All language subtitles for Gassal S01e02 Yerli 1080P Tr Tabii Web-Dl X264 Aac - Hdt

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Horoz ötüyor)

(Cama top çarptı)

(Çocuk) Gol!

(Dışarıda çocuklar bağırarak top oynuyor)

(Motosiklet geçiyor)

(Horoz ötüyor)

(Motosiklet geçiyor)

(Sessizlik)

(Horoz ötüyor)

"Sabah doğuyor güneş"

"Yaşamak böyle bir şey"

"Bekliyor eş dost, kardeş"

"Yaşamak böyle bir şey"

"Kahvaltıyı yapınca"

"Sokakta oynayınca"

"Sen de gül, oyna amca"

"Yaşamak böyle bir şey"

♪ İstedim ki sokakta ♪

♪ Asık suratlı kalmasın ♪

♪ Büyükler büyüdükçe ♪

♪ Gülmeyi unutmasın ♪

♪ Bir merhaba ile selamladım insanları ♪

♪ Okul yolunda gördüğüm minik karıncayı ♪

♪ Yaşım küçük ama içimdeki kıpırtıyı ♪

♪ Biraz neşe katıp büyüklere, size veriyorum ♪

♪ Hayat gülünce çok güzel ♪

(Kuşlar ötüyor)

(Baki) Hâlâ uğramadın Hüseyin amca.

Tamam, boş bırakma tezgâhı. Yaklaşmadım, tamam.

Tutup öldüreceğim sanki.

(Nazım) Kusura bakma da senin bu getirdiğine...

...zeytinyağı falan denmez Bekir.

(Bekir) Nasıl? Mis gibi işte.

(Nazım) Bizim köyden gelenlere hanımın tarafı el koymasa...

...ben sana mis gibi zeytinyağını gösterirdim.

Seninkini mecburiyetten yedik.

Tamam, almazsan alma. Bir şey demedik.

(Nazım) Getirmediler daha.

-Kimi? -Ölü falan gelmedi.

İş yerim sonuçta abi. Canım istedi, uğradım.

İlla ölen olunca mı geleceğiz?

Gasilhane oğlum burası. Niye uğrayacaksın ki?

(Nazım ve Bekir gülüyor)

Hoş bu da ya.

-Götür, götür bunları. -Nesi var? Mis gibi işte.

Oğlum işe yaramaz diyorum sana.

Ben ölüyü kaç derecede yıkıyorum Nazım abi?

Suyu mu?

-Sabun, abi. -Ne?

Suyu tabii abi. Derecesini biliyor musun?

Bebek yıkar gibi herhâlde.

Bizim ortanca doğduğunda ben yıkamıştım.

Hanımın dizi ameliyatlıydı, oradan iyi bilirim.

Hemşehrim, memleketten taze zeytinyağı geldi, ister misin?

Yok.

Nazım'ın arkadaşısın diye diyorum.

Yoksa zaten hemen bitiyor. Çok sipariş var.

Almayacağım.

Çocuğu yıkayalı ne kadar oldu peki?

(Bekir) Bizim oranın zeytini İstanbul'da satılana benzemez.

Böyle elinle sıkınca yağı çıkar.

Hay Allah'ım!

Ben tek yaşayan adamım kardeşim. Hiç işim olmuyor zeytinyağıyla.

Bizimkini yiyen ömründe meğer ben zeytinyağı yememişim diyor.

Öyle bir şey işte.

Ben ömrümde zeytinyağı yemeyeceğim kardeşim.

Bak, bir müsaade et, tamam mı?

Hayati bir konu konuşuyoruz burada.

Çocuğu ne zaman yıkadın?

(Bekir) Çok da hayati meseleymiş hakikaten.

Nazım, ben gidiyorum.

Soran olursa söylersin köyden geldi diye.

-Tamam, tamam al, git. -Tamam, söyleriz.

Nazım abi, gözünü seveyim devlet sırrı mı?

Ne zaman yıkadın?

Şimdi ortaokula gittiğine göre herhâlde on yıl falan olmuş.

(Bekir) Yok canım, olur mu öyle şey!

Bizim kız doğduğunda seninki sekiz aylıktı.

-Bizim kız onu geçti. -Oldu mu o kadar?

-Ortaokula gidiyor demedin mi? -Evet.

Altı yaşında okula başlamış olsa, yedi...

Yedi yaşında değil mi? Bizim zamanımızda öyleydi.

Yok, artık çok erken başlıyor. Altı yaşında başlıyorlar.

Öyle mi?

Altı yaşında bir, yedi yaşında iki, sekiz yaşında üç.

Ortaokul... En az 12, 13 yaşında var.

-Vallahi mi? -Tabii.

-Doğru, vardır. -Artık erken başlıyorlar.

-Altı yaş erken değil mi? -Çok! Hatta beş yaşında alıyorlar.

-Yuh daha neler! -Tabii canım.

-Daha neler! -Tabii.

Neredeyse kundaktaki çocuğu okula alacaklar.

Vallahi yapıyorlar öyle şeyler.

(Nazım) Sen bir şey diyordun.

(Baki) Çocuğu diyorum abi, ne zaman yıkadın?

Yalnız böyle geldik ama sıkıntı olmasın?

Olmaz, buraya giriş çıkış yasak değil ki.

Herkes gelebilir.

Abdestim var ama tazelese miydim?

Nazım abi, namaz kılmıyoruz ki abi. Ölü bile yok zaten.

-Boş oda işte. -Tamam.

Bak dinle, anlatıyorum.

-Su ısıtmana gerek yok. -Tamam.

Muslukta sıcak su var ama derecesini iyi ayarlaman lazım.

Kırmızı olan sıcak, değil mi?

Soruyu sırf muhabbet olsun diye sordun abi.

Evet, kırmızı olan sıcak. Bu evrensel bir şey zaten.

Oğlum, ustalar bunu hep ters takar ondan soruyorum. Evet de geç.

Evet Nazım abi. Kırmızı olanından sıcak su akıyor abi.

Hortumu musluğa takıyoruz.

Araba mı yoksa halı mı yıkıyorsun abi?

-Hiç hortumla olur mu? -Lan oğlum, Allah Allah!

Maşrapadan, tastan falan daha pratik değil mi?

Burası gasilhane.

Burada pratik işlere gerek yok Nazım abi.

Hiç kimsenin acelesi yok.

Mevta bir yere yetişmeyecek artık.

Zaman, diriyken kıymetli.

Ölenin vakti bol olur.

Baki, doğru söyle, hiç rüyana falan giriyor mu?

Ne giriyor mu?

Oğlum mevtalar, ölüler yani.

Bunca zamandır yıkayıcısın.

İnsanın rüyasına girer.

Korkutuyorlar mı? Kâbus görüyor musun?

Daha korkuncu oluyor Nazım abi.

Diriler giriyor rüyama.

Onlarla uğraşması daha zor.

Seni takdir ediyorum, biliyor musun?

Arkandan da hep söylüyorum. Çok cesur adamsın.

Ben yapamazdım vallahi.

Neyi yapamazsın?

Oğlum, her gün ölü görmek yani ağır gelir insana.

-Nazım abi. -Ne?

Sen de cenaze arabasının şoförüsün.

Öyle de aynı şey değil oğlum.

Gerçi bana da soruyorlar arada.

Bizim oğlana geçen gün hocası baban ne iş yapıyor diye sorunca...

...öğretmen demiş, eşek sıpası.

Oğlum, bari serbest meslek falan deseydin dedim.

Hoca da beni arıyor telefonla, öğrenmiş.

Hocam sizin branş ne, diyor.

Ben ne anlarım branştan falan dedim.

Konumuza dönelim mi abi?

(Nazım boğazını temizledi)

Yani, sen şimdi diyorsun ki bu işi öğren...

...ben olmadığım zamanlarda mevtaları sen yıka, öyle mi?

Öyle değil. Ben hayattayken, kimseyi yıkama.

-Durduk yere rakip istemiyorum. -Yok, öğrenmişken yıkarım vallahi.

Bana da ek iş olur. Ne yapayım?

Her gece rüyalarıma giriyorlar abi.

Ölüler.

Demin görmüyorum dedin.

Görmüyorum demedim, geçiştirdim sadece.

Sorunu önemsemedim bile.

Aman neyse, işinde gözüm yok.

Bak, bunu da şu arkadaki kumaşçıdan aldırıyorum, hazırlıksız gelenlere.

Anladım. Bu sarı tabelalı olan yer, değil mi?

-Evet. -Bir abi kardeş işletiyor orayı.

Çok da iyi çocuklar biliyor musun?

Kimseye gereksiz yere sigorta parası vermiyorlar.

Biri kasada, biri tezgâhta duruyor...

Konumuza devam edelim mi abi?

Edelim.

Sen kumaş meselesini düşünme.

Zaten halledeceğim ben.

Hazır olacak. Her zaman abdestli ol.

Ne zaman yıkaman gerekecek bilmiyoruz.

Tazeleyeyim dedim, gerek yok dedin.

Şu an gerek yok dedim Nazım abi! Ölü yok zaten.

Tamam, anlıyorum. Örnek verdin. Tamam, anladım.

Ama Nazım abi, benim için önemli bir konu.

Kendini işe ver, lütfen abi.

Vereceğim de, ben niye öğreniyorum bu ölü yıkama işini?

Hem rekabet istemiyorum dedin.

Ben aslında sadece bir kişiyi yıkamanı istiyorum, Nazım abi.

-Kimi yıkayacağım ben? -Beni!

(Nazım bayıldı)

Nazım abi, niye?

(İmam besmele çekiyor)

(Korkuyla) Allah!

-Abi dur, kalkma. -Sakin abi.

(İmam) Dur, kalkma hemen. Kalkma.

-Ne oluyor oğlum, neredeyim ben? -Çay ocağındasın abi, bayıldın.

Beni görüyorsunuz, değil mi?

Oğlum, deli misin lan sen?

Ne oldu, benim kalbim mi durdu?

Kalbin dursa yan tarafta yatıyor olurdun Nazım abi, burada değil.

Öyle bir şey oldu herhâlde.

Yoksa bayılmazdım ben.

Sen hâlâ silah mı taşıyorsun Nazım abi? Anlaşmıştık.

Kafa gitmiş, bayılmışım.

Oğlum, ya hasımlarım (düşmanlarım) beni böyle görseydi?

Abi, ne yapacağımı bilemedim ki, birden bayıldın.

Deli misin lan sen? Elinde makasla.

Kendini keseceksin zannettim. Aklım çıktı.

Orada kalbim durdu, bayılmışım herhâlde.

Nazım abi, kalbin durur mu hiç? Tansiyonun çıkmış, şekerin düşmüş.

Tıbbi bir şeyler olmuş belli ki.

Aman işte, her neyse!

Öyle bir durumda beni taşımayın.

İnsan bayıldığı yerde ayılmak istiyor. Şaşırıyorsun.

-İyi misin şimdi? -İyiyim, iyiyim.

-Hadi. -Hadi, kaldır.

-(İmam) Gel, gel, gel. -(Nazım) Ya Rabb'im!

(İmam) Çoluğun çocuğun var senin Nazım abi...

...yanında silah taşıma. Şeytan doldurur maazallah.

Ne şeytan doldurur? Ben doldurdum.

Boş mu getireceğim? Allah Allah! Hasımlarım var diyoruz.

Ben size yıllardır hasımlarım var diyorum. Bana niye inanmıyorsunuz?

Nazım abi, yıllardır da kimse seni arayıp sormadı. Hâlâ hasım diyorsun.

Hanımın tarafını bilmezsiniz. Ne kindardır onlar.

Abi, bunlar sana hanımı kaçırdın diye kızmadılar mı?

-Evet. -Aradan 15 yıl geçmiş Nazım abi.

Çoluk çocuğa karışmışsın artık. Abartmıyor musun biraz?

Oğlum, onların en küçüğü 18 yaşında.

Şimdi onu nasıl kışkırtıyorlardır biliyor musun? Ben onları biliyorum.

Neyse, aman! Hep aynı şeyleri konuşup duruyoruz.

Sen asıl şu yarım akıllıya söyle. Kendini kesiyordu.

Ben kendimi niye keseyim Nazım abi?

Makas, kefeni yırtmak için. Söyledim sana.

-Tamam. Bir şey demedik. -Tamam, neyse.

-İyisin, değil mi? -İyiyim.

İyiysen ben şimdi namaza gidiyorum. Baki, sünnet bitimi aradı. Geldim.

Cemaat de artık nafile mi kıldı artık ne yaptı Allah bilir.

-Allah razı olsun. -Hadi Allah'a emanet.

Sağ ol, sağ ol.

Anam, nasıl koşuyor! Spor yapıyor belli ki.

(Nazım) Maşallah.

Köpek bile şaştı kaldı.

Dalga falan geçmeyeceğim, doğru söyle.

Ölüden mi korkuyorsun sen?

Gözümün önünde kendini biçmeye kalkıyorsun, ölüden ne korkacağım?

Nazım abi, ben kendimi niye biçeyim?

Oğlum, Allah Allah! Beni yıka, dedin.

Ölünce dedim abi, şimdi demedim ki.

-Ne zaman öleceksin? -Onu bilemiyoruz, sürpriz.

Durup dururken nereden çıktı bu? Kan davan falan da yok senin.

Abi, bu devirde kan davası mı kaldı?

Hani olur da bir gün ölürsem, dedim.

Anladım, bir gün ölürsem Nazım abi yıkasın diye mi aklından geçirdin?

Hemen hemen.

Nasıl karar verdin peki? O kadar insan var.

O piti piti mi yaptın?

-Başka kime diyeyim? -Ahmet var.

Adam çoluk çocuk bakıyor. Aklı bir karış havada.

Sen geldin aklıma.

Ama böyle yapacaksan söyle, ben çaresini bulurum.

Başkasını değil, sen ölünce sadece seni yıkayayım istiyorsun, öyle mi?

Yani öyle düşünmüştüm.

Bebeğini yıkamışsın sonuçta. Deneyim sayılır.

Lan benim oğlanın kundaktaki hâliyle sen bir misin?

Nasıl karşılaştırıyorsun bunu?

Ölüm, bizi masumlaştırır Nazım abi.

Emin ol çok fark etmez. Her ölü biraz bebeksidir.

Doğruyu söyle lan Baki. İntihar falan mı edeceksin sen?

Ne alakası var?

Ölünce seni nasıl yıkayacağımı anlatıyorsun. Gencecik adamsın.

Ben ne gençler yıkadım Nazım abi. Emeklilik mi bu yaşa takılsın?

Ölünce beni sen yıka istiyorum.

Oğlum nasıl bir istek bu? Nereden çıktı oğlum bu şimdi?

Vallahi kafayı yemedim.

Ama ortada kalmak istemiyorum Nazım abi.

Yıllarımı verdim ben bu işe, rastgele yıkanamam.

(Baki) Sonra elin oğlu gelip gelişigüzel yıkar falan.

Sana garip geliyor olabilir de önemli bu.

Düşün, zurnacısın. Nikâh kıyıp evlenmişsin.

Ama düğününde bir davul sesi bile yok. Onun gibi.

Allah'ım, ya Rabb'im!

Lan sen...

Sen bu Elif'le evlenecektin.

Daha önce konuştuk bunu. Sana düşünmüyorum dedim.

Oğlum nasıl adamsın lan?

Öleceğini, nasıl yıkanacağını düşünüyorsun. Evlilik düşünmüyorsun.

Hemşire kız bir de. Bak güzel maaşı da var.

Olmaz mı? İki maaş girer eve.

Abi, biz Elif'le arkadaş gibiyiz.

Merak etme önce bir evlenin, birkaç sene sonra düşman gibi de olursunuz.

Hiç bilmiyorsun, değil mi? Sıfır, evlilikle ilgili hiç bilgin yok.

Ne demek o?

Her şey için hanımdan izin alacaksın demek. Kural bir.

(Baki) Her konuda törenle hanımından izin mi alıyorsun?

(Nazım) Evet, buna evlilik deniyor.

(Baki) Ne diyecek?

Ben ölsem; olmaz, yıkama arkadaşını mı diyecek?

Oğlum, benden büyük söz istiyorsun.

Tatilde olsak bile atlayıp gelmem lazımmış madem...

...hanımdan izin alman lazım.

Şimdi tatildeyken bu kadar yol gidilir mi dese?

-Ne yapacağım ben? -Ne yapacaksın?

Oturacağım aşağı.

Konuş, bir izin al da öyle bir şey olursa naz yapmasın.

Ben dün de aynı bu pozisyondaydım Nazım abi.

Niye lan?

-Başkasına da mı beni yıka dedin? -Yok, kız istemeye gittik.

Ana! Elif'i mi?

Sen de taktın Elif'e. Başka bir kız.

Ahmet'in iş yerinden birinin kızı.

İyi, ne güzel. Hayırlı uğurlu olsun.

-Hiç anlatmadın. -Hayırlı olmadı da ondan.

(Köpekler havlıyor) Anam, anam, yavaş, yavaş.

Dur, bir şey yapmaz.

Hayırlı olmadı işte.

Niye, vermediler mi?

Vermediler değil, kız varmadı.

-Ne? -Kız varmadı kız.

-Niye varmadı? -Sevdiği varmış.

(Köpekler havlıyor) Oğlum! Bir sus sen de.

Tane tane sen anlatsana şunu.

Gittik, kızla bizi bir odada görüştürdüler.

Sonra?

O da olmaz, sevdiğim var falan dedi.

Az daha mal gibi isteyecektik kızı.

Oğlum mallıkla ne alakası var lan?

Sevdiği olmasa yâr olurdu belki yani.

Kızın sevdiği olmasa da vermeyeceklerdi Nazım abi.

Ona bozuldum ben.

Onu nereden anladın lan?

Annesi mesleğimi duyunca bozuldu.

Çaktırmamaya çalıştı sonradan ama ben anladım.

Kız da ölü yıkıyorsun falan dedi.

Sen bu yüzden mi evlenmem ben diyorsun?

Yok, ondan değil. Aile olmak falan zor iş.

Sormayayım diyorum ama...

...çıktı mı hapisten?

Baban.

Bilmem.

(Sessizlik)

(Rüzgâr esiyor)

(Nazım) Baki...

...lan tulumba da alsa mıydık?

Gerçekten sen böyle şeyler söyleyince çok geriliyorum.

-Hayır, gerilmene gerek yok. -Ama dün daha az gergindim.

Çiçek yeterli olmayabilir. Onun için söyledim.

-Daha ikna edici olurdu, anladın mı? -Tamam, tamam.

(Nazım) Tatlıyla gelince böyle...

Getir hanım, getir. Getir acıktık, getir.

Zahmet ettin yenge.

Ne zahmeti yengem?

Hepsinden ye.

Senlik bir durum yok oğlum.

Bir kadın, bunları ancak başka kadınlar için yapar.

-Öğren bunları. -(Kadın) Aman sen buna bakma.

Bugün gün sırası bendeydi de...

...komşularla toplaştık, onlara yaptım.

-Oğlum... -Oğlum, yavaş.

Oğlum, ellerin yağ oldu ama daha yeni yedin.

-(Nazım) Bırak yesin, yesin. -(Kadın) Uff!

Merhaba.

(Nazım) Oğlum, Baki abini tanıdın mı?

(Kadın) Çocuğum, misafirin tabağı o, elleme.

Kusura bakma Baki.

Ne kusuru yenge, yesin çocuk.

(Kadın) Bak, kime diyorum! Yürü mutfağa, yürü!

(Nazım) Şımardın iyice!

Ne yaptınız? Yoğun muydu bugün?

Yok, bütün gün oturduk.

(Kadın) Hayırlısı olsun.

Dolma çok güzel olmuş hanım. Ellerine sağlık.

(Kadın) Afiyet olsun.

Yemiyorsun Baki, tabağın kaldı.

Böyle iyi yenge, sağ ol.

Çekiniyor musun sen? Bak darılırım.

Nazım'a, arada gelsin yemekleri bizimle yesin diyorum...

...ama hiç gelmiyor, diyor.

Diyorum, gel diyorum, gelmiyor.

Yabani bu biraz.

(Kadın) Olmaz ama öyle.

Bak, lütfen beni ablan olarak gör, tamam mı?

Hadi, al bakayım tabağını.

-Aç değilim yenge, olsam yerdim de... -Hadi oğlum, ye biraz.

-Senin yıkadığın deminki oğlan mıydı? -Ne?

Deminki oğlan mıydı diyorum?

Evet, ortanca, o.

Ne yıkaması?

Ortanca doğduğunda ben yıkıyordum ya, onu diyor.

Nereden çıktı o?

Şöyle yenge...

...anne baba olunca yıkama konusunda deneyim oluyor, malum.

Evet.

Onu konuştuk bugün Nazım abiyle de...

Bizim hanıma önce bir sorman gerek, dedi.

Böyle söyleyince de biraz garip olacak ama.

Hayır olsun, söyle bakayım.

Yenge ben tek yaşıyorum, biliyorsun.

Anne yok, baba yok. Akrabalarla da görüşmüyoruz.

Kulağa garip gelecek ama...

Ben her gün mevtaları yıkıyorum ya.

Beni de dedim, bir yıkayan olursa...

...kim olur acaba diye.

Nazım abiyle konuştum, hanıma bir sor, dedi.

Tövbe estağfurullah.

Nazım abi de yanlış anladı ilk önce.

Öyle demiyorum. Kötü bir şey yapacak da değilim.

Anne, babasınız ya.

Hem insan yıkama konusunda farklı da olsa tecrübeniz oluyor...

...hem de merhametli oluyorsunuz sonuçta.

Yapı gereği.

Baki, sen bir şey mi içtin?

(Kadın) Nazım, ne diyor bu?

Ne içecekmiş kız? Allah Allah!

Bana da bir garip geldi de lafın sonunu dinle.

Ama Baki! Kazık kadar adamsın canım!

Tamam, ablan gibi gör dedim ama...

Ben ne yıkayacağım seni? Eşek kadar olmuşsun.

-Kız, onu mu diyor kız? Onu mu diyor? -Ne diyor?

-Ya Rabb'im! Beni kızdırıyorsun. -(Kadın) Ne diyor?

Nazım abi, beni yıkayabilir mi, diyor.

-Kız, ölünce diyor... -Kim ölünce?

Ben.

Tövbeler olsun. Hasta mısın?

-Değilim. -Allah Allah! Değil, değil.

Baki, Allah aşkına sus. Ben anlatayım.

Yahu kız, bu adam ölüleri yıkıyor ya...

...öldükten sonra da beni kim yıkayacak diye kafaya takmış.

Onun için geldi bana sordu.

Beni, Nazım abi yıkayabilir mi diyor.

Tamam, öyle yıkamak.

-Evet, öyle yıkamak işte. -Öyle desene.

Diyorum.

Öyleyse...

Peki, akraban, konu komşun laf eder mi?

Ne laf edecekler yenge?

-Yanlış anlaşılacak bir şey mi var? -Hayır, ondan demedim.

Hani biz daha yakınıyız, bize münasip diyen olursa diye diyorum.

Yok, kimse demez öyle şey.

Ne diyorsun yenge? Olur mu sence?

Bilemedim ki.

Hiç de hazırlıklı değildim yani böyle birden sorunca.

Yani sen de münasip görürsen biz aramızda anlaştık.

Nazım abi önce bir yengene soralım, dedi.

Yani şimdi düşününce...

...bizimki hep yüzü kapalı cenazeler gördü.

Dokunabilir mi, yıkayabilir mi hiç bilemedim.

Ona çalışacağız. Yani, yabancı değiliz ne de olsa.

Tanımadığı ölüden korkar insan.

Ama ben ölü de olsam Baki'yim sonuçta. Benden korkmaz.

Yanlış anlama da bir de şu var şimdi...

Hani Allah korusun bir kaza geçirdin, surat dağıldı...

...kol falan koptu. -Allah Allah!

Bizimki o kadar kan göremez.

Sen de beni iyice korkak ettin hanım.

Yalan mı? Bizim küçük, kanepenin demirine çarptı, kafasını yardı.

Ay!

Çok kanadı ama! Çok kanadı. Çocuğun bembeyaz tişörtü kıpkırmızı oldu.

Kaç gün kendine gelemedi bu.

Halıları falan balkonda yıkamak zorunda kaldık.

İçim tuhaf oldu. Yine hatırlattın onu.

İşte onu diyorum. Peki öyle olursa?

Kol bacak neyse de...

...kafa dağılırsa, nasıl yıkayacak Nazım?

Yani, dikkat etmeye çalışırım yenge.

Öyle diyorsun.

Elimden geldiğince.

Yani, vücudun tam parça hâlinde ölürsen çok daha iyi olur.

İlla beni Nazım yıkasın diyorsun.

Evet.

Evet, tanıdık olursa daha sanki...

...bana iyi gelecek yenge.

Peki, tamam o zaman, hadi. (Gülüyorlar)

-Sağ ol, yenge. -Hadi, hayırlı olsun.

(Nazım) Hayırlı uğurlu olsun.

-(Baki) İnşallah, inşallah. -Tamam, tamam hadi.

Hadi, mutlu ol inşallah.

Allah temiz ölüm versin inşallah.

(Kuşlar ötüyor)

-Bu kefen. -Tamam.

Makas.

Çıt.

Bak.

İleri.

Şu yani.

-Bak. -Ne?

-Şöyle. -Olduğu zaman...

Evet.

Bak.

(Nazım) Sıcak, biraz daha koy.

Şöyle iyice...

(Baki) Şöyle iyice, köpürt iyice.

İncecik, yani böyle...

-Yavaştan yavaştan. -Kibarca.

-Şöyle sileceğim. -Evet.

-Anladım. -Şöyle şöyle.

Böyle yatırdın ama döndüremezsin.

Bu bacağımı buraya atman lazım. At bakayım, at.

-Tamam, dur. -At.

-Böyle... -Evet, buradan çek.

-Çektim. -Çekip burayı yıkayacaksın.

-O tarafı yıkayacağım. -Aynen.

-Burayı böyle yıkayacağım. -Evet.

(Sessizlik)

Kolaymış aslında.

Allah'ım, ödümü kopardın. Gözlerini bir anda niye açıyorsun?

-Yardım et. -Dur, dur. Bekle, dur, dur.

Sökeyim de ondan sonra, dur.

Dur, yavaş, yardım edeceğim, dur.

(Nazım) Bağlama dedik bu kadar.

(Baki) Allah!

-Arada tekrarlarız, unutmaman gerek. -Tamam, tamam.

Bir de cenaze duasını ezberlemen lazım.

Kısacık bir dua zaten benim ezberim iyi.

Bana bak, ezberlemeden ben ölürsem...

...aç internetten oku, o da olur.

Tövbe tövbe! Tamam, tamam. Allah Allah!

Hadi bakalım.

Sağ ol.

-Nazım abi. -Ne?

Sayende kaç gündür ilk defa rahat uyku uyuyacağım.

Allah'ım! Hadi gel, hadi.

Arkadaşlarla hamama gidiyoruz. Gel istersen.

Ben gelmeyeyim abi.

Neden çekiniyorsun oğlum?

Burada kıyafetliydin ama seni ben yıkacağım, biliyorsun değil mi?

Sağ ol, gelmeyeyim. Şimdiden sıhhatler olsun.

Eyvallah.

Hüseyin amca, hayırlı işler olsun.

(Kuşlar ötüyor)

(Silah sesi)

(Kuşlar kanat çırpıyor)

(Ses yankılanıyor)

(Kuşlar ötüyor)

Sen kimin evinden kız kaçırıyorsun?

Unuturuz mu sandın?

(Silah sesleri)

(Köpek havlıyor)

Nazım abi.

(Kuşlar ötüyor)

("Şahin Kendirci - Kaderimin Oyunu" şarkısını söylüyor)

(Şarkı devam ediyor)

♪ Ne sevenim var, ne soranım var ♪

♪ Öyle yalnızım ki ♪

♪ Çilesiz günüm yok ♪

♪ Dert ararsan çok ♪

♪ Öyle dertliyim ki ♪

♪ Bana kaderimin bir oyunu mu bu? ♪

♪ Aldı sevdiğimi verdi zulumu ♪

♪ Dünyaya doymadan geçip gideceğim ♪

♪ Yoksa yaşamanın kanunu mu bu? ♪

♪ Bıktım artık yaşamaktan ♪

♪ Çekmekle biter mi bu hayat yolu? ♪

♪ Bu yalnızlık, bu dertler ♪

(Şarkı devam ediyor)

(Şarkı devam ediyor)

♪ Bekleyeceğim, bekleyeceğim ♪

♪ Geri dönmese bile ♪

♪ Alıştım kaderin zulmüne artık ♪

♪ Bana gülmese bile ♪

♪ Geri dönmez artık giden sevgililer ♪

♪ Her ümit ufkunda ağlıyor gözler ♪

♪ Bitmeyen çilenin derdin sarhoşuyum ♪

♪ Kahredip geçiyor en güzel günler ♪

♪ Bıktım artık yaşamaktan ♪

♪ Çekmekle biter mi bu hayat yolu? ♪

♪ Bu yalnızlık, bu dertler ♪

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.