All language subtitles for The.Searchers.1956.2160p.UHD.BluRay.REMUX.DV.HDR.HEVC.FLAC.2.0-TRiToN

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish Download
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

ÇÖL ASLANI

TEKSAS 1868

Bu senin Ethan Amcan!

Evine hoşgeldin Ethan.

Seni son gördüğümden beri fazla büyümemişsin!

Ben Deborah'yım.

Lucy orada.

Demek sen Lucy'sin?

Evet, ben Lucy'yim. Seni gördüğüme çok sevindim Ethan Amca.

Bir de erkek arkadaşı var. Hem onu öpüyor!

Lucy'yle gidin de yemeği hazırlayın.

Sen de Deborah!

Ethan Amca'ya süvari kılıcını ne yapacağını soracaktım da.

Eh, sana vermeyi düşünüyordum.

Teşekkürler. Teşekkürler Ethan Amca.

-Kaliforniya nasıldı? -Kaliforniya mı? Ne bileyim ben?

-Mose Harper dedi ki... -Mose Harper mı?

O yaşlı keçi hala ortalıkta dolaşıyor mu?

Neden birileri onu gömmüyor?

Hayır, Kaliforniya'ya gitmedim.

Gitmeyi de düşünmüyorum.

Sen temizlenene kadar yemek hazır olur.

Paltonu alayım.

Evine hoşgeldin Ethan.

Sağol Aaron.

Marty, bu Ethan Amca!

Debbie, otursana.

İyi akşamlar Ethan Amca.

Eve hoşgeldiniz efendim.

Bu Martin. Martin Pawley.

Geciktiğim için özür dilerim Martha Teyze.

Gören de seni melez sanır.

Pek sayılmaz, sekizde birim Çeroki, geri kalanım İskoç ve İngiliz.

En azından bana öyle dediler.

Devam et evlat.

Ailen katledildikten sonra seni bir ağacın altında...

ağlarken bulan Ethan'dı.

Tesadüfen ben buldum işte. Abartmanın alemi yok.

Sağol Lucy.

İyi geceler Martha Teyze.

İyi geceler Martin.

-Aaron Amca. -İyi geceler Martin.

İyi geceler Ethan Amca.

İyi geceler.

İyi geceler anne. Sana da baba.

Ethan Amca, bize savaşı anlatacak mısın?

Savaş üç yıl önce bitti oğlum.

Bitti mi? Öyleyse neden eve daha önce dönmedin?

Ben, Martin'le gitsene. Yürü!

Lucy ona küçükken verdiğin altın madalyonu takıyor.

Ama fazla takmıyor, çünkü boynunu yeşile boyuyormuş.

Boyuyor işte!

Ama eğer bana bir altın madalyon verseydin...

boynumu boyamış boyamamış, umurumda olmazdı.

Altın madalyon ha! Lucy, heybelerim nerede benim?

Altın madalyonuma bak!

Çok güzel.

-Ethan, o daha çok küçük... -Bırak alsın.

O kadar da değerli bir şey değil.

-Doğru yatağa küçük hanım! -Peki baba.

Buraya gelirken Todd'ların oradan geçtim. Ne oldu?

Vazgeçip burayı terk etti, pamuk toplamaya döndü.

Jamison'lar da öyle yaptı.

Eğer Martha olmasaydı...

O, adamın terk edip gitmesine izin vermez.

Ethan, ben bunu sende daha savaştan önce gördüm.

Gitmek istiyordun.

Ama bir neden olmadığı halde kaldın. Neden?

Şimdi benden gitmemi mi istiyorsun?

Sen ağabeyimsin.

Canının istediği kadar burada kalabilirsin.

Değil mi Martha?

-Tabii ki öyle. -Masraflarımı ödemeye niyetliyim.

Burada tam 60 altın var.

Burada da onun iki katı kadar. Hem de Yanki doları.

Gıcır gıcır.

Üstünde damga yok.

Ne olmuş yani?

Kapıyı açın! Ben Sam Clayton.

İçeri buyur Peder!

Günaydın Bayan Edwards.

Ne oldu Peder?

Lars'ın dediğine göre dün gece ahırına girip...

en iyi ineklerini çalmışlar.

Bir dahaki sefere domuz yetiştirmezsem ne olayım!

Kimsenin domuz çaldığı görülmemiştir!

-Hatta balarısı! -Bir kahve içeriz artık.

Günaydın Lucy.

Debbie, sen vaftiz edildin mi?

-Hayır, edilmedim efendim. -Aaron, Martin'i çağırsana.

Bir kahveye hayır demem. Şekeri uzatsana oğlum.

Bir dakika kızım. Ben daha kahvemi almadım.

Dur bir dakika bayan. Şu çöreklere bayılırım.

Aaron! Martin! Buraya gelin.

Hadi.

-Sağ elini kaldır. Martin? -Evet efendim.

Sağ elini kaldır.

Bundan böyle Teksas kolcu kuvvetinin A Bölüğünde gönüllü ersin...

-ve görevlerini... -Ben de seninle gelebilir miyim?

-Sus! Nerede kalmıştım? -Görevlerini.

Görevlerini sadakatle...

Bayan Edwards?

Kapa çeneni!

Görevlerini sadakatle ve karşılık beklemeden...

veya para kaygısı olmadan yerine getireceksin.

Amin. Yani para yok. Üstüne bir gömlek giyiver Aaron.

Kahvemi içmeden gönüllü falan olmam. Sen de kendininkini iç.

Bana "Yüzbaşı" de.

Yüzbaşı. Peder Samuel Johnson Clayton!

Pek etkileyici.

"Tövbekar Kardeş" gelmiş!

Ne zaman geri döndün? Seni teslim olduğumuzdan beri görmedim.

Şimdi düşünüyorum da, seni teslim sırasında görmedim.

Teslim olmaya inanmam.

Süvari kılıcımı hala saklıyorum Peder.

Onu saban demiri de yapmadım.

Bunu Kızılderililer yaptı Bayan Edwards.

Kaddolar ya da Kiowalar. Yaşlı Mose bilir. Evet efendim.

-Kes sesini Mose. -Teşekkürler.

Ethan, ben yokken buraya sen göz kulak olacaksın.

-Bir yere gitmiyorsun. -Gidiyor. Ona yemin ettirdim bile.

-Ettirmedin farz et! Seninle ben geleceğim. -Ethan, bence...

Evinden uzaklaşma Aaron.

Belki bunlar davar hırsızlarıdır.

Ama belki de bu sakar bunağın dedikleri doğrudur.

Komançiler olabilir.

Ne nazik sözler Ethan. Çok teşekkür ederim.

Çocuklar, siz Lucy'yle gidin.

Pekala. Sana yemin ettireyim.

Gerek yok. Hem zaten yasal da olmaz.

Nedenmiş o? Bir suçtan mı aranıyorsun Ethan?

Kahven, Ethan.

Sağol Martha.

Bunu bana yüzbaşı olarak mı yoksa vaiz olarak mı soruyorsun Sam?

Bağımsız Teksas eyaletinin bir kolcusu olarak soruyorum.

Yazılı emrin var mı?

Arananların çoğunun tarifine uyuyorsun.

Bence bir erkek hayatında yalnız bir kez yemin etmeli.

Ben yeminimi Amerika Konfedere Eyaletleri için ettim.

Sen de öyle Sam.

Evinden uzaklaşma Aaron.

Sağolun Bayan Edwards. Artık biz gidelim.

Sağolun Bayan Edwards.

Sallanan sandalyenizi sunduğunuz için minnettarım bayan.

"Brad ve Lucy, Lucy ve Brad"

Debbie ve Ben Edwards, sizi anneme söyleyeceğim!

Bu işte bir bit yeniği var Ethan Amca.

Bana "Amca" deme. Ben amcan değilim.

Peki efendim.

Bana "efendim" de demene gerek yok.

"Dede" veya "Babalık" da deme. Yoksa seni iyice benzetirim.

Peki size ne diyeyim?

Benim adım Ethan. Şimdi bu işteki bit yeniği neymiş bakalım?

-Şey, bir kere... -Bakın!

Peder!

Bakın!

Kaddolar ya da Kiowalar ha?

Yalnızca bir tek kabile böyle mızrak kullanır.

Hey baba, ödüllü boğan. Hepsini birden öldürmüşler!

Hem de yemek için değil. Neden böyle bir şey yapmışlar ki?

Davarları bizi evden uzaklaştırmak için çaldılar.

Bu bir ölüm baskını.

Anlaşılan ya senin evini ya da kardeşiminkini yakıp yıkmak istiyorlar.

Anne! Laurie!

Lütfen Tanrım! Lütfen, hayır!

Jorgensen'in evi daha yakın Ethan.

Eğer orada değillerse doğruca size gideriz.

Öyle olsun bakalım.

Eee, geliyor musun, gelmiyor musun?

O çiftlik buradan 65 kilometre uzakta oğlum. Bu atların dinlenip yemlenmesi lazım.

Kaddolar değil. Kiowalar değil.

-Biraz yem getir. -Peki efendim. Peki efendim.

Sakin ol oğlum.

Yemekten önce birkaç keklik vurabilecek miyim, bir bakayım.

Evet, iyi olur, Aaron.

Günler kısalıyor anne.

Lucy, daha lambaya gerek yok.

Alacakaranlığın tadını çıkaralım.

Tamam anne, ben nöbet tutuyorum. Yalnız...

-Ne var Ben? -Keşke Ethan Amca burada olsaydı.

Değil mi anne?

Şimdi pencereyi kapat bakayım Ben, aferin sana.

"Dışarıda uyumaca" oyununu hatırladın mı?

Ninenin oraya saklanırdın?

Hani gömüldüğü yere?

Ve çukur boyunca sessizce emeklerdin, tıpkı...

Tıpkı bir fare gibi.

Acele et! Ay doğmaya başladı!

Ne duyarsan duy, hiç ses çıkarmayacaksın, geri de dönmeyeceksin!

-Söz mü? -Söz.

-Bir dakika. Bebeğimi alabilir miyim? -Zaman yok. Zaman yok.

Şimdi aşağı. Koş!

Chris, geri dön. Geri dön Chris! Geri dön!

Dursana Ethan Amca.

Bir dahaki sefere Ethan Amca'nın sözünü dinlersin.

-Çok teşekkürler... -Dur Mose! Ata iki kişi binebiliriz Mose!

Martha Teyze!

Bırak da gireyim.

-İçeri girme oğlum. -O içeride, biliyorum!

İçeri girme!

İçeri bakmasın sakın.

Ona hiç iyi gelmez.

"Amin" deyin de bitsin!

Artık dua edecek zaman yok. Amin!

O kızlar benim kendi çocuklarım gibidir.

Belki bilmiyorsundur, benim Brad senin Lucy'ye kur yapıyordu.

Eğer sadede gelebilirsen, minnettar olacağım bayan.

Biliyorum ki Martha...

kızları kadar oğluyla da ilgilenmeni isterdi.

Eğer kızlar öldüyse, oğlunun hayatını intikam peşinde harcamasına izin verme.

Bana söz ver Ethan!

Bizimle geliyorsan, yürü hadi!

Yüzbaşı Clayton!

Bir tane daha ha? Bana yardım etsene Charlie.

Bu, ölmeden önce bayağı yol kat etmiş, Yüzbaşı.

Ethan, al sana kardeşinin kanına sayabileceğin bir tane daha.

-Bu hoşuma gitmedi! -Ne hoşuna gitmedi?

Baskın yapan Kızılderililer ölülerini saklar.

Bizim bir şeyler bulmamızı umursamıyorlarsa...

bu ancak bir anlama gelir:

Peşlerine düşmemizden ya da onlara yetişmemizden de korkmuyorlar.

İstediğin an geri dönebilirsin Nesby.

Ethan, ben öyle demedim ki! Öyle demedim!

Sakin ol Nesby, sakin ol.

Neden işini bitirmiyorsun?

Şimdi bunun ne yararı oldu?

Senin öğretilerine göre, hiç. Ama o Komançinin inandığı şeye göre...

gözleri olmazsa, Ruhlar Alemine giremez.

Sonsuza kadar rüzgarlar arasında dolanmak zorunda.

Anladın mı Peder? Hadi Kalınkafa!

Pekala çocuklar. Atlara binelim.

Kampları buradan 30 kilometre kadar ötede, nehrin kenarında.

Karanlık çökünce etraflarını sararız, böylece, gün doğmadan onları pusuya düşürürüz.

Cidden onları pusuya mı düşürmek istiyorsun Ethan?

Buraya bunun için geldik, değil mi?

Ben kızları kurtarmaya çalıştığımızı sanıyordum... canlı olarak.

Eğer Komançilere saldırırsak, onları öldürürler. Bunu biliyorsun.

Peki o zaman ne yapalım Peder?

Ne yapmalıyız Ethan?

Ben belki de at sürülerini korkutup kaçırabiliriz diye düşünmüştüm.

Atı olmayan bir Komançi laf dinlemeye daha gönüllü olur.

Evet, bence de Peder haklı. Ya sence?

Demek sence Peder...

Çeyrek bir Çeroki, eski bir Komançi hilesini nereden bilsin?

Onlar geceleri en iyi atlarını yanıbaşlarına bağlayarak uyur.

O sürüyü korkutup kaçırma şansınız ancak...

Ancak Kızılderililere baskın yaparak kızları canlı bulma şansın kadar!

Ben, benim dediğimi yapalım diyorum. Ve bu bir emirdir!

Peki efendim.

Ama eğer yanılacak olursan...

bana bir emir daha vereyim deme!

Evet, buradalarmış.

Evet ya. Buradalarmış.

Şimdiyse dışarıda bir yerde bize saldırmayı bekliyorlar.

Başka emriniz var mıydı "Yüzbaşı"?

Evet. Yola devam edeceğiz.

Eee?

Ayrılmak mı istiyorsun Ethan?

O gün de gelecek!

-Atlar! -Atlar!

Devam edin.

Devam edin! Devam edin!

Eee Peder, sanki etrafınız sarılmış gibi.

Evet ve sanırım bu kuşatmayı yarabilirim.

Mose, nehir ne kadar uzakta?

Ben vaftiz oldum Peder. Ben vaftiz oldum.

-Kapa çeneni budala. -Çok teşekkürler. Teşekkürler.

Kendini ikinci vaftize hazırlasan iyi edersin.

Çünkü bağırdığım zaman, hemen harekete geçmenizi istiyorum!

İleri!

-Sakin ol Nesby. -Her şey düzelecek Nesby.

İşte İncilim. Bunu tut. Kendini iyi hissedersin.

Teşekkürler Peder. Çok teşekkürler.

Bize saldıracaklar mı dersin?

-Bana mı soruyorsun? -Evet, öyle.

Eh, sağol.

Evet. Ölüm Şarkısı.

Savaşçı Şef. Şanını korumak için saldırmak zorunda.

İşte böyle efendim. Birazdan kucağına düşüverecekler.

Yakında bize bahşedeceklerin için sana teşekkür ederiz Tanrım.

Onu vurdun Marty!

Şükür Tanrım!

Hay Allah kahretsin!

Dikkat et, dolu!

Bırak da yaralılarıyla ölülerini taşısınlar.

Eh Peder, bu kadarı yeter!

Bundan böyle bu işe karışmayın, hiçbiriniz! Sizi yanımda istemiyorum.

Yapmam gereken işte size ihtiyacım yok!

Eh Edwards, galiba haklıymışsın.

Nesby'yi geri götürmemiz gerek.

Bu ya koca bir kolcu kuvvetinin...

ya da bir iki adamın işi.

Şu anda, hem fazla kalabalığız, hem de azız.

Ben tek başıma devam edeceğim.

İtirazı olan var mı?

Bol şans.

Beni Lucy'yi aramaktan men etmenin bir tek yolu var bayım.

O da beni öldürmek!

Ben de böyle düşünüyorum Ethan Amca.

Pekala. Ama emirleri ben veririm, anlaşıldı mı?

Emirler benden...

uygulaması sizden, yoksa hemen burada yollarımız ayrılır.

Elbette Ethan.

Burada olmamızın bir tek nedeni var, değil mi? O da Debbie ile Lucy'yi bulmak.

Tabii hala hayattalarsa.

Atlarınıza binin.

Bir ara durmak zorundalar.

Eğer bunlar insansa, durmak zorundalar!

Hayır, bir insan hayvan ölene kadar ata biner, sonra da yaya devam eder.

Bir Komançiyse gelir, o atı ayağa kaldırır, 30 kilometre daha biner...

sonra da onu yer.

Ağır ol biraz!

Özür dilerim.

Kızların o kabileyle olup olmadığını bile bilmiyoruz.

Belki dağıldılar.

Onlarla oldukları kesin. Hala hayattalarsa.

Bunu söylediğin yeter!

Belki Lucy ölmüştür. Belki ikisi de ölmüştür.

Ama bunu ağzından bir daha duyarsam, seninle dövüşürüm Bay Edwards!

O gün de gelecek!

Ayrılalım!

Belirgin bir iz buldum, ama...

dördü burada diğerlerinden ayrılıyor ve şu geçide doğru devam ediyor.

Ne diye böyle yapmışlar Ethan?

Ben bir bakayım. Siz diğerlerinin peşinden gidin.

Ateş etmemizi istiyorsan...

Hayır, ateş de yakmayın, davul da çalmayın.

Sizinle öteki uçta buluşuruz.

Hadi!

Su ister misin Ethan?

İz şuraya doğru gidiyor.

Neden ayrılmışlar ki?

O kanyonda su mu vardı?

Ha?

Su yok.

Sen iyi misin Ethan?

İyiyim.

Paltona ne oldu? Kayıp mı ettin?

Herhalde.

Ama onu almak için geri dönmem!

Buldum onları! Lucy'yi buldum!

Bir kilometre kadar ötede kamp kurmuşlar. Tam geri dönüyordum ki, dumanlarını gördüm.

Bir bayırdan yukarı sürünerek çıktım, orada, hemen aşağımdaydılar.

Debbie'yi gördün mü?

Hayır, ama Lucy iyiydi. Üstünde o mavi elbisesi vardı...

Gördüğün Lucy değildi.

Ama o...

O senin gördüğün, Lucy'nin...

elbisesini giymiş bir yerliydi.

Lucy'yi kanyonda buldum ben.

Onu paltoma sardım.

Kendi ellerimle gömdüm.

Bunu size söylememenin daha iyi olacağını düşündüm.

Yani onlar...

Yani o...?

Ne yapmamı istiyorsun? Çizerek mi anlatayım? Tane tane heceleyeyim mi?

Artık bana soru sorma! Yaşadığın sürece bana daha fazla bir şey sorma!

Çok üzgünüm Brad.

Dur!

Geri gel Brad! Geri gel!

Neden açıkça söylemiyorsun?

Yenildik, bunu sen de biliyorsun.

Geriye dönmemizin hiçbir anlamı yok.

Uzun vadede yok.

Eğer hayattaysa, güvendedir. Bir süre boyunca ona bakar...

ve kendi çocuklarından biri gibi yetiştirirler.

Ta ki ergenlik yaşı gelip de...

Belki hala onu bulma şansımız vardır, ne dersin?

Bir Kızılderili bir şeyi yeterince izlediğine inanana kadar izler.

O zaman peşini bırakır.

Kaçtığı zaman da öyledir.

Peşini asla bırakmayacak bir varlığın olabileceğini...

hiç düşünemez.

Yani onları sonunda bulacağız. Sana söz veriyorum.

Onları bulacağız.

Dünyanın döndüğü kadar kesin bir şey bu!

-Merhaba Ethan. -Merhaba efendim.

-Merhaba Marty. -Nasılsınız efendim?

Oğlun Brad'le ilgili mektubumu aldın mı?

Yaklaşık bir yıl önce tam bu zamanlarda.

Ah Ethan, bu topraklar...

O mu? Herhalde seni tamamen unutmuştur, adını bile çıkaramaz şimdi!

Adı Laurie.

Ama ne kadar güzel olduğunu neredeyse unutmuşum.

Ya Debbie'ye ne oldu?

Hey, sen ne yapıyorsun?

Sakın onları almaya kalkma!

Bunları onarmaya bile değmez.

Ne diye öyle kızarıverdin? Benim erkek kardeşlerim var.

Evet, ama ben onlardan biri değilim.

Buraya bak Martin Pawley, ben bir kadınım.

Biz kadınlar hayat boyunca kirlilerinizi yıkayıp onarıyoruz.

Küçükken, sizi bile yıkıyoruz!

Nasıl oluyor da bir kadının önünde utanıyorsun hiç anlamıyorum.

Seni duyan, bir adam ortalıkta çıplak dolaşabilir sanır.

Bu beni hiç ırgalamazdı.

Ama yerinde olsam, bunu babamın önünde yapmazdım tabii!

"Ah, benim senden güzel sevgilim var"

Kar fırtınasına yakalanana kadar peşlerinden gittik. Sonra izlerini kaybettik.

Nerelere gittiğimizi söylememe gerek yok: Richardson Kalesi, Wingate, Cobb...

Sorun şu, savaşçıların hangi kabileden olduklarını bilmiyoruz.

Eh, sen yapılabilecek her şeyi yaptın Ethan.

Benim yüzümden oğlunuz öldü.

Bunun için kendini suçlama.

Oğlumu öldüren asıl bu topraklar. Evet ya, inan bana Ethan...

Bak Lars, Teksaslı olacağımız tutmuş işte.

Teksaslı dediğin alt tarafı savunmasız bir ademoğludur.

Bu yıl ve gelecek yıl...

Belki yüz yıl daha. Ama bunun sonsuza kadar süreceğini sanmıyorum.

Günün birinde bu topraklar da yaşanacak iyi bir yer haline gelecek.

Belki o zaman geldiğinde hepimiz toprağın altında olacağız.

Yatma zamanı.

Okul öğretmenliği yapmıştı.

Marty'nin çamaşırları bir felaket.

Brad'inkilerden versek olmaz mı?

Olur. Ninenin dolabındalar.

Ethan, siz misafir odasında uyursunuz.

Tanrım mektup! Dolapta! Geçen kış sana gelmişti Ethan.

Charlie McCorry getirmişti.

Şu mektubu arıyorum. Hani Charlie McCorry... Tamam işte!

Al. Hay Allah, nasıl da unutmuşum.

Kusura bakma.

Şuna bir baksana.

Bir parça basma.

Bunu daha önce Debbie'nin giydiği bir elbisede falan gördün mü hiç?

Evet, bu bir önlüktü.

Yoksa onu bulmuşlar mı?

Henüz değil.

Henüz değil.

Hiç değilse pantalonumu bıraksaydın!

Zaten yatma zamanı geldi. Al, şunları bir dene.

Denemeyeceğim.

Eh, anlaşılan biraz daraltmak gerekecek.

O kadar sıskasın ki.

Annem yarın akşam yemeğine hindi pişirecek.

Laurie, gelsene. Oğlanları yatırıver.

Tamam baba.

-İyi geceler Marty. -İyi geceler Laurie.

-İyi geceler Bay Edwards. -Sana da Bayan Jorgensen.

Jorgensen benim davarları otlatıyor.

Senin davarları mı?

Yani Debbie'nin davarlarını.

Seni de çiftlikte işe almayı ve ben uzaktayken üreyen sürümü bölüşmeyi kabul etti.

Ben yarın yoluma devam edeceğim.

Ben de burada kalacak değilim!

Aramaya başladım bir kez, devam edeceğim.

Neden?

Neden mi? Çünkü o benim...

O senin bir şeyin değil! Senin akraban falan değil!

Bana hep öyle gibi geldi.

Ailesinin beni kabul edip yetiştirmesi...

Bu seni onun akrabası yapmaz.

Tamam, belki yapmaz! Ben yine de aramaya devam edeceğim!

Nasıl?

Hiç atın ya da at alacak paran var mı?

Fişek alacak paran bile yok ki.

Jorgensen sana burada iyi bir hayat sunuyor.

Martin, bilmeni isterim ki...

Neyi bilmemi istediğini anladım ben!

Akrabam yok, param yok, atım yok!

Elimdeki tek şey ölü bir adamın bir bohça kıyafeti!

Bana bunu söyledin zaten, artık kapa çeneni!

Günaydın Laurie.

Günaydın Marty. İyi uyudun mu?

Eh, pek değil.

Yatakta o yana, bu yana dönüp...

rüya gördüm işte.

Kahveni getireyim.

Biliyor musun Laurie, ben...

diyorum ki, belki artık ikimizin çıkmaya başlamasının zamanı gelmiştir.

Sen ve ben üç yaşından beri çıkıyoruz zaten.

-Öyle mi? -Artık bunu fark etsen iyi edersin!

Tanrım Laurie, senden hep çok hoşlandım, ama...

Debbie ve Ethan'la ilgili bütün bu sorunlar varken, ben...

Ethan bir saat önce yola çıktı.

Debbie'yi bulmak için ondan daha iyisini yapabilir misin bilmiyorum.

Onu bulacak Martin. Sahiden bulacak!

Benim de korktuğum bu ya Laurie, onun Debbie'yi bulması!

"Komançi" lafını duyduğu andaki bakışlarını gördüm.

Bıçağını çıkardığını ve...

Her an kendini kaybedebilir!

Böyle bir anda onu durdurabilmek için yanında olmak istiyorum.

Seni burada tutabileceğimi ummuştum, ama böyle olacağını biliyordum.

Bunu senin için çaldım.

"Bir... Kızılderi..."

Ver de, ben sana okuyayım.

"Bir Kızılderiliden küçük boyda bir elbise aldım.

"Eğer bu sizin çocuğunuzun elbisesinden bir parçaysa, ödülü getirin.

"Nereye gittiklerini biliyorum. Jerem Futterman."

Brazos Irmağının güney kolunda küçük bir dükkanı var.

Bak, kendime bir at bulmam lazım! Sence baban...

Kahvaltını et!

Onu bulmam gerek!

-İyi peki, git de bul onu! -Ah Laurie, anlamıyor musun?

Ama bu senin sevgili atın!

Buyur senin olsun!

Ama geri döndüğünde beni burada bulacağına fazla güvenme.

Tam iki koca yıl boyunca seni bekleyerek...

bu Allah'ın çölünde oyalandım durdum.

Ben kızkurusu olmak için yaratılmadım!

Kusura bakma Laurie, ama Ethan'a yetişmem gerek.

İyi, hadi git de ona yetiş bakalım!

JEREM FUTTERMAN - TÜCCAR

-Futterman mı? -Evet.

Biraz konuşalım.

Bana bir mektup yollamışsın.

Evet?

Bir elbise hakkında.

Bu nasıl eline geçti?

-1.000 dolarlık ödül olduğunu söylemiştin. -Öyle söyledim.

Yanında mı?

Ödülü kızı bulduğumda ve eğer hala hayattaysa alacaksın.

İnsanın yaptıklarının karşılığı ödenmeli.

O elbiseyi almak ve size mektup yollamak için para harcadım.

Yirmi Yanki doları.

Harcanan zamanın da bir bedeli olmalı.

Konuş.

Geçen yaz bir yerli getirdi elbiseyi.

Şef Yara'nın esir çocuklarından birine aitmiş.

Yara mı?

Adını hiç duymadık, değil mi?

Ben de duymadım. Yerli dedi ki, Nawyeki Komançilerinin...

-önemli bir savaşçı şefiymiş. -Devam et.

Kışın hükümetin sığırlarından yararlanmak için kabilesiyle Wingate'e gitmiş.

O yerli öyle dedi. Belki de yalan söylemiştir.

Ya sen söylüyorsan?

Bu durumda dostum, sen kızı bulamazsın...

ben de 1.000 dolarımı alamam.

Gece burada kalabilirsiniz. Kumar, içki...

Yok, sağol.

1.000 dolarımı getirmeyi unutma!

O para daha senin değil!

Sana da izleniyormuşuz gibi gelmiyor mu?

Kızılderili tarafın sana oyun ediyor. Hadi uyu.

Şu atlar... Ne kadar da sinirli davranıyorlar.

Hava bozuyor, onun kokusunu almışlardır.

Daha odun atma. Beni ateş bastı.

Sabaha karşı donabiliriz.

Yaşlı Mose Harper gibi olmaya başladım.

Bu gece kemiklerim buz tuttu.

Çok tuhaf ama geçen kış Wingate Kalesi'nden geçtiğimizde...

Nawyeki Komançilerinin adını duyduğumu hiç hatırlamıyorum.

"Nawyeki"nin ne demek olduğunu hatırlarsan o kadar tuhaf gelmez.

-Ne demekmiş? -"Dolambaçlı" gibi bir şey.

Adam bir yere gideceğini söylerken öteki tarafı kastediyor.

Hadi ama Ethan. Ateşe daha odun atmasana! Sıcaktan bayıldım.

Rahat mısın?

Sen iyi misin?

-Sana iyi geceler diyorum işte. -Tamam, iyi geceler!

İyi geceler!

İyi geceler!

Sağol, çok iyiydin.

Bak sen, bu Futterman!

Ethan, ne yapıyorsun sen?

Paramı geri alıyorum, aptal! Ne zannettin!

İyi iş becerdik.

Biz mi? Sen beni yem gibi öylece ortaya attın!

Ateşi harlandırdın. Körükleyip durdun ki beynim erisin!

Ya ıskalasaydın ne olacaktı?

Hiç aklıma gelmedi.

Gidelim buradan.

Merhaba Bay Jorgensen.

-Charlie! -Bir mektubum var.

Tanrı aşkına, mektup mu?

Bayan Laurie için.

Bir yıl içinde tam iki mektup! Allah Allah!

Anne! Anne! Charlie McCorry geldi.

Bir mektup getirmiş. Hem de kur yapmaya gelmiş hani!

Günaydın Charlie.

Laurie, bak sana mektup gelmiş. Charlie getirdi.

Belki de sabırsızlıkla beklediğin haberlerdir dedim, hemen...

-Sağol. -Bir şey değil.

Bak, sana şekerleme getirdim.

Çok teşekkürler!

Laurie mektubu okurken biz de biraz oturalım.

Aslında benim gitmem gerekiyor...

Olmaz. Kalacaksın Charlie.

Ne de olsa mektubu Charlie getirdi. Dinlemeye de hakkı var.

Hadi, mektubu okusana.

Ama anne, bu mektup bana!

Tabii, ama... Hadi canım. Okuyuver.

Lütfen.

"Sevgili Bayan Laury..."

Çok biliyormuş gibi adımı "ie" yerine "y" ile yazmış.

Aman boşver imlayı... Lütfen ama! Ne fark eder ki? Oku şu mektubu!

"Sevgili Bayan Laury: Kalemi elime alıp yazmaya başlıyorum.

"Ethan ve ben hala şu Komançilerin peşindeyiz.

"Onlardan bize müteveffa Bay Futterman söz etmişti."

"Müteveffa" Futterman mı?

Aman Tanrım, yani Bay Futterman ölmüş ha!

Vah zavallı adam! Devam et Laurie.

"Kızılderili arazisinden kuzeye doğru ilerledik ve...

"hükümet karakollarından birinin orada...

"kamp kurmuş Kiowalar ve Wiçitalarla...

"ve hatta birtakım Komançilerle...

"karşılaşmakta gecikmedik.

"Ama aralarından hiçbiri Nawyeki değildi...

"ve Yara adlı bir savaşçı şefi de tanımıyorlardı."

Yara mı?

"Müteveffa Bay Futterman'ın Debbie'yi kaçırdığını söylediği şef o.

"Hükümet karakollarından birinde...

"kendimizi her tür ticari malla donattık.

"Bunun gelip gidişlerimizi kolaylaştıracağını düşündük.

"En revaçtaki malın ne olduğunu söylesem...

"gülmekten yerlere yatardın."

Hadi gidelim. Galiba bir şeyler buldum.

Yara'yı mı?

Sen çeneni kapalı tutmayı ne zaman öğreneceksin?

Atına atla da gidelim buradan!

-Kendime güzel bir battaniye aldım. -Boşversene. Hadi yürü!

Duyduğuma göre bir düşman Komançi kabilesi...

birkaç gün önce buradan geçmiş.

Yanlarında beyaz bir kız olup olmadığını sordum.

Şüpheli bir biçimde suratları asıldı.

-Sence onlar mı... -Bilmiyorum!

Ne diye bizi izliyor bu?

Hey sen! Derhal geri dön!

Hadi git!

Baksana, fikrimi değiştirdim. Battaniyen sende kalabilir.

Baksana, anlamadın mı? Onu istemiyorum!

Asıl sen anlamıyorsun kuşbeyinli!

Sen battaniye falan değil, onu satın almışsın!

Kendine bir kadın almışsın evlat!

Olamaz! Ethan, ona geri dönmesini söyle!

Söyleyeyim de, ailesi kadınlarından birini aşağıladığımız için...

kafa derimizin peşine düşsün, öyle mi? Olmaz efendim!

Hadi Bayan Pawley.

Hadi Bayan Pawley.

Neşeli grubumuza katılın.

Bayan Pawley mi?

"Sana söylemem gereken bir şey daha var.

"Sonradan Ethan'dan duymuş olma.

"Nasıl olup da kendime...

"bir eş bulduğum..."

Eş mi bulmuş?

Güzel!

Bir delikanlı hayatta genç yaşta evlenmeli. Öyle değil mi anne?

Hadi devam et, mektubu oku Laurie.

"Küçük bir Komançi kadını..."

Bir yerli ha!

Laurie, buraya gel de mektubu oku lütfen!

Buraya gel ve oku, lütfen!

Buyur al anne, mektubu sen oku.

Karım okul öğretmeniydi. Çok iyi okur.

Ben okuyacağım.

Demek bir Komançi yerlisiyle evlenmiş.

"Yaşı daha...

"senin kadar bile yoktu."

Benim kaç yaşında olduğumu sanıyor acaba?

Hey baksana! Kahve. Bana. Kahve.

Ben de biraz alabilir miyim Bayan Pawley?

Anlaşılan Bayan Pawley sana iyi ve sadık bir eş olacak.

Kes ama artık şunu, tamam mı?

Baksana, keşke sana durumu anlatabilsem.

Diyor ki, adı Gece Göğünde Uçan Yaban Kazı'ymış.

Ama istiyorsan, "Baksana" diye seslendiğinde de cevap verecekmiş.

Bu, Teksas'ta boşanma gerekçesidir!

Gerçekten de çok kabasın!

Bence bu hiç de komik değil.

Bak, eğer bir yararın dokunsun istiyorsan, neden ona Yara'nın yerini sormuyorsun?

Seni duydu.

Sen sorsana!

Nereye gittiğini biliyor musun? Yanında bir kız var mıydı? Beyaz bir kız?

Hayır, kadın değil. Bak...

Kız kardeş!

"Baksana" gitmiş!

Gece vakti çekip gitmiş.

Ailesine dönmeyecektir. Bu kesin.

Şu okun işaret ettiği yoldan gitmiş.

Peşine düşmeli miyiz?

Ne bileyim ben? O senin karın.

"Belki başka işaretler de bırakmıştı, ama...

"bundan hiç emin olamayacağız.

"Çünkü o gün ve sonraki hafta boyunca kar yağdı."

Bufalo arazisinden kuzeye doğru gidiyorduk.

O sırada, hala anlayamadığım bir şey oldu.

O gün, küçük bir sürü gördük.

Etimiz bitmişti, biz de etraflarını sardık...

ve yayan olarak üstlerine saldırdık.

Bu çok anlamsız!

Açlık! Boş mideler! İşte anlamı bu!

Hiç değilse bu kış hiçbir Komançinin yemeği olmayacaklar!

Dinle!

Bunlar kesinlikle Nawyeki Komançileriydi.

Bütün bu zaman boyunca aradıklarımızdı.

Bu "Baksana".

Askerler ne diye onu öldürmüş?

Kimseye bir zararı yoktu ki.

Onlara yetişmeliyiz, belki Debbie yanlarındadır!

Belki şu Yara denen şefleri de yanlarındadır.

Böylelikle Debbie'nin o köyde olduğunu anladık.

"Baksana", onları uyarmaya mı...

yoksa Debbie'yi bulmaya mı gelmişti...

bunu bilmeye imkan yok.

Hadi yürüyün! Hadi!

Buyurun?

Bir kızı arıyoruz. Beyaz bir kız. Bir esir.

Şimdi 14 yaşında olması lazım.

On dört mü? Burada o yaşta iki kız var.

-Bütün beyaz kadınlar kilisede. -O kız sizin neyiniz oluyor?

-O benim... -Benim yeğenim.

Bir dakika.

-Beyaz kadınlar mı? -Evet efendim.

Ayağa kalkar mısınız?

Ayağa kalkın lütfen.

İnsanın beyaz olduklarına inanası gelmiyor.

Beyaz değiller ki!

Artık değiller. Onlar Komançi!

Savaştaki kayıplarınız nerede?

Belki kimliklerini belirlememize yardım edersiniz. Hepsi beyaz ve esir.

Şurada beyaz bir kız var.

Hayır.

"Sabahleyin New Mexico bölgesine doğru yola koyulacağız.

"Bu yıl da Noel zamanı geri dönemeyeceğim için üzgünüm.

"Kalemi bırakırken sağlığının iyi olduğunu ümit ediyorum.

"İnşallah ailen de iyidir.

"En derin...

"saygılarımla, Martin Pawley."

O kızı asla bulamayacaklar.

Asla!

"Saygılarımla"ymış.

Kalkmış tam adını yazmış, "Martin Pawley".

Sadece "Marty" yazsa olmaz sanki!

Bir daha hiç dönmese de umurumda değil!

Charlie, yemeğe kalsana. "Hayır"ı cevap olarak kabul etmiyorum.

"Hayır" demek aklımın ucundan bile geçmedi, Bayan Jorgensen.

Buradan başka olmak isteyeceğim bir yer daha yok.

Hele şu anda.

-Tanıdın mı? -Şunu mu?

Koca dünyada bunun bir eşi daha yoktur!

Mose Harper!

Her zamankinden de gariban görünüyorsun!

Bir içkiye ne dersin?

Bu aralar pek iyi değilim. Yok efendim. Pek iyi değilim.

-Yaşlanıyorum. -Sen yaşlı doğmuşsun.

Sana yardım ediyordum Ethan. Hep aradım durdum.

Ödül hala geçerli.

Ben para istemiyorum Ethan. Para olmaz Marty.

Yaşlı Mose'un başını sokacağı bir delik yeter.

Bir de şömine başında bir sallanan sandalye.

Şömine başında bana ait bir sallanan sandalye, Marty.

Sen bize kızı bulmaya yardım et de, istediğin sandalye olsun.

Yemin eder misin Ethan? Söz mü?

Dedim ya, değil mi ama?

Ethan, kızı görmüş bir adam buldum.

Küçük Debbie'nin nerede olduğunu biliyor!

Nerede o? Kim bu adam?

-Söz mü? -Bu adam kim?

O adam benim Sinyor.

Hizmetinizdeyim. Bir bedel karşılığında. Her zamanki gibi.

Efendim, bana da...

Sen büyü de öyle gel.

Biraz iş konuşalım.

Neden olmasın?

Hadi gidelim.

Ama ben açım!

Sen burada tıkınırken...

ben de Cicatriz adında bir Komançiyle görüşeceğim.

Adını bile duymadım.

"Cicatriz" Meksika dilinde "yara" demek.

Büyüler ülkesi ha?

Bana kalırsa uğursuz büyü.

-İşte bu Savaşçı Şef büyük Cicatriz. -Yara ha?

Adını nasıl aldığın anlaşılıyor.

Sen, Geniş Omuz.

Genç olan, Sadık Takipçi.

Bir Komançiye göre bayağı iyi Amerikanca konuşuyorsun.

Sana birisi mi öğretti?

Pekala. Ticaret yapmaya geldik. Yalnız burada olmaz.

Ben böyle rüzgar altında konuşamam.

Komançi dilini iyi konuşuyorsun. Sana birisi mi öğretti?

-Sen burada kal. -Olmaz öyle şey.

Oğulları öldü. Bu yüzden karıları çadırının şeref bölümünde oturuyor.

Bunların hepsi onun karısı mı?

İki oğulu beyaz adamlar öldürmek.

Her oğul için, almak sürüyle...

kafa derisi.

Daha önce de kafa derisi gördük.

Bunu hiç görmek?

Ben ticarete geldim, koleksiyonuna bakmaya değil.

Ona söyle, derenin öte tarafında kamp kuracağız ve yarın konuşacağız.

Korktuğumdan değil.

Özür dileme. İyi para alacaksın.

Ama kim olduğunuzu, neden burada bulunduğunuzu biliyor. Ben bunu bilmiyordum.

Al şunu. Ben kanlı para istemem.

Sence şu Yara bizi öldürmeye mi niyetleniyor?

Öldürmek zorunda.

Tam beş yıldır bunun peşindeyiz.

Neden orada harekete geçmedi?

Konukseverlik galiba. Komançi konukseverliği.

Neden? Sen de mi ayrılmak istiyorsun?

Geniş Omuz!

Debbie, hatırlamadın mı? Ben Martin, ağabeyin.

Hatırladın mı?

Debbie, bir düşünsene...

Hatırlar mısın, hani benim atıma binmene izin verirdim?

Hani sana masal anlatırdım?

Beni tanımadın mı Debbie?

Tanıdım.

Hiç unutmadım ki.

Önceleri sana çok dua ettim, gelip beni alasın...

eve götüresin diye. Ama gelmedin.

Şimdi geldim Debbie.

Onlar benim halkım.

Git! Git Martin! Lütfen!

Geri çekil Martin!

Hayır, sakın yapma Ethan!

Ethan! Hayır, yapma!

Ayrıl ondan!

Anlaşılan şu omuzu tekrar açmak zorunda kalacağım.

Zehri çıkarmak gerek.

Beni şaşırtıyorsun Ethan... Nasıl bu kadar zaman hayatta kalabildin?

Oku şunu.

"Ben...

"Ethan Edwards...

"aklım başımda olarak...

"ve...

"hiç akrabam olmadığından...

"bu vasiyetle..."

Vasiyet etmek. "Bırakmak" demek.

"Her türden...

"bütün mülkümü...

"Martin Pawley'ye...

"bırakıyorum."

Hiç "akraban" olmadığını söylerken ne demek istiyorsun?

Debbie senin akraban ya!

Artık değil!

İyi o zaman, vasiyetin senin olsun!

Senin malını istemiyorum!

Onu kendi ellerinle vurmak için her şeyi yaptığını da unutmadım.

Sen ne biçim adamsın yahu?

-Bir yerliyle yaşıyor! -Kapa şu pis çeneni!

İnşallah ölürsün!

O gün de gelecek!

Herkese iyi akşamlar!

İşte geldi! Güzelce temizlenip paklanmış, taranmış.

Charlie, ne kadar da yakışıklısın! Seni zor tanıdım.

Evet ya bayan. Ben bile kendimi zor tanıdım.

Devam et Luther!

Bir şeyler içsene.

Olmaz Nesby. Rahiplik görevlerimi yerine getirmeden içemem.

Bar kapandı. Öyle değil mi Bayan Jorgensen?

Pekala, hadi! Törene başlayalım!

Hadi bakalım.

İncil.

-Şu mahmuzları çıkart! -Peki efendim.

Pekala, içeride sıra olun çocuklar.

"Evet, toplanacağız ırmakta

"Güzel, güzel ırmakta

"Toplanacağız azizlerle ırmakta

"Tanrı'nın tahtı yanında akan"

Bizim için parti yapmıyorlar herhalde, değil mi?

O gün de gelecek!

Ben iyiyim.

Ethan, Martin! İçeri giremezsiniz! Kolcular içeride.

Bize ne bundan?

Ama cinayetten aranıyorsunuz. İkiniz birden!

Şu tüccar, müteveffa Futterman...

Peder ve kolcuları şu sırada içeride...

Ne oluyor yahu?

Anlaşılan ikinizin konuşması gerekiyor.

-Hadi gel Lars. -Ethan... ambara saklan!

Ne diye?

Lütfen! Millet baksanıza!

Bak anne!

Bakın kim gelmiş!

İyi akşamlar.

Bar açık mı?

Bizim küçük kızdan haber var mı?

O artık küçük bir kız değil.

Onu gördün mü? Yaşıyor mu?

Onu gördüm ve yaşıyor.

İyi akşamlar Peder. Yoksa sana "Yüzbaşı" mı demeliyim?

Buraya nikah kıymaya geldim Ethan.

Bu iş bitene kadar "Peder" idare eder herhalde. Sonra konuşuruz.

-Marty de yanında mı? -Evet.

Döndüğüne sevindik Ethan. Biz de sana katılalım.

Ama sana bir mektup yazdım.

Beş yıl boyunca bir tanecik mektup!

Kağıt kuruyup yazılar silinene kadar okudum durdum onu.

Pek de mektup sayılmazdı, değil mi?

Hayır, sayılmazdı.

Hiç değilse beni sevdiğini söyleyebilirdin.

Seni beklememi isteyebilirdin. En azından bir şeye benzerdi.

Ama ben seni hep sevdim!

Söylememe gerek yoktu ki, zaten biliyordun.

Bu haksızlık Martin Pawley!

Haksızlık ve bunun farkındasın!

-Keşke ağlamasaydın Laurie. -Ağlayan kim?

Galiba yapabileceğim en iyi şey çekip gitmek.

Çek git bakalım Martin Pawley, ben de öleyim!

Nişanlımı rahat bırakırsan çok memnun olurum.

Herhalde onunla evlenmeyeceksin?

Tabii ki evlenecek!

Dönmüş olmanın da bir şeyi değiştireceğini sanma sakın!

Eh, açıkçası bilemiyorum Charlie.

Daha evlilik konusuna gelmemiştik.

Sen ne hakla namuslu bir kadına evlilikten söz edersin?

Şu saçma cinayet suçlamasını diyorsan...

Başka şeyler de var.

Şu evlendiğin Kızılderili kadın hakkında uyanıklık ederek sıyrılabileceğini sanıyorsun.

Kalıbımı basarım ki, o ilk yerli kadının değildi.

Hay seni...

Ah Marty, yine aynı şeyi yaptın!

Çekil önümden!

Marty! Charlie! Evimde kavga istemem.

İyi, o zaman biz de dışarıda dövüşürüz, ne olacak yani!

Ben bu işe silah karıştırmam.

İyi, bana göre hava hoş.

-Önden buyur Marty. -Sen buyur Charlie.

Burası olsun.

Sağol.

Şu oduna bir tükürüver.

Yapma Marty! Bu adil değil!

Marty, keser misin şunu!

Bu dövüş görev icabı mı?

Hayır efendim. Daha çok, özel bir mesele.

Pekala, devam edin öyleyse. Ama adil dövüşün. Isırmak veya hile yapmak yok!

Tekmelemek de yok!

Kaldırın şunları ayağa! Adil dövüşsünler!

Adil dövüşeceksin Martin!

Bir dakika!

Bu kimin kemanı?

Boğaz sıkmak yok! Hile yapmak yok!

Bay Edwards, durdurun şunları!

Neden? Bunu sen başlattın.

Marty, ayağına dikkat et!

Unutma ki, sen bir bayansın.

Hadi ama Charlie. Kalk ayağa!

İyi misin?

Galiba evet.

Hadi bakalım. Şimdi ikinizin de el sıkışıp arkadaş olmanızı istiyorum.

Kulağını ısırdığım için özür dilerim Marty.

Hiç acımadı Charlie.

Şimdi temizlenip paklanın da, nikah törenine devam edelim.

İncil?

Nikah falan olmayacak.

Biz bazı konuları halletmeden olmaz.

Hiç kimsenin evlenmemiş olduğunu düşünürsek yine de güzel bir düğündü.

Senden ve Martin'den eyalet başkentine kadar...

benimle gelmenizi istemek zorundayım.

Bu, darağacına davetiye mi oluyor Peder?

Yok, hiç öyle şey olur mu!

Herhalde Futterman'ı öldürmek için sebepleriniz vardı.

Herhalde öldürmeniz gerekmiştir.

Şimdi seninle vaiz olarak değil kolcu sıfatıyla konuşuyorum.

Aslında üçünün de arkadan vurulmuş olması...

soru işaretleri uyandıran tek şeydi.

Bir bu, bir de...

öldürülmeden hemen önce üstünde olduğu bilinen...

kayıp bir altın parçası.

Ethan, silahını bana teslim etmeni istemem gerek.

Eh, senin için fark etmeyecekse Peder...

ben Austin'e gitmiyorum!

Yüzbaşı öyle diyorsa gideceksin.

Durun! Durun!

İkinizi de biraz sakinleşmeniz için tabakhaneye kapatacağım.

İyi akşamlar bayan. Yüzbaşı Clayton?

Afedersiniz bayan.

-Yüzbaşı Clayton mu efendim? -Hayır.

Yüzbaşı Clayton benim.

-Yüzbaşı Clayton siz misiniz? -Evet, ben Yüzbaşı Clayton.

Albay Greenhill'den saygılarla. Albay'ın öğrenmek...

-Başın mı üşüyor? -Hayır efendim.

Afedersiniz efendim.

-Pekala, baştan başla. -Albay Greenhill'den saygılarla efendim.

Dur bakalım evladım. Bu Albay Greenhill kim oluyor?

Albay Greenhill Albay Greenhill'dir.

-15. bölük komuta... -Ya sen kimsin?

Ben Teğmen Greenhill'im efendim.

Baban ne öğrenmek istiyormuş?

Eee, devam etsene.

Babam... Albay Greenhill'in istediği...

-En çabuk ne zaman... -Arkanı dön evladım.

Evet, bu bir Yanki süvarisi.

Albay Greenhill öğrenmek istiyor, en çabuk ne zaman... Buna çok alındım efendim!

Şaka yapıyordum evlat, şaka yapıyordum.

Ne zaman Komançilere ortak misilleme yapmak için...

birliğinizi görevlendirebilirsiniz?

-Ortak ne? -Ortak misilleme saldırısı.

Yara adında bir şefi olan bir Komançi kabilesiyle ilgili bilgiler aldık.

Ne bilgisi?

Bu yakınlarda saklanıyormuş.

Bu yakınlarda olduğu ne malum?

Nöbetçimiz bir adam yakaladı.

İki gün öncesine kadar Yara'nın esiriymiş.

Biraz delice konuşuyor, onu buraya getirdik.

Burada yaşıyormuş. Bir sallanan sandalyeden söz ediyor hep.

Kollarından tutun.

Bu Mose!

İyi akşamlar bayan. Sallanan sandalyemi almaya geldim.

-Onu ateşin yanına taşıyın. -Dikkat edin!

Ayağa kaldırın!

Çabuk bir sandalye getirin.

Ona bir içki getirin!

Başına dikkat edin!

-Al bir şeyler iç Mose. -İç bitir şunu Mose.

Mose. Yara... nerede o?

Sallanan sandalyem. Bana bir sallanan sandalye vaadetmiştin.

Ona Debbie'yi sorsana. Debbie iyi mi, Mose?

Deli numarası yaptım.

Sizce deli değilim, değil mi bayan?

Hayır Mose, yalnızca hastasın ve incinmişsin.

Teşekkürler bayan.

Mose, hatırlamaya çalış. Yara'nın kampındaydın.

Çamur yedim ve çimen çiğnedim. Onları kandırdım.

Yara nerede saklanıyor?

Sana söylemem.

Marty'ye söylerim.

Yedi Parmak, Marty.

Bu kadar yeter Ethan. Onu yatıralım.

-Yedi Parmak mı? -İzninizle belirteyim efendim...

bize de böyle dedi, ama haritalarda öyle bir yer yok.

Bu, Malapai altında bütün kanyonların birleştiği yerin Kaddo dilindeki adı değil mi?

Brazos Irmağının Yedi Parmağı!

Hani sandalyem?

Tamam, getireceğiz.

Git babana söyle, bizden bir kolcu kuvveti...

on dördü de baştan aşağı silahlı olarak...

şafakta savaş alanında olacak.

Malapai'nin güney ucuna doğru gideceğiz.

Bize yetişebilirse ne ala!

Savaş alanına yarın ulaşamayız. Kendi güvenliğiniz için.

Evladım. Şu ileride bir grup cani var...

Yanlarında Teksaslıların kafa derileri, bir de beyaz kız var!

Eğer bizi korumak istiyorsanız, yolumuzdan çekilin.

Şimdi hemen babanın yanına koştur bakalım!

Sen ve Martin bundan böyle sivil izcilersiniz. Para almayacaksınız.

Çocukları alın da karargaha dönüp birliğimi toparlayın.

Gitmeyeceksin! Bu kez olmaz.

Deli misin sen?

Artık çok geç. O artık kocaman kadın.

Gitmem gerek Laurie. Onu eve getirmeliyim.

Neyi getireceksin?

En yüksek bedeli verene defalarca satılmış, Komançi yerlilerinin artığı...

Laurie, kapa çeneni!

Fırsatını bulursa Ethan ne yapacak, biliyor musun?

Onun beynine bir kurşun sıkacak!

İnan bana, Martha da böyle yapmasını isterdi!

Ancak ölümü çiğner!

Onlara 200 metre kadar yaklaşabiliriz.

Arkada sol tarafa doğru bir merkez var.

Kaç tane dersin?

Her biri yaklaşık bir düzine.

Etrafından dolaşmaya yeter.

Evet, onları bulduk!

Şimdi çocuklar...

Teksas eyaleti sizlere her ay 12 Yanki doları ödüyor.

Şimdi bunu hak etme fırsatınız var!

Kolanlarınızı sıkılaştırın. Gün doğarken saldıracağız.

-Yalnız dikkat edin de... -Bir dakika Peder!

Onlara saldırırsak, kızı öldürürler! Bunu biliyorsun.

-Ben de buna güveniyorum ya. -Farkındayım.

Ama öyle olmayacak işte! Kız yaşıyor ve yaşayacak!

Onunkine yaşamak denmez.

Ölmesindense hayatta olması ve Komançilerle yaşaması daha iyidir!

Bak oğlum, bunu söylemek biraz acı, biliyorum ama...

burada kardeşinden daha başka şeyler söz konusu.

Tabii ki öyle. Sana bir şey söyleyeyim.

Bu konuyu açmayı düşünmemiştim, ama artık sana söyleyeceğim.

Yara'nın mızrağında asılı, uzun ve dalgalı kafa derisini hatırlıyor musun?

Evet, gördüm. Sakın bana o Martha Teyze'nin ya da Lucy'nin deme!

Senin annenindi.

Bu durumu değiştirmez. Bu bir şey değiştirmez!

Bana bir şans verin, siz saldırmadan önce içeri sızıp onu çıkarayım.

Ya yakalanırsan?

-Sizin için fark etmez, değil mi? -Hayır dedim!

Peki, önden git bakalım oğlum. Ama ilk alarm işaretinde geliyoruz.

Harekete geçtiğimizde de hedeflerimizi seçmeye zamanımız olmayacak!

Ölümüne gidiyorsun.

Yüzbaşı Clayton!

Yüzbaşı Clayton!

Hay Allah iyiliğini versin!

Hadi durma! Hazırken bir de saldırı borusu öttür bari!

Boşver. Baban burada olduğunu biliyor mu?

Evet efendim. Birlikler 15 kilometre kadar geride.

Beni sizi bulmam için gönderdi.

Beni buldun işte. Aferin sana ve hoşçakal.

Yapabileceğim bir şey var mı?

Allah göstermesin.

Sen dönüp babana yerimizi ve kendi yerini söyle yeter.

Ama babam bunu biliyor efendim. Kalamaz mıyım?

Lütfen?

Tamam, peki. Ama benden sakın evlat.

Ben o çocuksu vahşilere benzemem, zor vakayımdır.

Eğer ilk bağırışımı duymazsan...

aklımı okusan iyi olur.

Çünkü ne olursa olsun asla iki kere bağırmak istemem!

-Peki efendim. -Evladım...

o kılıca dikkat et!

Afedersiniz.

Dur!

At bin!

At bin!

Sakın bağırma!

Ben kardeşin Marty!

Seni buradan götüreceğim. Seni buradan çıkaracağım Debbie.

Evet Marty!

Kardeşlerim, aralarına dalalım!

Charlie, Nesby, siz şu at sürüsünü kaçırın...

Oğlum, o kılıca dikkat et!

İleri!

Hayır Ethan!

Hayır Ethan!

Eve gidelim Debbie.

-Acıttı mı Peder? -Kapa çeneni!

Tebrikler Yüzbaşı! Aferin oğlum.

Yaralandınız mı?

-Kurşun mu? Ok mu? -Hayır!

"Bir adam arar

"Kalbini ve ruhunu

"Gider arar ötelerde

"Biraz iç huzuru

"Bitmez hiç bulma umudu

"Ama nerede, Tanrım

"Tanrım, nerede

"Düş yollara"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.