Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
OFİS
Kahretsin.
Siz ikiniz iş arıyorsanız
o sıska kıçlarınızı kaldırıp hemen içeri girseniz iyi olur.
Brokeback Dağı’nda
arazide Orman İdaresi'ne tahsis edilen kamp alanları var.
Koyunları otlattığımız yerden beş, altı kilometre ötedeler.
Gece başlarında kimse olmazsa koyunlara yırtıcılar saldırıyor.
Ana kampta kalacak bir kamp bakıcısı arıyorum.
Orman İdaresi neresi derse.
Ama çoban
koyunların geceyi geçirdiği yerde sessizce çadır kurup orada uyuyacak.
Akşam yemeğini ve kahvaltını ana kamp alanında yiyeceksin
ama gece koyunların yanında uyuyacaksın. Her zaman.
Ateş yakmak yok. İz bırakmak yok.
Orman İdaresi'nden gelen olursa diye her sabah çadırı toplayacaksın.
Evet?
Hayır.
Hayır.
Hayatta olmaz.
Köpekler ve silahın yanında olacak. Orada yatacaksın.
Geçen yaz %25 kaybım oldu. Yine olsun istemiyorum.
Sen.
Cuma günleri öğle vakti alışveriş listen ve katırlarla köprüde olacaksın.
Yolcu indirme bindirme alanında seni malzemelerle bekleyen biri olacak.
Yarın sabah sizi araçla yukarı çıkaracağız.
Jack Twist.
Ennis.
Adını sadece Ennis mi koymuşlar?
Del Mar.
Memnun oldum, Ennis Del Mar.
Buradaki ikinci senem.
Geçen sene yıldırım düştü, 42 koyun öldü.
Kokudan boğulacağımı sandım.
Sanki hava durumunun kontrolü bendeymiş gibi Aguirre’den fırça yedim.
Ama babam için çalışmaktan iyidir.
Ne yaparsam yapayım mutlu olmuyor.
Rodeoya bu yüzden merak sardım.
Sen hiç rodeo yapar mısın?
Arada bir.
Giriş parasını denkleştirdiğimde.
Tabii.
Çiftçilerden misin?
Evet, eskiden.
Annen baban yüzünden mi bıraktın?
Hayır, onlar bıraktılar.
Yetmiş kilometrelik yolda tek bir viraj vardı, alamadılar.
Banka çiftliğe el koydu.
Beni daha çok ağabeyim ve ablam büyüttü.
Vay be. Zor bir hayat.
Alabilir miyim?
Teşekkürler.
Sürüyü başıboş bırakma. Joe canına okur.
Tek bir şey var. Asla çorba sipariş etme.
Çorba kutularını taşımak zor oluyor.
Çorba içmem.
Dikkatli olsan iyi edersin.
O at en ufak şeyden ürküyor.
Beni üzerinden atacak bir kısrak olduğundan şüpheliyim.
Bütün gün oturup surat asmak istemiyorsan yola çıkalım.
Sürüyü toparla!
Sikeyim. Kendi çiftliğimi kurmak için sabırsızlanıyorum.
Joe Aguirre’nin saçmalıklarına katlanmama gerek kalmayacak.
Ben de bir yer almak için para biriktiriyorum.
Bu dağda işim bittiğinde Alma’yla evleneceğiz.
Evet, koyunların yanından ayrılma, ateş yakma saçmalıkları.
Aguirre’in bizden kurallara aykırı şeyler istemeye hakkı yok.
Hadi.
Fasulye yapma artık.
Hadi.
Kahretsin. Siktir ya!
- Bilmiyorum. - Sorun mu var?
Evet, yani...
Süt tozu ve patates niye gelmedi?
Elimizde olanlar bunlar.
Önümüzdeki haftanın listesi burada.
Çorba içmediğini sanıyordum.
Fasulyeden bıktım.
Daha yazın başında fasulyeden bıkmak için çok erken.
Hadi.
Hadi! Hadi!
Dur!
Dur dedim!
Kahretsin!
Geri gelin!
Pekâlâ. Sikeyim.
Buraya gel. Buraya gel, seni serseri.
Hangi cehennemdeydin? Tüm gün koyunların başındaydım.
Karnım kurt gibi aç hâlde geliyorum, tek bulduğum fasulye.
Ne oldu, Ennis?
Karşıma bir ayı çıktı. Olan bu.
Lanet olası at korktu ve katırlar kaçtı.
Yiyecekler her yere dağıldı.
Sadece fasulye var.
Viskin falan var mı?
Aptal katır.
Buna inanamıyorum.
Kahretsin.
Dur bir bakayım.
Kahretsin.
Bu yiyecek sorunu hakkında bir şey yapmalıyız.
Belki koyunlardan birini vururum.
Tabii, Aguirre öğrenirse ne olacak?
Koyunları korumamız gerekiyor, yememiz değil.
Neyin var senin? Binlerce koyun var.
Ben fasulye yerim.
Ben yemem.
Iskalamandan bıkmıştım artık.
Hadi gidelim.
Avcılık denetleme kurulundan bizi geyikle yakalamasınlar.
Hadi.
Günde dört saatimi işe gelmek için harcıyorum.
Kahvaltı için geliyorum. Sonra yine koyunlara gidiyorum.
Akşam onları yatırıyorum.
Yemek için geliyorum. Sonra yine dönüyorum.
Gecenin yarısında çakallar gelmesin diye ayaktayım.
Aguirre'in bana bunu yaptırmaya hakkı yok.
Yer değiştirmek istersen ben orada uyurum.
Sorun o değil. İkimiz de kampta kalmalıyız.
Kahrolası küçük çadır kedi sidiği gibi kokuyor.
Orada ben kalabilirim.
Yer değiştirmek isterim
ama uyarıyorum, hiç iyi yemek pişiremem.
Ama konserve açmakta iyiyimdir.
Benden kötü pişiremezsin.
Al bakalım.
- Pekâlâ. - Pek uyuyamayacaksın, söyleyeyim.
Tamam. Hadi.
Bir çakal vurdum.
Orospu çocuğu büyüktü. Taşakları elma kadardı.
Tek başına bir deveyi yutabilecek gibiydi.
Sıcak sudan biraz ister misin?
Kahretsin.
Hepsini alabilirsin.
Ben pek rodeo yapmam.
Bir hayvana ne amaçla sekiz saniye biniyoruz ki?
Para iyi bir amaç.
Doğru.
Para kazanayım derken hayvan seni ezmezse.
Evet.
Babam boğaya biniyordu.
Teşekkürler.
Zamanında ünlüymüş.
Kendine sakladığı sırları vardı.
Bana hiçbir şey öğretmedi. Ben rodeo yaparken gelip izlemedi.
Abinle ablan seni iyi yetiştirdiler mi?
Annemle babam öldükten sonra ellerinden geleni yaptılar.
Kahve kutusundaki 24 dolar dışında bir şey bırakmadıkları düşünülürse.
Lisede bir yıl okudum.
Kamyonetin şanzımanı bozulmadan önceydi.
Sonra ablam bir petrol işçisiyle evlenip Casper’a taşındı.
Abimle Worland yakınlarında bir çiftlikte iş bulduk.
19 yaşıma kadar orada kaldım.
Sonra abim de evlendi.
Kalacak yerim kalmamıştı.
İşte buraya böyle geldim.
Ne?
Dostum, iki haftada ağzından çıkandan daha fazla laf ettin.
Bir yılda bu kadar laf etmemiştim.
Babam çok iyi kement atardı.
Pek rodeo yapmazdı. Rodeo kovboylarının boktan olduklarını düşünürdü.
Hiç de değiller.
Yani...
Al işte.
Mahmuzlarımla karnını deşiyorum!
Tribünlerdeki kızlara el sallıyorum! At amma da salladı.
- Dikkat et. - Ama sırtından atamaz!
Gaiba babam haklıymış.
Çadırda bir gariplik var.
Bir yere gitmiyor ya. Boş ver.
O mızıkanın sesinde de bir gariplik var.
O kısrak beni üzerinden attığında biraz ezildi de, ondan.
- Öyle mi? - Evet.
Seni üzerinden atamaz demiştin hani?
Şansı yaver gitti.
Bende şans olsaydı o mızıka kırılırdı.
Kıyamet günü Seninle buluşacağımı biliyorum
Su üzerinde yürüyen İsa
Götür beni uzaklara
Çok güzel.
Annem Pentekost’a inanır.
Öyle mi?
Pentekost tam olarak nedir?
Annemle babam Metodistti.
Pentekost...
Ne olduğunu bilmiyorum. Annem hiç anlatmadı.
Sanırım kıyamet günü geldiğinde
senin, benim gibiler cehenneme gidiyor.
Kendi adına konuş.
Sen günahkâr olabilirsin ama ben henüz o fırsatı elde edemedim.
Teşekkür ederim.
Kahretsin.
Koyunların yanına gidiyorum. Mahvedeceğim onları.
Yok, ben...
Ayakta zor duruyorsun. Oraya gitmek için çok geç oldu.
Bak.
Ne diyeceğim? Fazla battaniye var mı?
Şuraya kıvrılıp biraz kestirebilirim.
Hava aydınlanınca da giderim.
Ateş söndüğünde burada kıçın donar.
- Burası iyi. - Çadırda yatsan daha iyi.
Tabii.
Tamam.
Ennis!
- Ne? - Homurdanmayı bırak da buraya gel!
Yapma, yapma.
Ne yapıyorsun?
Buraya gel.
Akşam yemeğinde görüşürüz.
Hadi.
Hadi!
Yaşadığımız bir kerelik bir şeydi.
Bizden başka kimseyi ilgilendirmez.
Ben ibne değilim.
Ben de.
Özür dilerim. Özür dilerim.
Önemli değil.
Twist, Harold Amcan zatürre olmuş. Hastanede yatıyor.
Doktorlar atlatamaz diyor.
Annen sana söylememi istedi, onun için geldim.
Kötü haber.
Sanırım buradan yapabileceğim bir şey yok.
Orada olsan da bir şey yapamazsın.
Zatürreyi iyileştirebilirsen o başka.
Kahretsin! Tanrım!
Bu gece gitmezsem koyunlar rüzgârla sürüklenecek.
Böyle bir fırtınada dağdan aşağı sürüklenirsin.
Denediğine pişman olursun.
- Çok soğuk! - Kapat!
Şimdi ne yapacağız?
Sanırım oraya gidip
bizim koyunları Şilili koyunların arasından ayıklayacağız.
Nerede bu? Kahretsin.
Tanrım! Yarısının boyaları çıkmış!
Denemeliyiz. Aguirre'ye tam olarak kaç tane kaldığını söylemeliyiz.
- Aguirre'nin canı cehenneme! - Evet, canı cehenneme.
Yine onunla çalışmamız gerekebilir. Bunu hiç düşündün mü?
Bu sorunu çözmeliyiz, Jack.
Sessiz olmazsan koyunları yine kaçıracaksın.
Ne yapıyorsun?
Aguirre yine geldi.
Amcamın ölmediğini söyledi.
Koyunları aşağı indirin, dedi.
Aşağı indirmek mi? Neden? Daha ağustosun ortasındayız.
Pasifik’ten bir fırtına geliyormuş.
Bu seferkinden daha kötüymüş.
Kar en fazla bir saat dayandı.
Ayrıca o orospu çocuğu bizi bir aylık maaşımızdan ediyor.
Haksızlık.
Sıkışıksan borç verebilirim.
- Signal’a vardığımızda parayı veririm. - Senin parana ihtiyacım yok.
Sokaklara düşmedim. Kahretsin.
Pekâlâ.
Gitme vakti, kovboy.
- Buraya gel. - Rodeoda değiliz, kovboy.
Sikeyim!
Ennis. Ennis.
Buraya gel. Bir şeyin yok.
Bir şeyin yok.
Bir kısmı zaten buradaydı.
Dönenlerin sayısı da umduğum gibi değil.
Siz çiftçiler hiçbir işe yaramazsınız.
Hadi. Biraz gaz ver.
Gömleğimi orada bıraktığıma inanamıyorum.
Evet.
- Gelecek yaz da bu işi yapacak mısın? - Belki çalışmam.
Dediğim gibi Alma’yla kasımda evleniyoruz.
Yani, bir çiftliğe girmeye çalışacağım herhâlde.
Ya sen?
Babamın yanına gidip kış boyunca ona yardım edebilirim.
Askere almazlarsa buraya dönebilirim.
Peki, görüşürüz o zaman.
Tabii.
Ne bakıyorsun be?
Bize karşı suç işleyenleri
bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir! Amin.
Amin.
Bana verilen yetkiye dayanarak
sizi karı koca ilan ediyorum.
Gelini öpebilirsin.
Sen öpmezsen ben öperim.
- İyi misin? - Hayır!
Dur!
Hayır, lütfen yapma. Lütfen.
Karım bu işi bırakmam için başımın etini yiyor.
İki büklüm asfalt küremek için çok yaşlandığımı söylüyor.
Ona bizim ailede belimizin sağlam, aklımızın zayıf olduğunu söyledim.
Hiç de komik olmadığını söyledi.
Formumu buna borçlu olduğumu söyledim.
Günaydın.
Günaydın.
Dün gece geldim. Seni uyandırmak istemedim.
Hayır.
Bak.
Çavuş gelmeden sana söyleyeyim dedim.
Kumsala karavan park etmek yasak.
Gir.
- Şu gelene bakın hele. - Merhaba Bay Aguirre.
Bu yaz yardıma ihtiyacınız olacak mı?
Zamanını boşa harcıyorsun.
Hiç iş yok mu?
Brokeback’te iş yok mu?
Bende sana verecek iş yok.
Ennis Del Mar gelmedi, değil mi?
Orada oyalanmanın bir yolunu bulmuştunuz tabii.
Twist,
köpekler koyunlara bakarken birbirinizin arka bahçesine girmek için
para almıyordunuz.
Şimdi karavanımdan defol git.
Bir daha alışverişe gittiğinizde
reyonlar arasında o küçük alışveriş arabasını sürerken...
Nasılsınız bakalım?
Ben iyiyim. Jenny’nin burnu hâlâ akıyor.
Ennis, küçük Alma’nın burnunu siler misin?
Üç elim olsaydı silerdim!
Buraya gel bakalım.
Hadi.
- Kızlar iyi mi? - Evet.
Jenny’nin öksürüğü kesildi.
Kızları hafta sonu kasabaya götüreyim.
Dondurma falan alırım.
Peki ya biz?
Kasabaya taşınamaz mıyız?
Bu ıssız eski püskü çiftliklerden bıktım.
Küçük Alma’nın oynayacağı kimse yok.
Ayrıca Jenny için endişeleniyorum.
Yine kötü bir astım atağı geçirir diye korkuyorum.
Kasabadaki kiralar yüksek, biliyorsun.
Riverton’da, çamaşırhanenin üstünde ucuz bir yer var.
Eminim orayı güzelleştirebilirim.
İstersen burayı da güzelleştirebileceğine eminim.
Ennis.
Senin de seveceğini biliyorum.
Gerçek bir yuva.
Kızların oynayacağı çocuklar.
Senin gibi yalnız büyümezler.
Yalnız kalmalarını istemezsin, değil mi?
Buraya gel.
Şimdi o kadar yalnız değilsin, değil mi?
Kızların uyuduğundan emin misin?
Evet.
Tanrım.
Buraya gel.
Ennis.
Hadi bakalım çocuklar!
Jack Twist canı pahasına sıkı tutunuyor.
Ve işte düştü! Dikkat et, dostum!
Dikkat et, dostum. Peşinden geliyor.
Palyaçoları gönderin!
- İyi binişti, Bay Twist. - Kahretsin.
- Dört saniye. - Hadi. Geri gel!
Alkışlayalım. Rodeo palyaçoları.
- Bize bir bira ver, Doug. - Tabii.
Jimbo’ya benden bir bira.
Birlikte çalıştığım en iyi rodeo palyaçosu.
Almayayım, kovboy.
Boğadan kurtardığım herkesten içki kabul etseydim
uzun zaman önce alkolik olurdum.
Siz kovboyları boğadan kurtarmak benim işim.
Yani paranı bir sonraki giriş ücretine sakla, kovboy.
Kement atmayı hiç denedin mi?
Kement atına param yetermiş gibi mi görünüyor?
Biraz daha yaklaşsak mı?
Yok, boş ver. Jenny korkar.
Şimdi karşınızda...
Şu kalabalığa bak. Kesin aranan çok amcık vardır.
Vatan sevgisiyle yanan ve tavşan gibi sevişmeye hazır karılar.
Sence en çok amcık nerede vardır?
- Las Vegas'ta mı, Kaliforniya'da mı? - Hayatım.
Montana mı, Wyoming mi dersen Wyoming derim.
Hey, biraz sessiz olsanız iyi olur. Burada iki küçük kız var.
Siktir git. Puşt.
Çocuklar doğduktan sonra karısını becermeyi bırakmıştır.
Nasıl olduğunu bilirsin.
Ennis... Başka yere gidelim.
Hadi bakalım!
Sizinle dalaşmak istemiyorum. Pis ağızlarınızı kapatın.
- Karının sözünü dinle. - Öyle mi?
Evet. Başka bir yere gidin.
Dişlerinin yarısını eline vermemi ister misin?
Bu gece değil, dostum. Bunu hiç istemem.
Geçti.
İşte geliyor, baylar, bayanlar!
Nasıl da uçuyor!
Tam buradan, Childress, Teksas’tan Bayan Lureen Newsome.
Hadi millet. O sizden biri. Alkışlayalım.
İki varili geçti!
- Üçüncüyü geçiyor! - Koş, koş!
Şimdi bitiş noktasına! Hadi! Hadi!
Ve süre 16,9 saniye!
Karşınızda Cody, Wyoming’den Cheyenne Harper!
Hadi kızım!
İkinci varili geçti!
Hanımefendi.
Hadi Cheyenne!
Süre 17,2 saniye.
Karşınızda Lubbock, Teksas’tan Scotty Griffiths.
Haydi, Scotty. Yazık oldu.
Scotty Griffiths’e büyük bir alkış.
Bir dahaki sefere, kovboy.
Para kazanmak için zor bir yol.
Sırada yeni ve başarılı bir isim var.
Uzaklardan Lightning Flat, Wyoming’den Jack Twist.
Bugün Uykusuz'un üzerinde yarışacak!
Umarız o da uykusuz değildir!
İşte çıktı!
Sleepy’ye baksanıza! Tanrım!
Bugünlük işi bitti!
Hadi! Dönüyor, dönüyor!
İyi iş çıkardın, kovboy! Bakalım jüri ne diyecek?
Bence yarışmanın kazananı belli oldu.
Şu kızı tanıyor musun?
Tabii tanıyorum. Lureen Newsome.
Babası çiftlik ekipmanı satar. Büyük çiftlik ekipmanları.
100.000 dolarlık traktörler falan.
Ne bekliyorsun, kovboy? Çiftleşme çağrısı mı?
Kimse seni sevmeyecek benim sevdiğim gibi
Başka kimse
Görmüyor musun?
Kimse seni sevmeyecek benim sevdiğim gibi
Kimse
Başka kimse
Görmüyor musun?
Kimse seni sevmeyecek benim sevdiğim gibi
Kimse
Biliyorum bazen
Çok yalnız hissettin kendini
Biliyorum
Kedere boğuldun
Bir dakika. Bekle.
Hızlı gittiğimi düşünmüyorsun, değil mi?
Belki de yavaşlasak iyi olur.
Hızlı ya da yavaş, gittiğin yönü sevdim.
- Gerçekten acelen varmış. - Acelesi olan babam.
Gece yarısı evde olmamı istiyor.
SÜPERMARKET
Gel bakalım.
- Selam, Monroe. - Selam, Ennis.
- Alma burada mı? - Baharat ve çeşni reyonunda.
- Ne reyonu? - Ketçapların orada.
Teşekkürler.
Pardon!
- Pardon. - Selam, tatlım.
- Burada ne işiniz var? - Çok acelem var.
Patron aradı, çiftliğe gitmemi istedi.
Sanırım tüm inekler aynı anda doğum yapmaya karar verdi.
- Kızları sana bırakabilirim diye düşündüm. - Ne? Ennis.
Hayır. Çıkmadan önce yapmam gereken milyonlarca şey var.
- Mesaimin bitmesine daha üç saat var. - Anne, bana pastel boya ver.
Şimdi olmaz, Alma. Ennis, lütfen, bu gece kızlara bakarım demiştin.
Alma, inekler doğururken orada olmak zorundayım.
- Bir tanesi bile ölürse işten atılırım. - Peki ya benim işim?
Pekâlâ. Kız kardeşimi ararım.
- Kızlara bakabilir mi, sorayım. - Tamam.
Anneni üzme, tamam mı?
Gece yarısı dönerim. Unutmazsan eve bonfile getir.
Bir şey yok. Buraya gel. Alma, lütfen!
- Aman Tanrım. - Monroe, çok özür dilerim.
Önemli değil, Alma.
Kızları alması için kız kardeşimi arar aramaz temizlerim.
Gerçekten, önemli değil. Ben hallederim.
- Alma, benimle gel. - Ayağına dikkat et.
Alma.
- Tıpkı benim elim gibi. - Tatlım, sana bir sürprizim var.
Sana iki büyük koli mama getirdim.
Öyle mi?
- 120 tane konserve. - 120 mi?
L.D., mamaları nereye koydun?
Hay Allah. Arabanın arka koltuğunda bıraktım.
Rodeo gidip alabilir.
L.D.
Küçük Bobby’nin kime benzediği şimdiden belli.
İyi iş çıkardın, küçük kız. Hık demiş dedesinin burnundan düşmüş.
Dedesine benzemiyor mu?
Evet.
Şu gözlere bak.
ÇAMAŞIRHANE GİRİŞ YANDA
Selam.
Selam, tatlım.
Ennis, Jack diye birini tanıyor musun?
Belki tanıyorumdur. Neden sordun?
Sana adressiz bir kartpostal gelmiş.
Dostum, bu mektup geç bile kaldı. 24’ünde oradayım.
Orada olacaksan bana haber ver. Jack
Birlikte kovboyluk yaptığın biri mi?
Hayır. Jack genelde rodeo yapar.
Birlikte balık tutardık.
BİRLEŞİK DEVLETLER POSTANESİ RIVERTON, WYOMING
Kesinlikle.
Onu da boyayabilirsin.
Kumsalı boyayacağım.
Belki bir bakıcı bulabiliriz.
Arkadaşını Knife and Fork'a götürmek için.
Yok, Jack restorana gidecek bir tip değil.
Büyük ihtimalle dışarı çıkıp sarhoş oluruz.
Tabii gelirse.
Bir lokma daha alırsan yemeğin biter.
İşte. Güzel lokma. Masadan kalkabilirsin.
Lütfen. Teşekkür ederim.
Jack Twist.
Seni orospu çocuğu.
Buraya gel.
Gel.
Alma, bu Jack Twist.
- Jack, bu da karım Alma. - Nasılsınız?
Merhaba.
- Çocuğun da var. - Evet.
İki küçük kızım var. Küçük Alma ve Jenny.
- Benim de oğlum var. - Öyle mi?
Sekiz aylık. Çok gülümser.
Childress, Teksas’ın en güzel kızıyla evlendim.
Lureen.
Jack’le çıkıp bir şeyler içeceğiz.
- Evet. - Tabii.
Tanıştığımıza sevindim, hanımefendi.
Belki bu gece dönmeyiz, alkol, muhabbet falan.
Ennis?
Bana bir paket sigara...
Sigara istiyorsan mavi gömleğimin cebinde var.
Yatak odasında.
Dört yıl. Tanrım.
Evet, dört yıl.
Senden haber alacağımı düşünmüyordum.
O yumruğun acısı dinmedi sandım.
Bir sonraki yaz Brokeback’e gittim.
Aguirre’den iş istedim.
Senin gelmediğini söyledi, ben de gittim.
Rodeoya katılmak için Teksas’a gittim.
Lureen’le öyle tanıştım.
O yıl 2.000 dolar kazandım. Açlıktan ölecektim.
Lureen’in babası çiftlik makinelerinden çok iyi para kazanıyor.
Tabii benden nefret ediyor.
- Orduya almadılar mı? - Hayır, yeterince sağlıklı değilmişim.
Rodeo işi babamın dönemindeki gibi değil.
- Öyle. - Hâlâ yürüyebiliyorken bıraktım.
Yemin ederim bunu yine yapacağımızı tahmin etmezdim.
Yok, tahmin etmiştim. Buraya uçarak geldim.
Yol bitmek bilmedi.
Ya sen?
Ben mi?
Bilmiyorum.
Brokeback bizi hazırlıksız yakaladı, değil mi?
Şimdi ne yapacağız?
Sanırım yapabileceğimiz bir şey yok.
Burada sıkıştım kaldım.
Ailemi geçindirmeye çalışmak tüm zamanımı alıyor.
Selam.
Alma, Jack’le bir iki günlüğüne dağa çıkıp
balık tutacağız.
Arkadaşın içeri gelip kahve içebilir.
O Teksaslı.
Teksaslılar kahve içmez mi?
Ustabaşı seni işten atmasın?
Ustabaşı bana borçlu.
Geçen Noel kar fırtınasında çalışmıştım, hatırlasana.
Ayrıca birkaç günlüğüne gidiyorum.
Balık getir baba. Büyük bir balık!
Gel.
Buraya gel.
En geç pazar günü görüşürüz.
Çok açım. Yemek yemek ister misin?
Evet.
Sarıl.
Son gelen...
Cennette ilginç bir şey mi var?
Sadece şükran dualarımı gönderiyordum.
Ne için?
Mızıkayı getirmeyi unuttuğun için.
Sessizliğin tadını çıkarıyorum.
Böyle olabilir. Hep böyle olabilir.
Öyle mi? Nasıl olacakmış o?
Bir yerde küçük bir çiftliğimiz olsa?
Küçük bir besi çiftliği. Çok güzel bir hayat olur.
Lureen’in babası ortadan kaybolmam için bana para verir.
Hatta bunu ima bile etti.
Olmaz, ben...
Sana söyledim. Öyle olmaz.
Senin Teksas’ta karın ve bebeğin var.
Benim de Riverton’da bir hayatım.
Öyle mi? Sen ve Alma... Hayatın bu mu?
Alma’yı ağzına alma. Bu onun suçu değil.
Sonuçta
ya birlikteyken yanlış yerde ve yanlış zamanda
bu şey bizi yeniden yakalarsa?
İşimiz biter.
Bizim orada birlikte çiftlik işleten iki yaşlı adam vardı.
Earl ve Rich.
Çok sıkı adamlar olmalarına rağmen
kasabanın alay konusu olmuşlardı.
Her neyse, Earl’ün cesedini bir sulama oluğunda buldular.
Levyeyle dövmüşler ve bağladıkları iple
penisi kopana dek yerde sürüklemişler.
Gördün mü?
Evet, dokuz yaşımda falandım.
Babam abimle bana özellikle gösterdi.
Tek bildiğim babam amacına ulaştı.
İki adamın birlikte yaşaması mı? Hayatta olmaz.
Arada bir kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde
buluşabiliriz ama...
Arada bir mi?
Dört yılda bir mi?
Jack, düzeltemiyorsan katlanacaksın.
Ne zamana kadar?
Gittiği yere kadar.
Bunu dizginleyemezsin.
Yemek vakti. Nereye gittiğini sanıyorsun?
- İşe! - İzin günündü!
- Yanlış hatırlıyorsun. - Kızlar yemek yemeli.
- Sen hallet! - Alma.
Alma!
- Yemek ocakta! - Sen vermezsen kimse yemeyecek!
Fazladan mesai yapmaya söz verdim!
Ona hata yaptığını söyle o zaman!
Allah kahretsin, Alma! Alma!
- Sizi sallayayım mı? - Hayır.
Nasıl hırıldıyor dinleyin, beyler!
Cadillac’ta bu sesi duyamazsınız.
Maharetlerini anlattım. Şimdi göstereyim.
NEWSOME ÇİFTLİK EKİPMANLARI
Şu beş para etmez herif boğaya binmiyor muydu?
Binmeye çalışıyordu.
Ennis Birkaç haftaya görüşürüz
balıklar kıpır kıpırdır Jack
Tatlım, mavi parkamı gördün mü?
Son gördüğümde üzerindeydi.
O büyük buz fırtınasının olduğu gün.
Burada gördüğüme yemin edebilirim.
Yıllardır sen Wyoming'e gidiyorsun.
Neden arkadaşın balık tutmaya Teksas’a gelemiyor?
Çünkü Bighorn Dağları Teksas’ta değil.
Ayrıca kamyoneti onca yolu kaldıramaz.
Bu hafta yeni model geliyor. Hatırladın mı?
Elimizdeki en iyi traktör satıcısı sensin.
Hatta elimizdeki tek traktör satıcısısın.
Bir haftaya dönerim. Tabii soğuktan donmazsam.
- Parkamı bulamazsam donarım. - Parkan bende değil.
Eşyalarını kaybetme konusunda Bobby’den betersin.
Bobby demişken, özel ders için okulu aradın mı?
- Sen arayacaksın sanıyordum. - Çok şikayet ediyorum.
- Öğretmen beni sevmiyor. - Doğru.
- Şimdi sıra sende. - Peki, tamam. Sonra ararım.
Tamam.
Hoşça kal.
14 saatlik yol gideceğim.
Bak, gördün mü? Sen yılda iki üç kez oraya giderken
onun buraya gelmemesi haksızlık.
Harika bir adamla ilgili bir hikâye anlatıyorsunuz.
Gür saçlı, dev gibi bir adam.
Tüm hayatı boyunca inşaatlarda çalışmış.
Ve bu adam barda, ufak tefek bir adamın yanında oturuyor...
Annenizin sözünü dinleyin.
Elektrik şirketine birini alacaklarmış.
Maaşı iyi olabilir.
Bu sakarlıkla beni elektrik çarpar.
Baba? Gelecek hafta sonu kilisenin pikniği var.
Balıktan o zamana kadar dönmüş olur musun?
- Lütfen, baba. Lütfen. - Şarkı söylemem gerekmiyorsa dönerim.
Baba.
Bir şey unutmadın mı?
Teşekkür ederim.
Bunu nasıl yaptın?
Geç kaldın.
- Bak ne getirdim. - Fasulye mi?
Eskisi gibi pişireceğim.
Keşke kementle bir çakal yakalayabilsem.
Bak sen sürüyorsun. Ellerimi çektim!
Sende dostum, sende.
Hadi! Hadi!
Anahtarını unuttun.
İçeri gel, Allen.
Saatlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum.
Bu gece cumartesi gecesi.
Giyinip kilisenin toplantısına gitmek için hâlâ zamanımız var.
Cehennemde yanacaksınız diyen o tiplerin arasına mı?
Bence iyi olur.
Ennis.
Faturaları zamanında ödeyemezken
korunmamamız beni endişelendiriyor.
Eğer benden başka çocuk istemiyorsan seni memnuniyetle rahat bırakabilirim.
Bakabilseydin senden çocuk yapardım.
Reşit olmayan iki çocuk Alma Del Mar Jr. ve Jennifer Del Mar’ın velayetleri
davacıya verildi.
Çocuklar 18 yaşına basana dek
davalının davacıya reşit olmayan her çocuk için
ayda toplam 125 dolar nafaka ödemesine karar verildi.
Del Mar davası 6 Kasım 1975 tarihinde boşanmayla sonuçlanmıştır.
WYOMING EYALET SINIRI
Yolların kralı!
Bin bakalım.
Burada ne arıyorsun?
Boşanmayla ilgili kartpostalı aldım.
Gel.
Bu Jack. Jack, bunlar da kızlarım.
Küçük Alma ve Jenny.
- Merhaba. - Merhaba deyin kızlar.
Merhaba.
Boşandığını yazdığın kartpostalı aldım.
- Evet. - İşte geldim.
Riverton’da nereye taşındığını bulmak için 10 kişiye sormak zorunda kaldım.
Düşündüm ki sen artık...
Hayır. Jack, ben...
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Bu hafta sonu kızlar benimle. Tanrım, ben...
Çok üzgünüm. Üzgün olduğumu biliyorsun.
Onları sadece ayda bir alabiliyorum.
Geçen ay alamadım, onun için ben... Sürüyü topladığımız için.
Onun için...
Yani...
Peki, tamam.
Jack.
Önümüzdeki ay görüşürüz o zaman.
EL PASO 105 KM JUAREZ – MEKSİKA SINIRI 109 KM
Bayım?
1977’nin yıldız savunma oyuncusu.
Geliyor.
Nefis. İşte geliyor.
İşte geldi.
- İşte. - Dur bakalım, Rodeo.
Burada hindiyi sürü lideri keser.
Tabii, L.D. Sadece zahmet etme istedim.
Bobby, yemeğini yemezsen televizyonu kapatmak zorunda kalacağım.
Neden anne? Önümüzdeki iki hafta boyunca bu yemeği yiyeceğim.
Anneni duydun.
Yemeğini ye, sonra maçı izleyebilirsin.
Baba?
Baba.
Yemeği gözlerimizle yemiyoruz.
Oğlunun erkek gibi yetişmesini istiyorsun, değil mi kızım?
Erkek çocukları futbol izlemeli.
Yemeğini bitirmeden izleyemez.
Annesi yemeği hazırlamak için üç saat uğraştı.
Otur şuraya, seni ihtiyar orospu çocuğu!
Burası benim evim.
O benim çocuğum ve sen de misafirimsin.
Şimdi otur yoksa o cahil kıçına tekmeyi basarım.
Baba? Rodeoda yabani atlara nasıl bindiğini anlatsana.
Anlatacak pek bir şey yok, tatlım.
Yabani at üzerinde sadece üç saniye kalabildim.
Sonra bir baktım, havada uçuyorum.
Ama sen ve Jenny gibi melek değildim.
Kanatlarım yoktu.
İşte yabani atlara binme hikâyem bu kadar.
Şu anda 12. sıradalar.
Al bakalım.
Yeniden evlenmelisin, Ennis.
Yalnız olman kızları da beni de endişelendiriyor.
Sütten ağzı yanan...
Jack Twist’le hâlâ balığa gidiyor musun?
Çok sık değil.
Neden eve hiç balık getirmediğini merak ederdim.
Hep çok balık tuttuğunuzu söyledin. Kızlarla balığı çok severiz, bilirsin.
Bir gece olta takımı çantanı açtım.
O gezilerden birine çıkmadan bir gece önce.
Beş yıl sonra etiketi hâlâ üzerindeydi.
Ve oltanın ucuna bir not bağladım.
Notta "Merhaba, Ennis. Eve biraz balık getir. Sevgiler, Alma" yazıyordu.
Ve sen büyük bir neşeyle döndün.
Çok balık yakaladığını ve hepsini yediğini söyledin.
Hatırlıyor musun?
İlk fırsatta çantanın içine baktım, notum duruyordu.
- O olta suya değmemişti. - Bunun bir anlamı yok, Alma.
Artık beni aldatmaya çalışma, Ennis.
Bunun ne anlama geldiğini biliyorum.
- Jack Twist demek. - Alma.
Jack Edepsiz.
Oraya balık tutmaya gitmiyordun. Sen ve o...
Beni dinle. Hiçbir şey bilmiyorsun.
- Monroe’yu çağıracağım. - Bağır...
- Yerden dişlerini toplatırım! - Defol!
- Seninkileri de! - Defol! Defol!
Evimden çek git, Ennis Del Mar!
- Duydun mu? Defol! - Baba?
Alma?
Güle güle, baba!
Güle güle!
Göt herif! Gittiğin yere baksana!
Tanrım! Ne?
Tanrım! Seni aptal pislik!
Ulan seni orospu...
Lanet olsun!
Tanrım!
Lanet olsun. Siktir.
Lanet olsun.
Ne dediğimi biliyorsun, Ennis.
Tek söylediğim, bunu yapmanın ne anlamı var?
Vergiler bitirmezse enflasyon yiyip bitirecek.
Lureen’i hesap makinesi başında görmelisin.
Gözleri gittikçe küçülüyor, küçülüyor.
Peşinde çakal olan bir tavşanın yılan deliğine girmeye çalışmasını
izliyor gibiyim.
Bana sorarsan birinci sınıf eğlenceymiş.
Artık ne anladıysan.
Sen ve Lureen... Aranız iyi mi?
Evet.
Şüphelenmiyor mu?
Hiç içine bir his...
Bilmiyorum...
Kasabada biri sana şüpheyle baktığında
bildiğini hissettiğin olmuyor mu?
Sonra kaldırımda yürürken
herkes biliyor gibi gelmiyor mu?
Belki de oradan çıkmalısın.
Kendine yeni bir yer bulmalısın. Belki Teksas'ta.
Teksas mı?
Tabii, Alma’yı kandırabilirsen kızları Lureen'le sen evlat edinirsiniz.
Ve birlikte koyun güderek yaşayabiliriz.
Para L.D. Newsome’dan gelir,
viski de nehirden akar, Jack.
- Çok akıllıca. - Canın cehenneme, Ennis Del Mar.
Sefil hayatını sürdürmek mi istiyorsun? Durma.
- Peki! - Ben sadece sesli düşünüyordum.
Evet. Çok düşünürsün. Lanet...
Jack Twist. Her şeye çare bulur.
Pekâlâ, tatlım.
Mesaim yeni bitti.
- Dans etmek ister misin? - Ben de tam...
Ben Cassie. Cassie Cartwright.
Ennis. Del Mar.
Umarım bu kadar dans yetmiştir.
Korkma. Ayaklarım acıyor.
- Garsonluk zor, değil mi? - Evet.
Senin gibi sarhoşlar peş peşe bira istiyor. Her yer duman altı.
İnsan yoruluyor.
Sen ne iş yapıyorsun, Ennis Del Mar?
Bugün buzağıları kısırlaştırdım.
Ne yapıyorsun?
Ayak masajı yaptırmaya çalışıyorum, şapşal.
Pekâlâ.
İyi mi?
Sonra üniversitede Tri Delt Kız Kulübü'ne katıldım.
Childress gibi küçücük bir yerde yaşayacağım aklımın ucundan geçmezdi.
Futbol maçında Randall’la tanıştım.
Hayvancılık okuyordu. Bir aydır buradayız.
Roy Taylor’ın çiftliğinde işe başladı.
Sevsem de sevmesem de buradayım.
Tri Delt'te miydin?
Ben de Kappa Phi’daydım.
Aynı kulüpten olmasak da
birlikte dans etmek zorunda kalabiliriz, Lureen.
Kocalarımızın dansa en ufak ilgileri yok.
Zerre ritim duyguları yok.
Komik, değil mi?
Kocalar hiçbir zaman karılarıyla dans etmek istemezler.
Hey. Sence neden böyle, Jack?
Hiç düşünmedim.
Dans etmek ister misin?
Evet. Teşekkür ederim.
- Sakıncası var mı? - Hayır.
Pekâlâ.
İzninizle. Dansa kaldırdığın için teşekkürler.
Çok memnun oldum. Randall hiç dans etmez.
Sanırım en son düğünümüzde dans ettik.
YARDIM GECESİ
Lureen’le senin gelmen iyi oldu.
Yoksa o lanet kamyonetle yol kenarında öylece kalacaktık.
Randall’a arabayı alalım dedim. Beni hiç dinlemez.
Yarın sağır olacak olsaydı bile beni dinlemezdi.
Ona kamyoneti onarmak için ciklet ve balyadan fazlası lazım, dedim.
Tamir işlerine hiç yatkın değildir.
Bir kadının partiye gitmeden önce makyaj tazelemesi hiç dikkatini çekti mi?
Sonra parti bitince tekrar makyaj tazeler.
Eve gidip yatağa girmek için neden makyaj tazelersin ki?
Bilmem.
Öğrenmek isteseydim de Lashawn’ın lafını kesip soramazdım.
- Taramalı tüfek gibi konuşur. - Çok canlı bir kız.
Roy Taylor için çalışmayı seveceksin.
- İyi biri. - Evet, Roy iyidir.
Kemp Gölü kıyısında küçük bir kulübesi var.
Balık tutmak için küçük bir kulübe ve küçük bir kayık.
Ne zaman istersen kullan dedi.
Bir hafta sonu birlikte gidelim.
Biraz viski içer, balık tutarız.
Uzaklaşırız.
Üniversiteden mezun olunca Kuzey Dallas’ta istediğim yerde işe girebilirdim.
Ben de Neiman Marcus’u seçtim. Bir felaket oldu tatlım.
Konu kıyafet olunca hiç dayanamıyorum.
Maaşımdan fazlasını harcıyordum. Randall o kadar kazanamaz.
Çiftçilik büyük şapkalar ve Marlboro’dan ibaret sanıyorduk.
Tanrım, meğer eskilerde kalmışız.
Merhaba, ufaklık. Hazır mısın?
Ne dersin?
Sence baban yeniden evlenir mi?
Bilmiyorum.
Belki evlilik ona göre değildir.
Öyle mi?
Yoksa benim ona uygun olmadığımı mı düşünüyorsun?
Yeterince iyisin.
Pek konuşmuyorsun ama anlatmak istediğini anlatıyorsun.
Üzgünüm. Kaba olmak istememiştim.
Pekâlâ.
Ayakta kalıyorsun, kovboy.
İzninle, hayatım.
Önümüzdeki hafta sonu Jenny’yle seni kiliseden sonra alırım.
Olur.
İyi misin?
Evet, efendim.
Emin misin?
Baba, düşünüyordum da...
Yeni bebekten sonra annemle Monroe bana çok sert davranmaya başladılar.
Jenny’ye karşı o kadar sert değiller.
Düşünüyordum da belki...
Belki senin yanına taşınabilirim.
Sana yardım ederim. Yemin ederim.
Yani, şartlarım buna uygun değil.
Sürüyü toparlama vakti de geliyor.
Evde hiç kalmayacağım.
Önemli değil, baba.
- Şey demiyorum... - Önemli değil. Anlıyorum.
O zaman pazar günü görüşürüz.
Hoşça kal.
Güle güle, tatlım.
Bu gece kesin kar yağacak.
Evet.
Bunca zaman evlenecek birini bulamadın mı?
Riverton’da güzel bir kızla takılıyorum.
Garsonluk yapıyor.
Hemşirelik okuluna falan gitmek istiyor.
Bilmiyorum.
Lureen’le nasılsınız?
Lureen makine anlaşmaları yaparken çok iyi
ama iş evliliğe geldiğinde
telefonda da yapabiliriz.
Bir ilişkim var.
Childress’ta çiftlikte çalışan birinin karısıyla.
Ne?
Her buluşmamızda kocası ya da Lureen beni vuracak diye bekliyorum.
Muhtemelen bunu hak ediyorsun.
Bak ne diyeceğim.
Gerçek şu ki...
Bazen seni öyle özlüyorum ki dayanamayacağım gibi geliyor.
Sanırım Lightning Flat’e gideceğim.
Bir iki gün annemle babamı görürüm.
Bir süredir sana söylemek istediğim bir şey var, dostum.
Büyük olasılıkla buraya bir daha ancak kasım ayında gelebilirim.
Hayvanları gönderip kışın otlatmaya başladıktan sonra.
Kasım mı?
Ağustosa ne oldu?
Tanrım, Ennis.
Bunu söylemek için bir haftan vardı.
Neden hep dondurucu soğuktayız?
Güneye, daha sıcak bir yere gitmeliyiz.
Meksika’ya gitmeliyiz!
Meksika mı? Yapma Jack, beni tanıyorsun.
Yaptığım tek seyahat kahve cezvesinin etrafında sapını bulmak içindir.
Yapma Jack, bu kadar kızma.
Kasımda avlanabiliriz.
Geyik vururuz.
Belki yine Don Wroe’nun kulübesini ayarlarım.
O yıl iyi vakit geçirmiştik, değil mi?
Zaman hiç yetmiyor. Hiçbir zaman.
Biliyor musun, dostum?
Bu iş hiç tatmin edici değil.
Eskiden daha rahat geliyordun. Şimdiyse Papa’yı görmek kadar zor.
Jack, çalışmam gerek.
Eskiden işi bırakırdım.
Sen...
Hep parasız olmak ne demek, unutuyorsun.
Nafaka nedir, duydun mu hiç?
Sana şunu söyleyeyim. Bu işi bırakamam.
İzin de alamam.
Bunu bile zor aldım. Ağustosta almamak şartıyla verdi.
Daha iyi bir fikrin var mı?
Bir zamanlar vardı.
Bir zamanlar.
Hiç Meksika’ya gittin mi, Jack Twist?
Senin gibiler için Meksika’da neler olduğunu duydum.
Evet, Meksika’ya gittim. Bir sorun mu var?
Bunu sana bir kez söyleyeceğim, Jack Twist.
Bu konuda çok ciddiyim.
Bilmediğim şey...
Bilmediğim şeyleri bilsem
seni öldürebilirim.
Şakam yok.
Sen de beni dinle. Sadece bir kez söyleyeceğim.
Söyle bakalım!
Birlikte güzel bir hayatımız olabilirdi.
Lanet olası güzel bir hayat. Birlikte yaşayabilirdik.
Ama sen bunu istemedin, Ennis!
Şimdi elimizde olan Brokeback Dağı!
Her şey bunun üzerine kurulu. Elimizdeki tek şey bu.
Onun için gerisini bilmiyorsan da umarım bunu biliyorsundur.
Kahretsin.
Neredeyse 20 yıldır ne kadar az birlikte olduğumuzu say
ve dizginleri nasıl elinde tuttuğuna bir bak.
Meksika’yı o zaman sorarsın. Beni öldüreceksin demek.
Hiç elde edemeyeceğim bir şeyi istediğim için.
Ne kadar kötü olduğundan haberin yok.
Ben sen değilim. Böyle
yılda bir iki kez dağda sikişmeyle yapamam.
Sana katlanamıyorum, Ennis.
Seni orospu çocuğu.
Keşke senden nasıl ayrılacağımı bilseydim.
O zaman neden ayrılmıyorsun?
Neden beni rahat bırakmıyorsun?
Ben senin yüzünden böyleyim, Jack.
Hiçbir şeyim.
Hiçbir yerdeyim.
Çek ellerini üzerimden!
Buraya gel!
Özür dilerim. Geçti.
Kahretsin, Ennis.
Buna artık katlanamıyorum, Jack.
Hadi gel. At gibi ayakta uyuyorsun.
Hadi.
Küçükken annem bana böyle derdi.
Ve şarkı söylerdi.
Gitmem gerek.
Sabah görüşürüz.
Affedersin.
Selam, Ennis Del Mar.
Nerelerdeydin?
Orada burada.
Çiftlikteki Steve’e sana vermesi için mesaj bıraktım.
Kaldığın yere bıraktığım notları da almış olmalısın.
Mesajı bir şekilde aldım.
Carl mı?
Evet, Carl iyi biri. Hatta konuşuyor.
Senin için sevindim.
Evet.
Benim için iyi.
Seni anlamıyorum, Ennis Del Mar.
Özür dilerim.
Zaten hiç eğlenceli değildim, öyle değil mi?
Ennis, kızlar eğlenceye âşık olmaz.
BİRLEŞİK DEVLETLER POSTANESİ RIVERTON, WYOMING
Jack. 7 kasım sana uyar mı? Dere kenarında buluşabiliriz.
VEFAT ETTİ
- Alo? - Merhaba. Ben Ennis Del Mar.
Kim? Kimsiniz?
Ennis Del Mar. Jack’in eski bir arkadaşı.
Jack sizden bahsetmişti.
Birlikte balığa giderdiniz.
Avlanırdınız. Biliyorum.
Size haber verirdim
ama adınızı ve adresinizi bilmiyorum.
Jack arkadaşlarının adreslerini ezberinde tutardı.
Ben de o yüzden aradım. Ne olduğunu öğrenmek için.
Evet.
Jack yolda patlak bir lastiği şişiriyormuş.
Lastik infilak etmiş.
Kenarı yüzüne çarpmış.
Burnunu ve çenesini kırmış. Sırtüstü yere düşüp bayılmış.
Biri gelene kadar kendi kanında boğularak ölmüş.
Daha 39 yaşındaydı.
Alo?
Alo.
Oraya mı gömüldü?
Bir mezar taşı diktik. İstediği şekilde, cesedi yakıldı.
Küllerinin yarısı buraya gömüldü. Kalanını da anne babasına gönderdim.
Küllerinin Brokeback Dağı’na serpilmesini istediğini söylerdi.
Ama tam olarak neresi bilmiyordum.
Çocukluğunun geçtiği yerde olabileceğini düşündüm.
Bildiğim Jack’se mavi kuşların öttüğü, nehirden viski akan
hayal ürünü bir yer olabilir diye düşünmek mümkün.
Hayır, hanımefendi.
Biz 1963’ün yazında Brokeback Dağı’nda
koyun gütmüştük.
En sevdiği yer olduğunu söylemişti.
Ben sarhoş olmayı kastettiğini düşünmüştüm. Çok içerdi.
Anne babası hâlâ Lightning Flat’te mi?
Ömürlerinin sonuna dek orada olacaklar.
Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Çok üzgünüm.
Çok iyi arkadaştık.
Anne babasıyla konuşun.
İsteğinin yerine getirilmesini onlar da isteyecektir.
Küllerinden bahsediyorum.
Kahve istersiniz, değil mi? Bir parça da vişneli kek?
Evet, hanımefendi. Kahve alırım.
Ama şu anda kek yiyemem.
Teşekkür ederim.
Jack’in ölümüne çok üzüldüm.
Teşekkür ederim.
Ne kadar üzüldüğümü anlatamam.
Onu uzun süredir tanıyordum.
Buraya gelmemin nedeni
Küllerini Brokeback’e götürmemi isterseniz...
Karısı Jack’in öyle istediğini söyledi.
Bunu memnuniyetle yaparım.
Sana şunu söyleyeyim.
Brokeback Dağı’nın nerede olduğunu biliyorum.
Aile mezarlığına gömülemeyecek kadar özel olduğunu düşünürdü.
Jack sürekli
"Ennis Del Mar," diyordu.
"Bir gün onu buraya getireceğim
ve bu çiftliğe çekidüzen vereceğiz," derdi.
İkinizin buraya taşınıp, bir kulübe yapıp
işlere yardım edeceğinize dair
çılgınca bir fikri vardı.
Sonra bu baharda
buraya başka bir adamla gelecekti.
Bir kulübe inşa edip çiftlikte işlere yardım edecekti.
Teksas’ta komşusuymuş.
Karısından ayrılıp buraya gelecekti. Öyle diyordu.
Ama Jack’in çoğu fikri gibi
bu da gerçekleşmedi.
Odasını çocukluğunda nasılsa öyle bıraktım.
Bence bu hoşuna gidiyordu.
İstersen odasına bakabilirsin.
Evet, isterim. Teşekkürler.
Bak ne diyeceğim.
Aile mezarlığımız var.
Oraya gömülecek.
Tabii, efendim.
Bizi görmeye yine gel.
Hanımefendi.
Teşekkür ederim, hanımefendi.
- Selam, ufaklık. - Selam, baba.
- Buraya gel. - Merhaba.
Arabayı beğendin mi?
- Evet. Senin mi? - Kurt’ün.
- Troy’la çıkıyorsun sanıyordum. - Troy mu?
Baba, o iki yıl önceydi.
Troy hâlâ beyzbol oynuyor mu?
Ne yaptığını bilmiyorum. Artık Kurt’le görüşüyorum.
Kurt ne yapıyor?
Petrol sahasında çalışıyor.
Petrol işçisi yani, öyle mi?
Evet.
19 yaşındasın. İstediğini yapabilirsin, değil mi?
Tabii.
Baba, daha çok eşyaya ihtiyacın var.
Bir şeyin yoksa hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsun.
Ziyaretinin sebebi nedir?
Kurt’le ben...
...evleniyoruz.
Bu çocuğu ne zamandır tanıyorsun?
Yaklaşık bir yıldır.
Düğün 5 Haziran'da Metodist kilisesinde olacak.
Jenny şarkı söyleyecek, Monroe da ikramları hazırlayacak.
Kurt denen bu çocuk...
...seni seviyor mu?
Evet baba, seviyor.
Sen de gelirsin diye umuyordum.
Tabii.
Sanırım Teton Dağları yakınlarında sürüyü topluyor olacağım.
Ama...
Biliyor musun?
Sanırım başka bir kovboy bulabilirler.
Küçük kızım evleniyor.
Alma ve Kurt’e.
Jack, yemin ederim...
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.