Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
HİPNOZ
İlk adetimi gördüğümde 11 yaşındaydım.
Diğer kızların aksine çok fazla kan vardı.
O zaman bilmediğim şey ise bir rahatsızlığım olduğuydu.
Kanımın pıhtılaşmasını engelleyen bir kan hastalığı.
Kanamam durmuyor.
Kolumda küçük bir kesik olsa bile kan durmaksızın akıyor.
Mesele şu ki, işin ilginçleştiği yer burası,
buna verdiğim ilk tepki utanç duymak oldu.
Vücuduma olanlardan utanıyordum.
ve kesinlikle dillendirmek istemiyordum. - "Kesinlikle."
- Kesinlikle dillendirmek istemedim. - Tamam. Evet.
Neyse ki cesaretimi toplayıp sonunda anneme söyledim.
Aksi takdirde işler gerçekten kötü gidebilirdi.
Paralel bir hikâyede,
belki başka bir zamanda
ya da sadece başka bir ülkede olsaydım
ölebilirdim.
Dünyanın pek çok yerinde kadın sağlığıyla ilgili her şey hâlâ tabu.
- 66 saniye. - Başardın. İnanılmaz.
- Gerçekten çok iyiydi. - Kesinlikle.
Bence bir dakikanın altına indirebiliriz. Biraz daha sıkıştırabiliriz.
- Ama yeterince iyi, değil mi? - Tanrım, evet. Başardın.
Dürüst, gerçek ve kişisel.
Ama sanki… Biraz ağır bir hikâye mi?
Biraz daha hafif, olumlu bir mesaj verebilir miyiz?
Hayır. Bu ciddi bir konu. Tonlaması da bu yüzden harika.
- Harika. Gerisi sizde, değil mi? - Evet.
Beğendin mi?
Çok güzelmiş. Bunu giyeceğim.
Shake Up'ı bilmeyenler için bize biraz bundan bahsedebilirsiniz.
Bir sunum koçu ile birlikte üç günlük bir atölye çalışması.
Büyük bir sunum yarışmasıyla sona eriyor.
Start-up'ınız seçildi. Nasıl hissediyorsunuz?
- Davet edildiğimiz için çok gururluyuz. - Yetenekli uygulama geliştiricileri var.
Onlarla tanışıp onlardan öğrenmek için gerçekten sabırsızlanıyoruz.
Pekâlâ.
EpiOne'ı öne çıkaran nedir?
- Epione. - Pardon.
Epione diğerlerinden nasıl sıyrılacak?
Biz sadece Batı dünyasına değil, küresel olmaya odaklandık.
Uygulama en büyük farkı, en az kaynağa sahip ülkelerde yaratıyor.
Uygulamadan çok fazla veri topluyorsunuz. Bunlar kaydediliyor mu?
- Bir çözüm üzerinde çalışıyoruz. - Üzerinde mi çalışıyorsunuz?
- Aslında bir çözüm bulduk. - Çoktan düzeltildi.
Düzelttik.
Bir fotoğraf çekebilir miyim? Birlikte harika görünüyorsunuz.
Biraz daha gülümseyin lütfen. Harika. Teşekkür ederim.
- Verileri araştırma için kullanacağız. - Aynen öyle.
- Bilgileri asla satmayacağız. - Kesinlikle.
- İkiniz de aynı fikirde misiniz? - Evet, kesinlikle.
Ne tür bir köpeksin sen?
İlk olarak…
İlk olarak buna karar vermelisin.
Böyle.
- Bu bir chihuahua. - Ben büyük bir köpeğim.
- Sokak köpeği gibi mi? - Sokak köpeğiyim. Portekiz'den.
Merhaba köpekçik.
- Sigara kokuyor muyum? - Birazcık.
Kahretsin. Özür dilerim.
Bir hipnoterapiste görünmeyi düşünüyordum.
- Sigarayı bırakmak için mi? - Evet.
Bunlar saçma işler değil mi?
Hayır, değil.
Gerçekten yaygın. Çoğu insan gidiyor.
Bence her şey iradeyle alakalı.
Randevu ayarladım bile.
Peki.
- Heyecan verici. - Evet.
Şimdi ne...
Bence bu sunumu yaparken bazı özelliklerin ödeme karşılığı olacağını da eklemeliyiz.
Gelecekte öyle olacağından bahsedebiliriz.
- Yapmayacağımızı söylemiştik. - Ama daha fazla fona ihtiyacınız var.
Kesinlikle. Tabii ki.
İstemediğiniz bir şeyi yapmamalısınız ama duracağımız yer burası değil.
Bunun üzerine gitmeliyiz.
- Bir olasılık olarak belirtebiliriz. - Olabilir.
Hatta yapmamıza bile gerek olmayabilir. Sadece söylesek yeterli, değil mi?
- Kesinlikle. - Doğru.
Sanki sağlıksız bir davranışın bir parçası gibi geliyor.
Stresli oluyorum ve iyi hissetmiyorum.
Stres altında mı hissediyorsunuz?
Hayır. Stresli mi görünüyorum?
Belki… Bazen öyle hissediyorum ki…
sanki hiçbir şeye dahil değilmişim gibi.
Yani…
Dahilim ama artık karar veremiyorum.
Daha doğrusu,
başkalarının benden beklediğini düşündüğüm kararları veriyorum.
Sanki her şeyi uyum sağlamak için yapıyormuşum gibi geliyor.
- Belki de sorunun sigara içmek değildir. - Değil.
Kendini tutuyormuşsun gibi hissediyorum. O ses hepimizin içinde var.
O sesin güçlenmesine izin verirsek bizi engelleyebilir.
Bazen bu sesi kısmamız gerekir.
Bence denememiz gereken şey biraz radikal bir şey.
İlk defa öne çıkmayı arzulamadığın noktayı hatırlıyor musun?
Çocukluğumdan kalma bir şeyi mi?
Evet.
Uzan lütfen.
Sadece sesimi dinle. Tamamen rahatlayabilirsin.
Tek duyduğun şey sesim.
- Sana dokunmamın sakıncası var mı? - Yok.
Kolun ağır.
Göz kapakların çok ağır.
Büyülü ve mistik bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yolculuk derinlere iniyor.
Kolun ağır.
Göz kapakların ağır.
Gözlerin...
…kapanıyor.
Artık derinlerdesin.
Orada bir kapı var.
Kapıyı açıyorsun…
…ve orada küçük Vera'yı görüyorsun.
Küçük Vera'nın elini tut.
Yanına oturup kendini güvende hissetmesini sağla.
Kendini iyi hissetmesi için ona ne söylemen gerekiyorsa söyle.
Ondan bire doğru sayacağım.
On.
Dokuz.
Sekiz.
Yedi.
Altı.
Beş.
Dört.
Üç.
İki.
Bir.
Merhaba.
Merhaba.
Anne, kim bu adam?
- Kız arkadaşımı bekliyorum da. - Peki.
Çocuk parklarında takılan tiplerden biri olduğumu falan mı…
- Neden böyle düşüneyim ki? - Ne?
- Neden böyle düşüneyim ki? - Hayır, düşünmemelisin…
Annenin, arabasını ödünç vermesi çok hoş.
- Ne? - Hiçbir şey.
- Shake Up için hazır mısınız? - Kendimize güveniyoruz.
Hayır, teşekkürler. Gazlı içecek sevmiyorum.
- Kendimize güveniyoruz. - Güzel. Julian işini biliyor.
Keyfine bak, biraz çerez ye.
- Lezzetli mi? - Evet.
Tamam, ben de deneyeyim madem.
Wi-Fi sorun çıkarıyor.
- Bakmamı ister misin? - Lütfen. Modem köşede.
- Gördün mü? - Evet.
Eli iş tutan birine sahip olmak harika olmalı.
Evdeki birçok şeyi ben tamir ettim. Gel de bak.
Doğrudur.
Demek istediğim, sen teknolojiden bu kadar anlamıyorsun.
- Belki de sen fark etmemişsindir? - Bazı insanlar bu konuda iyi değildir.
Ben de herkes kadar bilgiliyim.
Aslında bu işlerde pek iyi sayılmam.
Ben yapmadım. Ben sadece...
- Gidip arabanın anahtarlarını getireyim. - Çok teşekkür ederim.
Bu arada, Julian'a senden selam söyleyelim mi?
- Eskiden birlikte çalışıyormuşsunuz ya? - İstediğin gibi takıl.
Annene karşı çıkman harika.
Ne dinliyormuş bir bakalım. "İrlanda bar panayırı."
Enteresan.
Annemin bununla dans ettiğini düşünsene.
Hani Titanik'te "ayaktakımı" ile dans ediyorlar ya?
- Bana hareketlerini göster! - Hayır.
Hadi ama!
- Sen"ayaktakımı" mı dedin? - Bilmiyorum.
Hiç sanmıyorum.
Hadi ama!
- Shake Up! - Shake Up!
- Shake Up! - Shake Up!
-Merhaba. Hoş geldiniz -Merhaba. Teşekkürler.
- Shake Up için buradayız. - Pekâlâ.
- Adınız neydi? - Epione.
Epione. Harika.
Vera.
Teşekkür ederim.
Başlamak ister misiniz?
Sunuma mı?
Evet.
Bu yüzden buradayız, değil mi?
- Sunumlarınız üzerinde çalışmak için. - Evet, tabii ki.
Başlayabilirim. Başlayabiliriz. Birlikteyiz.
- Sahne senin. - Tamam.
Şunu çıkarayım. Çok sıcak.
- Burada mı yapacağız? - Evet.
Sen başla.
Pekâlâ.
Size ilk regl olduğum zamanla ilgili bir anekdot anlatarak başlayacağım.
- İngilizce. - Ne?
İngilizce olarak.
Şey... Neyse. 11 yaşındaydım. Çok gençtim.
Mesele şu ki ben hemofili hastasıyım.
Kanımın pıhtılaşmamasına neden olan bir kan rahatsızlığım var.
Kanım akıyor da akıyor.
Öylece durmuşum, 11 yaşındayım
ve kanlar içimden bir nehir gibi fışkırıp önümdeki kaseye boşalıyor.
Koltuğu ve yeri kanla kaplıyorum ve paniklemiş bir hâldeyim.
Anneme koşuyorum ve,
"Ne olduğunu anlamıyorum! Kan durmuyor!"
O da böyle durumlarda pek iyi olmadığından kendisi de paniğe kapılıyor
ve pahalı tasarım halısına kan bulaşacak diye endişeleniyor.
Sonra da sonunda bana yardım etti.
Bunu yaptığı için şanslıydım çünkü sonu gerçekten kötü bitebilirdi.
Kadın sağlığının daha tabu olduğu bir ülkede,
muhtemelen yardım isteyemez ve ölürdüm.
Sıra sende.
Benim adım André ve şirketimizin adı da Epione.
Epione, kadın sağlığına odaklanan bir uygulamadır.
Sadece kuzeyde yaşayan bizler için değil, tüm dünya için yapıldı.
Hem doğurganlığınızı hem de hamileliğinizi takip edebilir.
Dünyanın dört bir yanındaki kadınların güvenliğini sağlamak amaçlıdır.
Şimdi slaytları göstereceğiz.
Genişleme planımızı adım adım gösteriyor.
- Slaytlar nerede? - Bilgisayarımdalar.
Hazır değil yani?
- Hayır ama biz onları yansıtıp... - Tamam.
Gördüğünüz gibi, İskandinavya'da lansmana başladık...
Slaytları boş verin. Hazır değillerse slaytsız devam edin.
Tamam.
Lansmana İskandinavya'da başladık.
Ancak kısa sürede fark ettik ki
tüm dünyada insanların bu uygulamaya ihtiyacı var.
Tamam. Üzgünüm ama durmalısın.
- Adınız ne? - Epione.
- Epione? - Epione. Bir Yunan…
- Sağlık Tanrıçası. - Evet.
Bence hepinizin neden burada olduğunuzu anlamanız çok önemli.
Buraya rol yapmaya geldik.
Burası bir sirk. Ringdesin. Sahnedesin. Bir hikâye anlatıyorsun.
Dolayısıyla…
…Perşembe günü,
jüriye ve bir oda dolusu yatırımcıya karşı sunum yaparken,
yaptığınız şeyin farkında olmanız gerçekten çok önemli.
Ne dediğinizin ve neden dediğinizin.
Bu kadar endişeli görünmene gerek yok çünkü ben size yardım etmek için varım.
Perşembe günü burada hepinizin layık olduğu
bir süperstar edasıyla durabilmeniz için size yardım edeceğim.
Sunumu tamamlayalım mı?
Vera, güzel bir girizgâhtı. Son derece kişisel ve ayrıntılıydı.
Belki biraz fazla telaşlandın ama yine de otantikti.
Kalpten geldiği belliydi.
Ama sonrası, olmadı…
Hiç olmadı.
Nedenini biliyor musun?
- Böylesi fazla yapaydı. - Evet.
Etrafına gergin bir enerji yayıyorsan bunu kullanman gerekir.
Karşı koyma. Ne yapıyorsun?
- Ben sadece... - Peki şimdi ne yapıyorsun?
Gergin hareketlerden oluşan bir lunapark gibisin.
Rol yapmamız gerekmiyor muydu?
- Pardon? - Rol yapmaya geldiğimizi söylemiştin.
- Yapay iyi değil mi o zaman? - Çok fazla demek istiyor.
Vera, iyi yakaladın.
Açık sözlülüğün hoşuma gitti.
Doğrudan. Doğru zihniyet budur.
Gergin enerji kötü bir şey değildir. Sadece onunla çalışmalısın.
Ona biraz alan açabilir misin?
Pekâlâ. Rahat ettiğin bir poz al.
Sizce rahat görünüyor mu?
Sürdürülebilir sulama hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen varsa
nasıl çalıştığını, neden çalıştığını, gelip benimle sohbet etmekten çekinmeyin.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim. Aferin.
Üstünde çalışılması gereken birkaç şey var ama ilgimi çektin.
- Güzel. - Önemli olan da bu.
Herhangi bir yorumu olan var mı?
Evet, André?
Bana biraz fazla süslü geldi.
- Karin'in sunumu mu süslü geldi? - Evet.
Buna katılan var mı?
Hayır.
Tamam. Pekâlâ.
- Tamam. Teşekkür ederim Karin. - Ben teşekkür ederim.
Bakalım… Öğle yemeğine geçmeden önce bir sunumluk vaktimiz daha var.
Sara?
Yarın Julian'la biraz başbaşa kalmaya çalışmalıyız.
Sunum hakkında konuşmak ister misin?
Belki sonra…
Durabilir misin?
Julian'ı davet etmemi ister misin? Onunla grup seks yapmak ister misin?
Hayır. Sadece…
- Neler oluyor? - Ne?
- Ne? İyi iş çıkardığımızı sanıyordum. - Bence sunumun tutarsız olduğunu düşündü.
- Peki neden İsveççe yaptın? - Bilmiyorum. Onun hoşuna gittiği için?
Bunu ciddiye almadığını hissediyorum. Buradaki her gün önemli.
Ne oldu? Sence de önemli, değil mi?
Kendin gibi davranmıyorsun.
Bunun hakkında konuşabilir miyiz? Bir oyun planı yapıp…
- Nereye gidiyorsun? - Ne yapmak istersen yap.
Mesele o zaten. Ben koala görmek, kanguru görmek istiyorum.
Avustralya'nın o kısmını istiyorum.
Çözüme yaklaşıldığında daha fazla Lego ortaya çıkıyor
ve çözümde sadece Legolar kalıyor.
- Tam inek işi. - Detaylar önemli. İnekçe diyebilirsiniz.
Bunu gerçekten sevdim.
Gerek ilgi alanına özel olması gerek detaylar mükemmel.
Harika.
- Güle güle. - Teşekkür ederim.
- İlham verici bir atölye. Bayıldım. - Teşekkür ederim.
Biraz daha fikir almak harika olurdu.
Benimle bir içki içmeni istesem fazla mı olur?
Atölyede zamanımız kısıtlı, fikrini ne kadar alsam kârdır.
- Vera bize katılacak mı? - Onun bir toplantısı var.
- Yani bize katılamaz ama... - Tabii, olur.
- İçkiler benden. - Düşünüyordum da…
Pekâlâ.
Ününü duyduğum için ne kadar iyi olduğunu biliyordum ama…
- Sence çok mu sertim? - Hayır, hiç de değil.
Bunu takdir ediyorum. Beni ciddiye aldığın anlamına geliyor.
Yaptığın her şey harika.
Bu arada, Twitter'da tavsiye ettiğin yeni kitabı da okudum.
- Fukuyama'nınkini. - En sonuncusunu mu?
Evet. İnanılmazdı.
Tonlarca ilginç düşünce ve…
- Evet, söyleyecek çok şeyi var. - Gerçekten de öyle.
- Merhaba. - Merhaba.
Kendimizi burada bulduk.
- Fukuyama hakkında ne diyordun? - Ha?
- Fukuyama hakkında bir şey söyledin. - Sadece...
İnsanın aklına gelen şeyleri kâğıda dökmüş gibiydi.
Fukuyama'nın son kitabını sen de okumuştun Vera.
Hayır. Hiç bitiremedim. Çok sıkıcıydı.
Sen de sıkıcı olduğunu söylemiştin.
- Hayır. - Söyledin.
Başka bir kitaptan bahsediyorsun.
- Hayır. - Evet.
- Hayır. - Evet.
Yani, başlarda oldukça yavaştı
ama okudukça gayet sardı.
Kitabı sadece göz gezdirerek değil, gerçekten okumak gerekiyordu.
Çok kısa bir kitap zaten.
Yavaş başlayıp bir anda heyecanlı bir hâle geliyor.
Ama hiç bitirmedin ki?
Ne? Sen başka bir kitaptan bahsediyorsun.
- Bence… - André.
Kitabı sıkıcı bulmanda bir sorun yok.
Tabii ki.
- Bence de sıkıcıydı. - Ben öyle düşünmüyorum.
Affedersiniz. Bunu sipariş etmediniz, değil mi?
Hayır, kendiliğimden bir bardak süt aldım. Sen yoktun.
- Tamam. Bunun için senden para almalıyım. - Tabii. Sonra öderiz.
- Onun yerine şimdi ödeyebilirim. - Hayır, sorun yok.
- Sadece bardan bir şeyler almayın. - Tabii ki.
Teşekkür ederim.
Toplantım olduğunu unutmuşum. Gitmem lazım.
- Yarın görüşürüz. - Tabii. Görüşürüz.
Yarını iple çekiyorum. Çok heyecanlı olacak.
- Yarın çok fena olacak. - Güzel.
Ne yapıyorsun?
- Ne var? - Ne halt ediyorsun sen?
- Ne? - Ne demek "ne"?
Neden kitabı sıkıcı bulduğumu söyledin?
Hem de tavsiye eden adamın önünde?
- Kitabı o yazmadı ya? - Hayır ama yine de.
- Ayrıca o sütü neden aldın ki? - Süt içmeme izin yok mu?
Onu çaldın. Tezgâha uzanıp sütü çaldın.
Ben bir şey çalmadım. Parasını ödeyeceğim.
- Bence komik olduğunu düşündü. - Ben öyle düşündüğünü sanmıyorum.
Büyük marketlere odaklanmışsınız, sıradan insanlara değil.
- Tonlarca gıdayı çöpe atıyorlar. - Her zaman büyümeye hazırız ve bu yüzden…
Gelecekte buna bir göz atmamız gerekecek.
- Aynen öyle. Güzel. İyi işti. - Teşekkür ederim.
Harika cevap. Bir alkış.
İlgi, elde ettiğimiz bir şey değil, hak ettiğimiz bir şeydir.
Bunun büyük bir kısmını soruları nasıl yanıtladığımız oluşturur.
Böyle değil, böyle.
Bu akşam seçkin yatırımcılarla yapacağımız toplantıda bunu hatırlayın.
Bana göre bu en az yarınki resmî sunum kadar önemli.
Bu eğlenemeyeceksiniz demek değil. Eğlenceli olması gerekiyor.
Bir iki kadeh içki için, dışarı çıkın ve…
Chihuahua istediğim zamanı hatırlıyor musun?
Çok çirkin olduklarını düşünmüştün.
Evet.
Hayal etsene.
Küçük bir tane.
Bak.
Çok şirin. Merhaba ufaklık.
Merhaba! Çok mutlu görünüyor.
- Aşağı inmeliyiz. - Ne dedin? Çok tatlısın.
Bence bu buluşmalar falan oldukça garip. Hiç hoş değil.
Ama madem buradayız elimizden geldiğince katılacağız.
Aşağıya inip insanların arasına karışmalıyız.
Evet.
- Geldiysek elimizden geleni yapalım. - Evet.
Elimize bir fırsat geçti…
Evet.
Kesinlikle.
Hipnoz nasıl geçti? Nasıldı?
Hipnoterapi.
Saçmalıktan ibaretti. Unut gitsin.
- Bardan bir şey ister misin? - Aynısından bir tane daha alabilirim.
- Tamam. İsmini bilmiyorum ama… - Merhaba.
- Merhaba. - Yemek mi yiyorsunuz?
Toplantıdan önce bir şeyler atıştırıyoruz.
Ne güzel.
Sadece geçiyordum.
- Bir kişilik daha yeriniz var mı? - Biz...
- Başka sandalyemiz yok ama... - Tamam.
Evet, pardon. Enerji içecekleri.
İnsanların röntgenini çekmişler.
Bağırsaklarına neler olduğunu görmek istemezsin.
- Bir çeşit, ne diyorsun? - Evet. Ben enerji içeceği almayayım.
Mide rahatsızlığım var. İsveççede "Mide yarası" diyoruz.
- Ülser mi? - Ülser. Olabilir.
Korkunç bir şey. Bazı günler bıçak saplanmış gibi oluyor.
Ayağa kalkamıyorum. Bu da işimi ve diğer her şeyi etkiliyor.
Gariptir ki bu sayede daha verimli oldum çünkü organize olmayı öğrendim.
Aslında eskisinden daha yüksek bir kapasiteye sahip olduğumu düşünüyorum.
Bir yandan da garip. Zorluklar insanı gerçekten güçlendiriyor.
- Vay canına. - Tedavi nasıl gidiyor?
Her şey sıkı bir rejim ve kendinize iyi davranmakla ilgili.
Uyku, doğru beslenme, egzersiz gibi. Doğru beslenme demek sebze yemek demektir.
- Sorun değil. Çevre için iyi. - Vay canına.
Şirket için yaptıklarınız gerçekten etkileyici. Gerçekten.
Onunla gerçekten gurur duyuyorum. O benim bebeğim.
- Benim de başım ağrıyor. - Pardon?
Başım ağrıyor.
Migren gibi bir şey mi?
Hayır, kulak arkasından başlayıp genişliyor gibi.
Sanki…
Bu yüzden çalışamamak çok korkunç.
- Kronik mi? Her zaman oluyor mu? - Her an olabilir.
Bu da…
Ama ne sıklıkla ağrıyor?
- Ayda bir kez falan. - Ayda bir kereyse gayet iyiymiş!
- Pek sık sayılmaz. - Hayır ama ne zaman gelecek bilemiyorsun.
Şimdi de olabilir. Yatarken hep düşünüyorum: "Ağrıyacak mı?"
Sanırım bu herkese oluyordur. Sıradan bir baş ağrısı.
Normal baş ağrısı ile migren arasında bir yerde.
- Sanırım detayları atlayabiliriz. - Aslında bende de aynısından var.
Aslında bende de aynı şey var. Migren değil ve çok sinir bozucu.
Biliyorum.
- Her şeyi denediğimi hissediyorum. - Ben de denedim. Korkunç.
- Sen de mi sunum yapmak için buradasın? - Evet, aynı gruptayız.
- Biz... - İkisi de "sürüde".
- Tanıştığımıza memnun oldum. - Çok memnun oldum.
- Ben André. - Claudia. - Teşekkür ederim.
Ben Karin. Tanıştırıldığımızı sanmıyorum.
Evet, tamam. Merhaba Karin.
İnsanlar bize saf diyebilir
ama biz dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz.
Öyle mi?
En büyük özelliğimiz, uygulamamızın veri açısından hafif olması.
Dünyanın her yerindeki herhangi bir telefonda kullanabilirsiniz.
Çünkü dünyadaki insanlar en yeni iPhone'a sahip değil.
Sıradan insanlar için yani?
- Sadece zenginler için değil. - Ayaktakımı için.
Aynen öyle. Ayaktakımı için.
Bu Vera. Kurucu ortağımız.
- Merhaba. Ben Vera. - Merhaba, ben Claudia. Memnun oldum.
- Görünüşüne bayıldım. - Teşekkür ederim.
- Ne içiyorsun? - Bu mükemmel bir kombinasyon.
Süt ve içki.
- Beyaz Rus gibi mi? - Evet. Denemek ister misin?
Peki.
- Oldukça iyi. - İyi mi?
- Benim tarzım değil. - Benim de değil.
- Köpeğimi gördünüz mü? - Hayır. Köpeğin mi var?
Evet ama yavru olduğu için hep kaçıyor.
- Ben görmedim. - Gözüm üzerinde olmalı.
Tam şurada.
Hadi ama. Kanepenin altına yatamazsın.
Şimdi gördüm.
- Ne tür bir köpek bu? - Bir chihuahua.
- Erkek mi kız mı? - Bu güzel bir soru.
Aslında bilmiyorum.
Bu utanç verici. Kız mı erkek mi bilmiyorum.
- Öğrenmeliyiz. - Öğrenmemiz gerek.
Ben tutsam, sen baksan olur mu?
Korkacak bir şey yok. Tehlikeli değil.
- Kesinlikle bir erkek. - Gerçekten mi?
- Evet. - Tamam, mükemmel.
Artık biliyoruz. Bu çok güzel.
Tanrım. Özür dilerim. İşemesi lazım.
- Tamam. - Köpekle beni takip etmek ister misin?
- Bilmiyorum. Ben sadece... - Hadi ama.
- Bekle! Dur! - Bir konuşmanın tam ortasındayız da…
Eğlenceli olur. Bloğun etrafında yürürüz.
Köpeği gezdirmek zorunda değilsin.
- Kız arkadaşına bayıldım. - Evet, ben de.
- Hadi, hadi. Köpeğe dikkat et. - Ben...
Bir erkek olarak feminist bir şirketin öncülerinden olman harika.
Doğru. Ya da ne demek istiyorsun?
Erkek olduğun için bu durumun biraz daha özel olduğunu düşünüyorum.
Bu gerçekten ilginç.
Bu da tıpkı iklim gibi herkes için çözülmesi gereken bir sorun.
Kesinlikle. Kastettiğim o değildi.
Belki de iklimin biraz daha önemli olduğunu düşünüyorum.
- İkisi de büyük sorunlar. - Evet.
- Belki de bu kötü bir karşılaştırmadır. - İkisi de aynı şey demeye getirmiş gibi.
- Ama bu sorunlardan biri daha büyük. - O senin fikrin.
- Aynı fikirde olmalısın. - Öyle mi?
Eğer ortada bir gezegen yoksa toplumsal cinsiyet eşitliği niye lazım?
Ama gezegende durum böyleyse hepimiz ölsek de olur.
Değil mi?
Öyle demek istemedim. İklim çok önemli.
Dövme yaptırmayı çok istiyorum ama aklımda çok kötü fikirler var.
Bir keresinde koluma tavuk nugget dövmesi yaptırmak istemiştim.
Berbat bir fikirdi gerçekten yaptırmak istemiştim.
Benim için dövmeler kendimi adamak demek.
Burada çalışan insanlarla mı tanıştın?
Evet.
- Neden sordun? - Hayır, sadece...
Aynen öyle. Her zaman değişiyorsun.
- André'nin dövmesi var. - Gerçekten mi?
- Kolunda. - Görebiliyor muyuz?
- Hayır, bu... - Hadi, göster bize!
- Göster bize! - Pekâlâ.
- Bir bakalım. - Heyecan verici.
- Pis bir şey değil. - Tamam.
- Uzun zaman önce yaptırmıştım. - Tamam.
- Vay canına! - Güzelmiş!
"Batmayı reddet." Denizde çok mu zaman geçirdin?
Ailemin bir teknesi var, üzerinde çok zaman harcadım.
Ailen bir teknede yaşıyor. Yüzen bir evleri var.
- Teknede mi yaşıyorlar? Güzelmiş. - Onlar palyaço.
Palyaço anne babaya sahip olmak nadir görülen bir şeydir.
Kesinlikle öyle.
Palyaço değiller.
Babam Paris'te okudu. Daha çok oyunculuk okuluydu.
Daha çok fiziksel tiyatro gibi.
- Palyaço değiller. - Tabii.
- Kırmızı burunları yok. - Palyaço olduklarını söylüyorlar.
Fransa'da palyaço olmak farklı bir şey.
Fransa'da palyaçoları daha entelektüel görüyorlar.
Gördünüz mü? Eğer gerçekten inanırsanız gerçeğe dönüşür.
Ama inanmak zorundasınız. Daha öncesinde bahsettiğim buydu.
Kendimize çocukça davranma izni vermek, hayal gücümüzü kullanmak ne kadar önemli…
- Onu alabilirim. - Sanırım benimle iyi.
Hayır, sanırım benimle olmak istiyor.
Tamam. Ben köpek hırsızı değilim.
Annelik içgüdüleri devreye giriyor.
- Hayal gücünün bir yan etkisi. - Bir fikrin metaforu gibi.
- Onu beslemek zorundasınız. - Aynen öyle. Mesele de bu zaten.
Dürtülerini yargılamamak.
- Merhaba. - Merhaba.
- Bunu denemek ister misin? - Beni uyuşturmaya mı çalışıyorsun?
- Keşke yapabilseydim. Hayır. - Tamam.
- Bu sek mi? - Hayır, kesinlikle sek değil.
Üç kez sek şarap istedim. İçtiklerimin en kötüsü de buydu.
- Onunla konuşmamı ister misin? - Sanırım ona söyledim. Sorun yok.
Hayır! Çekil! Çekil şuradan!
- Köpeğimin üstüne bastın. - Köpeği unutmuşum.
Köpeğimin üstüne bastın.
- Özür dilerim. - Köpeğimin üstüne bastın lan!
- Bu bir köpek yavrusu! - Tamam, anladım. Hiç komik değil.
Hayır, o bir yavru, dikkat etmelisin. Sadist misin nesin?
-Adımlarına dikkat etmelisin. -Bu kadar yeter.
Ciddiyim. Önce adamın sikine dokunup
sonra da insanların köpeklerine basıyorsun.
Senin derdin ne lan?
Tamam, çok özür dilerim.
- Hayır! Ciddiyim! Köpeğime dokunma. - Bana öyle dokunma!
Tamam mı? Hiç komik değil. Ortada köpek falan yok!
Hayır, bu bir şaka.
Köpek falan yok. Köpek falan olmadığı aşikâr.
- Şakaymış. - Sadece seninle dalga geçiyordum.
- Seni korkuttum mu? - Ben korktum.
Seni biraz korkuttum. Altına mı işedin?
Hayır, özür dilerim. Bu da bir şakaydı. Çekil üstümden.
- Claudia. İstersen başka bir yere… - Çok isterim. Teşekkür ederim.
O kesinlikle delinin teki.
Neler oluyor?
Hemen yatağa girsek ya? Sunum erken. Lotta da orada olacak.
Uyumamız lazım, değil mi? Değil mi? Sence de öyle değil mi?
- Hayır! - Kes şunu!
Bu sen değilsin. Neler oluyor?
Anekdotu anlatmak istemiyorum.
Yazdığımız gibi anlatmak istemiyorum.
- Yaşananlar öyle değildi. - Her şey bunun üzerine kurulu.
- Değil. - Evet, öyle. En can alıcı kısım o.
- Yalan söylemek istemiyorum. - Sunumu değiştirmiyoruz.
İstemiyorum.
Benim kan rahatsızlığım bile yok. Neden öyle olduğumu söyleyeyim ki?
Bunu değiştiremeyiz. Söz konusu bile olamaz.
Susadım.
Tamam.
Sana biraz su getireyim, sonra yatarız.
RAHATSIZ ETMEYIN!
- Kendine iyi bak. - Görüşmek üzere.
- Merhaba! - Merhaba.
- Vera nerede? - Kendini iyi hissetmiyor.
Kendini iyi hissetmiyor mu?
Bugün hasta olamaz. Burada olmak zorunda.
- Gelemez. - Evet, gelebilir.
Burada olmak zorunda, Ona bir ağrı kesici falan ver.
Bunu tek başına yapamazsın André. Bu iş yürümez. Bu...
Kanındaki hastalık yüzünden.
- Şimdi mi? - Evet.
- Başka ne yapacağımı bilmiyorum. - Anlıyorum.
Sence bunun yerine ne yapmalıyız?
Peki, bizim için sırada ne var?
Azimle çalışan ve güçlü bir temele sahip bir takıma sahibiz ve bunu seviyoruz…
- Vera nerede? - Hasta. Onun yerine Lotta geçecek.
Bu kadar az süre varken planları değiştiremezsiniz.
Erteleyebiliriz. Ne kadar hasta?
- Kan hastalığındanmış. - Yerine sen mi bakacaksın?
- Evet, harika bir fikir olmayabilir… - Erteleyelim mi?
En azından ayakta durabilir, değil mi?
Hayır, gerçekten iyi hissetmiyor. Zamanlama berbat.
Ama sanırım bunu tek başıma yapmalıyım.
Teşekkürler Water Cause. Hemen başka bir sunuma geçeceğiz.
Kurucu ortaklar Vera Josefsson ve André Sandbu Epione'yi tanıtacak.
Aslında sahnede yalnız olmayacaktım.
Vera, kız arkadaşım ve kurucu ortağım, burada benimle olması gerekiyordu ama...
Kendini çok hasta hissettiği için katılamadı.
Bunun için çok üzgünüm.
Ama bu ironik bir şey.
Çünkü şirketimiz, kadın sağlığıyla ilgileniyor.
Onun sorunu da büyük ölçüde bir kadın sağlığı sorunu.
Bir kan hastalığı var.
Aslında, farklı bir ülkede, farklı bir zamanda,
küçükken nasıl yardım isteyeceğini bilmeseydi ölebilirdi.
Dünyanın birçok yerinde,
kadın sağlığı hâlâ bir tabu.
Benim adım André ve şirketimizin adı da...
…Epione.
Vera, iyi misin?
Epione, kadın sağlığına odaklanan bir uygulamadır.
Bir saniye. Gerçekten özür dilerim.
- Seni uyandırmaya çalıştım. - Ne?
- Başlamak zorundaydım. - Ne...
- Sen uyanmayınca başlamak zorunda kaldım. - Ne demek "uyanmadım"?
Seni uyandırmak imkânsızdı. Çok sarhoştun.
Dinleyicilerin var, tamam mı?
- Daha iyi hissediyor musun? - Daha iyi hissediyor muyum?
Evet.
Bu her neyse beklemek zorunda. Geç kaldın. Önemli olan da bu.
Bırak o yapsın, sonra konuşursunuz.
Tam ortasındayım zaten, kendim bitiririm.
Tamam.
Vera, sonra konuşuruz.
- Bu işler böyledir. - Özür dilerim.
Sadece kuzeydeki insanlara değil, tüm dünyaya odaklanıyor.
Ama şimdi Epione'yi öne çıkaran şeyin ne olduğunu görelim.
Teşekkürler, André ve Epione.
Sırada Doris adlı şirketini tanıtacak olan Karin Munthe var.
Pekâlâ... Su... Onu içiyoruz. Ona ihtiyacımız var.
Ama aslında yeterince de yok.
İşte bu yüzden burada...
Vera'nın telesekreterine ulaştınız. Şu anda cevap veremiyorum.
Özür dilerim.
- Merhaba. - Merhaba. O da neydi öyle?
Üzgünüm, kontrol altında. Üzgünüm.
Şu anda telefonunuza cevap veremiyorum. Mesaj bırakın...
- Seni sonra ararım. - Kesinlikle.
- Seni görmek güzeldi. - Aynen, hoşça kal.
- Merhaba. - Merhaba.
- Nerelerdeydin? - Özür dilerim.
- İlgi gösteren oldu mu? - Evet. Elimizde bir Fransız var.
Ama ikinizle de görüşmek ve şirketinize dair bilgi almak istiyor.
Tamam. Ne zaman?
Şimdi! Birkaç saat içinde Fransa'ya gidiyor. Zaman çok az.
- İkimizle de tanışmak zorunda mı? - Tabii ki.
Tamam.
Bunu becerebilecek mi?
- Evet. - Tamam, harika.
- Sadece kontrol etmem gerekiyor. - Tabii, harika.
Evet.
Kungsholmen Hipnoterapi'ye ulaştınız.
Şu anda telefonunuza cevap veremiyoruz. Pazartesi-Cuma, 8-5 arası çalışıyoruz.
- Hipnotize mi edildi? - Benim teorim bu.
- Sence bu kulağa nasıl geliyor? - Kulağa nasıl mı geliyor?
- Pek inandırıcı değil. - Tüm kişiliği değişmiş durumda.
- Ne şekilde? - Açıklaması zor.
Sizin için bulduğum Fransız yatırımcıya bunu nasıl açıklamamı istersiniz?
"Hipnotize edildi" mi diyeyim?
Hipnotize edildiğini elbette söylemeyeceğiz ama…
Onu bul ve kendine gelmesini söyle.
Onu 60 kez aradım. Cevap vermiyor.
Aman Tanrım.
Başka bir kız buluruz.
Ne...
Onunla buluştuğumuzda Vera gibi davranacak bir kız bulacağız.
Böylece iyi bir ilişkiniz olduğunu ve birlikte iyi çalıştığınızı görür.
İyi biri olduğunu falan düşünür.
Vera'yı görmüş olabilir.
Olabilir ama o bir Fransız ve bir sürü insanla tanıştı.
Genç kızların hepsi ona aynı görünüyordur.
Bana güvenmek zorundasın.
Tamam.
Benim adım Vera. André ve ben altı yıldır birlikteyiz.
- Epione'yi iki yıl önce kurduk. - Peki neden bu konuda tutkulusunuz?
Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar için fark yaratmak istiyorum.
İşte bu yüzden de şirketin hızla büyümesini istiyorsun.
Harika. Mükemmel.
İlişkimiz hakkında konuşacak mıyız?
- Hobiler falan? - Hayır, bu konuyu açmamıza gerek yok.
- Tamam. - Buna bakmalıyım. İzninizle.
- Alo? - Kungsholmen'in Hipnoterapi Merkezi.
- Bizi aramışsınız. - Merhaba!
Evet...
Bir zayıflık anında size böyle olmak istediğini söyledi.
Değil mi?
Size öyle dedi diye sorun yok mu yani?
Bu gerçekten de kendisiyle konuşmanız gereken bir konu.
Ona ulaşamıyorum. Bu yüzden de yardımınıza ihtiyacım var.
Evet ama kendisi hipnozda değil.
Hipnoz böyle çalışmaz.
Hipnotize olmuş bir şekilde dolaşmıyor. Hipnoz, kalıpları değiştiren bir araçtır.
Yaptığı her şeyin tamamen bilincinde.
Daha önce yaşadıklarını telafi etmek istemesi tamamen normaldir.
- Anlıyor musunuz? - Evet.
- Merhaba! Sizi gördüğüme sevindim. - Seni tekrar görmek güzel.
- Benim için zevktir. - Memnun oldum.
- Bu Vera. - Memnun oldum. - Ben de öyle.
- Lütfen oturun. - Evet, tabii.
- Bizimle konuşmak istemenize sevindik. - O zevk bana ait.
- İçecek bir şeyler ister misiniz? - İyi olur. Teşekkür ederim.
- Bir garson bulalım. - Üzgünüm ama fazla zamanım yok.
- Biliyoruz. - Kısa sürede gelebilmeniz yeterli.
Hayır, gerçekten, sorun değil.
Hasta olduğunuz için sunuma çıkamadığınızı hatırlıyorum.
- Şu anda nasıl hissediyorsunuz? - Ben...
Aslında biraz yanlış anlaşılma oldu.
- Kendimi iyi hissetmiyordum. - Ciddi bir şey değildi. - Tamam.
- Sadece... - Sadece gıda zehirlenmesi.
Tamam. Tüm detayları duymama gerek yok.
- Bir şey sipariş etmek ister misiniz? - Evet. Buzlu çay lütfen.
Buzlu çay. Ne aromalı istersiniz?
- Ne tavsiye edersiniz? - Ben limonu tercih ediyorum. Klasiktir.
- Limonlu olsun. - Mükemmel.
- Maden suyu alayım lütfen. - Maden suyu.
- Narenciye mi sade mi? - Sade.
- Siz bir şey alır mısınız? - Hayır, teşekkürler.
Harika. Birazdan getiririm.
Özür dilerim. Az önce söylediğim gibi, sizinle tanışmayı istedim.
Fazla zamanım yok ama verimli olmaya çalışacağız.
Bunun için üzgünüm.
Sunumunuzu gerçekten takdir ettim. Çok iyi ve ilginçti.
- Teşekkür ederim. - Lotta'ya da söylediğim gibi,
pazar çok büyük ve ben sizlerle çalışmaktan çok mutlu olurum.
Projenizi bir yerlere getirmek için. Bu benim için de bir ihtiyaç.
Bizimle konuşmak isteyen kişi sen olduğun için mutluyum.
Çünkü bence…
- Eldiven elinde… Hayır. - Kazan-kazan.
- Kazan-kazan. - Evet. Bu bir kazan-kazan durumu.
Sunumunuza dönelim. Çok ilginçti.
Sorun olmazsa birkaç soru sormak istiyorum.
Tabii ki. Soruları seviyoruz. Ne bilmek istiyorsunuz?
- Bence birlikte… - Pardon, daha önce tanışmış mıydık?
- Seni tanıyorum. - Hayır. Ben Vera.
- Adın Vera mı? - Evet.
- Benim adım da Vera. - Öyle mi? Bu çılgınca.
- Delilik. Vera ve Vera. Buna ne dersin? - Evet.
Affedersiniz, içkilerimizi alabilir miyiz? Yetişmesi gereken bir uçak var.
Tabii ki! Hemen getiriyorum.
Her neyse, hoş insanlara benziyorsunuz. Partnerinizle çalışmak nasıl bir şey?
Gayet iyi.
Birlikte çok zaman geçiriyor olmalısınız, değil mi?
- André? - Evet, ben…
Evet, biz…
Birlikte çok zaman geçiriyoruz. Birbirimize eşlik etmekten hoşlanıyoruz.
Karımla bunu yapabileceğimizi sanmıyorum. Çalışmak ve...
- Etkileyici. - Bence bu...
Mesele de bu zaten. Sevdiğin birini bulmak.
Birlikte olmaktan mutlu olmanız. Bence her şey bununla ilgili.
- Onu gerçekten seviyorum. - Tamam.
Tüm duygularını bana dökmene gerek yok.
Ama sevgisi hissediliyor. Etkileyici bir şey.
Çok teşekkür ederim.
Sizde benim numaram var. Ben de sizinkini alırım.
- Görüşmeye devam ederiz. Hoşça kalın. - Teşekkür ederim.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
- Vera mıydı o? - Sadece küçük bir psikoz geçiriyor.
- Bu bizim, değil mi? - Evet.
- Gidip üstümüzü değiştirelim mi? - Evet.
Bu anı size teşekkür etmek için kullanmak istedim.
Hepiniz. Her şey inanılmazdı.
Etkilendim ve ilham aldım. Eğlendim ve...
Hepinizi özleyeceğim ama sanırım tekrar görüşeceğiz.
Bu sözlerle, sözü sana devrediyorum.
Teşekkür ederim.
Tek bir sunumu seçmek çok zor oldu.
Ancak uzun tartışmalardan sonra kazanan, sadece İskandinav ülkelerinde değil,
tüm dünyada işe yarayabilecek bir fikre gerçekten inanmamızı sağladı.
Bu yılın Shake Up ödülünün sahibi:
Karin Munthe ve şirketi Doris.
- Merhaba. - Nasılsın?
Ben iyiyim.
- Vera nerede? - Hâlâ kendini iyi hissetmiyor.
Anlıyorum.
Bilgin olsun diye söylüyorum, Vera'nın annesi ve ben
tüm bunlara rağmen Common Ventures'da yer almana karar verdik.
Ağımıza erişiminiz olacak ve Stockholm'de bir ofisiniz olacak.
Tamam mı?
Tek bir şey var.
Köpekler giremez.
Harika. Şerefe.
- Ne günlerdi ama! Çok yoruldum. - Evet, ben...
Siz nasıl hissediyorsunuz?
Düşünceler, yorumlar?
Neler yaşadınız? Hepsini duymak istiyorum.
Kabullenmesi zor. Aşırı bir duyusal yüklenme gibi.
Her şey bir anda olup bitti.
Hazmetmesi bir ay sürecekmiş gibi geliyor.
Bence hepimizin bir arada olması harika. Atmosfer harikaydı.
Çünkü hepimiz birbirimizden farklıyız.
Bu yüzden rekabet etmek yerine birbirimize ilham veriyoruz.
Çocukken yaz kampında geçirilen zamanlar gibi.
Kimseyi tanımadığın için oraya gitmekten korkuyorsun.
- Ne haber? - Parti için sesi ayarlıyorum.
Bu işin kendine has güzellikleri var. Bir yetişkin olarak bile.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslamaktan uzaklaşmak gibi şeyler.
- Onun yerine ilham almak. - Aynen öyle.
Bence de havamız aynı böyle.
Bir yarışma gibi hissettirmedi. Biri kazandığı için mutluyum tabii ama…
Müsaadenizle. Ben sadece...
Şu kabloyu takmam gerekiyor da. Biraz kenara kayabilirseniz.
Aynen. Tamamdır.
Hazmedecek çok şey var.
Stereoyu test etmem gerekiyor da.
- Stereo mu? - Müzik mi çalacağız?
Şimdi ne oldu?
Ulaşamıyorum. Kenara kayabilir misin?
Hayda. Bunu düzeltmemiz gerekecek.
- Sigorta mı attı? - Tanrım...
- Ne oluyor lan? - Tanrım…
- Ne oldu? - Kablo gibi bir şey bağladı.
- Tanrım! - Tamamdır.
Gerçekten garip.
Merhaba.
Hipnoterapistinle konuştum.
Dedi ki…
Gerçekten hipnotize hâlde değilmişsin.
Ne yaptığını anlamıyorum. Yani, neler oluyor?
Bana neler yaşadığını bir anlatsan belki o zaman…
Bana uyku hapı mı verdin?
Verdin mi?
Evet.
Çocuklar, grup fotoğrafı çekiyoruz.
Özür dilerim.
Toplanın çocuklar. Ve gülümseyin.
Tamamdır.
Siz de mi?
Herkes tamam mı?
- Evet, hepimiz buradayız. - Harika.
Hayır, bekle. Tamam değil. Vera.
Üzgünüm ama seni fotoğrafta görmek istemiyorum.
- Ne? - Fotoğrafta senin olman yanlış geliyor.
Ne?
Bu geceki davranışından sonra, tavrından sonra, sonra...
- Giydiğin şey ne mesela? - Bir önlük.
Tamam.
- İşteki ilk günün mü? - Evet.
Dinle. Benimle alay etme.
Benim için bu fotoğrafın bir anlamı var. Tamam mı?
Burada paylaştıklarımız. Sizinle beraber inşa etmeye çalıştıklarım.
- Bunun bir parçası olduğunu düşünmüyorum. - Ne?
Bu yüzden seni fotoğrafta istemiyorum.
- Fotoğrafta kal. - Ne?
Fotoğrafta kal.
- Sadece fotoğrafı çekelim. - Bekle. Olmaz.
Şu işi halledelim.
Lütfen. Kimse komik olduğunu düşünmüyor. Artık her ne yaptığını sanıyorsan.
- Ne yapıyorum ki ben? - Aptal numarası yapma.
- Ne yapıyorum ben? - Hiçbir şey. Sadece fotoğrafı çek.
- Kendi adına konuşabilir. - Evet. Sadece söylüyorum.
Öylesine mi söylüyorsun? Lütfen çeneni kapatır mısın?
Bırak Vera kendi adına… Bana söyleyecek bir şeyin varsa söyle.
- Bu inanılmaz derecede saygısızca. - Tamam.
Ben burada bir şeyler başarabileceğimiz,
inşa edebileceğimiz bir şey yaratmaya çalışıyorum.
- Sanırım hepimiz... - Bekle ve bitirmeme izin ver! Lütfen!
- Sakin ol. - Sen de çeneni kapatabilirsin.
Bütün işin içine sıçtınız!
Ne yaptığınızı bilmiyorum ama komik değil.
- Bu sizce komik mi? Yanılıyor muyum? - Hayır.
- Yani herkes gitmemizi mi istiyor? - Evet. Ya da bilmiyorum.
Cidden, ne yapıyorsun ki?
- Komik bile değil. - Git de kavga etmek zorunda kalmayalım.
Unut gitsin. Sikerler.
- İyi bari. Olur böyle şeyler. - Evet.
- Fotoğrafı çekebilir miyiz artık? - Evet.
- Hepiniz hazır mısınız? - Evet, hazırım.
- Hazır mısınız dedim? - Evet!
Siktiğimin salakları.
Sence Julian'la konuşmuş mudur?
Merhaba. Geldiniz mi? Tamam.
- Meslektaşlarımla öğle yemeği yiyorum. - Pardon.
Hayır, içeri buyurun.
- Bölmek istemiyoruz. - Saçmalama. Gelin hadi.
- Shake Up'a katıldığınızı duydum. - Evet, katıldık.
Orada olup işinizi yapmak harika olmalı.
- Eva senin harika olduğunu söylüyor. - Onu bilemem.
- Peki, şimdi planınız nedir? - Çok fazla alternatif var.
Evet, aynen öyle.
Ne olacağını göreceğiz.
Biraz daha şarap ister misin? Ya da belki süt tercih edersin?
Hayır, biraz şarap alacağım.
Ne yapıyorsunuz?
- Bir uygulama. - Öyle mi?
Aynen öyle. Gelişmekte olan ülkelerdeki kadın sağlığı ile ilgili.
Vay canına. Bu harika.
- İnanılmaz. Bu harika. - Gerçekten öyle.
Evet, bu fırsat kaçmaz, değil mi?
Bu önemli bir şey. Gurur duyulacak bir şey, anlıyor musun?
Fırsat kapıyı iki kez çalmaz. İyi bir iş yaptığını da kabullenmek gerek.
- İnsanlar buna saygı duyar. - Kesinlikle.
Dünya böyle işliyor.
Banyonuzu kullanabilir miyim?
- Şerefe ve geldiğiniz için teşekkürler. - Şerefe
- Harikaydı. - Çok lezzetliydi. Hele de bu şarap Eva.
Şarabı ben yapmadım.
- Yapsan olurmuş. - Kesinlikle olurmuş.
Ne… Merhaba?
André?
Hayır! Hayır! Sessiz ol!
Tanrım. Eva?
Hayır, bu kadar yeter! Kes şunu!
- Hayır. - Bu da ne böyle?
- Hayır. - Ne oluyor?
- Delilik. - Aman Tanrım.
O iyi mi? Bir şey mi kullanıyor?
Tanrım, bu delilik.
Biraz hava alsa iyi olacak.
Kötü köpek!
Buraya gel! Dışarıya! Dur! Kötü köpek!
Hayır! Otur. Hayır!
Gel, gidelim. Gel hadi.
Cidden, hasta olmalı.
Değil mi?
Ondan bire kadar sayacağım.
Bire ulaştığımda, gözlerini açacaksın ve tamamen kendin olacaksın.
Vera.
On.
Dokuz.
Sekiz.
Yedi.
Altı.
Beş.
Dört.
Üç.
İki.
Bir.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.