All language subtitles for annemin yarası turkce 25 fps

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bak hala vazgeçebilirsin.

Hocam, şimdi konuştuk.

Ya oğlum, öyle de...

Vazgeçersen ben de sözümü çiğnememiş olurum.

Sen de o Trompet bursu mudur nedir... Alır, basıp gidersin üniversiteye işte.

Hocam, artık adresi verdin.

- Sen, çok uzak bir yer mi, bana onu söyle. - Bak ya.

Oğlum bu yolların hepsi aynı kapıya çıkar.

Salih, senin gibi kaç tanesi geldi gitti.

Bunun sonu yok.

Tamam, cevabı bulamazsam benim de sonum yok işte, Hocam.

Hakkını helal et, Sadık baba.

Ne yapacağız? Helal edeceğiz tabii.

Hadi.

Hop! Vurun lan! Vurun, vurun lan! Vurun!

Çekil, Çekil şuradan harbiden dayak istiyorsun. Gel buraya!

Şşt, tamam, tamam, tamam.

-Bak, bak ne diyeceğim. -Ha?

Babanı arama oğlum.

- Baban benim lan. - Yürü, yürü lan

Hahaha.

Salih. Salih.

- Anana selam söyle. - Önce seninkini bulacağım.

Hadi, bak zil çaldı. Hadi işinize oğlum. Hadi dersinize ya.

Bak, Sadık Hoca orada.

Hadi.

Hocam! Müsaadenizle, ben kaçıyorum.

Kapı. Kapı.

- Salih abi gitme ya. Ne olur gitme ya. - Maradona.

Hadi çıkın dersinize. Mektup atacağım size. Hadi. Hadii..

Birine mi baktın, Evladım?

Burada bir ayakkabıcı varmış ama...

Dükkan arkada.

Geç.

-Nasıl katlanıyorsun bu yokuşa yahu? -Ya, İhsan amca.

Hiç üşenmiyorsun...

Mahalledeki bütün eski kunduraları getiriyorsun.

-Sağ olasın ya. -Yok ya, hanım yeni terlik istedi.

-Ben de dedim gelmişken-- -Kolay gelsin.

Aleyküm selam kardeş.

Ayakkabı siparişi için geldiysen iki haftadan önce olmaz.

Yok, ben ayakkabı için gelmedim.

Ha, Ayakkabılar öyle demiyor da. Ondan dedim.

Tabure ver.

-Zahmet etmeyin. -Bir şeyi de söylemeden yap be.

Zaten bende para da yok. Bu, şeyden--

Belki ben sana değil de ayakkabılarına yardım etmek istiyorum.

- İhsan Hoca... - Hı?

Ben bunları üç - beş güne bitiririm de...

Yengenin terliği bir haftadan önce çıkmaz.

Ben onlarla biraz ince uğraşırım. Ne dersin?

- Ne diyeyim? - He de.

Bir şeye de he de be. Bir şeye de he de be.

Evde kafama atacak yeni bir şeyler istiyor galiba.

-Eyvallah. -Senin hanım nasıl? Nerma?

İyi çok şükür.

İki yarım, bir tam, gidiyoruz işte.

-Selam söyle. -Aleyküme selam.

Onları bana değil, buna vereceksin. Bu, sana terlik getirecek.

İnşallah bir gün, bir şeyi söylemeden yapacak bu çocuk ya.

İnşallah.

Mevlide Hanım.

Ha?

Kahveye misafir var.

Sağ ol kardeşim.

Nasıl olsun şekeri?

-Bol şekerli olsun. -Bol şekerli.

Duydun mu valide? Hem fakir, hem bol şekerli.

Kafi tatlı birine benziyor halbuki.

Anlat bakalım Allah'ın oğlu. Nedir derdin?

Ben Zenica'dan geliyorum.

-Yetimhaneden. -Ee?

Bizim Sadık Hoca, Müdür...

O bana bir söz vermişti. 18 yaşına gelince de sizin adresi verdi işte.

- Burayı, bizim evi ha? - Simin Han

Köyü, dedi. Ayakkabıcı dedi. - Oğlum bir gün de öğretmeninden,

Güzel bir şey duyalım. Allah aşkına bir günde güzel bir şey duyalım be.

Çocuk tembel diye anasına da garip bakıyorlarlar.

Sonra da kadının saçına aklım takıldı, ne dediğini dinlemez oldum zaten.

-Avni. Avni. -Buraya gelirken kuş yuvalarını gördüm.

Daha doğrusu daha önce gördüğüm kuş yuvalarını bir daha göremedim.

Bozmuşlar demek ki.

-Öyle mi? -Evet.

Ha..

Misafir gelmiş.

Kusura bakma, ben Vedad'ın derdinden etrafımı, metrafımı göremiyorum.

Aslında zeki çocuk da dersi dinlemiyor abisi.

Hoş geldiniz, Nerma ben.

-Hoş bulduk. Salih, ben de. -Salih mi?

Anne. Tesadüfü duydun mu? Salih'miş ismi.

Ben, oğlum olduğu zaman Salih mi olsun Vedad mı olsun çok düşünmüştüm de...

- Ondan şey ettim birden. - Ben de Vedad olsun dedim.

Evet. Ayıptır sorması, ne için gelmiş Salih kardeşimiz?

Nerma biz de tam onu

Ama Mirsad, bu isim meselesi çok acayip oldu gerçekten.

Ben Salih ismini çok severim de ondan.

Siz de ne için geldiğinizi anlatacaktınız, kusura bakmayın.

Benim kafamın içinde bir fırtına var böyle, laflar uçuşup

- düşüyor. ne dediğimi de sonra bilmiyorum. - Nerma, Nerma.

Siz böyle oturacaksanız ben içeriye gireyim,

Toplayayım. Zaten ütü var, şey var.

Evet, evet, ben gidiyorum içeri. Vedad, Vedad.

Vedad. Vedad oğlum, hadi, elini yüzünü yıka.

Bizim hanım anlatır böyle, sen şey yapma.

-Baba. -Hı?

Okula bir daha annem gelmesin. Sen gel.

Allah Allah. Sen derslerine çalış, hiç birimiz okula gelmeyelim, eşek sıpası.

-Ya baba. -Hadi.

-Sen beni anlamıyorsun. -Bak hâlâ konuşuyor.

Sünnetçiyle konuştum. Haftaya bitecek o iş.

- Vallaha söylerim, kökünden keser ha. - Ee.. Sünnet olacak benim oğlum.

Sen şimdi kim dedin?

- Sadık Hoca. Zenica'dan. - Mirsad!

Sadık Hoca, Zenica'dan.

-Mirsad! -Mirsad.

- Gerçi bilmiyorum, - Kıza bak.

Bilmiyorum burada başka ayakkabıcı var mı?

-Sadık. -Mirsad, gel hele.

-Mirsad, bak kıza. -Tamam da.

Dur, bulacağım ben onu. Bulacağım.

Geldim.

Geldim canım benim, geldim.

Sen gel benimle. Hadi.

Gel benimle.

Senin hatırlatmaya geldiğin şeyi unutmak için biz 15 sene uğraştık.

Kalamazsın burada.

Ne oldu?

- Mirsad. - Hm.

Her sene yapraklar döküldüğü halde hâlâ bu kadar üzüm vermesi tuhaf değil mi?

Ama şimdi Bahar ve çok güzel, öyle değil mi?

Bir gün bir akraba...

Komşu köyde çok güzel bir kız olduğundan bahsetti.

Sonra da bir düğünde gördüm, bir su damlası.

Nerma sana hamileydi.

Herkes eğlenirken bir köşede sessizce oturuyordu.

"Kimdir?" dedim. Anlattılar.

Dayısına rahmet, Onun evindeler hepsi. Bekliyorlar öyle.

Askerler geliyor. Dayısını vuruyorlar, gözünün önünde.

Nerma, 15 - 16 yaşında o zaman.

Ve sonra hayvanlar saldırıyor kızlara.

Sonra da komutan geliyor.

Komutan dedikleri bir adam yani.

Hepsinin takma adı var ama...

Kızlar tanıyor Adamı. Aynı sokakta yaşıyorlarmış.

Komutan bağırıyor askerlere. "Durun. Durun." diyor.

Hepsi tabii kurtulduk zannediyor Kadınlar.

- Komutan kovuyor adamları evden. - Dur!

Nerma'yı tutuyor elinden. Sonra... Sonra da işte, kapatıyor odaya.

"Nerma, Nerma." diye bağırışıyor kapının önünde hep kızlar.

Vuruyorlar kapıya.

Nerma da unutuyor ondan sonra, her şeyi.

Bir kartal dövmesi varmış böğründe. Bir tek onu hatırlıyormuş Nerma.

Gerisini ya unuttu, ya da hatırlamak istemiyor.

Nerma, sen biraz dinlensen mi?

- Çok mu konuştum gene? - Ondan değil. Uzan biraz.

-Dinleneyim. -Hı.

-Dinleneyim. Uyumayayım da dinleneyim. -Uyuma da dinlen. Hadi.

Öğretmenleri Vedad'ın dır dır dır benim başımın etini yediler.

Biz ne yapacağız bu çocuğu, bilmiyorum ben Mirsad.

Bir şey olmaz.

O zaman kendime şarkı söyleyeceğim.

Ne söyleyeyim?

- Vardar Ovası. - Vardar Ovası.

Vardar Ovası Vardar Ovası

Mirsad. Mirsad.

Sen de gel yanıma uzan.

- Ama Nerma, çocuk bekliyor. - Beş dakika, bir şey olmaz.

Beş dakika.

Nerma 16 yaşındaydı, sen doğdun.

- Taşındık buraya. - Mirsad'da bilmiyor hiçbir şeyi.

Savaştaydı.

Seni yetimhaneye verdik.

Nerma'yı da Mirsad'la evlendirdik.

Sonra da çok ilaç aldı Nerma. Hepten unuttu olanları.

Biz Nerma'ya hiçbir şey söylemedik, söylemeyeceğiz de.

Sen de söylemeyeceksin.

Söylemeyeceksin. Tanımıyor seni.

Bilir misin gece neden Kara renkli'dir ve Çiçekler bir mevsim taze?

Hıhıhı.

- Ahh. - Peki, sen bilir misin ki...

Ben gevezelerden nasıl nefret ederim...

Ama senin de susmanı hiç istemem?

Bu evde yeni bir hayat başladı.

Küçük bir çocuk var.

Sadık Hoca sana ne dedi bilmiyorum.

Ama al burada para var.

Al, Al..

Bunları da al.

Burada kalamazsın.

Kim o adam?

Ne yapacaksın?

Kim?

- Akşama fasulye yapıyorum. - Hmm.

Ha. Alo, Hüseyin. Naber?

Ya şu bizim hocanın adı neydi ya?

Hah. Saffet tabii ya.

Gitmesen daha iyi.

Gideceğim.

Belki de ölmüştür.

İnşallah ölmemiştir.

Evladım.

A-a?

Gidiyor musun?

Sen niye geldin de nereye gidiyorsun Allah aşkına?

Şey, ben, kocanızın uzaktan bir akrabasıyım da.

Aaa?

Öyle bir ziyarete gelmiştim. Sonra yine gelirim belki.

Peki Salih. Salih.

Vedad da güzel isim ama.

Güzel.

Siz çok güzelsiniz.

Sen de çok güzelsin. Ne var ki bunda?

Eyvallah, hadi. Sağ ol.

Nerede bu?

Kim?

Çocuk.

Aa. Bilmem. Gitti herhalde.

Nerede bulurum onu?

Ne yapacaksın?

Nerede?

Belki de ölmüştür.

İnşallah ölmemiştir.

Madem öyle, doğru yere gitti.

Prijedor'a gideceksin.

Prijedor.

-Hadi oğlum. Hadi, hadi.. -Kurban olurum, hadi.

Hadi, dikkat et.

-Geliyor, geliyor. -Allah zihin açıklığı versin oğluma.

Koşma!

Hayır, acaba ben mi ayıp ettim çocuğa ya?

Ha? Dün.

Dün beş dakika girdim içeri, bir çıktım, gitmiş çocuk.

Aman ne dert ediyorsun sen?

İyi bir çocuk, belli. Başının çaresine bakar.

Ah.

- Kim o adam? - Lazar diyor askerler.

Hepsinin de takma adı var.

Gerçek adı da Borislav Milic.

Komşusu, Nerma'nın.

Evladım, bazen birini bağışlamak için önce cezalandırmak lazım.

Bir kartal dövmesi varmış böğründe.

Bir tek onu hatırlıyormuş Nerma.

- Borislav Milic. - Evet.

Sen niye geldin de nereye gidiyorsun Allah aşkına?

Bir ziyarete gelmiştim. Sonra yine gelirim ben.

Peki Salih. Vedad da güzel isim ama.

Kolay gelsin.

Kolay gelsin.

-Pardon. -Haa!

Oğlum, elinde testere olan Adama bir daha sakın arkadan dokunma. Ölürsün.

İş için mi geldin?

İş için.

- Var mı tecrüben? - Yok.

Ama yaparım her işi.

Dürüst müsün salak mısın? Adın ne?

- Salih. - Salih.

- Ne yapıyorsun Boris? - Mari. Salih iş için gelmiş.

Doğru Tişört. Marija, memnun oldum.

Bu da kocam Borislav. Partizandır.

Salih, baştan söyleyeyim de, üç günde kovduğu çocuklardan biri olma lütfen.

Azıcık dayan.

Yaparım elimden geleni.

O zaman işe alındın Salih. En azından şimdilik alındın.

Mari. Bana kimse bir şey sormayacak mı?

Çünkü Beyefendiye sorarsak Hayvanlar bir ay daha aç ve susuz yaşayacak. Gel Salih.

-Mari, orada iş görüşmesi yapıyordum. -Yaparsın gene görüşmeni.

İşte burada hayvanlarımız var. Günde Üç, Beş kere yemlemek lazım.

Yoo. İki defa, İki.

- Salih, nerelisin sen? - Zenica.

- Ailen orada mı? - Ailem yok, efendim.

İşte orası kümesler. Borislav Bey yumurtalar konusunda hassastır.

- İki günde bir mi almak gerekiyordu? - Her gün, Her gün.

Pardon, her gün. Bu arada, kaç yaşındasın sen?

94'lüyüm. On dokuz.

İşte kalacağın yer de şurası.

Bu Tarla da bir şey, bir şeydi.

Neyse, sen anlat işte Çocuğa. Hadi.

İyi şanslar Salih. Dayan biraz, tamam mı?

Adam gibi anlat, Boris.

Mari. Hadi git.

Kızıl Yıldız yüzünden işe alındın.

Mari'ye kalsa bu çiftlikte üç kişi çalışması lazım

Ama bana bir tane düzgün adam yeter.

Tabii onu bulabilirsem.

Gel benimle.

Bak, burası atölye. Bunun arkasında garaj var.

Yanında kesim yeri.

Hayvanlarımız burada. Yemleri.

Orası Bahçe. Arkasında tarla var.

Hayvanları bu tarlanın arkasına götüreceksin. Duyuyor musun beni?

- Evet efendim. - Evet efendim ne lan?

Mis gibi ismim var benim. Borislav Milic.

Hıh. Yürü.

Salih, işin tam olarak ne olduğunu biliyorsun değil mi? Bilerek geldin buraya.

- Evet efendim. - Evet efendim.

Bak. İşte bu Goran. Ona efendim diyebilirsin.

Sizde bu domuz işleri sakat değil mi Salih?

- Sorun değil. - Sorun değil zaten, Haram.

Cacık işini de sen halledersin o zaman.

Nasıl?

Suni döllenme. Eğer kalabilirsen anlatırım.

İş, bütün çiftliğin angaryası. İki hafta denerim.

Oldu, oldu. Olmadı...

Zaten çok kıvırabilecek gibi görünmüyorsun.

Unutma.

- Göründüğüm gibi değilim, Borislav. - Aferin.

Sırf bana gıcıklık olsun diye bu Salak Çocuğu işe mi alacağız?

-Hı. Son salağı kim işe almıştı efendim? - Ben aldım, efendim.

Ayrıca iyi çocuğa benziyor. İhtiyacı da var. Belli.

Çok sevdiysen Evlatlık alalım.

Çok mu komik Borislav?

- Değil. - Çok mu komik ha?

Değil, Marija.

-Çok mu komik ha? -Değil.

- Adı Salih. - Ee?

Prejedor'da Müslümanlara nasıl davranıldığını biliyorsun.

Bu var ya...

İnsanları diniyle ayıran Herkese girsin.

Özür dilerim.

- Hiç komik değildi. Özür dilerim. - Yok ya, bırak.

Ama belki sevişirsek...

Belki deneme süresi başlar. Ha Mari?

Deneriz olur mu? Ha Mari?

İster misin?

Dur, dur, dur.

Mari.

Zenica Yetimhanesi.

- Alo. Ben Müdür Beyle görüşecektim. - Bekletiyorum. Bir saniye.

- Alo. - A - Hocam, Selamün Aleyküm.

- Mirsad Seydic ben. - Simin Han'dan.

- Ayakkabıcı. - Sen kimsin?

Şimdi hocam, siz bana bir çocuk göndermişsiniz.

Benim adımı adresimi vermişsiniz, ben ama...

Ya kusura bakmayın bilemedim, sizinle daha evvelden tanıştık mı?

Biz bu Çocuğa bir iş mi verecektik?

Bir ayıbımız da olsun istemem ama. Ben sizi aradım bunun için.

Orada mı çocuk hala?

Yok, çocuk geldiği gibi gitti. Ayakkabıları da burada hatta.

Mevlide Hanım sizin neyiniz oluyor?

Annem olur.

Bak Kardeşim, ben Mevlide Hanım'ı tanırım. Onun dışında da başka bir bildiğim yok.

Onunla konuşursan... Görüşebilir miyim ben kendisiyle?

Ee. Hayır, kendisi yok şimdi burada da

- Şimdi. - Bak kardeşim.

O zaman benim de söyleyecek bir şeyim yok. Kusura bakma.

Hadi hayırlı işler.

Kolay gelsin.

Borislav testereyi istedi de.

Şurada karşıda asılı, alır mısın?

Burada. Bak, bu. Bu.

Bu Böcekleri ne yapacağız bilmiyorum.

Ya siz benimle dalga mı geçiyorsunuz arkadaşlar?

Nasıl, alışabildin mi?

Yok.

Ben de zor alışmıştım.

Nasıl?

Ta Zenica'dan buraya yolun nasıl düştü?

İş için.

Daha önce gelmiş miydin?

Yok. Bu ilk.

Prijedor senin için biraz şey olabilir, Rahatsız edebilir.

Savaşta Müslümanlara yapılanlardan, toplama kamplarından falan pek bahsedilmez.

- Normal. - İç Savaş der, geçerler.

Sırplar için yüz tane anıt vardır, Müslümanlar için 10 tane bulamazsın.

Böyle işte.

Siz buralı mısınız?

Yok.

Senin gibi sonradan geldim.

Ama iş için değil. Aşk.

Borislav. O buralı o zaman.

Borislav hiçbir yerli. Biz burada tanışıp aşık olunca...

Burayı uğurlu belledik ve yerleştik. Nasıl olmuş?

Güzel.

İnsanın bir tane iyi yaptığı iş olmalı, Salih. En azından bir tane.

Mesela işin testere götürmekse onu yapmalı değil mi? Hadi, hadi, hadi.

Hahaha.

Müzik

Bırak oraya.

Domuzu getir.

Hadi.

Oğlum tut şunu getir.

Dur.

Ne oldu?

Bir Patates yahnisi yapıyorum.

Çoktandır yemedik. Canın çekmiştir.

Eline sağlık.

Ya şu Çocuk var ya...

- Vedad? - Yok.

Şu geçen gelen. Salih.

Yetimhaneden geldi ya hani.

Heh.

Geldi, sonra da gitti.

Ne yapalım?

Ben aradım o Yetimhaneyi. Konuştum Hocasıyla.

Sadık Hoca diye biri bu.

Ya dedi ki...

Ben dedi Mevlide Hanım'dan başkasıyla konuşmam dedi.

Tamam. Ararım ben onu. Konuşuruz.

Kim bu Sadık Hoca?

Bende kafa mı kaldı Mirsad?

Eski bir tanıdık.

Bir garibanı yollamış işte.

Bizim derdimiz bize yetiyor, çocuğu yollamış yani.

Ne yapıyorsun Boris?

Kitap okurken çok seksi olduğumu söylemem.

- Kurabiye tarifi mi okuyorsun? - Ne yapayım?

Salih.

Salih.

Buradayım, buyurun.

Ya sen bu Balıklarla mı yattın?

- Yok, sorun değil. - Nasıl sorun değil?

Çıkart onları, Ambara as.

Geceleri burada çok sinek oluyor. Bak, bunu getirdim.

Sağ olun.

Odanın sapık dekoruna alışabildin mi?

Senden önceki Çocuk Rock'çı Metalci bir tipti de, çizdikçe çizmiş.

Burası biraz da Bekçi kulübesi gibi bir şeymiş.

Bize göz kulak olursun artık.

Hadi iyi geceler.

Bir kartal dövmesi varmış böğründe.

Lazar. Lazar diyor Askerler.

Gerçek adı da Borislav Milic.

Bazen birini bağışlamak için önce cezalandırmak lazım.

Baba.

- Acıtmayacak, değil mi? - Hiç acımayacak oğlum. Hiç merak etme.

Acımayacak.

Annemlere söyle, bakmasınlar.

Tamam. Nerma bakmayın siz.

-Bakmıyorum. Bakmayın, -Bakmayın, bakmayın.

-Bakmayın çocuklar. Kapatın gözlerinizi. -Hadi, say bakalım ona kadar.

Bir.

İki.

-Evet. -Üç.

- Ahh. - Ahh.

-İşte bu kadar. -Afferim Berat.

Mirsad.

Mirsad sen neredesin? Mirsad, Sabahtan beri seni arıyorum.

Ee.. Buradayım.

Yalnız balonları iyi bağlamamışlar.

Yarısı uçtu gitti.

Çocukların da suçu tabii. İlla ipi çözüp eline alacak.

Kaç kere dedim "Ne yapıyorsun? Uğraşma onunla. Eline alma." Diye. Dinleyen kim?

- Ne güzel duruyordu işte. - Tamam.

Anlatamıyorsun bunlara laf maf.

- Tamam, ne olacak ya? - Pastalar güzel ama.

Meyveliden yedin mi?

-Yemedin mi? -I ıh.

İnşallah kalmıştır. Çok güzeldi meyveli.

-Gel, otur bakayım sen şuraya. -Nereye geliyorum, bu kadar misafir var.

Otur bakayım sen şuraya. Çek şunu.

Gel şöyle. Otur bakayım, çek şöyle.

Bir tane beraber.

İlaçlar?

Bir tane beraber.

Bir taneden bir şey olmaz.

Bir taneden bir şey olmaz.

Al bakalım bunu.

O zaman...

Darısı oğlumuzun mezuniyetine, düğününe, güzel günlerine.

Ah, ah, ah.

Kurban olduğum. Hiç ağlamadı benim Salih'im.

Allah'a şükür.

Allah'a şükür.

Vedad.

Vedad.

Salih.

Daha önce duvarı ördün mü?

Örmedin.

-Ama tahmin ediyorum. -İyi.

-Hadi Boris, çıkmamız lazım. -Geldim Mari.

Üç kürek kum, bir kürek çimento. Su. Karıştır. Harç.

Tuğla. Harç.

Tuğla. Harç. Biz gelene kadar bitirirsin. Kolay.

İki kere kilitledin.

Deneme süresi.

Haber de vermedik. Evdeler mi acaba?

Kapıya bırakırsın.

Ne yapıyorsun Boris? Nereye?

Cüzdanımı unuttum.

Ya bir gün de bir şeyini unutmadan çıksan.

Salih.

Salih.

Salih.

Salih.

Buradayım.

Neredesin?

- Koyunları şey yapıyordum da ben. - Hmm.

Gel benimle.

Bak Salih efendi.

Sana bir iş verdiğim zaman başka bir şeyle uğraşma.

Anlatabildim mi?

İyi.

Çiçek gibi olacak buraları.

Sağ sol. Bir iki. Bir iki.

Şimdi sen de. Hadi.

Sağ sol.

- Şimdi siz yapın, ben de bir bakayım. - Sağ sol, sağ sol.

Sağ, sol. Sağ sol.

Bir! İki!

Üç! Hadi!

Çocuklardan daha çok sevindi.

Evde de böyle. Benim kocam deli.

Çok sağ ol Marija. Hakkını nasıl ödeyeceğiz? Bisikletler falan.

Yok ya, zaten kimse bisikletlerimi almıyor ki.

Burada müşteri bol. Çocuklar mutlu olsun da.

Hadi, benim çıkmam lazım.

Çocuklar, ben gidiyorum.

- Hayır. - Evet.

-Güle güle. -Güle güle Marija.

Ooh.

-Ben alırım. -Yok, yok, sen diğerlerini al. Ben alırım.

Senin odandaki mutfağa buradan bir şeyler hazırlayacaktım, bak.

Buradayken vereyim unutmadan.

Yemek yapar mısın sen?

Yaparım.

Bu fotoğraf ne zaman?

15 yıl önce filan.

Boris Almanya'dayken.

Saçlar nasıl ama?

-Savaşta burada değildiniz yani. -Değildik burada.

Git şunları al.

Baktım işler burada boka sarıyor, kaçtım Almanya'ya.

Dört - beş sene takıldım.

Ah, sonra da aşık oldum.

Evlendim. Benim hayatım bu.

Var mı başka bir sorun?

Başka dövmen var mı?

Var. Bak.

Var, var, tamam. Biliyorum.

Daha iki gün oldu, hemen gösterme. Salih şunları üst rafa koysana. Şunu da al.

Onu it biraz daha.

-Baba. -Hı?

Annem nerede?

Bilmiyorum.

Tamam.

Hahaha. Biz.

Vedat sobe, sobe, sobe.

-Ya anne. -Sobeledim, sobe sobe.

Ben bunlarla koşamıyorum.

Oğlum, tabi, niye o kadar kocaman ayakkabıları giydin?

Çıkar hadi. Çıkar bir kere ben sayacağım. Sonra uyku ama, tamam mı?

- Tamam. - Anne.

Anne.

Ha?

Sen ne yaptın? O Sadık Hoca'yı aradın mı? Ne oldu o iş?

Aa.. Kurcalama artık, yeter ya.

- Ne yaptıysam yaptım. - Ne bağırıyorsun be?

- Ne dedik? - Mirsad, bitti tamam.

Eh. Eksik olma hocam da...

Hiç mi düzlüğe çıkmayacak bu kadın?

Biz yokuşu göstermedik ki düzgün çıksın.

O ilaçları hep alacak mı yani?

Şimdi biz biraz tedbirli davranıyoruz tabii de...

Abi iş sana bakıyor.

Sen hazır mısın?

Ben hatırlamıyorum da, ne ilaç verdik, ne kadar verdik.

- Fazla verdik büyük ihtimalle ama... - Hocam.

Reçete benim yanımda.

Nasıl yani, sen yanında mı taşıyorsun reçeteyi?

Yani tamam.

Ver bakayım.

Şu ikisini mesela vermeyelim, bir deneyelim öyle deneyelim.

Tamam, keselim. Bu ikisini keselim.

Ya.

Şu ilaçlar olmadan baksın istiyorum Nerma.

Bakar.

Biraz dalgın bakar ama sana bakar.

Haftaya uğrarım size.

Nasıl gidiyor?

- Yetimhaneden iyi. - Hmm.

İlerleme var.

Arada çiçeklerle de uğraş. İyi gelir.

Yok, ben almayayım.

Erkek adam çiçek bakmaz, değil mi?

Tam Borislav kafası.

Yok, bizim...

Müdür çiçek hastasıydı da. Bir ara hepimiz bahçıvana bağladık.

O Kızıl Yıldız falan da oradan geliyor. Ben anlamam futboldan.

Hadi ya, bir futbol aşkı yok yani?

Maalesef.

Boris'e söyleme ama.

- Aramızda. - Tamam.

O zaman al. Baktıkça müdürünü hatırlarsın.

Çok teşekkür ederim.

Sizin çocuğunuz yok galiba, Borislav'la.

Yok, biz ikimiziz.

-İyi akşamlar. -İyi akşamlar.

İyi akşamlar.

- İyi misin sen? - İyiyim.

Vedad yavaş.

Bir sessizsin de.

Konuşsak suç, sussak suç.

Hayır, ondan sormadım.

Allah Allah.

İyiyim ben Mirsad, iyiyim. Şey etme.

İlacı ben bıraktım, senin derdin tasan arttı. Ha..

Doğru dedin.

Ben mi alsam acaba o ilaçları?

Susarım belki.

Kalk.

Gel benimle.

O başucundaki neydi?

Çalıyorum biraz

Fil siki kadar bıçağın nesini çalıyorsun?

Yetimhane işte.

Elektrik panosu diyorlar.

- Trafo patlamış. - Çocuk kalmış orada.

- Seni kim aradı? - Kabil aradı.

- İtfaiye! - Geliyor dediler ama.

- Ön taraf kaput. - Gireceğiz buradan, kırın kapıyı.

Kapıyı kırın!

- Hadi, hadi, hadi, Hadii.. - Tamam aldım onu.

- İçeride kaç kişi var? - Bir çocuk var. 15, 16 yaşında.

Hadi!

- Su dök! -Salih, şu ipe su dök!

Kovalar!

- Ne taraftaymış? - Kuzey tarafında.

Kırın şu kapıyı!

-İki. Bir. -Dikkat!

Geç, geç!

Boris!

Devam edin!

Hadi ipler. Sıkın.

Hadi, iplere devam! Hadi!

Dök! Dök! Dök!!

- Anne. - Kımıldamıyor Ratko.

- Ne yapıyoruz? - Çek ipi! Çek. Çek. Çek..

Anneciğim!!

Nerede kaldı. Çek, çek, çek, çek!

Ben içeri giriyorum.

-Danilo orada! -Anne!

- Ah yavrum. - Anne.

Yavrum.

Nasıl daldın öyle, hiç düşünmeden.

Eğer bir çocuğun hayatı söz konusuysa çok fazla düşünemezsin.

Bayağı iyi organize oldunuz yalnız.

Askerliğin faydaları.

"Askerlik yapmadım." demiştin.

Askerlik yapmadım tabi.

Savaşmadık dedim.

Salih çok soru soruyorsun.

Neden bu kadar çok soru soruyorsun?

Mirsad. Mirsad.

Mirsad.

- Nerma. - Mirsad.

Nerma.

- Mirsad. - Yavrum.

- Mirsad. - Yavrum, geldim.

Mirsad. Mirsad.

Gel, gel, gel. Ne oldu?

Kurban olduğum. Tamam, sakin ol. Hadi. Sakin ol.

Baba.

Baba ne oldu?

Tamam oğlum yok bir şey. Sen yat uyu.

İyi misin?

Su getireyim mi?

Hı hı. Hı hı.

Anne.

Kızım. Hadi. Al, al, al, iç.

Yavaş, yavaş. Yavaş kızım.

Geçti kızım.

Geçti. Tamam geçti.

Böcekler.

Evet, maalesef. Önünü kesemedik.

- Erkencisin. - İş var.

Arada mola ver. Boris'e bakma, ben idare ederim seni.

- Sağ olun. - Kasabaya falan inersin.

Biraz dolanırsın.

Belki de bir kız arkadaş bulursun.

Öyle inince bulunur mu?

Yani, sen bilirsin ama bence burada hiç olmaz.

Baksana.

Doğru. İnerim bir gün.

Ve belki de...

Bununla inersin.

Senin.

Gel.

Al bakalım.

- Al. - Çok teşekkür ederim.

Çocukken bir bisikletin olsa her şey çözülecek gibi olur.

Sonra bir bisikletin olur ama yol biter.

Hayat kısa, Salih. Aşık olmak lazım.

Herif böğürüyor. Görsen.

Vay itlerin kralları be.

İtlerin kralları sizsiniz oğlum, siz.

- Naber? - Hiç. Senden naber?

Saat kaç?

Kusura bakma dün akşam biraz duman altı olduk. Sen neredeydin?

Haberim yoktu.

Sana davetiye göndermeyi unuttuk, pardon.

Salih! Salih!

Buradayım.

Hadi yürü.

Nereye?

Sen nereye gitmek istersen oraya.

Ne yapacaksın burada Marija'yla? Çiçek mi toplayacaksın?

Erkekler çiçek toplarsa ne oluyormuş?

Sütlü olur Mari, Sütlü.

- Sen daha sıkılmadın mı bu heriften? - Sıkılırsam aklımdasın Dejan.

Boris!

- Yuh. -Ama ya. - Uzak dur lan karımdan. Uzak.

Öküz geldiniz, öküz gideceksiniz bu dünyadan.

- Öküz vuracağım, öküz, senin için. - Sabret bu arada.

- Çiftliğe öküzle döneceğim.

Hadi bakalım.

- Boris bak bakalım. -Hadi, hadi, hadi..

Kafam şişti, kafam şişti.

- Gidin, gidin. - Hadi. Hadi. Hadi.

Gavrilo, Gabilo. Şişe.

Şişe.

- Hah. Mari. - Yehaa!

Av insanın ömrünü uzatır, Salih.

Ateş ederken iki şeye dikkat edeceksin.

Bir:

Tüfeği omzuna iyice yasla.

Eğer dikkat etmezsen...

Suratın dağılır.

Omuzun çıkar.

Duydun mu?

Tüfek soru sormaz. Teper.

Tut.

Anladın mı? Ha?

Ateş ederken nefesini tut.

Ölü gibi.

Ölmeden öldüremezsin Salih.

Anlıyor musun?

Nefesini tut.

Tutarsan gözünle ateş edersin.

Tutmazsan, götünle.

Var mı son bir sorun?

Neyse, sniper değilmiş.

İyi. İçinde var demek ki.

Yavaş yavaş ama son gaz.

Şşş. Sakin!

Ateş etme.

Parçalamayın hayvanı.

Yavaş.

Ho, ho!

- Kafasına bas! Kafasına! - Tut! Tut!

Tamam. Gördünüz mü, benim kurşun kafasından girmiş.

- Hadi lan. - Ne hadi lan?

Kimin kurşunu acaba?

Kurşunların üstüne adınızı yazın, oğlum. Her defasında.

Ne oluyor?

Yok bir şey.

Ne oldu?

Yok bir şey. Yok bir şey. Tamam.

Bir şey yok. Tamam.

Tamam.

Tamam, tamam.

Böyle böyle öğreneceksin avlanmayı.

Hadi bakalım.

- Prezident. - Evet?

Rakıyı ver be.

Nasıl oldu?

Oldu Mari, oldu. Hadi.

Güzel, güzel.

Ha, güzel, güzel. Hediye paketi gibi oldu.

Salih, ne oluyor?

Şey, kahve yaktım da.

- Kahve mi? -Hıhı.

Böcekler için. Kaçırır onları.

Hadi ya?

Bizim okulda müdür öğretmişti.

Belki diğer çiçekleri sarmadan kurtarırız diye ben öyle şey yaptım.

O zaman, bunlar da evde giyilmeyenler.

Ödeştik.

Teşekkür ederim.

Şimdi girme istersen.

Salih. Sağ ol.

- Yakışmış. - Ne?

Ne dedin sen?

Yakışmış dedim.

Dur.

O zaman sen giy. Hadi git çalış.

Nerma?

Hmm?

Hm.. Ne yapıyorsun?

Göbek atıyorum.

Gelsene bir dışarı.

- Çok halsizim Mirsad, hiçbir yere gelemem. - Anne lütfen gel.

Hadi. Sırtında taş taşımayacaksın. Hadi.

Anne lütfen.

İyi bakalım.

Sürpriz.

Bak, İsmetler de geldi, pikniğe gidiyoruz.

Şunu al, nazardan korusun.

Sen iyi olunca hepimiz iyi olacağız.

-Vedad. -Kırma bizi.

Tamam da, bari yiyecek bir şeyler hazırlayayım.

Her şey hazır. Her şey hazır.. Gel.

Hadi selametle.

Gel. Gel.

Geç bu tarafa.

Kilitlemiyorsun.

Bütün gömleklerimi verdin. Daha ne alacak ki evden?

Sanki çok giyiyorsun da.

- Güle güle Marija. - Güle güle..

Biz Borislav'la ufak ufak vazgeçiyoruz, Dora.

Niye?

İki yıl normal. 150 aile var sırada.

Galiba bizim hiç çocuğumuz olmayacak.

Senin hastanedeki işlemler?

Yok olmuyor. Kapattık o defteri.

Baba..

Buz gibi olsun benim.

Yavrum?

Gidelim Mirsad.

Dayanamıyorum ben.

Niye, bir şey mi oldu?

Gidelim, duramıyorum burada.

- İyi misin sen? Ne oldu yavrum? - İstemiyorum burada kalmak.

Tamam. Tamam hadi kalk.

Kalk, gidiyoruz. Tamam.

Salih.

Hadi gel.

Hadi yemek yiyeceğiz, sofraya.

Merak etme, sana kuzu pişirdik.

Al, rahat rahat ye.

Ne kuzusu? Ne domuzu? Senin doğum gününde arka bahçede...

Deve çevireceğim, deve.

Boris, arka bahçeyi düzenleyeceğiz ama.

O iş Salih'te. Her şeyi söyledim. Doğum gününe kadar cillop gibi olacak arka bahçe.

Senin doğum günün ne zaman Salih?

- Bilmem. - Ne demek bilmem lan?

Biz yetimhaneye bırakıldığımız günü biliriz.

Ha, dertli kaval. Git borazanını getir hadi.

O ne?

Trompet çalıyor. Odasında gördüm.

- Öyle mi? Gerçekten? - Sonra çalarım ama. Şimdi çalmayayım.

Ne güzel. Çalsana.

-Bu akşam değil. Başka-- -Al işte. Çal oğlum.

Ne olur başka zaman çalayım.

İyi, tamam.

Al işte, Boşnak inadı.

Boşnak inadı değil hayatım, Arnavut inadı derler.

Aynen. Boşnak, Sırf ne fark eder? İnat, inat işte.

O zaman Boşnaklara, Arnavutlara, inatlara, Sırplara.

Kamerunlulara içelim.

-Hadi bakalım. -Al sende iç. Al.

Salih.

Salih.

Sevgili Marija ve Borislav.

Benim gitmem lazım, her şey için teşekkürler.

Salih.

Salih.

Salih.

Hadi, balık beklemez. Hadi.

-Tamam, geliyorum. -Hadi.

Mirsad.

Buradayım.

- Ne oluyor? - Yok bir şey. Esti öyle bir.

Başlama tekrar. Üzülürüm.

Cık. Merak etme.

Hadi sen git yat. Geliyorum ben.

Ben de uyumam o zaman.

Tamam, bitti. Tamam.

Hadi gel yatalım.

Pantolon olmamış, gömlek güzel.

Bir oğlum olsaydı böyle olurdu herhalde.

İşte öyle ava giderdik, balığa gelirdik.

Öyle içerdik, geçerdi hayat.

İlk geldiğin zamanlar şüphelendim senden. Dedim, "Kim bu çocuk?"

Prijedor'da bir Müslüman. Çiftlikte iş arıyor.

Tuhaf tuhaf sorular soruyorsun. Böyle salak salak bakıyorsun.

Tuhafsın yani.

Ama benim kadar tuhafsın.

Bir de çiftlikte ayakta işeyen biri hoşuma gitti.

Salih.

Deneme süren bitti. Hoş geldin.

Hoş bulduk.

O yetimhane işlerini de öyle kafana takma, canını sıkma artık.

Benim babam vardı da ne oldu?

Pitbulunu yetiştirir gibi yetiştirdi beni pezevenk.

Sonuçta iyi bir adam olmuşsun.

Ee, ayakkabılar nerede?

Vay, vay.

Avni çık sen.

Ne çabuk. Huyun değildi hiç ama.

- Anne. - Hı?

Nerma kabuslar görmeye başladı.

İlaçları değiştirsek?

Dün gece de öyle

Bağırdı çağırdı felan.

"Salih" diyor anne, rüyasında.

Mirsad, yeter ya.

Ayakkabı dedin, geldim.

- Bir tadımızı bozma Allah aşkına. - Bana bak, bir şey biliyorsan söyle.

- Ne diyeyim bilmiyorum ki. - Fol yok yumurta yok.

Dertsiz başına dert alıyorsun.

Ya Sadık Hoca diye biri, bu elin herifi bu...

Benim hakkımda, benim karım hakkında benden daha mı çok şey biliyor?

-Küçük olmuş bunlar. - Anne!

Gölün bütün balığını aldık Mari. Yetim şansı var bunda.

Bravo. Sana da bravo Salih.

- Üstümü değiştirip geliyorum. - Hadi, daha şehre ineceğiz.

Tamam.

- Naber Salih? - İyi.

- Bir şey mi oldu? - Hayır.

Bir şey olmadı yani.

Çantanı toplamışsın.

Yolculuk nereye?

Ya ne olur kusura bakmayın.

-Ben size söyleyemedim. -Bir şey mi sıktı canını?

Yok. Benim ailemi bulmam lazım.

O yüzden...

Tabii, haklısın.

Hiçbir fikrin var mı peki, kimler, neredeler?

Yok.

Savaşla ilgili bir hikaye, değil mi?

Başka bir hikaye mi var sanki?

Korkmuyor musun?

Niye?

Bin türlü şeyler çıkabilir altından.

Kısmet.

Seni burada mutlu görünce...

Mutlusun değil mi?

Mutluyum. Çok mutluyum.

Burası sana geçmişi unutturur diye düşünmüştüm galiba.

Yok...

Öyle olmuyor.

- Marija? - Merhaba Deyan.

Hoş geldin.

Ne yapacaksın lan bu kadar lambayı?

Pavyon açacağım, pavyon.

Aman Borislav bana ne zaten ya.

- Sen sattığın ampule bak, ampul. Tamam be, - Karı gibi vır, vır, vır.

Şişe bitiyor, nesine iddiaya gireceğiz?

Bilmem. Yemeğine olsun.

Yok, misketine.

İddiaya gireceksen adam gibi bir şeyine gireceksin. Mesela...

Yenen, yenilene istediği dövmeyi yapar.

Anlaştık mı?

- Ha? - Anlaştık.

Senin şu borazan çalışıyor mu?

Trompet.

Trompet. Şeyi duymuştum ben...

Üç gün ağzına almadığın zaman unuturmuşsun. Doğru mu?

-Doğru. -Nankör borazan.

Sence ne zaman?

Savaştan sonra bırakılmış.

Sene?

94, 95 falan sanırım. Sağ ol.

Evet.

Annesine, babasına ulaşmak mümkün olur mu?

94, 95 diyorsun. Her ihtimali düşünmek lazım.

Kayıtlardan birisine ulaşsak?

Annesini, bir yakınını görse falan. Yani denemek istiyorum.

Tabii nasıl bırakıldığını bilemeyiz.

Ya Mari, kurcalama bunları.

Yirmi yıl önce olmuş bitmiş bir şey. Yani, tarihe bırakmak yerine böyle şeyler...

Yani?

Yani ne olur ne olmaz diyorum.

Karıştırma. Beni de bulaştırma.

Dejan.

Bu tavsiye için sana ihtiyacım yok.

Hayatım boyunca çok duydum bu lafları.

- Ayıklıyorsun pirincin taşını. - Hmm?

Yavrum.

- Zormuş böyle be Mirsad. - Ne o?

İlaçlar olmadan.

E zor.

Unutmuşum valla.

Yavrum,

Zor ama en azından gerçek bu.

Gerçek, gerçek de...

İyi bir şey mi?

-Korkuyor musun? -Yoo.

Kork!

- Nasıl korkuttum. - Erken başlamışsın yine.

Çiftçiyiz biz, senin gibi sahte değil.

Güneşe bakar çiftçiler. Nereden açılıyordu bu?

İşim var, Bori. Bırak hadi. Uğraştırma beni.

Niye. Hop!

Hayvansın oğlum, hayvan.

Düzgün konuş. Salih dövme istiyor.

Sonra hallederiz bak Bori. Bak işim var, eve gideceğim.

Sen git, çizerim bak seni ha.

- Uğraşamayacağım seninle. - Uğraşma.

- Ne halin varsa gör. - Göreceğim.

- Gidiyorum bak. - Geri zekalı!

Anahtarları bırak.

Gitti.

Dandik dövmeci gitti.

Ortadoğu ve Balkanlar'ın en iyi dövmecisi hâlâ burada.

Borislav Milic.

Evde çiçek sevmiyorum.

Ben balta seviyorum.

Boris, bir şey söyleyeceğim.

Ben kitap sevmiyorum.

- Ben gözlük sevmiyorum. - Boris, bir şey söyleyeceğim.

- Ben seni seviyorum. - Ben de seni seviyorum.

Salih için bir şey yapmamız lazım Boris.

- Salih için bir şey yapmamız lazım. - Ne yapalım Mari?

Git emzir istersen.

Boris kalk. Kalk.

Kalk Boris.

Emzirmek mi?

Ne dediğinin farkında mısın sen?

Saçma sapan konuşma.

Bir yere kadar yani.

Mari.

Özür dilerim.

Hey. Hey.

Özür dilerim.

Bizim çocuğumuz olmuyor diye benim kadar üzülmüyorsun, değil mi?

Mari.

Bizim bir çocuğumuz olmayacak.

O öyle istiyor.

Sen varsın. Ben varım.

Başka kimse yok.

Ben ne için dua ediyorum biliyor musun?

Allah isteyen her kadına çocuk versin.

İstemeyenlere de veriyor Mari.

- Boris. - Ha?

Sana bir çocuk çok yakışırdı.

Tavuklar aç, koyunlar çıkmamış.

Sabaha kadar içerseniz böyle olur.

-Zorla içirdi. -Ya.

Burası otel değil Salih.

Odanı boya. Sana ceza.

Başka bir renk istersen gider alırsın.

O dövmeyi sen mi istedin?

Galiba.

Bir şey sürmek lazım.

Birdiniz, iki oldunuz. Bravo.

Salih!

Salih!

Salih!

Kalk. Gidiyoruz.

Kalk. Kalk.

-Ne oldu? -Hastaneye gidiyoruz, Hastaneye gidiyoruz.

Midesi. Çok içince oluyor. Spazm yerinde kanama var.

-Yok kanama ya! -Kalk Boriz.

Yok kanama! Kalk Boriz.

-Boşuna gideceğiz oraya. -Boris, kalk.

-Tamam, tamam. -Ayakkabılar.

Yok bir şeyim.

Salih sen buraya.

-Mari, gerçekten iyiyim. -Yeter.

Bak, yok bir şeyim. Büyütüyor.

-Tamam ben gidiyorum bakalım. -Hadi, git, git, git.

-Gel benimle. -Borislav, dur.

- Ah. - İyi misin? Ha?

- Hadi. - Marija.

Güzel dövme.

- Böyle bir şey yapılır mı ya? - Ağzınla iç, ağzınla.

- İyi misin? - Eksikleri var ama güzel dövme.

Salih, ben iyiyim. Bak.

Çok konuşma Salih. Kaldır beni.

- Duydun mu? - Duydum.

Oğlum,

Şu derste hocanı dinle artık. Kaynatma dersi.

Ama Sıddık beni güldürüyor.

-Anne? -Hm?

Sen Salih'e ne dedin?

Ne?

Salih'e ne dedin?

O çocuğa ne anlattın?

- Hadi sen Hüseyinlere git bakayım biraz. - Yemeğim.

Tamam, doydun. Hadi.

İkiniz de bir oldunuz, şu konuyu büyüttükçe büyütüyorsunuz.

Anne sen ona bir şey dedin. O buradan koşarak gitti.

Ben her gece rüyamda görüyorum.

Kızım, sen iyi değilsin.

İyiyim anne ben, iyiyim.

Hadi anlat artık, uzamasın.

Hadi anne artık, hadi.

Uzatmayın o zaman. Benden çıkmayacak bu.

Sen de karına ilaç mı vereceksin ne yapacaksan yap...

Bunları sen mi verdin ona?

Bunları niye verdin?

"Git." dedim. "Burada kalamazsın." dedim.

Neden?

Kızım, ben savaşta verdim bütün cevapları.

Senin gençliğini,

oğlumun bacağını.

Yeter.

Yeter ya, yeter. Söyletmeyin artık.

Anne.

Anne gel buraya.

Anne gel buraya.

Anne anlatacaksın ne olduğunu.

Anlatacaksın.

Niye saklıyorsun ya? Anlat. Aç kapıyı.

Anne kapıyı aç. Anne kapıyı aç.

Anne aç. Anne ne olur kapıyı aç.

Anne.

- Anlat bana ne oldu? - Allah benim belamı versin.

Niye gitti gençliğim, niye?

Nerma.

Açmıyor kapıyı.

Sormayalım bundan sonra bir şey.

Kurban olayım, sormayalım artık.

Ben bu bacağı aslında savaşta kaybetmedim.

Savaşta kaçarken kaybettim.

O mayına bastığım gün aslında cepheden kaçıyordum ben.

Cesurların arasında değildim. Korkakların içindeydim.

Çok utandım sonra.

Çok utandım. Hep...

Bunu taktıkları için değil.

Yardım edemediğim için.

Korkak olduğum için utandım.

Şimdi de korkuyorum...

Ama utanmıyorum.

Korkmak ayıp değil ki.

Günah da değil.

Değil mi?

Korkar insan.

Merhaba.

Para falan da bıraksaydın bari.

İnsan bir gidiyorum der. Ne sandıysan artık.

Özür dilerim.

-Neyse, onun için gelmedim. -Yok, gerçekten.

Yok, onun için gelmedim zaten. Çok ilginç bir şey oldu.

Hastanın dosyasına bakıyordum.

O sırada seni gördüm.

Hastanın adı Borislav Milic.

Bu ismi ilk telefonumda görmüştü. Sen gittin.

İkincisinde buradasın.

İlginç geldi yani, ne bileyim. Karma falan.

- Neyse bu kadar. Görüşürüz. - Dur.

Şey.

Tamam, çok özür dilerim ben.

Gerçekten. Yani o gün için. Gitmem gerekiyordu benim.

- Ondan ben... - Tamam, bir şey söylemene gerek yok.

Tamam. Senin de bir şey söylemene gerek yok, yani içeride.

Borislav Milic'i falan hiç karıştırma, olur mu?

Tamam.

- Nasılız? İyi görünüyoruz. - Çok iyi.

-Sağ olun teşekkürler. -Sonuçlar da iyi.

Ha iyi.

İyi o zaman. İyileştiysem

- buradan çıkabilirim. - İyileştiğini kim söyledi sana?

Biz öyle bir şey demedik.

Parti var, parti.

Boris sen delirdin mi?

- Tamara'cım sen de davetlisin partiye. - Ne partisi?

Siz tanışıyor musunuz?

-Yok, şimdi tanıştık. -Memnun oldun mu?

Tanıştığınıza memnun oldunuz mu? Salih çok iyi çocuktur.

Şu tansiyonunuzu bir ölçelim.

-Domuz gibiyim ben, domuz. -Gelsene.

Lambalar hazır, şaraplar hazır, etler hazır.

Bisiklet işe yaramış galiba.

Al, bu senin olsun. Ne olur ne olmaz.

Mektubun da sende kalsın.

- Bu gece buradayız. Yarın konuşuruz. - Benim yapabileceğim bir şey var mı?

Yok. Kocamla romantik bir gece beni bekliyor.

Bir de, evde her taraf açık. Kilitle, unutma.

Tamam.

Tansiyonunuz iyi. Yarım saate görüşürüz.

-Görüşürüz. -Tamara'cım, teşekkür ederim.

Ne demek.

Salih.

Güzel kız.

Ne zaman geri geleceğiz?

Babana sor oğlum.

Senin ustan gelmeyecek mi beni götürmeye?

Babaanne. Ben de geleyim mi halama?

Yok. Şimdi olmaz. Hadi.

Çalışıyormuş.

Anlaşıldı.

Kolay gelsin.

- Borislav Milic'e bakmıştım ben. - Ne için baktın? Oğluyum ben.

-İş için geldim ben. -İş yok.

Kim var dedi?

Babanın bir arkadaşı "Eğer Borislav Milic'le görüşürsen." dedi.

Ha..

Buyur, görüşebiliyorsan görüş.

Arkadaşı babamı tanımıyor galiba.

Anladım. Bir yanlışlık oldu galiba.

- Alo. - Alo Salih. Salih neredesin?

Şey, Tam olarak bilmiyorum. Dolanıyorum.

Dolanıyor musun? Ha iyi. Biz hastaneden çıkıyoruz...

Sen de eve gel, olur mu?

Alo?

Salih, eve gel, tamam mı?

-Tamam. -Hadi tamam.

Tamam.

Sevgili it oğlu itler.

Mektubuma başlarken, öncelikle hepinizin geçmişine selam ederim.

Sadık Hoca, "Oğlum kurcalama geçmişini." demişti ama...

Ben biraz kurcaladım. Pek bir şey çıkmadı.

Size o kadarını söyleyebilirim.

Olur da sizden bazı kafasızlar aynı fikirdeyse...

Yani mesela Ziya salağı "Çıkınca anamı bulayım." falan derse...

Önce gelsin beni bulsun. Abisini bir dinlesin.

Dışarısı bizim oraya pek benzemiyor kardeşlerim.

Ben Prijedor'dayım.

Geldiğimde "Bize ters." falan demişlerdi ama

kasabanın dışında bir çiftlikte iş buldum.

Yatacak yerim var. Karışan eden yok.

Yemekhanenin o iğrenç kokusu yok bir kere. Daha ne olsun?

Fena değilim yani. Hatta iyiyim.

Burası da güzel bir yer.

Yolunuz düşerse beklerim. Face'den hepinizin annesini eklerim.

Salih.

Aslında bu gecenin başka bir anlamı daha var.

Şimdi lafı uzatırsam bir daha da beceremeyeceğim sanki. Boris?

Herkes doğum gününü bilmeli, bu kadar.

-Bu kadar mı yani? -Bu kadar.

Herkes doğduğu günü bilirse iyi olur.

Burcum da..

O yüzden, nerede o?

Salih, iyi ki doğdun.

İyi ki doğdun Salih

-İyi ki doğdun Salih -Söyle.

- Söyle. - İyi ki doğdun, Salih.

- İyi ki doğdun, iyi ki doğdun - İyi ki doğdun Salih

Bravo!

Pastanı al.

Biz burada şarkı söylüyoruz. İşimiz var.

Güzel.

Dilek tut. Üfle.

Aferin. Hahaha!

Boris bak, biz ne yapıyoruz.

Evet. Müzisyen. Ne oldu?

Vay.

- Bravo. - Borazan çalışıyormuş.

Vay, hadi bakalım.

Oh bu sabırsızlık.

Dans eden ayıcık benimle kaçtı.

Ve laternacı kasabaya geldi..

Kahverengi kürklü ve neşeli bir ayıyla

ve komik yaşlı adam benimle el ele verdi.

Birlikte muziplik yaptık.

Sonrasında sabırsızlandım.

Ona baktım ve bana göz kırptı.

Sonra onun kulağına bir şey fısıldadım,

ve dedim ki? ''Seninle gideceğim, canım.''

Ve çok sabırsızlandım.

Dans eden ayıcık benimle kaçtı.

Aslında pek bir şey demedi. Ama başını salladı.

''Tepeler üzerinde ve uzakta..'' Çalmaya başlayınca.

İyi geceler. Ben gerisini sabah hallederim.

Salih.

Aileni arayacaksın tabii, bir şey diyemem.

Ama burada kal.

Bir yandan ararsın. Birlikte ararız.

İyi olduk biz böyle.

Bak.

Boris de mutlu.

Tamam mı?

Tamam.

Bu gece için çok teşekkürler.

- İyi geceler. - İyi geceler.

Yani bakalım, oradaki kayıtlarda varsa bana söylerler.

Olsa bizim arşivde de görürdüm ama...

- Yani bir akrabası, bir şey. - Alo.

İyi günler efendim.

Ben Prijedor Yetimhanesi Müdiresi Dora Jancic.

Kayıtlarla ilgili bir şey soracaktım. Sadık Hoca'yı bağlayabilir misiniz?

Hm, bekliyorum.

Abi evin altında yapılacak iş değil bu. Devir değişti ya.

Ne yapayım be abi? Ben de bundan anlıyorum sadece.

-Sağ ol canım. -Sağ ol yenge.

Bundan anlıyorum yok, Mirsad. Kafayı çalıştıracaksın.

-Alo. - Gel bakalım sana

Efendim, rahatsız ediyorum.

İsmim Marija. Prijedor'dan arıyorum.

Mevlide Hanım'la görüşebilir miyim?

Buyurun.

Mevlide Hanım, Zenica'dan buldum numaranızı.

Burada bir çalışanımız var, adı Salih.

Aynı zamanda bizimle yaşıyor. Yani bizim çiftlikte kalıyor.

Aslında şimdi ne denir, onu da bilmiyorum ama...

Yani Salih'e yardım edebilir miyiz diye düşünmüştüm.

- Lütfen kusura bakmayın. - Neredesiniz siz?

Prijedor'da.

Tepica tarafında küçük bir çiftliğimiz var.

İşte bize yardımcı oluyor.

Tabii siz neler yaşadınız en ufak bir fikrim yok.

Bilmek hakkınız diye düşündüm.

Salih de sizi arıyor.

-Belki de... -Tepica.

Evet, evet. Marija Hanım'ın çiftliği derseniz herkes bilir zaten.

Eğer gelmek, görmek isterseniz diye aradım.

Mevlide Hanım. Kapımız her zaman açık. Köye iki adım zaten.

Ama tabii ki gelmek istemezseniz de ben...

Yanlış numara. Yanlış.

Alo.

Borislav Milic.

Borislav. Posta.

Ne?

İmzası lazım.

İmzan lazım.

At sen.

Ben Salih'in yanına gidiyorum Mirsad.

Olmuyor böyle.

Haber vermeden gittiğim için kızacaksın ama onu görmem lazım.

Belki bir faydası olur.

Anne. Anne.

Nerma gitmiş.

Tamam kızım.

Duydun mu beni? Nerma gitmiş. Salih'e gitmiş.

Söylemeyeyim diye uğraştım, bırakmadınız. Deştiniz de deştiniz.

Nereye gitti anne nereye? Söyle.

Bir gün birileri hayatımızı mahvetti. Birilerinin de düzeltmesi gerekiyordu.

Böyle mi düzelecek bu?

Sen bunu benden senelerce nasıl saklarsın?

Karım o benim.

Sen bilmiyor muydun sanki? Hiç mi aklına gelmedi?

Yoksa civarın en güzel kızını sana nasıl alalım?

Salih.

Nasılsın?

Nasıl geldin?

Aradılar.

Kim?

Marija mı?

Tek başına mı geldin?

Salih, bir bardak su var mı?

Su getireyim.

-Sağ olun. -Buyurun, bir şey değil.

Biz şehre mi inseydik acaba?

Neden?

Ben çağırdım Mevlide Hanım'ı. Benim misafirim.

Burada kalın.

Ya da siz nasıl isterseniz.

- Çok zahmet verdim ben size. - Olur mu?

-Burası Salih'in de evi sayılır. -Sağ olun.

Ben sizi bırakayım.

Mutfaktayım.

İyi bir kadın.

Seni de iyi gördüm.

İyiyim.

Güzel burası. Çalışıyorum işte.

İyi bakalım. Ben de iyiyim artık.

Öyle uçuşmuyor kelimeler falan.

Mevlide dedi çal.

Telefonu öyle açtı, başladı konuşmaya. Ben de demedim Nerma'yım diye.

İyiyim ben artık. Bak buraya kadar da yalnız geldim, Salih.

İlaç milaç da almıyorum artık.

Hatırlıyorum, sen bize geldin Gelmedin mi?

Geldin.

Sonra bana "Güzelsin." dedin.

Birden de gittin. Ne oldu Salih?

Sen neden öyle gittin?

Bir şey olmadı.

Bir şey oldu Salih. Mevlide kovdu mu seni?

Ne dedi sana Mevlide?

Bir şey demedi.

Mevlide sana bir şey dedi, sen gittin. Ne dedi sana Mevlide?

Demedi bir şey.

Salih.

Bana ne olmuş Salih?

Salih bana ne olmuş?

-Ben bilmiyorum. -Bana ne olmuş Salih?

Ben bilmiyorum. Bizim müdür...

Müdür, sizin adresi verdi diye geldim ben.

Salih, bana ne olmuş?

Bak, belki de bir tek sen biliyorsun. Ne olur söyle. Bana ne olmuş?

Bilmiyorum.

Bilmek de istemiyorum. Merak etmiyorum artık.

Tamam, tek bir şey soracağım.

Sen benim oğlum musun?

Sen benim oğlum musun, Salih?

Bir anne oğlunu neden bırakır? Nasıl bırakır? Niçin bırakır?

Bana bir şey olmuş.

Kimim ben?

Ben kimim?

Ben sadece kendimi biliyorum.

Kimsin sen?

Annemin yarası.

Lavabo ne taraftaydı?

İçeride.

Marija Hanım, ben gidiyorum.

Aa.. Nereye? Bir dakika.

Bu kim?

-Kocam. Yıllar önce-- -Borislav Milic.

Evet.

Komşum.

Komşun mu?

Kapıyı kırdılar.

İçeri girdiler.

Ona Lazar diyorlardı, şaşırdık biz de.

- Ne diyorsunuz siz? - Hatırlıyorum.

Salih.

Kartal dövmesi. Bir tane kartal dövmesi vardı.

Bu adam bana tecavüz etti.

Ne?

Annesi Jelena. Babası tamirci.

Eski, kırmızı büyük bir cipi vardı bunun.

Her hafta sonu hep birlikte maça giderlerdi.

Salih!

-Ne diyorsun sen? -Partizanlı.

Bu o. Hep aynı siyah montu giyerdi.

-Siyah böyle-- -Salih, gel buraya!

Bir sürü yazı var.

Bu o.

Salih. Salih bu o.

-Borislav Milic bu. Lazar. -Yok, yok. Değil.

-Salih. -Bir dakika, anlatacağım ben. Değil, değil.

-Salih, bu o. -Bir sürü Borislav Milic var.

Salih ne oluyor burada?

-Değil. -Sen onun oğlusun Salih.

-Yemin ederim Salih, hatırlıyorum. -Gidin buradan.

-Bir dakika. -Gidin buradan.

Yara izi. Yara izi.

Boynunda bir yara izi var, ben yaptım onu.

"Bırakın, onlar benim komşularım." dedi.

Ben de kurtulduk zannettim.

Binlerce kadına tecavüz ettiler. Depolarda tuttular bizi.

Hamilelik ilerlesin, kürtaj olmayalım diye. Bu o, Salih.

Savaşta burada değilmiş.

- Fotoğrafları var. - İlk söyleyecekleri yalan bu.

Hatırlıyorum Salih.

Seni de Zenica'ya Mevlide bıraktı.

Dövmesi?

Kartal dövmesi yok.

Dandik dövmeci gitti.

Ortadoğu ve Balkanların en iyi dövmecisi hâlâ burada.

Borislav Milic.

Sen benim oğlumsun.

Sen benim oğlumsun.

Dur.

Savaşta herkes birbirini öldürdü ama...

Bunlar bize tecavüz ettiler.

Bıraktım seni.

Affet beni...

Ama unutma.

Bunların bize yaptığını unutma.

-Gitmeniz lazım. Şimdi gitmeniz lazım. -Salih.

- Gidin. - Marija.

Gidin. Hadi gidin buradan.

- Dur, ne olur. - Nerma.

Borislav. Salih, gidelim.

Salih, bu o. Yalvarıyorum gidelim buradan.

Boris bu kadın ne diyor?

Bu kadın ne diyor?

Bu kadın ne diyor, Boris?

Ben mi başlattım savaşı?

Her şey bir gecede oldu.

Biz onları öldürmeseydik onlar bizi öldüreceklerdi.

Bak. Bak geldiler buldular gene bizi.

Bunlardan bir tane bile bırakmamak lazımdı.

Allah senin belanı versin.

Hadi.

Hadi lan hadi. Hadi.

Hadi.

Hadi lan hadi. Hadi.

Hadi.

Hadi.

Oğlum.

Değilim ben senin oğlun.

Duydun mu?

Duydun mu? Değilim lan ben senin oğlun!

- Al. - Salih.

Hadi. Hadi.

Al.

-Hadi. -Salih, gidelim.

-Salih gidelim. -Ha?

Değilim ben senin oğlun! Lan!

Boris.

Bir şey söyle.

Boris.

Bir şey söyle, konuş.

Ben ne yapacağım şimdi?

Ne yapacağım ben şimdi?

Konuş, bir şey söyle. Lütfen bir şey söyle.

Lütfen, lütfen.

Söyle.

Söyle!

"Sana bir çocuk çok yakışır." diyordun bana.

Boris, sana hiçbir şey yakışmıyor.

Hiçbir şey sana yakışmıyor, biliyor musun?

Sana hiçbir şey yakışmıyor!

Bir tek ben sana yakıştım.

Bunuda ver.

Ver.

Nerma.

Nerma!

Nerma!

Seni seviyorum.

- Ne? - Seni seviyorum.

Sen beni seviyor musun?

Seni seviyorum.

Marija.

Salih.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.