Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
::..::Çeviri: Anobist::..:: YÇÇ / İyi seyirler...
Son Bölüm
Neden bu kadar güçsüzsün? Daha sert.
Sert yapmaya çalışıyorum zaten.
Bu sesler de ne?
Üst katta hararetli bir olay yaşanıyor zannımca.
Kavga mı ediyorlar yoksa?
Yeon Kyung, bastır!
Şimdi sıra suni teneffüste.
Kafasını geriye yatır, çenesini kaldır.
- Neden yapıyoruz bunu peki? - Solunum yolunu açmak için. Ben de biliyorum.
Yeon Kyung Hatun, bunun üzerinde değil de senin üzerinde tatbik etsem olmaz mı?
Geç onu. İki kere nefes ver, başla hemen.
Tekrar kalp masajı, 30 kez.
Kollarını düz tut. Avuç içlerin tam göğsün ortasına denk gelmeli.
- Parmakların kaburgalara zarar vermemeli. - Niye öğrenmem lazım ki bunu?
Bunu mu? Bunu mu dedin? Ne kadar önemli bir şey bu, bilmiyor musun?
Orada 119 da yok. Hiç değilse bunu öğren ki bir kişiyi daha kurtarabilesin.
Bunu bilmesem de olur. Gayet iyi kurtarıyorum zaten.
Biliyorum, biliyorum ama...
Artık geri dön. Olman gereken yere.
Buradaki insanların nasıl yaşadığını gördün değil mi?
Savaş yok, doktor da hastane de çok.
Acil servis de var. İlacımız ve yiyeceğimiz de yeterli.
Sensiz de idare eder burası.
Fakat Joseon'da savaş var. Ne hastane ne de doktor var.
İlaç da yemek de yetersiz.
Sana ihtiyaç duyan bir sürü insan var.
Geri dönüp Joseon'u korumalısın.
Ancak bana, yalnızca üç gün zaman ver.
Sadece üç gün.
Bunu hallettik.
Sırada...
Hangisi olsun?
O ne be?
- Çok güzel, değil mi? - İki dakikada Joseon'da sevgili mi yaptın?
Öyle değil yahu. Dikkatli bak bir.
Gözleri ufacık, burnu da yassı. Hiç güzel değil.
Kadından anlamıyormuşsun hiç. İşin çok zor.
Sensin o hatun.
Tam bir afet. Tanrıça resmen. Güzel gelmişti zaten. Parıl parıl parlıyor. Çok güzel.
- Çok hoş çizmişsin. - Ver telefonu. Bu resmi Sakızım'a gönder.
Gönderildi.
Geldi. Tam bir afet resmen.
- Sırada ne var? - Bunu yapalım mı?
- Ben bunu yapmak istiyorum. - Sırada bu var.
- Bu da vardı. Buna ne dersin? - Niye sıraya göre gitmemiz lazım ki?
- Yapmak istediğimizi yaparız, olur biter. - Madem öyle niye plan yaptık?
Madem öyle neden bana danıştın?
Hiçbirini yapmayalım mı yani?
Hepsini yapalım, yapalım da zamanım az.
- İlk önce bunu yapalım o zaman. - Ben ilk önce bunu yapmak istiyorum.
İlk önce bunu yapalım.
Alışverişin ne acelesi var acaba? Her daim açsın, aç.
Joseon'da yaşa bir bakalım, böyle laflar edebiliyor musun?
- Ben zaten az yediğimden sıkıntı olmazdı. - Joseon'da bu lafı etsen küfür yerdin.
- Niye hep böyle şeyler söylüyorsun? - Sen böyle olduğun için.
İdam cezası verseydin bari!
Niye bu kadar çok şey aldın? Kim yiyecek bunları?
- Hepsini ben yiyeceğim! - Hele bir kalsın da gör!
- Kalanı da Joseon'a götürürüm olur biter. - Tüm gün alışverişle geçti.
Yakında gideceğim. Benim için bunu bile yapamıyor musun?
Niye bunu söyleyip duruyorsun? Bilmeyen mi var sanki?
Bilen adam böyle yapar mı? Ben olsam her istediğini yapardım!
Sanki zor bir şey istedik.
Niye düzgünce söylemedin?
Daha az şey alırdık, o kadar vakit de gitmezdi.
- Oturun lütfen. - Amanın.
Bugün sizler için marifetlerimi konuşturdum.
Hepsini ben pişirdim. Oturun lütfen.
Pekala. Afiyetle yiyeceğiz.
Güzel kokular geliyor.
- Niye bu kadar yemek yaptınız? - Çok yapmışsınız.
Özel bir gün mü bugün? Müdür Bey'in doğum günü de değil.
Hiç birlikte yemek yiyemedik.
Afiyetle yiyin lütfen.
- Pekala. - İçeride daha var, bol bol yiyin.
- Efendim, lezzetli mi? - Evet.
Lezzetli.
- Abla, lezzetli mi? - İnsan mı yiyecek bunları?
Yenilebilir. Mide fesadı geçireceğim bugün.
Afiyet olsun.
Bol bol yiyin.
Niye hala gelmedi? Her dakika ne kadar mühim.
Hazır mısınız? Düzgünce durun.
Yine mızmızlanıyorsun. Geç yerine.
Hazırız.
Hazırlıklar tamam. Çekiyorum.
Sıradaki hastayı içeri gönderin.
Doktor Heo?
- Burada ne işin var? - Sıradaki hasta içeri girsin demedin mi?
Akupunktur yaptırmaya geldim.
Kaç gündür Doktor Choi ile randevuya çıkıp durduğumdan sol omzum tutulmuş.
- Nazikçe yap yahu. - Daha iğneyi batırmadım bile.
Ben olsaydım oraya değil tam aksi yöne yapardım.
Houxi, Kunlun ve Tonggu.
Kafa mı buluyorsun? Madem itimadın yoktu niye geldin buraya?
Bir torun atasına nasıl bu denli nobran davranabilir?
Bir çay ikram etmeden akupunktur mu yapacaksın?
Sağ olasın.
Yaşımız aynı gibi.
Ne zamandan beri akupunktur konusunda böyle maharetlisin?
Oldum olası.
Ne zamandır ne bileyim ben.
Hekim olur olmaz yüzlerce hastayı tedavi edince, farkına varmadan oluvermişim.
Baksan baksan bu yaşına kadar kaç hasta bakacaksın ki? Kaç hastaya baktın?
Günde bir düzine, bazen de 100'den fazla oluyordu. 10 yıldır böyle.
Düzine mi? 100 hasta mı?
O ihtiyar herif de yani... Evvelce söylemeliydi bana.
Parmak izinin olmaması bu yüzden mi yoksa?
Emeksiz yemek var mı dünyada?
Amma böbürlendin.
Doktor Yoo, iyi bir yürek taşıyorsun. Eminim başarılı olacaksın.
Ne şimdi bu?
Yoksa...
Çok sevinme.
Yeon Kyung nuna ne olacak o zaman?
Doktor Yoo, bundan sonra da gayet güzel bir şekilde davranırsın umarım ona.
Onun için samimi bir şekilde endişelenen kardeşisin sonuçta.
"Kardeş."
Bunu rica etmek için mi geldin?
Bir ricam daha olacak.
Yeon Kyung.
Dede.
Onunla gitsem olmaz mı?
Onunla olmak istiyorum.
Onsuz yaşayamam artık.
Dede, ne olur.
Ne olur onunla gitmeme izin ver.
Onunla gitmek istiyorum.
Onunla gitmek istiyorum dede.
Onunla gideceğim. Sorun değil benim için.
Onunla gideceğim. Dede...
Dede, onunla gitmeme izin ver.
Özür dilerim dede.
Bu gözyaşlarını unutacağım.
Yalnızca gülüşünü...
Gülüşünü götüreceğim yanımda.
Götüremeyeceğim şeyleri verirsen bana...
...asıl götüreceğim şeylere yer kalmaz.
Neşter tutan bu elin.
Beyaz önlük giyen o halin.
Hastalarına karşı duyduğun hisler.
Bunları götüreceğim yanımda.
Sadece bunu hatırla.
Senin için atan kalbimi.
Gidecek başka bir yerin yoksa biraz daha kalabilirsin.
Bugün yağmur sesi daha bir güzel geliyor.
Seni bir daha yalnız bırakmayacağıma söz verdim.
Yeşil çay, japonsarmaşığı çiçeği ve ararot kamışı kaynattım.
- Sabahları ve akşamları için. - Ne? Benim için mi?
- Peki. - Naçizane görüşüme göre Cheol Soo denen adamdansa...
...bu aptal kat kat iyi.
Jae Sook. Aptal kelimesini çıkaralım.
Yüzsüzce bir istek olacak ama...
...ben yokken anneme ve Bong Shik'e göz kulak olun.
Peki, oluruz.
Şu aptalı ne yapacağız?
Trendleri bilirim biraz. Dosdoğru adamlar revaçta bu ara.
Dosdoğru adam...
Ne demek oluyor bu?
Hı?
İkinize de çok teşekkür ederim.
- Efendim. - Eğilerek selamlaman yeterli.
Zordur senin için, uzun uzun veda etmene gerek yok.
Git hadi. Kızcağız seni bekliyordur.
Sağlıcakla kalın.
Endişe etme. Uzun süre Yeon Kyung'un yanında olacağım.
O halde müsaadenizle.
- Vedalaşıp gitmesine bile üzülüyorum. - Üzülüyor musun? Bence tekrar gelecek.
"Buraya bakın" diyerekten.
Nereye gidiyor ki bu kadar üzücü bir halde? Bir tane iğnesi bile yok yanında.
Bu şekilde giyindiyse Joseon'a muhtemelen.
- Şakanın sırası mı şimdi? - Şaka değildi.
Bu mevsimde soğuk ve kuru bir hava olur.
Ciğerlerini üşütebilirsin.
Kalın giyinmeye dikkat et.
Orası kışın daha soğuk oluyordur.
Tuhaf kaderimde benimle birlikte olduğun için teşekkür ederim.
Artık...
...canının yanmayacak bir daha.
Sözümü tutamadığım için bağışla.
Artık...
...seni beklemem gerekmeyecek.
Gidiyorum.
Tek başına yalnızlık çekersin.
Seninle olacağım.
Kurtaracağım seni.
Onu bir başına bırakıp geri döndüğüm dünyam.
Hekim Heo. Tüfekle vuruldu.
Yokluğumda burası...
...neresine gidersen git, ölümle, acıyla ve çığlıklarla dolu bir yer olmuş.
Kendine gel. Bana bak.
Kurtarabildiklerimden ziyade kaybettiklerimle dolu.
Kaderimmiş gibi her gün, onların acısıyla ve ölümüyle yüzleşiyorum.
Nihayetsiz bu savaş karşısında benim gücüm hükümsüz.
Hayatla bağlarını koparmayıp beni bekleyen insanlar olduğu için...
...bu yolculuğa son vermem mümkün değil.
Hastayı kaybedip tek bir damla gözyaşı dökemediğim zamanlar, düşünüyorum.
Senin dünyandaki imkanlar olsaydı...
...daha çok hayat kurtarabilir miydim?
- Ne hastası? - Trafik kazası. Direksiyon göğsüne batmış.
- Kan basıncı? - 70/80. Nabzı 130.
Kalbinde çok kanama var. Hemen ameliyathaneye götürüyoruz. Taşıyın.
Olmaz.
Hasta Lee Jae Woong...
...1 Ekim 2017 tarihinde...
...saat 15:31'de vefat etti.
Tıbbın büyük gelişmeler gösterdiği bu dünyada da...
...her zamanki gibi insan gücüyle kurtaramadığın hayatlar oluyor.
Elinizi yumruk yapın.
Bazen de bilimsel olarak açıklayamayacağın mucizeler yaşanıyor.
Teşekkür ederim.
Ancak ben biliyorum.
Onların mucize olmadığını.
Ağrı kesici verin.
Tıpkı senin dediğin gibi...
...ölümle yaşama Tanrı karar veriyor.
- Acil hasta. - Çekilin.
Hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide...
...bu topraklardaki doktorlar da tek bir ölüme dahi mani olmak uğruna...
...her gün ellerinden geleni yapıyorlar.
Senin dünyanda...
...acaba bugün...
...muhakkak kurtarman gereken bir hastayı kaybettiğin için ağlıyor musun?
Senin dünyanda...
...bugün, gün boyunca kaç kez ölümle yüzleştin acaba?
Sen...
Sen...
...iyi bir hayat sürüyor musun?
...iyi misin?
Hekim Heo. Hoş geldiniz.
- Geldiğiniz için çok teşekkürler. - Hasta nerede?
Bu taraftan.
Anne.
Hanımelini ve meyan kökünü kaynatıp sık sık içirin.
Çok teşekkürler.
- Annem yaşayacak mı yani? - Evet, merak etme.
Daha iyi olacak.
- Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. - Ne demek.
Kaçtığı sırada hastalanmış. Orada hekim olmadığından tedavi olamamış.
Birkaç gün bile dayanamaz.
Kim bu?
Haeminseo hekimi, Heo Im.
Heo Im, şerefsiz.
Seni öldürmeden öteki tarafa gideceğim için...
...derin bir pişmanlık içindeyim.
Hasta olduğunuzu işitip tedavi etmeye geldim.
Hadsiz...
Nabzınıza bakabilir miyim?
Aklından geçeni bilmediğimi mi sandın?
İntikamını alıp...
...beni hor göreceksin.
Ne oldu?
Böyle ölüp gittiğimi görmek memnun etmedi mi seni?
İstemiyorsanız gideceğim.
Böyle gidersen ne yaparım ben?
Ne olur...
...canımı bağışla.
Lütfen canımızı bağışlayın.
Efendim! Lütfen canımızı bağışlayın!
Nabzınıza bakacağım o halde.
Habis ur. Tüm bedenine yayılmış.
Çok geç artık.
O gün anneme akupunktur yapsaydın da yaşamayacağını biliyorum.
Yine de senden intikamını almak istedim.
Şu an yapabileceğim tek şey çektiği acıyı azaltmak.
Endişe etmeyin. Şu an benim için hekime ihtiyaç duyan bir hastasınız sadece.
Pekala.
Köle Sam Wol'un evinde sıra. Ne taraftaydı acaba?
Bu taraftan, evet.
Shinhae Hastanesi
Yemeyeceğim! Yemeyeceğim dedim!
Kaç kere söyleyeceğim! Çek şunları!
Neyin var senin?
- Kim Min Jae. - Efendim?
Sen uzman doktordun artık değil mi? Sorry.
- Lee Soo Ho. - Buyurun, Doktor Hanım?
Kafeteryayı arayıp hasta yemekleriyle nasıl ilgilendiklerini sor bir.
Kalp hastası birine nasıl böyle yağlı yemekler gönderebilirler?
- Pekala. - Az yağlı et...
...balık ve bol bol sebze vermelerini söyle. - Pekala.
Çok seçici bir hasta olduğundan güzel yemekler göndersinler.
Temizlik de yapılması şart.
Hasta odalarının temizlik kuralları! İşini düzgün yap!
Özür dilerim.
Bye.
Ergen seni.
Ameliyatına saatler kalmış bir hasta gece vakti nereye gidiyor acaba?
Sana ne ki bundan? Ne oldu? Mani mi olacaksın?
Hayır, olur mu hiç?
Seninle geleceğim.
Doktorunun arabası bile var.
Yalnız önce holter monitörünü takmamız lazım.
Başka her şey var yanımda ama bir o yok.
Shinhae Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Kliniği Açılış Töreni
Amanın, Doktor Choi. Görüşmeyeli ne kadar zaman oldu.
Doktoranız bitmiş duyduğuma göre. Bu genç yaşınızda, harikasınız.
Hala gidecek çok yolum var.
Yetenekli bir doktorsunuz, teziniz de göze çarpan bir tez.
Yakında doçent Choi, profesör Choi olursunuz.
- Haksız mıyım? - Haklısınız.
Hastanemizin olmazsa olmaz doktorlarından.
Oh Ha Ra'nın annesi Doktor Choi'nin hatırına büyük meblağlarda bağış yaptı.
Bu iyiliğinizin karşılığını nasıl öderim bilemiyorum.
Ne iyiliği yapmışım sizin için?
Ne?
Bu sizin için değil, Oh Ha Ra gibi hasta çocuklar için yapılmış bir hayır.
Tabii ya. Tabii ki öyle.
Paraları olmadığı için tedavi olamayan tek bir çocuk kalmayacak şekilde...
...elimizden geleni yapalım.
- Tabii ki. - Sizden de rica ediyorum Prof. Han.
Elbette.
Oh Ha Ra'nın annesi bu sözleri iletmemi istemişti.
- Görüştünüz mü? Ne zaman? - Oh Ha Ra'nın ölüm yıldönümünde.
Mesajı ilettiğime göre artık müsaadenizi isteyeyim.
Hoşça kalın.
Başkanım...
Shinhae Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Kliniği Açılış Töreni
Oh Ha Ra'nın Adına
Doğum gününde görüşürüz, Oh Ha Ra.
- Kes şunu. - Ne oldu?
Doktoramı senden önce bitirdim diye kıskanıyor musun?
Hayır, hayır, hayır. Tezimi verip senin gibi yaşayacağıma böyle kalırım daha iyi.
- Ne? - Her Allah'ın günü hasta, ameliyat. Hasta, ameliyat.
Can mı dayanır buna?
Hastaları ve ameliyatları çıkartınca doktor için geriye ne kalıyor?
Tek doktor sensin ya, sensin.
Hastasın sen hasta. Tedavisi olmayan ölümcül bir hasta.
Bir aralar hiç değilse üç dört kişiyle aynı anda çıkıp insan gibi yaşıyordun.
Choi Yeon Kyung.
Şu kibirli piç yine gelmiş.
Onu her gördüğümde neden keyfim kaçıyor? Yine sadece iki tane kahve almış.
- Keyfin mi kaçıyor? - Boyu yüzünden herhalde.
O zaman bundan ye.
Gittim ben.
Bana baksana! Çocuk muyum ben? Bebek miyim? Aman ya, gidiyorum.
Bu ne? Düğün davetiyesi mi?
Gelecek aymış. Seul Durağı'na gelip davetiye dağıttı.
Dilencilerin kralı sonunda gelin sahibi olacak.
1 yıl önce oğluyla birlikte güvenlik görevliliğine başladı.
Bugüne kadar biriktirdiğim parayla oğluma düğün yapacağım diye hava atıyordu.
Demek öyle. Çok sevindim.
Diğer amcalar da düğüne davet edildiler diye erkenden kıyafetlerini yıkamış.
Düğünden önce de hamama gitmeyi planlıyorlar.
Niye öyle bakıyorsun?
Öylesine...
Seninle gurur duyduğum için.
Hastanede yeterince yoğunsundur.
Ama yine de iki haftada bir mutlaka metroya gittiğini duydum dedemden.
Heo Im rica ettiği için gitmiyorum.
- Ne? - Yani...
İlk önce o rica ettiği için gitmiştim ama artık ben istediğim için gidiyorum.
- Tamamen kendi rızamla. - Biliyorum.
Becerim de epey bir gelişti.
Göstermek istiyorum ama göstermemin bir yolu yok.
Aynen öyle.
Öğrenseydi çok mutlu olurdu.
Düğüne de birlikte giderdik.
- Onunla kesecek misiniz cidden? - Evet.
- Ailemizden yadigar bedenimize bıçakla zarar verirseniz- - Zarar görmüş zaten.
Hiç değilse bu şekilde canını kurtaracaksın.
- Önüne bak sen. - Ama yine de...
Kesiyorum, kestim.
Çırak Efendi!
Çırağın çırağı, Efendi Heo.
Az bir bekleyin.
Mak Gae, Mak Gae. Sana kaç kere bana öyle seslenme dedim.
Siz, Sayaga değil misiniz?
Hatırladığınız için teşekkür ederim lakin artık o ismi unutunuz.
Benim adım, Kim Cheon Sung.
Beni hatırladınız mı?
O zamanlar teşekkür bile edememiştim.
Kurtardığınız için teşekkür ederim.
İyi ki geldiniz.
Joseon vatandaşlığına geçen iyi bir Japon komutanı var diyorlardı ama...
...sizden bahsettiklerini bilmiyordum.
Ben de savaş meydanına gidip yüzlerce kişiyi kurtaran...
...bir hekimin namını işitmiştim. Sizmişsiniz.
Nasıl oldu da aynı taraf olduk?
Biz yalnızca kendimize yakışan bir hayatı tercih ettik.
Dahası bu hayatı da siz vermiştiniz bize.
O kadın iyi mi?
İyidir.
Artık birlikte değil misiniz?
Ait olduğu yere geri döndü.
Birlikte çok güzel görünüyordunuz.
- Öyle miydi gerçekten? - Olur da...
...yeniden karşılaşırsanız o kadına muhakkak sorun şunu.
Sizinle tanıştıktan sonra hayatının ne kadar değiştiğini.
Zaten biliyordur.
- O nedir? - Ödümü kopardın!
Yine gizlice arka kapıdan mı girdin?
Çok güzelmiş. İlk kez görüyorum.
Güzel mi? Buna heart diyorlar.
İki manası var.
Bir manası kalp diğeri de birine duyduğun aşk.
Tıpatıp sana benzeyen bir kız öğretti bunu bana.
- Amca. - Söyle bakalım. - Ne zaman tıp öğrenmeye başlayabilirim?
Tıp mı?
Biraz daha zaman geçsin, az daha büyü ondan sonra-
- Amca! - Büyüğün konuşurken...
Şuna bak. Hayatını kurtaran benim ama...
...bana hiç öyle sarılmadı.
Yeon Yi'm burada karşılaştık demek.
Evet, bitkisel ilaçlara bakmaya gelmiştim.
İleride harikulade bir hekim olacaksın.
Evet, Hekim Heo'dan daha harikulade bir hekim olacağım.
Seni gidi. Benim kim olduğumu biliyor musun sen?
Kim olacaksın? Haeminseo'da sıkışıp kalmış 10 yıldır çırak olan birisin.
- Kimin yüzünden öyle acaba? - Yoksa benim yüzümden mi?
Buraya hangi rüzgar attı sizi?
Kral'ın sağlığıyla alakadar olan bir kraliyet hekimisiniz.
Kral için buradayım.
Kral'ın kulağındaki çınlama geçmek bilmiyor.
Kral akupunktur olmak istediği için seni tavsiye ettim.
Yanlış mı düşünmüşüm?
Sen karar vereceksin sonuçta. Ne diye dik dik bakıyorsun?
Hekim Heo! Hekim Heo!
Oğlumu kurtarın! Boğa ısırdı!
Hekim Heo, ne olur kurtarın onu.
Hekim Heo şu an saraya gidiyor. Başka bir hekime gösterin.
Hayır, olmaz. Hekim Heo olmazsa oğlum ölür.
Yakında ölecek gibi görünüyor zaten. Gidelim haydi.
Çocuğu odaya götürün.
Ayrıca derhal su, iğne ve dut kabuğu getirin.
- Pekala, benimle gelin. - Sağ olun.
Ne yapıyorsun sen? Hekim Heo, ne cüretle Kral hazretlerini bekletirsin?
- Daha ivedi bir hasta olduğundan biraz beklemesini söyleyin. - Ne?
Aklını mı kaçırdın sen? Ne cüretle Kral hazretlerini...
Bu yaptığın saygısızlığı nasıl ödeyeceksin?
Kral hazretlerinin halkı oluyor.
Kral'ın göz kulak olup koruması gereken halk!
Bana engel olup bu çocuğun ölümüne sebebiyet verirseniz...
...kızgın halk ile başa çıkabilecek misiniz?
Bu ne cüret?
Amanın...
Neyse ki organları zarar görmemiş. Yarasını kapatmamız lazım hemen.
- Sanırım dikmem gerekecek. - Ne?
Dikecek misiniz? Nasıl?
Hemen iyileşmesini istiyorsak açık yarayı dikmemiz lazım.
Ne? Etini mi? Tanrım...
Saygısız herif. Ne cüretle majestelerini bekletirsin?
Savaş nedeniyle suçunu bağışlayıp aynı yerde çalışmana müsaade ettik.
Hala aklın başına gelmedi mi?
Bak halen duruyor. Derhal majestelerinden özür dile.
Pekala, o çocuğu kurtardın mı?
Yüce inayetiniz sayesinde kurtarmayı başarabildim.
Bu kafi. Daha fazla laf söz etmeyin.
Bir hekim olarak haiz olduğun marifetleri işittim lakin...
...benimkisi hiçbir hekimin deva bulamadığı bir dert.
Ayriyeten geçen seferki gibi beni aşağılamayacağına nasıl itimat edebilirim?
Majesteleri, akupunkturu çok iyi bilmem lakin...
...bildiğim tek şey Heo Im'in akupunktur usulünün diğer hekimlerden başka olduğu.
Dahası başka hiçbir hekimin sahip olmadığı akupunktur usulleriyle...
...sayısız kişiyi kurtardı. İtimat edin lütfen.
Haydi, tedaviye başla.
Sabah Kral'ın kaçtığını işitmedin mi?
O yüzden öfkeli insanlar toplanıp orayı burayı yakıyor.
Paramparça olasıca. Nasıl halkını terk edebilir?
Ne duruyorsun? Derhal tedaviye başlasana.
Kulak çınlaması, bir başkasının bilmediği yalnız sizin bildiğiniz ve hissettiğiniz...
...çok ıstırap veren bir derttir.
Bu cihetle bu derde "kalbin ağlaması" da derler.
Umarım ki ağlayan kalbiniz...
...savaş sırasında yitip giden masum canlara..
...kefaret ve teselli yaşları döküyordur.
Kalbinizin gözyaşlarını dindirmek adına Shaofu ve Zhongzhu noktasından sonra...
...altı yere daha akupunktur tatbik edeceğim.
Ardından da boynunuzdaki üç noktaya akupunktur tatbik edip...
...başınızın içinde esen rüzgar sesini dindireceğim.
Namın doğruymuş.
Hekim Heo Im, kraliyet fermanına kulak ver.
Haeminseo hekimi Heo Im...
...kraliyet revirine tayin olup elinden gelen gayreti gösterecektir.
Kral'ın ve Veliaht Prens'in asil bedeninin afiyetine kendisini adayacaktır.
Bugün 6. dereceden hekimliğe atandım. Saraya gel diyorlar.
O zaman neden bu haldesin?
O kadar beklediğin nam ve şerefe eriştin nihayet.
Savaş sırasında tedavi ettiğim yüzlerce insan için değil...
...altı üstü Kral'ın ufak bir hastalığını tedavi ettim diye bu mükafatı verdiler.
Bunlar nasıl lakırdılar böyle? Altı üstü Kral ne demek?
O zaman gidip söyleyin bu dediğimi.
Mühim mükafatlar manasız yere verilmez.
Hayatında bir şeyi kalben çok dilediğinde aniden gelen hususi bir hediye...
En iyi mükafat budur.
Her neyse...
Yakında boynuz kulağı geçecek.
6. Dereceden bir hekimsin altı üstü. Nasıl geçecek acaba?
Bilmiyorsun sanırım. Gelecekteki torunlarım beni daha yüksek bir mertebede görüyor.
Bana "en iyisi" diyorlar.
- Feriştahıyım yani. - Hadi canım.
O laf, ta ne zamanda kaldı...
Şimdilerde "bomba, on numara beş yıldız, manyak ötesi" diyorlar.
- Ne? - Bu nesil farkıyla nasıl bileceksiniz ki?
Onu bu zamana kadar yemediniz mi?
Nasıl yiyebilirim ki?
Bizim nasıl yaşadığımızı onlar biliyor ama...
...onların nasıl yaşadığını bizim bilmemizin imkanı yok.
Chun Sool ağabey afiyette midir?
Chun Sool ağabey?
Gün ortasında ne içkisi bu? Böyle mi yaşıyorsun bu aralar?
Canım sıkıldığında birkaç tek atıyorum. Alkolik değilim, merak buyurma.
Bu aralar dağ tepe tırmanıp balık tutmakla meşgulmüşsün.
Acayip meşgulüm. İşsizlik yoğunluğundan ölüp gideceğim neredeyse.
- Sağlıklı görünüyorsun neyse ki. - Sağlığım yerinde.
Dediğin gibi açgözlülüğümle makamımı elden bırakınca...
...kalbimle bedenim gayet sağlıklı oldu.
Nihayet olgunlaştın demek.
Konu açıldı diye söylüyorum. Burada maaşlı hekim olsam olmaz mı?
Ne? Ne saçmalıyorsun böyle?
Elim ayağım tutuyor çok şükür. Böyle eski bir yere iki doktor gerekmez.
Yarı fiyatına çalışırım. Neyse bedava olsun.
Ne zaman başlayabilirsin?
Gözlerin nasıl parlıyor yahu. İçkiyi bırakalı kaç gün oldu sanki.
Karaciğerimin bana ait olmadığını biliyorum.
Ağzımla içemediğim için gözlerimle içtiğimi görmüyor musun?
Bira mı ki gözünle içesin? Soju o, soju.
Dayanamıyor gibiysen ararot kamışı çayı iç. Ya da...
...japonsarmaşığı çayı. Sabah yeşil çay içtin mi?
Amma dırdır ettin yahu. Seninle evlensem mi evlenmesem mi?
- Düğün davetiyeleri çoktan basıldı. - İptal etmek istiyorum cidden.
- Kes. - Kes.
- Kalanı sen hallet. - Ellerinize sağlık.
- İyi iş çıkardınız. - Namınıza yakışır oldu.
- Hızlı ve temiz. - Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Keyifsizsen kulübe gidip eğlen biraz.
Kulübe gitmeyeli de çok olmuştu. Gitsem mi ki?
Benimle gelir misin?
Ay sırtım.
Ay boynum. Nasıl iyi mi?
- Yok, olmayacak. - Olmaz tabii.
Dans bana göre değil.
Hocam.
Birini çok özlediğinizde, görmek istediğinizde ne yaparsınız?
Soracak ne var? Görmeye giderim tabii ki.
Görmeye gidersiniz...
Görmeye gidemiyorsan kalbinle görmen yeterli.
200'e kadar say yani.
200'e kadar say.
O süre içinde döneceğim mutlaka.
Bir.
İki.
Üç.
Dört.
Beş.
Beş.
Burası. Kalbini attıran biri olmak istedim.
Burası "Nokeum" noktası.
Kalbin yorgun ve bitapken buraya bastırırsan zihnin ferahlar ve canlanır.
Nedir bu?
Gelecek sene olacak tıbbiye sınavına hazırlan dememiş miydim?
Çalışmana yardımcı olacak kitaplar. Dikkatlice oku.
Şuna bak hele.
Çalışmaya gönlün yok hiç.
Yalnızca beceri ile iyi bir hekim olabileceğini mi sanıyorsun?
Mak Gae.
Sonsuza dek ayak işlerine bakarak yaşayamazsın.
O ablanın yaşadığı dünya...
Orada kadınlar da hekim olabiliyor demiştiniz değil mi?
Evet, öyle demiştim.
Ne güzel.
Gereksiz şeylere kafa yorma da oturup derslerine çalış.
Hergele seni.
Çalışmak istemiyorum ama.
Ne zaman bir kadın gibi yaşayabilecek?
Mak Gae, seni hergele.
Hekim Heo.
Saat geç oldu. Neden sabahı beklemedin?
Geç vakitlere kadar çalıştığınız için acıkmışsınızdır dedim.
Siz yeseydiniz keşke. Ne diye bana getirdin?
- Teşekkür ettiğimi, afiyetle yiyeceğimi iletirsin. - Pekala.
Abla.
Öyle koşma demiştim.
Böyle oyun oynamayı seviyorlar sadece.
Choi Yeon Kyung
Çok ağrı çekmişsinizdir. Nasıl yaralandınız?
Düdük sesi duydum. Kaçarken merdivenlerden düştüm.
Ne kadar aceleniz olursa olsun adım atacağınız yere bakın.
- Her daim dikkatli olun. - Pekala.
Beni izlediniz değil mi? Bunları size vereceğim.
Her gün yaranızı düzgünce temizleyin ki yaranız iltihap kapmasın.
- Teşekkürler. - Güle güle gidin. - Hoşça kalın.
Her iki haftada bir geliyoruz buraya. Bir şeye ihtiyacınız olursa yine gelin.
Hocam. Tatil gününüzde buraya çağırdım sizi, özür dilerim.
Ne demek. Hava çok güzel.
Evde oturup ne yapacaktım?
Ben de gelmek istiyordum hep. Davet ettiğin için onur duydum, sunbae.
Böyle düşünmene sevindim.
Buyurun lütfen. Sırtınız pek iyi değil sanırım.
- O adam da kimdi? - Burada bir yerde tarihi dizi çekiyorlar herhalde.
Ya da yakınlarda Joseon kıyafetleri satılan bir yer vardır.
Öyle galiba.
Çok canın yanmıştır.
Nasıl yaralandın?
Birini görmeye gidiyordum.
Aceleyle giderken bisikletten düştüm.
Özledim seni.
Geç geldiğim için çok özür dilerim.
Hayatında bir şeyi kalben çok dilediğinde, istediğinde...
...aniden gelen hususi bir hediye...
En iyi mükafat budur.
Sen özlemedin mi beni?
Bir süreliğine mi geldin?
"Bir süreliğine" de ne demek? Seninle yaşamaya geldim.
Seninle yaşayacağını söyleyen oldu mu?
Yoksa erkek arkadaşın mı var?
- Bir sürü bay dostum var. - Bay dost ne?
Bay dost ne? Erkek arkadaş, erkek dost.
- Ne manaya... - Ne zaman döneceksin?
Dedim ya. Seninle yaşamaya geldim diye.
- O zamanlar da böyle demiştin. - O yüzden tekrar geldim ya.
- Özür dilerim. - Boş versene. Bir kere bırakıp giden ikincisini de yapar.
Ne zaman bıraktım ben seni?
Öyle değil. Burada yaşayamayacağımı düşünmüştüm.
Boş versene.
Başka gidecek yerim mi var ki?
Sensiz yaşayamam artık.
Henüz bitmedi, izlemeye devam...
::..::Çeviri: Anobist::..:: YÇÇ
Twitter/Anobist
Bir tanecik ortağım emişime teşekkürler. Daha nice dizilere...
Sadece bunu hatırla. Senin için atan kalbimi.
Şimdiye kadar isminin hakkını vererek yaşayanlara...
Deserving of the Name dizisini bizimle takip eden herkese sevgilerle...
Ölüyordum az daha.
Görünümü bir tuhaf.
Oradan olmaz ama.
Kimsin sen?
Çırak Efendi Heo, böyle durumlarda başka noktaya akupunktur yapardı.
Çırak Heo derken? Heo Im mi?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.