Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Ebe.
Ebe.
Ebe.
Oyuncaklarım var. Alır mısınız?
Alır mısınız? Bin lira.
Bebeklerim var. Kağıt bebeklerim var.
Sattın mı?
Hayır.
Çorba yaptım sana.
-Iyy, bu ne be? Ekşi bu. -Sensin ekşi.
Çok soğuk.
Evet, evet. Havalar iyice soğudu.
Hadi evlerimize gidelim.
Hayır. Çorba soğuk diyorum, salak.
Ne yapayım, getirene kadar soğudu.
-Öpüşelim mi? -Hı?
Önce bir hak et.
Hadi seç bakalım. Benim için ne yaparsın?
Madde 1:
Yolda gördüğün ilk saksıya işe.
Madde 2: Gelinlik giy, dışarı çık,
“Ben evleneceğim.” diye çığlık at.
Balkondan insanların kafasına tükür.
Sıra sende.
Yok ya, pis mızıkçı, sende. En son ben yaptım. Ver şunu.
Seç bakalım.
Ya bu ne?
-Hayır. Hayır. -Çok eğlenceli olacak.
Balıkadam kıyafeti giy, sokakta geçenlere
-“Akdeniz ne tarafta?” diye sor. -Hayır, hayır.
Akdeniz ne tarafta?
30 yaşına kadar cirite başla.
Cirit mi? Ne yapacağım? Olimpiyatlara mı katılacağım?
-Bırak beni! -Lan!
,Gördüğün ilk yeri diskoya çevir ve deli gibi dans et.
, Hayır, hayır. Asla olmaz. Ben dans etmeyi bilmiyorum ki.
, Bir ünlüyle selfie çekil.
, Asla yapamam Murat.
-Ben çok utanırım. -Yaparsın, yaparsın.
Biz çekilebilir miyiz?
Murat’a el sallar mısın? Murat’a merhaba der misin?
,-Saçını sarıya boya. , -Çüş.
, Bir çiftin yanına git ve adamın sevgilisi gibi davran.
, Yok artık. Büyük dayak yeriz bak.
, -Bir şey olmaz. -Ne oluyor? Manyak mısın?
Kimsin lan sen?
Ah!
Artık bitti.
Bu oyunlara bir son veriyoruz artık, tamam mı?
Olmaz. Olmaz, olmaz, sıra sende.
Ben yokum.
Ben senin için neler yaptım?
Benim için yapabileceklerin bu kadar mı?
Ben de neler yaptım senin için.
Ama artık bitti. Bitti.
Sen bayağı pısırık bir şey çıktın ha.
Gönder gelsin.
Gönder.
Okulun en gıcık hocasının suratına pastayı yapıştır.
-Hayatta olmaz. -Aaa.
İyi, peki.
Yapacak bir şey yok.
Sen bilirsin.
Piping yaparken basıncı üstteki elle vereceksiniz.
Yani şu şekilde.
Diğer el sıkmayacak. Bu sadece yön vermek için.
Bu. Göreyim.
Yavrum sen salak mısın?
Ben ne anlatıyorum sana? Ha?
Cık, cık, cık.
Hadi, hadi.
Sen ne yapıyorsun?
İleride “Senin şefin kim?” diye soracaklar ya,
zinhar benim adımı vermeyesin. Beni rezil etmeyin.
“Mahalle pastanesinde kalfa kafama vura vura bu kadar öğretti.” dersiniz.
Tamam mı?
Sen ne yapıyorsun?
Öyle değil. Şöyle biraz yukarıdan.
Öyle iki büklüm değil.
-Şöyle biraz dans eder gibi. Evet? -Şey.
Ne var oğlum?
Piping olmuş mu?
Git şunlara doğru düzgün şekil ver gel.
Abuk sabuk sıkmış, “Olmuş mu?” diye soruyor bir de. Hadi git.
Hı hı.
, Bunlar adam olacak da, ben de göreceğim.
Öyle değil, balta sapı gibi değil. Ver şunu.
Ne oldu? Ha?
Yemedi mi?
Görmüyor musun dersteyiz. Çık bakayım dışarı.
“Mezun olamam.” diye korktun değil mi?
Sen de haklısın, sonuçta kariyerin için çok kötü bir başlangıç olur, değil mi?
Duygu çıkar mısın?
Murat yapar mısın artık şunu?
-Çıkar mısın? -Hadi.
-Hayır. -Murat, bu ne rezalet?
Bu olayın sorumlusu sen misin?
-Yok. Şef... -Nedir hanımefendinin “Yapar mısın...
Hepinizi şikayet edeceğim. Hepinizi şikayet edeceğim.
Pasta savaşı!
-Bitti! -Bitti!
-Anlıyor musun, her şey bitti. -Evet bitti.
Dur istiyorum artık.
Bir daha seninle konuşmayacağım, tamam mı?
-Sedatlar nerede? -Arkada kaldılar ya.
-Biz geliriz birazdan oraya. -Tamam. Oradayız.
Tamam, tamam. Ne?
Bu kim?
Sana ne?
-Sen kimsin? -Sana ne?
Demek kostüm partisiydi ha?
Ama çok şık olmuşsun.
Hani konuşmayacaktın benimle?
Konuşmuyorum.
Hani bitmişti?
Bitti.
Sizi daha önce hiç görmedim.
Demek ki yeterince iyi bakmamışsınız.
Ben, Murat.
Ben, Duygu.
Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz Duygu Hanım?
İstanbul’da çok güzel bir sergi olabilir.
Onu sormadım.
Neyi sordunuz?
Merak etmeyin, masalımın kahramanı hep siz olacaksınız.
Mı acaba?
Hop.
Hadi.
Saçmalama.
Ben bu kostüme kaç para verdim, sen biliyor musun?
Ne oldu? Yemedi mi?
Hadi.
Üç. İki.
Bir!
Benden...
...hiçbir zaman vazgeçmeyeceksin.
Duydun mu beni?
O zaman bana...
-...öyle bir şey söyle ki... -Hı?
...eğer bir gün senden vazgeçmeye karar verirsem...
...o söylediğin şeyi hatırlayayım.
İstediğim şey hatırlaman değil.
Asla unutmaman.
Birbirimize asla yalan söylemeyeceğiz.
Birbirimizi asla değiştirmeye çalışmayacağız.
, Hiç büyümeyeceğiz.
, Hiç.
Ben her zaman yanında olacağım.
Ve sonsuza kadar da seveceğim seni.
, Sadece mutlu olmak istiyorum.
Seninle.
Ayrılalım.
Ne?
Duydun ne dediğimi. Ayrılalım.
Ben yurt dışına gideceğim.
Amerika’daki okula kabul edildim.
Demek...
...bütün gün elinde taşıdığı o şey bunun içindi.
Hayalinin bu olduğunu bilmiyordum.
Öğrendin işte.
Tamam. Problem yok.
-Beraber gideriz. -Hayır, olmaz.
Ben bunu tek başıma yapmak istiyorum.
Başka birisi mi var?
Hayır.
Hem, annemle babam da böyle olmasını isterdi.
, Çocuklar, bakın.
Önünüzde koskoca bir hayat var.
Ve son sözü hep hayat söyler.
Evet.
Tamam, süre ver.
Ne süresi? “Ayrılalım.” diyorum. Ayrılığın süresi mi olur?
Olur.
Hayallerinin peşinden koşmak için süre tanıyorum sana. Beş yıl.
Bugün...
...6 Haziran.
Ayrılıyoruz. Tamam?
Beş yıl sonra...
...hâlâ bekarsak...
...evleneceğiz.
Ve o güne kadar...
...kimse birbirini arayıp sormayacak.
Hakan abi, bu sende kalsın.
Tek şahidimiz sensin.
Hoşça kal.
-Canlanın biraz, uyumak yok. -Tamam, şef.
-Servis, masa 12. -Tamam.
-Kolay gelsin. -Teşekkürler.
-Güzel. Biraz daha kurusunlar. -Tamam şef.
Günaydın Nuray abla.
-Günaydın Duygu. -Kolay gelsin.
Sevgiline yedirir misin bunu? Baştan yap şunu.
Benim tasım niye boş?
-Günaydın Daphne. -Günaydın.
Duygu’cum, bugün uğrayacağım canım.
Benim siparişleri paketlemeyi unutma tamam mı?
Tamam Şenay abla, merak etme.
Masa 2, Amuse bouche başlayın
Kızlar.
Demleyeyim mi bir Kolombiya?
Ne yapıyorsun sen?
İyiyim patron. Sen?
Gel bir yanaş bakayım bana.
Hohla bakayım bir sen.
Ah. Allah kahretmesin seni. Yine akşamdan kaldın, değil mi?
-Rahat bırakmıyorlar ki patron. -Bırak, bırak.
-Şenay ablanınkileri paketledin değil mi? -Maalesef.
Maalesef ne?
İki dakika kapının önünde oksijen alalım dedik.
Alper’cim ben seni neden yanımda işe aldım, ha?
Niye yanında işe aldın? Kahve mahve işleri işte.
Evet kahve mahve ama aynı zamanda bana yardım et diye değil mi?
Hadi. Lütfen işinin başına.
-Patron. -Ne?
Sana bir şey söyleyeyim mi, böyle sinirlenince acayip ateşli oluyorsun.
Sen daha benim ateşli tarafımı görmedin. Hadi.
Tamam ya, sinirlenme.
Ne dedik şimdi ya?
Iyy. Nasıl yiyebiliyorsun şunu?
Yapanımız var da biz mi yemedik?
Türkiye Şefini Arıyor devam ediyor.
Haftalardır süren zorlu mücadelelerin ardından
birbirinden yetenekli dört şefimizle beraber finale doğru yürüyoruz.
Yarışmacılarımıza şöyle bir bakıyorum.
Ve Murat Şef’e doğru ilerliyorum.
Murat Şef.
Ne yapıyorsun ya?
İzliyorum ben onu.
Ne kadar saygısızsın. Git, sen ne izlemek istiyorsan kendi evinde izle.
...büyük bir titizlikle,
yavaş yavaş ayıklıyorsun balığın filetosunu.
-Bu özgüveni neye borçluyuz? -Özgüven demeyelim de...
Yani, bu aşama benim için çok önemli.
Çünkü bıçağın altının
tam böyle omurganın üzerinde olduğunu hissetmem
bana kolaylık sağlıyor.
Aksi takdirde fire verebilirim, eti parçalayabilirim, o yüzden.
-Pekala... -Arasana.
Saçmalama.
Ara ya.
Olmaz.
Ya, ara.
-Hayır. -Ne olacak ya?
Ne demek ne olacak?
İlk arayan kaybeder.
Bırak bu demode, abuk sabuk kadın dergisi saçmalıklarını.
Ona karşı artık ne hissettiğimi bilmiyorum.
-...ihtiyacın olacak. -Teşekkürler.
Ve diğer yarışmacılarımıza geçiyorum.
Yani onun bana karşı ne hissedeceğini de bilmiyorum.
Belki sesimi duyar duymaz telefonu suratıma kapatacak, çünkü
muhtemelen yıllar önce onu öyle bırakıp gittiğim için bana hâlâ çok kızgın.
Gerçekleri anlatsan?
Bunu söylemediğini farz ediyorum ve bu konu burada kapanıyor.
Sen aramazsan ben ararım.
Ne yapıyorsun? Ay ne yapıyorsun? Allah aşkına, ver şu telefonu.
Ver şu telefonumu. Verir misin şunu?
-Ya tamam, bir karışma. -İyi ne yapıyorsan yap. Uğraşamam seninle.
Rehberde kayıtlı değil.
-Evet değil, çünkü silmiştim. -Nasıl arayacağız peki?
Aramayacağız.
Valla bıktım senden Duygu. Ne halin varsa gör.
Yarın görüşürüz.
Hâlâ çok güzel gülüyor. Tipe bak.
Alo.
Alo?
Murat.
Duygu.
Evet, benim.
-Sensin gerçekten. -Evet.
Nasılsın?
İyiyim. Sen?
İyiyim.
-Bu-- -Seni az önce...
Ha...
-Sen söyle. -Yok. Sen söyle.
Seni televizyonda gördüm de, bir...
...arayıp nasılsın diye sorayım dedim.
Televizyonda gördün?
İyi yaptın.
Sen hâlâ yurtdışında değilsindir herhalde.
Yok, döndüm.
İstanbul’dasın yani.
Hayır. İzmir’deyim.
İzmir’de.
-Hı hı. -İyi.
-Peki. -Peki.
İyi akşamlar o zaman.
İyi akşamlar.
, Aptalım.
Alo?
Ya şey, kusura bakma, böyle yüzüne kapamışım gibi oldu.
Yok, sorun yok.
Ben, İstanbul’a yolun düşerse belki beraber kahve...
Ben geleceğim zaten.
Ha, geleceksin. Süper. Tamam o zaman iyi denk gelmiş.
Ee, yani sergim var benim.
-Sergim için geleceğim İstanbul’a. -Güzel.
O zaman görüşüyoruz, değil mi?
Alo? Orada mısın?
Bakarız. Çok yoğun olmazsam.
-Tamam, tamam. Şey yaparız, konuşuruz. -Aynen.
-Hoşça kal. -Hoşça kal.
Servis masa 4. Ana yemekler.
Şef.
Sipariş. Masa 9’a domates çorbası.
Tamamdır şef.
Bu ne, öpüşelim mi?
Misafirimiz elimden alıp zorla yazdı.
Sana mı yazdı?
Bilmiyorum şef.
Valla, yani...
Bana.
Çorbanız.
Hoş geldin.
Hoş buldum.
Şey, soğutma.
Ekşi. ,
Peki.
Ee, şey...
-Sen şey yap. -Yok, sen sor.
-Niye bunu yaşıyoruz sürekli? -Bilmiyorum.
Şey diyecektim, yani...
Ee, nasıl geçti Amerika rüyası?
-İyi. -İyi.
Evet. Çok iyi hatta.
İyi.
-Anlaşılan direkt buraya gelmişsin. -Ha, yok.
Otelim yol üstündeydi.
Pardon, burası otelimin yolunun üstündeydi.
Beni görmeye geldin yani.
-Yani... -Direkt beni görmeye geldin.
-Söyleyebilirsin yani. -Evet, dayanamadım ve sana koştum.
İşte bu. ,
İyi gördüm seni.
Teşekkür ederim. Sen de çok iyi görünüyorsun.
Sağ ol.
Çok fiyakalı bir yere şef olmuşsun.
-Sous chef. -Ne?
-Sous chef. Yani şef yardımcısı. -Ha.
Yani basamaklar böyle hızlı hızlı çıkılıyor ha?
Bu arada,
eminim yarışmayı sen kazanacaksın.
Biliyorum.
Süper.
-Ben yanlış bir zamanda geldiysem. -Yo, yo, yo.
Problem yok.
Hayatım, hoş geldin.
Hayatım ben yanlış bir zamanda geldim galiba.
Hayır, hayır, hayır. Şey,
hani sana bahsettiğim bir arkadaşım vardı, üniversiteden.
Şey olan, seramik sanatçısı olan.
-Duygu. Hatırladın mı? -Yok, hatırlayamadım.
Üniversiteden. Bahsetmiştim.
Evet.
O Duygu, bu Duygu.
Eliz, nişanlım.
Evet, tabii ya. Murat çok bahsetti senden.
Kusura bakma, şimdi hatırladım.
Memnun oldum.
Ben de çok memnun oldum.
Şey ee, Duygu’nun da sergisi varmış burada.
Böyle geçerken bir uğrayayım demiş.
Ne güzel ya.
Ne sergisi peki? Ne zaman?
Eee, şey...
Pardon. Bir şey düşünüyordum da.
Ee, seramik sergisi.
Önümüzdeki hafta. Şimdi son hazırlıkları falan yapıyoruz.
Mutlaka beklerim. Davetiye yollarım zaten.
Tabii ki.
Çok iyi denk gelmemiş mi aşkım?
Neye aşkım?
Bizim de Murat’la 10 gün sonra düğünümüz var.
Ha.
Artık düğüne kadar bırakmayız seni.
Ne de olsa, Murat’ın arkadaşı benim de arkadaşım sayılır.
Süper.
Yemek harikaydı aşkım ya.
Ellerine sağlık.
E, Duygu’cum,
sende böyle nişan falan, yok mu bir erkek arkadaşın?
Var.
Nerede?
İzmir’de, tabii. O da İzmir’de yaşıyor.
O da benim aşkım gibi sana böyle hoş sürprizler yapıyor mu?
Bak Murat bu konuda çok yeteneklidir.
Evet, o da öyle.
Sürekli bana kocaman çiçekler yolluyor.
Ya. Ay çok güzel. Ben çok seviyorum çiçekleri.
En çok da lalelere bayılırım. Senin en çok sevdiğin çiçek hangisi?
Horoz ibiği...
-...çiçeği. -...çiçeği.
O ne ki öyle?
Yani...
-Adını horoz ibiğinden almış. -Oradan almış.
İbiğe benzediği için.
-İbik gibi yani. -İbik gibi olduğu için.
O yüzden horoz ibiği çiçeği demişler.
-İsmini direkt oradan almış. -Yaratıcı.
Bana bakın.
Siz eskiden sevgili falan mıydınız?
Yani öyle bir şey varsa söyleyebilirsiniz. Ben çok rahatımdır.
Sonuçta geçmiş geçmişte kaldı, değil mi?
Yok hayatım. Dedim ya, kanka gibiydik biz.
Sıkı fıkıydık.
Eski bir erkek arkadaşı sürekli bu çiçekten getiriyordu,
oradan biliyorum yani.
Evet. Evet.
Salak çocuğun da tekiydi, biliyor musun?
Geldik aşkım.
Peki.
Duygu’cum,
dilersen sen de gel. Beraber alışveriş yaparız.
Çok teşekkür ederim ama ben otele geçeceğim.
-Ne oteli? -Otel.
Aa, olmaz öyle şey.
Murat’çım, bu bizim misafir evinde ağırlayalım Duygu’yu.
Hem erkek arkadaşı geldiği zaman beraber orada kalırlar düğün için.
Hayatım niye emrivaki yapıyorsun? Nerede kalmak istiyorsa kalsın.
Evet, zaten benim düğüne kalıp kalamayacağım belli değil henüz.
İzmir’de çok iş var. Dönmem gerekebilir.
Ay canım, ne olacak? En azından sergiye kadar kalırsın.
Otel falan olmaz öyle.
Eliz. Sen bakma ona.
-Gerçekten çok teşekkür ederim. -Murat’çım.
Sen şimdi Duygu’yu misafir evine götürüyorsun canım.
İtiraz kabul etmiyorum.
E hadi o zaman, görüşürüz. Bay bay.
-Öne gel istersen. -Yok, yok.
Sen beni bir otele götür. Şimdi düğün öncesi size zahmet vermeyeyim.
Yok, kullanmıyoruz o evi zaten.
Evlendikten sonra otururuz diye almıştım ama Eliz residence'ta oturmak istedi.
Problem yok.
Nasıl yani? Bu evi beğenmedi ve residence'ta mı yaşamak istiyor?
Hı hı.
Bence bilerek yapıyor.
Yani, seninle benim aramda bir şey olduğunu zannetti.
Şüphelendi bu durumdan.
O yüzden bu evde kalmam konusunda ısrarcı.
Yani muhtemelen seni test ediyor.
-Hı? -Hı hı?
-İşte asıl kalmazsan o zaman şüphelenecek. -O ne demek?
Yani, aramızda bir şey olduğunu düşünecek.
“Niye kalmak istemesin ki acaba?” diyecek.
Zaten restoranda da basmış gibi oldu.
Söyleseydin gelmezdim.
O an geleceğini nereden bileyim? Haberim olmadı.
Zaten bir şey yok ki aramızda.
Evet.
Yok.
O yüzden de senden rica ediyorum.
Benim için yapar mısın?
Yani en azından bir süreliğine. İçi rahat edene kadar.
Düğünden önce de ben başka bir kıskançlık krizi yaşamayayım, hı?
Ha, siz sürekli yaşıyorsunuz yani böyle durumları.
Yani onu sevdiğimden emin olamıyor, diyelim.
Niye evleniyor o zaman seninle?
Seviyor beni.
-Sen? -Evleniyorum işte.
Gerçekten o kadınla evlenecek misin?
Yani tabii, böyle bir soru sormak benim ne haddime?
Sonuçta senin hayatın, hiç de karışmak istemem
-ama çok eski... -Eliz güzel.
...arkadaş olduğumuz için merak ettim.
-Çekici. -Olabilir.
Başarılı.
Bilmem.
Üstelik hayallerinin içinde benim de yer almamı isteyen biri.
Hı.
Beş yıl geçtiğinin farkındayım.
Yani öyle, çocukça bir şeydi işte.
Hem zaten
-öyle olmasa bile görünen o ki, -Evet.
ikimiz de bekar değiliz, değil mi?
Evet ama bekar olsaydık da durum farklı olur muydu acaba?
Beni arayan sendin.
Evet ama görüşmek isteyen de sen.
Ben sadece nezaketen “Kahve içelim.” demiştim, o kadar.
Ben beş yıl geçtiğinin farkında bile değildim ki.
Yani, seni televizyonda görünce öyle bir arayayım,
-hatrını sorayım dedim sadece. -Tamam.
-Tamam. -Tamam.
-Teşekkür ederim. -Rica ederim.
-Beni kırkmadığın için. -Ne demek?
-Kendi evin gibi takıl. -Hı hı.
-Ben gidiyorum. -Tamam.
-Şey, bu arada. -Hı?
Eliz biraz titiz bir insandır da,
yani hijyene, düzene falan...
...dikkat edersen sevinirim. Konuşuruz, görüşürüz.
Alo.
Hm.
Naber? Ne yapıyorsun?
İyi işte, bir arkadaşla oturuyorum. Sen ne yapıyorsun?
İyi ben de. Evlerindeyim.
Pardon, misafir evlerindeyim.
Kızım, ne işin var senin orada?
Bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok.
Hayatımda kendimi hiç bu kadar küçük, aptal,
çaresiz ve rezil hissetmemiştim.
Dön artık geri. Adam evleniyormuş zaten.
-Hayır dönmeyeceğim. -Ne?
-Ne diyorsun sen ya? -Bu benim tanıdığım Murat değil ki.
Eğer evlenirse dünyanın en mutsuz adamı olacak.
-Sana ne? -Ne demek sana ne?
Ben Murat’ı düşündüğüm için diyorum bunu.
Ne yapacaksın peki?
Bir aptallık yapmasına engel olacağım.
Ay.
Dışarıda bir hanımefendi sizi görmek istiyor.
Tamam.
Gelsene içeri, niye girmedin?
Hadi beni seninkilere götür.
Çok uzun zaman oldu, gelmişken bir onları da göreyim.
Tabii müsaitsen.
O zaman bir kahve iç, ben üzerimi değiştireyim.
Tamam. Teşekkür ederim.
Seni görünce sevinecekler.
Ya? Ben de onları çok özledim.
Sürpriz.
Duygu’cum,
sen bensiz annemle babama mı gelecektin bakayım?
Aa, aşk olsun. [güler]
Hadi gel.
Hayatım.
Ben geldim!
-Kim geldi. -Bakın kim geldi.
-Hoş geldin. -Napıyorsun babacım?
İyiyim.
-Özlettin ya. -Haklısın.
-Hoş geldin kızım. -Hoş buldum Niyazi amcacım.
-Nasılsın, iyi misin? -İyiyim. Sizi de çok iyi gördüm.
-İyiyiz, iyiyiz. -Sen çok zayıflamışsın.
Evet, sizin güzel yemeklerinizden yiyemedim.
Yaparım gene. Hadi geç otur.
Buyurun. Bu da...
Ben çorba almayayım. Pilav ver bana canım.
-Oğlum eline sağlık. Güzelliğe bak. -Afiyet olsun.
Sen güzel yemek yapamıyorsun diye oğlun aşçı oldu.
Aaa.
Biz çalışıyoruz diye çocuk aşçı oldu. Öyle değil mi, ha?
Yalnız Duygu’cum, ben pilav yemiyorum, diyetteyim.
Bu ne?
-Düğündeki oturma planı. -Çalıştığın bu muydu?
-Ne o anne? Ver bakayım. -Gün gün çalıştım. Al.
Düğündeki oturma planı.
-Tam yerleşim. -Tabii, geniş hali.
-Burada Tahsin enişteler oturacak. -Sırası mı şimdi anne?
-Yemekten sonra konuşuruz. -Hayır, hayır. Bak, dinle.
Tahsinler. Burada Ayferler oturacak ama böyle yan yana ama sırt sırta.
Ayfer’in kocasıyla yan yana oturacak.
-Sırt sırta verecekler. -Sen kafana göre niye böyle yapıyorsun?
-Bir sürü insan... -Ya, Nail halledecek, Nail.
-Konuştum ben. -Kimse halledemez. Tuzu versene.
-Tamam. -Hep annesi yüzünden.
-Tamam. -Annesi yüzünden.
-Ne alakası var? -Ya tamam annecim. Şimdi, ya burada...
-Tamam. Bir çorba alabilir miyim? -Ha tabii.
Baba.
-Anne. -Otur, otur, Eliz’cim. Ben hallederim.
-Sen bırak. -Öyle şey olur mu?
-Bu evde ben misafir olur muyum? -Olmaz.
Hiç gerek yok. Gerçekten. Bak koydum bile.
Tamam. Ben hallettim. Valla hallettim.
Tamam, hallettim diyorum.
Evladım.
Yandın değil mi? Çok yandın değil mi? Tamam.
Pardon. Yapıştırdım. İyice yandı.
-Tamam. Gerek yok. -Çok mu sıcaktı?
İyice yandı.
Çok pardon. Çok özür dilerim.
Çok pardon Murat. Gerçekten çok özür dilerim.
Tamam, tamam. İyiyim, iyiyim.
Alper gülme.
Ya senden bir bok olmaz. Dön artık geri.
Benimle hiçbir alakası yok.
Her şey o kendini kusursuz zanneden psikopat narsist ruh hastası kız yüzünden.
“Hırs yaptım daha da.” diyorsun yani.
Ya ben bunları Murat’ı kıskandığım için yapmıyorum.
-Sen neden bunu anlamıyorsun? -Buradan hiç öyle gözükmüyor ama.
Ben,
Murat yanlış bir şey yapmasın diye yapıyorum bunu.
Tamam mı? Yani...
...sadece...
...belki bir ihtimal...
Ya bırak artık bu palavraları patron.
Sırada ne var, sen onu söyle.
Gerçekleri anlatmak.
-Merhaba. -Naber?
-İyiyim. Sen? -İyi.
Her şey yolunda mı? -Yolunda, yolunda.
Otursana.
-Şarap içiyorum. Bana katılmak... -Yok, almayayım ben.
Tamam.
Evet, ne konuşacaktın benimle?
-İyi misin? -İyiyim.
-Niye? -Hiç.
Hiç, öyle, merak ettim.
Sen iyi görünmüyorsun ama.
Bir şey mi oldu?
Bence sen çok mutsuzsun.
-Nereden çıktı bu şimdi? -Bilmiyorum ama hissediyorum.
Belki de seni uzun zamandır görmediğim için...
...nasıl diyeyim, böyle bir...
Değişmişsin.
Normal olan da bu değil mi?
-Sen değişmedin mi? -Değiştim.
Yani, değişmişimdir tabii. Bilmem.
Sence değişmiş miyim?
Ne bekliyordun?
Geri döndüğünde her şeyi bıraktığın gibi bulacağını mı?
Hayır.
Hayır, hiç alakası yok. Beni yanlış anlama lütfen.
Ben böyle bir
seninle ilgili bir umutla falan geri dönmedim buraya.
Sadece, biz seninle çok güzel,
uzun zaman geçirdik ve
seni beklediğimden daha çok değişmiş görünce ben...
Nasıl diyeyim?
Üzüldüm.
Üzülmene gerek yok.
Yani yine de sağ ol, beni düşündüğün için.
Senin de kendine bir güvenin gelmiş ha. Okulda bayağı böyle pısırık bir şeydin.
Eee.
Murat.
Bana kızgın mısın?
Niye?
Gittim diye.
Yani seni orada bırakıp...
Duygu. Konuşmayalım.
Yani konuşacak bir şey de yok zaten.
Ben gideyim.
Kal.
Duygu.
Tek bir an var.
O da şu an.
Hem sana bir şey söylemem gerekiyor.
Ben aslında...
...senin için...
Eliz?
Murat?
Klima soğukmuş.
Şey, yani soğutmuyormuş.
Duygu’ya da demiştim ki “Evle ilgili bir problem olursa haber ver.” dedim.
Haber verdi. Soğutuyor şimdi.
-Klima. -Hı hı.
Klima tamir ettiğini bilmiyordum Murat.
Ay şaka yaptım.
Ay merak etmeyin.
Yalnız Murat’çım, şimdi Duygu artık senin değil, benim arkadaşım.
O yüzden...
...onu kendime daha yakın istiyorum.
Sırt dekoltesi çok şey.
Ne?
-Güzel. -Hmm.
Duygu’cum,
beni kırmayıp geldiğin için çok teşekkür ederim.
Ee, sevgilinin adı ne?
-Hı? -Sevgilinin adı.
Alper.
Ne iş yapıyor peki Alper?
Kahveci. Yani kahve üretiyor. Fabrikaları falan var.
Ee, peki, Alper’le ne kadardır berabersiniz?
Ben tatlı tatlı bir sorguya mı
-çekiliyorum acaba? -Olur mu öyle şey canım?
Yani ben merakımdan sordum. Ne güzel böyle kız kıza sohbet ediyoruz.
Tabii.
Bizim dört ay oldu.
Soracağım soramıyorum, unutuyorum hep. Sizin ne kadar oldu Murat’la?
Bizim iki ay.
İki ay mı?
Ay? İki?
Aa? İnsan iki ayda evlenir mi ya?
Bu ne acele? Bilmiyorum, bana mı garip geliyor?
Siz... ne... yani.
Yani, bazı şeyleri beklemenin bir anlamı yok. Hem neyi bekleyeceğiz ki?
Birbirimizi seviyorsak evlenelim, dedik.
Şimdi, ikimizin de eskilerden ağzı yanmış bir kere.
Siz Murat’la sevgiliydiniz, değil mi?
Ay şaka yaptım, şaka.
Tabii.
İğrenç, pis bir yalancısın.
Pis, pis, pis.
Türkiye Şefini Arıyor’da yarı final heyecanı devam ediyor.
Melis Şef.
Noyan Şef.
Altay Şef.
Murat Şef.
Türkiye’nin en iyi şefinin belirleneceği Türkiye Şefini Arıyor’da
yepyeni bir etaba geldik.
Heyecan dorukta. Stres çok fazla.
Çünkü yavaş yavaş artık Türkiye şefini bulacak.
Bu etapta
acı, tatlı ve ekşi olmak üzere üç farklı kategori mevcut.
Bugünün kategorisi ekşi.
Bu görev için süreniz 60 dakika. Ve,
başladı.
Eminim ki jürimiz nefis yemeler tadacak bugün
ama heyecan dorukta. Stres çok fazla
çünkü yavaş yavaş artık Türkiye şefini bulacak.
İki. Bir.
Ve son yarışmacımız Murat Şef de ekşi konseptli yemeğini
jürimize sunmak üzere masaya yaklaşıyor.
Şimdi yorumları alacağız. Buyursunlar efendim.
Ağızda taze bir tat bırakıyor. Çok başarılı.
Gerçekten de üstün kalitede.
Eline sağlık Murat’çım.
Aşkım. Canım.
Yarışmayı sen kazanacaksın.
Herkese en iyi şefin sen olduğunu kanıtlayacaksın.
Teşekkür ederim. Tatlım şunu bir...
Tamam dur.
Pes ediyorum artık.
Yapacak hiçbir şeyim kalmamış ki.
O kalbini bir başkasına kaptırmış.
Artık bu saatten sonra ne yapsam boş.
-Yok artık. -Ne oldu? İyi misin?
Yok bir şeyim.
Hırs yaptın sadece.
Patron, hadi dön artık.
Orada daha fazla kalmanı istemiyorum. [gelen çağrı uyarısı]
O arıyor. Dur.
-Naber? -İyi.
Bek ne diyeceğim, cumartesi akşamı bizim üniversitedeki çocuklarla buluşacağız.
Hani yani, seni de davet edeyim istedim.
Hem şu İzmirli sevgilini getir bakalım. Bir tanışalım.
Eliz mi istedi bunu?
Hayır. Ben.
-Orada mısın? -Evet.
-Tamam. Ne diyorsun? -Ben bir konuşayım Alper’le.
-Eğer müsaitse. -Tamam, konuşuruz o zaman.
Tamam, konuşuruz.
Alper, yarın ilk uçakla İstanbul’a geliyorsun.
-Ne İstanbul’u ya? -Sus.
Sevgilim olacaksın.
Böyle zengin, karizmatik bir iş adamısın.
Cool ol, falan. Bir de
-şey yapman gerekiyor. -Ne?
Sağ taraf. Mavi ikinci yuvarlak.
Sağ taraf.
Sol taraf!
Sağ taraf, sağdaki altıgen.
Kelebekler’de bitlendiğimden beri kestirmemiştim ben saçlarımı.
-Saçmalama. Çok iyi görünüyorsun. -Çok mu iyi görünüyorum?
-Duygu, armuda benzedim. -Bana bak.
Karizmatik ve cool bir iş adamısın.
Tamam mı? Unutma. Ve gülümse.
Aaa.
Duygu’cum.
Nerede kaldın?
-Merhaba Eliz. -Hoş geldin.
Hoş buldum. Alper, Eliz.
Memnun oldum.
Alper.
Hadi gelin. Gelin şöyle. Gelin.
Herkese merhaba.
Merhaba. Hoş geldiniz.
Hoş buldum.
Erkek arkadaşım Alper.
Beni ziyarete geldi İzmir’den.
Hoş geldin Alper.
Zengin bir iş adamıyım.
Duygu gibi muhteşem bir kadınla kim aşk yaşamak istemez ki?
Duygu bu benim en sevdiğim oyun.
Yeni bir yarışmacımız var.
Gel, gel, biz de izleyelim.
Evet, rakip bekliyoruz.
Oooo.
Alper ve Murat.
Biraz fazla ciddiye aldılar galiba.
Ben alayım onu.
-Kıyasıya bir mücadele olacak. -Seninki de pek hevesli çıktı.
Başlıyoruz.
Ve, Murat. Sağ el, sarı üçgen.
Alper. Mavi üçgen.
Murat. Sol el mavi daire.
Alper, sağ el sarı daire.
Murat, sağ el kırmızı altıgen.
Çok mu seviyorsun onu?
Her şeyden çok.
-Murat sol ayak, mavi kare. -Hem sana ne?
-Sen önüne bak. -Alper sağ el sarı kare.
Murat sol el, yeşil altıgen.
-Evleneceksin yani. -Alper, sağ ayak sarı altıgen.
-Evet. -Güzel.
Murat, sağ ayak sarı kare.
Kaç yıldır berabersiniz?
Çeviriyorum.
-İki yıl. -İki yıl.
-Murat, sağ el mavi altıgen. -Güzel.
Bir şey söyleyeceğim. Senin alnında açılma mı başlamış yoksa hep mi öyleydi?
Sana ne?
Bravo. Çak.
Çok iyi.
-Çok iyisin. Bravo. -Tebrikler.
Gel hayatım.
-Canım. -Bir şeyler içelim.
-Gerçekten harikaydım değil mi? -Geri zekalıydın.
-Geri zekalı. -Ne yaptım ben be?
Çekil.
Sizi daha önce hiç görmedim.
Demek ki yeterince iyi bakmamışsınız.
-Ben Murat. -Duygu.
Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun Duygu Hanım?
Geri dönmeyi.
Onu sormadım.
Ben artık masallara ve kahramanlara inanmıyorum.
Ne yapıyorsun?
Toplanıyorum.
Döneceğim.
Sergin?
Sergi için geleceğim tekrar.
O zaman önce seni bir yere götüreyim.
Sonra nereye gitmek istiyorsan git.
Niye getirdin beni buraya?
Evlen benimle.
Evet?
Evet.
Bunu cebine geri koy.
Yemezler. Kandıramazsın beni.
Hayır, ben ciddiyim.
Ne evliliği? Biz daha çocuğuz.
Evet işte, çocuğuz. Ve hiç büyümeyeceğiz. Öyle dedik ya.
-Hm? -Yalan söyledim.
Her şey çok güzel olacak.
Gelecekle ilgili vaatler verme.
Seni hiç bırakmayacağım.
Ve sonsuza kadar da seveceğim.
Ayrılalım.
Evet.
İmzaladığınız sözleşme burada.
Aradan tam beş yıl geçti ve sözünüzde durdunuz.
Buyurun.
Yanlışın var Hakan abi.
Sözünde durmayan biri var.
Demek ki biri sözünde durmuş Hakan abi.
Sevgilin olduğu yalandı yani.
Düğün davetiyemiz.
Hoşlanıyor musun canımı acıtmaktan?
Acıyor mu gerçekten?
-Dur, dur. -Bırakır mısın? Bırak.
-Bırakır mısın? Bırak dedim. -Bir bak.
Hayır bakmayacağım. Düğünün de davetiyen de beni ilgilendirmiyor.
-Kızım dur. -Kalmak istemiyorum.
-Duygu. Kızım. -Tamam, bırakmayacağım.
-Bu ne be? -Ne o ya?
Niye Duygu yazıyor burada?
Bilmem. Niye?
Kabul et, iyi oynadım. Kabul et.
Bak. Eliz?
Arkadaşımın kardeşi. Oyunculuk okuyor. Çok yetenekli.
Ama senin sevgilini oynamaya çalışan o tipsizden
daha iyi oynadı. Bunu da kabul et.
Eliz, başlıyoruz.
Annen. Baban.
Etrafımızdaki herkes, her şey, hepsi oyun muydu yani?
Herkes biliyordu.
Sana inanamıyorum Hakan abi. Aşk olsun ya. Sen...
-Hiç yakıştıramadım. -Hiç. Hiç yakışmıyor.
Hayır kızım. Her şeyi gören, duyan kişilere şahit derler.
Ben de görevimi yaptım sadece, o kadar.
Buna şahitlik değil, ortaklık denir.
Aa.
-Sen o kızla öpüştün. Gözümün önünde... -Sen öyle zannettin.
Ben yanağından öptüm.
Ayrıca,
kaldığın misafir evi senin.
Yani bizim.
Duygu.
Bugün 6 Haziran.
Sen öyle erken arayınca ben bir oyun oynayayım dedim.
Hem yıllar önce beni bırakıp gitmenin intikamını alayım dedim...
...hem de beni hâlâ sevdiğinden emin olmak istedim.
Artık hazırız.
Evlenmek için.
Duygu. Duygu.
-Bırak beni. Bırak beni dedim. -Duygu.
Bu kapıdan çıkıp gitmene bir kez izin verdim.
Bir daha asla olmayacak.
Sev beni.
Sev beni.
Murat.
Olduğun yerde kal, sakın kıpırdama.
-Günaydın. -Günaydın.
-Erken kalkmışsın. -Kanala gideceğim.
Gelmek ister misin?
Cık.
Ekrandan daha yakışıklısın.
Final etabının bugünkü kategorisi acı.
Bir anlık dikkatsizlik, Murat Şef’ten.
Büyük hata, özellikle de böyle bir final etabında yapmak için.
Ama burası mutfak. Böyle şeyler olabiliyor.
Maalesef.
Duygu Hanım, tek başınıza mı geldiniz?
Ailenize haber verseniz iyi olur.
Üzgünüm.
Size nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama kısa sürede ilerleyecek.
Alper.
Bana piyango vurdu.
Doktor, beş yıl sonra ortaya çıkmasının piyango olduğunu söyledi.
Sence de öyle değil mi?
Hak ettin ama Murat.
-Geçmiş olsun. Size de teşekkür ederim. -Geldik yolun sonuna.
Finale ikiniz kaldınız.
Yalnız, kazananı belirlemek için bir ay beklemeye gerek yok.
Kazanan belli.
Anlaşılan bazıları elinden çok ağzının hünerini geliştirmiş.
Ama belli oldu.
Final biraz kanlı geçecek.
Eminim.
Pardon.
Gözlerini açtığında ve bunu okuduğunda gülümsemeni istiyorum.
Çünkü bugün yeni hayatının ilk günü.
Yeni hayatımızın ilk günü.
Murat ben.
Sana tahmin ettiğinden çok daha önce aşık olmuştum.
Ve biliyor musun...
...düşündüğünden daha uzun süre bekledim ben seni.
Beş değil, beş yüz sene.
Artık benimsin.
Artık seninim.
Ne yapacağım ben şimdi?
Nasıl dayanacağım buna?
Çok korkuyorum anne.
Çok korkuyorum.
Neredesin sen?
Kaçak?
Konuşmamız gerekiyor.
Duygu.
Özür dilerim.
Tekrardan hayatına girdiğim için.
Sen var ya.
Demek intikam alıyorsun, ha?
Oyuna karşı oyun.
Bir de bavulunu almış yanına, inandırıcı olsun diye.
-Bak yemezler artık. -Murat.
Ben ciddiyim.
Ne ciddisin? Ne, ne diyorsun?
Bizden olmuyor.
Hiçbir zaman da olmazmış.
Niye?
Ben gidiyorum.
Lütfen beni arama.
Ulaşmaya da çalışma.
Şimdi ne var?
Hayallerim dedin, gerçekleştirdin.
“Yurtdışına gideceğim.” dedin, kaçtın gittin.
Şimdi derdin ne? Hm?
Ha?
Ben gerçekten çok özür dilerim.
Ben özür dilemeni istemiyorum.
Sadece bir cevap istiyorum, cevap.
Beş yıl bekledim ben seni.
Beş yıl bekledim seni.
Allah kahretsin!
Bir şey söyle.
-Duygu. -Söyleyecek hiçbir şeyim yok.
Bir şey söyle bana.
Bana bir şey söyle.
Ben bir açıklamayı hak etmiyorum yani, öyle mi?
Beni hiç sevmedin mi?
Bencilin tekiymişsin.
Bu yüzden de hep yalnız kalacaksın.
Defol git hayatımdan.
Defol git.
Defol git!
Özür dilerim.
Ne kadar aptalmışım.
Hiçbir zaman sevmemiş ki beni.
O seni hep sevdi.
Seni sevmekten hiçbir zaman vazgeçmedi.
Hı hı.
-Ne bunlar? -Bunların hepsi Duygu’nun hediyeleri.
-Yani? -Yani...
...siz ayrıyken getirdi bunları.
Her 6 Haziran’da.
Yani, bunları sana söylememem için bana yemin ettirmişti ama...
Son dört yılın menüleri.
Her geldiğinde yeni bir isim verdi.
Ben...
...sonsuza kadar...
...seninleyim.
Eğer birini gerçekten sevdiysen
onun için her türlü fedakarlığı göze almışsın demektir.
Kendinden vazgeçmeyi bile.
Pardon, bu Alaçatı Craft varmış.
Evet. İleride solda.
-Solda. -İleride solda.
Tamam, teşekkürler.
Bunun daha büyüğü var mı?
Ne yapacaksın daha büyüğünü? Güzel işte o.
Peki başka modeli var mı?
Başka model...
Bir saniye.
-Ne işin var senin burada? -Duygu nerede?
Yok burada.
-Git buradan, bir daha da geri gelme. -Duygu nerede?
Bilmiyorum.
-Duygu nerede? -Bilmiyorum, dedim.
-Söyle bana. -Söyleyemem.
-Söyleyeceksin. -Söyleyemem dedim.
-Nerede olduğunu söyle. -Söyleyemem.
Duygu nerede? Bana ne oyun oynuyorsunuz?
Başkasını bul!
Bulamam!
Bulamam!
Ne işin var senin burada?
-Git buradan. -Hayır.
-Murat, git. -Gitmeyeceğim.
Gider misin?
Bana her şeyi anlatana kadar hiçbir yere gitmiyorum.
Önce ayak parmaklarından başlar.
Sonra yukarı doğru tırmanır.
Yürüyemez hale gelirsin.
Yavaşça bütün bedenine yayılır.
Ellerine geçer.
Kalem tutamazsın.
Düğmeni bile ilikleyemez hale gelirsin.
Giderek ...
...küçülmeye başlarsın.
Tüm bedenine...
...yayıldıktan sonra da...
...sıra boynundan yukarı gelir.
Her şeyin içine hapsolur.
Attığın bütün o çığlıklar...
...artık sadece...
...gözlerinde görülmeye başlar.
Ve geriye tek bir şey kalır.
Acı.
Hepsine şahit olduktan sonra...
...önce bütün bunları yaşayan...
...anneni toprağa verirsin.
Sonra da...
...onun yokluğuna dayanamayan babanı.
Geriye sadece tek bir seçenek kalır.
Kaçmak.
Hep.
Bana...
...evlenme teklif ettiğin o gün...
...kabuslarımın başladığı gündü.
O zarf...
...yurt dışında bir okuldan gelmemişti.
Bana da geçmiş.
Ben de beklemeye başladım...
...başlamasını.
Sonra, “Bir mucize oldu.” dedim.
“Beni es geçti.” diye düşündüm.
“Belki bir istisnayım.”
Sana koştum.
Tekrardan.
Çocukça bir heyecanla.
Ama yanılmışım.
Her gün...
...her gün...
...gözlerinin önünde...
...eriyip gitsem...
...bana acır mıydın?
Yoksa yine de sever miydin beni?
Murat git.
Git, ne olur git.
Ne olur?
Lütfen git.
Git.
Birader. Ne yapıyorsun ya?
Bu ne biçim araba kullanmak ya?
Öldürecek misin bizi?
Kardeşim. Çeksene arabanı şuradan.
Hmm.
Bunlar çok lezzetliymiş.
Nereden?
Şurada yeni bir yer açıldı. Oradan aldım.
Büyük final yarın akşam canlı yayında sizlerle.
Türkiye’nin en yetenekli şefi belli oluyor.
Altay Şef mi, Murat Şef mi?
Bu büyük mücadeleyi sakın kaçırmayın.
Bu herif her geçen gün daha da karizmatik oluyor ha.
-Ekrandan o. -Neden?
Ekran yüzü var onda.
-Öyle mi? -Evet.
Bakıyorum da sen yedikçe çenen düştü senin.
Allah Allah.
-Ne yapıyorsun? İzliyordum. -Hadi bakalım, gidiyoruz.
Nereye?
Nereye be?
Bayanlar baylar.
Maraton sona eriyor. Ve nihayet bu akşam
Türkiye aradığı şefi buluyor.
Son temamız tatlı.
Bu akşam sadece bir şefimiz mutlu olabilecek.
Acaba Murat Şef mi...
...yoksa Altay Şef mi?
Hep birlikte göreceğiz.
Bu göreviniz için süreniz 30 dakika.
Tatlı deyip geçmemek lazım,
çünkü ana yemeklerden çok daha uzun zaman ihtiyaç duyar tatlılar.
Şeflerimiz de bunun gayet farkındalar. O yüzden hızlı bir şekilde çalışıyorlar
çünkü tatlılarını tam zamanında bitirip jüriye sunmak durumundalar.
Ve geri sayım başlasın.
Son beş. Dört. Üç. İki. Bir.
Şimdi, şeflerimizi teker teker kaderlerini belirleyecek olan tatlıları
jüriye sunmak üzere jüri masasına çağıracağım.
Altay Şef. Senle başlayalım.
Mükemmel olmuş.
-Tek kelimeyle harika. -Diyecek bir şey bulamıyorum.
Altay Şef jüriden çok iyi yorumlar aldı.
Murat Şef, seni de tabağınla beraber buraya alalım.
Murat Şef.
Ne yapıyor? Çekim devam ediyor mu?
Murat Şef?
Murat?
Tezgaha koyabilirsin.
Murat Şef tezgaha bırakman gerekiyor.
Tatlı.
Senden asla vazgeçmeyeceğim.
Artık korkmuyorum.
Çünkü sen varsın.
Gene yağıyor.
Bu ne?
Çorba yaptım sana.
Ekşi.
Sensin o.
Soğuk.
Hava çok soğuk, evet.
Çorbayı diyorum, salak.
Ne yapayım? Getirene kadar soğudu.
Soğukmuş.
Öpüşelim mi?
Önce hak et.
Peki.
Seç bakalım.
Sıra sende.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.