Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
PEMBE MOTEL
Şu sorduğunuz kişiyle tanışmak istiyorsanız anahtar cebimde.
Beni öldürmeyin. Her şey için özür dilerim. Lütfen!
- Seong Gi-hun nerede? - Oda 410!
Polis! Ellerini başına koy!
Seong Gi-hun, seni cinayet şüphesiyle tutukluyorum.
Avukat tutma hakkın var. Diğer hakların için…
Sen kimsin?
Bay Seong Gi-hun siz misiniz?
Ddakji'li şerefsizi aramada Bay Kim'e yardım ediyordum.
Adım Choi Woo-seok.
Size her gün metrodan fotoğraf gönderdik.
Hatırlamıyor musunuz?
Yüz yüze hiç görüşmedik
ama patronum sizden çok bahsederdi.
Gelip borcunu kendi isteğiyle kapatan çok kral bir adammışsınız.
Sizin gibisini hiç görmemiş…
O şerefsiz.
Onu siz mi öldürdünüz?
Seni piç kurusu!
Bu şerefsiz…
Bu şerefsiz benim patronumu öldürdü.
Yanlışlıkla iki taş yaptım.
Patronda kâğıt ve makas vardı. Kâğıdı seçse yetiyordu.
Ama seçmedi.
Aptal gibi…
31 EKİM GECE YARISI KULÜP HDH
SQUID GAME 2
BÖLÜM 2 CADILAR BAYRAMI PARTİSİ
Pardon!
Pardon!
Uyanın!
Camı açın.
Ne yapıyorsunuz?
Burada çalışıyorum. Yarın erkenden kapıda olmalıyım.
Bu demek değil ki arabada uyuyabilirsiniz.
Üstlerim duyarsa başım belaya girer.
- Sizi daha önce görmüştüm. - Özür dilerim.
- Yarın arabamı çekerim. - Bir daha olmasın.
Yoksa sizi ihbar etmem gerekir.
Peki.
Dedektif Hwang Jun-ho.
Şimdi hatırladım.
Beni görmek için evime gelmiştin.
İki kez karşılaştık.
Biri evinin önündeydi,
diğeri de o adada.
Hatırlıyor musun? Yatakhanedeki arbede gecesi.
Maskeliler durdurmaya gelmişti.
Sen de onlardan biri miydin?
Abimi bulmak için kılık değiştirmiştim.
Sana nasıl inanayım?
Maskeli adamlardan biri sana Hwang In-ho'yu sormuştu.
Oyuncu 456.
Hwang In-ho burada mı?
Birbirimizin adını bilmiyoruz.
Bendim o.
Hwang In-ho benim abim.
Öldürdüğün adam kim?
Oyunda çalışan bir oyuncu avcısı.
Ama onu ben öldürmedim.
Sadece oyunu kaybetti.
Yoksa…
- Hâlâ oyunda mısın? - Oyuna bir son vermeye çalışıyorum.
- Nasıl? - Önce o adamı bulacağım.
Oh Il-nam'ın emrinde çalışan yöneticiyi.
Onu tanıyor musun?
- Maskeli adamlar ona "Önder" diyor. - Yüzünü gördün mü?
Hayır, görmedim. Siyah bir maske takıyordu.
Onu bulmak için planın ne?
Gönderdiği davetiye burada.
Onu bulursan ne yapacaksın?
Öldürecek misin?
Onu öldürmekle bu oyun bitmez.
Oh Il-nam ölmeden önce söylemişti.
- Bu oyunu müşterileri için yaratmış. - Doğru.
VIP dedikleri insanlar var. Birinin yüzünü gördüm.
Beni serbest bırak. Onları seninle birlikte arayayım.
Bay Seong. Polislere güven olmaz.
Polisin bizim gibilere yardım ettiğine hiç şahit olmadım.
Abinin başına gelenlere üzüldüm ama geride bırakmalısın.
Sen bırakabilir misin?
O adada ölenleri?
Senin görmediğin şeyler gördüm.
Amacın her neyse…
…sana yardım edebilirim.
Lütfen tekrar düşünün Bay Seong.
Bir keresinde dolandırılıp tüm paramı kaybetmiştim.
Çok öfkelenip adamı biraz tartaklamıştım.
O kadar kötü değildi
ama polis sırf beni tutuklayıp adamla uzlaşmamı söylemişti.
Hangi parayla uzlaşacaktım? Herif her şeyimi çalmıştı.
En saçması da ben hapse girerken onun paçayı kurtarmasıydı.
O günden beri polislere güvenmem…
Para. Bay Seong.
Gerçekten oyunu kazandınız mı?
Orada ölen insanların hayatlarının bedeli bu.
Bu parayı kullanıp o şerefsizlerle savaşacağım.
Bana yardım ederseniz istediğiniz kadar veririm.
Bu işi para için yapmıyorum.
Ben de.
O şerefsiz herif gözümün önünde patronumu öldürdü.
Onu abim gibi görürdüm. Düğünümü bile organize etmişti.
O şerefsizin efendilerini tek tek bulacak, aynı oyunu oynatıp hepsini vuracağım.
O adada silahlı birlikler var.
Onlarla birkaç tabancayla savaşamayız.
Şimdilik bu kadarını toplayabildim.
Bunlar gerçek mi? Hepsini nereden buldunuz?
Harbiden planınız varmış Bay Seong.
Bize katılmaya uygun insanlar topla.
Olur, siz merak etmeyin. Bu işlerde uzman adamlar tanıyorum.
Bunlar K2, değil mi?
Askerlikten beri görmemiştim.
Herhâlde karaborsadan aldın.
Çalışıyorlar mı bari?
Fırsat buldukça gelip talim yap.
Bir şey daha var.
Şu anki işinden ayrılsan iyi olur.
Amma sıcak ya! Klimayı açın!
- Buradaki klima niye bu kadar az üflüyor? - Hayret bir şey ya!
- Biri tamir edilmesini istese? - Hava çok fena.
- Keşke eve gitsem. - İşten sonra planın ne?
- Bira içelim mi? - Olur.
- Bana uyar. - Bu civarda yeni bir yer açıldı.
- Hiç hâlim yok. - Çok zorlandım.
Tavşan, bu senin için.
Tavşan, burası acıyor mu?
Bunun içi acayip sıcak ya.
Bu boktan domuz kafası hava almıyor. Bir benimki mi böyle?
Na-yeon!
Na-yeon.
Na-yeon.
Na-yeon. Öyle her yere girme demiştim.
Baba!
Ağlama. Kusura bakmayın arkadaşlar.
Geçti artık. Baban yanında.
Hastaneden ne zaman taburcu oldu?
Kim o?
Hani parkta portre çizen ressamlar var ya?
Adam o ressamlardan biri, çocuk da onun kızı.
Hastalığı mı var?
Kan kanseriymiş.
Kemik iliği nakli gerekiyormuş
ama kolay değil tabii.
SANG-WOO'NUN BALIKÇISI
- Hayırlı işler. - Sağ olun. Güle güle.
- Cheol! - Büyükanne!
- Yemek yedin mi? - Evet. Arkadaşlarla hamburger yedik.
Doyurmaz o. Tatlı patates pişirdim.
- Tatlı patates mi? Ama tokum ben. - O zaman pirinç tatlısı ye.
Sae-byeok'un yanındaki kadın onun annesi.
Geçenlerde Kuzey Hamgyong'daki bir toplama kampından salıverilmiş.
Durumu nasıl?
Bulunduğu kampta verem salgını varmış ama doğru düzgün bir tedavi görmemiş.
Seyahat etmekte bir süre zorlanacak.
Lütfen onu en kısa zamanda buraya getirin.
Çin'in ve Kuzey Kore'nin en iyi uzmanlarını tuttum.
Kadını iyileşir iyileşmez aldıracağız.
Para lazımsa daha fazlasını verebilirim.
Hayır, lüzumu yok. Geçen sefer yeterince verdin.
Ayrıca bunu Sae-byeok'a borçluyum.
Bu işi öyle ya da böyle halledeceğim.
- Ne bu? - Sae-byeok'un kardeşinin adresi.
BALIKÇI
Olur da bana ulaşamazsanız
lütfen bu numarayla iletişime geçin.
Tamam, olur.
Ya sabır. Yine mi sen?
Düş artık yakamdan, olur mu? Dedim sana, başka bir aracı bul.
Herkes onun öldüğünü söylüyor.
Öyleyse ölmüştür.
Ölen bir çocuğu diriltebilir miyim sence?
Yaşıyor olabileceğini söylemiştiniz.
Hayır, şunu demek istedim.
Onun öldüğünü gören veya cesedini bulan kimse yok.
Hayatta olduğunu söylemedim.
Onu sağ gören de olmamış.
Lütfen onu son bir kez daha arayın.
Niye herkes bana para teklif ediyor?
Belki karma diye bir şey vardır.
Lütfen bir kez daha deneyin. Bu yetmezse daha çok para getiririm.
Bu mesele parayla çözülebilseydi çoktan söylerdim.
No-eul, sen de biliyorsun. Onu bulmak için ne kadar uğraştım.
Acını anlıyorum çünkü ben de babayım.
- Elimden geleni yaptım. - Biliyorum.
Lütfen, son bir kez.
Seninle açık konuşayım.
Henüz bir yaşındaki bir bebek
ebeveyni olmadan Kuzey Kore'de nasıl hayatta kalsın?
Üstelik annesi de komutanını vurup Güney Kore'ye iltica etmiş,
sanki bir hain…
Seni suçlamıyorum No-eul.
Ama gerçekte olan biten bu.
Biliyorum, hiçbir anneye çocuğunu unutması söylenmez
ama unutmak zorundasın.
Başka çaren yok.
Özür dilerim. Arabamı hemen çekiyorum.
Bayan Kang No-eul.
- Merhaba anne. - Neredesin? Vardın mı?
Evet, önündeyim.
Jun-ho, iyice bir bak bakalım. Belki abin de uğramıştır.
Sonuçta eşinin ölüm yıl dönümü. Abin hayattaysa çiçek bırakmıştır.
Gelmiş miydi?
Hayır.
Galiba abin
bizi artık hayatından çıkardı.
Ondan yıllardır haber almıyoruz.
Herhâlde sebebi de
bana darılmış olması.
O zamanlar biz de zor geçiniyorduk, abim bunu biliyor.
Öz annesi değilim diye
onun yerine seni kayırdığımı düşünüp bana darılmış olabilir.
- Korkum bu. - Lütfen bunları düşünme artık.
Böyle bir şey olmadığını biliyor.
Abin…
Bir böbreğini sana vererek hayatını kurtardı.
Ama yengen hastalandığında
kızcağıza hiç yardım edemedim.
İmkânım olsaydı…
Ona yardım etmek için organlarımı satardım.
Mesele bu olsaydı abim bana darılırdı.
Böbreğini bana vermeseydi satıp yengemi tedavi ettirebilirdi.
Ben ölseydim…
- Böyle konuşma. - Sen de konuşma!
Bunları söyleme artık!
Kadının kaderinde hastalanmak varmış.
Rüşvet almak da abimin kendi kararıydı.
Onun başına gelenlerden ne sen ne ben sorumluyuz.
Kendi etti, kendi buldu.
Kusura bakmayın.
İSTİFA MEKTUBU
Kişisel sebeplerden.
Yine de pat diye istifa edemezsin.
- Yeni birini bulmak da zor. - Kusura bakmayın.
No-eul, bunun içinde nasıl çalışabildin?
Domuz kafasından bile daha az hava alıyor.
No-eul herhâlde bu yüzden bırakıyor şefim.
Çocuklar bu kostümlere bayılıyor ama onu giyen yetişkinleri sallayan yok.
Değil mi No-eul?
Akşam hep beraber yemeğe gidiyoruz. Sen de gel, herkesle vedalaşırsın.
Evet. Bizimle bir yemek ye.
Bir kadeh bir şey içersin. Böyle gitmen üzücü olur.
Her şey için teşekkürler.
Son gününde bile tam bir soğuk nevale.
İki yıldan fazla süre birlikte çalıştık
ama bir kere doğru düzgün konuşmadık.
Böyle bir karaktere sahip olup bu işi nasıl sürdürebildi?
Geldim.
- Ne oldu? - Bayılmış.
Na-yeon.
Na-yeon!
- Yakını mısınız? - Evet, babasıyım.
Seohyeon Üniversite Hastanesi'ne.
Tamam. Kocaman açın.
SEOHYEON ÜNİVERSİTE HASTANESİ
PARK NA-YEON
Yeni bir ilaç çıktı.
Na-yeon gibi kanseri nükseden veya durumu kötüleşen hastalarda denendi.
Ama henüz sigorta kapsamında değil.
Doktor, ben parayı bir şekilde bulurum.
Lütfen Na-yeon'a yardım edin.
Öyleyse yarına bir randevu yazalım, detayları konuşuruz.
Bu adamlar deniz piyadesiydi.
Bunlar deniz komandosuydu.
Bu adamlar da Güney Kore Özel Harp Timi'ndeydi.
Bu da eski polis.
Gördüğünüz gibi.
Paralarını aldıkları sürece asla yılmayan harbi adamlar bunlar.
Doğru ya. Bu da ekibin lideri.
Yurt dışı savaş tecrübesi olan çok yetenekli biri.
- Bana Kim deyin. - Yarın sahada dikkatli olun.
Niyetimizi anlarlarsa tüm plan suya düşebilir.
Merak etmeyin. Kulübe sizinle birlikte gireceğim.
Bu adamlar orada hazır bekleyecekler.
Seni içeri alacaklar mı?
Yarınki kulüp kıyafetim hazır. Üstelik şık giyinmek bana yakışıyor.
- Seninle ben geleyim. - Olmaz.
Yüzünü adada gördüler. Şimdi seni tanıyabilirler.
Benden işaret gelene kadar harekete geçmeyin.
Anlaşıldı.
Yarın olur da başıma bir iş gelirse…
Hiçbir şey olmayacak.
Size takip cihazı bile taktık.
Sizi nereye götürürlerse götürsünler enselerinde olacağız.
Hiç korkmayın. Merak etmeyin.
Alo?
Alo?
Kimsiniz? Alo?
Baba?
Baba, sen misin?
- Ga-yeong, kim arıyor? - Bilmem, ses gelmiyor.
Birisi şaka yapıyordur.
Kapat da yemeğe gel, çorban soğuyacak.
Tamam.
Katılmak istiyorsanız isminizi ve doğum tarihinizi söyleyin.
25 Haziran 1994.
Kang No-eul.
Onaylandı.
Sizi alacağımız yeri ve tarihi paylaşıyorum.
31 Ekim 2024 günü.
Seul'un Songpa-gu semtindeki Bongeun Köprüsü altı, Tancheon otoparkı.
Canım!
Şu kalabalığa bakın. Niye toplanmışlar?
Bugün ne vardı? Şu cadılar… Ne bayramıydı o?
- 31 Ekim, Cadılar Bayramı. - Evet, Cadılar Bayramı.
İçimde kötü bir his var. O şerefsizler galiba bir iş çeviriyor.
Yönetici dedikleri adam.
- Gri kapüşon ve siyah maske mi demiştin? - Evet.
Ha, demek yüzünü gizlemek için bugünü seçti.
Şerefsiz herif zeki çıktı. Şansa bak.
- Gidelim. - Tamam.
Bir dakika. Bari biz de maske takalım.
Şunu alayım. Ne kadar?
Girdik. Duyuyor musun? Alt kattayız.
- Evet, duyuyorum. - Takip cihazı ne âlemde?
- Çalışıyor. Nedir durumunuz? - Mahşer yeri gibi!
Herkes maske takmış. Kimin kim olduğu anlaşılmıyor.
- Neyse, bir şey olursa haber veririm. - Tamam.
Maskeli adamlar geldi. İçeri giriyorlar.
Maskeli adamlar mı? Buradaki herkes maskeli zaten.
Adadaki pembe tulumlu adamlar!
Harbi mi?
Ne var? Tanışıyor muyuz?
Ne ayak lan bu?
- Kaynak yapma. Sıranın sonuna geç. - Polisim, çekil.
Sıradaki memurlara baksana.
Cadılar Bayramı bu. Bari üniforma giyseydin.
Sence oyuncak mı bu?
Pembe tulumlu kimse yok.
Ne?
Birini gördüm! Bay Seong'u bir yere götürüyor.
Takip edeceğim!
- İki kişiydiler. - Ne? Ne dedin?
- İki kişiydiler! - Ne?
Choi, neredesin?
Choi!
Choi!
Kulüpten ayrıldılar. Hazırlanın!
Beyler, görev başlasın.
Hazır olun.
Beyaz bir limuzine bindi. Herkes takibe başlasın.
Onu sağ yakalamalıyız. Unutmayın.
Sür.
Oyuncu 456.
Hatırlıyor musun? Bir keresinde bu arabada konuşmuştuk.
Bu araba mıydı?
Hatırladığımdan daha havalıymış.
İyi bir hayat yaşamanı diledim.
Olan biten her şeyi unutup mutlu olmanı istedim.
Beni bu kadar önemsediğini bilmiyordum.
Neredeyse ağlayacağım.
O uçağa binmen gerekirdi.
Yapabileceğin en doğru seçim buydu.
Bana orada söylediğin lafı
bir an bile unutmadım.
Seninle tekrar görüşmeyi o yüzden çok istedim.
Madem tekrar buluştuk, ne söyleyeceksen söyle.
Ne istiyorsun?
Oyuna son vermeni.
- Oyuna mı? - Oynadığın oyuna.
Bugün bile devam eden oyuna.
Biz oyunu sadece yarattık.
Sizler de hür iradenizle oynamayı seçtiniz.
Bırak bu ayakları.
Çaresiz kalmış insanlardan istifade ediyorsunuz.
Onları sırf eğlencesine can pazarına atıyorsunuz.
Kendi seçimleri dediğiniz zaman
oynattığınız iğrenç oyun bir tür hayır etkinliğine mi dönüşüyor?
Onlar sadece oyunun kaybedenleriydi.
Yarışmadan elenen çöplerdi.
Şu anda bile dünyaya her gün tonlarca yeni çöp dökülüyor.
Hâlâ anlamıyor musun?
Dünya değişmedikçe oyunun da sonu gelmez.
- Limuzini görüyor musunuz? - Evet, görüyoruz.
Seogang Köprüsü'nden Yeouido yolunda. Ne yapalım?
- Biraz daha bekleyin. Tenhada kıstıralım. - Anlaşıldı.
Yani dünyanın düzeni böyle diye çenemizi kapatıp kabullenelim mi?
Siz şerefsizlerin uydurduğu bir masal bu.
İnsanları birer yarış atı,
kendinizi de at sahibi sanıyorsunuz.
Hitabet becerin gelişmiş.
Peki planın ne? At sahiplerini ikna etmek mi?
Yarışı mı durdurtacaksın?
Hemen arkalarındayız ama limuzin bir tuhaf gidiyor.
- Nasıl? - Yeouido'da daire çiziyor.
Bizi fark etmiş olabilirler. Limuzini hemen durdurun.
Tamam. Operasyon başlıyor.
Kahretsin!
- Ne oldu lan? - Ne oluyor?
- Lastik patladı. - Hay sıçayım! İkinci araba takip etsin.
- Tamam. Geri geri gel! - Çabuk!
Keskin nişancı var. Eğilin!
İki araba da saldırı altında. Operasyonu iptal etmeliyiz.
Yoksa beni kaçırmayı mı planlamıştın?
Onları takip edeceğim.
Ben de vuruldum. Takip edemem artık.
Arabayı durdur.
Sence eline bir tabanca alıp oyunu durdurabilir misin?
Beni oyuna al.
Oynamak mı istiyorsun?
Beni tekrar oyuna al.
Demin oyuna son vermemi söyleyen sen değil miydin?
Oyuna geri dönersem
emrinde çalıştığın zengin piçler
mutlaka daha çok eğlenecektir.
O yüzden diyorum.
Beni oyuna al.
Niye çekiniyorsun?
Korktun mu?
Oh Il-nam gibi seni de yenerim diye mi?
Oh Il-nam öldüğü ana dek itiraf etmek istemedi.
O evsize yardım edileceğini biliyordu ama camdan dışarı bakmadı.
Ne var ki
son nefesini verdiği anda
kendisi de biliyordu ki
oyunu kaybetmişti.
Matrix'i izledin mi?
Mavi hapı seçseler huzur içinde yaşarlardı
ama kahramanlığa soyunmak için kırmızı hapı seçtiler.
Yoksa sen de dünyayı değiştirebilecek bir kahraman olduğunu mu düşünüyorsun?
Sana göstereceğim.
Bu dünyada…
…canınızın istediğini
her zaman yapamazsınız.
Madem bunu istiyorsun, sen bilirsin.
Oyuncu 456.
Oyuna tekrar hoş geldin.
B planına geçiyoruz.
Alt yazı çevirmeni: Melih Tu-men
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.