Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
ÇEVİRİ: Muallim Memet
Bir şair şöyle der: Dalgaların söylediklerini anlarsanız, suyun üzerinde yürüyebilirsiniz.
Ben su üzerinde yürümeyü hiç denemedim.
Zaten dalgalar bize ne söyleyebili ki?
Zamanla yaşımız arttıkça,
Ufuklar hatıralarla dolar.
Şimdi gelecek arkamda kaldı. Önümde sadece geçmiş var.
MARSİLYA 1970
Çok zamanımı aldı, ama onu izini buldum.
Ünlü bir avukatın yanında sekreterlik yapıyor.
Onunla bağlantı kurmaya çalıştım, ama benimle görüşmeyi reddetti.
Kimseyle görüşmüyor.
Hiç anlamıyorum.
Tüm bu yaşadıkları...
Böyle iyi mi?
Younès...
1970 yılındayız. Kravat artık böyle bağlanmıyor.
Çok uzun.
Harika görünüyorsun.
Onu burada bulabilirsin
Sağol.
Önemli değil.
Gitmem gerekiyor. 2 saat sonra Paris'e bir tren var.
Doğru söyle Younès, burada herşey yolunda mı?
Evet.
- Ama eskisi gibi değil. - Burada da aynı değil.
Hayat böyle işte.
İşte burdasın.
- Nasıl geçti? - üç A aldım!
Haydi gidelim
Memnun oldun mu anne? Gerçekten üç A mı aldın?
- Evet! - Sonuçları görebilir miyim?
- İstiyor musun? - Elbette!
Cezayir Kırsalı 1939...
Buraya gel!
- Bunu babana götür. - Tamam.
GÜNDÜZÜN GECEYE BORCU
Yasmina Khadra'nın romanından uyarlanmıştır.
Bak, evlat.
Allah'a şükürler olsun.
Bizi yalnız bırakmadı.
Baba! Caïd! (Caïd: Berberî aşiret reisi)
Allah yardımcınız olsun, Issa.
Sizin de, "Reis".
Kendi kendime...
"Bir dolaşayım, dostum İssa'yı bir göreyim...
"işleri yoluna koymuş mu? Bir bakayım" dedim.
Tarlan güzel görünüyor.
mahsulün harika.
Hasat ne zaman?
Bir hafta sonra, Allah'aın izniyle.
Ve sana borç verdiğim para sayesinde...
Kısmetse geri vereceğim..
Bir ay içinde ödeyeceğim, inşallah.
Bir daha düşün.
Kararım kesin. Satmıyorum.
İnatçı bir adamsın Mahieddine Çok inatçı...
Bende öyleyim.
Bir gün seni ikna edeceğim.
Yine görüşeceğiz.
Baba!
Allahım, neden?
Herşey yolunda mı, çavuş?
Yolunda, noter bey. İtiraz yok.
Baba, gitmek zorunda mıyız?
Hey!
Haydi, gel!
Sanırım okuma yazma bilmiyorsun? Parmak bas...
Buraya... ve şuraya.
İşte bu kadar Mahieddine. Üzgünüm. Yasa böyle...
Yeni bir hayata başlayacağız.
İnşallah Oran'da bir iş bulursun.
Oran'da sen iş kovalamıyorsun. İş seni buluyor.
- Sen gelmiyorsum - Baba!
Haydi git!
Böyle daha iyi,
Onu götüremeyiz.
Buraya gel, arabaya bin.
Çok üzülmüştüm.
Herşeyi kabullenmem ve onu unutmam gerekiyordu.
Aynı akşam ülkeme dönmek için ilk gemiye bindim.
Ertesi sabah, üzüntüme rağmen...
Oran'da olmama ilk gördüğüm günkü gibi sevinmiştim..
Bu şehre geldiğimizde 10 yaşımdaydım.
Benim için başka bir gezegendi.
Yeni bir dünya, yeni bir hayat...
Uzun zaman oldu...
Bay Mahieddine...
Gel.
Kardeşin olduğunu bilmiyordum. Söylediğinde inanmadım.
Issa ailesiyle buraya gelmiş.
Doğru alamaz! inanamıyorum.
Yani öyle diyor. Gidip bakacağım.
Çoktandır tanışmak istiyordum. Neredeler?
Onlara bir yer kiraladık. Pek saray gibi değil ama...
Jenane Jato'da. Düşünebiliyor musun?
Daha iyi bir yer bulamadın mı?
Valla, otogarda görünce hallerine çok acıdım.
Elimden geleni yaptım.
Birlikte oturmayı teklif et.
Bakalım.
Yoldan çekil! Yoldan çekil!
Kuyuya dikkat! Derindir.
Bir çocuk içine düştü ve öldü.
Zavallı çocuk.
Issa!
Buraya neden geldin?
Aynı soruyu sana ben soracaktım! Ben senin abinim.
Gelişinden haberim bile olmuyor ve... Seni bir kenar mahallede buluyorum!
Ne oldu?
Her şeyimi kaybettim.
Neden söylemedin?
- Sana yardım ederdim. - Nasıl?
Yapacak bir şey yok!
Takdir-i ilahi.
Topraklarımızı kimse çalamaz!
Anlamıyorsun.
Toprakla işim bitti.
Beni rahat bırak.
İçeri gir.
Onun kardeşin olduğundan emin misin?
Açın!
Sana ihtiyacım yok!
Bunlar onun oğlu ve kızı.
Gerçekten? Sen, Younès misin?
İnanamıyorum!
Zahra!
Ben Mohamed amcanızım.
Beni hatırladın mı?
Nasıl hatırlasın ki?
Bizi yıllarca arayıp sormadın
En son 8 yıl önce annemin cenazesine gelmiştin.
Dinle, Issa,
Seni suçlamıyorum.
Sadece sana yardım etmek istiyorum.
Bir karın ve iki çocuğun var.
Onlar benim ailem!
Ben de senin abinim!
- Aynı şey değil! - Aynı şey!
Sen benim kardeşimsin. Oğlun benim de oğlum sayılır!
Onun bir ayakkabı boyacısı mı olmasını istiyorsun?
Ne demek istiyorsun?
Younès benim oğlum.
Köpeğim değil
Burada yaşayamazsın!
Bunu bir daha düşün.
Ben kararımı verdim.
Senin parana ihtiyacımız yok.
Bizim en kötü tarafımız ne, biliyor musun? Gururumuz.
Dağ gibi...
Boş gururun sana bir faydası olmaz.
Bana öyle bakma?
Bana güven. Ben senin babanım.
Duyuyor musun? Babanım!
Ey, Allah'ım!
Kolay gelsin, Issa, Allah yardımcınız olsun.
Un çuvallarını boşaltacak adam lazım.
Günde 4 Frank.
Kaç kişi lazım.
Ben, bayım, geliyorum...!
Onu al, O iyidir.
Sen dön, Younès.
Akşama gelirim!
Helva...
Helva al
Güzel çocuk.
Onu rahat bırak.
Yoksa öteki bacağını da keserim.
Köpek!
Paydos. Gelin paranızı alın.
4 demiştin. Burada sadece 2 var.
Hepsi bu.
Ama böyle dememiştiniz.
Hepsi bu. Git. Sıradaki gelsin.
Sana git dedim!
Üzülme, Allah büyüktür.
Bunu da atlatacağız inşallah.
Artık tamam, Younès!
Baba, bak.
- Bu ne? - Sana getirdim.
Sana bu ne dedim?
Arkadaşımla kuş tuttuk ve sattık.
Yemin ederim ki çalmadım.
Sen beni rezil mi edeceksin?
Baba, Ben...
Bizde kim ailesine bakamaz biliyor musun?
Ölü biri!
Ölü.
O, konuşur, nefes alır ama ölüdür. Anlıyor musun? Ölüdür.
Issa!
Ben öldüm mü sanıyorsun? Ne sanıyorsun, ha?
Canın yanıyor mu?
İşte benim içim de böyle yanıyor.
Sabret oğlum. Sabret.
Allahım, bana yardım et!
Allahım beni affet.
Aleyküm selam, Makhoud.
Konuşmamız lazım.
Gelin.
Sen haklısın.
Ben ona iyi bakamam.
Ona bir şans ver.
Seni reddetmiyorum.
Sen her zaman benim oğlumsun.
Böyle olması gerekiyor.
Baba!
Ağlama, Younès.
Bizimle mutlu olacaksın. Gel.
Madeleine!
Yeğenim, Younès.
Madeleine yengen.
O bizimle kalacak.
Babası razı oldu.
Gerçekten?
Çok yakışıklı!
Birkaç giysi aldım. Umarım ona olur.
Gözlere bak!
Aynı babamın gözleri.
Gel. Banyo zamanı, Jonas.
Adım Younès!
Bundan sonra , Jonas.
Su ısıtmaya yardım edermisin.
Elbette.
Zohra, gel küveti doldur.
Peki.
- İşte oldu! - Çok güzel.
Gördüğün şey , Younès...
atalarımızın izleri.
Bu elbisenim içinde, nereden geldiğini asla unutmayacaksın.
Asla!
Çok yakışıklı.
Biraz ye, Issa.
Münih'te Hitler, Daladier et Winston Churchill'in katıldığı...
...son bir umut toplantısı.
Avrupa bu görüşmenin sonucunu bekliyor.
Artık burada mı yaşayacağım.
Evet, canım, artık burası senin evin. Bu senin odan.
Yarın senin kaydını yaptıracağım. Okullar yakında açılacak.
Endişe etme, yardımcı olurum. Diğerlerine yetişirsin.
Annemle kardeşim ne zaman gelecekler?
Perdeleri kapatayım.
Şimdi güzel bir uyku çek.
İyi geceler canım.
Mitralyöz gibi takır takır çalma.
Narin bir şey düşünün.
Hiç iz bırakmadan kumda yürüyen bir yengeç gibi yumuşak olmaya çalış.
Yengeci görmek istiyor musun, Emilie?
- Evet. - Güzel. Baştan başla.
Bir daha dene. Başla...
Yengeci duymak istiyorum.
Bu daha iyi.
Bahçıvan! Ne diyeyim ona?
Münasebetsiz.
Geliyorum!
Yengeç yürür gibi çal.
Parmaklarının ucuyla!
Güzel, Emilie. Çok güzel.
Merhaba.
Adım Emilie. Seninki ne?
Burada mı yaşıyorsun?
Madeleine annen mi?
Ben yeni taşındım.
Babamla birlikte yaşıyorum.
Dilini mi yuttun?
O utangaç.
Adı Jonas.
Çok güzel isim.
Hadi terasa çıkın. Size atıştıracak birşeyler getireyim.
Geliyor musun?
Burası çok güzel.
Gemilere bak!
Büyüyünce kaptan olmak istiyorum.
Madeleine'le yeni bir dünya keşfettim: Fransa.
O beni bambaşka bir evrene götürdü.
Kızkardeşim Zahra ile aramızda 1km lik mesafe vardı ama...
... tıpkı babam gibi ben de başka bir dünyanın insanı olmuştum.
Yavaşça, çocuklar!
Koşmadan.
Güzel geçti mi?
- Nasılsın, aşkım? - iyiyim.
Ya sen?
Çocuğun sıkıntısı var gibi. Onunla konuşabilir misin?
Merhaba, evlat.
Sıkı çalışıyorsun.
Okulda bir şey mi oldu?
Yengen eve sinirli döndüğünü söyledi.
Bana anlatabilirsin.
Ben senin baban sayılırım.
Sınıftan birisi Arapların tembel olduklarını söyledi. Bu doğru mu?
Tabii ki doğru!
En azından Fransızlar böyle söylüyor.
Çünkü Araplar hayatı yaşamaya zaman ayırır.
Fransızlar bundan anlamaz.
Fransızlar için, zaman paradır.
Bizim için özgürlüğün bedeli yoktur.
Sana bir şey göstermek istiyorum.
Gel.
Bu Lala Fatma.
Senin büyük büyük halan.
Fransızlar Kabylia'ya geldiklerinde...
o bir ordu kurdu ve bir dişi aslan gibi savaştı.
Baban Lala Fatma'nın genlerini taşıyor.
Onunla gurur duy.
- Ya bu kim? - Çok büyük biri...
Durma, devam et.
Onun adı Messali Hadj.
Bunu sakın unutma.
O Cezayir halkının onurunu kurtaracak.
Amcan cesur ama biraz milliyetçi..
Beni bunun için seviyorsun.
Sen ödevlerini yap.
Baban seninle gurur duysun.
Dikkat et Mohamed. Anlattıkların riskli şeyler.
Biz risk almazsak ona ne olur biliyor musun?
hor görülmek ve aşağılanmak bitmeli artık.
Zineb, buraya gel!
Bak oğlun ne kadar yakışıklı olmuş.!
Seni çok özledim.
Seni çok özledim, yavrum.
Babam nerede?
Amcana dön. Baban geç geliyor.
Babanın hayatı işte bu.
Git oğlum.
Burası sana göre değil!
Hiç değil.
Anne, seni görmeye geleceğim.
Oğlum, geleceğini biliyorum
Git buradan!
Koş!
Koş ve arkana bakma!
Defol git burdan!
Bir daha da gelme!
Paran yoksa içme!
Geber, pis ayyaş!
Baba...
Sana ne oldu böyle?
38°! Bana bu yağmurda...
...nereye gittiğini söylemeyecek misin?
Haline bir bak.
Konuş benimle.
Neler oldu?
Uyumaya çalış.
Sana sürpriz yapmak için geldi.
Şunu dinle?
Üzerinde çok çalıştı, sırf senin için.
Bundan eminim.
Git! Onunla konuş.
- Hoşuna gitti mi? - Çok.
Senden hoşlanıyorum. Biliyorsun. Ben senin dostunum.
Bayan Chiche'in bitki çaylarını getir. En üst rafta.
Bay Mahieddine?
Adli polis.
Hakkınızda tutuklama emri var. Bizimle geliyorsun.
Bulamıyorum.
- Neler oluyor? - Bilmiyorum.
- Ben birşey yapmadım. - Gidelim bayım.
Üzgünüm bayım.
Ama niçin, o ne yaptı ki?
Endişe etme. Bayan Chicheile ilgilenin Az sonra anlarız.
- Başını eğ. - Haydi, merkeze.
Kocamı tutuklayacak mısınız?
Soruları biz sorarız. Siyasi faaliyetleri hakkında ne biliyor sunuz?
Pek fazlak değil, ama fikirlerine saygım var.
Toplantılar burada mı yapıldı?
- Bunu okudunuz mu? - Evet, Messalistlerin programını biliyorum.
Bir fransız kadın ve bir Arab, alışımamış bir şey.
Kolay kolay değil.
Onun gelenekleri ile yaşamak hiç değil.
- Neler oluyor? - Jonas!
Deniz üssü.
3 temmuz, Mers El Kebir faciası.
İngiliz donanması duruma hakim olamadan...
Amiral Darian, filoya...
saldırıya karşılık verme emri verdi.
Fransızkar ve İngilizler çarpıştı.
Fransız gemileri battı. Çok sayıda asker öldü.
İngilizler, Fransız filosunun, Alman kontrolüne...
...geçmesinden endişe ettiklerini söylemektedir.
Emilie'nin babası liman yakınında çok insanın öldüğünü söyledi.
Düşünme bunları. Yemeğini ye.
Bliss geldi!
Onlar su almaya gitmişler.
Bomba hepsini öldürmüş.
Onları gördüm. İkisi de öldü.
Annesi de kardeşi de....
Bu küçük kıza aitti.
Tek bu kaldı geriye.
Durum çok kötüydü!
Bunu bile zorlukla alabildim. Allah'ın yardımıyla...
Teşekkür ederim, Bliss.
Sağ ol.
Ya babası?
Uzun zamandır haber yok.
Bombardıman günü kayboldu.
- Kimse görmemiş mi? - Güneye gittiği söyleniyor.
Çöle doğru.
Hepsi bu.
Allah yardımcımız olsun.
- Birşey yemek ister misin? - Hayır, teşekkür ederim.
Diğerlerini belki ele veririm diye beni bıraktılar. Akadaşlarıma nasıl ihanet ederim.
Tüm saygınlığımı kaybettim.
Beni hain olarak görüyorlar!
Annemin üzerine yemin ederim ki...
hiç birşey söylemedim, Madeleine!
- Hiç birşey söylemedim. - Biliyorum.
Bunlar her şeyi yapar.
Hepsini satacağız.
Oran benim için bitti artık.
Evi, eczaneyi satacağız.
- Sen çıldırdın mı? - Herşey bitti.
Bitti anlıyor musun?!
Gidiyoruz.
Çocuğu da düşünmeliyiz. Artık burada kalamayız.
Evlat, buraya gel.
Sana söyleyeceklerim var
Güçlü olmak zorundasın.
Annen ve kız kardeşin...
Haydi acele et!
Seni çok özlüyeceğim, ama... göreceksin Bayan Torres çok iyi biri.
Onunla birlikte müzik okuduk. O birincilik almıştı.
- Dikkat et! Kırılabilir - Merak etmeyin, Bayan!
Sıkı tutun.
- Nereye gidiyorsunuz? - Fazla uzağa değil. Rio Salado'ya.
Eğer gidersen beni sevmezsin.
Ağlama.
Beni rahat bırak. Bunun için ağlamıyorum.
Rio Salado'yu beğeniyorum.
Amcam haklıydı. Çok sakin bir yer.
Tekrar hayata döndüm, Yeniden toprağın kokusunu duymak ne hoş.
Burada çoğunluk İspanyol asıllı.
Birkaç yahudi ve Arap da var.
Ve bir de ne olduğunu... tam olarak bilmeyen bir çocuk.
İşte yeni eczacımız!
Juan Rucillio, tarım uzmanı.
Eşinizle kilisede karşılaştım. Sizinle tanışmak istedim.
Mohamed Mahieddine.
Memnun oldum...
Oran'dan sonra burası küçük gelir. Davouts Square'dansınız, değil mi?
Doğru.
Büyük şehirler çok yorucu . Bıkmıştık artık.
Ve bu koca adam da oğlun olmalı.
Evet, adı Jonas.
- Kaç yaşındasın, Jonas? - 10 yaşımdatım.
Isabelle'le aynı yaşta.
Isabelle, buraya gel, canım.
Bu Jonas, yeni geldiler.
Ounla gidebilirsin.
Peki, baba.
Burada rahat edeceksiniz.
Yeterki İngilizler bozmasın.
Ne yapalım, işte böyle.
Mareşal onurlu davrandı.
Sizce de öyle değil mi?
İyi günler, Hanımefendi.
- İyi günler sayın Belediye Başkanı. - Bana René de. Artık siz de bizdensiniz.
Sana ihtiyacım var! Onu götürüyorum.
Herkes bekliyor!
Bağ bozumu festival toplantısı var.
- Hoşça kal. - Hoşça kal.
Görüşmek üzere.
Neden oğlumuz dedin?
Ne olmuş yani? Annesi öldü. Babası kayıp.
Burada bizi tanımıyorlar. Üstelik bizim soyadımızı taşıyor.
Gene de...
yalan söylemekten hoşlanmam.
Bir!
Çocuklar, bandoyu duyuyor musunuz?
Duyuyoruz, Rahibe.
Merhaba, çocuklar.
Bu kim?
Adın ne?
- Dilini mi yuttun? - Adı Jonas.
Onu rahat bırakın.
Hangi sınıftasın?
Beşinci sınıfta.
Öyleyse çok görüşeceğiz.
Bu Jean-Christophe.
Salağın biridir. Bana aşık olduğunu söylüyor.
Ama umurumda bile değil.
Pazar günü bize gel.
Davetlimsin.
Bu dedem. Onu seviyorum,
Ama yaptığı tek şey yemek ve uyumak.
Kurabiye ister misin?
Ya bana? Bana yok mu?
Elbette var, Dede.
Sana söylemiştim?
Buyur Dede, çikolatalı.
Başka bir isteğiniz var mı?
Hayır, teşekkür ederim.
Bir maske takıyor olabilirsin, ama ben hemen anladım.
Fransızların yanında ne işin var?
Küçükhanım bunu biliyor mu?
Yalancı...
Dede, bunlar çok leziz.
Sana etrafı gezdireyim.
Burası çok büyük.
Acele et, geç kalıyorsun.
- Isabelle. - Merhaba, gel.
Acele et. Koş..!
- Seni gördüğüme sevindim. - Ben de.
Günaydın, çocuklar.
Günaydın, Bayım. Günaydın, Hanımefendi.
- Marcel Andrieux? - Burdayım.
- Bruno Darras. - Burda.
Julien Cassandre.
Julien Cassandre!
Gene yok.
Simon Benyamin.
- Burda. - Nihayet.
Roland Francesqui?
Lamy, lütfen rahat dur!
Roland Francesqui?
Burda.
Jean-Christophe Lamy.
Burda.
Umarım yaz tatili boyunca davranışlarında düzelme olmuştur.
Evet, öğretmenim.
Younès Ma... Mahieddi... Mahieddine?
Younès Mahieddine?
Jonas, öğretmenim.
Burdayım.
Jonas, tamam.
Fabrice Scamarroni?
Burdayım.
Umarım geçen seneki gibi bu sene de sıkı çalışırsın.
Evet, öğretmenim.
Hepinize iyi bir öğretim yılı dilerim.
Bir şarkıyla başlıyoruz.
Mareşal Pétain'in anısına.
Isabelle!
Ne?
Onun adı Jonas demiştin, ama gerçek adı Younès.
Onu hâlâ evine davet etmeyi düşünüyor musun?
Haydi gelin.
Jonas!
Yalancı! Sen pis bir yalancısın!
- Neden böyle söylüyorsun? - Neden mi?
Adın Younès olabilir mi, acaba?
Neden kendine Jonas diyorsun?
- Aynı şey. - Hayır, hiç de değil!
Ben bir Rucillio'yum! Bir Arap'ı sevemem! Anlıyor musun? Sevemem!
Hey, sen!
Yalan hiç iyi değil.
Beni rahat bırak.
Sen kendini ne sanıyorsun?
Yere bak ve özür dile.
Yere bak yoksa vururum!
Kes şunu, Jean-Christophe.
Delirdin mi? O sana bir şey yapmadı.
Bunu kimin yaptığını söylemek için bir dakikan var.
- Düştüm, efendim. - Düştün demek!
Ve beni aptal yerine koyuyorsun.
Bunun bedelini ödeyeceksin..
Elini uzat. Avucunu aç!
Bu sınıfta hiç olmazsa bir cesur kişi var. Bu mutluluk verici.
Size söyledim, gelmeyecek..
Bekle, çıkacak.
- Emin misin? - İşte geliyor.
Uzağa gitme!
Ve lütfen dikkatli ol.
Haydi gidelim.
Dikkatli ol.
Denizde çok açılma.
Beni bekleyin!
Hey nereye gidiyorsunuz?
Bu taraftan!
Gelin!
Korkma.
Niyetim sadece konuşmak. Bay Paoli hakkında.
Katı kuralları var, biliyorum. Bundan sonra benim dostumsun.
Sonsuza kadar dost.
Sonsuza kadar.
Ama gruba katılmadan önce...
bir şartımız var.
A, Evet. Bir testten geçmelisin.
- Zor bir test. - Gerçekten zor!
Eee?
Tamam.
Gidelim.
Nerde bu? İnanamıyorum!
- Kazandım! - Hayır, kazanmadın, hile yaptın.
Tekrar yapacağız.
1953 YAZI
Aferin, Jonas! Sen kazandın.
- Kes şunu Simon! - Sakin ol., Isabelle, şaka yaptım.
Kardeşin yok mu?
O, yiyecekleri alıp gelecek.
Djelloul'le gölgede oturma şansımız yok. Fasulye sırığı!
Şuna bakın. Beceriksiz!
Alay etmeyin. Fistanı güzel oldu!
- Çok acıktım. - Ne zaman aç değilsin ki?
Şunlara bak, kıtlıktan çıkmış gibi yiyorlar.
Gereğinden fazla yiyecekleri var.
Yemek zaman!
İşte kardeşin. Oh, açlıktan kurtuldum.
Dédé?
Herşey yolunda mı?
Haydi, kızlar. Haydi.
İşte benim kurtarıcım.
Şu salağın yaptığına bak! İnanamıyorum!
Djelloul, buraya gel!
Çadır böyle mi kurulur?
Ne yaptın? Salak!
- Dédé. - Ne?
- Yiyecekler nerede? - Lanet olsun!
Kahretsin. Unuttum!
Hey sen!
Git ve yiyecek getir.
Yallah!
Elini çabuk tut!
Haydi!
Yürü de aklın başına gelsin.
Rucillio, biraz ileri gittin ama.
- Bu sıcakta yaya mı gidecek? - Ben senin hizmetçin değilim.
Araplar ahtapot gibidir. Yumuşatmak için dövmek gerekir.
- Kes şunu. - Böyle konuşma.
Sen bir pisliksin! Tam bir pislik!
Madem Arapları çok seviyorsun Git öp onu. Durma!
Yahudiler ve Araplar ne zaman dost olmuş.
- Siktir git!
- Amerika sana yaramamış. - Olabilir, Fabrice.
Senin jipine sıçayım!
Delirmiş. Ne yapıyorsun, Fatso?
Boktan Amerikan jipine sokayım!
Seni geberteceğim, Fatso! İn aşağı! Seni bir yakalayayım...
o jipi kıçına sokacağım!
Koş! Hadi yakala!
Mesele jip değil.
Mesele ne biliyor musun?
Arap pislikleri için kavga etmeye değmez!
- Seni seviyorum Fatso. - Doğru.
Haydi kalk!
- Geri zekali pislik! - Ne yapıyorsun, Jonas?
Hey, Jonas!
- Aferin! - Ben şaka yapıyordum!
Ben ne dedim ki?
- Hiçbir şey. - Buna "hiçbir şey" mi diyorsun?
Sadece şaka yapıyordum, Fabrice, üzgünüm, tamam mı?
Hey, Jonas, dön geri. Lanet olsun!
Teşekkür ederim, bayım.
Bir şey değil. Hanımefendi.
- Rio Salado'dan mısınız? - Evet.
Eczacının oğluyum.
Adi pislikler!
Ateşini söndürelim dedik! Ona fazla bakma, çarpılırsın.
Siz gerçekten salaksınız!
Yapma, Jonas, eğlenceliydi.
Beni bekleyin!
Çok güzel, değil mi?
Kim olduğunu bile bilmiyorum.
Bayan Cazenave. Yeni geldi.
Kocası, Cayenne cezaevi müdürü.
Pislik herif onun kaçamak yapmasına izin mi verdi yani?
Elinden bir şey gelmez. Onlar boşandılar.
Ve dul kadınlar yatakta çok ateşli olur!
Lanet olsun!
Özür dilerim çocuklar, üzgünüm.
Hepinizi güneş çarpacak!
İyi günler.
- Rahatsız ediyor muyum? - Hayır, hiç de değil.
Sınavlara çalışıyorum.
Eczanede?
Babanız gibi?
Algiers'de okuyorum.
Çok iyi.
Pek genç görünüyorsun.
Merhemimi almaya geldim.
Hazırlanmış olmalı?
Hayır, henüz hazır değil.
Sırtımda fransız Guyanasından kalma...
ağrılar var da...
Oralar çok rutubetli.
Merhem öğleden sonra hazır olacak.
Hay aksi..
Senden küçük bir iyilik isteyebil miyim? Onu bana getirebilir misin?
Yahudi mezarlığının arkasında oturuyorum.
Tepede.
Evet, orayı biliyorum.
Ben onu...
Onu bana getireceksin.
Teşekkür ederim. Çok naziksin.
Hey, ne yapıyorsun?
Bayan Cazenave'in ilacını getirdim.
Bana ver!
- Ona kendi elimle vereceğim. - Benim ellerimin nesi var?
Krimo, delikanlıyı içeri al.
Gelin. Sizi bekliyordum.
İçeri girin.
Ailem burada yaşadı.
Adın Jonas'tı, değil mi?
Arkadaşlarınız plajda böyle sesleniyordu.
Evet doğru, bayan.
Pek yaygın bir isim değil.
Kaç yaşınızdasınız?
- 23 yaşımdayım. - Ne mutlu sana.
Çok sıcak.
Pekâlâ.
Merhem?
Güzel kokuyor. Umarım iyi gelir.
Bu ağrı beni öldürüyor.
- İsterseniz omuzlarınıza masaj yapabilirim. - Ben de istemeye çekiniyordum.
Önce yukarıya...
sonra boynuma ve sırtıma doğru.
Utangaç mısın?
Hayır, bayan.
Utanmak güzel bir duygudur. Rahatsız olmamalısın.
Jonas, Jonas, biz.....
Çok yakışıklısın.
Asıl sen çok güzelsin.
Hayır, ev hapsinde değilsin.
Sadece kasabadan her çıkışınızda bize bilgi vereceksiniz.
Aynı şey. Peki hangi sebepten?
Özel organizasyon hakkında ne biliyorsun?
Sadece radyoda söylenenleri.
Saf numarası yapma.
Oran merkez postane soygunuyla askeri bir darbe finanse edildi.
Kocamın bununla ne ilgisi var?
Kocanızın siyasi görüşlerini biliyoruz.
Kocamın "siyasi görüşü" barışçıldır.
Şiddetten nefret ederim.
Bunu duyduğuma sevindim.
Oran'da, Cezayir Halk Partisinin aktif üyesi olduğunu biliyoruz.
Alınan tedbirler bunun için.
- Neler oluyor? - Bilmiyorum.
İnsanlar hakkımızda ne düşünecek, farkında mısınız?
Üzgünüm. Uyanık olmamız gerekiyor. 45'teki Sétif isyan bize bunu öğretti.
Sen neredeydin?
Oğlunuz mu?
Evet. Aklına geldiği zamanlar.
Yakında askersin o halde?
Hayır, tecil ettirdim. Öğrenciyim.
Umarım baban kadar iyi bir eczacı oursun.
Telefon etmeyi unutmayın.
Hanımefendi...
Herşey yolunda.
Yoldan çekil.
- "Telefon etmeyi unutma" derken? - Aldırma. Saçmalık.
Eee, teslimat nasıl geçti?
Çok iyi geçti.
Bir dahaki sefer kendim yaparım.
"Kurdun oğlu akıbet kurt olur."
- İyi günler, Bruno. - İyi günler, Jonas.
- N'aber? - Nasılsın?
- İyiyim, ya sen? - Ben de iyiyim.
Nereye böyle? Gelsene. Birşeyler içelim.
Marcel, aynısından bir tane daha ver!
Getiriyorum!
- Nasılsın? - İyiyim?
N'aber, Jonas?
- Müsaade var mı? - Soraduğun şeye bak!
Dün Oran'a gittik. Aqueduc sokağına. Bombayı patlattım!
Kız. Birigitte, sözüm ona İngiliz.
- Olağanüstüydü! - Evet, bırak da anlatayım...
İçeri girdim, Beni yatakta bekliyordu.
İngiltere'den gelirken Algiers'ye de uğramış.
Tıpkı deniz aslanı gibiydi!
O kadar şişmandı ki yatak görünmüyordu!
Asıl haberi daha söylemedim.
Alnına yapışmış bir sakızla geri geldi!
Kendini öyle becertti.
Ben işimi hallederken sakız hep oradaydı!
Sonra aşağı doğru indi. İki kaşının ortasına.
Bu Dédé mi?
- Hey, neler yapıyorsun? - Buraya gel!
Altında bu araba varken, Rio Salado ona dar gelir!
- Ne bu? - Cadillac Deville.
8 silindir.
- Esaslı araba! - Bu José.
- Burada çalışıyor. - Burada çalışıyorum.
Kuzenim.
Alsace'ta yaralandı.
Toplarından birini kaybetti.
O zamandan beri topallıyor!
Eee?
Nasıl buldunuz?
- Modern. - Güzel, değil mi
Hey, açılın.
Jonas? Nereye gidiyorsun?
Kendini Louison Bobet mi sandın? (Ünlü Fransız bisikletçi)
Haydi, onları dağda becer!
Dikkat, Böylesini görmediniz!
Amerikan. Müzik Dolabı diyorlar.
Daha çok radyatöre benziyor.
Üç fazlı. Burda kullanamazsın Fişini değiştirmek lazım.
Djelloul!
Duydun mu? Üç fazlıymış. Fişi değiştir.
Neyi?
- Fişi. - Ben elektikçi değilim.
Kendin yap!
- Tamam. haklısın. Boşver. - Bırak o yapsın
Tamam, ben yaparım, Onlara içecek bir şey ver. Benden.
Djelloul, buraya gel!
Bunu bir daha asla yapma, anladın mı?
Yere bak!
Beni duydun, yere bak!
Orospu çocuğu!
Hanımefendi?
Geçiyordum. Yardımım olabilir diye düşündüm.
Bahçede, ya da...
Yalnız olduğunuz için.
Teşekkür ederim.
Bu tür işlerle ilgilenen var.
Jonas, bazı yerlere...
aklına estikçe gelemezsin.
Düşündüm de...
Senin düşünmen gerekmiyor...
Dahası,
şunu öğrenmelisin...
seçimi kadınlar yapar.
Sen aşık değilsin, Jonas.
Beni sadece arzuluyorsun. Daha fazlasını bekleme.
Anlıyor musun?
Fakat tekrar geldiğine sevindim.
Şimdi biliyorum.
Aptalca davrandım.
Bazı aptalca şeyler hemen unutulmalı.
Seni çok seviyorum.
Haydi.
Gitsen iyi olur.
Bak, kızım. Şu topraklara bak.
Muhteşem.
Sakin ol, Caliph...
Malesef Dédé hiç bir işin ucundan tutmuyor.
Ona bu kafeyi açmakla büyük bir hata yaptım.
Hiç bu kadar mutlu olmamıştı, inan bana.
Toprak onu hiç ilgilendirmiyor.
Rahmetli annene çekmiş.
- Ona karşı çok mu katı davranıyorum? - Biraz, öyle.
İyi ki buradasın.
Seni yanımda görmek beni rahatlatıyor.
Sen de yalnız değilsin.
- Gene başlama baba . - Fabre iyi bir çocuk.
Mostaganem yakınlarındaki 1.500 dönümlük alan, Ekin tarlaları, üzüm bağları...
Ve 300 baş sığır.
Ben başka birisini seviyorum.
Jean-Christophe.
- Yürü, Caliph. - Dikkat et!
Ne diyebilirim ki? Başkasını seviyor.
O başka birini seviyor.
Haydi, haydi!
Ne yapıyorsun?
Hiçbir şey.
Bir çift leylek gördüm.
Muhteşemdi.
- Neyin var? - Yok bir şey!
Senin için ben neyim?
Anlayamadım.
Bir aradayken, bana sürekli...
"Arap Jonas" diyorsunuz.
Benim adım bu mu?
Hayır! Sen neden bahsediyorsun?
Lütfen beni rahat bırak.
Seni hiç böyle görmemiştim.
Benim hakkımda ne biliyorsun? Ya içimden geçenleri?
Ne biliyorsun? Hiçbir şey.
- Ağlıyor musun? - Ağlamıyorum! Yalnız kalmaya ihtiyacım var.
- José! - Ne?
Gel buraya.
Eee?... İyi olmamış, değil mi?
Çirkin buluyorsun.
Ne yaparsam yapayım, asla beğenmezsin.
Hadi! Neresi hoşuna gitmediyse söyle!
- Beğendiğin bir şey yok mu? - Dinle...
Kafen harika, oğlum.
- Gerçekten böylemi düşünüyorsun? - Gerçekten.
Seninle gurur duyuyorum.
Ve bana ilk rakını ikram edebilirsin.
Hemen getiriyorum, baba.
San Francisco'nun şerefine!
Orada harika görünüyor.
- Buradan tabii ki. - Çok gururlandık!.
Bayrak için ne diyorsun?
Nasılsınız?
Isa seninle değil mi?
Onu bilirsin. Hazırlanması zaman alır.
Hey!
Uzun zaman oldu! Bize kızdın mı?
Algiers'den gelen beyefendi Bize tevazu dersi veriyor.
Sen üstüne alınma.
- Neden ben? - Yakında Rucillio olacaksın.
Bir kapıcının oğlu için hiç de fena değil.
Kes şu saçmalığı.
Daha ortada bir şey yok.
- Kıskanıyor musun, Simon? - Neyi?
Dédé kayınbiraderi olacak diye mi? Allah korusun!
Hayır. O çok şanslı. Canımı sıkkın.
Bütün günümü babamla, rakamları toplayarak geçirdim.
- Muhasebecilik bana göre değil! - O halde meesleğini değiştir.
Bir moda tasarımcısı olmak istiyorsun. Bence ol.
Moda tasarımcısı?
Bana hiç söylemedin.
Bu ibnelere göre bir iş değil mi?
Kes şunu, Jean-Christophe.
Tasarımcı olmak istemiyor musun?
- Haydi bize etek yap! - Aptallar.
Bir masa bulalım.
İyi mi?
Haydi dansa gelin.
Bakalım ilk dansı kim edecek? Hadi gidelim!
San Francisco'ya!
Şu salağa bir bak!
Eee, nasıl buldunuz?
Tıpkı Dédé gibi.
"Oran Echo" için bir şeyler yazabilir misin?
Parasıyla.
Oraa işler öyle yürümüyor.
José!
Pekala, sen ilgilen. Yapacak işlerim var!
Beni yoruyor, yemin ederim, yoruyor!
Yaşlı bir çift gibisiniz.
Bayan?
Bir grenadine, lütfen.
Neler oluyor, Dédé?
Şuna bak.
Teşekkürler.
- Birşeyler görüyorum. - Ben de.
- Tanıyor musunuz? - Daha önce hiç görmedim.
- Buralı değil. - Şu gözlere bak.
Simon! Kendine gel!
Çok güzel. Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.
Hiç kimse onu dansa kaldırmadı.
- Kim denemek ister? - Sen. Haydi.
Delirdiniz mi? Ben dansı beceremem.
Hey, Jonas. Kız sana bakıyor!
Öyleyse onurumuzu kurtarmak için...
kendimi feda ediyorum
- Haydi. - Gidiyorum, gidiyorum! Bekle!
Ya kabul etmezse?
- Onun niyeti ne? - Ona ne oldu böyle?
Gayet basit:
Kim olduğunuzu bilmiyorum, nereden geldiniz bilmiyorum,
ama benim adım Jonas...
Gülmeyin.
Böyle bir isim var.
Belki de ilk görüşte aşk?
Bunu daha önce hiç hissetmedim.
İsterseniz diz çökeyim.
Haydi öyleyse.
Haydi.
- Gerçekten istiyor musunuz? - Evet.
Hayır!
Onun yerine dans etmemi isteyin.
Dansa kaldırmak istemiyor mu?
Değişik bir çocuk!
Iİlk kez turnayı gözünden vurdu. Hem de ne turna.
- Arkadaşlarınızla beraber misiniz? - Evet
Böyle dans ettiğini bilmiyordum.
Seni bekledim.
Çok uzun zaman.
En sonunda buraya geldim.
Anlayamadım.
Neyi anlayamadınız?
Hatırlamaya çalış.
Biraz geriye gel...
Daha önce tanıştık mı?
Denizci takım elbisen hâlâ duruyor mu?
Emilie.
- Buna inanmıyorum! - Evet.
- Buna inanmıyorum!
Güzel...
Bizim de rakımız var.
Ve şimdi baylar, bayanlar,
Gecenin en önemli anı: Havai fişek gösterisi!
Tamam, José. Patlat!
Güzel, ha?
- Nereye gitti? - Bilmiyorum.
- Tanışıyor musunuz? - Neden bizi tanıştırmadın?
Kim o?
Adı Emilie.
- Oran'da tanışmıştık. 10 yaşımızdaydık. - Öyleyse, gerçek bir tanışma değil.
Hayır, fazla zamanımız olmadı.
O, birinin olana kadar, herkesindir.
Nereye gitti?
Ben burdayım.
Havai fişekler iyi miydi?
Sevgilim...
- Kayboldu. - Kim?
Sindirella Külkedisi.
Hadi dans edelim.
Size ne oldu böyle?
Unutmayın. O, birinin olana kadar......
- Aşağı in! - Ne?
Soru sorma, aşağıy in!
Geliyorum.
Ne haltlar karıştırıyorsun, Fatso?
Hadi, kalkın. Dédé, sarabayı çalıştır.
Neler oluyor?
- Yolda anlatırım. - José, herkesten paraları topla.
Herkesten al.
- Nereye gidiyoruz? - Sonra söylerim.
- Nereye gidiyoruz? - Sonra dedim ya!
- Jonas. - Neler oluyor, Simon?
- Nereye gidiyoruz? - Sende ne var böyle, Simon?
- Oturduğu yeri biliyorum! - San Francisco'daki kızın mı?
- Evet! Biliyorum. - Güzel!
- Birinin olana kadar... - Herkesindir!
İşte burası.
- Burayı biliyorum. - Burada kim oturuyor?
Bayan Cazenave.
Burada mı oturuyor?
Evet. O da burada oturuyor.
Selam, Jonas. Gelmek ister misiniz?
- Annemle tanış. - Haydi gidelim.
Arabaya bin.
- Yanıma gel. - Teşekkürler.
Bekle, otursun.
Krimo! Kapıyı aç.
Anne!
Bak, arkadaşlarım geldi.
Çok sıcak. Herkes limonata içiyor mu?
- Tatiliniz güzel geçiyor mu? - Evet!
Kızım da tatil için geldi.
Toulouse'da Güzel Sanatlarda okuyor.
Bu yüzden onu hiç görmedik.
Fransız Guyanasındaydık.
Arkadaşlarını yiyecek bir şeyler ikram etmeyecek misin?
Misafir ağırlamayı öğrenmelisin!
Eee, sizler neler yapıyorsunuz?
Ben gazeteciyim.
"Oran Echo"da çalışıyorum.
Ama hayalim bir gün yazar olmak.
Harika.
Ya sen?
Henüz bilmiyorum.
Terzi olmak istiyor.
Terzi değil, salak.
Elbiseler tasarlamak istiyorum.
Hayalim, kadınları giydirmek.
Paris'te bir tasarımcı tanıyorum. Pierre Balmain.
- Onu tanıyor musunuz? - Bir akşam yemeğinde tanıştık.
Oldukça yetenekli biri.
Paris modanın merkezidir.
Evet, biliyorum. Paris...
Ya siz, delikanlı?
Eczanede çalışıyordunuz, değil mi?
Evet.
Seviyor musunuz?
Küçükken kaptan olmak istiyordu..
Tanışıyor musunuz?
Oran'daki evinde piyano dersi aldım...
Babamla yaşarken.
Ne büyük tesadüf. Öyle değil mi?
Ben olduğumu öğrenince yüzünü görmeliydin!
Tahmin edebiliyorum.
Seni hemen tanıdım.
Biraz daha bisküi alabilir miyim?
- Lütfen, buyurun - Biraz açım da.
Bunlardan bir tane alacağım.
Karnım gurulduyor.
İşte.
Burası Aïn-Beïda.
- Dedeme aitti. - Harika.
Oldukça büyük görünüyor.
Zeytin ağaçları 100 yaşında olmalı.
Dönümlerce arazi.
Yukarıdan başlıyor...
ve burada bitiyor.
Ne zaman görüşürüz?
Yarın?
Sana uygun mu? Saat 3'te kütüphanede.
Biraz yürürüz ve konuşuruz.
Biri şapkasını unutmuş.
A, evet, benim.
- Teşekkür ederim. - Umarım tekrar görüşürüz.
- Emilie, yukarı gelir misin? - Görüşürüz, çocuklar.
Görüşürüz.
Hoşça kalın, Bayan.
Şahsen, onu biraz bayağı buldum.
Annesi gibi kibar değil.
Elbise ve makyaj olmadan...
Kesin sesinizi, nankörler.
Ağzınızın suyu akıyordu!
Beni iyi dinleyin!
O, bir gün benim karım olacak!
O çok ciddi.
Sana bunu söyledi mi?
- Biliyorum işte. - Benim kiminle evleneceğimi biliyor musun?
- Hayır - Grace Kelly.
Bana bu sabah söyledi.
Gülün, gülün. Bir gün ağlayacaksınız.
Jonas nerde? Eve mi girdi?
Hayır, orada!
Ne yapıyorsun?
Ne yapıyor orada?
Hep farklı davranır zaten. Hadi gidelim. o yayan gelir.
- Beni anneme götürebilir misin? - Nereye istersen, tatlım.
Akşam yemeği saati neredeyse.
- Durmadan yiyorsun. - Acıktığım zaman yiyorum.
Bu akşam köfte var. Başka köfte de ister misin?
Babamla sen neden boşandınız?
Onu sevmekten vaz mı geçtin?
Ne olmuş ki?
Birini sonsuza kadar sevmek zorunda değilsin.
Böyle düşünmen çok üzücü.
Dikkat et! Canımı acıtıyorsun.
Birine aşık olursam, sonsuza kadar seveceğim.
Aşık mısın?
Evet.
Ben bitiririm. Sen git yat
İyi geceler, anne.
Nereye gittiğini biliyorum!
Benimle gel, seninle konuşmak istiyorum.
İyi günler, Bayan Dupuis.
İyi günler Fabrice. Hepsi hazır.
Mükemmel. Teşekkür ederim.
Tahmin et ne oldu!
- "Algiers Echo" benimle temasa geçti. - Gerçekten mi?
Bana bir iş vermek istiyorlar.
Düşünsene! "Algiers Echo" da gazetecilik...
Henüz kimse bilmiyor. Sen ne düşünüyorsun?
Bu harika.
Evet, harika.
Bu buradan ayrılmam demektir.
- Gidiyor musun? - Hayır. Öylesime baktım?
Evet.
Birlikte bir plan yaptınız mı?
Ne demek istediğinizi tam olarak anlayamadım.
Tanrı'ya karşı günah işledim, sen de yaptın.
Daha kötü bir şey var.
Hem annesiyle hem de kızıyla birlikte olamazsın.
Anlıyor musun?
Buna ensest ilişki denir.
Korkunç bir şey! Ahlaksızlık!
Oldukça müstehcen.
Asla kabul edilemez.
Jonas, yalvarırım, lütfen.
Rahat bir vicdanla ayrılmak istiyorum!
Bayan Cazenave, lütfen...
Yoksa ona her şeyi anlatacağım. Beni anlıyor musun?
Olan biten her şeyi.
Onu kaybedeceğim, ama sen de kaybedeceksin.
Bana yemin et, ona asla dokunmayacaksın.
Yemin et, Jonas.
Lütfen!
Bütün kutsal şeyler adına.
Lütfen...
Yemin et...
Yemin ederim.
- Beni bekleyecek misin? - Kesinlikle.
- İyi günler. - Bayan...
Jonas burada mı acaba?
Hayır, bir süre önce dışarı çıktı.
Tamam. Teşekkür ederim.
Bekleyin... Siz...?
Emilie, evet.
Seni tekrar gördüğüme çok sevindim. Çok güzelsin.
- Ziyarete mi geldin? - Hayır, artık burada yaşıyorum.
Jonas bundan hiç söz etmedi.
Selam, Jonas.
Neler oluyor?
Emilie ile beraberim.
İyi misin? Tuhaf görünüyorsun.
Yo, iyiyim.
Hey, çocuklar! Kavgayı bırakın.
Ölçüye dikkat, Emilie...
Sen langırt oynayamazsın.
Bu bir erkeğin oyunu.
Kütüphaneye neden gelmedin?
- Meşguldüm. - Yalancı.
Evdeydin. Seni gördüm.
Neden benden kaçıyorsun?
- Başkalarıyla ilgileniyorsun. - Doğru değil.
Peşimden ayrılmıyorlar.
Seninle baş başa kalmak istiyorum.
Baş başa kalmak burada mümkün değil.
Alış buna.
Sana ne yaptım, Jonas?
Çok güzel, değil mi?
Sen delisin.
Hayalindeki işi geri çeviriyorsun.
Aşık olduğumu göremiyor musun? Onu şimdi bırakamam.
İş ciddi desene.
Sen çok şanslısın!
Ama langırtta değil! Vay canına, dostum!
- Bir rövanş! - Gördün mü?
Acele et! Bu iş ciddi.
- Biraz güneş yağı sürsem mi? - Kesinlikle.
Oynamıyor muyuz?
Hadi, Jonas.
- Onun hep böyle canı sıkkın mı? - Hayır.
Bu iyi hali.
- Genellikle daha kötü olur. - O halde fazla zorlamayayım.
"Sessiz köpekten ve sakin insandan sakının"
Bir İspanyol atasözü.
Şairliğiniz tuttu! Gel, sıra sende.
Tarzan geliyor.
Rekorumu kırdım.
Ne bu haller?
Yakışıklı ve genciz.
Ve dünyanın en güzel ülkesindeyiz, Simon.
- Su sıcak mı? - Git kendin bak.
Haydi.
Seninle geleyim mi?
Gerçekten kız onun mu?
Öyle gibi görünüyor. Baksana şunlara.
İyi ki İsabelle Oran'da. Yoksa gözlerini oyardı!
Zavallı Isabelle.
Ben gidiyorum. Güneşten rahatsız oldum.
Sıcak bir gün.
Etkileyici görünüyorsun.
Gölgelerle nasıl oynandığını öğrendim.
İki ay önce döndüğünüzü biliyorum. Şehirde karşılaşmayı umuyordum.
Şehre pek uygun değilim.
Juan.
Arada kızını görüyoruz. İnanılmaz güzel...
Sana benziyor.
Hayır, doğru değil.
Benden çok farklı.
Aïn-Beïda'yı satmak mı istiyorsunuz?
Yalnız araziyi.
Evi değil.
Bir teklifte mi bulunacaksınız?
Satmamanı teklif etmeye geldim.
Neden?
Ailen buraya ilk yerleşenlerden.
Bak...
Bu senin evin.
Pek sayılmaz...
Burası beni hep boğdu. Bu yüzden terkettim.
Ama geri döndün.
Düşündüğün gibi değil. Şöyle bir uğradım.
Beğen ya da beğenme. Kökleriniz burada, Claire.
Beni köklerin ile güldürüyorsun.
Ağaç gibisin. Hareket etmiyorsun.
Hiçbir şeyin değişmeyeceğine kendini inandırmışsın.
Ama etrafına bir bak!
Dünya değişiyor.
Böyle düşünüyorsan, satmalısın.
Aïn-Beïda'yı alacağım. Bir fiyat söyleyin.
Elbette satın alacaksın.
- Bunun için geldiniz. - Sadece bu değil.
Bu arazinin bizde kalmasını istiyorum, ne pahasına olursa olsun.
Avukatlarımız devreye girsin.
İstediğiniz zaman imzalarız.
Aïn-Beïda senin olacak.
Evet, bir kilo, lütfen.
Kırmızı mı olsun?
Evet, kırmızı olanlardan.
Teşekkür ederim.
Sen şanslısın. Algiers'e gidiyorsun.
Üniversite, en güzel yıllarımdı.
Kim bilir. Belki biriyle tanışırsın?
Kim bilir...
Mohamed ve sen...
nasıl tanıştınız?
Bu ne çeşit bir soru?
Şimdiye kadar hiç söylemedin.
Sizin gibi çiftler pek yok.
Söyleyecek çok şey yok. Üniversitede tanıştık.
Benim ilk, onun ise son yılıydı.
Biz başardık. Hepsi bu.
Hepsi bu mu?
Hayır, hepsi bu değil.
Bir Katoliğin bir Müslümanı sevmesinin ne demek olduğunu öğrendik?
Ailelerimiz bize sırt çevirdi.
Ama biz birbirimizi seviyorduk ve hâlâ seviyoruz.
Ve her şey yolunda.
Aşk kazanır. Her zaman.
Bu şapkaya ne dersin?
Çok şık.
Sıra sende!
Anlaştık mı, baba?
Hangi konuda?
Fabre'lerin oğluyla evleneceğim.
Böyle aptalca bir şey yapmayacaksın.
O salakla evlenmeyeceksin.
Bunu yapmanı yasaklıyorum. Anladın mı?
Ya istersem?
Küçük bir kızken, ne zaman üzgün olduğunu hatırlıyor musun?
Gidip sana büyük bir pasta alırdık.
Asla başarısız olmadı.
Sonra tekrar gülümserdin.
Bunun için yeterince büyüdüm.
Isabelle...
Önümden çekil!
- Bunun nesi var? - Dédé!
Dédé oldukça sarhoş.
İçmeyi bırakması gerekiyor.
Sevgilim...
Hey, Emilie...
Onu geri ver!
"Aşk kirli oyunlar oynamaya başlarsa, bu onu hak etmediğini kanıtlar."
Ver şunu!
"Bu yaz..."
Bir şey yaptığını mı sanıyorsun? Hoşuna mı gidiyor?
Bence harika.
- Ben hiçbir şey anlamadım. - Ya sen?
Bununla değil! Bununla değil, Simon.
Canın cehenneme! Hepinizin canı cehenneme!
Bunun neyi var?
Çok fazla güneş var.
Jonas! Çabuk gel.
Şenlik var.
Djelloul iyi bir dayak yedi.
İşte burda.
- Bunu Dédé mi yaptı? - Evet!
O içti ve beni dövdü.
Eğer o piç geri gelirse, Onu öldüreceğim!
Eve gitmek istiyorum.
Bekle... Seni alacağım.
Anahtarlar! Onları bana ver.
Pislik herif!
Dikkatli olun, tamam mı ?!
O şimdi taksi şoförü mü?
Jonas, nereye gidiyorsun?
Burda dur!
Bak. Yaşadığım yer burası.
Bu ülkedeki yerimiz işte burası.
Bir bak.
Tanrı bile terk etti bizi.
Neden böyle diyorsun?
Çünkü bu doğru.
Bana bir iyilik yapın ve bunu alın.
Sana bir gün ödeyeceğim.
Teşekkür ederim, kardeşim.
Arkadaşlarınıza geri dönün.
Ama unutma ki adın Younès.
Sen de bizim gibi bir Arapsın.
Hindiçin'deki Fransız-Vietnamlılar Bir saldırı başlattı.
JURA harekatının hedefi insanları temizlemek!
Artist!
Selam
- İyi mi? - Fena değil. Oran'da izledim.
- Nasılsın? - İyiyim.
- Djelloul'den haber var mı? - Yok.
Kulübesine gittim. İlgilenmiyor
Salak değişti.
Özledin mi Djelloul'i?
Evet, onu özlüyorum.
Haydi aşkım.
İki bilet, lütfen.
Fabrice nerede?
Hey, bak.
Selam.
İyi akşamlar, beyler.
İyi akşamlar.
Onları sinirlendiren ne? Hadi ama.
O iğrenç bir pislik!
Duymadın mı? Onunla evlenmek istiyor.
- Aklını kaçırdı. - Isabelle'e ne oldu?
Terkedildi. Zavallı kız bunun üstesinden gelemiyor.
Emilie beni şaşırttı.
Hoş bir kıza benziyordu.
- Başladı mı? - Hayır, seni bekliyorduk.
- Geliyor musun? - Hemen geleceğim.
Oyun mu oynuyorsun?
Oynamıyorum. Sen oynuyorsun.
Çünkü mutsuzum. Bunu göremiyor musun?
İçeri girmeliyiz.
Seni sevdiğimi bilmiyor musun?
Seni en başından beri seviyorum.
Seni gördüğümde Kalbim patlayacak sandım.
Aynı şeyi hissettiğini biliyorum.
Burda...
kalbim senin için çarpıyor.
Hissedebiliyor musun?
- Seni piç! - Yanılıyorsun.
Bakalım anlıyor muyum?
Ona dokunuyorsun. ve ben yanılıyorum!
- Jean-Christophe! - Bırak beni!
İkiniz de beni hasta ediyorsunuz!
Özellikle sen, adi piç!
"Sonsuza dek dost". Hatırlıyor musun?
Hatırlıyor musun?
Beni bitirdin! Beni ezdin geçtin!
Ne salağım!
Salak!
O seni istiyor, pislik herif!
Hiçbir tekilde vazgeçmeyecek! Böyle olacağını biliyordun!
Kes şunu!
Jean-Christophe!
Bırak beni!
Pis Araplarınla kal!
Seni pislik.
İyi misin?
Günaydın, Jonas. Nasılsın?
İyiyim, Bayan Lopez. Cezayir'e geri dönüyorum.
İyi yolculuklar.
Gitmek istediğinden emin misin?
Daha iki hafta tatil var.
Çok işim var.
Yeni bir odaya ihtiyacım var.
Belki kuzen Fernande sana postaneye yakın bir oda bulmuştur.
Bize sakın yazma, tamam mı? Haber de yollama... her zamanki gibi.
Dalga geçme. O genç, Yazmak aklına gelmiyor. Onu rahat bırak.
Önce okulunu bitirsin.
Onunla gurur duyuyorum.
- Ben... size... - Sakın teşekkür etme.
Sen bizim oğlumsun.
Asıl biz teşekkür etmeliyiz. Bize verdiğin her şey için.
Çantana 20.000 frank koydum.
Çorapların altında.
Köpekler kemiklerini daima gömer.
Git şimdi.
Fabrice.
- Buldun mu? - Hiçbir yerde yok.
Jean-Christophe gitti.
Benimle hiçbir ilgisi yok.
Ona zarar vermek istemedim.
Niyeti kıskandırmaktı, anlamıyor musun?
Ailesini görmeye gittim. Not bile bırakmamış.
Zavallı annesi gerçekten üzgündü. Ağlıyor.
Burada saat 3'e kadar tek başına içti.
Değil mi?
3'e kadar..
Isabelle onu bulamaz mı?
Boktan bir durum.
Bakın, bakın!
Hâlâ onunla ne işi var?
Gidersen her şey biter.
Böylesi daha iyi.
Ne yapıyorsun? Gidiyor musun yoksa?
Evet.
Sensiz sıkıcı olacak.
İşte onlar!
Jean-Christophe orduya katıldı.
Yarın Saygon'a gidiyor.
Ne? Delirmiş mi? Orada savaş var!
Her şey oldu bitti., Sorumlusu sizsiniz.
Ve sen!
Isabelle.
Beni affet. Böyle olsun istemedim.
Otobüsü kaçıracaksın.
İki hafta sonra görüşürüz. Güle güle, kardeşim.
Yolcu kalmasın!
Çocukluk nasıl terkedilirse, Rio'yu öyle terkettim.
Uzaklaşmam zorundaydım, farklı ufuklar ve gökyüzü görmeliydim.
Algiers'de kendimi yapayalnız... hissettim. Sıkılıyordum
Dostlarım dağılmıştı.
Emilie'yi her düşündüğümde, üzüntüden kahroluyordum.
...azot gibi atıl bir gazla
cihazı süpürerek..
Bu durumda,
tatıl gaz bir şişe bromür aracılığıyla su ile verilir.,
Bunun için sodyum klorür tüpü gerekmez..
Bu günlük bu kadar. Dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya görüşürüz.
Sevgili Jonas, bir keresinde şöyle demiştim: Eğer gidersen beni sevmezsin.
Bugün, ayrılmanızdan bir yıl sonra, Bunun doğru olmadığını biliyorum.
Algiers'ye beni sevdiğin için gittin, bundan eminim.
Beni en çok da bu üzüyor.
Dün önemli bir sınava girdim, ve j diplomam için ümitliyim.
Rio Salado'ya dönüp dönmeyeceğimi souyorsun.
Algiers'deki bu 4 yıl Başka şeyler istememi sağladı.
Önümüzdeki yıl için bir iş teklifi aldım.
Kasabadaki büyük bir eczanede.
Henüz karar vermedim ama herhalde burada kalacağım.
Gazetede bir kızla tanıştım.
Adı Hélène. Hayatımın aşkı o.
Jonas ile Tipaza'yı gezdik.
Camus'tan bir sayfa okudum.
"Baharda, Tipaza'da yaşayan tanrılar var.
Ve güneşte konuş Ve pelin kokusu.
Gümüş gibi parlayan deniz... "
Hélène gözyaşına boğuldu.
Böye biriyle, nasıl evlenmem?
"Çiçek kaplı kalıntılar, Taş yığınlarında fışkıran ışık ... "
Jonas, dükkanım yakında açılacak.
Sevinçten havalara uçuyorum.
Kimse bana bir şans vermezdi. Emilie'nin annesi bana yardım etti.
Bunu hiç unutmayacağım.
Simon Benyamin etiketi Onu Paris'e götürecek.
Ne düşünüyorsun?
Kadınları ben giydireceğim,
Bir gün ben çıplak kalana kadar!
Doğaldır ki.. Bu bir gün başımıza gelecek...
Burada işler kötü.
Hindiçini perişan.
Vietnamlılar her yerde.
Dün bir pusuda 3 dostumu kaybettim.
Nasıl yaptım, bilmiyorum.
Her gün seni düşündüm. ve seni tekrar görmeyi çok istiyorum.
Tüm bu olanlar için çok üzgünüm.
Canım,
İyi haberlerini aldığımızda amcan ağladı.
Seninle gurur duyuyoruz.
İşte, bayan Atlan.
260 frank.
O yeri çalıştırabileceğinizi bilmek onun için büyük bir teselli.
Benim için de.
Yaşlanıyoruz.
Özür dilerim.
Cezayir'de çok fazla kalma. Seni bekliyoruz.
Mahi, iyi misin?
Evet, iyiyim.
Bay Mahieddine, telgraf.
- İyi günler. - Teşekkür ederim.
Rio Salado, lütfen.
Nasıl oldu?
Gazeteyi okurken sinirlendi ve...
sandalyede yığılıp kaldı.
- Merhaba, François. - Merhaba.
- Balo nasıl geçti? - Harika bir Bastille Günüydü.
Merhaba Emilie.
Döndüğünü duydum.
Hiç değişmemişsin.
Amcan nasıl?
Komada.
Üzgünüm
- Diplomanı almışsın. - Evet.
Artık eczacıyım.
Bayan Dupuis'nin işini sen mi devraldın?
Evet, o emekli oldu.
İşler nasıl?
Hep aynı.
Simon annemle birlikte kendi işini kurdu.
Evet, bana yazdı, Başkanın karısına iki elbise satmış.
- gazetede haberi bile çıktı. - Evet, haberi Fabrice yazmış.
Biraz da sallamış.
O da evleniyor.
Bunu duymuştum. Güzel mi?
Harika.
Herkesin sevdiği bir erkeği anlatıyor. Ama kendisi sevmeyi beceremiyor.
Alabilirsin.
- Beni böyle mi görüyorsun? - 24 yaşıma geldim, Jonas.
Böyle nereye kadar gidecek?
Dönün, bayan Cazenave.
Bu tarza bayılıyorum.
Arkadaşın Jonas'ın döndüğünü duydum.
Amcasının raharsızlığı nedeniyle Cezayirlerden ayrılmak zorunda kaldı.
İşte oldu.
- Biraz kısaltsak mı? - Nasıl isterseniz.
Buraya gel.
Şu harika elbiseye bir bak..
Bu ... Muhteşem.
- Çok güzel. - Teşekkürler.
Eczacının oğlunun döndüğünü biliyor musun?
Evet.
- Simon... - YEvet?
Kızıma başka bir yüz dikemez misin?
Bu hüzünlü kızdan bıktım.
Anne yeter!
Akşam yemeğe kalır mısın?
Memnuniyetle.
Saïda, masaya bir taba ilave et.
Tüm yaşama sevincimi kaybediyorum.
Çünkü annesine söz verdim.
Tutmak için ne yapabilirim?
Sözümü tuttum.
Sevmeyi beceremiyorum.
Bu bir gerçek.
Ne yapabilirim?
Bana yardım et...
Simon. Seni hangi rüzgar attı?
Haberin yok mu? Jean-Christophe döndü.
Hadi, gidiyoruz.
- Beni görmek istemez. - Hepsi geçmişte kaldı.
Isabelle her şeyi ayarladı. Onu hayal kırıklığına uğratamayız.
Hadi, gel.
Kızlar, siz kalamazsınız.. Bu yemek aile arasında.
Jean-Charles, onları götür.
Abartıyorsun.
Herşey apaçık ortada, Bay Rucillio!
Cezayir'deki durum aynı Saigon gibi.
Bize bunları söylemek için geri geldiysen, hiç zahmet etme.
Ne yani, doğru değil mi?
Hindiçin bu aptallar tarafından kaybedildi.
Mendès France ve arkadaşları her şeyden vazgeçti!
Cezayir'den vazgeçmeyecekler. Orası Fransa'nın bir parçası.
Rütbelerimi kutlayalım.
Sağlığınıza!
- Uniforma ona yakışmış. - Evet.
Masaya geçelim.
Emilie, Isabelle...
Emilie oraya, ben buraya oturacağım.
Hadi, gel.
Üzgünüz, geç kaldık.
Sorun değil, daha yeni oturduk.
O neden burada? Onu davet ettiniz mi?
Bekle, Jean-Christophe.
Lütfen, dinle.
Ben hep sözümü tuttum.
Hiç kimseye ihanet etmedim.
Hafızanı yitirmiş olmalısın. Ama ben yitirmedim.
Onu affettim, ama seni değil.
Söyleyecek bir şeyimiz yok.
Sonsuza kadar dost, ha?
Kıçımın kenarı!
Jonas, gel oğlum.
Aramızda her zaman yerin var.
- Teşekkür ederim. - Geç otur.
Herkese teşekkür ederim.
Geldiğiniz için çok mutluyum.
Zavallı Maria öldüğümden beri, boş kalan bu büyük evde...
sizi gördüğüme çok sevindim...
ve bu güzel sürprisi organize ettiği için,
Isabelle'teşekkür ederim.
Bir sürpriz daha var.
Jean-Christophe'un söyleyeceği bir şey var.
Bay Rucillio,
Size ne kadar saygı duyduğumu bilirsiniz.
Ve kızınıza olan hislerimi biliyorsunuz.
Ben Hindiçin'deyken...
Isabelle ve ben yazıştık.
Şimdi,
Birbirimizden eminiz.
Bay Rucillio...
- Kızınıza talibim. - Şaka yapıyorsunuz!
- Baba! Çok ciddi! - Biliyorum ama...
Ailemizde bir subay. Bu önemli.
Değil mi?
Şampanya!
Bunu kutlamalıyız.
Buna içilir.
Teğmenim...
içelim.
Onu sana gönül rızasıyla veriyorum.
Mutluluklar dilerim, çocuklar!
Isabelle'e...
ve damadıma...
ve bana vereceğiniz varislerime. Eğer ona kalsaydı...
Benim hatam değil, baba! Kızlarla çok popülerim.
Benim de söyleyeceğim bir şey var.
Sen de mi evleniyorsun?
Evet, Dédé, evleniyorum.
Benimle.
Geçem hafta karar verdik.
Onlara daha önce söyleyeceğimizi düşünemedim.
Annesi kabul etti.
Noel'den önce evleneceğiz.
Tebrikler, Simon!
Teşekkür ederim.
Büyük bir sorunumuz var: Şahitler.
Fabrice, -bugün aramızda yok-, Jean-Christophe ve Jonas...
aranızda kura çekmeniz gerekecek.
Simon, bu benim için bir onur...
ama ben burada olmayacağım. Istres'e atandım.
Fabrice benim yerime alabilir. Bana darılmayın.
Hayır, seni anlıyorum, ama...
Senin mazeretin yok.
Evet, haklısın
Hiçbir mazeretim yok.
Teşekkür ederim.
Beni sevmiyor. Biliyorum.
Onu mutlu etmek için elimden geleni yapacağım.
- Yapacağından eminim. - Teşekkür ederim.
Aşka içelim, çocuklar.
Aşka!
Hava kararmadan gitmeliyiz.
Güle güle! Allah yardımcın olsun!
Merak etme, ona göz kulak oluruz.
Cezayir bizim vatanımız.
Teşekkür ederim!
Hadi, gidelim!
BEYAZ AT
Simon'la niçin evleneceğimi söylemeye geldim.
Karar senin.
Biliyorum.
Seni hayatımdan çıkarmak için.
İyi bir neden olduğunu düşünüyorsan...
Bana başka seçenek bıraktın mı?
bana tek bir kelime söyle...
düğünü iptal edeceğim. Her şeyi iptal edeceğim.
Buna hakkın yok.
Hakkım yok mu? Sen neden bahsediyorsun?
Aşkımızı feda etmek bir oinayet.
Jonas, yalvarırım, beni terk etme.
Beni terk etme. Lütfen.
Emilie, bunu daha önoe konuştuk.
Konuştuk, evet. Ben konuştum.
Sen değil.
Sen asla konuşmadın.
Dur! Ben Fransız olduğum için, değil mi?
Asıl neden bu mu?
Bana cevap ver!
Soruyu kime soruyorsun?
Younes'e mi?
- Yoksa Jonas'a mı? - İşte!
NEdeni bu.
Emilie, sana açıklayamam.
Neyi açıklayamazsın? Bana açıklayamayacağın şey ne?
Sen bir canavarsın! Bu... bana yapabileceğin en büyük kötülük!
Allah belanı versin, Jonas!
Seni asla affetmeyeceğim!
Allah belanı versin!
Dikkat! NKimse kıpırdamıyor!
- Yaşasın gelin! - Tebrikler!
Yaşasın gelin!
Tebrikler, Simon!
Bravo!
- Bravo, Simon! - Teşekkür ederim, arkadaşlar.
Yeni evlilere uzun ömürler!
Hemen geleceğim.
Onlara geleceğimi söyle.
Sakın ben gelmiyorum deme.
Üzgünüm, Simon. Amcam hasta.
Hayatımın en güzel günü.
Sİze dememiş miydim?
Evet, demiştin?
İşte oldu.
Simon, haydi gel! Gidiyoruz.
Geliyorum!
Onun yanına yerleşeceğiz.
Benim kararım değildi, ama ... İşte böyle.
Çok güzel bir parti olacak. Geiyorsun ha!
Geç bile olsa.
Bekliyor olacağım.
Geliyorum! Ben de açım!
- o gelmiyor mu? - Daha sonra gelecek.
Alo. Evet
Ne zaman?
Geliyorum.
Bay Mahieddine!
Bu olamaz!
Mahi!
Ne zaman farkına vardın?
Bir saat önce. Damlasını değiştirmeye gittim ...
Hemen telefon ettik.
Onu bulun, lütfen! Onu bulun...
Sen misin, Younes?
İyi misin?
Tabii ki iyiyim.
Ayı gördün mü?
Bunun gibi geceleri olan tek ülkeyiz.
Çıkacak mısın?
Gel!
Benimle konuştu.
- Kim? - Lala Fatma.
Büyük, büyük halan.
Ne dedi biliyor musun?
Dedi ki:
"Gel beni ziyaret et."
"Gel beni gör".
Gidip mezarını ziyaret edelim.
Bir tepenin üstünde...
Tamam. Şimdi geri dönmenin vakti.
Bir kadınla evlen, Younes.
Onu çok sev.
Hayatta nasıl yapılacağını bildiğin tek şeymiş gibi.
Ve aklından çıkarma:
Bir kadın sana sevgisini verirse...
Tüm yıldızlara dokunabilirsin.
Beni yalnız bırak şimdi. Oturacağım...
Bekle!
- Buradayım. - Biraz uyuyacağım...
Amcam ülkesinin silahlı ayaklanma başlattığını göremedi.
1 Kasım 1954 Bağımsızlık Savaşı'nın a rifesinde öldü.
Bir avuç insan harekete geçti.
Gece yarısı, sigorta attı.
Bu kıvılcım Cezair'i ateşe verdi.
"O korktu! Hızlı Koş!"
"Ona yardım etmeliyiz!"
"Yardım et, bana çabuk, çabuk yardım et!"
"Champlèze'yi takip ettiler..." Teşekkür ederim.
Franse 7, Cezayir'den yayın yapıyor.
General Salan, hükümet baş temsilci...
Ne?
- Bu ne için? - İnsanlara saldırıyorlar.
Komşu çiftlikteki aileyi öldürdüler.
Ben gangster miyim? Çıkarın onları! Tehlikeli.
Deli.
Pekâlâ çocuklar, ben gidiyorum.
- Bensiz daha rahat olursunuz. - Anne! Lütfen...
Burda artık sadece Michel katlanıyor bana.
Sizi götüreyim.
Teşekkürler, Simon. Krimo götürecek.
Oğluna iyi bak.
Çizimlerini aldım .Geçen senekileri de.
- Haber geldiğinde arayacağım. - Sağ ol, Claire.
- Sen olmasaydın ne yapardı. - Biliyorum., canım.
Biz çok farklıyız.
Tamam, Krimo, gidelim.
İyi yolculuklar!
Merhaba, Jonas.
Merhaba.
Gemiye bineceğim. Deniz tutmasına karşı ilaca ihtiyacım var.
Paris'e gidiyorum.
- Başka bir şey var mıydı? - Evet.
Sana teşekkür etmek istedim, Jonas.
Sözünü tuttun.
Borcum ne kadar ?
İstemez.
Kızım seni seçseydi, kabul edemezdim.
Ne demek istediğini bilmiyorum.
Hayır, çok iyi biliyorsun.
Sana kötülük ettim.
Üzgünüm.
Mümkünse beni affet.
Devam et!
Konvoyu takip et!
Buraya...
Şuraya biraz daha bardak koyun.
Bu sabah bağıma gittim.
Güneş doğarken. Muhteşemdi!
Düşündüm ki, "Eğer buralardan gidersek,
hepsini kökünden sökerler".
Ne kadar üzücü. Tanrım, ne kadar üzücü!
Her şey biter, René.
Her şey biter.
"Bayan Grape Harvest 1961" Belediye başkan adayı.
Tekrar ediyorum, başkan adayı.
- Dansa kalkıyorum! - Hayır.
Aferin Simon!
Hadi eğlenelim! Tek kalan şey bu.
Bu günlerde Cezayir'de pek eğlence olduğunu sanmıyorum.
Gidip bir şeyler içelim.
- İyi - Şu piçin icabına ben bakarım.
- AL... - Teşekkür ederim.
Sana bir şey diyeceğim:
Bazı insanlar yazdıklarından hoşlanmıyor.
Fellagha'dan yana olduğumu öylüyorlar, değil mi? (FELLAGHA: Direnişçiler?
Ben kimseden yana değilim. Sadece doğruyu söylüyorum...
Etrafında deliler var. Dikkatli ol.
Bazı şeyleri kabul etmeliyiz. Cezayir artık eski Cezayir değil.
Belki, ama dikkatli ol.
Hey, sen!
Hangi yüzle dolşıyorsun. Hain!
Seni becermeyi biliriz.
- Kıçını kolla. - Ne demek istiyorsun?
Tek çare uzlaşmak. Yoksa hapı yutarız.
Asıl hapı yutan sensin!
FLN'ye sattın kendini, Paris'teki tüm arkadaşların gibi. (FLN: Cezair Milli Kurtuluş Cephesi)
"France Observer" ve ötekiler.
Son bir şey söyleyeyim:,
Burası bizim ülkemiz. Ve ondan asla vaz geçmeyeceğiz!
Vazgeçmek istediğimi mi düşünüyorsun?
Gitmek istediğimi mi?
Oğlum burada doğdu. SBenim gibi, senin gibi, herkes gibi.
Olaylara farklı açıdan bakmalıyız. Anladın mı?
Bitti artık
OAS 'ınız bizi kurtaramaz. ( OAS: Cezayir'de silahlı gizli örgüt)
Canın cehenneme! Senin ve aptal fikirlerinin.
Siktir git!
Boşver. Aldırma.
Şuraya bırakın!
Kan kaybediyor. Kurşunu çıkar.
Ben eczacıyım, doktor değil!
O bizim liderimiz! Anladın mı?
Ölmemeli.
Neler oluyor?
Kurtar onu. Yoksa kadın ölür!
- Bırak annem gitsin! - Bu kadar yeter, Djelloul!
Bırakın! Ben yaparım!
İğne iplik tutnada senden daha iyiyim.
Şimdi çıkın dışarı!
Şu makineli tüfeği benden uzak tutun.
Toufik, burada kal!
Madeleine, oğlun benimle kalıyor.
Herkes dışarı!
Younès, bir gün bir tarafı seçmeniz gerekecek.
Kardeşlerin sana hain diyor.
Aslında seni öldürmeliyim, ama yapmayacağım.
Yavaşça, lütfen.
Çok kan kaybetti. Dikkat edin.
Önümüzdeki hafta için biraz ilaç hazırla
Ve şu ağacın dibine bırak.
Muhbirlere ne yaptığımızı da sakın unutma!
Haydi, def ol git buradan.
- Burada dur, lütfen! - Nerede?
Durma!
Devam et!
Yüzbaşı, işte o!
Orada dur!
Dışarı çık!
Ben eczacıyım! Buralıyım!
Kaldır ellerini!
Bu o! Onun Fellagha'ya yardım ettiğini gördük!
- Piç herif! - TGötürün onu! Haydi!
Bana iyi bak! Korkak!
Sen bir hainsin.
Simon, askerler Jonas'ı tutuklamış!
- Bir şey yap! - Bir şeye karıştığını sanmam.
Ya ona inanmazlarsa?
Elimden bir şey gelseydi, istemene gerek kalmazdı!
Onu sevdiğini biliyorum.
Ta başından beri biliyorum.
Bunu hep içimde yaşadım!
Daha fazla sorma.
Yalvarırım.
Gerçekten berbat durumdasın.
Düşmana yardım etmenin bedelini biliyor musun?
Otur.
Şanslısın delikanlı, çok şanslı.
Bay Rucillio dün geceyi onun evinde geçirdiğini söylüyor.
Dans dediniz, değil mi?
Aynen. Siz dans eder nisiniz, Albay ?
Hiç becerememl.
Böyle bir tanıkla, Gitmene izin vermekten başka seçeneğim yok.
Teşekkür edrim, albay.
Subaylarımızda hâlâ görev anlayışı var.
Espiri anlayışı da..
Albay...
Şanslısın ama gözüm üzerinde. Anladın mı?
Kaybol!
Bak, Jonas. Büyük dedem...
Endülüs'ten buraya geldiğinde...
bunların hiçbiri yoktu, duydun mu ? Hiçbiri.
Bu ülke her şeyi bize borçlu.
Zavallı bir kayalıktı. Biz bir Cennet Bahçesi yaptık.
Bu topraklar neden cömert biliyor musun?
Çünkü onu sevdiğimizi biliyor.
Peki, Fellagha'nız ne işe yarar?
Evleri yakmaya ve zavallı çiftçileri öldürmeye.
Eğer gidersek, 20 yıl sonra Cezayir'de, tek bir buğday tarlası ya da üzüm bağı kalmayacak.
Bir tane bile! Beni duyuyor musun?
Sadece kayalar.
Bu kayalar sizin değil.
Uzun zaman önce, Bay Rucillio,
büyükbabanız gelmeden önce,
bir adam burada duruyordu.
Belki bir şeyi yoktu,
Ama mutluydı.
Ta ki, kötülüğün geldiğini gördüğü güne kadar.
Kötülük?
Hangi kötülük?
Bu topraklar sizin değil.
Onlar şu çobana ait.
Bunu kabul etmeyi reddediyorsunuz, ama o çoban kazanacak.
Bundan emin olabilirsiniz.
Hata yapmış olabiliriz.
Ama kim hata yapmaz ki?
Ailemi korumak için tüfeğimi çıkardım. Ve ben kandan nefret ederim.
Neyin var?
Bana da inanıyor musun?
Ne demek "bana da"?
Sonuçta ben bir Fransızım.
Duyduğuma göre...
Kimse sana dokunmaz Duydun mu? Kimse!
Sen burada doğdun, bu senin ülken!
Sen kalıyorsun!
Gidenlerin de ülkesi değil miydi?
Orda ne var?
Bilmiyorum. AMan tanrım, burası...
Dokunma ona!
Burada kal, tatlım.
Ona dokunma.
Arkadaşların boğazını kesti. Onlara ateş ettim.
Birini de vurdum.
Onlardan birini daha tedavi edersen, seni öldürürüm.
Onu dişarı çıkar, Krimo!
Onu artık görmek istemiyorum!
Defol!
Defol, bizi rahat bırak.!
Defol git buradan!
Bas git!
Simon Shimoran Benyamin,
huzur içinde yat.
Tanrı senibağışlasın Seni unutmayacağız.
Kadiş duasını okuyoruz.
Dur! Sen girmiyorsun.
Daha kocasının cesedi soğumadı.
Ve onunla yatmak istiyorsun!
Annesini becermen yetmedi mi?
Defol!
Cezayililerin Cezayir'i kan ve gözyaşları içinde doğdu.
Fransızların Cezayir'İ ise son nefesini verdi.
7 yıllık savaş ve dehşetten sonra bile, Deliler birbirlerini hâlâ öldürüyordu.
Ve felaket uçurumları git gide genişliyordu..
- Ne yapıyorsun? - Babamın çiftlikte yaptığını.
Yarın bizim için her şey bitmiş olacak.
Bir daha da var olmayacağız.
Bizden geriye bir tek nezarlıklar kalacak.
Dédé, bu kadarı yeter!
Böyle biteceğini kim bilebilirdi?
Gel!
Gel buraya, lanet olası!
Elveda, Jonas.
Rio Salado, Temmuz 1962
Sen Youns Mahieddine misin? - Evet, Niçin sordunuz?
Bizimle gel
Korkma! Artık biz varız.
Seni görmek ne güzel, kardeşim.
Demek San Francisco öldü ha?
Onu buraya getirin!
A good day for settling scores, right?
Onu kurtarmak için akla karayı seçtim. Bunu senin için yaptım!
Cezayir'ini çok kötü savundun!
Haydi, defol! Serbestsin.
Isabelle' bekliyor.
Senden hiçbir şey istemiyorum!
Buradayım. Önemli olan bu değil mi?
Hadi, git.
Bu ülkeyi sonsuza kadar terk edin!
Teşekkür ederim, Djelloul.
Tebrikler, kardeşim!
Aşkım...
Seni bir daha göreceğimi sanmıyordum.
Teşekkür ederim.
Ona hep dost olacağımızı söyle.
Sosuza dek.
- Elveda, Jonas. - Bekle.
Emilie'ye ne oldu?
Hayır. Lütfen. Söz verdim.
Her yeri aradım. Haftalar oldu.
Bana yardım et. Nerede olduğunu söyle.
İkiniz de tam kaçıksınız.
Oran'da. Alsace-Lorraine sokağı no: 38.
Oradan ayrılmadıysa tabii ki.
Teşekkür ederim, Isabelle.
Oran'a gitmeliyim.
Deli misin? Başına iş alırsın.
Yollar tehlikeli, hepsini kontrol edemiyoruz.
Pekâlâ, ama dikkatli ol.
Onu Oran'a götür.
Allah yardımcın olsun.
Sağ ol.
Dikkat et hayatım.
Geliyor musun?
Go ahead, Madam.
Sıra sizde.
Dur!
- Bu bölge Fransızların kontrolümde. - Geçiş iznim var.
- Bizimle gelmek ister misin? - Burada kal.
Seni koruyacağım.
Seni ve oğlunu.
Neden şimdi?
Nasıl anlatacağımı bilemiyorum.
Kendimden ne kadar nefret ettiğimi bilemezsin.
Sana her şeyimi vereceğim.
Her şeyi.
Bu ülke her şeyi aldı benden.
Her şeyi.
Bitti, Jonas.
Biten ne?
Aslında hiç başlamamış olan şeyler.
Gel.
Hadi gidelim canım
Çavuş, kapatın.
Buraya gel, Michel.
Üzerinden yıllar geçti. Ama hâlâ kahroluyorum.
Uzun bir süre. kendimi ona çok yakın hissettim.
Sanki perdeyi açsam...
ya da bir kapıyı açsam, onu bulacakmışım gibi geliyor.
Uzun zamandır bunları düşünüyordum.
Gözleri benim ufukumdu.
Onun gitmesine izin vererek, kaderimi belirlemiştim.
Ona sürekli yazdım. Ama mektuplarım cevapsız kaldı.
Ta ki oğlu telefon edene kadar...
Orandan gelen 8290 sefer sayılı Aigle-Azur uçağı...
1 numaralı terminalin A kapısına yanaşmıştır.
- Michel... - Evet.
Herkes beni babama benzetir.
Bir an onu gördüğümü sandım.
Sonunda sizinle tanıştığımıza sevindim. Annem senden çok bahsetti.
Üzgünüm daha önce gelemedim Vize sorunu nedeniyle.
Haydi gidelim. Herkes seni bekliyor.
Kimler?
Cezayir'teki tüm arkadaşlarınız.
Bandol'da Dédé'nin yerinde. Paella pişirdi.
- Hepsi geldi mi? - 2 gündür buradalar.
Fabrice Dédé, Hélène, Isabelle... Hatta Krimo bile..
Seni görmek istiyorlar. Çok uzun zaman oldu.
- Peki ya Jean-Christophe? - Yok hayır.
O benim vaftiz babam. Aradım ama hiç iyi değildi.
İyi misin?
Ben iyiyim. Bu sabah ilacımı almayı unuttum.
Benim yaşımda dikkatli olmalısın.
Kalbim. Merak etme, geçti.
Klimayı açacağım.
Onlara gelemeyeceğimi söyle.
Olamaz!
Onlar çok mutlu olacak...
Belki başka zaman.
Dosdoğru oraya gitmek istiyorum. Beni ona götür.
Nasıl istersen.
Dédé'nin paellası...?!
Her şey çok ani oldu.
Birkaç ay içinde gitti.
Alın...
Bu size.
Bunu sana vermemi istedi.
Sevgili Younès, seni Marsilya'da gördüm yanıma gelmeye çekiniyordun.
O zamandan beri yolunu gözledim. Ama sen hiç gelmedin.
Bir işaretin her şeyi değiştirirdi. Ama sen yapmadın.
Kaderimiz böyleymiş. Kabul etmek zorundayız.
Seni suçladığım için çok pişmanım.
Bana gönderdiğin mektupları belki de bu yüzden açmadım.
Bazı sessizliklerin bozulmaması lazım.
Ben seni affettim. Sen de beni affet.
Sen benim tek aşkımdın.
Emilie.
Seni seviyorum, Emilie.
Seni seviyorum...
Hey sen! Arap...
Fransa'dasın...
ve dostlarını ziyaret etmiyorsun?
Jean-Christophe!
Tanrım!
Bana öyle bakma. Sen de değişmişsin.
- Geleceğini sanmıyordum. - İşte buradayım
Sonsuza dek dost muyuz?
Bana Rio Salado'dan bahset.
Beni orada affettiler mi?
Ya sen beni affettin mi?
Ben çok yaşlandım, Jonas.
Artık bir kin tutamayacağım.
Bir gün bana gel. Yalnız yaşıyorum.
- Senin için bir odam var. - Hayır teşekkürler!
- Orası senin de ülken. -Hayır.
Artık değil.
Bizi terk etmeye zorladılar.
Bavullarımız hayaletlerle doludur.
Hiçbir şeyi unutmadım.
Cezayir gözümde tütüyor, ama.... onu bıraktığım gibi hatırlamayı yeğlerim.
Asla geri dönmeyeceğim.
Bir gün fikrini değiştirirsen, Kapım her zaman açık.
Sağlıcakla kal.
Mektubun.
"Haytının aşkın gitmesine izin veren
pişmanlık içinde yaşar ve yalnız ölür.
Ne kadar iç çekip ah dese de ruhu huzur bulamaz "
Yasmina Khadra.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.