Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
SQUID GAME 2
BÖLÜM 4 ALTI BACAK
Annemin hazırladığının aynısı.
Seninkinde ne var?
Yemeyecek misin?
Önce bir karnını doyur.
Can boğazdan gelir, derler.
Önce ye, sonra kara kara düşünürsün. Al şunu bakayım.
Hadi.
Yemezsen yeme.
Belki de böylesi daha iyi oldu.
Senin borcunu bilmiyorum ama 20 milyon benimkinin faizine yetmez.
- Bir oyun daha oynayıp çıkarsam… - Jung-bae.
Geçen sefer geldiğimde birisi aynı bu lafları etti.
En sonunda da
burada can verdi.
Öyleyse yardım edin hocam.
Daha önce oynadınız, değil mi?
Size güvenip "O"ya bastım.
Açıkçası korkuyordum ve pes edip gitmek istiyordum.
Ama sizi dinledikten sonra belki bir oyun daha oynayabilirim dedim.
- Ben de. - Aynen.
- Evet. - Ben de.
Hocam.
İkinci oyunu biliyor musunuz?
Adam haklı.
Kazandığına göre ikinci oyunu geçtin.
Sıradaki oyun ne?
İkinci oyun…
Dalgona'ydı.
Dalgona mı? Şeker kalıbından şekil çıkardığın mı?
Evet.
- Dört şekil vardı, herkes bir tane seçti. - Dört şekil mi?
- En kolayı hangisiydi? - Üçgen.
En zoru hangisiydi?
- Şemsiye. - Şemsiye mi?
Şemsiyeyi seçenler mi oldu?
Bilmeden şemsiye seçenler herhâlde nalları dikmiştir.
Demek ki hepimiz üçgeni seçmeliyiz.
Hepimiz bu oyunu geçeriz, değil mi?
Yavaş ol!
Herkes sağ kurtulursa ödül parası artmaz.
Boşuna oynayıp hayatımızı riske atmış oluruz.
- Doğru. - Haklı.
Bana bakın. Bu bilgiyi kendimize saklayalım.
- Ne dersiniz? - Evet, öyle yapalım.
Olmaz.
Bunu herkesi kurtarmak için anlattım.
Sıradaki oyun dalgona çıkarsa bildiklerimi herkesle paylaşacağım.
Dalgona, üçgen.
Peki sen hangi şekli seçmiştin?
Anne, önemli bir şey öğrendim.
Aman ya. Anne!
Bunu da ye.
Bebeğin için yemen lazım.
Hamileler için yumurta faydalıdır.
Mahallemde doğurttuğum kadınları saymakla bitiremem.
Sırf vücudunun hâlinden ve yürüyüşünden bile anlaşılıyor.
Belli ki son aya girmişsin.
Saklamak için karnına bastırma.
Hem kendine hem bebeğe zarar verirsin. Tehlikeli olur.
- O yüzden oyunda sancı girdi. - Yok öyle bir şey.
Bebek beklerken nasıl buraya düştün?
- Ne yapıyorsun burada? - Korkuttun!
- Gel. Muhabbetin sırası değil. - Neden? Tamam, bekle biraz.
Yemeğini bitir. Bir gariplik hissedersen bana gel.
- Hadi! - Yatağım şurada, tamam mı?
Neden? Ne var?
Bir şey sorabilir miyim?
Buraya neden döndünüz?
Oyunları kazanıp çıkmışsınız.
Öyleyse 45,6 milyarınız olmalı.
Hepsini harcadınız mı?
- Yine at yarışı mı oynadın? - O para bana ait değil.
Burada ölen insanların hayatlarının bedeli o.
Bu para için de aynısı geçerli.
Böyle düşünmeye mecbur değilsiniz.
O insanları siz öldürmediniz
ve böyle düşünerek onları hayata döndüremezsiniz.
Siz "X"e bassaydınız hepimiz sağ salim dışarı çıkacaktık.
Doğru. "O"ya son basan bendim.
Ama kalmak isteyen 182 kişi daha vardı.
Ayrılmak isteyen de 182 kişi vardı.
Yaptım sayalım.
Diyelim ki "X"e bastım ve gittik. Herkes gerçekten mutlu mu olurdu?
Dışarıda benimle karşılaşsalar
hayatlarını kurtardım diye teşekkür edip "Artık çok mutluyum" mu derlerdi?
Olan oldu artık. Birbirimizi suçlamanın âlemi yok.
Damdan düşenin hâlini yine damdan düşen bilirmiş.
Yarınki oyuna odaklanalım, olur mu?
Burada her oyunu oynamış biri var.
El ele verirsek dert edeceğimiz hiçbir şey kalmaz.
Katılıyorum abiler.
El ele vermeliyiz. Ben de sizin yanınızdayım.
- Sen kimsin? - Ah be abim.
Adım Dae-ho. Kang Dae-ho.
- Bay Dae-ho. - Evet.
Tanışıyor muyuz?
İlk oyunda Bay 456 bağırıyordu.
"Kımıldamayın!"
Böylece ona hayran oldum.
Tanışmak isterim abilerim. Lütfen bir şans verin!
"Kımıldamayın!" Çok havalıydı.
- Dur bakayım. - Ne oldu?
- Deniz piyadesi miydin? - Evet. Niye ki?
Birliğin?
Komik mi?
Mutlaka zafer! 1140'ıncı birlikteydim komutanım!
Rahat! "Dae-ho."
Sana boşuna kanım ısınmamış.
- Emredin! - Ben de 746. Göreyim seni.
Bana güvenin!
Emredin!
Ne kadar da ateşlisin.
Emredin!
Başüstüne!
Yemeğini beğendin mi? Benim boğazımdan geçmedi.
Millet hunharca vurulup öldürüldü. Hâlâ iştahın var mı lan?
O kripto para benim de hayatımı mahvetti.
Bu yüzden para kazanmaya geldim.
Doğru dedin. Çok para kazansan iyi olur.
Çünkü o kripto para yüzünden
zorlu rap kariyerimden gelen servetimde kaybım 500 milyon won'dan fazla.
Bende de 300 milyon.
Bize ödeme yapmak için oyunları geçip iyi para kazanmaya bak.
Anladım. Artık gitseniz mi? Yemeğimi…
Ufacık tefecik ama aklı fikri yemekte.
- Ver şunu. - Vermiyorum.
Bu yemeği çok mu istiyorsun?
Thanos yedirsin sana.
Leziz, değil mi?
- Adi herif! - Onun bunun çocuğu!
- Şerefsiz! - Çek elini.
Pislik herif!
Ağzına sıçtığımın!
O kadar parayı senin yüzünden kaybettim göt!
- Aşağılık! - Ben de vurayım.
- Piç kurusu! - Hey.
Çekil.
Teşekkür et ve sana verdiğimi ye!
Gençlikten herhâlde. Hâlâ harcayacak enerjileri var.
Çocuk fena yaralanacak. Birileri gidip kavgayı durdurmalı.
Farkındayım.
Ben mi?
Çocuklar, ne yapıyorsunuz? Hem de yemek saatinde.
Yemekte kavga edilmez. Etrafta yaşlılar var. Ayıp ediyorsunuz.
Bir de ikiye karşı bir.
Utanmıyor musunuz?
Bizim gibi buraya düşüp bir de akıl mı veriyorsun?
Babalık, boşuna kafa ütüleme. Eve gidip çocuğuna terbiye ver.
Ne dedin sen?
Dedim ki akıl vereceksen kendi veledine ver.
Senin ben…
Dur.
Özür dilerim.
Yalvarırım.
Bağışla beni.
- Helal! Adamsın! - İyi oldu!
Çok iyiydi!
Süpersin!
Bunun olayı ne?
O da mı eski piyade?
Bugünkü çalışma programı bitti.
Tüm çalışanlar, lütfen odalarınıza dönün.
Na-yeon!
- Yakını mısınız? - Evet, babasıyım.
Seohyeon Üniversite Hastanesi'ne.
Karmama musallat olmuş düğümleri ve dertleri çöz…
Anne, uyuyor musun?
Hayatım, özür dilerim.
Özür dilerim.
Pardon.
Uyanıksanız biraz konuşabilir miyiz?
Olur.
Söylediklerimde haddimi aştım. Özür dilerim, kusura bakmayın.
Hayır, sorun değil.
Bütün suçu sana yüklememeliydim.
Asıl ben haddimi aştım.
Eşim çok hasta.
Akut siroz hastası. Karaciğer nakli gerekiyor.
Ama hastanede tahlil yaptırırken
hamile olduğunu öğrendik.
Kürtaj olması tavsiye edildi
ama eşim kulak asmadı.
Ölsem de doğuracağım, diyor.
Eşim çok inatçı biridir.
Fikrini değiştirdiğim görülmemiştir.
Donör bulmakta zorlanıyorduk, eşimin de durumu kötüye gidiyordu.
Alabildiğim kadar borç aldım
ama yine de yetmedi.
Çarem kalmamıştı. Eski bir müşterimin kulağına gitmiş.
Yardım edebileceğini söyledi.
Ondan biraz borç aldım.
Ama rüşvet gibi algılandı.
Ben de işten çıkarıldım.
Tüm gençliğim o şirkette geçmişti.
Bu oyun benim son umudumdu.
Sizi de anlıyorum.
O lafları söylerken ne kastettiğinizi biliyorum.
O paranın anlamı belli.
Ama…
O paraya çok ihtiyacım var.
Başka hayatların bedeli olsa da.
O para bana lazım.
Eşimi ve çocuğumuzu kurtarmak için lazım.
Kapat.
Neden? Hiç mi işe yaramaz?
Bu ne lan?
- Bu kadar mı? Gerisi nerede? - Organları iflas etmişti.
Öleli çok olmuş. Sadece gözleri kurtarabildik.
Dedim sana. Mümkün olduğu kadar canlı getir.
Ne anlatıyorsun? Birkaçını bilerek ıskaladım.
Birisi kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olmuş.
Şu adam da aynı.
Bacağından vurulmuş ama birisi kafasına sıkmış.
Kimin marifeti bu?
Kimlik doğrulandı.
Efendim. Ameliyathaneden bildiriyorum.
Nasıl gitti?
Çoğu oyuncu ya başından ya da göğsünden vurulup sahada öldü.
Birisi de tekrar ateş edip yaralıları öldürmüş.
Elimizde işe yarar pek mal yok.
Kim yapmış?
Bana kalırsa 11 Numara.
11 Numara.
Subay seni çağırıyor.
Kimlik doğrulandı.
Beni mi çağırdınız?
Maskeni çıkar.
Yardım etmeyeceksen karışmamanı söylemiştim.
Yaralıları öldürmek için tekrar ateş etmişsin.
Görevimi yerine getirdim.
Seninle ikimiz
ne zamandır tanışıyoruz?
- Pek hatırlamıyorum. - Yanlışım yoksa…
Yaklaşık yedi yıl oldu.
Seni görmeye ilk geldiğimde
o ucuz hastane odasındaki yatağında boş gözlerle tavana bakıyordun.
Tüm arama timini tek bir dürbünlü tüfekle haklayıp
sınırdaki telleri aştığına inanamamıştım.
Hâline acıdım.
Sana ikinci bir şans vermek istedim.
Bunun için size minnettarım.
Öyleyse dediğimi yap.
İstemiyorum efendim.
Önder öğrenir diye mi korkuyorsun?
Onu kafana takma.
Geçen sefer hataydı.
Oyun tüyosu karşılığında oyuncuya ameliyat yaptırmıştık.
Bu sefer dışarıdan bir doktor getirdik.
Yakalanmamız imkânsız, diyelim yakalandık…
- Mesele o değil. - Nedir o zaman?
İlk görüşmemizde ne demiştin? Kuzey'de bıraktığın çocuğunu arıyordun.
Onu bulmam için her dediğimi yapacaktın.
Fikrin mi değişti?
Yanıma ilk geldiğinizde
buradaki işimi tarif ettiniz.
Yaşama umudu kalmamış insanların acılarına son verecektim.
Sözlerinize güvendim ve bu işi yapmaya geldim.
Değişen sizsiniz.
O insanlar zaten ölecek.
Başkalarını kurtarmak için organlarını alıyoruz.
Bunun nesi yanlış?
Başka bir emriniz yoksa müsaadenizi istiyorum.
SEUL DOBONG POLİS KARAKOLU
Hwang, özlettin kendini.
Hwang Jun-ho!
Bana haber vermeden nasıl istifa edersin?
Sonra da kayıplara karıştın. Neredeydin?
İzin almışsın gibi göstermek için ne diller döktüm!
Amirim, lafınız bitti mi?
- Ne? - Yardımınıza ihtiyacım var.
Senin için daha ne yapayım ya? Birlikte o adayı mı arayalım?
Evet.
- Hayret bir şey! - Aramaya derhâl başlamalıyız.
Yoksa Bay Seong Gi-hun'un ve adadakilerin hayatı tehlikeye girecek.
Bu konuyu kapatmamış mıydık?
Amirim, o günlerden beri durum değişti.
Onları şimdi durdurmazsak başka bir şansımız olmayabilir.
- Komiser Kim. - Buyurun.
Bu çocuk niye yine böyle oldu? Hani düzeliyordu?
Jun-ho, terapiye geri dön. Utanılacak bir şey yok.
Amirim!
Ölmelerine göz mü yumacaksınız?
Bu saçmalığı daha kaç yıl sürdüreceksin?
Bir şey varsa kanıt getir!
Polislik kanıtla yapılır, kanıtla!
İstifasını kabul et. Bundan ne köy olur ne kasaba.
Ama amirim…
Aklımı oynatacağım. Bana bak!
Kötü fikir, demiştim. Bir daha nah polislik yaparsın.
Amirim! Onu terapiye sokacağım. Lütfen bekleyin.
Gördün mü? Demiştim sana. Polisten hayır gelmez.
Kendimiz yapacağız. İki takıma ayrılırsak bir şansımız olur.
Olur. Kaptan Park'ın tanıdığı üzerinden bir tekne daha buldum.
Daha fazla adam da ayarladık. Onları iki ekibe ayırdık.
Tamam, güzel.
Oyunlar başladıysa en fazla beş günümüz vardır.
Hızlı olmalıyız.
Tamam. Hava düzelince yola çıkarız. Sen dikkatli sür.
Rahatla ve bir şey iç. Bugün denize açılamayız.
Kaptan, emin misiniz? Yarın açılabilir miyiz?
Yarının meteoroloji raporu da iyi değil.
Benim 30 yılım teknelerde geçti.
Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında oturanlar ne anlar?
Denizi ben bilirim.
Peki ama yarın açılamazsak ben de sizden bilirim.
Aceleniz ne?
O adayı iki yıldır arıyoruz. Şimdi birden nasıl bulalım?
Aslında bu bir sır. Detayları sizinle paylaşamam.
Ama bir arkadaşımız kaçırılıp o adaya götürüldü.
- Oyuna katılmış olan mı? - Ne?
Bay Seong'dan haberiniz var mıydı sizin?
Hwang'ın anlattığı kadar.
İyi bari. Sizden saklamama gerek yok.
Adı Seong Gi-hun. Oyunu daha önce kazanmış.
O şerefsizlerden intikam alacaktı.
Dişine koyduğu takip cihazıyla adaya götürmelerine izin verdi.
Ama niyeyse bu bilgi bir şekilde sızdı.
Yani Hwang'ın söylediği her şey doğru mu?
Evet.
Ölümden kurtarıp kaderini değiştirdim diye adayı aramasına yardım ettim.
Ama o kadar da değil. Anlattığı şeylere inanamadım.
- Oyunlar, para falan… - Kaptan.
İlk başta ben de inanmamıştım.
Ama o tipler gerçekten var. Maskeli şerefsizleri gözümle gördüm.
Kulüpte boynuma elektrik verdiler.
- Elektrik veren maskeliler. - Aynen!
O yüzden bu kadar adam getirdiniz.
Amanın!
Kan görmüş köpek balığı gibi bakıyorlar.
O heriflerde merhamet duygusu yok.
Patronum da onları arıyordu…
Neyse, artık aynı gemideyiz. Anlaştık mı?
Ya yaşarız ya ölürüz.
Neden ölecekmişiz? O tekneyle 10 yıldır denizdeyim.
Tek bir kaza yaşanmadı. Yere düşen bile olmadı.
Peki. Size güveniyorum.
İkinci oyuna hoş geldiniz.
Şimdi en kolayı üçgen mi?
Evet.
Hayda! Bunun neresi üçgen?
Biz piyadeler için bile imkânsız!
- En kolayı bu mu? - Bu ne be?
Bu adam yüzünden hepimiz öleceğiz!
- Baksana! - Ben…
Şimdi ne yapacaksın? Bunu nasıl telafi edeceksin?
Hani daha önce kazanmıştın? Başardım, demiştin!
- Hayır… - Ne yapacaksın?
Nasıl telafi edeceksin?
Senin suçun!
Ben…
Şu hâline bak.
Jun-hee.
Beni burada ilk görüşün mü?
Bilerek yok saydığını sanmıştım.
Sonuçta hep kendinle ilgilenirdin.
- Sen niye buradasın? - Unuttun mu?
O kripto parayı bana da aldırdın.
Sen…
Bunu hatırlıyorsun yani.
Aldırmadın mı? Bu konuyu konuşmuştuk.
Doğuracağım.
Beş parasızken doğum yapıp çocuğa nasıl bakacaksın?
Para kazanacağım.
Önce borcumu kapatacağım, sonra bir ev bulacağım.
Bu bebek babasız büyüyeceği için para kazanmalıyım.
O yüzden mi buradasın?
Şu anki durumunla nasıl sağ kalmayı düşünüyorsun?
Yardımını isteyen yok. Numara çekmeyi kes.
Sana göre değil.
- Bunu söylemeye mi geldin? - Hayır. Dağılmış yüzüne bakmaya geldim.
Oh olsun.
Lütfen dikkat.
İkinci oyun az sonra başlayacak.
Lütfen personelimizin talimatlarına uyun.
- Tekrar ediyorum. İkinci oyun… - Bunu çıkınca konuşalım.
Çıkmak istedim zaten.
Senin yüzünden çıkamadım.
Gi-hun.
Üçgen.
- Sana güveniyorum dostum. - Tabii.
- O ne? - Seni ilgilendirmez.
Oyun oynama zamanı.
Üçgen.
İkinci oyuna hoş geldiniz.
Bu bir takım oyunu olacak.
Lütfen 10 dakika içinde beş kişilik takımlara ayrılın.
Tekrar ediyorum.
Bu bir takım oyunu olacak.
Lütfen 10 dakika içinde beş kişilik takımlara ayrılın.
Dalgona takım oyunu muydu?
Dalgona oynamıyor muyuz?
Görünüşe göre oynamıyoruz.
- Ne oynuyoruz peki? - Bilmiyorum.
Ne? Hani buraya daha önce gelmiştin?
Hani üçgen en kolayıydı? Palavra mıydı?
- Özür dilerim. - Dilesen ne olur?
Çok biliyormuş gibi konuştun.
Sana inanıp kalmayı seçenler için ne yapacaksın?
Nasıl telafi edeceksin?
Yeter.
Lütfen takımlara ayrılın.
Evet, boş ver. Bu üşütükle konuşup zaman kaybetme.
Onun boş laflarına inanmak bizim hatamız.
Neyse. Hadi, önce bir takım kuralım.
Güya oyunları kazanmış da…
Dalgona ve üçgen, ha? Sana girsin.
Aynı takımda olalım mı?
Ne oluyor? Dalgona oynamayacak mıyız?
- Oynamayacağız galiba. - Ne yapacağız peki?
- Gidelim. - Nereye?
Takım kurmalıyız. Oyalanırsak iyi bir takım bulamayız.
Özür dilerim.
Size hâlâ güveniyorum.
Sakıncası yoksa bu oyunu sizinle oynamak isterim.
Evet, oyun her ne olursa olsun delikanlı gibi çıkıp oynayalım.
Bunlar sonuçta çocuk oyunu. Eskiden oynadığımız şeyler.
Evet. Sizinle aynı takımda olmak isterim.
Birlik olursak her şeyi başarabiliriz.
İşte piyade ruhu.
Biz cesur piyadelere de dalgona oynamak yakışmazdı.
Ölümüne oynayacağımız doğru düzgün bir şey olsun.
Uzuneşek veya kalamar oyunu gibi.
Evet! Şuna emin olun ki kazanmak için canımı ortaya koyacağım.
Bize bir kişi daha lazım.
O işi bana bırakın. Ben bulurum.
Tamam. Kazanmak için canını ortaya koyacak birini bul.
- Emredin! Mutlaka zafer! - Fırla.
Jun-hee.
- Takım olalım. - İstemez.
- Bir takıma girmen lazım. - Seninle olmaz.
Bırak bu ayakları.
- Kim hamile bir kızı takımına alır ki? - Sana ne? Ben başımın çaresine bakarım.
Seni aramadığım için özür dilerim.
Ama ben de zor günler geçirdim.
Kaç kişinin beni öldürmek istediğini sen biliyorsun.
Altı ay boyunca telefonlarıma çıkmadın. Öldüğünü sandım.
Tamam, özür dilerim.
Hadi şimdi takım olalım.
Çocuk sahibi olmak istiyorsan önce buradan sağ çıkmalıyız.
Sana güvenmiyorum.
Benim gözümde zaten ölüsün.
Şuradakine ne dersiniz?
- Koşucu diye mi? - Evet.
Belki de bu kez koşma yoktur…
Bir kişi daha arıyorsanız ben…
Hayır, aramıyoruz.
Pardon.
Benimle takım olmak ister misiniz?
- Kas gücü gerekiyorsa hallederiz… - Pardon.
İki kişi lazımsa gelebilir miyiz?
- Tabii. Çok iyi olur. - İkinci nerede?
Kusura bakmayın ama aradığımız bir standart var.
Tamam.
Nineyi şutlarsan seni alırız.
Nine falan değil, benim annem o.
Yong-sik, sen o takıma katıl. Ben kendi başımın çaresine bakarım.
Anne, saçma sapan konuşma ya.
Niye suratını asıyorsun? Çetin cevizsindir sen.
Kaldır bakayım kafanı. Şu gözlerin bir parlasın.
Bana söverkenki hâline geri dön.
Seni hergele. Annenle nasıl böyle konuşursun?
- Terbiyesiz seni! - Ha şöyle.
İşte benim annem.
Bak, şu adamlara soralım.
Birini buldum.
- Adın ne? - Park Min-su.
- Neden buradasın? - Güzelim, affedersin.
Oyunu birlikte oynayalım.
- Niye kabul edeyim? - Bu adamı tanımıyor musun?
Rapçi Thanos o.
Bir kafiyeme Milletin yarısı ölür
Dur şimdi, o bir kız. Ne oynayacağımızı bilmiyorsun.
Büyük Thanos seni korur.
Doğru ya, Thanos.
- Sonsuzluk Taşları'nı da topladın mı? - Tabii ki.
Yoluma çıkan herkesi yok edeceğim!
Bana takılırsan güvende olursun. Tamam mı?
Ama çoktan birine teklif ettim.
Sorun değil. Kime?
Adın ne?
- Min-su. - Eziğin tekine benziyor.
N'aber? Memnun oldum kardeşim. Thanos dünyasına hoş geldin.
Çok şirinsin. Hadi gel.
- Abi! Birini buldum. - Tamam.
Canını ortaya koymaya hazır.
Mutlaka zafer!
- Deniz piyadesi miydin? - 946'ncı birlik komutanım!
Üç eski deniz piyadesiyle sırtımız yere gelmez.
Ne dersiniz? Onu gözüm tuttu.
Affedersiniz.
Size katılabilir miyim?
- Üzgünüm, beş kişi olduk. - Lütfen yardım edin.
Hamileyim.
Kızın karnı…
Takım seçimi birazdan sona erecek.
- Siz… - Acaba biz…
Küstah zındıklar sizi!
Ayağıma geleceğinize beni buraya getirdiniz.
Sizi bıçağımla doğrasam yeridir.
Takım seçme zamanı bitti.
Sıradaki oyununuzun adı Altı Bacaklı Pentatlon.
Bacaklarınızı bağlayarak hareket edeceksiniz.
Her 10 metrede bir takım üyeleri birer mini oyun oynayacak.
Başarılı olursanız sıradaki oyuna geçebileceksiniz.
Mini oyunlar şöyle.
Bir numarada ddakji.
İki numarada taş atmaca.
Üç numarada beştaş.
Dört numarada topaç.
Beş numarada jegi.
Amacınız tüm mini oyunları kazanarak beş dakika içinde bitiş çizgisini geçmek.
- Her mini oyun için bir oyuncu seçin. - Siz seçin.
Hangisinde iyisiniz?
Takıma iyi ki kadın almışız. Beştaş sizde, değil mi?
Zamane kızları beştaş oynamıyor mu?
- Hiç oynamadım. - Peki.
Aslında beştaşta fena sayılmam.
Sen mi? Eski piyade?
Dört ablamla büyüdüm.
Ara sıra oynardık.
Aferin sana. Piyadenin elinden her iş gelir.
Herkesin kendine en güvendiği oyun ne?
Benim için ddakji.
Metroda o adamdan daha fazla kez kazandım.
Peki o zaman 222 numaralı hanım kızım. Siz ddakji oynayabilirsiniz.
Taş atmaca bende.
Beyzbol takımında atıcıydım. Kolum iyidir.
Geriye jegi ve topaç kalıyor.
Hangisinde iyisiniz?
Sen ne seçersen onu oynarım Gi-hun.
Adımı biliyor musun?
Arkadaşın adınla seslenmişti. Ben de öyle hitap edeyim dedim.
Rahatsız mı oldun?
Hayır, sorun değil.
Peki, Gi-hun. Sen hangi oyunda iyisin?
Galiba jegi'de daha iyiyim.
Öyleyse topaç bende.
- Tamam. - Arkadaşlar, el ele verelim.
Hep beraber.
Üçte, "Mutlaka zafer" diyoruz. Bir, iki, üç.
Mutlaka zafer!
Birinci ve ikinci takım, hazırlanın.
- Hadi! - İşte bu!
Oyun başlasın.
Yürü be!
Bir, iki!
Sakin ol.
Başarılı!
- Hazır ol! Bir, iki! - Bir, iki!
Başarısız.
Bir, iki!
At hadi! Yavaş yavaş.
Lütfen çizgiye basmayın.
Hay içine!
Başka taş ver.
- Ne? - Nasıl ya?
- Gelin! - Hadi!
- Hazır ol! Bir, iki! - Bir, iki!
Al hadi!
Hadi, çabuk!
Taş atmacada bir ıska zamanımızdan çok yer.
Başarılı.
Bir, iki!
Bir, iki!
Beştaşta tüm aşamaları geçip sonda beş taşı birden yakalamalısınız.
Beş taşı birden. Çökün.
- Çökün. - Yavaş.
Zamanımız yok, acele et!
Hâlâ başarabiliriz. Sakin olup odaklan.
- Yaparsın. - Evet.
Hâlâ başarabiliriz.
- Nasıl ıskalarsın? - Gidelim!
Bir, iki!
- Beşini birden. - Tekte bitir.
- Başarısız. Lütfen baştan başlayın. - Dae-ho.
- Ters tutuşu çalış. - Tutuşu mu?
- Yapabilirsin. Sakin ol ve at. - Yaparsın!
Geri zekâlı! Nasıl ıskalayabildin?
- Hani bu oyunda iyiydin? - Gidelim!
- Hadi! - Kahrolası!
Bir, iki!
- İşte bu. - Tamam.
Güzel. Ha şöyle.
- Evet! - Yaptın!
- Tekte bitir. - Bitir.
- Bitir. - Hadi at!
Susun!
- Yaptı! - Başarılı.
Hadi, çabuk!
- Acele edin! - Hadi! Vakit kalmadı!
Sakin ol!
- Yapabilirsin. - Hadi.
- Başarısız. - Vurdu işte!
Çizgiye bastınız.
Çizgiye mi bastın?
Mal herif! Çizgiye niye bastın?
- Zaman kalmadı. Gidelim. - Geberesice!
- Çabuk! - Bir, iki!
- Bir, iki! - Acele edin!
- Kahretsin. - Hadi.
- Olsun. - Zamanımız var.
Yavaş. Tekrar dene.
Tamam.
Yalvarıyorum.
Ağzına sıçayım! Senin yüzünden hepimiz öleceğiz.
Aman be! Hadi ya.
- Kahretsin. - Hadi.
- Gitmemiz lazım! - Al hemen!
Hay içine!
- Al şunu! - Acele et!
Topaç oyununda bir hata daha da pahalıya patlayacak.
Topaç oynamayı biliyorsunuz, değil mi?
Kendinize güvenmiyorsanız yer değişelim…
Nereye gideceğimi sadece göğün ve yerin tanrıları bilir.
Siz sefiller burada kalabilirsiniz.
Bu kancık niye bizi aşağılıyor?
Şaman diye kabalık etmesi mi lazım?
Çabuk ol.
- Yaptım! - Başarılı.
Başardım.
- Çizgiye de basmadım. - Beyinsiz seni.
Başarılı.
- Hadi! - Çabuk!
Hadi gidelim.
- Durun. - Yapmayın!
- Lütfen! - Hayır!
Zamanınız kalmadı.
Şu oyuncular elendi.
Oyuncu 016, 045, 178, 189,
198, 254, 286, 341,
395 ve 416.
Dedim size! Buradan ayrılacaktık. Şimdi hepimiz öleceğiz.
Devam oyu veren piçler yüzünden hepimiz öleceğiz!
Şimdi ne yapacaksınız?
- Sizin suçunuz… - Onları siz öldürdünüz.
Ne var?
- Katilsiniz. - Acaba diyorum…
Bir tane de ben alabilir miyim?
- Ne bir tane? - İçtiğinden. Haçında sakladıklarından.
Ne anlatıyorsun sen ya?
Gergin olduğum için oyunda çuvallarsam hepimiz ölürüz.
Ellerim acayip titriyor.
- Lütfen dikkat. - Nam-su.
- Oyuncular… - Nam-gyu.
- Tamam. Nam-gyu. - Lütfen sahanın temizlenmesini bekleyin.
- Bu ne, biliyor musun? - Ekstazi mi? Ketamin mi?
Bomba gibi yepyeni bir karışım. Sana ağır gelir.
Bir baksana.
Kulüpte çalışırken her boku denedim.
Hatta kulübe geldiğinde sana bile getirmiştim.
Keş herif.
Ne var?
Yok bir şey.
Adın neydi?
- Adım Min-su. - Min-su.
Baksana Min-su. Amiral Yi Sun-sin'in ünlü bir lafı var.
"Yaşamaya çalışanlar ölür, ölüme gidenler hayatı yaşar."
O yüzden korkmayın. "Ölsem de gam yemem" diye düşünün.
Ancak öyle hayatta kalır, parayı alıp buradan gideriz.
Sen önce kendine bak.
- Ben mi? - Evet, sen. Titrek El.
Ne bu havalar? Dedim sana, takıma kız almayacaktık.
- Ters ters konuşuyor. - Ne eziksin ya.
- Hap atmadan sakinleşemezsin. - Lan kaşar!
Lütfen dikkat.
Tüm oyuncular sahanın temizlenmesini beklesin.
Aç şunu.
Bu bir emirdir.
Lütfen yardım et.
Sıradaki iki takım, lütfen hazırlanın.
Bana bak.
Benim adım Cho Hyun-ju.
Senin adın ne?
Young-mi.
Kim Young-mi.
Young-mi, yanıma geldiğin anda bir şeyi hemen hissettim.
Sen çok cesur birisin.
O yüzden de kendine inanmalısın.
Yapabilir misin?
Denerim.
Evet, benim adım Jang Geum-ja.
Kore Savaşı'ndan sağ çıkmışım, çocuk oyunu oynarken mi öleceğim?
Hadi arkadaşlar. Bitirelim şu oyunu.
Ben de Kore Savaşı'nı görmüş Jang Geum-ja'nın oğluyum.
Adım Park Yong-sik.
Hanımefendi, sizin adınız ne?
Deniz şamanı Seon-nyeo.
Bunu yapabileceğimize inanıyorum.
Bu oyun ne kadar kolaymış,
tüm oyunculara gösterelim.
- Üçüncü ve dördüncü takım, hazırlanın. - Göğün ve yerin tanrıları…
Göğün ve yerin tanrıları, lütfen bu sınavda bana yol gösterin.
Alt yazı çevirmeni: Melih Tu-men
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.