All language subtitles for Stardust-tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Geri sayım başlıyor.

On.

Dokuz.

Sekiz.

Yedi.

Hata.

Devre arızası.

Beni duyabiliyor musunuz?

Beni duyabiliyor musunuz?

Beni duyabiliyor musunuz? Efendim?

Kemerinizi bağlamanız gerek. Şimdi iniyoruz.

Son varış noktanız Washington ise,

ben ve DC Dulles uçuş ekibimiz size hoş geldiniz diyoruz.

Sıradaki.

Merhaba.

İsminiz?

David Bowie.

Burada David Jones yazıyor.

Evet.

Başkasının belgeleriyle seyahat etmek suçtur.

Bowie bir sahne adı, anlıyor musunuz?

David Jones'u uzun zamandır kullanmıyordum.

Konserler vermek için buradayım.

Peki, vizeniz nerede?

Üzgünüm?

Bu bir turist vizesi.

Üzgünüm, memur bey. Bir hata olmalı.

Aslında, eşim Amerikan vatandaşı.

Ama yeşil kartın nerede?

Bu...

Alacağım.

Lütfen, planlanmış bir tur var.

Bu son derece önemli.

Benim bir albümüm çıkıyor...

Efendim.

Konuşmayı bırakın.

Efendim, bu giysi size mi ait?

Evet.

Kadın kıyafetleri mi giyiyorsunuz?

Aslında bu bir erkek kıyafeti.

Michael Fish'e ait, o, renkli büyük kravatları o icat etti.

İşte o elbise.

Selam, David.

Selam.

- İşte burada. - Selam beyler.

İyi eğlenceler.

David.

Hadi, Marc Bolan burada.

David.

Aş yatağımız, kuzeyin gözü yırtıcı kuşlar gibi

sızlanırken içine girdiğimiz,

yumuşak ve sıcak bir eldiven gibi.

Kadehimiz, sağlam bir dağ gibi ruhani rüyalarda sorunsuz bir şekilde

yelken açar.

Topraktan ve yaşlı annelerin rahmetinden doğmuştur.

Kahverengi, vahşi doğanın ekmeğidir,

ancak şefkatlidir ve uzuvları açık ve hoştur.

Sevgilim.

Bilgelik baharında sonsuz yıkanmaya.

Kanatlı ama yanmamış.

Onu tanıyor musun?

Evet.

Onunla evlendim.

Üzgünüm.

O tarz bir evlilik değil tatlım.

Sır saklamayız.

Kimi beğenirsek onun yatarız.

Burjuva ahlakı yok.

Onu istiyorsan, beni geçmek zorundasın.

Kırılganlık ve dürüstlük, uykulu bedenlerimizi yastık görevi yapıyor.

Gecenin gürültüsünde sessizlik.

Daha sonra yukarıda buluşalım bebeğim.

Sarılıp titriyoruz, sarmaşık fidanları gibi iç içe geçiyoruz.

Harikaydı Marc, gerçekten güzel.

Şerefe.

Mesele Tanrı'nın seni dikte edebileceği daha yüksek bir

bilinç seviyesine girebilmek.

Tebrikler dostum.

''Ride a White Swan''

İkinci sırada.

Evet bununla yazdım.

David, neden bize katılmıyorsun?

Engelini kaldırmana yardımcı olabilir.

Hadi, bir tane büyük parça al.

David'in şair olmak için aside ihtiyacı yok.

Bana sorarsan, önemli bir şey yapmak istiyorsan,

en uç noktaya gitmeye istekli olmalısın.

Kendini itmelisin.

Aklını milyonlarca küçük parçaya ayır.

Nasılsın dostum?

Yeni albüm nasıl gidiyor?

Aslında Amerika'da yeni piyasaya sürüldü.

Gerçekten iyi gidiyor.

Senin adına çok mutluyum.

Her şey bu kadar umutsuz görünse bile pes etmiyorsun.

Homoseksüel misiniz?

Affedersiniz?

Eşcinsel davranışlarda ya da başka cinsel farklılıklar bulundunuz mu?

Tanrım.

Biraz kişisel bir soru.

Efendim, sizi cinsel bir sapık olduğuna karar kılarsam,

sizi Amerika Birleşik Devletleri'ne girişinizden men etme yetkim var.

Şimdi, homoseksüel misiniz?

Hayır. Hayır, kesinlikle hayır.

Hiç psikopatik bir kişiliğe, başka bir akıl hastalığına veya kusurlara

sahip olduğunuza karar verildi mi?

Efendim?

Hayır, hayır.

Gay şarkıcı var ya...

Menajeri evrak işlerini yaptığını söyledi.

Tanrı aşkına, nerede o?

- Tony birazdan burada olur. - Bunu iki saat önce söyledin.

- O burada olacak. - Sana hakaret ediyor.

Angie, David, Mick, Tony, sizi görmek güzel.

Tony, zaman ayırman ne güzel.

Umarım sizi bekletmemişimdir.

Hayır, hiç sorun değil.

Bu arada bize katlandığınız için teşekkürler.

Bu güzel bir eşarp.

The Man Who Sold the World, çıktı.

Millet, emin olarak şunu söyleyebileceğim

ve eğer yanılıyorsam beni düzeltin,

bu David Bowie albümü bir başyapıt olarak

değerlendirilecek olan albüm.

Tam bir başyapıt.

- Teşekkürler. - Gelecek nesillere göre.

Bu tam olarak ne anlama geliyor, Tony?

Gelecek nesillerin buna ufuk açıcı bir eser olarak bakacağı anlamına geliyor.

Evet, biliyorum.

Ama peki ya, şu an?

Albüm hakkında konuşmalıyız, değil mi?

Amerika'yı sallamalıyız.

Menajerin olarak, sana daha fazla katılamam.

Bu yüzden Mercury çalışanlarıyla konuşuyordum.

Harika.

Albüm, şey bulmuşlar, nasıl söyleyebilirim...

Biraz zorlu bulmuşlar.

Zorlu demek güzeldir.

Çoğu zaman öyledir, ama aynı zamanda çoğu zaman değildir.

All the Madmen'i single olarak yayınladılar.

Ortamı test etmek için.

Ve?

Durum ne?

Adamım, şuna bak.

Sen tam bir tüccarsın, sen fenasın.

Listelere girdi, değil mi?

Battı.

Ne?

Test ettiler ve battı, hiçbir yerde yok.

Hiç mi?

Yankee'ler için çok karanlık, çok tuhaf.

Listelere giremedi.

Yani bu sadece bir şarkı.

Evet ve yanlış şarkı.

Yanlış şarkıyı seçtik.

Belki.

Bunu teşvik etmeli ve para harcamalılar.

Mercury'den Lou Reisner ile konuştum.

Sefil, iç karartıcı, belirsiz olduğunu söyledi.

Onun fikri, benim değil.

Senin daha çok Bolan gibi olmanı istiyorlar.

Tanrı aşkına.

David, David'dir.

Evet tabii. Ama David kim?

David nedir?

İnsanlar Bolan'ın ne olduğunu biliyor.

Evet, tam bir salak.

Sen kimsin David?

Bir sanatçı olarak?

Uzay adamı mı? Deli bir adam mı?

Gülen bir cüce mi?

Gnome, gülen bir Gnome.

Bilmiyorum.

Plak şirketi, onlar da bilmiyorlar.

Sen biliyor musun?

Gelecek nesil demiştin...

Gelecek nesiller, belki bir gün seni anlarız.

Ama bu arada, kimsenin sabrı kalmadı.

Space Oddity iki yıl önceydi.

Dürüst olayım mı?

Mercury'nin sizi bırakmasını engellemek için elimden gelen her şeyi yapıyorum.

- David, dışarıda bekleyeceğiz. - Hayır, hayır!

Şimdi beni dinle seni kahrolası herif!

Hayır, sen dinle.

''Memory of a Free Festival'', ''Prettiest Star'',

''Love You Till Tuesday'', ''Rubber Band.''

Devam edeyim mi?

12 single, Space Oddity ve Laughing Gnome dışında hepsi başarısızdı.

Ben David'e inanıyorum, her zaman inandım.

Bunu biliyorsun.

Ama gerçekle yüzleşmelisin.

Mercury'de yeni şarkından tamamen nefret etmeyen tek bir adam var.

En azından...

İnsanlar kendilerini düşündüren kayıtlar istemezler.

Psikopatlar ve çıldırmış evler hakkında istemezler.

Bu tam bir saçmalık.

David bir sanatçı.

Bana satabileceğim bir şey vermene ihtiyacım var

''Ride a White Swan'' gibi.

Eğer bunu yapamazsan, satabileceğim bir kişi gerekir.

Kimin hoşuna gitti.

- Ne? - Amerika'da.

Yapım şirketinde bir adam var demiştin.

Onunla çalışabilirim.

Hayır David, işe yaramayacak.

- Üzgünüm. - Amerika'ya gitmeliyim.

Bu lazım, bak lazım.

Lazım!

- Ne? - Tanınmam lazım.

Beni tanımaları lazım.

Birkaç arama yaparım.

- Anlaştık. - Öyle mi?

İnanılmaz bir ikna gücüm var.

Ne, Amerika mı?

Yalnız bir tur.

Az önce bir mucize gerçekleştirdim, tamam mı?

En iyi yayıncılarını bu işe verecekler.

Bana öyle bakma.

Sana söylüyorum, o lanet kırmızı halıyı serecekler, Amerikan yıldızı.

Washington Dulles Uluslararası Havalimanı'na hoş geldiniz.

Pekâlâ.

Merhaba?

Sanıyorum ki, Bay Bowie.

Hey dostum. Nasılsın?

Ron Oberman, Mercury Yapım.

Tanıştığıma sevindim.

Evet.

Neden geç kaldın?

Göç idaresi mi, ne oldu?

Evraklarımın görünüşünü beğenmediler.

Eminim, beğenmemişlerdir.

Çalışma vizesine ihtiyacım olduğunu söylediler.

Evrak işi, boş iş.

- Öyle mi? - Evet tabi.

Şükürler olsun.

Şunları alayım mı?

Tanrım, şuna bak.

İçinde ne var?

Eşyalarımın birkaçı.

Geldiğine sevindim.

Umarım yolculuğun kötü değildi.

Tanrım.

- Ne? - Beklemeliyiz dedim.

Pekala anne, haklıydın, haklıydın.

David Bowie, bu benim annem.

Anne, David Bowie.

Tanıştığıma çok sevindim.

Büyük bir zevk, Bayan Oberman.

Gitarını ver.

Umarım açsındır, David.

Teşekkür ederim Bayan Oberman,

ama otele gidince bir şeyler yiyeceğim.

Dostum.

Annem bütün gün senin şerefine mutfakta fırtınalar kopardı.

Ron'un en sevdiğini yaptım, Kasha varnishkes.

Çok naziksiniz ama...

Sorun değil.

Her gün gerçek bir yıldız için yemek pişiremiyorum.

Henüz tam bir yıldız değilim Bayan Oberman.

Tabii öylesin.

Ama Ron'un beni öyle yapmasını umuyorum.

Ronnie bana astronotla ilgili şarkını çaldı.

Çok güzel melodi.

Teşekkürler.

Yani, yenilikçi bir sanatçı mısın?

Uzay adamı ve Gnome'lar?

Kes sesini.

Umarım yaptığım şey yenilikçidir.

Klipteki sen misin?

Uzay giysisi içinde dönen kişi?

Evet aslında benim.

Pekala, öğrenmek için can atıyorum, ilk asıl tur tarihimiz nedir?

- Hepimiz... - Söyle.

Önümüzde dolu dolu birkaç hafta var, adamım.

Chicago, Philadelphia, New York'a gideceğiz,

Ve sonra da LA'ye.

Mekan büyüklüğü nedir?

- Bu aslında... - Söyle.

Pekâlâ.

Konser veremezsin.

Ne?

Çalışma vizen, yeşil kartın yok,

ve müzisyen birliği yok, evrak işleri.

Bak, Londra'daki kişilerin suçu, Mercury'nin değil.

- Ama sadece... - Yapamazsın.

Yapamazsın, yapamazsın.

Konser veremezsin, radyo veya televizyonda çalamazsın.

Ama bunun için buradayım.

Amerika'nın tanıtım turunu yapmak için.

Biliyorum, biliyorum.

Ama sadece elindeki evraklarla, yapabileceğin tek şey konuşmak.

Konuşmak mı?

Evet, evet dostum.

Amerika'yı büyük bir yıldız olduğuna inandırmak zorunda kalacaksın.

Yani, Oscar Wilde başardı.

Dickins da öyle.

Ama ben müzisyenim.

Biliyorum dostum.

Kulağa geldiği kadar kötü değil. Söz veriyorum.

Biraz daha Varnishkes alır mısın David?

Bayan Oberman, Bay Oberman.

Michael.

Şimdi menajerimi aramalıyım.

Otelimden.

Evet, bir de o konuda...

Belki sabah her şey daha iyi görünür.

Sanmıyorum.

Hadi ama.

Sabahları hiçbir şey daha iyi görünmez.

Tony, Mercury'nin albüm hakkında şüpheleri olduğunu söyledi.

Evet, var.

Ama onları turun için fazlasıyla kaynak ayırmaya ikna etti.

Yani menajerler çok şey söylüyorlar değil mi?

Bak, şirket bana çok az para verdi.

Ama bunu başarabileceğimizi düşünüyorum.

Tamam, nankör görünmek istemiyorum.

Şirketin soruları var, anlıyor musun?

- Sadece bu. - Tabii.

Ama benim yok.

Yok mu?

Yok.

Sanırım Amerika'daki en büyük yıldız olacaksın.

Cidden dostum.

Bence harika bir kayıt.

Harika bir kayıt.

Sadece, kimse seni Amerika'da nasıl satacağını bilmiyor, tamam mı?

Yeterince umursamıyorlar, anlıyor musun?

Sen umursuyor musun?

Tabii umursuyorum.

Yani, beni yanlış anlama.

Ben lanet bir azınlığım ama

dünyayı değiştirmek için tek bir inanan kişi yeter, değil mi?

Ve bizim elimizde iki kişi var.

İki mi?

Kendine inanıyorsun, değil mi?

Çünkü inanmıyorsan, o zaman biteriz.

Hayatımı yaşayamıyorum

Neden umurumda olmayana kadar

aşık olamıyorum

Belki o zaman anlarım

Ne çeşit bir ahmak olduğumu

Çok güzel değil mi?

Ne çeşit bir ahmağım?

Anthony Newley'den What Kind of Fool Am I?

Şarkı böyle yazılır.

Evet.

Bunu iki hafta içinde eskitmiştik, hatırladın mı?

Başka bir kopya almıştık.

Evet.

İyiyim.

Lanet bir malikanede yaşıyorum, dostum.

Seni yendim.

Gel bir çay içelim.

- Hayır, gelemem. - Hadi, beş dakika.

Gelemem Ter, çalışmalıyım.

İşlerin nasıl?

Evet, güzel.

Küçük kardeşimi rahatsız eden bir şey olduğunda anlarım.

Sorun yeni albüm.

- The Man Who Sold the World. - Evet.

Herkese uygun değil.

Sanat bu.

Herkesin sevmesini istemezsin.

''White'' albümünden insanlar nefret etti.

Amerika turu yapacağım.

Bu tur her şeyi değiştirecek.

İnsanlar öyle diyor.

Öyle mi, hangi insanlar?

Senin yanındayım, bunu biliyorsun.

Teşekkürler Terry.

- Hazır mısın? - Evet, teşekkürler.

Görüşürüz anne, kendine dikkat et.

Evet, biliyor musun, bütün iyi olanlar önde, dostum.

Pekâlâ.

Bugün birkaç arama yaptım.

Telefonlarda biraz lafladım

sanırım birkaç iş ayarladım.

Sanıyordum ki evrak işleri...

Evet, yani, bunlar çoğunlukla özel partiler ama,

yine de doğru insanların önünde olacaklar, anlıyor musun?

Benim hatam değil, biliyorsun.

Biliyorum.

- Emin misin? - Evet.

Güzel.

Çünkü seni Rolling Stone'un kapağına çıkartacağım dostum.

Rolling Stone'un kapağı mı?

Evet.

Biraz zor bir iş olacak ama iyi bir röportaj yaparsan,

kapağa çıkarsan kariyerin hazır olur.

Cidden hazır olur.

Evet.

İşte buradalar.

Selam, ağırladığınız için teşekkürler.

- Merhaba. - Merhaba.

Hoş geldiniz.

Sizinle tanışmak güzel.

Bayanlar ve baylar, Londra, İngiltere'den sizi eğlendirmek için,

David Bowie.

- O mu söyleyecek? - Kız mı erkek mi?

Adam elbise giymiş.

Şuna bir bak.

Kahretsin.

Elbise giymiş.

Merhaba, millet.

Burada olmak çok güzel.

Çok sevdiğim bir grubun şarkısını çalacağım.

Berbatmış.

Bak, üzgünüm, üzgünüm dostum.

Bana öyle demediler, tamam mı?

Ve o kişi bir travestiydi, anlıyor musun?

Elektrikli süpürge satıcılarıyla dolu bir odaydı.

Ve gerçekten pisti.

İyi geceler, Ron.

Şaka yapmadım.

Kahretsin.

Alo?

Selam, benim.

David?

Daha iyi gidiyor mu?

Şey, benim normal de pek de kitlem olmayan seyyar

satıcılar için yasadışı olarak performans sergiliyorum.

Ne?

Beni dinle, bu işi batırma.

Başarmadan eve gelemezsin.

Ve bu reklamcı, Ron sanırım o,

bence tam bir hayalperest.

Onu kovabiliriz.

- Onu kovamam. - David.

Sadece senin kariyerin söz konusu değil

benim kariyerim de var.

Gidip sözde menajerinle konuşurum

ve o palyaçodan kurtuluruz.

Ona ihtiyacın yok.

Hayır, Ang bunu yapma.

Neden? Az önce onun işe yaramaz olduğunu söyledin.

Pekala, ona bir şans daha verelim, tamam mı?

Ama en iyisine ihtiyacın var.

Angie, lütfen.

Angie.

Alo?

David?

Alo?

Tanrı aşkına.

Kahretsin.

Kongre, Kuzey Vietnamlılarla

Halk Barış Antlaşması'nı onaylayana kadar rehine.

Beş gün önce sayıları yaklaşık 45.000 kişi olan bir acil durum

kabilesinden geriye kalan tek şey 3000 etkin radikaldi.

Ona söylemeye çalıştım.

Anneme.

Beni evden attı.

Neden?

Sarhoş olduğumu söyledi.

Hayır, değildim.

Olanları David'e anlat.

Neler oluyor Angie?

Gerçek olduğuna yemin edebilirim

gördüklerimin...

Terry, tatlım.

Burada güvendesin ve seni gerçekten seviyoruz...

Gerçekti!

Gerçekti.

Sesini açabilir misin?

Tabii, Little Richard hayranı mısın?

Evet.

Ağabeyim alıştırdı, ve Chuck Berry'e.

Öyle mi, adı ne?

Terry.

Zevk konularında benim eğitmenimdi.

Eskiden mi?

Evet, yani onu artık eskisi kadar göremiyorum.

Neden?

Deniz ticaret filosunda.

Vay canına.

Denizci mi?

Evet.

Kartpostallar ara sıra Madagaskar'dan,

Şanghay'dan veya Bombay'dan gelir.

Çok egzotik.

Terry, dünyanın karanlık yerlerinde dalışlara ve lükse ilgi duyuyor.

Farklı bir karaktere benziyor.

Oh Evet, onun gölgesi gibiyim.

Evet, bak, anlıyorum Jimmy.

Tamam, ellerimi kaldırdım.

Ellerim havada.

Belki geçmişte bazı sanatçıları gereksiz abarttım

ama bu adamın olayı bu değil.

Ciddiyim.

Ve bu adam...

Jimmy.

Jimmy.

Yüzüme kapatma, Jim... Lanet olsun.

Hey, hey Richie.

Benim Ron.

Hayır, başka Ron. Oberman.

Mercury Yapım?

Nasılsın, dostum?

Dinlemen için yolladığım kayda bakma şansın oldu mu?

Evet peki.

Bir dinle, olur mu dostum?

Bowie, bıçak gibi.

Tamam pekâlâ. Teşekkürler dostum.

Rolling Stone'dan haber var mı?

Uğraşıyorum.

O John Mickelson var ya, sürekli hareket halinde.

Bulunması zor bir adam.

Belki...

Yani tabii, sen daha iyisini bilirsin tabii ki ama

belki telefonda benim hakkımda konuşmanın farklı bir yolu vardır.

Pekâlâ.

Elvis ve Dylan arasındaki

boşluğu doldurabilecek eşsiz bir sanatçı olduğumu

söylersen belki daha fazla insan benimle tanışmak isterdi.

Elvis ve Dylan mı?

Boşluk. Bakalım, burada kimler var?

Neil Young, James Taylor, Marvin Gaye, Leonard Cohen,

the Ohio Players, the Doors, the Velvets, Credence,

Johnny Cash, Janis Joplin, Joni Mitchell,

Motown Yapım'daki her sanatçı.

Eşsiz bir İngiliz sanatçı demek istedim.

Doğru, eşsiz İngiliz sanatçı...

Onlardan çok yok tabii şeyler dışında,

Led Zep, Pink Floyd, Deep Purple, Yes.

Evet.

Pretty Things.

Faces.

Rolling Stones.

Rolling Stones.

Sonra bir de Animals, Cream, the Pretty Things, Faces.

gibi gruplar var bir de.

Stones'u saymış mıydım?

Evet Ron, saydın evet.

the Who.

Mark Bolan, T. Rex.

Siz arkadaştınız değil mi?

Merhaba, efendim nasıl yardımcı olabilirim?

Hey, Tom Classon'ı arıyordum?

Bir saniye lütfen.

Nasıl yardımcı olabilirim?

Tanrım, Tom.

Haftalardır her yerde seni arıyorum.

Albümü aldın mı?

David Bowie albümü? Dinledin mi?

- Evet, evet. - Harika.

Dinledim, Ron.

Harika.

İkinizi birlikte bir röportaj için ne zaman oturtabilirim?

Bak, dinle, gerçekten meşgulüm, bu yüzden...

Hayır, hayır, sen dinle, tamam mı ve iyi dinle, tamam mı?

Bunu kaçırmak istemezsin dostum.

Yani, bu adam çok parlayacak.

Öyle mi, ne kadar?

Bayağı.

Ne? Jerry Reed gibi mi Todd Rundgren mi?

Ne seviyede? - Hayır.

- Dylan seviyesinden bahsediyorum. - Hadi oradan, Ron.

Ciddiyim.

Bu adam öncü, öfkeli İngiliz bir Bob Dylan'ı gibi.

Ne, bunu basın bülteninden mi okuyorsun?

Pekâlâ.

Peki, Tom hadi ama hey, hey.

Zekama hakaret etme.

Gördüğümde sıkıcı bir İngiliz ithalatını anlayabiliyorum.

Sıkıcı değil.

Niye elbise giydiği için mi?

Bu yüzler, kendini beğenmiş züppelerle bana yetti.

Demek istediğim, neden bu adamla zamanımı harcıyorsun?

Space Oddity, tamam, ama şimdi b ana gönderdiğin şeyler?

Kesinlikle boş şeyler.

Gerçekten arkadaşın olarak diyorum bu işi hâlâ neden yapıyorsun?

Kim bilir Tom?

Tamam mı, ona bir uçak bileti almışlar ve benim numaramı vermişler.

Ne yapayım havalimanında bıraksa mıydım?

Peki tamam, tanışırım.

Harika.

Yani, bilirsin, izlemek için güzel bir parça iyi olur, bunun gibi bir şey.

Ona da ben karar vereyim, tamam mı?

Sen kahvenin taze olduğundan emin ol.

Peki, taze kahve.

Güzel, evet.

- Hey, Ron? - Ne?

Bu adam hakkında haklı çıksan iyi olur.

Peki.

Sadece müzik hakkında konuş, tamam mı?

Sadece şarkılar hakkında konuş, tamam mı?

İlham, nereden geliyor, tamam mı?

Harika şarkılar ve güçlü sözleri var

ve onlardan almalarını istediğimiz mesele de bu.

Öyle mi?

Tabii ki öyle.

Tom Classon.

Büyülendim.

Ron.

Space Oddity'yi ilk duyduğumda,

aklımı başımdan aldı.

Yarattığın atmosfer akıllara durgunluk veriyordu.

Teşekkürler.

Teşekkürler.

Bu yüzden yeni albümü görünce şok oldum,

yani Space Oddity, çok gerçekçi ve bu çok daha karanlık.

Anlat bakalım, konusu ne?

Uyuşturucu genellikle.

Uyuşturucu.

Yani, sanırım bu muhtemelen

şimdiye kadar yaptığım en uyuşturucu odaklı albüm, aslında.

Yani şarkı sözleri, uyuşturucudan hiç söz etmiyorlar.

Bak, benim düşüncem bunun delilik hakkında olduğuydu.

Şey, bilirsin, güçlü kenevir senin aklını gerçekten bozabilir.

İlk kafam güzel olduğunda, kaldırımdaki çatlaklardan çok etkilenmiştim.

Bana maskeden bahset.

Demek istediğim, bu şovunun bir parçası mı?

Bazen.

Bir Japon hareket biçimi olan Kabuki tiyatrosu gibi um

sadece seyircinin dikkatini yoğunlaştırmanın bir yolu.

Sanırım albümün hakkında konuşmak istiyor.

Doğru.

Doğru.

Albümün adını aldığı şarkı olan

The Man Who Sold the World'ün sözleri hoşuma gitti.

''Dün yukarı çıkarken

orada olmayan bir adamla tanıştım.''

''Bugün de orada değildi.''

"Gitmesini ne çok isterim."

Kulağa biraz çılgınca geliyor.

Hepsi bir tiyatro aslında, değil mi?

Biliyor musun, aslında bir pandomim sanatçısı olarak eğitim aldım.

Öyle mi?

Peki İngiltere'deki izleyiciler bunun hakkında ne düşünüyor?

Yani...

Sürpriz yapmayı, bir performansa farklı bir boyut kazandırmayı seviyorum.

Biz sadece burada Amerika'da pandomimi seviyoruz.

- Öyle mi? - Evet, büyük bir olay.

Yapar mısın?

Tabii.

Evet, tabii.

Hayır, hayır.

Peki.

David, bu var ya...

Bu gerçekten büyük bir zevkti.

Öyleydi tabii.

Sana ne diyeceğim, onları nasıl seçeceğini kesinlikle biliyorsun.

Hazır mısın?

İyi misin?

Pekâlâ, bak, dolu değil

ama bunun nedeni resmiyete dökmememiz, biliyorsun.

Ama dürüst olmalıyım

burada genelde güzel bir kalabalık olur.

Pekâlâ.

Biliyor musun, bu kalbimi kırıyor.

Öyle mi? Her ikimizin de.

Jeanie Richardson, Skyline'ın müzik kısmını yazıyorum.

Öyle mi?

Ron Oberman, Mercury Yapım.

Tanıştığıma memnun oldum.

Zehrin nedir?

Amsterdam limanında

Bütün denizcilerin buluştuğu yer

Sadece balık kafalarını ve

kuyruklarını yiyen bir denizci var

Ve sana gösterecek dişlerini

Çok erken çürümüş hepsi

Bu yelkeni yukarı çekebilir

Bütün ayı yutabilir

Ve aşçıya bağırır

Kolları açıktır

Hey, bana daha fazla balık getir

Benim yanıma at

Ve gazı çıkartmak istiyor

Ama deneyemeyecek kadar dolu

O da kalkar ve güler

Fermuarını çeker

Hadi. Konuşmanı istediğim bir müzik gazetecisi var.

David, bu Jeanie.

Skyline Dergisi için yazıyor.

- Büyülendim. - Gösterine bayıldım.

Ve Ron'da bana şarkını anlatıyordu.

- All the... - Madmen.

Doğru.

Sen de delilerden biri misin?

Jeanie yarının Skyline'ı için küçük bir yazı yazıyor.

Mümkünse belki oturup birkaç dakika konuşabilirsiniz...

Gelip benimle kokain içmek ister misin?

Tabii.

David.

Acaba...

Kusuruma bakmayın, Jeanie, Ron.

Hemen döneceğim.

David!

Hey, dostum neredesin?

David.

Neredesin adamım?

Merhaba?

David?

David, neredesi...

Peki.

Pekâlâ.

Kalsın.

Tamam, bu KKBH.

Orta batı genelinde yaklaşık sekiz milyon dinleyiciye ulaşıyor.

Temiz, düzgün bir aile rock istasyonu, tamam mı?

O yüzden güzel konuş.

Güzel...

Pekâlâ.

Bugün size bir ziyafetimiz var mı?

Londra, İngiltere'den gelen çok çekici bir genç adam,

yeni albümü ile bizimle David Bowie.

Hoş geldiniz.

Şimdi albümünüzü dinlemeye

hemen geçeceğiz

ama nelerden etkilendiğinizi sormak isterim.

Londra'da sizi gerçekten heyecanlandıran müzik hangisi?

Aslında, benim zevkin oldukça seçmece.

Biff Rose, Ron Davies,

Velvet'in yeni şarkısını sürekli dinliyorum.

Bu çok güzel, evet.

O zaman kalpten bir Rock'n Roll'cüsünüz.

Hayır.

Rock sevmem, sadece kullanıyorum.

Dürüst olmak gerekirse, bence rock şeytanın müziği.

Her türlü alt öğeye ve gölgeye giriyor anlıyor musunuz?

O zaman, bana yeni albümünüzü anlatın lütfen.

Konusunu ne?

Yeni albüm.

Hayatımdaki belirli bir bölümle ilgili.

Kadın kıyafetleri giyerek ve bolca sevişerek geçirdiğim zamanla ilgili.

Pekâlâ, hassas bir yapıdaki dinleyicilerinden özür dilerim.

İşte şimdi...

Şarkı yapan başka bir İngiliz.

Kahretsin.

T.Rex'in Ride A White Swan şarkısı çalıyor.

Temiz? Düzgün?

Köpek balığı taktikleri, Ron.

İnsanları germek, tepki almak zorundasın.

Tepkini aldın.

Tepkini aldın.

O adam bir daha asla benim sanatçılarımdan birini almayacak.

Londra'da bunlar tutuyor olabilir ama burası farklı dostum.

Burası Amerika.

Amerikan yayınlarında öyle edepsizce konuşamazsın.

Peki tamam özür dilerim.

Tabii.

Eminim.

Neredeyiz?

Bilmiyorum dostum.

Uyan bakalım. Ohio'da bir yerdeyiz.

Yol tarif eden biri işime yarardı.

Harita okuyabiliyorsun, değil mi?

Hey, neler oluy...

Hey, bunlar benim eşyalarım.

Hay aksi.

Hay aksi.

Kahretsin.

Tanrım.

Tanrım.

Çok üzgünüm.

Kahretsin.

Umuyorum ki önemli bir şey değildi.

Tabii.

Boşanma belgelerim ve evimin tapusu.

Sadece bütün hayatım.

Hay aksi, çok üzgünüm.

Tabii bunu görebiliyorum.

Bütün bu İngiliz nazikliğinin bende işe yaramadığını biliyorsun, değil mi?

Tüm kıpılan kirpikler olayı falan hepsi

o aksanın falan...

Sence bu komik mi?

Sırf sen her şeyi mahvet diye

seni bu lanet ülkenin öbür ucuna götürmek, çok çalışmak,

seni radyoya çıkartmak ve doğru insanlarla

tanıştırmak istediğimi mi sanıyorsun?

Bu pek adil değil.

Gayet adil.

Adil.

Hey, buraya kahrolası bir yıldız olmaya geldim ve şimdi küçük partiler çalıyor

ucuz radyolara çıkıyorum ve

anlamsız gazetecilerle konuşuyorum.

Demek istediğim, bana önemli biriyle tek bir röportaj bile ayarlamadın.

Beni Rolling Stone'a çıkartamıyorsun.

Bu saçmalık.

Bu, tüm bu tur tam bir başarısızlık.

Gerçek karnaval olmayan, karnaval yan gösterisi gibi hissediyorum.

Öyle mi?

Belki de her zaman giydiğin kahrolası elbiseleri

yeniden düşünmelisin, anlıyor musun?

Bu turda neyin yanlış olduğunu bilmek ister misin?

Neden işe yaramıyor biliyor musun?

Gösteririm. Neden iyi olmadığını gösteririm.

Bak, Amerika'da All the Madmen adlı bir single'ı tanıtmak için bulunuyorsun

ve her şarkının delilik hakkında olduğu bir albümde.

Kapağında bile akıl hastanesi var

ama ilginç şeyler hakkında konuşmak ister misin?

Hayır.

Ve eğer biri asıl işin hakkında soru sormaya cesaret ederse,

bir palyaçoya dönüşüyorsun ve mistik pandomim hareketini yapıyorsun.

Kötü olan ne biliyor musun?

Kötü olan ne biliyor musun?

Seni sevmiştim, tamam mı?

Seni sevmiştim ama sen de diğerleri gibi oldun adamım.

Hangi diğerleri?

Bütün sanatçılar, sizler korkaksınız.

''Ron, seni seviyoruz Ron. Teşekkürler Ron. İyi iş Ron.'' diyorsunuz.

Ama aynı zamanda telefonda bir bebek gibi şirkete dert yanıyorsunuz.

Ron'un hatası. Ron mahvetti.

Hayır, bunu ben yapmadım.

Beni kovmak için eşini göndermişsin David.

Bir hafta önce.

Yüzüme söyleyebilirdin, dostum.

Benimle çalışmak istemiyorsun.

İstiyorum.

Hey, istiyorum.

Seninle çalışmak istiyorum.

Biliyor musun?

Sanırım ortak bir noktamız var.

Sana bunu söylemeyi unuttum, ama var.

Ben de pandomim eğitimi aldım..

İzle, hazır mısın? İzliyor musun?

Hanımefendi, Rudolph, Ohio'dan ödemeli aramanız var.

Fiyatlandırmayı kabul ediyor musunuz?

Tabii ki kabul ediyorum.

- David? - Selam.

Güzel ölü değilsin.

Biraz moral konuşması için mi arıyorsun?

Evet, dinle Angie

Ron hakkında hiçbir şey söylememeni istemiştim, hatırlıyor musun?

Biraz üzgün.

Onu kovmaya çalıştığımı sanıyor.

Yanlış bir şey yaptım değil mi?

- Yani... - Harika oldu.

Seni kendine dönük kahrolası bencil şerefsiz.

Bekle, hayır hayır dinle...

Evet, dinle.

Ben neyi dinlemek isterdim biliyor musun?

Eşinin nasıl olduğuyla alakalı bir tanecik soru sormanı dinlemek isterdim.

Ang, nasılsın?

Ben de şey derdim,

aslında çok da iyi değilim.

Ang, sürekli olarak seni düşünüyorum.

Sadece... - Uğraşma bile.

Ve McCormick'ler

atları bıraktığından beri, Pasta yavaş ve dikkatli bir şekilde bira yapıyor.

Beş gün önce yaklaşık 45.000 kişiydi.

Bunun gibi ve biraz da deliden fazlası olduğun için, bu seni benim...

Cari, sen seçildin.

...Yoksa tutuklanırsın.

Yaklaşık 1200 tepki gösterdi...

Filoya ve bu nedenle, etrafınızda şu anda aktiviteyi görüyorsunuz...

- Gerçekten mi? - Seveceğini biliyordum.

Terry, Terry.

Yapma.

Dikkat et.

Gerçekten acıttı.

Her şeyi mi içtin dostum?

Terry, neler oluyor?

Ne oldu?

Terry.

Terry.

- Terry? - Kafası gitmiş.

Bana bak.

Terry, Terry, bana bak, bana bak.

Bana bak, bana bak.

Terry.

Sadece bir anlık olabilir.

Bu bir lanet, annemin dediği gibi.

Lanetliyiz.

Hadi ama böyle deme, Pey.

Üç kız kardeşimiz.

Una, Nora, Vivian, ve şimdi Terry.

Kötü tohum bu. Hepimizin içinde.

Tanrı'ya şükür David'de bir sorun yok.

Terry'de de onun yaşındayken yoktu, değil mi?

- Günaydın. - Merhaba.

Stooges'da kim böyle?

Şaka mı yapıyorsun?

Ben gösteri bitti sanmıştım.

Demek istediğim, sanırım herkes gösterinin bittiğini düşündü

ve sonra Iggy birdenbire, sanki bir tür

balo kraliçesi gibi gümüş parlak gece eldivenleriyle ortaya çıktı.

Ve sonra kamikaze uçağı gibi bir anda kalabalığın ortasına atladı.

Deliceydi.

Devam edemeden önce göğsü boydan boya cam gibi bir şeyle kesilmişti

ama umursamadı, kalabalığın üzerinde zıplıyor, mikrofona bağırıyordu,

tamamen ham bir Rock'n Roll vardı ve kanı akıyordu.

- Cidden acıyor muydu? - Kimin umurunda ki?

Onun umurunda değildi.

Hayranlar kafayı yemişti.

Yani, o bir ucube ama aynı onlar gibi, anlıyor musun?

Umurunda değil.

Saklamaya gerek yok.

Yapmak istediği her şeye %100 bağlı.

Ne görüyorsan onu alıyorsun, ne demek istediğimi anlıyor musun?

Yani sadece rol yok, yapmacıklık yok,

Sadece saf Rock'n Roll, dostum.

Yani, tamam, eroin konusunda aklını kaçırmıştı

ama benim fikrim hâlâ geçerli, tamam mı?

Yani 16 yaşında bir çocuk olarak bunu izlersen o senin için Tanrı'dır

çünkü senin olamayacağın her şey olmuştur.

Demek istediğimi anlıyor musun?

Kesinlikle Dünya gezegenindeki en çılgın adam.

- Gerçekten öyle mi? - Evet.

Hiç Vince Taylor'ı duydun mu?

Bu ismi nereden biliyorum?

Brand New Cadillac şarkısını söylüyordu.

Doğru evet Louisiana'dan değil mi?

Batı Londra'dan.

Ve takma adı Fransız Elvis'ti, ama o, harika bir solistti.

Sahneye çıkardı, tamam mı?

Etrafta dolanırdı, gözleri vahşiydi, inanılmaz.

Sonra bir gün onu Londra'da bir istasyonun dışında gördüm

ve yere çömelmiş bir haritaya bakıyordu

ona ne yaptığını sordum ve ne dediğini biliyor musun?

Dedi ki,

uzaylıların beni alıp götürmek için ineceği yer burası dedi.

Sonun düşündüm ve fark ettim ki tamamen kafayı yemiş.

Evet.

Adamın sorunu neymiş.

Kim bilir...

Çok mu asit aldı, yeterince almadı mı...

Her neyse, iki hafta sonra sahneye beyaz bir

cübbe içinde çıktı ve şarkı söylemeyi reddetti

izleyicilere rock müziğin bir yalan olduğunu ve uzaylı bir tanrı olduğunu söyledi.

Tanrım.

Ne oldu?

Neredeyse linç ettiler.

Brand New Cadillac'ı dinlemek istemişlerdi.

Tabii istemişlerdir.

Ben uzaylı bir tanrıyım, halkımın bana ihtiyacı var.

$7.60.

Evet, tabii.

Gitmeliyiz.

Hadi.

Mickelson New York'taymış.

Kim?

John Mickelson, dostum.

Rolling Stone Dergisi, şu anda New York'ta.

Bunu uydurduğumu mu sanıyordun?

Bu gece Rolling Stone'la görüşeceksin.

Bu akşam.

Pekâlâ.

İşte geldik, oğlum. Rolling Stone.

Seni ünlü yapacak şey bu.

Hazır mısın?

Hadi.

Sen önden git, Ron.

Güzel bir giriş yapmak istiyorum.

Tamam, evet, tamam tabii. Moduna gir.

Onları bir içkiyle ısıtıp bize bir yer bulacağım.

Bir saatle kaçırmışız.

Kaçırmış mıyız?

Berbat bir şey, dostum.

Üzgünüm, üzgünüm.

Affedersiniz? Bay Oberman siz misiniz?

Evet.

Bay Mickelson bunu size bıraktı.

Yaşasın, LA'de görüşeceğiz.

- Gerçekten mi? - Söz veriyorum.

Burası yakınlarda mı?

Benimle tanışmak istiyor, Ron.

Kim olduğumu biliyor.

Bay Warhol'la görüşeceğim.

Davet edildim.

Sen gelemezsin.

Sorun yok.

Sen git, ben buradayım.

İşte geldi.

Özel ekibin parçası mısın?

Yüzüme bile bakmadı.

Ne dedi?

Ayakkabılarımı beğendiğini söyledi.

Ne? Ne yaptın? Şarkı söyledin mi?

Hayır, bunu yapmadın...

Gösteri yapmak iyi olur diye düşündüm.

Birine bunu kaydettirdi.

Andy Warhol tam bir şerefsiz.

Uzun zamandır işlerini takip ediyorum.

Ve eğer biri beni ahlayacaksa bu Andy olur diye düşündüm.

Boş ver o adamı.

Seni bir yıldız mı yapacak sandın? Onayına mı ihtiyacın var?

Yani, o sahte bir dolandırıcı, lanet bir vampir.

Tek yaptığı çalmak.

En büyük sanatçılardan biri.

Hayır, değil.

Hayır, değil.

New York'ta güzel bir gece geçirmenin farklı yoları var.

Biliyor musun Lou, herkes sizin bir gitar grubu olduğunuzu söylüyor ama benim için,

plakların asıl yıldızı piyanodur.

Menajerim test kasetini verdiğinden beri aralıksız dinledim.

Muhteşemdi, beni mahvetti.

O değildi.

Ne?

Söylüyorum, Lou Reed değildi.

Velvets'i üç ay önce bıraktı.

Kiminle konuştum ben?

Doug Yule.

Aylardır bu rolü oynuyor, grubu bir arada tutuyor.

Ama bana ''Waiting for the Man''i nasıl yazdığını anlattı.

Evet.

Bana söylemek aklında gelmedi mi?

Üzgünüm, çok heyecanlıydın.

Ve dürüst olmak gerekirse, Doug oldukça iyi bir Lou taklidi yapıyor.

Biliyor musun? Sahte olması umurumda bile değil.

Neden?

Yani, bir rock yıldızı ya da bir rock yıldızını taklit eden biri,

fark ne?

Çok büyük bir fark var.

Saatin öğleden sonra 4:43 olduğu Los Angeles'a hoş geldiniz.

Tamam, LA hakkında hatırlanman gereken şey,

burada egzotik bir İngilizleri sevdikleridir, tamam mı?

Sana yalakalık yapıp sana dünyayı vaat edecekler.

Kulağa berbat geliyor.

Unutma, gerçek değil.

Burası yalanların şehri.

Kaya şekeri dağı ya da Pinokyo'daki eğlence fuarı gibi.

Evet dostum. Seni eşek yapacaklar adamım.

Sadece, dikkatli ol.

Aklın başında olsun.

Peki, teşekkürler baba.

Mickelson'dan bir mesaj aldım.

Yarın geceki RCA partisinde bizimle buluşacak.

- Pekâlâ. - Bu iş oluyor, David.

Rolling Stone, dostum.

Gerçek.

- Gerçekleşiyor. - Evet.

Vay canına.

Bir da sana bir hediyem var.

Teşekkürler.

Bu ne?

1968 anlaştığımı biri

efsanevi Stardust Cowboy. - Güzel.

Arada sırada ona yardım ederim.

Mercury'deki diğer basın adamlarının hiçbiri ona dokunmaz, gerçekten.

Neden?

Bir anda deli gibi ağlamaya başlayabilir,

kafası tamamen gidik.

Komik mi olmalı bu?

Hayır, hayır. Gayet ciddi.

Adam, tamamına bakılınca bir şansı olduğunu düşünüyor.

Her neyse, Rock'n Roll'de her zaman biraz

deliliğe yer vardır, değil mi? - Evet.

Pekâlâ, sabah görüşürüz.

Peki, teşekkürler Ron.

Hey dostum.

- Hey, Ron. - Nasılsın?

- Hoş geldin. - Teşekkürler dostum.

David Bowie, bu RCA Yapım'dan Brandon.

Bu büyük bir onur.

Haydi, başlayalım. Size etrafı göstereyim.

Evet, anlamadığım bir şey var.

Nasıl oluyor da büyük bir yıldız değilsin?

Vay canına.

Belki de olay yapım şirketindedir.

Yani Mercury pek de iyi değildi.

''B'' ve ''R'' işlerin nasıl?

Neyim?

- Basın ve reklam. - Pek iyi değil sanırım.

Hey dinle, gerçekten RCA'yi düşünmelisin.

Ciddiyim.

Şu anda sahip oldukları tek büyük şey Elvis ve

o da sonsuza kadar buralarda olmayacak.

Anlıyor musun beni?

- Sence beni alırlar mı? - Düşünmeden alırlar.

Çok şanslılar.

Bana sahip oldukları için şanslılar.

Sıradaki Kral ben olabilirim.

- Oberman. - Hey, John.

- Uzun zaman oldu. - Hey, dostum.

Geldiğin için teşekkürler.

Sana borcum var.

45 dakika takside oturmamın sebebi o ise, evet var.

Hayır bekle bir saniye.

- Bence bu işi... - Hayır, hayır.

Size kaç kez, beş yıl geç kalmış göle giden başka

bir çiçekli böcekli adamı kapağa almayacağımızı söyledim?

Sadece bize biraz süre...

Dostum, bu işte çok uzun süredir kürek çekiyorsun.

Belki bırakma zamanın gelmiştir.

Cidden iyi bir şeyler bul.

Belki de bulmuşumdur.

Hadi ama, lanet olası Lauren Bacall'a benziyor.

Aslında eski dönem Garbo'yu tercih ediyor,

ama seni anlıyorum John. - Anlıyor musun?

Demek istediğim, tüm bu karşı kültür saçmalıkları seni kötü yapıyor.

Aslında hayır, bu doğru değil, tamam mı?

Beni dinle.

Onda farklı bir şey var.

Lila renkteki farı mı?

Hayır dostum.

Senin sorunun ne biliyor musun?

Yorgunsun ve bir çocuğun bir şeye sahip olduğunu,

gerçekten bir şeyler yapabileceğini göremiyorsun, John.

Peki, peki Tanrım.

Sadece yakında yapsa iyi olur.

Birkaç saate New York'a ilk gecelik uçuşa atlayacağım.

Hey, hadi ama sen müzik sektöründesin.

Bütün uçuşlar senin için gecelik.

Bak, sadece onunla konuş. Tüm istediğim bu.

Pekâlâ, o nerede?

Peki, bekle...

Beni buradan çıkartmalısın.

Tanrı'ya şükürler olsun.

Terry.

İyi misin?

Sigaran var mı?

Evet.

Beni unuttun sandım.

Olur mu hiç...

Evet.

Beni buradan çıkartmalısın.

Gerçekten David,

- Yani... - Sana yalvarıyorum.

Şu insanlara bak bir.

Ben onlar gibi değilim.

Öyle şeylerim yok, değil mi?

Yok.

Hey, David.

David.

Seni bekliyor.

- Ve David? - Evet?

Lütfen, pandomim yapma.

Tamam mı? Pekâlâ.

David.

Üzgünümü soruyu tekrarlar mısınız?

Basit bir soru soruyordum,

David Bowie kim veya ne?

Yani...

Dave Bowie bir imaj

ve David Jones ise benim, ama

David Bowie sahte biri değil.

Yani, ben David Bowie'yim.

Bana biraz şizofren gibi geldi.

Yani...

Sadece bir büyük psikotik nöbet geçirdiğini söylemiştiniz

ama notlardan görüyorum ki kardeşinin birkaç şiddetli patlaması olmuş.

Hayır, Terry sineğe bile zarar vermez.

Annen kocası John Jones'a saldırdığını söyledi.

Babam, evet.

Yani bir kere büyük bir kavgaya girdiler.

O ve Terry pek iyi anlaşamıyorlar.

Sizce ne kadar burada kalmalı?

İlaçlara nasıl cevap verdiğine göre değişir.

Birkaç ay olabilir, çok daha uzun olabilir.

Ve aile geçmişine bakılırsa, Terry spektrumun

ilerisinde olabilir.

Bir spektrum mu var?

Şizoid spektrumu.

Genellikle hafif psikozla

başlayan bir ilerleme görürüz... - Örneğin ne gibi?

Kişilik bozukluğu.

Çevrenizden kopuk hissetmek.

Kompulsif cinsel davranış, konuşma zorluğu,

bu gibi semptomlar.

Hayalleri gerçeklikten ayırmakta sorun yaşıyor musunuz?

Yani, um aslına bakılırsa...

Sahneye çıktığımda hayallerimden uzaklaşmak istemiyorum.

Onları da yanımda götürmek istiyorum.

Pekâlâ, eğer konserlerinden birindeysem,

neler görürüm?

Bir hayalperest?

Tart.

- Ne? - Bir fahişe.

Sanatçı rolünü böyle mi görüyorsun?

Evet.

Yani ben müzik biraz süslenmeli.

Öyle olmalı, fahişe haline getirilmeliyim,

kendinin parodisi.

Parodi mi?

Evet, evet, bence müzik şey olmalı,

palyaço olmalı, Pierrot olmalı.

Pierrot mu? Pandomin yapan herif mi?

Yani sadece...

O müzik mesajın taktığı bir maskedir ve ben...

Ben, sanatçı, evet, mesaj benim.

Affedersin, mesaj ne?

Burada duymak istediğim şu, daimi olan şey nedir?

Her şarkıya, her konsere taşıdığın şey nedir?

Bu...

Bu...

Kötü bir tohum.

Benim genlerimde var bu.

Ailede aktarımı var.

Genetik olduğu anlamına gelmez.

Affedersin, bunu tam anlayamadım doktor.

Terry küçükken büyükannesi tarafından büyütüldü, değil mi?

Büyükanne Margaret, evet.

Zorlu biriydi.

Şizofren olan başka kızları da mı vardı?

Evet, teyzelerimden üçü de.

Una teyzeye lobotomi yaptılar.

Beynini deldiler.

Yeni bir teori var.

Şizofreni travmatik reddedilme ile tetiklenebilir,

mesela ebeveynler çocuklarını reddettirmesiyle.

Ya çocuklukta ya da ergenlikte.

Peki ya sanatçıları reddeden izleyiciler?

Bununla ilgili bir yazı yazıldığını sanmıyorum.

Peki.

Pekala, ihtiyacın olanı aldın mı?

Evet.

Tanrım.

Hay aksi.

David!

David, Jesus, yapma.

Tanrım, Tanrı aşkına.

Hayattasın.

Endişelenmeli miyim?

Ticari donanmadaki kardeşim Terry'i hatırlıyor musun?

Yani aslında ticari donanmada değil.

Akıl hastanesinde.

- Üzgünüm dostum. - Evet.

Kötü sırrım.

Ailedeki delilik.

Nesilden nesille,

perdeler arkasında ve

sırada da ben varın.

Delirmek istemiyorum.

Başka planlarım var.

Dinle, bu lanet iş en aklı başında insanların

kendilerini deli gibi hissetmelerine neden olabilir.

Mesele iş değil, Ron.

Yani, ben...

Bunu şarkıya koyabilirim tamam mı...

Ama benim Amerika'yı dolaşıp bunun hakkında

konuşmamı bekliyorsun merhaba, ben David Bowie ve delirmek üzereyim.

Bu beni korkutuyor.

Bunu yapmak zorunda olduğunu hiç söylemedim.

Evet, söyledin.

Geldiğimden beri bana bunu yapmamı söylüyorsun.

Özgün ol.

Doğruyu söyle. Kendin ol.

Sevdiğin tüm bu lanet olası müzisyenler özgün,

özgün bir ben yok.

Sadece...

Korku ve sesler var.

Yani sen kim olduğunu biliyorsun.

Değil mi? Bu kıskanılacak bir şey.

Kıskanma.

Abartılan bir şey.

Bak, biliyorsun, o kadar da zor değil, gerçekten.

Yani, eğer kendin olamıyorsan...

Olamam, değil mi?

O zaman başkası ol.

Başkası ol.

- Kim? - Bilemiyorum.

Teşekkürler.

Bunun hiçbir yardımı olmadı.

Biliyorum.

Ben sadece bir reklamcıyım. Sanatçı olan sensin.

Efendim? İçeceğiniz.

Merhaba, millet.

Bu gece Londra, İngiltere'ye uçuşunuz için çok fazla türbülans beklemiyoruz.

Uçuş süresi, 12 saat 35 dakika.

Sabah 10 gibi orada olacağız.

David?

Sana ne yaptılar?

Oluyor.

Ne oluyor?

Terry'e olan.

Hayır.

Hayır, olmuyor David.

Hayır.

Hayır, hayır, olmuyor tamam mı?

Sadece dinlenmelisin.

Sadece dinlenmelisin, o kadar.

Terry tatlım şu an iyi bir zaman değil.

Merhaba Terry.

Tatilden döndün mü?

Bana bir kartpostal gönderebilirdin.

- Terry. - Bir kartpostal bekliyordum.

Yoksa beni unuttun mu?

Seni çıkarttılar mı?

Hayır.

Kaçtım.

Küçük kardeşimin tek parça döndüğünü görmek istedim.

Büyük haberleri duymak istedim.

Amerika'da başarılı mıyız, Davie?

Ne demek istiyorsun, Terry?

''All the Madmen.''

O, biziz.

Deliler.

Terry.

David eve şimdi döndü ve çok bitkin.

Ben de bitkinim.

Sen mi bitkinsin?

Bütün dünya bitkin.

Sorun yok.

İyi değilsin.

Geri dönmelisin.

- Ben götürürüm. - Hayır, David.

Gel.

Terry, gelemem.

Tabii ki gelirsin.

Korkacak bir şey yok.

Beyefendi döndü.

Arama ekibini iptal edeyim.

Ben gideceğim.

Angie, biliyorsun. - Terry.

Jemima geldi.

Gel ve izle lütfen.

Seveceksin. - Ama ben...

Terry, neden koğuşta onlara katılmıyorsun?

Ben kardeşinle konuşurum.

Aslında, haklı.

Kalıp izlemelisin.

Neyi izlemeliyim?

Göstereyim.

Bu taraftan.

Senin hakkında çok şey duyduk.

Terry, Amerika turundan döndüğünü söyledi.

Evet.

Doğu kıyısından psikiyatri üzerine ilginç çalışmalar geliyor.

Tabii burada da ilginç işler yapıyoruz.

Muhtemelen buralarda olmaya değer.

Cane Hill'de mi?

Çok şaşırma.

Yeni bir terapistimiz var ve Terry gerçekten iyi anlaştı.

Bak, eminim ki senin geçmişinle,

yaptığı şeyi kesinlikle büyüleyici bulacaksın.

Hadi.

Kardeşin seanslarından o kadar memnun ki,

kaçması çok şaşırtıcı.

İçeri girmek istediğimi sanmıyorum.

Bak, bu yeni bir fikir.

Bunun adı drama terapisi.

Aslen, başka biri gibi davranarak psikozunuzu

boşaltmak anlamına geliyor.

Ona eğer bir daha dokunursan, cumartesiye kadar seni döverim.

Anlıyor musun?

Peki ya sen, Terry?

Bugün kim olmak istediğini düşündün mü?

Herhangi birisi?

Kim olmak istersin?

Bir şarkıcı.

Pekâlâ.

Belirli bir şarkıcı var mı?

Frank Sinatra?

Marty Wilde?

Evet, olmam gereken biri var.

Nasıl gidiyor?

Bu da ne?

Bu şeyler de ne?

Ben sadece... Bir şey oluşturmaya çalışıyorum.

Ne oluşturmaya?

Bilemiyorum. Bu... Amerika.

Amerika'yı mı oluşturmaya çalışıyorsun?

Bilmiyorum!

Sadece, ufak tefek şeyler var.

Ufak tefek şeyler.

Benden ne istiyorsun?

Ne mi istiyorum?

Ne mi istiyorum?

Sence ne istiyorum, David?

Kuralları birlikte yeniden yazmamız gerekiyordu,

eski evlilik kurallarını yok etmemiz,

bir nevi yeni bir çeşit eşitlik yaratmamız.

İki eşit, iki parlayan yıldız.

Göz ardı edilmiş görünmez, önemsiz,

damızlık bir kısrak değil.

Benim yanımda değildin.

Ne? Amerika'da mı?

Evet.

Bazen seni arıyordum,

ve sen yoktun... - Yok muydum?

Telefonun yanında itaatkar şekilde oturmadım.

Uslu şekilde aramanı beklemedim.

Hadi oradan, David.

Kral ve kraliçe olmamız gerekiyordu.

Efendi ve köle değil.

Bu kadar.

Bana yetti.

Bitti, David.

Yetti, artık bitti. Bitti!

Hayır, bitmedi.

Şuna bak.

Dinle, elimde tüm bu Amerikan müzik yetenek avcıları var.

50 tane. Amerika'yı sana getirdim.

Birkaçını sahne arkasına getirmek istiyorum.

Perdenin arkasına hızlıca göz atsınlar.

Hayır.

David, RCA seninle buluşmak için, Atlantik'i geçmeleri için para ödedi.

- Hayır dedim. - Tanrı aşkına, neden?

Uzaylılar gezip tozmaz Tony.

Asla olmaz.

Mick. Katılmıştın.

Sanki bir çete gibi değil mi? Clockwork Orange gibi.

Daha az korkunç hali.

Freddie ve ben bu renkleri sadece sizin için seçtik, tamam mı?

Sana o harika saçların için mavi.

Bu benim favorim olabilir.

Dalga geçiyorsun.

Tamamen pembe giyinip güzel görünmek tam bir erkek işi.

Ve Mick'e altın.

Hayır, hayır.

Tanrı aşkına.

Ne yapıyorsun, Mick?

Eve gidiyorum.

Çünkü bu bir saçmalık.

Hull'de bunları hoş karşılamıyorlar.

- Hull mü? - Doğru.

Ama Hull'de hiç çalmadık.

En son televizyonda peri gibi giyindiğinde,

bir serseri babamın evine saksı bitkisi attı.

Peki, tamam, ama Mick, ama Mick, müzik.

Müzik güzel, David.

Hatta müzik harika bile diyebilirim.

Öyleyse neden bir pandomim sanatçısı gibi giyinmemiz gerekiyor?

Yani, şu haline bak, gülünç duruma düşeceksin.

Kimse müziği dinlemeyecek.

Bir palyaço görecekler.

Mahvediyorsun.

Eğer bu o kadar iyi bir fikirse,

Robert Plant, Daltrey veya Jagger neden yapmadı?

Delilik, dostum.

Uzaylı falan değilsin.

Evet öyleyim.

Uzaylı değilsin.

Bromley'densin, dostum.

Komik olan ne?

Neye gülüyorsun, David?

Harika durmuyor mu?

Başkalarına da bakıyor musun?

Dışarıda çok kişi var.

Olaylar çıkıyor.

- Mick kıyafeti... - Evet, giyiyor.

Güzel...

Teşekkürler, Angie.

İyi şanslar, tatlım.

Hadi.

David?

Hey, David?

Aman Tanrım.

Şu haline bak adamım.

Gerçeksin.

En son baktığımda öyleydi.

Mümkün değil bunu kaçıramazdım.

Evet.

Vay canına.

Demiştim, tek ihtiyacımı olan şey inanan bir kişi.

Ve bizde iki kişi var.

İki mi? Dışarıda bin, 2000 kişi var dostum.

Bu delilik.

Bay Bowie, hazırlar.

Pekâlâ dostum çık bakalım.

Her şeyini sahneye dök.

Rock'n Roll.

Bayanlar ve Baylar,

Dünya gezegenindeki ilk performanslarından,

Ziggy Stardust ve Mars'tan Örümcekler!

Teşekkürler.

Teşekkürler.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.