Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Downloaded from YTS.MX
Çık! Çık!
Official YIFY movies site: YTS.MX
[gergin müzik çalar]
[paten sesi]
- Anıl… - Umut.
- [güler] - Anıl!
Anıl, çıkart diyorum. Ne olur, yalvarırım. Çıkart!
Anıl, dur!
Anıl, çıkart onları!
[çığlık atar] Anıl!
[gök gürültüsü]
Duymuyor musun?
Hepsi senin yüzünden.
[çığlık atar]
Anıl!
[araba fren sesi]
[kasvetli müzik çalar]
Seni çok özledim.
Bu ne biçim bir üç ay ya? Üç yıl gibi geldi bana.
Ben de seni çok özledim ama işte…
Aması falan yok, çık oradan. Her şey çok güzel olacak, tamam mı?
Evet, ver bakayım. Bu kadar eşyayla gelmiş olamazsın.
Nerede? Bavulun falan yok mu?
Giderken çok bir şey götürmedim. Malum, hepsi evde.
Ev demişken, bu arada, bugün bende kalırsın.
Ondan sonra yarın da sana mükemmel bir ev bulduk,
seni oraya taşırız.
Bayılacaksın, söz veriyorum sana.
Niye?
Çünkü… Çünkü bir eve ihtiyacın var.
- [güler] - Göktuğ.
- Niye böyle yapıyorsun? - Bütün gün duracak mıyız güneşin alnında?
- Çok ayıp, hadi. Hadi. - Göktuğ.
Ya, ne? Ne yapıyormuşum ben ya?
Umut. Bak, bana bunlar sökmez, tamam mı?
Şu an o karamsarlıklarla dolu kafan benim söylediklerimi anlamıyor olabilir
ama artık kendine gelmen gerekiyor, tamam mı?
Yaşadıkların çok korkunç, evet ama üç ay geçti.
Ve hâlâ hayattasın.
Üzgünüm ama hayatta olmaya da devam edeceksin.
[kadın] Umut! [güler]
[gülüşürler]
Hoş geldin.
- Dur bir göreyim seni. - [güler]
- Seni çok özledim. - Ben de sizi çok özledim.
[gülüşürler]
[kasvetli müzik çalar]
[Umut iç ses] Evimizdeyim.
Bize ait her şey solmuş.
[hüzünlü müzik çalar]
Sanki zaman bizi içine çekmiş.
Ölüm üzerimize tozunu bırakmış.
Her şey burada.
Kahve makinemiz bile burada.
Ama sen yoksun.
Yatağın bir tarafı hep sensiz olacak.
Üstüne bıraktığın tişörtündeki kokun yok olmak üzere.
[ağlar]
Ben nefes alamıyorum.
Sensiz bunu nasıl başaracağım?
Hayat, içinde sen olmadan devam ediyor.
Umarım anlatılanlar doğrudur ve sen yukarıdan bakıyorsundur bana.
Sana söz, ikimiz için güleceğim.
Seni gülüşümün içine sakladım Anıl.
Ben güleceğim, sen yaşayacaksın.
- [kasvetli müzik biter] - [cırcır böceği sesleri]
[hafif gergin müzik çalar]
[Umut iç ses] Unutma, hiç kimse ışıklarla dolu bir hayata sahip değil.
Kime sorsan berbat hayatlar yaşıyor.
Fakat çok az kişi yıldızlara bakıyor.
Eminim yıldızlar seni çok sevecek.
[otobüs sesi]
Umut?
Giray?
Seni gördüğüme sevindim.
- Selam gençlik. - Selam canım.
N'aber Giray?
- İyidir, senden? - Çok iyi.
Şey, ben derse geç kalıyorum. Sonra haberleşiriz.
- Mm-hmm. - Kendine iyi bak.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
- Hayırdır? - Ne var ya? Girişte karşılaştık.
- Çok şaşkınım. - Niye?
Aşırı şaşırdım. Yani, geçen sene burnu pek havadaydı bunun.
- Kimseye pas falan vermezdi. - E?
[nefes verir] Çok değişmemiş ama gerçi. Yakışıklı çocuk he.
- Göktuğ. - Hmm?
- Canım benim. - He?
Farkındayım ama benim birazcık zamana ihtiyacım var
her şeyin normale dönmesi için.
- Tamam mı? - Biliyorum, biliyorum.
Hmm.
[Umut güler]
Yeter. Tamam canım. Tamam güzelim, hadi.
Gök… Göktuğ! Göktuğ!
- Geç kaldım ben. Hadi görüşürüz. - Tamam, tamam. Bana bak, bana.
- Özle bunu, tamam mı? - Mm-hmm.
- Bendesin. - Mm-hmm.
- Bye, madem. - Bye, madem.
[anlaşılmayan konuşmalar]
["İçimde Bir Sıkıntı" çalar] ♪ Gördüklerimin tamamı ♪
♪ Gerçek mi yoksa rüya mı? ♪
♪ Dönüp bir baksa gözlerinden anlarım ♪
♪ Uzansa ellerim, dokunsam ağlarım ♪
♪ Ben hep tek başımaydım ♪
♪ Sonunda geldi zamanım ♪
♪ Yaptığım hataların gözü aydı ♪
♪ Hatıraların insafına kaldım ♪
♪ İçimde bir sıkıntı var ♪
♪ Bitmek bilmez kaygılar ♪
♪ Gömün beni kumsala ♪
♪ Yüzüme vursun dalgalar Aksın gitsin tüm bu duygular ♪
♪ İçimde bir sıkıntı var ♪
♪ Bitmek bilmez kaygılar ♪
♪ Gömün beni kumsala ♪
♪ Yüzüme vursun dalgalar ♪
♪ Aksın gitsin tüm bu duygular ♪
♪ Alamam geriye zamanı ♪
♪ Nasıl yaşarım? Bu reva mı? ♪
♪ Korkuyorum, daha gelir mi devamı? ♪
♪ Bitsin artık. Çekmedim mi cezamı? ♪
♪ İçimde bir sıkıntı var ♪
♪ Bitmek bilmez kaygılar ♪
[şarkı biter]
[öğrenci 1] Hadi beyler!
[öğrenci 2] Hadi!
- [öğrenci 3] Bu maç bizde! - [öğrenci 2 güler]
[öğrenci 2] Yürü, yürü, yürü!
Hadi kanka. Yürü Kerem, yürü.
[spor ayakkabı sesleri]
[öğrenci 3] Hop! Buradayım!
[Umut] Giray?
- Umut? - [öğrenci 4] Çok iyi be.
Siz beni takip ediyorsunuz herhâlde.
- Ben de aynı şeyi size soracaktım. - [hafif güler]
Böylelikle gizli yerimi de öğrenmiş oldunuz.
Ha? Bir sahipleniş sezdim ama…
Yani…
Ha! Olsun.
Korkma, burayı senden almam. Zaten baksana…
- Bayağı gürültülü. - [öğrenci 1] Hadi, hadi!
Ya, normalde bu kadar kalabalık olmazdı ama…
Ne yazıyordun?
Ha? Öyle sıkılınca karalıyorum bazen.
[hafif gergin müzik çalar]
Giray?
O elindeki topu atarsan bir dahakinin kafana gelmemesini sağlarım.
Giray, ne oluyor?
Hadi at topu.
Bak, kız arkadaşın korkuyor.
[gergin müzik çalar]
Ağzından çıkanı kulağın duysun. Bir dahakine ıskalamam. Duydun mu beni?
[Umut] Okulda hayat zor.
İlk gün sandığımdan daha zor geçti.
Sanki herkes gözümün ta en dibine bakıp
ne yaşadığımı anlamaya çalışır gibiydi.
[duygusal müzik çalar]
Ama şimdi burada tek senle ben varız.
Böyle her şey daha kolay.
[hafif ayak sesleri]
Ne işin var senin burada?
Mezarlığın amacını biliyor olmalısın.
Sen de bu kadar ukala olmamalısın sanki.
Sen hep geliyor musun buraya?
- Bu bilgi hayatını mı kurtaracak? - Hayır.
O zaman boş ver.
Eğer merak ettiysen,
ben annemi ziyaret için buradayım.
Peki.
Yanından yürüsem sorun olmaz, değil mi?
Hem burada bana atabileceğin bir top da yok.
Mezar taşları da işimi görür.
[Kerem hafif güler]
Memnun oldum.
Ben Kerem.
Gereksiz bir bilgi daha.
[hafif gergin müzik başlar]
[gergin müzik çalar]
- [tak sesi] - [çığlık atar]
[kapı yumruklanır]
[kapı yumruklanır]
Kim o?
[kapı aralıklarla yumruklanır]
Ben açıyorum aşkım!
[Göktuğ kahkaha atar] Allah seni kahretmesin.
Ya Göktuğ, salak mısın? Geç içeri ya!
[Göktuğ gülerek] Işığı açsana.
Oğlum, senin anahtarın yok mu?
Ya, sen kendini salak salak yaptın iyice ya.
Göktuğ, boş yapma. Sen mi gönderdin bunu?
- Aa, o ne o? Yok. - Ne o ya?
Ne acayip bir şey bu?
Bunu da bu arada… Sana gelmiş bu zarf.
- Abi, ne oluyor ya? - Alt kapıda buldum.
Burada da bir tane var.
Yavrum, okusana hadi. Meraktan öldüreceksin bizi.
"Romeo ve Juliet. Onların aşk hikâyesinde atlanan bir şey var.
Bence aşk, sevdiğin kişi öldüğünde
seni de ölüme sürükleyen şey değildir.
Unutmamalısın ki hâlâ hayattasın.
Kalem senin elinde ve boş sayfalar tertemiz önünde duruyor.
Yazmak zorundasın çünkü hikâyen seni bekliyor.
Bu kutuda yüzlerce şarkı saklı. Mutsuz olduğunda birini seç ve dinle.
Umarım bir tanesini bile dinlemek zorunda kalmazsın."
Ben Anıl'ın mezarında da böyle bir not buldum.
[Göktuğ] Ne? Neden benim haberim yok bundan?
Ne bileyim, ben önemsemedim.
Yani, siz iyi hissetmem için yaptınız falan diye düşündüm.
Umut, biz manyak mıyız?
Biz niye kapına bunu bırakalım ya?
Öteki zarfı da açsana. Anlayalım ne olduğunu.
[Göktuğ] Hadi, hadi, hadi.
[Umut] Ne yazıyor?
"Gerçekler öyle ya da böyle bir gün açığa çıkarlar."
Ne demek bu?
[hafif gergin müzik çalar]
Aa, Anıl? Yanındaki kız kim peki?
Göktuğ.
Orospu çocuğuna sweatshirt'ü ben almıştım.
[gergin müzik çalar]
[ağlar]
[çığlık atar]
[arka planda anlaşılmayan konuşmalar]
[gergin müzik duygusal müziğe dönüşür]
[Göktuğ] Sırılsıklam da olsak seni çok seviyoruz.
Seni çok seviyoruz.
- Göktuğ. - Hmm?
Dağıtalım mı biraz?
[kadın güler]
[bağırıp tezahürat yaparlar]
[hareketli müzik çalar]
[gülüşmeler, bağrışmalar]
[Umut] Pardon.
[Kerem] Vay!
Kimleri görüyorum?
İzin verirsen!
Ya dansa kaldırmak istersem?
Hatırlat da bir dahakine ıskalamayayım seni!
[Kerem güler]
Öyle mi? Ama parti daha yeni başlıyor.
- Öyle mi diyorsun? - Mm-hmm.
- Sarı. - Sarı ne be?
Sen kendine bak. Sensin sarı.
Çekil Sarı, işimiz var.
Buyurun. Nasıl yardımcı olabilirim?
İçki?
- Kokteyl? - Olur.
Buyurun.
Ben meyve suyu istememiştim yalnız.
- Daha ağır bir şey olursa… - Peki.
Umarım bu daha ağırdır.
Bir tane daha.
Bir tane daha?
Ölü sevgilinin seni aldattığını öğrensen ne yapardın?
Neden böyle güzelsin hâlâ?
Yoksa ele avuca sığmayan ölüm mü âşık oldu sana?
Romeo Juliet mi?
Umarım oradaki güzel benimdir.
[müzik ön plana gelir]
♪ Bana bir sebep ver ♪
♪ Aklım sende ♪
♪ Eriyor gidiyor ♪
♪ Taş mı yoksa? ♪
♪ Kalp atıyor ♪
♪ Adın bende ♪
♪ Işığı yakıyor ♪
♪ Taş mı yoksa? ♪
♪ Kalp atıyor ♪
Amacın ne senin?
Sarhoş musun sen?
Dans et benimle.
Ama eğer beni öpmeye çalışırsan çok fena olur.
Sen bana dolaylı yoldan
öpüşmek istediğini mi söylüyorsun?
Bir sonraki ağzına gelir.
Gelsin bakalım.
Bekliyorum.
[Umut kusar]
[öksürür]
[öksürür]
[öksürür] [boğazını temizler]
İyi misin?
Çok özür dilerim ya. Çok utanıyorum.
Hayır canım, özür dileyecek bir şey yok. Bilerek yapmadın ya.
Gerçi "Bilerek yaptım" desen de inanırdım.
Seninle öpüşme ihtimalim sağ olsun.
- O kadar kötü öpüşmem yalnız. - Kime göre?
Önemi var mı?
Yani, ben başkalarının gerçekleriyle pek ilgilemiyorum.
Kendi gerçekliğimi yaratmak için önce kendim deneyimlemeliyim, diyorsun.
Olur. Bana uyar.
Sen kaşınıyorsun ama.
Ya senin sesin fazla çıkmıyor mu az önce üzerime kusmuş birine göre?
[nefes verir] İyi değilim ben.
[Kerem nefes verir]
[Umut of çeker]
Şş! Ne yapıyorsun sen ya? Niye soyunuyorsun? Manyak mısın?
Üzerimden deli gibi bir kusmuk kokusu geldiği için olabilir mi sence?
Tamam, tamam, kapat konuyu. Tamam, yeter.
Yeter, ne istersen yapacağım. Yeter ki konuşma.
Ne istersem?
Kaşınma.
Tek bir isteğim var senden.
Neymiş?
Bir daha bana Sarı demeyeceksin.
Tamam ya. Ben de bir şey sandım.
Tamam.
Anlaştık.
Keremsu.
- [hafif güler] - Bu ne şimdi?
Yeni ismin. Hayırlı olsun.
Keremsu. [hafif güler]
- Saçmalıyorsun. - Vallahi hiç bu kadar ciddi olmamıştım.
Keremsu.
Tamam. Anlaştık.
Umut Işığı.
Saçmalama.
Hiç bu kadar ciddi olmamıştım.
- Umut Işığı. - [insanlar çığlık atmaya başlar]
Kerem! Kerem!
Koş! Acil gelmen gerek!
Gökçe… Gökçe!
Göktuğ.
Ya ne oldu gerçekten?
Ben sizin yanınızdan ayrıldım ya.
Ondan sonra bayağı zaman geçti.
Baktım, Gökçe'yle seni epeydir görmüyorum. Sizi aramaya çıktım hemen.
Ondan sonra bağırış sesleri falan duydum. "Aha" dedim.
"Yine çemkirmeye başladı. Varoş tayfa geldi" falan diye düşündüm.
İşin rengi değişti.
Bir tane şerefsiz adamın biri geliyor Gökçe'yi öpmeye falan çalışıyor.
- Ne? - Evet, evet. İğrenç bir durum.
Sonra Giray geliyor, "Hayırdır lan siz?" falan deyip
dalıyor içlerine.
Ardından adam çıkarıyor bıçağı, bir takıyor, kanlar içinde yere oturuyor.
E, Kerem? Peki?
Bu sarı… Sarışın mıydı? Sarı çocuk, değil mi?
Tamam. Giray'ı bıçaklayanların peşine girdi o da.
"Hayırdır siz" falan diye. O da dayak yedi, oturdu aşağı.
E, tanıyorlar mıymış birbirlerini?
Bilmiyorum ki. Peşine gitti öyle. Anlamadım.
Doktorla konuştum.
Durumu iyiymiş. O kadar ciddi değilmiş.
Hatta bu gece bile çıkabilirmiş.
Gözün aydın! Çok sevindim!
[hafif gergin müzik]
- İyisin, değil mi? - İyiyim. İyiyim, bir şeyim yok.
Emin misin?
Niye ya? Kötü mü görünüyorum?
Bilmem.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil prenses.
Bırakabilirim istersen.
Yok, sen benim için yolunu uzatma. Ben kendim giderim, sağ ol.
E, aynı yere gidiyoruz nasıl olsa.
Sen benim nereye gittiğimi nereden biliyorsun?
Dünkü partinin sadece okul öğrencilerine yapıldığını bilmiyorsun galiba.
Yo, bilmiyordum da yani… Sen orada barmendin zaten.
Gönüllüydüm. Ben de okulun öğrencisiyim normalde.
Gidelim mi?
Bir dakika ya. Senin burada ne işin var ki zaten?
Ben burada yaşıyorum.
Yani, şurası senin evinse burası da benim evim.
- Nasıl yani? Biz komşu muyuz? - Evet.
Gidelim mi?
Tamam, ben bugün daha fazla soru sormayacağım.
- Gidelim. - Süper.
[hareketli müzik çalar]
[motor çalışır]
Sıkı tutun.
Yalnız bu bayağı zevkliymiş. Ben bir daha toplu taşıma kullanmam.
Doğru karar.
Özel şoförün olabilirim.
Yani, eğer sen de istersen.
Yok canım. Yani, o kadar değil ama denk geldikçe yolcun olurum.
Peki.
E…
Ben gideyim o zaman.
Tamam, görüşürüz.
Görüşürüz.
Kerem?
Kerem!
Keremsu!
Yavaş lan! Ne yapıyorsun? Önüne bak!
Ne oldu? Duymadı mı seni?
Ha? Duymadı mı?
Partide zorla dans ettin diye o küçük kafanın içinde fazlası canlanmasın.
Sen kimsin ya?
Azra ben.
Kerem'in sevgilisi.
Olmak istediğin kişi desem? Ha?
Bana bak. Kim olduğun, kimin nesi olduğun umurumda değil.
Çek git, benim sabrımı taşırma, anladın mı?
Anladın mı? Çek git.
- Bana bak. - [kadın] Ne oluyor?
Zehrini akıtacak başka birini bulamadın mı?
Kızım, sen niye böylesin ya? Ota boka musallat olmadan yaşayamıyor musun sen?
- Okay? - Siktir git.
Sen bakma buna, ateş olsa cürmü kadar yer yakar bunlar.
Damla ben bu arada.
Sağ ol, ben sen gelmeseydin de hallederdim de.
Aynen.
Umut.
Çok ilginç ya. Bayağı bayağı kendini sevgilisi zannediyor.
Büyük…
O, hayal dünyasında yaşayan bir kadın ya. Bu kadar uğraşmamak gerek.
Siz tanışıyor muydunuz be?
Sen derse girmiyor muydun?
O, Göktuğcuğum, neler kaçırdığını bir bilsen.
Ne… Ne oluyor? Hay! Fuck! Ne oldu?
Azra, Umut'a saldırdı. Neyse ki ben oradaydım, her şeyi toparladım.
- Azra kim? - Kerem'in sevgilisiymiş.
Kerem'in sevgilisi mi var?
Ya, yok öyle bir şey. Geri zekâlı öyle sanıyor.
Ya, peki ben bir şey soracağım. Alakasız ama…
Kerem'le Giray birbirlerini tanıyorlar mı?
Tanımak ne kelime ya? Ölümüne kanka meselesi.
- Ya, bu Kerem, Giray, Akın… - Bir… Akın mı?
Akın kim ya?
Yok mu… Kavgada yanımdaydı. Sabah beni okula o bıraktı.
[Damla] Aynen. Akın da.
Ama sonra bir olay yaşıyorlar. Bir daha da konuşmuyorlar.
Nedenini sormayın. Kimse bilmiyor. Ben de bilmiyorum.
Sen ne yaşıyorsun ya? Ne oluyor ya?
Bir gün okula Giray'la geliyorsun, ertesi gün seni Akın bırakıyor.
İşte, partide "Kerem kayboldu" tripleri falan.
Bir şey diyeceğim. Bu her şeyi birlikte paylaşan
muhteşem üçlü seni de paylaşıyor olmasın he? Ne dersin?
Ya, canım benim, senin kafan nasıl çalışıyor? Ben gerçekten anlamıyorum.
Hadi, bana bugünlük bu kadar olay ve komplo teorisi yeter.
- Ben derse gidiyorum. - [Göktuğ] Bye, madem.
- [Damla] Görüşürüz. - Bye, madem.
Dikkat et, yolda yeni birileriyle tanışma he, aman.
- [Damla hafif güler] - Harem doldu, doldu.
[hafif gergin müzik]
[kadın sesi] Bir şekilde… Nasıl bilmiyorum
ama bir şekilde bu adamları öldürüp cesetlerinden kurtuluyorsunuz.
Sanıyorsunuz ki biz bu cesetleri nereye gömdüğünüzü bulamayız.
Siz bu saf salak hâllerinizle…
Hocam, biraz ara verebilir miyiz?
Olur, on dakika ara çocuklar.
Umut, biraz konuşalım mı?
Bir şey içer misin?
Biliyordun yani beni.
En başından beri mi diye soruyorsan hayır.
Sonrasında öğrendiğimde de senden ayrılmak üzere olduğunu söyledi.
Bile bile devam ettin yani.
Ben de bilmeden başladım.
Hatta seni öğrendiğimde ayrılmak istedim ama izin vermedi.
Beni çok sevdiğini kaç kez söyledi, hatırlamıyorum bile.
Nasıl tanıştınız peki?
Konserde tanıştık.
Bir arkadaşı gelmemiş galiba.
Gelmeyen arkadaş benim.
Bilmiyordum. Çok üzgünüm, gerçekten bilmiyordum.
O gece telefonlar alındı.
Birkaç mesajlaşma sonrası görüşmeler…
En sonunda birbirimize iyi geldiğimizi görünce sevgili olduk.
İyi geldin?
Ona kötü gelen bendim o zaman.
Kendine daha fazla yüklenme.
Bak, dediğim gibi, ikimiz de aldatıldık. Önemli olan bu. Gerisi bomboş bir hikâye.
Ya, benim aklımdaki yüzleşme hiç böyle değildi.
Biliyorum, ben de benzer durumda olsam gelirdim, emin ol.
Durucuğum, sahne hazır. Seni bekliyoruz.
Tamam, geliyorum.
Bak, ben de en az senin kadar üzgündüm.
Ama sonrasında geçmişteki güzel zamanlara tutunmaya karar verdim.
Bana iyi geldi.
Sana da tavsiye ederim.
[ayağını yere vurur]
[Umut nefes verir]
[Duru] Evet, arkadaşlar. Nerede kalmıştık?
- [erkek] Hadi arkadaşlar. - Text'im nerede?
[erkek] Burada.
E… Bunca adam bir anda nereye kayboldu, bilmiyorsunuz
ve benim size inanmamı bekliyorsunuz, öyle mi?
Peki mesela sen, teyzeciğim.
Oğlun Bekir beş gündür kayıp.
Hiç mi merak etmiyorsun oğlunu?
[kadın] Yo, etmem.
[Duru] Nasıl ya? Nasıl olur da bir anne kendi oğlunu merak etmez?
Ya öldüyse?
[kadın] Ölmez o, korkma. Ben korkmuyorum, bak. Sen de korkma.
[Duru] Bir şekilde… Nasıl bilmiyorum ama bir şekilde kurtuluyorsunuz.
Sanıyorsunuz ki biz bu cesetleri nereye gömdüğünüzü bulamayız.
Siz bu saf salak hâllerinizle bizi kandırabileceğinizi sanıyorsunuz ya…
İşte, teyzelerim, ablalarım, o öyle olmuyor.
Biz, siz o adamları yerin yedi kat altına da gömseniz buluyoruz.
[motor çalışır]
[el freni çekilir]
[nefes verir]
Ne yapıyorsun?
Oturuyorum. Sen?
Kızım, sen manyak mısın?
- Dengesiz ya. - Ne?
Amma çok soru sordun. Ben sana soruyor muyum niye sevgilin var diye?
Benim sevgilim mi varmış?
Ha, birkaç tane var o zaman.
Bak, sana söz veriyorum,
eğer sevgilim olursa ilk seninle paylaşacağım.
Tamam?
Tamam, sür.
[motor çalışır]
Biz niye geldik buraya?
"Sür" diyen sen değil miydin?
"Sür" dedik de "otele at" demedik herhâlde.
Hmm.
Eve dönebilir miyiz? Lütfen.
Dönemeyiz. İşlerim var.
- Kerem. - Hmm?
Neler olduğunu açıklayacak mısın bana artık?
Nasıl yani?
Diyorum ki, beni eve götürür müsün?
Ha. [güler]
O şu an biraz zor.
Burası dedemin oteli.
Anladığın üzere,
kendisinin biraz tuhaf zevkleri var.
Burayı konseptli otele çevirecek.
Benim de bu işlemler için
burada olmam gerekiyor.
Aynı zamanda oteli gezmem gerekiyor.
[fısıldar] Keşke arabaya binmeden önce bir sorsaydın.
[fısıldar] Keşke söyleseydin.
[kapı bipler]
İşte Kerem Bey. Her şey istediğiniz gibi.
[Kerem] Vallahi harika olmuş.
[Umut] Çok güzel olmuş. Hadi gidelim.
Evet, Umut Hanım'ın da dediği gibi,
çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık.
Ama şey yapalım ya… Bar. Barı da gezelim gelmişken.
Tabii efendim. Buyurun. Orayı da göstereyim.
"Barı da gezelim."
Şuraları az daha… Saçları da biraz daha kabarık yapın.
- Tamam mı? Açık yapın. - Dedeciğim.
[güler] Aslan torunum. Hoş geldin.
- Hoş bulduk. - [Dede güler]
- Güzel kızım, merhaba. Sen de hoş geldin. - Merhaba.
Merhaba, hoş buldum.
Umut.
Sevgilim. Dede.
He. İyi, maşallah. Güzel.
Yakışmışsınız birbirinize.
E, neyse. [boğazını temizler]
Ben biraz yoruldum. Odama çıkacağım. Siz de eğlencenize bakın.
Tamam.
[Kerem] Erdem Bey.
- Çok teşekkür ederiz. Biz odaya geçiyoruz. - İyi akşamlar Kerem Bey.
[kapı bipler]
- Benim bir sorum olacak. - Evet?
Sen neden beni sevgilim diye tanıtıyorsun? Ayrıca o el tutmak falan ne oluyor?
Ya, öpmedim bile, bir sakin ol.
Ayrıca kabul et, çok yakışıyoruz.
Ha bir de öpseydin.
Gerekebilir.
Ne yapıyorsun?
Ne yapıyora benziyorum?
Çok yoruldum, uyuyacağım.
Bence sen de gel.
[nefes verir]
Madem aynı odada kalıyoruz, sen aşağıdaki koltukta yat o zaman.
Yok ya!
Vallahi yatak çok iyi. Dedem en iyisini aldı.
Bence gel, yanıma kıvrıl.
Şş.
Kerem.
Şş. Alo.
Yuh.
Yuh.
Geri zekâlı.
[cırcır böceği sesleri]
[kuş sesleri]
Günaydın Umut Işığı'm.
Ne gülüyorsun ya?
Ya sen hani burada yatmayacaktın?
Hmm? Ne oldu?
[Umut boğazını temizler]
Hmm?
Dedenin gerçekten garip zevkleri varmış.
Beni seninle yatmaya mecbur bıraktı.
Ha… Mecburiyetten?
Ben aşağıda bekliyorum, gelirsin.
Ama unutma bak. Bu, beraber uyandığımız ilk sabah.
Yaz bunu!
[Ozbi - "O Bi Karamel" çalar]
♪ Yine bana gel ♪
♪ Sabahı bulalım gecem O bi' karamel ♪
♪ Tadına doyamam ki ben ♪
♪ Yine mi güzel kokar ♪
♪ Ciğerim dağılır hemen ♪
♪ Yak ateşini gel ♪
♪ Yanar alevine gizlenen ♪
[sözler değişir]
♪ Sen parlayabilesin diye ♪
♪ Güneşi söndürmem gerek ♪
♪ Güneşi söndürmem gerek ♪
Bu şarkı?
Ne oldu? Çok iyi değil mi?
[telefon çalar]
[radyo kapanır]
Alo?
Efendim Gökçeciğim?
Giray için?
Tamam, olur.
Tamam canım. Ne demek, ben de seni.
Görüşürüz.
Bir sıkıntı mı var?
Yo.
Gökçe, Giray için teşekkür yemeği vermek istiyormuş da benim evde.
- Onun için aradı. - Hmm.
[Göktuğ] Uyuzlar. Al şunları git, yürü.
Al, sen de götür onu. Bana garezleri var ya.
[Damla] Ay, çok güzelmiş.
A, canım?
E, sana televizyon açalım. Bir şeyler izle istersen.
İyi mi böyle? Otur. He…
- Bak, bak, bak. - [güler]
[kapı çalar]
[Gökçe] Kapı, kapı, kapı.
- [Göktuğ] Sakin ol. - [Damla] Tamam be, üf.
Sen?
Yemek var demiştin.
- Selam. - Selam, ben Göktuğ.
- Kerem. - Hoş geldin.
Oo, Kerem Bey.
[kapı çalar]
- Selam. - Merhabalar.
- Giray, hoş geldin. - Merhaba.
[Umut] Gel.
Geçsene…
- [Damla] Geçmiş olsun. - Sağ ol.
[Göktuğ] Ha? Hadi, biz de geçelim. Buyurun. [hafif güler]
E, ben bir ellerimi yıkayayım.
- [Umut] Ben göstereyim. Bu taraftan. - [Göktuğ] Tamam.
- Ya, bir şey soracağım. - Hmm?
Sizin bu Giray'la tam olarak ne oldu aranızda?
Kim?
Giray.
Hani kesecektiniz ya birbirinizi spor salonunda.
Yani, ne var bunda?
Sen hiç arkadaşlarınla kavga etmiyor musun?
Yani, öyle etmiyorum da… Neyse.
Bu kapı.
BURADA HAVALI İNSANLAR YAŞAR
[şarkı ön plana gelir]
[kapı çalar]
İlginç bir dekorasyon.
Kendi gökyüzünü yaratmak.
Sevdim bunu.
[Kerem derin nefes alır]
Geceleri perdelerini kapamalısın Umut Işığı'm.
Seni kimin izlediğini bilemezsin.
Biraz fazla sahiplenici olmadı mı bu sence de?
Yok canım. Ne münasebet?
Benimki sadece gerekli özeni göstermek.
Yemekler… Oo! Çok, çok pardon!
- Yok, özür dilerim, yokum ben. - Yok, gel, gel. Kankam.
E, ben çıkıyordum zaten. Salona geliyordum.
Çok pardon.
- Seviştiniz. Kesin seviştiniz. - Yok öyle bir şey, saçmalama.
Asıl saçma olan bu çocukla baş başa olup sevişmemeniz.
Fiziği görmedin mi çocuktaki? Manyak mısın?
- Gördüm. - O zaman kesin seviştiniz.
Hayır, yok öyle bir şey, yok.
Bak, benim aklımla oynama. Seni gebertirim, tamam mı?
- Ben başka bir şey diyeceğim sana. - Söyle, hadi.
Bu Gökçe'yle Giray…
Allah Allah? Sultanıma bak sen ya. Haremine de hâkim.
Çok güzel ama o Giray kaçtı senin haremden, haberin olsun.
- Hadi, gel. - Çok salaksın.
Senin gibi sinsi değilim en azından. Hadi, gel, çabuk.
Bunlar gergindi, ben hiç beğenmedim. Hemen toparlayalım ortalığı.
Aşk olsun. Hiçbir şeye ellememişsiniz.
Dünya kadar yemek hazırladık burada size.
Öyle kibarlık yapayım,
iki dilim yiyeyim falan bırakayım, öyle bir şey yok.
- Al şundan istediklerini koy. - [Damla] Ben koyarım.
[Damla] Tamam… Bir…
Bana da versene.
Selam.
Bir uğrayayım dedim.
E, gelirken de bir şeyler getirdim.
Barmen olduğuma göre içkiler benden bu gece.
- Göktuğ! - [Akın] Göktuğ.
- Ben alayım, tabak da getireyim sana. - Okay, süper, teşekkürler.
Komşuma da bir merhaba diyeyim dedim.
Söylediğin kadar da kalabalıkmış gerçekten.
Sen gelmesen daha iyiydi de…
Hoş bulduk Giray.
Ben de çok iyiyim, teşekkür ederim.
A, bu arada…
Aslında söylemeyecektim ama… Ben sana kask aldım.
Yarın yine beraber gideriz, değil mi okula?
Olur, bakarız, sağ ol.
Süper.
Teşekkürler.
[Kerem derin nefes alıp verir]
[gergin müzik çalar]
Kerem! Keremsu!
Sen ne yaptığını zannediyorsun…
[duygusal müzik çalar]
Senden abartılı bir şekilde hoşlanıyorum.
Umut Işığı'm.
[rüzgâr eser]
Ben geçiyorum, iyi geceler sana.
İyi geceler.
Bizim bunların arasındaki kavganın sebebini öğrenmemiz gerekiyor Umut.
Niye ya?
O kadar gerekli değil bence.
Sen şaka mısın kızım?
Ortada üç tane kanka olan adam var ve bu üç adam
nasıl oluyorsa Anıl öldükten sonra senin hayatında beliriyorlar.
Yani, nasıl başka bir şey olma ihtimalini düşünmüyorsun, anlamıyorum şu an ya.
Ya, tamam, ben de farkındayım. O kadar normal görünmüyor ama…
Bilmiyorum. Bu kadarını da düşünmek bana paranoyaklık gibi geliyor açıkçası.
Paranoyak olman izlenmediğin anlamına gelmiyor canım.
Tamam, uykum geldi benim. Sıkıldım. Hadi git odamdan, çık, uyuyacağım.
Odandan?
Burası benim salonum. Farkındayız, değil mi?
Orada ne var? Yatak var. Kimin yatağı? Benim yatağım.
Neredeyiz? Salondayız. Yatak nerede? Salonda. Yani salon benim odam.
- Pişman ederim, uyumam. - Hadi canım, iyi geceler. Hadi bakalım.
[duygusal müzik çalar]
[mesaj sesi]
[fısıldar] Ben geldim.
[fısıldar] Göktuğ orada uyuyor. Sakın ses yapma, tamam mı?
[hafif hareketli müzik başlar]
Ben özür dilerim bu gece için.
Seni korkutmak istemezdim.
Sorun değil.
[müzik biter]
Tam bir klişesin. Biliyorsun, değil mi?
Evet.
Günaydın Umut Işığı'm.
Günaydın.
- Günaydın! Günaydın! Günaydın! - Sus, sus, sus! Ne yapıyorsun ya?
Göktuğ içeride uyuyor. Duyarsa dilinden kurtulamayız.
İnsanların bilmesi gereken bazı şeyler var.
- Ve onları sesim yettiğince haykıracağım. - Hayır, geldi, sus. Sus.
Tamam.
[Umut güler]
- Duyarsa dilinden kurtulamayız. - Ha?
Tek bir şartım var.
[Göktuğ] Uyanmaya niyetin yok senin. Ben okula gidiyorum.
Hadi akşam görüşürüz.
Ev bizim o zaman.
Öyle görünüyor.
Ben gidiyorum.
Nereye ya?
Halletmem gereken bazı işlerim var.
Ne gibi?
Akşam otelin açılışı var ve sen de geliyorsun.
- Bu akşam mı? - Evet.
Akşam altıda gelip alıyorum seni.
Görüşürüz…
Umut Işığı.
[hareketli müzik çalar]
Barış.
Ama sen bugün gerçekten çok güzel olmuşsun ya.
- Hmm? - Hmm.
- Öyle diyorsan… - Öyle diyorum.
Yıldızları kıskandıran bir güzellik.
[anlaşılmayan konuşmalar]
Bayağı iyi görünüyor.
Evet, işte. Dedem seviyor bu konsept işlerini.
Çok ilginç ya.
Dedeciğim.
- Aslanım, hoş geldin. - Hoş bulduk.
- Merhaba. - Hoş geldin abiciğim.
Seni çok özledim.
- Sen burada mıydın ya? - Evet, bu sabah döndüm.
[uğultudan anlaşılmıyor]
Selam, Duru ben.
Merhaba. Umut.
Memnun oldum.
Böylece kardeşimle de tanışmış oldun.
Gel, ben seni götüreyim. Şu yan masaya bir selam verelim.
- Tamam, olur. - Müsaadenle.
Güzel kızım, sen eğlenmene bak.
Ben azıcık misafirlerle ilgileneyim.
Tamam.
Hoş geldin küçük hanım.
Ben küçük hanım değilim.
Ben İnci'yim.
Sen kimsin?
Umut ben. Merhaba.
Ben cadılarla el sıkışmam.
Bu ailenin tek normali Keremsu ha?
Onun adı Kerem. Sen onu zehirlemeye çalışan bir cadısın.
Allah'ım sen bana sabır ver ya Rabb'im. Kızım, sus, sus. Sus.
Pis cadı.
[erkek çocuk] İnci! Gel, sana bir şey göstereceğim.
[gergin müzik çalar]
Ben bir taksi rica edebilir miyim?
[mesaj sesi]
[telefon çalar]
Umut Hanım, merhaba.
- Buyurun? - Siz buyurun. Araç sizin için geldi.
Ne münasebet? Kim gönderdi bu aracı?
Maalesef bunu size söyleyemem. Lütfen buyurun.
Binin lütfen.
[gergin müzik çalar]
[hafif duygusal müzik çalar]
Buranın dünyadaki varlığından
sadece biz haberdarız.
Burası sadece seninle benim için var.
Burası bizim küçük dünyamız.
Hoş geldin.
Burada kimse bizi göremez mi yani?
Asla.
Duyamaz da?
Asla.
Bu bir rüya değil yani.
Aynı rüyayı görmüyorsak,
hayır.
İşte seni bu yüzden seviyorum.
Ne yüzden?
O kadar güçlüsün ki…
Seni tanıyan herkes de görüyor bunu.
Ama bir yandan
içinde bir yerde böyle…
Böyle her şeye inanmak isteyen
masum bir kız çocuğu var.
Bilmiyorum, o kadar güçlü görünüyor muyum?
Sen…
Sen eğer istersen…
Eğer…
…gerçekten istersen…
…Güneş'i bile söndürebilecek kadar güçlüsün.
Şimdi o küçük kız çocuğunu sevindirme zamanı.
Gel benimle.
[Yasemin Mori - "Nolur Nolur Nolur" çalar]
Sen ciddi misin?
♪ Bir adım atsan bana doğru ♪
Hadi, koş!
- [güler] Tamam, dur! - Gel!
♪ O da bunu görse bari ♪
♪ Bir kere olsun n'olur n'olur ♪
♪ Göz göze gelsek senle sonra ♪
[Umut çığlık atar]
[Kerem] Devam, devam, devam!
Bak, bak, bak!
♪ Esas söylediğim ♪
Gel, gel. Gel.
[çığlık atarlar]
- [Kerem güler] - [çığlık atar] Durdurun! Durdurun şunu!
♪ N'olur, n'olur, n'olur Bu suç belki af bulur ♪
♪ N'olur, n'olur, n'olur Kendini bana ver ♪
♪ Gözden çıkardım yari Yalnız ölmesem bari ♪
♪ N'olur, n'olur, n'olur Kendini bana ver ♪
♪ N'olur, n'olur, n'olur Bu suç belki af bulur ♪
♪ N'olur, n'olur, n'olur Kendini bana ver ♪
[şarkı biter]
İyi geceler.
İyi geceler.
[motor çalışır]
[kapı gıcırtısı]
[Kerem] Oğlum, biz bunları daha önceden konuşmadık mı?
Birbirimiz için yokuz artık. Kafan basmıyor mu buna?
Benim eskisi gibi olmaya niyetim yok zaten.
- Ama senden tek bir şey rica ediyorum. - Lan ne istiyorsun? Ne?
Ne istediğimi gayet iyi biliyorsun.
Akın, bak, bana şifreli konuşma.
Ne istiyorsan açıkça söyle, sonra da çık git buradan.
Bizim yüzümüzden masum bir adamın hayatı hapishanede çürüyor, sen anlıyor musun?
Ha? Anlıyor musun?
İşte tam da bu yüzden Umut'un hayatından çıkacaksın, bırakacaksın onu!
Sakın unutma.
O patenli çocuğu kimin öldürdüğünü ikimiz de gayet iyi biliyoruz.
[Kerem] Kapa çeneni, kapa.
Kes sesini.
[hafif gergin müzik çalar]
[mesaj sesi]
[kapı çalar]
- [kapı çalar] - [Umut derin nefes alıp verir]
Selam.
Şey, eve geçmeden bir merhaba demek istemiştim.
E…
Önemli bir şey yoksa benim biraz uykum var da… Yatacağım.
Evet, tabii.
Şey, e, yarın yine beraber geçeriz, değil mi okula?
Olur, bakarız.
- Konuşuruz. - Okay.
- Görüşürüz. - İyi geceler.
[mesaj sesi]
["Geçmiyor Günler" çalar]
♪ Yanımda yatan yabancı ♪
♪ Her söz zehir gibi acı ♪
♪ Bütün dertlerin en gücü ♪
♪ Geçmiyor ♪
♪ Dışarıda mevsim baharmış ♪
Bizim yüzümüzden masum bir adamın hayatı hapishanede çürüyor, sen anlıyor musun?
♪ …varmış ♪
♪ Günler su gibi akarmış ♪
O patenli çocuğu kimin öldürdüğünü ikimiz de gayet iyi biliyoruz.
[Kerem] Kapa çeneni, kapa. Kes sesini.
♪ Geçmiyor ♪
♪ Günler geçmiyor ♪
♪ Günler geçmiyor ♪
[cırcır böceği sesleri]
Keşke aklımda hep gittiğin andaki gibi kalsaydın.
[burun çeker]
Ama gerçekler geç de olsa ortaya çıkıyor.
Acısını yaşayacağım ama kinini tutmayacağım.
Ben seni affettim.
Katilini de ucunda ne olursa olsun,
kim olursa olsun bulacağım.
Abi, cinayet işlemiş olamazlar ya. O kadar da değil.
Yani, Kerem'le Akın'ı kulaklarımla duymamış olsam ben de inanmazdım.
Başka bir açıklaması olmalı.
Öyle gözükmediğinin farkındayım ama cinayet de işlemiş olamazlar.
- Gerçeği bulabiliriz. - Nasıl?
Soru şu. Gerçeği bulmak istiyor musun?
Yani, gerçekten katilin kim olduğunu bilmek istiyor musun?
Yani, şimdi, "Akın benim arkadaşım,
Keremsu'ya da âşığım" diyorsan bence unutalım gitsin mevzuyu.
Ha, yediği boku unutalım diyorsun yani.
Kızım, az önce sen öyle demedin mi?
İşte ben de onu diyorum. Ona odaklanalım diyorum. Bir şey demedim ki.
Yani, herhangi bir kimseyi böyle katil olarak benimsemenin,
bellemenin kimseye bir faydası yok.
Ya, tamam da…
Kerem… E, Giray, Akın, Duru…
Bunların Anıl'la olan ilişkileri… Yani, ben bunları çözemezsem
bir daha asla eskisi gibi olamam.
Ayrıca bugün söz verdim Anıl'a mezarlıkta.
Anıl da sana verdiği sözü tutsaydı, aldatmasaydı seni.
Bize bir ipucu lazım ya.
Öyle bodoslama dalamayız.
[mesaj sesi]
[Göktuğ] Hayret bir şey ya.
[Umut boğazını temizler]
"6 Üstü 1 Kafe. Saat 14.30. Sakın geç kalma."
Buyur. Al sana ipucu.
Hadi gidelim. Hadi.
Kız, hadisene. Kalksana, hadi.
Biz gidiyoruz, sen kal burada. Eve gidebilirsin.
Sandviçi ye, hadi.
[anlaşılmayan konuşmalar]
Ne var ya? Ne var? Neden çağırdın beni buraya?
İstediğinizi yapmadık mı?
Hanımefendi, sakin olun. Ben sizi tanımıyorum.
Ben de seni tanımıyorum kardeşim. Kerem nerede?
Bana yaşattığınız acılar artık yeter.
Hanımefendi, ben Kerem nerede, bilmiyorum.
Bana bir mail geldi, burada olmam söylendi, ben de geldim.
Ben mail falan anlamam.
Mustafa'ya bir şey yaparlarsa benden günah gider.
Her şeyi anlatırım. Bunu onlara söyle.
Ne dedi? Kaybettim ama ses gelmedi. Lanet teknoloji.
Ya, evde anlatırım ama ben net kararımı verdim.
Benim bu işin aslını çözmem lazım.
Oğlum, sen nereye bakıyorsun ya?
Bu… Şu araç var ya. Çaktırmadan bak.
Bizimle beraber geldi buraya. Şimdi sen ayağa kalkınca da çalıştırdı.
- Dur öyle bir. Dur. - Saçmalama.
Dur öyle. Tamam, sen bir sakin ol. Tamam.
- Sen… - Gel, yürü. Gel benimle, hadi.
- Nereye? - Yürü, yürü, yürü, hadi. Otobüse.
- Ne oluyor ya? - Hadi.
Taksi bulalım. Yürü, yürü. Taksi.
Oğlum, bu ne saçma şey lan? Bizi niye takip etsin ki?
İstersen durdurup soralım, he?
Hadi Umut! Koş! Gel buraya!
Gelemiyor, gelemiyor, koş.
Çıkmaz. Gel, gel, gel.
Koş. Koş Umut.
[Umut çığlık atar]
Tamam, tamam, tamam. Dar. Yolda. Giremez, giremez.
Koş Umut, koş. Merdivenlere, merdivenlere, koş.
Koş. Koş, atlattık.
Taksi durağı. Gel, gel.
[Göktuğ] Taksi durağı.
- İyisin, değil mi? Bana bak. - İyiyim.
- İyiyim. - Tamam.
Yürü, yürü, yürü. Hadi yürü.
Yürü, taksiye binip gidelim şuradan.
Abi, bu adamlar kim ya?
Kim bu adamlar? Bu Mustafa kim?
Kerem'in bu olanlarla ne alakası var?
Ya, bizi ezmeye çalışan herifler kimdi ya?
Göktuğ hâlâ yiyorsun.
Ya, bende intika falan kalmadı Umut.
Gerçekten kendimi çok salak gibi hissediyorum ya.
Benim Azra'nın profiline bakmam gerekiyor. Acilen öz güven yüklemem gerek kendime.
Ya, sen vallahi değişiksin.
- Azra diyor ya. - Hah.
Dost fotoğrafını da bulduk. Bak, görüyor musun?
Tabii ya.
Ne fotoğrafı o? Ver bakayım.
Şu Muhteşem Beşli var ya. Al.
- Göktuğ. - Hmm?
Bu o araba.
Ne oluyor be? Ne arabası?
Bu araba Anıl'a çarpan araba.
Ne?
Sen emin misin ya?
Kaç tane var ki o arabadan?
Emin olmam lazım.
[hafif gergin müzik]
Planın bu mu yani?
Hırsız gibi bu eve girmek mi?
Eve girmeyeceğiz ki.
Otoparka gireceğiz. Araba orada mı diye bakacağız.
Birkaç fotoğraf çekeceğiz, çıkacağız işte. Ne var?
Canım, sen kafayı mı yedin? Ha?
Şu eve bir bakar mısın?
El âlemin evine nasıl gireceğiz ya?
Yakalanırsak bizim ağzımıza sıçarlar.
Korkuyorsan gelme abi. Ben gidiyorum.
Hem unutma. Ben Kerem'in sevgilisiyim.
Allah Allah?
Sen çok alıştın önden lafı sokup… Bak, gel buraya.
- Buraya gel. Şş, Umut. - Ne?
Buraya nasıl gireceğiz biz? Uzaktan kumanda falan olması gerekmiyor mu?
Ya, bir dur. Belki bir yaya girişi falan vardır, bir bakalım.
[Umut] Açık, gel.
[Göktuğ] Çok iyi.
- Şş. - Yavaş.
- Al. - Sen geç.
Kafana dikkat. Geç, geç.
- Şunu tut. - [Umut nefes nefese]
Göktuğ, ne yapıyorsun ya?
Ne ne yapıyorsun? Yürü git.
[hafif gergin müzik]
Bu, o araba.
Değil mi?
Yani… Bilmiyorum ki.
Emin de olamıyorum.
Hırsız patlıcan!
Hırsız patlıcan!
Sen kimsin be cüce?
İnciciğim. Nasılsın canım?
Yalancı domates!
İnciciğim, gel biz seninle bir anlaşma yapalım.
Sen bu gece buraya geldiğimizi kimseye söyleme,
ben de sana ne istersen alayım, hmm?
Kerem benim. Kerem'i rahat bırakın.
Nah senin. Benim o! Göktuğ, kaç! Kaç!
Kaç, hadi! Hadi!
[İnci] Ben yakaladım onları!
[Kerem] Umut?
Kerem?
Aa, benim arkadaşlarım. Sorun yok, siz gidebilirsiniz.
- İyi akşamlar. - [Göktuğ] İyi akşamlar.
Ne yapıyorsun?
- Sürpriz. - Sürpriz.
Sürpriz? Ne sürprizi?
Aa…
Ya, çok saçma gelecek biliyorum ama…
Ben birkaç gündür seni göremeyince özledim.
E, sürpriz yapayım dedim.
Sonra gecenin bir saati Göktuğ, "Yalnız başına gitme" dedi. O da geldi.
Sonra İnci'ye yakalandık ama…
Yine de sürpriz.
Tamam, hadi girelim.
- Yok, olmaz canım. Biz gideriz. - Evet.
Sen beni görmek için gelmedin mi buraya?
Niye gidiyorsun?
E, ben giremem ki. Utanırım. Zaten rezil olduk.
Canım, neyinden utanıyorsun? Herkes odasında zaten.
Hadi.
Tamam.
Göktuğ, sen yan odamda kalırsın.
Hem Umut kendini daha rahat hisseder.
- Olur, tabii, uyar. - [Kerem] Değil mi?
Annemle en sevdiğim fotoğrafımız.
Bayağı korkmuş görünüyorsun.
Hem de nasıl korkmuştum.
Hâlâ unutamıyorum o korkuyu.
Neden sevdiğini pek anlamadım.
Çünkü…
…o korku sayesinde bu anıyı,
bu anı sayesinde de annemi hatırlıyorum.
O korku, bu hayattaki en sevdiğim insanı unutmamı imkânsız hâle getiriyor.
Korktuğunu sevebilir mi insan?
Sevebilir tabii.
İnsan korktukça algısı genişler.
Algın genişledikçe karşındaki kişiyi daha iyi tanırsın.
Tanıdıktan sonra da…
…sevip sevmemek sana kalmış.
Senden korkmalı mıyım Kerem?
[hafif gergin müzik çalar]
Bilmem.
Karar senin.
Selam.
İyi misin?
Yani, bilmem. Belki biraz açık konuşmak gerekiyordur artık.
Geçen geceyi diyorsan gerçekten özür dilerim.
Ya, sizin Kerem'le aranızda tam olarak ne geçti?
Bunu ona sordun mu?
Kerem'e sor, sonra bir daha konuşuruz, olur mu?
[telefon çalar]
Kerem.
Alo?
Kapının önündeyim.
Konuşmamız lazım.
Tamam, onu da yaparız.
Sen bir gel.
Neresi burası?
Bana güveniyor musun?
Ha?
[hafif gergin müzik çalar]
[kapı gıcırdayarak açılır]
[kapı gıcırdayarak kapanır]
[gıcırtı sesleri]
Kerem?
[tangırtı sesi]
Kerem, neredesin?
Kerem, çık. [nefesi kesilir]
Ne olur, bak, komik değil.
[ilham verici müzik çalar]
Burası artık bizim gökyüzümüz.
Umut Işığı'm.
Çünkü ben herkesin baktığı gökyüzüne değil,
artık sadece senin baktığın gökyüzüne bakmak istiyorum.
[Umut iç ses] Kalbimi hissedemiyorum.
Deli gibi sana çekiliyorum.
Her şey mantıksız.
Tek gerçek bu.
Ben, sana çekiliyorum.
Benim güneşim sensin Kerem.
Ve ben güneşi söndürebilecek kadar güçlü olmak istemiyorum.
Yanında olmak beni
yakıp küle çevirebilecek olsa bile razıyım.
Yeter ki sen hep ol.
Sadece sen.
[Kerem iç ses] Seni Güneş sönene kadar seveceğim.
[Umut iç ses] Seni Güneş sönene kadar seveceğim.
[duygusal müzik yükselir]
[duygusal müzik biter]
[mesaj sesi]
[hafif gergin müzik çalar]
[gergin müzik yavaşça yükselir]
[Umut] Hatırlıyor musun? "Burası bizim" demiştik.
Gün bizim.
Gece bizim.
[Kerem] Zaman bizim.
- Her şey bizim. - Her şey bizim.
Kerem.
Ben seni çok seviyorum.
Ne olursa olsun çok seveceğim.
Geriliyorum şu an.
Ben her şeyi biliyorum.
Her şeyi.
Tüm gerçekleri.
Çok üzgünüm.
Üzülme.
Bana ne bildiğini anlat.
Akın'la konuşmanızı duydum.
Hepsini duydum.
Anıl'ı sizin öldürdüğünüzü biliyorum.
Kerem.
Hanginiz yaptı? Bir şey söyle.
Katil misin sen?
Çok saçma bir soru, değil mi? Ama işte…
Her şey seni gösteriyor.
Anıl'la olan o konuşman,
o araba, her şey seni gösteriyor.
Kerem!
Bir şey söyle ya!
Hiçbir şey bildiğin ya da bildiğini düşündüğün gibi değil.
Anlat o zaman.
Görmüyor musun? Ne desen inanmaya hazırım zaten. Bir şey söyle.
Umut.
Ne ben ne de Akın, katil değiliz. Tamam mı?
- Kim o zaman? - Ne söylesem inanmaya hazırdın.
O zaman inan bana.
Akın ya da ben, katil değiliz.
Şimdi eğer bana güveniyorsan
ve eğer dediğin gibi beni gerçekten seviyorsan…
…bana inanırsın.
İnanmazsam?
İnanmazsam?
Ver telefonunu.
İnanmazsan
bu telefonu açar ve yazdığım notu okursun.
Ve tüm gerçeği öğrenirsin.
Tamamen senin elinde.
[Damla] Yani, bence Kerem katil değil. Değil mi?
[Göktuğ] Yani, zaten Kerem katil olduğunu söylese seni eve göndermez, değil mi?
Ya, tamam. Durum basit aslında.
Kerem, ne Akın'ın ne de onun katil olmadığını
ve ona inanmam gerektiğini söylüyor.
- İnanmadın diyelim. - Yani, ben inanmazdım ama…
Tabii bu senin bileceğin iş yani.
Yani, ona inanmadığım takdirde de
telefonuma kaydettiği notu okumamı söyledi.
E?
Ne oluyor? Bu ne demek? Kızım, sen geri zekâlı mısın?
Hayır, değilim.
Okumadım çünkü Kerem'e güveniyorum.
Onu kaybetmek istemiyorum.
Bunun güvenle ne alakası var Umut?
Belki de aradığın cevaplar burada,
bu notun içinde ya.
- Okusana Umutçuğum. - Hadi.
- Dur, bir açayım. - Tamam, tamam.
[Umut] Bu ne ya?
Adres, bir adres göndermiş sana.
[Damla] Neresi ya burası?
Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.
[gergin müzik çalar]
[Göktuğ] Abi, bizim işimiz bitsin, sonra biz gelelim,
- beraber dönelim, olur mu? - Tamam.
Tamam.
- Abi! - Dalga mı geçiyor bu benimle şu anda?
- E, Göktuğ… - Gözünün önünde konuştum ya.
- Tamam, tamam. - Tamam, sakiniz.
Bakacağız sonra.
[Göktuğ] Ayağına dikkat et, gel. Ayağına dikkat et.
Benim stresten çişim geldi. Yemin ediyorum bak.
Ana karargâha haber veriyorum.
Canlı konum…
Eve doğru gidiyoruz.
- [Göktuğ] Burası herhâlde. - Yani.
[Umut] Hadi.
[gergin müzik çalar]
- [Göktuğ] Merhaba. - Kimse var mı?
Aşırı creepy.
[Umut] Burada ışık yanıyor.
- Göktuğ. - He?
Var mı biri? Dikkat et.
[Umut] Başka yol yok, değil mi?
Pardon!
Kimse var mı?
[Göktuğ] Merhaba?
Kimse var mı?
Kimse var mı?
[Göktuğ] Merhaba, kimse var mı?
Biri var mı?
Pardon.
Çok özür dileriz. Vallahi, çok kötü bir niyet…
Çok iyi niyetle geldik.
Kapıyı da çaldık.
Pardon. Beyefendi, iyi misiniz?
[Göktuğ] Beyefendi?
Ya, çok özür dileriz. Biz rahatsız etmek istemedik sizi ama…
[adam ağlar]
Buraya gelmemen lazımdı.
Beni böyle görmemen lazımdı.
Niye geldin Umut? Niye?
[Göktuğ] Ha siktir.
[adam ağlar]
[kekeler] Ben…
- Beni böyle görmemen lazımdı. - Ha siktir.
Özür dilerim…
Özür dilerim.
Özür dilerim.
[araba yaklaşır]
- Hemen gidin buradan. Hemen gidin. - Ne oluyor ya?
Daha fazla vaktiniz yok. Çabuk gidin buradan Göktuğ.
Umut. Umut.
Bak, sana söz veriyorum, vakti geldiğinde sana her şeyi anlatacağım.
Söz veriyorum. Bak, söz veriyorum ama şimdi gitmen lazım.
Göktuğ, götür onu buradan.
- Götür hadi! - Tamam, hadi Umut! Hadi!
[gergin müzik yükselir]
Çık! Çık!
Damla! İmdat, yakalandık!
Koş Umut!
[gergin müzik yavaşlar]
[müzik biter]
[Göktuğ nefes verir]
Kerem?
Gelmedi?
Anıl'ın yaşadığının farkındasın, değil mi?
Ha siktir! Anıl mı yaşıyor lan…
Kapıyı kapat.
Oğlum, bunu bana niye söylemiyorsunuz lan? Ben karargâhım ya.
Sizi ben kurtardım. Hakkım değil mi bilmek?
Ya, yalnız kalamadık ki hiç.
Tamam da o zaman niye polise yalan ifade…
Oğlum, götünüzü keserler lan yalan ifadeden.
Yalan söylemedik ki. Bizi vuranları tanımıyoruz.
Bizi derken? Beni demek istedin herhâlde, değil mi? Teşekkür ederim.
Ben bir bok anlamadım ya.
Ben sana şöyle anlatayım.
Anıl'ı gittiğimiz evde bulduk.
Sonra eve birileri geldi.
Anıl apar topar bizi gönderdi. Kaçın dedi.
Biz de çıkıp kaçtık, koşmaya başladık.
Ve bir anda adamlar beni kevgire çevirdi. Olay bu.
Ama o adresi sana Kerem verdi.
Peki nerede şu an kendisi?
Bilmiyorum.
Ya bu süreçte Kerem, Anıl'ı ortadan kaldırmaya çalışıyorsa?
Sonuçta buraya da gelmedi.
- Ha? - Yavrum.
Aldığın ağrı kesiciler sende kafa mı yaptı aşkım benim?
Hı.
Bir dakika ya.
Mantıklı aslında.
Ya, benim oraya tekrar gitmem lazım.
Şu an ne olursa olsun Anıl'ın hayatı tehlikede olabilir.
Hadi gidelim, tamam.
Oğlum, saçmalama. Sen bu hâlde nereye gidiyorsun?
Tabii, mm-hmm. Aynen, hadi.
[Damla] Tamam, ben de geliyorum.
İyiyim, çok iyiyim. İyiyim.
Abi, bak. Gözünün yağını yiyeyim, tamam mı? Ne olur bizi bekle.
İki katı, üç katı, ne gerekirse vereceğim ben sana.
Tamam mı? Lütfen.
- Göktuğ, hadi ya. - Burası mı?
Evet.
Aynen, düz gideceksin.
- Abi! - Hey!
Of!
- Sınavım ya! - [Umut] Hadi.
- [Damla] Ne bok yiyeceğiz? - [Umut] Bilmiyorum, hadi.
[Göktuğ] Düz gidelim.
[Göktuğ] Dikkat et.
[gergin müzik çalar]
Gitmiş.
[Umut] Geç kaldık işte.
Dedim ben, değil mi? Kerem aldı çocuğu. Buyur, buyur.
Kızım, flaşı kapat. Flaşı kapat.
[telefon çalar]
Kerem arıyor.
Canım, açsana. Ya aç, ya sessize al, hadi.
- Abi, aç. - Ne bakıyorsun öyle Umut? Hadi?
Aç, aç, aç.
Alo?
Kerem?
Alo?
Kerem, anlamıyorum seni. Alo?
- Duy… Alo… - [Göktuğ] Çekmiyor. Yukarı kaldır.
- [Umut] Çekmiyor… - [araba yaklaşır]
Abi, nerede çek…
[Umut] O ne ya?
Deja vu. Kafeden çıkışta bizi takip eden araba bu.
Ha siktir. Kaçmamız lazım.
- Deja vu. - Kaçın.
- Anlamadım. - Deja vu. Deja vu. Deja vu.
Damla, hadi!
Arkada kalanı vuruyorlar kızım! Manyak mısın?
En azından vurulmaya değer bir şey buldum.
Sen bana laf mı sokuyorsun?
Ya, biraz daha konuşursanız hepten gideceğiz ya.
[Göktuğ inler]
- Hadi! Hadi, yetişecekler! - [Umut] Koş!
[adam 2] Durun! Durun dedim!
- [Umut] Damla! - Geldim!
- [adam] Durun! - [Göktuğ] Koş!
[araba yaklaşır]
- [Umut] Kerem! - Atlayın, atlayın çabuk!
[Umut] Çabuk, geliyor! Geliyor!
Anlaşıldı, sen bu işin peşini bırakmayacaksın.
Bu gece her şeyi anlatacağım sana.
[hareketli müzik biter]
Seninle tanışmamız bir plan dâhilinde değildi.
Öncelikle bunu bilmeni istiyorum.
Kerem.
O gün Anıl'a çarpan kişi Duru'ydu.
Aslında arabayı ben kullanıyordum.
Sonra yolu boş gördü, kullanmak istedi.
Ben de dayanamadım.
Verdim.
Sonra da kontrolü kaybedip Anıl'a çarptı.
[Akın] Ne yapacağımızı bilemedik. Kaza sanıyorduk çünkü biz de.
Sanıyorduk derken?
Korkup kaçtık.
Sonra Duru'yla Anıl'ın tanıştığını anladık.
[Giray] Hatta sizin olduğunuz sokağa bizi özellikle sokmuş.
Çarpışmadan iki dakika önce mesajlaşmaları var.
Anıl'a senin nerede olduğunu sormuş.
Anlık konumunu istemiş.
Her şeyi sana anlatmakla tehdit etmiş onu.
Anıl da korkmuş.
Konumunu göndermiş.
Hepsi planlı mıydı yani?
Plan tek bir yerde tutmadı.
Aslında çarpmak istediği kişi sendin.
[Damla] Ulan, madem bu kadar şerefsiz bir kardeşin var,
bunca zamandır niye polise gitmiyorsun?
Abi, Anıl'ın yaşadığını hepiniz biliyorsunuz. Hepiniz.
Bu zamana kadar tek kelime niye etmiyorsunuz o zaman?
Ben, Anıl'ın hayatta olduğunu bilmiyordum.
Ben hatta düzenli mezarını ziyarete gidiyordum Anıl'ın.
O gün, karşılaştığımız gün.
O gün ben sana söylediğim gibi annemi değil de Anıl'ı ziyarete gelmiştim.
Umut, ben…
Ben Duru'yu ikna etmek için, ona itiraf ettirmek için
elimden gelen her şeyi yaptım.
Evet, çocuklara susmalarını da ben söyledim.
Duru'nun şoförü Mustafa'yı kazayı üstlenmeye ben ikna ettim.
Ve işte buradayız sonunda.
Suçsuz biri de bizim yerimize hapis yatınca
Kerem'le ipler koptu.
Ya, daha doğrusu o ipler Duru'nun eline geçti.
Herkes susunca biz de suç ortağı olduk.
O da bizi parmağında oynattı.
Bahçe cücesinin yaptığı şeye bak ya.
Ya, canlı koskocaman adamı siz nasıl ölü gibi gösterdiniz ya?
Abi, para.
Hastane ve diğer işler parayla hallolmuş.
Tamam da bu çocuğun ailesi yok mu?
Annesi, babası, yani, onları nasıl ikna ettiniz?
İşte, onlar da çocuklarının sağlığına kavuşması için susmuşlar.
Abi, ben anlamıyorum. Bu kız 20 yaşında bir bücür.
Ama arkasında dedem var.
Dedem o Duru için her şeyi yapar.
Umut.
Özür dilerim.
Her şey için.
Ben seni gerçekten çok seviyorum.
İşte olanlarla alakam bu.
Ama çözeceğim.
Nasıl?
Suçumu itiraf edeceğim.
Gidip teslim olacağım.
Duru ben içeri girince
onu da ihbar edeceğimden korkacağı için kimseye bulaşamaz.
Mustafa dışarı çıkar.
- Böylece herkes rahat eder. - Olmaz.
Bir suçsuz çıkacak diye başka bir suçsuzun içeri girmesine müsaade edemeyiz.
Bu gece hiçbir şey yapmayacağız.
Düşüneceğiz.
Akın, sen Kerem'le Giray'ı al, sana geçin. Kalanlar da bende.
- Tamam. - Bu gece böyle kapansın.
Sonrasına da bakacağız.
[Damla] Size ölmeye değer demiştim.
[Göktuğ] Ne gördüğünü söyleyecek misin, yoksa suratına bakıp mı anlayalım?
Şimdi, şöyle ki Umutçuğum.
Senin mail sapığın Anıl'mış.
- Ne? - Buyurun.
Çekil şuradan be.
- Emin misin ya? - Evet.
Nereden eminsin?
Oğlum, laptop Anıl'ın değil mi?
[Umut] Anlamanın tek bir yolu var.
[Göktuğ] Hepsini o mu yazmış? Aynı kişi mi?
Yok, başka kişi.
Manyak mısın ya? Tabii ki de o yazmış.
Çek elini be.
[araba yaklaşır]
Hello!
Rahat bulabilmişsindir umarım.
Buraları pek fazla kişi bilmez.
Yani, bilenler de zaten buralara gelmez.
Ya, kızım, sen ne arıyorsun burada? Anıl nerede ya?
Ya, sen bu saf hâlinle iyi gelmişsin bu yaşına kadar.
Anıl ben nerede olmasını istiyorsam orada. Hep de öyle olacak.
Ya, sen hasta mısın kızım? Anıl nerede ya?
Bırak! Çekil! Bırak! Bırak!
[çığlık atar]
- Şş. - [Umut öksürür]
[Duru öfler]
[Umut öksürür]
[Duru güler]
- Çıkar şunu. - Hı?
- Çıkar. - Duyamadım?
- Çıkar şunu. - Ne diyorsun, anlamıyorum.
Ağzımı aç orospu! Ağzımı aç!
- [öksürür] - Çok mu canın yanıyor?
Ah, kıyamam.
[Umut öksürür]
Yalnız amma uyudun. Vallahi canım sıkıldı.
Ne istiyorsun lan benden? Hı?
Of, aynı soruyu sormaktan sıkılmadın mı?
Acaba diyorum ki başka şeylerden mi konuşsak?
Mesela… Kız kıza dertleşebiliriz.
Siktir git.
[Duru cık cıklar]
Yani, ben burada seninle sohbet etmek istiyorum,
sen bana siktir mi çekiyorsun?
Duru, ne bok yapacaksan yap. Bitsin artık.
Bitsin, değil mi? Bence de bitsin.
Hem de doğum gününde.
Ay, süper bir kader gerçekten.
Ne istiyorsun lan benden? Derdin ne senin ya?
- Meraktan ölüyorsun, değil mi? - [öksürür]
Neyse ki bugün sadece meraktan ölmeyeceksin.
Eh! Parti hakkında çok bilgi verdim sana.
Ya, Duru, ben bu kadar çok mu yaktım senin canını ya?
Gerçekten, Duru, bak.
Özür dilerim.
Ne saçmalıyorsun ya?
Korkuyorsun, değil mi?
Anıl iyileşince bana dönecek diye korkuyorsun.
Beni sevdiği için.
[hafif gergin müzik başlar]
Kerem'le birlikte olduğum için.
Yapayalnız kaldığın için çok korkuyorsun.
- Sus. - Duru, sen gerçekten salaksın.
Beni ortadan kaldırınca her şey çözülecek zannediyorsun, değil mi?
Sus diyorum sana, sus.
Sen gerçek bir zavallısın Duru.
Seni çok fena pişman edeceğim.
Duydun mu? Seni çok fena pişman edeceğim.
Güzelim.
En azından ben öldüğümde arkamdan üzülecek dostlarım var.
Öyle mi?
Bak, iyi bak.
Anıl beni seçti.
Sen burada bağlıyken o orada mışıl mışıl uyuyor.
Abim de geldi.
Göreceğiz bakalım şimdi kim kazanıyor.
Bunu al.
- İçeri sokun şunu. - Kerem!
Kerem!
Kerem! Bırak, bırak!
- Kerem! - Yürü!
[Umut çığlık atar]
Umut nerede?
Umut nerede? Umut! Umut nerede lan?
Ya, Umut nerede diyorum! Ne yaptın Umut'a? Nerede Umut?
Ya, bırak! Yok Allah'ın belası! Yok burada!
- Sus. - [çığlık atmaya çalışır]
- Sus. - Bırak!
Duru, eğer Umut'un kılına zarar verirsen
seni hayatımın sonuna kadar affetmem.
Anladın mı? Ha? Anladın mı?
- Bir kız için değer mi gerçekten? - [Umut ağlar]
Gel buraya. Şş.
Umut benim hayatım! Hayatım! Umut benim her şeyim!
Umut benim her şeyim! Anladın mı?
- Nerede Umut? - Ya, bırak! Bırak!
Onu gerçekten kurtarmak istiyor musun?
Hayatım pahasına.
Tamam, tamam. O zaman benimle arabaya bin.
Hadi.
[gergin müzik devam eder]
- Sus! - Bırak! [çığlık atar]
Kerem!
[Duru iç ses] Madem hayatın pahasına abiciğim,
onu kurtarmak için ölmen lazım.
[cırcır böceği sesleri]
[duygusal müzik çalar]
[gülüşürler]
[Göktuğ nefes verir]
O kadar güzel ki.
- Ben ve güneş. - [gülüşürler]
Saçmalığa bak.
[Göktuğ] Sizi çok seviyorum. İyi ki varsınız.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.