All language subtitles for Squid.Game.S02E05.1080p.NF.WEB-DL.DDP5.1.Atmos.H.264-TURG_track5_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili Download
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bir, iki!

Al hadi. Tamam, sert at.

Başarısız.

Hadi, bir daha. Sert at!

Başarısız.

Tamam.

Başarısız.

Ne yapıyorsun? Alıp atsana!

Bir dakika Young-mi. Öbür tarafıyla dene. Ters çevir, evet.

Hadi. Vur.

Başarılı.

Helal sana.

- Evet, işte bu! - Başardın!

- Aferin. Gidelim. - Çok şükür!

Hazır, yürü!

Sinirim bozuluyor, izleyemiyorum.

Tamam.

Hadi bakalım.

- Özür dilerim. - Önemli değil.

Tamam, gidip alacağız.

Tamam, şimdi geri geri gidelim.

Geri geri yürümek bize biraz zaman kazandırabilir.

Geri yürürken daha bile hızlılar.

Tamam.

- Tamam, atıyorum. Lütfen… - Yong-sik, bak.

Farz et ki orada duran taş seni kumarda dolandıran şerefsizin yüzü.

Hayatımı kararttın ulan göt!

- Başarılı. - Yürü be!

Oyunu tamamlayabilirler.

Teyze! Ne yapıyorsun…

Bu oyunu Kore Savaşı'nda mermilerle oynadığını söylemiştin.

Anne, sen de farz et ki

bu taşlar babamın eski metresinin saçları.

Küçük orospu!

- Başarılı. - Yaptı! Yürüyün!

Sağ ol baba!

Tamam. Hazır mısınız?

Çabuk! Bir, iki!

Sarmaya ucundan başlamalısınız.

Biliyorum.

Saate bakmayın. Zamanımız var.

- Daha önce oynadığınıza emin misiniz? - Konuşma benimle.

- Yavaş, sakin. - Sustur şunu!

Amma uzun sürdü.

Şöyle yapması lazım.

Göğün ve yerin tanrıları, lütfen bu kulunuza acıyın.

Göğün ve yerin tanrıları, lütfen bu kulunuza acıyın.

Göğün ve yerin tanrıları, lütfen bu kulunuza acıyın.

Göğün ve yerin tanrıları, lütfen bu kulunuza acıyın.

Göğün ve yerin tanrıları bizden vazgeçti.

- Kadın keçileri kaçırdı. - Olamaz.

Bizden vazgeçtiler. Burada öleceğiz.

- Kendine gel. - Hepimiz öleceğiz…

Vazgeçecek olursan seni tanrılarından önce ben öldürürüm.

Çabuk ol.

Çabuk!

Başarılı.

- Yürüyün! - Hadi!

- Çabuk. - Bir, iki!

Çabuk ol!

Bu oyunda jegi beş kez sektirilmeli.

Kafanızı çevirin.

- Ne? - Lütfen.

- Olur, peki. - Sizler de.

Arkamızı dönmemizi istiyor. Dönün!

Bir.

İki.

Üç.

Dört.

- Beş! - Beş!

Başarılı.

SQUID GAME 2

BÖLÜM 5 BİR OYUN DAHA

Ağzına sıçayım!

İki, üç, dört, beş!

Bir, iki, üç, dört, beş!

Son takımlar, lütfen hazırlanın.

Seyircisiz oynamak biraz üzücü, değil mi?

Korkuyor musun?

Hayır!

Kimsenin olmaması iyi. Sessizken odaklanması daha kolay.

Arkadaşlar!

Bitiş çizgisinde tekrar görüşelim! Mutlaka zafer!

Evet! Tekrar görüşeceğiz!

- Sağ olun! - Görüşeceğiz!

- Aynen! - İyi şanslar!

Tamam. Hazır olalım.

Hepinize inanıyorum.

Üstelik eski şampiyon da bizim takımda.

Geldik.

- Başarılı. - Yaptın!

Hazır, yürü!

Tamam, tekte vurursun. Sana inanıyorum.

Beyzbol oynarken atışlarım belki yavaştı

ama top kontrolüm mükemmeldi.

- Yaşasın! Vurdun! - Başarılı.

Hazır, yürü!

- Yapabileceğini biliyordum. - Sakın heyecanlanmayın.

Tamam.

Dae-ho, sakin ol. Hata yapsan bile…

Başarılı.

Aslansın sen! Aslanım Dae-ho!

- Hadi, gidelim. - Yürüyün!

Hazır, yürü!

Epey bir süremiz var.

Hamilesin, dikkatli ol.

Vaktin var. Acele etme.

Böyle giderse her oyunu tekte geçebiliriz.

Olsun, yeterince zamanımız var. Gidip alalım. Hazır, yürü.

- Her şeyi tekte geçsek sıkıcı olurdu. - Evet, hata yapmadan gelişemezsin.

Şimdi geri geri. Hazır, yürü.

- Aman be. - Tamam.

Sorun yok. Sakin kal.

Müsaade et.

Başarısız.

- Özür dilerim. - Hayır…

Gidip alalım. Hadi, başlayalım.

Çocukken bu oyunu oynar mıydın?

Geriye atmak da marifet.

Kalksana. Mola mı verdin?

Şimdi ileri. Hazır, yürü!

Bir dakika. Şunu yapayım.

- Ne yapıyorum ben ya? - Sakin ol, tamam mı?

Acele etme. Hayır!

- Hay! - Başarısız.

- Zamanımız azalıyor… - Benim sorunum ne ya?

Ezik herif! Bir şeyi de doğru yap be mal!

Kimse seni suçlamıyor!

Şimdi derin bir nefes al, olur mu?

Çocukken bunu oynadığında neler hissettiğini hatırla.

Evet, derin nefes al.

Derin nefes. Sakin ol.

Bir şey yok.

Tamam, acele etmeden. Sakin ol.

Tamam.

Gidelim! Hazır, yürü!

Ne durumdasın?

İyi misin?

Tamam, çekil.

Bir, iki, üç, dört…

Başardın!

- Başarılı. - İşte bu!

Hazır, yürü!

- Bir, iki! - Çabuk!

Az kaldı!

- Başardık! - Harikasınız!

Şu oyuncular elendi.

Oyuncu 135, 239,

263, 415…

Ha siktir ya! Çok fazla kişi sağ kaldı.

Baksana. Alo!

- Sence kaç tane kalmıştır? - Efendim?

Buradaki biz hamam böceklerinin sayısını soruyorum.

Yaklaşık 200 kadar.

Nereden biliyorsun? Yapay zekâ robotu musun?

- Gidip saysana. - Şimdi mi?

- Peki. - Hadi.

Hayır, niye sayacaksın ki? Salaklığa bak.

Maskeli adamlar gelip söyleyecek zaten.

- Kaşar, harbi sus artık. - Durun.

- Senin adın neydi? - Min-su.

- Yaşın kaç? - 27 yaşındayım.

Yani 1997 doğumlusun. Ona niye abi çekiyorsun ki?

Aynı yaştasınız.

- Nam-su, haksız mıyım? - Adım Nam-gyu.

- Evet, Nam-gyu. Haksız mıyım? - Haklısın.

Aynı yaştasınız. Arkadaş olun.

Böylece daha iyi bir takım oluruz. Tamam mı?

- Senin yaşın kaç? - 1998 doğumluyum.

- Sen? - 1996.

Tamam o zaman.

Gyeong-su en küçüğümüz. Siz yaşıtsınız, sen de ablasın.

Nam-su. Ona abla de.

Hadisene.

Abla?

Bir şey sorabilir miyim?

Sor.

Ddakji'yi ters çevirince daha kolay olacağını nasıl bildin?

Çocukken mahalledeki arkadaşlarla sürekli oynardık.

O da benim gizli taktiğimdi.

Anladım.

- Ben de bir şey sorabilir miyim? - Tabii.

Jegi oynarken neden bakmamızı istemedin?

Şey, ben…

Utangaç biri misin?

O yüzden değil. Bir süreçteyim ve henüz bitmedi.

- Nasıl yani? - Yeter sorduğun anne. Burnunu sokma.

Önemli değil.

Yaptıracağım ameliyatlar bitmedi.

Herkes bana gözünü dikip bakınca…

Ne ameliyatı?

Ha! Demek bunları da ameliyatla taktırdın.

- Belliydi. Öyle tombul tombul… - Pes! Yeter anne.

Çok özür dileriz.

Ne? Başka kurtulanlar da mı var?

O üşütüğün takımı.

Hay içine! Bunlar yüzünden ödül parası ne kadar düşecek?

- Genç hanım kız da başarmış. - Kim?

Şuradaki çıtı pıtıyı diyorum.

Bizi gördüklerine sevinmediler.

En azından şu teyze iyi kalpli biri.

Annemi çok özledim ya.

Bugünkü çalışma programı sona erdi.

Tüm askerler, lütfen odalarınıza dönün.

Tam bir gudubet bekliyordum ama aslında gideri varmış.

Kuzeyli kızlar güzel olur.

- Ne lan bu? Kuralları çiğniyorsunuz. - Başlatma kuralından.

Yardım etmeyeceksen işimize karışmayacaktın.

Üstlerime bildireceğim.

Kime? Subaya mı?

Seni daha ne kadar koruyacak ki?

Biletini çoktan kesti.

Sana detaylı bir şekilde anlatayım mı?

Bulunduğun durumu anlatayım mı?

Siktiğimin komünisti!

Yüzünü dağıtayım mı?

Yoksa bir daha tetiği çekeme diye parmağını mı keseyim?

Son kez uyarıyorum.

Bir daha yolumuza çıkarsan

parmaklarını tek tek kesip fırına atarım.

Sonra da seni mıncıklarım.

Oyundaki hatalarım için özür dilerim.

- Sorun değil. - Lafı olmaz.

Sen olmasaydın jegi'deki son hakkımda yanacaktım.

Oyuncu 222, iyi misin?

Evet.

Beni takıma aldığınız için hepinize teşekkür ederim.

Ddakji'yi daha ilk atışında döndürdü. Çok etkileyiciydi.

Karnındaki bebeğe rağmen hızlıydı. Bizim takıma uğur getirdi.

Ya senin taş atmadaki ustalığın? Resmen tek attın.

Bir de alttan çıkardın. Pat diye!

Kim Byung-hyun gibiydin.

Ya sen? Beştaşla mı yatıp kalktın?

Elini göremedim bile. Dövüş filmi sahnesi gibiydi.

Ailedeki tek oğlan bendim.

Annem sadece ablalarımla evde oynamama izin verirdi.

Yine de biricik oğullarını askere mi gönderdiler?

Babamın fikriydi. Erkek adam olmamı istedi.

Zamanında Vietnam Savaşı'nda çarpışmış.

- Büyük adammış. - Öyledir.

O da deniz piyadesi miydi?

Evet, şey… Lafını bölüyorum ama bir saniye.

Birbirimizin isimlerini öğrensek iyi olabilir.

Hâlâ isimlerinizi bilmiyorum beyler. Tabii hanımefendinin de.

Ben başlıyorum. İsmim Kang Dae-ho.

"Büyük kaplan" demek.

"Büyük kaplan." Güzel isim.

Benimki Park Jung-bae.

"İki misli adil" demek. Bizimkiler böyle yaşamamı istemiş.

Benim ismim Kim Jun-hee.

Ama anlamını bilmiyorum.

Jun-hee, buradan çıkınca hemen bir doktora görün.

Fazla stres yaşadın. Mutlaka muayene olmalısın.

Olur.

Benim ismim Oh Young-il.

- Young-il? - Evet.

Anlamı da numaramla aynı. "Sıfır bir."

- Hatırlaması kolay. - Doğru valla! Hem adın hem numaran.

Gi-hun. Senin soyadın ne?

Tam ismim Seong Gi-hun.

- Peki. - Seong Gi-hun.

Seong zaten "soyadı" demek.

İkinci oyunu hepiniz bitirdiniz. Tebrikler.

İkinci oyunun sonuçlarını açıklıyorum.

İkinci oyunda toplam 110 oyuncu elendi.

Toplamda biriken ödül miktarı 20,1 milyar won.

Geriye 255 oyuncu kaldığı için

kişi başı ödül miktarı 78.823.530 won.

Nasıl ya?

Hâlâ 100 milyon olamadı mı? 80 milyon bile değil.

Sadece 110 kişi mi öldü? O kadarcık mı?

Doğru saydınız mı?

Hepsi bu mu? Bir sürü insan vurdunuz ama!

- Daha fazlaydı! - Bir daha sayın!

Sokarım lan böyle işe! İki kez ölüme yaklaştım. Karşılığı bu mu?

Birinden dayak yesem daha fazla tazminat alırdım.

Yaşadığınız hayal kırıklığını anlıyorum.

Ama size fırsatlar sunmaya devam ediyoruz.

Şimdi oyunlara devam etmeyi veya etmemeyi oylayacaksınız.

Daha büyük bir ödül için oyunlara devam etmek

veya bu noktada durmak tamamen size kalmış.

Seçim yapma hakkınızı

demokratik bir şekilde kullanmaktan lütfen çekinmeyin.

- Yong-sik. - Efendim?

Bugün eve döndük diyelim.

- Beklemiş kimçiden güveç yapacağım. - Etini bol koy ama.

Birden karnım acıktı.

Bence bu şekilde tanışmak kaderimizde varmış.

Olur da dışarı çıkarsak bize yemeğe gelir misiniz?

Izgara et de pişiririz.

- Gelebilir miyiz? - Tabii ki gelebilirsiniz.

Evimiz küçüktür ama dört kişilik sofra kurulur.

Hatta yatacak yer de var. Gece kalabilirsiniz.

Abla, sen de gelir misin?

Bu arada sizin evler nerede? Biz Bongcheon-dong'dayız.

- Sahi mi? Benim evim Sillim-dong'da. - Yok artık! Komşu sayılırız.

Ya sen Hyun-ju? Seul'da mısın?

Evim Gwangmyeong'da.

Aman! Otobüsle yarım saat mesafe.

Bu kadar yakın oturmamıza şaşırdım.

Şu kaderin işine bakın. Ne kadar güzel.

Merak etme. Ben de bitirmek istiyorum.

Çıkıp hastanedeki eşimi görmeliyim.

Benden söylemesi. Bu sefer çıkacağız.

Hay kafama…

Piyadeler stratejik olarak geri çekilmeyi bilir.

Değil mi abi?

Evet, haklısın.

Sonuçta piyadeler dokuz canlı değil. Doğru, çıkmamız lazım.

Bu oyunu mutlaka durdurmalıyız.

Dışarı çıkınca hepinize yardım edeceğim.

Lütfen bana inanın ve destek olun.

Arkadaşlar, hadi bir daha el ele verelim.

- Üçte, "Mutlaka zafer." - Mutlaka zafer!

Bu seferki oylamayı Oyuncu 001 başlatacak.

Oyuncu 001, lütfen oyunuzu kullanın.

Oyuncu 006.

Oyuncu 007.

- Müsaade edin. - Yong-sik.

Sakın kararını değiştirme.

İkimizin toplam kazancı 150 milyon oluyor.

Önce senin borcunu kapatırız.

Kalanıyla da manav falan açarız, tamam mı?

Çabuk ol! Ayin falan mı yapıyorsun?

Kes sesini!

- Sakın bizi satma. - Efendim?

- Bunu diyorum. - Oyuncu 048.

Bir oyun daha oynamaya hep birlikte söz vermedik mi?

Verdik.

Oyuncu 125.

Oyuncu 126.

Bir yol verin.

- Arkadaşlar! - Hepiniz kafayı mı yediniz?

Ölen insanları görmenize rağmen hâlâ oynamak mı istiyorsunuz?

Sıranın sizde olmadığı ne malum?

Burada durun artık. Yoksa hepimiz öleceğiz!

Aklınızı başınıza alıp şu parayla ayrılın.

Önce hayatta kalmalıyız, geleceği sonra düşünürüz.

70 milyonluk para ödülüyle ne yapabiliriz ki?

Sen ne kadar içeridesin, orasını bilemem.

Ama bu miktar çoğumuzun borcunun %10'unu bile karşılamıyor.

Haksız mıyım?

Geleceği düşünecek hâlimiz yok. Bu para hiçbir işe yaramaz!

- Evet, haklı! - Doğru diyor!

Bu kadarcık parayla fazla yaşamam.

İlk oyundan sonra 25 milyondu, şimdiyse 78 milyon oldu.

İkinci oyundan sonra üç katına çıktı.

Bir oyun daha oynarsak

ödül en az 240 milyon olacak!

Dayanacak gücüm kalmadı.

Lütfen.

Lütfen gitmeme izin verin.

Gerçekten…

Gerçekten eve gitmek istiyorum.

Ölmek istemiyorum.

Hanımefendi.

Siz henüz gençsiniz, karşınıza başka fırsatlar çıkabilir.

- Ama benim çıkmaz. - Size yalvarıyorum…

Ailemi ve beni bekleyen bir gelecek yok.

İflas ettim ve 500 milyon borcum var.

Buradan ayrıldığımda yeni bir sayfa açabilmek istiyorum.

- Borcun en azından yarısını kapatmalıyım. - Ya ölürsen?

Burada ölürsen ailen naaşını bile alamaz.

İşte o zaman ailecek sonunuz gelmiş olur!

- Bunu göremiyor musun? - Korkmayın lan!

Ddakji. Kırmızı Işık, Yeşil Işık. Topaç.

Oyunlar o kadar da zor değil.

Bakın.

Hâlâ 255 oyuncu var. Yarıdan fazlamız hayatta kaldı!

Madem buraya kadar geldik, bir oyun daha oynayalım!

Hay ağzına sağlık delikanlı.

Doğru diyor!

Oyunlarda başarılı olduğunuz için hepiniz hâlâ hayattasınız.

Şimdi bir oyun daha oynayalım.

Tek bir oyun daha, hepsi bu. Bir oyun daha oynayalım!

Bir oyun daha oynayalım!

- Bir oyun daha! - Bir oyun daha!

Bir oyun daha!

Bir oyun daha!

Bir oyun daha!

Bir oyun daha!

Bir oyun daha!

139 kişi "O", 116 kişi "X" oyu kullandı.

Oy çokluğuyla yarın üçüncü oyuna geçeceğiz.

Teşekkürler.

Sağ olun.

Teşekkür ederim.

Abla.

- Korkmuyor musun? - Neden?

Daha fazla oyun oynamaktan.

Korkuyorum.

Öyleyse niye devam etmek istiyorsun?

Çünkü şimdi dışarı çıkarsam

beni daha korkunç şeyler bekliyor.

Bana abla deme, senden küçüğüm. Ama o hıyarlara söyleme.

- Anne. Bana kızgın mısın? - "Anne" deme bana, kuş beyinli.

Anne, özür dilerim ama o kadar parayla ayrılamam.

Ne demek bu?

Borcum biraz daha fazla.

- Ne kadar? - Yaklaşık 100 milyon.

Tefecilere ve kumarhaneye borçlandım.

Gelecek aya kadar ödemezsem

ayvayı yerim.

Gözlerimi, karaciğerimi ve böbreğimi alıp satarlarmış.

Sahiden de yaparlar. Bu yüzden eve uğramıyordum.

Sadece bir oyun daha.

Sonra ayrılmak için oy vereceğim. Bir oyun sonra borcu sıfırlayabilirim.

Yeni bir sayfa açarız. Olur mu?

Yong-sik. "Bir oyun sonra" mı?

"Yeni bir sayfa" mı?

Ya iş oraya kalmadan birimiz ölürsek?

Biliyorum.

Sen bensiz de idare edersin.

Ama sana bir şey olursa…

Buradan kurtulsam bile yaşamak için bir nedenim kalmaz.

Niye böyle konuşuyorsun ya?

İkimiz de kazanıp hayatta kalacağız.

Abi!

Jung-bae abi!

Hayret bir şey ya.

Abi, artık gelip bizimle otursana.

- Yok, böyle iyi. - Hadi, gel.

- Ama olmaz ki. - Olur, olur.

Daha uzağa otursaydın sen de.

Seni böyle acıklı bir hâlde görmek kanıma dokunuyor.

Özür dilerim.

Üzgünüm Jun-hee, Young-il.

Üzgünüm Gi-hun.

Tefecilerden acil borç almıştım. Eski karım ve çocuğumla tehdit ettiler.

Bir oyun daha oynarsam sanırım borcumu kapatabilirim.

- O yüzden… - Jung-bae.

Herkes bir yana ama senden hiç beklemezdim.

İki misli adil olmadı.

Ama sonuca bakıyorum, farklı oy verseydin bile

çoğunluğu sağlayamazdık.

- Değil mi? Tek sorumlu ben olamam. - Tamam, açık konuşacağım.

Neden yaptığını anlıyorum.

Bu para bana da yetmiyor,

o yüzden oy vermeye gittiğimde bir oyun daha oynamayı düşündüm.

- Öyle mi? - Dedim ya, anlıyorum.

Anlayışınız için teşekkürler.

Ama devam oyu verme sebebim biraz da özgüvenli olmamdı.

Çok iyi bir takım olduk, değil mi?

Yine elimizden geleni yaparsak sıradaki oyunu da geçeriz.

Jun-hee, sıradaki oyunda bana emanetsin…

"Sıradaki" mi?

Sıradaki oyunda birbirimizi öldürmemiz gerekebilir.

Gi-hun, abarttın sen de.

Şu anda bir şeyi değiştiremeyiz, en azından iyi düşünelim.

Yiyelim, moralimizi yüksek tutalım ve sıradaki oyunda yine savaşalım.

Jun-hee, benimkini de iç. Sıradaki oyuna kadar gücünü topla.

- Yok, almayayım. - Al hadi, sek süt içemiyorum zaten.

Teşekkür ederim.

Benim de ekmeğimi al. Yemeyi hak etmiyorum.

Sütünü de ben alayım mı?

O düğmeye bir ben basmadım ki.

Bak, bir kişi daha var işte. O da devam oyu verdi…

Neden yaptın Hyun-ju?

Hani hep birlikte bize gidip yemek yiyecektik?

Neden fikrini değiştirdin?

Ha? Benim oğlanın aksine herhâlde kumar borcun yoktur.

İstediğin ameliyatlar yüzünden mi? O kadar mı pahalılar?

İstemiyorsan anlatmak zorunda değilsin.

Ben daha oğluma söz geçiremiyorum, sana akıl vermek benim neyime?

Ben…

İnsanlara açılana dek herkesle aram iyiydi.

Çevremdekiler beni biraz garip bulsa da

büyük bir sorun yaşamamıştım.

Ama…

Kadın olarak yaşamak istediğimi söyleyip

uyum sürecine girdiğimde

her şey değişti.

Annem çok ağladı.

Babam benimle konuşmaz oldu.

Hem işimden hem arkadaşlarımdan oldum.

İşlemler ve ameliyatlar bitmemişti

ama geçim kaynağım kesildiği için borcum artıyordu.

Aslında söyleyip rahatlamıştım.

Ama hayatım…

- Hayatım çok daha zorlaştı. - Ah yavrum.

Daha önce ne iş yapıyordun?

Askerdim.

Buradan parayla ayrılırsan sonrası için bir planın var mı?

- Sanırım Tayland'a taşınacağım. - Tayland'a mı?

Tek bir oyun daha oynamak istiyorum. Sonra parayı kazanırsam…

…oraya gidip ameliyatlarımı olurum ve küçük bir ev alırım.

Yeni bir hayata başlarım.

Tayland'a gitmiştim. Orada Hyun-ju gibi bir sürü insan var.

Çoğu kadından daha seksi ve daha güzeller.

Her yerde rastlayabiliyorsun, değil mi?

Evet. Orada çok güzel insanlar varmış.

Sen de güzelsin abla.

"Güzel" diyebilir miyim, bilmiyorum

ama benim nazarımda…

…hiç fena değilsin.

Onun için "nahoş" demiştin.

Hop!

Hainsin sen.

Hiçbir şey olmamış gibi de işiyorsun.

Bitir ama. Yarıda kesersen iltihap kapar.

Cidden ayrılmaya mı çalıştın? 70 milyonla ne yapabilirsin ki?

Bana olan borcunu ödemeye yetmez.

Borcunu ödemelisin ki

ruhumda açtığın yara da kapansın.

Daha kaç defa söylemem gerek?

Değeri yükseldiği zaman açgözlülük edip satmayan sizsiniz.

Ayrılmak da özgürce aldığım bir karar.

Amma vırvır ettin be. Şunun ağzını ortadan ayırsak mı?

Özgürce mi? Özgürlük mü?

- Özgür falan değilsin. - Göt!

Bana borcunu ödeyene kadar kölemsin. Köle!

Yani kalıp sonuna kadar oynaman gerek. Sonrası belli mi olur?

Belki hepsini sen kazanırsın.

Sonra ben alırım paramı geri

Sen de olursun mutluluk abidesi

Hepsini kazanırsam sen ölmüşsün demektir.

Bir ölüye niye para vereyim ki?

Bu kafayla şarkıları nasıl ezberledin?

Tabii, doğru ya. Yarışma finalinde sözleri unutmuştun.

- Canına mı susadın yavşak? - Bir şey yemedim, niye tuvalete…

Gözüm üstünde.

Sana hâlâ sataşıyorlar mı?

Rahatsız ediyorlarsa bizden yardım isteyebilirsin.

Ben hallederim.

10 dakikaya ışıklar sönecek.

- Lütfen yatmak için hazırlanın. - Ver bana.

Alta koy.

Bunu yapmamız şart mı? Alt ranzada uyumayı sevmiyorum.

- Işıklar sönünce saldırıya uğrayabiliriz. - Ne? Kim saldıracak?

Birbirimizi öldürürsek ödül de artar.

Yaratılan oyunun bir parçası.

Gi-hun, bence biraz abartıyorsun.

Bu doğru bile olsa insanlar böyle bir şey yapmaz.

Önceki oyunda

onlarca insan gece vakti birbirini öldürdü.

Tam da burada.

Tahmin bile edemezsin. Bu mekân herkesi değiştiriyor.

Hem de öyle böyle değil.

Tamam, anlıyorum. Hadsizlik ettim, özür dilerim.

Işıklar sönünce sırayla nöbet tutmalıyız.

İlk nöbeti ben alırım. Sıranızı kendiniz belirlersiniz.

- Nereye gidiyorsun? - Aman, tuvalete.

Hep gecenin köründe tuvalete gidiyorsun.

Geleyim mi?

Hayır. Kadınlar tuvaletine kadar niye peşimden gelesin?

Başına bir şey gelmesin?

Buradaki insanlar beni biraz korkutuyor.

Bak.

- Oha! Bu… - Evet.

Anneannenden bana kalan binyeo.

Her ihtimale karşı kendimi korumam gerekirse diye aldım.

Biri benimle uğraşırsa şöyle yaparım.

İyiymiş.

Karşınızda Jang Geum-ja. Kore Savaşı'ndan sağ çıkmış.

Aferin sana.

Bay Seong.

Tuvalete gitmem gerek.

Yalnız gitmen çok tehlikeli olur.

Beraber gidebiliriz.

- Tuvalete gitmemiz gerek. - Olmaz. Bu saatte giriş ve çıkış yasak.

Rica ediyorum. Kendimi iyi hissetmiyorum.

- Olmaz. Bu saatte giriş ve çıkış yasak. - Bir müsaade et.

Üçgen Bey.

Garip bir maske taksanız da kanlı canlı bir insansınız, değil mi?

Sizin de bu kız gibi bir kardeşiniz,

benim gibi bir anneniz vardır.

Bir kadın tuvalete gitmek isterse anlayın ki bir sorun vardır

ve sebebini size söyleyemiyordur.

Bu konuda anlayış gösteremiyorsanız sakın kendinize insanım demeyin.

Dinle beni.

60'lı yaşlara girdiğimden beri idrarımı tutamaz oldum.

Bez bağlamadan evden çıkamıyorum

ama buraya hiçbir şey getirmedim.

Altıma mı yapayım istiyorsun?

Ya senin annen ben olsaydım delikanlı?

İnsan annesine böyle mi yapar?

Oğlumun borcu yüzünden buradayım.

Bari çişim geldiği zaman tuvalete gidebileyim.

Önceki hayatımda bunu hak edecek ne günah işledim…

Teşekkür ederim.

Ben de gelebilir miyim?

Sorun yok, o da kadın. Adı Hyun-ju.

Bir şey yok, hadi gidelim.

Gelin hadi.

Teşekkür ederiz Üçgen Bey.

İstersen koluma girebilirsin.

Gerek yok.

Bu hâldeyken nasıl buraya düştün? Annenle baban seni çok merak etmiştir.

Kimsem yok.

Ne annem ne babam.

Bana bak. Bir şey lazım olursa söyle.

Gerek yok.

Bir dakika. Hasta falan mı?

Hamile.

Doğurdu doğuracak.

Gi-hun, ben uyandım.

Gidip uyu sen. Ben nöbet tutarım.

O kadar yorulmadım.

Sen biraz daha uyu.

Özür dilerim.

Hiç başlamayalım.

Tamam, senin suçun değildi.

Hayır, onu demiyorum.

Barıma gelip borç istediğinde vermediğim için özür dilerim.

Sana bir şekilde yardım edebilseydim annen hâlâ hayatta olabilirdi.

Ama o dönemde gerçekten hiç param yoktu.

Biliyorum.

Seni hiç suçlamadım.

Önceki oyuna gelme nedenin annenin tedavi masrafları mıydı?

Öyleyse niye tekrar geldin?

Ben olsam her şeye sünger çekip o parayla yeni bir sayfa açardım.

Düşün ki…

Düşün ki gözünün önünde öldüm.

Sonra sen de

büyük ödülü kazandın.

Nasıl hissederdin?

Konuşma şöyle. Buradan birlikte ayrılabiliriz.

İşte o yüzden tekrar geldim.

Birlikte başarmak için.

Bu oyuna son vermek için.

Ama…

Artık ben de bilemiyorum.

Değişim için başka ne yapabilirim ki?

- O düğmeye basarak planını mahvettim. - Dedim ya, senin suçun değil.

Hani grev yapmıştık, hatırlıyor musun?

Fabrikayı işgal etmiştik, müdürler bizi dışarı çağırıyorlardı.

Rızasıyla çıkacak herkesi mazur görüp

daha fazla kıdem tazminatı vereceklerdi.

Hiç unutur muyum.

Bir gece nöbetteyken çıkmak istedim ama niye yapamadım sence?

Yanımda uyuyordun ve uykunda da sayıklıyordun.

"Anne, karnım acıktı. Bana yemek ver."

"Anne, karnım acıktı. Bana yemek ver." Uykunda zırıl zırıl ağlıyordun.

- Uykumda mı ağladım? - Evet.

- Yemek mi istedim? - Evet.

- Benim yüzümden mi kaldın? - Evet.

Seni izlerken içimden şöyle dedim,

"Zavallı herif. Acıdım hâline.

Uyanır da beni bulamazsa ağlamaya başlar ve kendi başına tuvaleti bile bulamaz."

Seni terk edemeyeceğimi o an anladım.

- Hayatın palavra be! - Annenin üstüne yeminle doğru.

- Kendi annenin üstüne yemin et. - Fark etmez. Doğru söylüyorum.

O gün kaldığım için işten atıldım ve bu hâle düştüm.

Yine başladın. Her kötü şey için beni suçla zaten.

At yarışında para kaybetmen, açtığın tavukçuyu batırman.

Hatta evliliğin bile.

Yok, isteyerek evlendim. Senin yüzünden boşandım.

Asıl ben senin yüzünden boşandım. Her gün içmeye çağırıyordun.

- Beni at yarışına ilk götüren de sensin. - Tamam. Bağırma.

İşte benim tanıdığım Seong Gi-hun.

Farklı biri gibi davranıyordun.

Gi-hun.

Sıradaki oyunun ardından buradan gidiyoruz, tamam mı?

Eski günlerdeki gibi içeriz.

Sen ısmarlarsın.

İnsanlar gerçekten de değişmiyor.

Ssangmun-dong'un cimrilik üstadı Seong Gi-hun.

En büyük cimri.

Cimriler kralı.

"Cimrilik üstadı." Anılarım canlandı.

Hâlâ içeride mi?

Evet.

Merhaba? İyi misin?

İyi misin? Bir sorun mu var?

Canım benim. Neyin var?

Sancın mı var? Karnın mı ağrıyor?

Eyvah! Herhâlde bebek geliyor.

Söyle bana. Neren ağrıyor?

Korkuyorum.

Geçti.

Geçti.

Geçti.

Her şey yoluna girecek.

Sana da bebeğine de bir şey olmayacak. Sakın merak etme.

İkinci ekip, siz de dikkatli olun.

Şüpheli bir şey bulursanız hemen bizi arayın.

Başüstüne!

Kaptan Park, siz de dikkatli olun.

İkinci ekip kuzey yönünü araştıracak. Biz de güneybatıda olacağız.

Tamam.

- Dört gün içinde bulmamız gerek. - Merak etme.

Kaptan Ko da buranın yerlisi. Bölgeyi avucunun içi gibi bilir.

Hem bir hafta yetecek yakıtımız ve erzakımız da var.

- Bir deneyelim. - Tamam.

İçki de aldınız, değil mi?

Gece balık tutacağım. Ayıklayıp saşimi hazırlarsınız.

Hop! Balığa mı çıkıyoruz?

O adayı bulana kadar tetikte ol.

Hava kararınca zaten bir şey göremeyeceğiz ki.

Sabaha kadar ne yapacağız?

Bizim için şarkı söyleyip dans mı edeceksin?

Tamam, açılıyoruz!

Adayı ilk bulan ekibe ikramiye var! Herkese bol şans!

- Gidelim! - Bol şans!

Üçüncü oyun az sonra başlayacak.

Tüm oyuncular, lütfen yataktan kalkıp hazırlanın.

Tekrar ediyorum.

Üçüncü oyun az sonra başlayacak.

Tüm oyuncular, lütfen yataktan kalkıp hazırlanın.

Abi, bir tane de ben alabilir miyim?

Aklından bile geçirme. Bir kere kullanınca normale dönemezsin.

Buradan çıktığında da sakın o şerefsizlere bulaşma.

Sen niye onların takımına katıldın?

Çünkü böyle salakları kolayca kontrol edebilirsin.

Peki ya ben? Beni niye takımına çağırdın?

Çünkü…

Bu beni kandırmaz dedim.

Ne?

Neyse, ödül 200 milyona ulaştığında buradan çıkacağım.

Borcunu bilmiyorum ama sen de iyi düşün.

Burada fazla tutunamazsın.

Tüm askerler, lütfen görev yerlerinize gidin.

- Vay canına. - Evet!

Young-mi.

Özür dilerim.

Önemli değil.

Bu oyunu geçtikten sonra hep birlikte ayrılırız.

Üçüncü oyuna hoş geldiniz.

Kaynaşma oyununu oynayacaksınız.

Tekrar ediyorum.

Kaynaşma oyununu oynayacaksınız.

Vay be, herkes kaynaşacak.

Çok eğlenceli değil mi?

Tüm oyuncular, lütfen ortadaki platforma çıkın.

Oyun başladığında platform da dönmeye başlayacak

ve bir sayı duyacaksınız.

O sayıda kişiyi içeren gruplar kurup

odalara girerek kapıyı 30 saniyede kapatmalısınız.

Bu mu? Eskiden okul gezilerinde oynardık. Kucaklaşarak grup kurulurdu.

Evet. Kucaklaşma yerine odalara gireceğiz.

- Bu oyunu biliyorum. - Nasıl oynayalım? Bir planınız var mı?

Sayı dört olursa hep beraber girebiliriz. İki olursa seninle ben oluruz.

Beşten büyük olursa gerektiği kadar insan toplayalım.

Ya beşten küçük olursa?

Mesela üç veya dört.

Onu zamanı gelince düşünürüz.

Ne olursa olsun panik yapmayın. Sakin kalalım.

Birbirinize güvenin.

Buradan hep birlikte çıkacağız.

Bir, iki, üç.

- Hadi! - Mutlaka zafer!

Oyun başlasın.

Döndükçe dönelim

Daire olup dans edelim

El çırpıp şarkı söyleyelim

Dans ederek eğlenelim

Hep bıcır bıcır

Hep bıcır bıcır

Tutuşuruz el ele

Ve zıplarız güle oynaya

Alt yazı çevirmeni: Melih Tu-men

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.