela'ya.
Finlandiya'da bir ada.
Zavallı Hamit!
Üzülmeyeceksen sana bir şey söyleyeceğim.
Ben senin için Paris'e bir şey göndermedim, eğer sorun buysa tabi.
Senin hakkında birkaç şey biliyorum ama tüm dünyayı bilemem.
Yani, birşey göndermedin.
Birşeyden haberin yok?!
Ben sadece yıllardır uzaktaydım ama aptallaşmadım.
Alo? Evet..
Evde değilim.
Hayır, dönünce seni ararım.
Evet, iyiyim.
Tabi!
Herşey yolunda!
Seni ararım. Görüşürüz.
- Afedersin. - Önemli değil.
Örneğin, arayan kimdi biliyorum. Annen söylemişti.
Antoine!
Hâla civarda mı?
Bir kelime daha konuşma sakın!
- Hiç bir şey söyleme diyorum! - Bir şey demedim ki!
Beni hasta ediyorsun! Oyunlara katlanacak halim yok benim!
Niye kendi işine bakmıyorsun?!
Ben oyun oynamıyorum ki.
Sakince konuş.
Bana peyniri nasıl yaptığımı sor, ya da neden böyle giyindiğimi.
Başka şeylerden bahset.
Hamit neden intihar etti peki?
Ne yapayım ki artık bana eziyet etmeyi bırakasın?!
Ne yapayım ki hayatımdan çıkasın!
Yasını tuttuğum bir zamanda neden bana annemin resmini gönderdin?
Beni korkutmak mı istiyordun?
- Benden ne istiyorsun? - Hiç bir şey!
Hangi resim?
Yaptığın iş çirkin!
Ne tatlı ne de iyi, yalnızca çirkin!
Ne oldu? Bekle!
- Neden böyle oldu? - Eyvah!
Ne oldu?
Eline ne oldu? Sinirden filan mı? Bir bakayım.
Hayır, şaka yaptım.
- Benimle alay mı ediyorsun? - Gitmeni istemedim.
Benimle alay mı ediyorsun? Deli!
Ne oldu?
Allah'a yemin olsun, eğer bir daha beni rahatsız edersen..
Eğer bir daha beni takip edersen..
- Merak etmeyin, biz arkadaşız. - Tabi! Arkadaşsınız! Haydi oradan!
- Ne yapıyorsunuz? Biz tanışız! - Kes sesini! Niçin insanları rahtsız ediyorsun?
- Rahatsız etmek mi? Hanımefendi, tanış olduğumuzu söyleyin. - Kes sesini!
Beyler, arkadaşız biz!
Hanımefendi, onlara tanış olduğumuzu söyleyin.
Bırakın beni! Bırakın!
Umarım pestilini çıkarmamışlardır zavallının.
Yeter artık, Güli'm benim. Yeter, Gül-Gülim. Sakin ol.
Buraya gelip temiz hava alır, sakinleşirsin demiştim.
Nasıl yapabildim? Nasıl bıraktım ki onu dövsünler?
Sinirimi bozdu! Geldiğim günden beri beni rahat bırakmadı!
Arkadaştan çok deli bir yabancı gibi!
Tam şuradaydı!
Zor bir şey değilmiş.
Annen onu çok severdi.
"Hiç sahip olamadığım bir erkek evlat gibi" derdi.
Eyvah! Demek ki siz de onu tanıyorsunuz!
Buyur, en sevdiğin kek.
Herkes onu tanıyor!
Sadece birkaç gündür buradayım ve herkes benim kendimi suçlu hissetmemi istiyor.
"Neden annen hâla hayatta iken gelmedin?"
"Neden hiç çocuğun yok?"
"Neden bunu hatırlıyorsun?" "Neden şunu hatırlamıyorsun?"
Sanki orada çok eğlenmişim de, artık hiçbir şey sorun olmazmış!
Ve şimdi de bu!
Teyze, o her kimse, beni korkutuyor.
O gün telefon açıp; "Ne seninle, ne de sensiz!" dedi.
Aaa, ne güzelmiş!
Güzel mi, teyze?!
Demek istiyor ki, "Madem birlikte olamıyoruz..
"Madem birlikte olamıyoruz, ölmeliyiz." mesela.
Bu seni korkutmaz mıydı?
Annen bu çocuğun zeki olduğunu söylerdi.
Aslında ne oldu da aniden çıkageldin?
Neden mi geldim?
Neden mi geldim?
Bazı şeylerin sebebi yoktur.
Bir süreliğine burada kalayım istedim.
Mesela ne kadar süreliğine?
Viza mı vereceksin?
Ne bileyim? Üç hafta.. Bir ay..
Memleketime geldim.
Eğer sizi rahatsız ediyorsam hemen döneyim.
Rahatsız etmek mi? Delirdin mi sen?
Annenin tabutunu mezarlığa götüren oydu.
Annenle ne kadar ilgilenirdi, biliyor musun?
Tamam! Onu bir daha görürsem teşekkür ederim!
Ne ilginç!
Şimdiye kadar kimseden hiç dayak yememiştim!
Büyükannem Babuşka hariç..
Sinirlendiği zaman beni döver gibi yapardı.
Böyle.
Peki.
Legrand Bey bugün yorgun.
"Bugün"
"Bugün"
Aferin!
"Evde durmak istiyor."
"Evde durmak istiyor."
"Evde durmak istiyor."
"Evde durmak istiyor."
"Evde durmak istiyor."
"Çocuk Ansiklopedisi; Bu Nedir?"
- Selam. - Selam.
Selam, Antoine!
Selam, çocuklar. Nasılsınız?
Antoine Bey, siz misiniz?
Ne zaman geldiniz?
Burayı nasıl buldunuz?
Belki de Farsça konuşmak istersiniz?
Güli bana birkaç şey öğretmişti.
Haliniz, ahvaliniz nasıl?
Ferhat Bey. Lütfen, bu resmi benim için çerçeveler misiniz?
Çabucak.
Güli'ye sürpriz yapmak istiyorum.
Reşt'e geldiğimi bilmiyor.
Vaktim yok, beyefendi.
Bu "sukak"ta başka bir çerçeveci daha var.
Başka bir çerçeveci mi?
Bu arada, Ferhat Bey, "bu sukak" değil, "bu sokak" deriz.
Bu - so-kak..
Bu sokak!
Tekrar edin, çocuklar..
"Bu sokak"
"Bu sokak"
"Bu sokak"
"Bu sokak"
Bravo, çocuklar! Bravo!
Ama Fransızca öğretmeni, siz telaffuzunuza çalışmalısınız.
Telaffuzunuz pek de iyi değil.
Ama bu Güli'nin kitabı.
Burada ne arıyor?
Buldum. Gil-i Gül İbtihac.
Ben de tam bunu arıyordum; Çocuk Ansiklopedisi.
Yakında Güli-loji dalında master sahibi olacaksın!
Teşekkürler. Lütfediyorsunuz.
Lütfediyorsunuz da ne demek?
Dün gece gözümü kırpmadım.
Kalkıp telefon açayım diye düşündüm..
"Kızım, burada birisinin seni ne kadar düşündüğünü bilmiyorsun."
Senin gibi gariplerden fazlaca yok bu dünyada.
Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum!!
Aslında, Güli'nin arkadaşları bana "Deli" derlerdi.
- Arkadaşlarıyla yakın olmadığını söylemiştin bana. - Hamit'le iyi arkadaştım.
- Fotoğrafçı Hamit mi? - Evet.
Onu tanırdım.
Güli'ye misafirlikteyken resmimi çekmişti.
Çekme dediysem de dinlemedi.
Sonra da çektiği resmi hiç göstermedi.
Eminim resimde kötü çıkmıştım.
Hayır, Hamit'in huyu hep böyleydi. Kafası karışık ve dalgındı.
Şu anda İran'da değil. Yoksa resmi senin için alırdım.
Finlandiya'ya gitti.
- Bu tatlıları yemedin. - Peki. Teşekkürler.
Hanımefendi, siz de buyurun.
Kendim yaptım.
Biraz yedim, teşekkürler.
Sati her ne zaman fal baksa, insanlardan yüzünü çevirir.
Eee, bu beyefendinin falında ne var?
Yolu açık..
Hanımı ve çocukları onu seviyor.
İlginç bir adam, Havvacığım.
Evet, ilginç!
40 yaşında diğerlerinden farklı olmak ilginç.
20 yaşında zaten herkes şairdir!
Bu da ambülans.
Evet, benim ambülansım.
Bu kim? Ben bilemedim.
Bu benim. Çocukluğumun vidyosu.
- Göresin diye getirdim. - Bu yüzden kimseyi çıkaramamışım.
Ne güzel bir çocukmuşsun, Ferhat.
Bu da benim Babuşka'm.
- Sürekli deyip durduğun Babuşka bu mu? - Evet.
Babuşka!
Bu da Güli, değil mi?
Ferhat Bey, bu sizin numaranız, değil mi?
O gün için çok üzgünüm diyecektim.
O şekilde çekip gitmemeliydim, özür dilerim.
Çok, çok, çok özür dilerim.
Ama benim durumumu anla.
Bilmediğin ama senin hakkında herşeyi bilen birisiyle tanışmak zor bir şey.
Hamit'in intihar haberini duyunca da kontrolümü kaybettim.
Her neyse. Nasılsın söyler misin? İyi misin bilmek istiyorum.
Hepsi bu.
Hepsi bu mu?
Hepsi bu!
Çok hızlı yürüyorsunuz, Abbas Bey.
Dikkatli olun, kayıp düşebilirsiniz.
Uzak mı?
Mezarlıklarına gitmedin mi yoksa? Ferhat Bey'i gördün mü?
Sizi bu havada dışarı çıkardığım için üzgünüm.
İşte orada.
- Hâla çalıştığından emin misin? - Hem de nasıl! Benden hızlı gidiyor!
Şimdi görürsün.
Arabaya bin.
Annen burada olsaydı, meyve bahçesine gitmeyi isterdi.
Yağmurda herkesi dışarı çıkarmayı severdi.
Bunu tutman ne güzel olmuş.
Burada küçük bir teyp yok muydu?
Yıllar önce, evet.
Sonra değiştirip bunu taktık.
Arabada sürekli müzik sesi vardı.
İbtihac Bey derdi ki..
"Yine Havva yağmuru gördü, nostalji takılıyor!"
Arus diyor ki, annem buna "ambulans" dermiş.
Çünkü hep bu araba onu doktora götürürdü.
Özellikle son demlerinde.
Doktor, eczahane.. Doktor, eczahane..
- Siz çerçevecinin adresini.. - Şşş!
Her yer güzel dolu..
Kara gözler ve inci dişler..
Kara gözler ve inci dişler..
Ama hiçbiri seninle kıyaslanamaz..
Leyla can! Leyla can! Leyla.. Leyla..
Leyla, canım feda olsun sana, Leyla, Leyla..
Leyla, ey yeşil elbiseli güzel..
Yünlü etek giyinmişsin..
Leyla can! Leyla can! Leyla.. Leyla..
Leyla can!
Hanımefendi, bir iş varsa yapayım.
Hayır, Aruscuğum, ben hallederim. Ellerin dert görmesin. Sen gidebilirsin.
Selam, yine ben.
Ben sadece endişeleniyorum, lütfen telefonu açar mısın?
Sadece nasıl olduğunu söyle.
Ben özür diledim ama.
Ve kendine arkadaş diyorsun!
Eğer duyuyor da cevap vermiyorsan çok kötüsün!
Alo?
Evet?
Evet, ben Güli. Buyurun?
Necdi Bey mi? Evet. Sizin için ne yapabilirim?
Aile arabanızı çok iyi hatırlıyorum.
Annen sürücü koltuğunda otururdu.
O zamanlar Reşt şehrinde fazla kadın sürücü yoktu.
Paris'te de araba kullanıyor musunuz?
Hayır, pek değil. Yalnızca şehir dışına çıktığımızda.
Beyefendi ile birlikte mi?
Burada bir dondurmacı vardı.
İbtihac Bey, Havva ile öğlenleri buraya gelirdi..
El ele tutuşarak.
Necdi Bey, lütfen söyleyin, benimle ne işiniz var?
Annem öldükten sonra Fransa'ya bana bir şey gönderen siz miydiniz?
Necdi Bey, siz mi gönderdiniz?
Gül kızım, üzülme.
Rahatsız olacağını bilseydim, beni görmeni istemezdim.
Çay bahçeme uğramalıyım.
Nerede? Reşt'ten çok uzakta mı?
Hayır, uzak değil. Lakan caddesinin üzerinde.
Lakan hemen şurası. Ben sizi bırakırım.
Ne iyi! Sana çay da veririm, yanında götürürsün.
Çayın demlenmesi için eklemelisin. 22 dakika.
- Ne ilginç! Kim bu kadar dakik hesap yaptı? - Ben kendim!
Bir kat daha var.
Necdi Bey, aileniz nerede?
Siz benim ailemsiniz.
- Yani hiç evlenmediniz mi? - Hayır. Şey, sayılır.
Basit sorulara bile düzgün cevap vermiyorsun!
Puri senin biraz şüpheci olduğunu söylemişti.
Siz teyzemi tanıyor musunuz?
Şehrimizde tanış olmak çok doğal.
Yerleri boş.
Kimin?
Herkesin.
Giden herkesin.
- Sizin için. - Aaa, bu benim mi?
- Bu da çayınız. - Ne güzel!
Fransa'ya gideceğin zaman daha fazla veririm.
- Tabi, eğer dönmek istiyorsan. - Çok teşekkürler.
Sizi gördüğümden beri bu nedir diye düşünüyordum.
Annen Havva'yı ilk defa bir düğünde görmüştüm.
Aslına bakarsan kına gecesinde.
Bir odada oturuyordum. Havva bir kâse kınayla odaya girdi.
Gelince yanımdaki pencereyi kapattı.
"Üşüdünüz mü?" diye sordum.
"Üşümek de ne? Dışarısı fırtına! Fark etmedin mi?" dedi.
Sonra odada karşıma oturdu ve bana baktı, yüzünde bir gülümsemeyle.
Ellerim ve ayaklarımın dermanı kesildi.
Fotoğrafçı o zaman resmimi çekti.
Havva'nın yansıması pencerede görünüyor.
Öldüğünde resmin o kısmını kesip sana gönderdim.
Yani evlilik planlarınız vardı. Babam ortaya çıkmadan önce ikiniz evlenecektiniz?
Beni tahsil için Avrupa'ya gönderdiler.
Geri döndüğümde.. Evet..
İbtihac Bey (ile evlenmişti).
Sadece seni görmek istedim.
Bir fotoğrafını almak.
Keşke biri şimdi fotoğrafımızı çekseydi.
Üşüdünüz mü?
Üşümek de ne? Dışarısı fırtına!
Paprikayı da nereden bulayım şimdi, çocuk?
Ama güzel bir hikayeydi.
Üç ay önce olsaydı, sana "neden kendisine anlatmadın" diye sorardım.
Ama şimdi anlıyorum.
Bundan keyif alıyordun. Bilen sendin. Bilmeyen oydu.
Paprika yerine kullanabileceğin başka bir şey vereyim.
Bize ne yemek yapıyorsun?
Borç çorbası. Bir Rus çorbası. İlginç bir şey değil.
Kokusu harika.
"Anton" denen adam yüzyıl uğraşsa bu tür şeyleri yapamaz.
Antoine.
O Rus yazar gibi işte.
Her hikayesinde aşıkların kalbi kırılıyor.
Evet, muhtemelen öyle bir şeydir.
Ama hiç biri senin kadar deli değildi.
Bulut yapma hikayen harikaydı.
Bence de hiçkimse benim kadar deli değildi.
Hâla bilmiyorum dedim.
Hayır, henüz biletimi almadım.
Sana haber veririm.
Pencereye sıçramış boyaları söküyorum.
Neden böyle diyorsun?
Böyle şeyler söyleme. Beni endişelendiriyorsun.
Ay deli!!
Afedersin, Antoine!
Alo? Ne oldu? Alo? Güli?
Ne yapıyorsun?
İçeri gel.
Selam.
- Bu ne hal? Nedir senin elinden çektiğim. - Afedersiniz.
Nasılsınız, iyi misiniz?
Buyurun.
Afedersiniz.
Geldim ki sizden özür dileyeyim, habersiz bıraktım diye.
Önemli değil.
Sonunda kafamın üstünde durabildim.
Ama çok önceden beri biliyordum ama unutmuşum. Biraz pratikle oldu.
- İlginçti, değil mi? - Çok. Çok ilginçti.
Nedir senin elinden çektiğim! İçeri gir.
Yolculuğa mı çıkıyorsun?
Hayır, ya siz?
Başım dönüyor.
Neyin var?
Bir şeyim yok. Sadece başımın üzerinde çok uzun durdum.
Başım biraz dönüyor. Bir şey yok.
Başka neler yapabiliyorsun?
Bunu yapabilir misin?
Çok zor bir şey bu.
Bu numaralarının hepsi valizde mi?
Evet, çoğu.
Unutmak istemediğin şey neydi?
O gün iskelede eline bir işaret yaptın.
Neyi unutmak istemiyordun?
Bu benim huyum. Bilmiyorum.
Sen burada yoktun..
Buraya çok sık gelirdim.
Sevgili Havva Hanım'ı ziyarete gelirdim.
Ben bir yabancı değilim, Güli.
Başım zonkluyor. Bakırcılar çarşısındaymışım gib..
Ne oldu? Ferhat!
Ferhat, oyun oynamayı bırak!
Ferhat!
Ferhat, ne oldu?
Ferhat?
Kendi sesi.
Benim ismim Güli'nin dilinde..
Hayatım boyunca korktum.
Kafam dağınıktı, ancak senin hakkında değil. Hep seni düşünürdüm, Güli.
İsmin beni sakinleştirirdi.
Sen "elif" (birinci) idin, ben ise "ye" (sonuncu).
Alfabetik olarak bile öyleydi. İbtihac, Gil-i Gül.. Yervan, Ferhat..
İlginç, hiç hatırlamıyorum.
Sana sesleniyor. Duymuyor musun?
Senin zevklerini biliyordum.
Sevdiğin her şeyi ben de sevdim.
Öğretmen Hanımın, kış mevsimin neyini çok sevdiğimizi sorduğu günü hatırlıyorum.
Deli Humayun cevap verdi; "soğuk süt".
Lale dedi ki, "kardan adamın havuç burnu".
Andre, "kar" dedi.
Yasemin, "hiçbir şeyini" dedi.
Nahid, "soğuk algınlığını" dedi.
Ali, "karın sesi" dedi.
Ben "kar sebebiyle okulların tatil olmasını" demiştim.
Sen dedin ki; "karlı bir günde, yanan sobanın üstüne konulan portakal kabuğunun kokusu".
Tamamen farklı bir şey söyleyeceğini biliyordum.
Sen farklıydın, Güli.
Bunları neden bahçeye diziyorsun?
Okulda, bulutların su buharından oluştuğunu öğrenmiştik.
Bu şekilde buharlaşma ve bulut olur diye düşündüm.
Sonra kar yağacak ve okullar tatil olacaktı.
Sonra senin sokağında akşama kadar oynayacaktık.
Eninde sonunda pencereden aşağıya bakacağını biliyordum.
Legrand Bey, iyi misiniz?
Tatilde kıra gidin.
Yağmurlu günlerde bile.
Oynamak.
Ben oynarım.
Sen oynarsın.
O oynar.
Biz oynarız.
Siz oynarsınız.
Onlar oynar.
Güli'den yeni bir haber var mı, Legrand Bey?
Burası neresi? Senin rüyan mı?
Evet, bu rüyayı sık sık görürüm.
Herkesin gittiği o andan beri.
Herkes de kim?
Peki sen neredeydin? Görünmez miydin?
Bu hangi yüzyıl?
Kaçıncı asır bilmiyorum.
Tek bildiğim bu rüyada hep..
..sen menziline ulaşıyorsun, ben ise geride kalıyorum.
Paris hayalin tatlıymış.
- Bunu ben getiririm. - Hayır, olmaz.
- Bırak. - Ben iyileştim.
Lütfen bırak. Ben getireyim.
Büyükbabanın valizi mi?
Doktor çağırayım mı?
Hayır, ben iyiyim.
Bazen böyle oluyorum. Korkuttuysam özür dilerim.
Yiyecek bir şeyler getireyim.
Dönene kadar bayılma sakın!
Özen vermeden çalışmışlar.
Hayır, bırakmalarını kendim söyledim.
Temizlik yapmak bana eğlenceli geliyor.
İnsanın zihnini toparlıyor.
Biliyorsun ki ben de bir ressamım.
O zaman neden bunu kendin boyamadın?
Buyur, sana iyi gelir.
İçine bal da kattım.
Dikkat et.
Teşekkürler.
Dün akşam seni rüyamda gördüm.
- Cidden mi? - Evet.
Rüyayı hatırlamıyorum ama sen vardın.
Teşekkürler, bu beni sevindirdi.
Rica ederim.
Yeter. Bırak öyle kalsın.
Afedersin.
Eee, buraya gelirdin.
Anneme arkadaşım olduğunu söylerdin.
Hayır, ona yalan söylemedim.
Hamit'in arkadaşlarından biri olduğumu söyledim.
O zaman seni neden içeri aldı?
Çok tuhaf.
Yabancılarla konuşacak birisi değildi.
Bilmiyorum.
Birbirinizle ne konuştunuz?
Allah için söyle!
Özel bir şey yok işte. Öylesine konuşurduk.
Dün akşam rüyanda ben ne dedim?
Hatırlamıyorum.
Ne bileyim? Birşey mi söylemek istiyorsun? Şimdi söyle.
Az önce bahçede uyurken konuştum mu?
Sen de! Hayır, sadece biraz Fransızca konuştun.
Tatlıydı, biraz da korkutucu.
Tüm hatıralarımda sen varsın.
İnsanın uyuyup yıllar sonra uykudan kalkması hikayelerinde olduğu gibi.
Ne?
Bir şey mi dedin?
Ben bir şey demedim.
Ama bir şey söyledin.
Vallahi bir şey söylemedim.
Arus.
Anahtarını unutmuştur.
Evet, her zaman anahtarlarını unutur.
Selam, Güliciğim. Anahtarımı unutmuşum.
Selam, Arus.
Duydum ki Ferhat Bey tepe taklak bir şekilde evine gelmiş.
Ferhat Bey'in kendisi tamamen tepe taklak zaten!
Tüm komşular bundan haberdar.
Arus, işlerini bitirince telefonumu bulur musun?
- Peki. Tamam. - Sanırım babamın odasında.
Yüzünü renklendiren kim?
Ümit ve korku ile..
Ve tüm oyunlarını bilen..
Kimdir o?
Kimdir o?
Kimdir o?
Ruhuna hediye eden kimdir?
Bahar şarabını..
Bu da neydi? Çok güzelmiş!
"Bu da neydi? Çok güzelmiş!"
"Neden geri sarmıyor?"
"Güli! Ne yaptın?"
"Eyvah! Sanırım yanlış düğmeye bastım!"
Bu da neydi? Benim sesim miydi?
Getirdim ki hepiniz dinleyesiniz.
Arkadaşlarının da sesi vardı.
Bu şarkıyı hiç bir yerde bulamadım.
Onun yerine, senin sesin bunca yıldır yanımdaydı.
"Bu da neydi? Çok güzelmiş! Neden geri sarmıyor?"
"Eyvah! Sanırım yanlış düğmeye bastım!"
Bunları nereden buldun?
Aaa, benim kitabım!
Bu kayık da kimin?
Benim.
Bu gözlük..
Ansiklopedi..
Bunları nereden buldun?
Çalar saatim.
Herkes bu saatin geri kaldığını söylerdi.
Niçin bunca zaman bu eşyaları sakladın?
Bunlar beni sevindirirdi, Güli. Üzmezlerdi ki.
- Nereye gidiyorsun? - Bardağımı yıkayacağım.
Kirli bırakmak kötüye işarettir.
Ama yıkarsan eğer, belki misafirlerin geri döner.
Yani misafirlerin hep geri dönmesi mi gerek?
Dur sana çay doldurayım.
Bu fazla demlenmiş. 22 dakika yeterliydi.
22 dakika mı?
Ne de dakik! Bilmiyordum.
İlginç! Bilmediğin bir şey varmış!
Teşekkürler.
Neden bana öyle bakıyorsun?
Nasıl bakıyorum ki?
Annemin resim yeteneğinin olduğunu bilmiyordum.
Yağmur mu yağıyor?
Evet, bir süredir.
Ne güzel! Çiseleyen yağmuru çok severim!
Yağmur bu şekilde yağdığında babam beni arayıp..
"Canım kızım, yağmur yine sevdiğin şekilde yağıyor!" derdi.
Ama, Paris'te de yağmur çok yağıyor.
O sadece yağmur. Ama bu "variş". İkisi farklı.
Bir tane eksik. 20 tane vardı.
Bir şarkı vardı, sözlerini hep dilimdeydi.
Bir mısrasını unuttum ama.
Elimdeki "x", madem herşeyi biliyorsun, o mısrayı sormam için bir hatırlatma idi.
Sonra o kötü şey oldu, soramadım..
O gün elimdeki "x" işaretini fark etmen ilginç.
Evet, bu "variş".
Yağmurdan farklı.
Şey..
Artık gitmeliyim.
Afedersin, Güli..
Ben çok yorgunum.
Burada biraz dinleneyim.
Atlar benim için gelmeden önce.
Yorgun olduğun belli.
Uyu "deli adam".
Buna değdi.
Senin Dünyanda Saat Kaç? - İran Filmi www.yenikaynak.com
Sanarist ve Yönetmen: Safi Yezdaniyan
Leyla Hatemi
Ali Musaffa
Zahra Hatemi
İbrahim Zamir
Peyam Yezdani
Christophe Rezai
Lili Samii
ve, Zeynep Şabani.
Görüntü Yönetmeni: Humayun Payver
Set ve Kostüm: İrac Raminfer
Editör: Ferdin Sahib'uz-Zamani
Müzik: Christophe Rezai
Ses ve Miks: Emir Hüseyin Kasımi
Ses Kayıt: Cihangir Mir-Şikari, Mehdi İbrahimzâde
Makyaj: Efruz Bucarya
Yardımcı Yönetmen: Afşin Rızai
Kamera: Saba Siyahpuş
Yapım: Peyman Caferi
Sahne: Emir Hüseyin Ehedzade
Yapımcı: Ali Musaffa
İran Sinemasının yeni adresi; www.yenikaynak.com
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.