All language subtitles for Yol Arkadaşım - Travel Mates

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Keleson, keleson, keleson! Bayanlar baylar, keleson!

Hanımlar beyler, merhabalar.

Hanımlar beyler mi, bayanlar baylar mı?

Bayanlar, baylar

keleson, keleson!

Ben Fevzi Kimya'dan Onur Güzel, hepinize hoş geldiniz.

Hepinize hoş geldiniz diye bir şey yok.

Keleson isimli mucizevi bir üründen bahsedeceğim bugün sizlere.

Seyrek saçlı bölgeye köpük olarak uygulanır

ve iki dakika sonra bol suyla durulanır.

İçeriğindeki mikrognarüller sa...

- ...Mikrogranül, mikrogran... - Neydi bu ya? Keratin mikrogranülleri.

Keratin mikrogranülleri.

- ♪ Vermem seni ellere vermem ♪ - ♪ Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem Söz verdim mi geri dönemem ♪

♪ Vermem seni ellere vermem ♪

♪ Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem ♪ ♪ Söz verdim mi geri dönemem ben ♪

-Efendim bir tanem? - [Aysun] Bak Onur,

[Aysun] babamlara da haber verdim, artık bu işin geri dönüşü yok kesin geleceksin.

Tabii ki geleceğim bir tanem, söz verdim geç kalmayacağım.

Babamla tanışmaktan bu sefer de kaçarsan yakacak ortalığı. Biliyorsun değil mi?

[Aysun] Bir kez daha ekersen, bu iş başlamadan biter.

bir tanem ben dün gece sana mesaj attım ya planımı işte, bayramın ilk günü öğlen

sunum için Ayvalık'tayım zaten, işte bu Keleson sunumunu yapacağım.

Ondan sonra direk size geleceğim yemeğe. Zaten otelle

sizin evin arasında beş dakika var. Ben baktım haritadan.

Sen de hiç güvenmiyorsun bana ya.

[Aysun] Daha önce üç kere geleceğim deyip gelmediğin için olabilir mi, Onur?

Ama ben söz vermedim ki, izin alabilirsem dedim,

alamadım. Bu sefer kesin yani. Yarın sabah yola çıkıyorum ben.

[Aysun] Valla ben anlamam. Bu, ailemle tanışmak için son şansın.

[Aysun] Tabii hala tanışmak istiyorsan.

Tabii ki istiyorum bir tanem, o ne biçim laf.

- [Aysun] Vallahi billahi de. - Vallahi billahi.

[Aysun] İki gözüm önüme aksın de.

İki gözüm önüme aksın.

[Aysun] Yalan söylersem vücudum yansın, kül olsun. Küllerimi çöpe silksinler de.

Yalan söyleyeni siksinler.

[Aysun] Sen benimle dalga mı geçiyorsun?

Hayatım, yalnız ben tünele giriyorum şu an, çekmeyebilir.

[Aysun] Benimle konuşurken tünele giremezsin, özür dileyeceksin benden.

Tamam akşam aray...

-...dik...öt... -[Aysun] Onur?

-düttik...yek. -[Aysun] Alo?

-Tak...tak. -[Aysun] Onur?

Abi, abi rahat girer. Gel sen. Girer o oraya abi, sen merak etme. Gel.

-Tamam. -Tamam, bin sen.

Öne git abi. Aç camı.

Öne git abi şimdi. Şimdi sağlı gel.

Sağ yap direksiyonu gel abi. Gel abi.

Kaldırıma çıkıyor ama.

Çıksın, önemli değil. Gel sen. Bir şey olmaz. Kaldırımlar alçak.

Gel, gel, gel.

Gel. Böyle olmaz. Biraz öne al, öne git abi. Komple böyle git. Heh öyle.

Şimdi direksiyonu sağa kır. Gel abi.

-Böyle? -Evet, aynen öyle, gel abi.

-Tam kırdım. -Tam kır gel. Tam kır.

Evet, gel, evet. Şimdi sol yap tatlı tatlı.

-Oluyor mu? -Oluyor, oluyor. Gel sen.

Gel, gel, gel, gel. Dur yavaş!

-Şimdi sağ yap öne git abi. -Tamam.

Şimdi sol yap. Hoop.

Tamamdır, tamam yeter. Tamamdır, böyle bırak, bir şey olmaz.

Böyle bırak bir şey olmaz. Tamam.

-Kardeşim çok sağ ol, teşekkür ederim. -Ne demek abiciğim, Estağfurullah.

Manyak mıdır nedir ya.

Buyurun, arabanız.

Nerede kaldın ya, sıcaktan piştim.

Burası çok doluydu ileriye park ettim. Kusura bakma teyze.

Ne teyzesi be?

- Aa! - Aa!

-Aa, arabamı vurmuşsun. -Nasıl ya?

Öyle şey olur mu? Ben sizden aldığımda vardı bu.

Birisi daha önce sürtmüş bu arabaya. Sürtük bu.

-Ne diyorsun be? -Evet, basbayağı sürtük bu.

Ne sürtmesi be? Vurmuşsun işte.

-Yalan mı söylüyorum? -Vallahi ben öyle bir şey yapmadım.

Dedim ya, sizden aldığımda vardı bu teyzeciğim.

Bak, hâlâ teyze diyor. Vurmuşsun işte.

- Vurmuşsun. Yaptım de. - Yapmışsam yaptım derim zaten.

Vurdum de bitsin bu iş.

-Ama bakın... -Bal gibi vurmuşsun işte.

Ya yeter be teyze! Sana yalan borcum mu var?

-Delirtmeyin adamı! -Aa!

-Aa manyak! -Çekilin.

Buyurun arabanız.

Peki, tamam.

Kamuran Bey başka hasta almayacakmış bugün, bilginiz olsun.

Yalnız...

Yalnız benim randevum vardı. Bu görüşme benim için çok önemli. Lütfen.

Maalesef beyefendi. Benim yapabileceğim bir şey yok.

İnanın beş dakika yeter. Altı verseniz de almam.

Beş dakika görüşeyim Kamuran Bey ile. Çok önemli, lütfen.

Bunları sana ben taktım ya.

Allahım yarabbim.

Çıldıracağım. Kim bilir kimlerin ellerinde paralanıyor bunlar böyle?

Gerçekten bak, bir anlık bir hataydı Kamuran.

Bravo. Bir anlık hataymış. Zaten olay bir anlık bir şey.

Senin için onca şey yaptım ben be.

Her yerini bedava düzelttim. Beş kuruş para almadım senden ben.

Çirkin ördek yavrusuydun. Senden bir kuğu yarattım, ben kuğu!

Kuğumdun sen benim.

Ama sen ne yaptın? Hmm?

Beni aldattın.

Gittin beni boynuzladın!

Aldattın beni!

Peki ben tekrar gelmek istesem

bana en yakın ne zamana randevu verebiliyorsunuz şuan?

Bir bakalım.

Siz bakın ben geliyorum.

-Beyefendi nereye? -Al sana meme!

Tabii bunları bir de yerinde görmek lazım.

- Doktor bey engel olmaya çalıştım ama... -Kamuran Hocam.

Aylardır sizinle tanışacağım anı bekliyorum.

Öncelikle kendimi tanıtayım.

Fevzi Kimya'dan Onur Güzel ben.

Ee. beş dakikanızı rica edeceğim. Bir ürün tanıtıp hemen kaçacağım ardından.

Fakat öncesinde,

şirketimizin size özel ürettiği eşantiyonlardan takdim etmek isterim.

Adınıza basılmış Fevzi Kimya defteri buyursunlar.

Arkadaş, ne defteri, bak konuşuyoruz. Lütfen çıkar mısın!

Ben onu çok da beğenmeyeceğinizi tahmin ederek

bambaşka bir hediyelikle daha geliyorum.

Ateş düşürücü fitil için ürettiğimiz muhteşem bir hediyelik.

Kalemlik şeklinde, kalemi böyle takıyorsunuz.

Masanıza renk katacak.

Lütfen, fitili de al çık. Lütfen, bir şey konuşuluyor!

Kurban bayramına özel

sınırlı sayıda üretilen

-esprili taçlarımız. Kamuran Hocam lütfen. -Ya bırak! Lütfen çıkın.. Çık--

Onu mu ima etmeye çalışıyorsun şu an?-- Ne denildiği anlaşılmıyor.

Yok, yok!

Hayır hocam, kurban bayramı için o. Öküz şeysi.

Neyi ima ediyorsun böyle? Boynuz moynuz?

- Neyi ima ediyorsun? - Hocam yapmayın, lütfen.

-Gel lan buraya! -Kamuran Hocam, lütfen. Yapmayın.

Hocam öküz altında buzağı aramayın, ne olur.

-Yapma, yapma ne olur! -Ben adamın amına!

- Çekil Şerefsiz! -Nazmi ayıp oluyor ya!

Haşmet abi, nerede kalacağım ben şimdi?

Onu bu hatayı yapmadan önce düşünecektin.

Onu bunu boş ver abi. Gel beraber temiz bir sayfa açalım.

Len defterde temiz sayfa mı kaldı? Bu kaçıncı?

Tamam. Tazminatımı verin gideyim o zaman.

Ne tazminatı oğlum? Biz senin daha sigortanı yaptırmadık.

İyi, yaptırın o zaman. Hadi bekliyorum.

Hadi.

Onu da çarptığın arabanın masraflarına say.

Ulan size yazıklar olsun be.

Siz beni istemiyorsanız ben sizi hiç istemiyorum.

Alın üniformanızı da istemiyorum.

Alın! Delirttiniz beni be!

-Delirttiniz! -Gidin dövün bunu.

Gelin.. Gel lan..

Kaçma lan şerefsiz!

Kolay gelsin.

Merhaba.

Merhaba Deniz.

-Ne haber Nazlı? -Selam Onur.

Onur, Fevzi Bey seni çağırıyor.

-Hayırdır? -Ayvalık'taki fuarla ilgili herhâlde.

-Sen niye bu kadar mutlusun? -Hayat güzel.

Ortam iyi. İşimi seviyorum.

Gel.

Beni çağırmışsınız Fevzi Bey.

Kamuran Bey'i ziyarete gitmişsin galiba.

Fevzi bey inanın Kamuran Hoca her şeyi yanlış anladı,

yani hiç dinlemeden üstüme saldırdı.

Bak Onurcuğum. Kamuran Hoca delidir, doludur ama

bu sektörde çok önemli bir estetisyendir.

-Doğrudur efendim. -O yüzden benim biraz bu duruma

canım sıkıldı.

Ya ben çok özür dilerim Fevzi Bey. Gerçekten.

Özür diliyorsun, ha?

Otur.

Anlamadım.

Mekik çekeceğim. Otur.

Ha, mekik. Ben de...

-Şöyle dizleri kırınca... -Kırınca mı siz?

Ha söyle. Rahat ediyorsunuz değil mi şöyle?

- Otur - Oldu mu?

Oldu.

Şimdi bak kardeşim.

-Sana kardeşim diyebilirim, değil mi? -Tabii ki.

Altı aydır bizim şirkette çalışıyorsun

ama satış performansın berbat.

Yani şimdi Fevzi Bey, ben yavaş yavaş adapte oluyorum.

Yani eğer bana biraz daha zaman verebilirseniz.

Zaman yok. Zaman yok. Biz büyük şirketlerle mücadele ediyoruz. Zaman hep çok az.

Yani tabii siz de haklısınız ama tabii Fevzi Bey.

Bak canım. Sana canım diyebilirim, değil mi?

-Hıhı. -Bak canım.

Bayramdan iki gün önce sana bunu söylemek istemezdim ama

bizim seninle bu şartlar altında çalışabilmemiz çok zor.

Seninle aynı pozisyonda olmak isteyen çok insan var.

Fevzi yapmayın ne olur. Yarın Ayvalık'a fuara gideceğim. Aylardır Keleson sunumuna

çalışıyorum. İnanın o sunuma çok hazırlandım. Lütfen.

Çok çalışacağım. Çok iyi bir sunum yapacağım ve bir sürü sipariş alacağım.

-Söz veriyorum size. -Ben bir karar aldım mı

o karardan asla geri dönmem.

Senin yerine de Ahmet gidecek fuara.

Ahmet mi? Yapmayın Fevzi Bey, ne olur. Çok hazırlandım o sunuma. Ben yapabilirim.

Mümkün değil.

Fevzi Bey ne olur, yalvarırım. Bir şans daha verin. Lütfen!

Uzatma.

Biliyorum. Buradan ayrılmak senin için çok zor.

Ama moralini bozma.

Bazen

içindeki enerjiyi açığa çıkarabilmek için

fitili ateşlemen gerekir.

Anladım Fevzi Bey.

Bu arada, gülüm.

Sana gülüm diyebilirim, değil mi?

-Yani, dediniz. -Gülüm,

- şimdi bugün - ve yarın muhasebe kapalı.

Biz senin çıkış işlemini bayramdan sonra yaparız.

Alacak verecek artık hesaplaşırız.

-Tamam. -Arabanın anahtarını da bekçiye bırak.

Ve son olarak,

hayatta yalnızca kaldırabileceğin yüklerin altına gireceksin.

İyi günler Fevzi Bey.

Bayram abi, bir kutu mutu, bir şey yok mu? Leğenle eşya topluyoruz ya.

Hayırdır oğlum? Fevzi Bey ne diyor?

-Kovuldum. -Yaa.

Keleson'un sunumuna da o kadar hazırlanmıştın.

Ee şimdi kim gidecek fuara senin yerine?

-Sen. -Kötü olmuş ya.

Geçmiş olsun.

-Efendim? -Özür dilemeye aramıyorsun. Helal olsun.

Bugün işler biraz yoğundu hayatım. Kusura bakma.

Neyse ki merhametli bir insanım da bu fırsatı vermek için ben arıyorum.

İyi yapıyorsun.

-Evet? -Ne eveti?

- Özrünü bekliyorum. - Ha. Ee... özür dilerim.

Ah şu benim merhametim yok mu.

En kötü huyum merhametli olmam.

Özrünü kabul ediyorum.

Oh, çok şükür.

Annemle bayram sofrası için neler hazırladık, inanamazsın.

Bu arada sen arabayla geliyordun, değil mi?

Çünkü babama Onur'a şirket araba vermiş deyince acayip hoşuna gitti.

Tabii canım. Gelmez olur muyum? Arabayla geliyorum.

Annem arıyor. Kapatmam lazım. Sen ne yapacaksın?

Söylemiştim ya. Liseden arkadaşlarla yemeğe gideceğiz.

-Yine mi ya? -"Yine mi" mi?

Zaten senede bir kez yemek yiyoruz hayatım, ne "yine mi"si?

-Neyse, geç kalmıyorsun. -Tamam.

Sen kendine mi bakıyorsun?

Acaba diyorum bayram için saçlarımı mı boyatsam?

Ne dersin?

Valla sen daha iyi bilirsin.

Doğru söylüyorsun. Ben daha iyi bilirim.

Hadi bye.

-Abi benim tepem attı. -Ee?

- Sonra gittim patrona, - o genel müdürlük benim hakkım dedim.

-Vurdum yumruğumu masaya! -Ee?

Verdi tabii.

-Yürü be! -Genel müdür, vay! Helal helal.

Serdar, sizin şirket borsaya giriyordu. Ne oldu o iş?

Hisseler tavan. Tak tak tak.

-Helal kardeşim. -Helal.

Ee, Onur. Sen ne yaptın?

Ben de işte bugün...

- Terfi aldım. - Haydi!

-Çak, çak. -Hadi bakalım, oo terfiye!

Tabii üç ay ayın elemanı seçilince

direkmen birinci müdür yaptılar. Yani...

Bizde öyledir sistem. Müdürlerin...

Müdürü gibi oldu.

Eee...

Abi, işini iyi yapacaksın.

İşini iyi yaptıktan sonra karşılığını almama şansın yok.

Mutlaka abi.

-Mutlaka. -Yüzün burada diye demiyorum.

Yani lisede her şeye inanırdım ama

senin ilaç mümessili olacağını inanmazdım be abiciğim

Bu çocuk derdim, müzisyen olacak,

uçacak gidecek derdim ya!

-Değil mi? -Yıl sonu partilerinde bir gitar çalardı,

ya hasta olurdu herkes deliydi herife ya!

Sen niye o yoldan yürümedin ki abi ya?

Ya işte babam "Oku, kolunda altın bilezik olsun, hobi olarak yine yaparsın" derken

- o tren kaçtı bir kere yani. - Hayırlısı olsun neyse.

-Evet abi olsun! Terfiye içiyoruz. -Helal.

Oo beyler, saat 12, ha?

Şefim, sepeti alayım.

Haa. Hadi beyler. Telefonları çıkarıyoruz.

Kimin eşi veya sevgilisi önce ararsa

hesap onda.

Beyler, hesap Onur'da.

Yok abi, o aramıyordur. Bu saatte aramaz o.

Onur, görüntülü arıyor be!

Açmamak olmaz şu an.

-Efendim bir tanem? -Neredesin sen?

Hâlâ eve gitmedin mi?

Onur'un hesap kesim tarihi geldi beyler.

Onur eve koş.

Hayatım ben seni biraz sonra arayayım mı? Şu an müsait değilim.

Sonra falan arayamazsın.

-Tamam. Hesap bende. -O zaman Onur'a.

- Çak, çak, çak! - Çak, çak, çak!

Çakın.

-Onurcum kesene bereket. -Afiyet olsun.

-Hadi beyler, kalkalım artık. -Hadi bakalım.

Ben bir yolluk daha alayım, öyle kalkayım ya.

-İyi, sen bilirsin. Hadi kardeşim. -Eyvallah abi, eyvallah.

-Sağ olasın. -Afiyet olsun.

Sağ ol kardeşim. Eyvallah.

Eyvallah.

Onur. Hâlâ beni aramadın.

Ben de heyecandan uyuyamadım.

Sakın ha verdiğin sözleri unutayım deme ve sakın geç kalma.

Saçına, başına, kıyafetine ve arabanın temizliğine çok dikkat et.

Babam biliyorsun intibarı çok önemser. Ben de babamın önemsediği şeyleri çok önemsiyorum.

Eğer bir kere daha sözünde durmazsan

seni mahvederim.

[TV'deki sunucu] Sevgili izleyenler,

sizlere yolculuk yapmanın yepyeni ve çok hesaplı bir yolundan bahsedeceğim.

Yol Arkadaşım. Evet.

Yol Arkadaşım uygulaması sayesinde

aynı yöne gideceğiniz insanlarla eşleşip

benzin ve yol masraflarını paylaşarak

hem hesaplı bir yolculuk yapacak

hem de toplu taşıma çilesinden kurtulacaksınız.

İster kendi aracınızda yeni yolcular arayın

isterseniz başkasının aracında yolcu olarak katılın.

Hemen Yol Arkadaşım uygulamasını

akıllı telefonunuza indirin

ve böylece yepyeni bir seyahat deneyiminin tadını çıkarın.

- Yol Arkadaşım - artık hepimiz

- yolluyuz. - İndirelim bakalım.

Yol...

Arkadaşım. Ara.

İndir.

Nereye seyahat etmek istiyorsunuz?

Ayvalık.

Arabam var.

-Yol arkadaşı ara. Ara.

Bir yol arkadaşı bulundu.

Pardon. Şeref siz misiniz?

-Evet, benim. -Onur ben.

-Çok memnun oldum. -Ben de.

-Sen dün otoparkta bana... -Evet, sana yardım etmiştim.

Yani, yardım etmiştin, evet.

-Birlikte seyahat edeceğiz demek. -Aynen.

Bu araba ne ya?

Haa. Şirket arabası. İlaç mümessiliyim de ben. Fevzi Kimya.

-Fevzi kim ya? -İşte şirketimizin sahibi.

- Hee. - Hıı.

-Valizlere yardım eder misin? -Tabii, alayım onu ben.

Al bunu da. Şunu da al.

Al.

Sen valesin o zaman.

Artık değilim.

-Ne yapıyorsun peki? -Ne iş olursa yapıyorum.

-Ne iş olsa yapıyorsun? -Yani elimden her iş gelir.

Bir nevi gizli işsizsin yani.

Gizli falan değil.

Şu anda çok açık, bariz bir şekilde işsizim.

İyiymiş.

Ee, Ayvalık'ta ne yapacaksın?

Ben oralıyım zaten.

Önce anne babayı ziyaret, sonra kendime iş bakacağım.

-Güzelmiş. -Sen ne yapacaksın peki?

Ben de iş için gidiyorum.

Bir de kız arkadaşımın ailesiyle tanışacağım.

Ooo.

Heyecanlısındır sen şimdi.

Yani bakalım.

Bilirim. Biz de o yollardan geçtik.

-Ha sen evli misin? -Yok.

-Sevgilin var mı? -Yok.

-Daha önce oldu mu? -Yok.

Bilirim dedin. Biz de geçtik o yollardan dedin?

Duyuyoruz işte hani evlenenler, sevgili olanlar falan.

- Bunlar hayırlı, güzel şeyler.- - Anladım.

-İyi yolculuklar o zaman. -Yolumuz açık olsun.

Onur!

Onur!

Çok pardon, çok pardon, çok pardon.

Abi, ne yapıyorsun?

Abi, ben dün gece uykumu hiç alamadım da. Kusura bakma, ne olur.

Ama abi, sonuçta sana canımızı emanet ediyoruz.

Doğru, doğru, doğru, doğru.

Yani diyelim ki sen direksiyon başında uyuyakaldın.

Gittik biz dan diye bir arabaya çarptık.

Oradan sektik, dan diye başka arabaya vurduk.

Üç takla attık, karşı şeride geçtik.

Gittik şarampole yuvarlandık. Araba ters bir vaziyette duruyor.

İkimiz de içinde sıkışıp kalmışız. Yangın başladı arabada.

Yangın ikimize birden sıçradı. İkimiz de yanmaya başladık.

Sen bağırmaya başlıyorsun, "Aaaa."

Ben bağırıyorum, "Aaaa."

Sen dedin ki, "Abi ben çok fena yanıyorum."

Ben diyorum ki, "Kardeşim, ben daha seni yeni tanıyorum.

Önce can, sonra canan." Ama sonra bakıyorum, yufka yüreğim izin vermiyor.

Arabadan mı kendimi mi bir şekilde dışarı atıyorum.

Üzerimdeki yangını söndürüyorum.

Ama hala tam sönmüş değilim. Tütüyorum.

Senin gözünden tek bir damla yaş damlıyor.

Dönüp bana diyorsun ki, "Abi, ne yapalım?

Kaderimizse çekeriz."

Ben bu tabloyu görünce daha da gaza geliyorum.

Daha çok bağırmaya başlıyorum.

"Yardım edin! Sesimi duyan yok mu?

Sesimi duyan yok mu be?!"

Abi, ne yapıyorsun?

Canlandırma.

Canlandırma abi. Sakin ol. Tamam.

Yani yorulduysak çekeriz kenarda dinleniriz, öyle devam ederiz yola.

Ne gerek var kardeşim, ben kullanırım.

Sen mi kullanırsın?

Tabii canım. Ben üç yıl uzun yol şoförlüğü yaptım.

Bir tane bile kazam yok.

Hiç mi yok ya?

Yok ile hiç yok arasında hiçbir fark yok kardeşim.

Koca koca kamyonlar kullandım ben.

-Hakikaten mi ya? -Tabii canım.

Sen çek şu gişelerden sonra sağa.

Çek sağa.

Niye, öyle yapayım madem. Ben biraz uyuyayım sen kullan, olur mu?

Tabii canım. Sen uyu ya.

Bak başımıza neler geliyordu az daha, görüyor musun?

Hıhı, görüyorum.

-Ne oluyor ya? -Kusura bakma tümseği fark etmedim.

Benim kemerim niye takılı değil?

Ben çözdüm.

Niye kardeşim, manyak mısın sen?

Ne bileyim, rahat rahat uyu istedim.

Abi çeksene sağa. Sağa çeker misin abi?

Tamam çekeyim. Sana da iyilik yaramıyor.

Kesin bir şey oldu abi arabaya.

Al buyur. Yağ damlatıyor abi. Bir bu eksikti!

Tamam abi sakin ol. Ben iki yıl oto tamircilik yaptım. Bir saniye.

Bir de buradan bakayım.

Gel kaputun önüne.

Tatlı tatlı bastır abi. Böyle bastır. Tatlı tatlı. Bir şeye daha bakacağım.

-Buraya? -Evet. Tatlı tatlı bastır.

Bastır abi. Bas!

- Bas! Bas! - Tamam yavaş! Yavaş!

Tamam abi, tamam.

Tamam, tamam ya.

Ne oldu abi, neymiş?

Yağ damlatıyor. Tamirci bulmak lazım.

Gördüm çünkü siyah. Pıt pıt damlıyor. Duydum da.

-Yağ damlatıyor? -Evet.

-Pıt pıt? -Pıt pıt.

-Gel abi, bin arabaya gel. -Hadi.

Oraya kadar götürür mü bizi?

Bu hâlde kırk kilometre daha götürür. Garanti.

Hani kırk kilometre daha götürürdü?

Arabanın hiçbir suçu yok. Ah!

Sana inananda kabahat abi.

Kırk kilometre daha götürürmüş.

Benzin ikaz ışığı o bir kere. O kırk götüren.

Yani kusura bakma kardeşim ama bak bir şey söyleyeceğim.

Sonra alınmaca, darılmaca yok Şeref.

-Hangi şarkı? -Bu şarkı.

Sen ne yapıyorsun abi arabada?

Abi, tansiyonum çok fena.

Küçük çok küçük. Büyük çok büyük.

İn abi arabadan.

- Çok kötüyüm. - İn abi arabadan in!

İki dakika, iki dakika soluklandık.

- İt! İt! - Tamam.

-İt hadi it! -İtiyorum. Sen de it!

Durdur! Durdur!

Muzaffer Usta!

- Muzaffer Usta! - Muzaffer Usta!

Muzaffer Usta!

Muzaffer Usta!

Ne var?

Hayırdır?

-Muzaffer Usta siz misiniz? -Evet, benim.

Siz Muzaffer'i görünce beni erkek zannettiniz, değil mi?

Siz kadın mısınız?

Ben kadın gibi kadınım kardeş!

Ne biçim konuşuyorsun abicim? Muzaffer Ustacım, bizim araba yağ damlatıyor da.

-Sana zahmet bir bakıversen? -Çek kardeşim arabanı!

- Çek. - Tamam. Gidelim mi yani?

Çek, buraya çek arabanı!

- He buraya getirelim. Kızdı. - Hadi!

Kadınmış lan.

-Hadi geç abi geç. -Hadi. Bir,

iki, evet!

Şu düştüğümüz hâle bak abi ya.

Yalnız itekliyormuş gibi gözüküyorsun ama bütün ağırlık bende.

Nasıl bütün ağırlık sende? Bütün yol ben götürmedim mi bu arabayı?

Kardeş?

Onur?

Kardeş?

İyi misin?

Onur.

Yüzümde bir şey kalmış mı?

-Yok ya tertemiz olmuş. -İyi.

Onur kusura bakma. Bu aralar kafam çok dalgın. Durduramadım arabayı.

Ama abi, olmuyor ki böyle!

Abi, ne desen haklısın.

Sen de var ya, aynı babama benziyorsun yemin ederim ya.

Onun da böyle senin gibi aklı beş karış havada.

Ya biz İstanbul'dan Ankara'ya İzmir üzerinden gidiyorduk ya ben küçükken.

Annen baban ne yapıyor peki?

Ne yapsın işte. Babam emekli.

Annem de ben küçükken aramızdan ayrıldı.

- Başın sağ olsun. - Yok ya.

Ölmedi. Terk etti bizi annem.

Bu hikâyeyi böyle anlatsan daha doğru olmaz mı?

Ne bileyim işte. Böyle anlatınca daha az kırıcı gibi oluyor.

Sonra babam başka biriyle evlendi.

Ben de üvey annemle çok iyi anlaşamayınca

babamla da az görüşür oldum.

Gerçi arıyorum, konuşuyoruz telefonda ama

hızlı kapatmak için elinden geleni yapıyor.

O telefon yüzüne kapandığında hani çat diye bir ses geliyor ya.

O ses hiç güzel bir ses değil ya.

Bir de en zoru ne...

Abi vallahi çok üzüldüm.

Bu kadar yıpratma ya kendini.

He, ben salıncağı görünce, şey...

Sizinkiler ne yapıyor peki?

Ha bizimkiler?

Ne yapsınlar işte. Ayvalık'ta yaşıyorlar.

İşte göreceğiz bakalım gidince ne yapıyorlar.

İyi.

Abi, kaç oldu saat ya. Kaç oldu ya.

- Şeref uyan. Şeref. - Araba oldu.

- Gerçekten mi ya? - Vallahi oldu. Kalk.

Ustam ellerine sağlık. Sağ olasın ya.

-Borcumuz ne? -300 lira kardeş.

-300 lira mı? -Evet.

Muzaffer usta zaten arabayı akşama kadar tamir edemedin bir de 300 lira istiyorsun.

Ayıp oluyor ama.

Yavrum benim paramı verin. Benim canımı sıkmayın bak.

Şeref çıkar abi. 150, 150 bölüşüyoruz.

- Abi niye 300 lira veriyoruz? - Şeref çıkar abi 150 lira!

Ben bir dakika daha gecikemem. Hadi!

Ver abi.

Usta, buyur 300 lira. Sağ ol.

Yani parayı verdik ama hiç içime sinmedi Muzaffer Usta.

Hadi gidin kadını hasta etmeyin bak.

Sabahtan beri fırça yiyoruz, çay içiyoruz.

Üstüne arabayı akşama kadar tamir edemedin.

300 lira istiyorsun. İtiraz ediyoruz,

- hadi gidin diyorsun. Nasıl gidelim! - Siktirin gidin.

Şeref, bugünlük bu kadar yeter abi, gel. Hadi.

Tamam gidiyoruz.

Ama şunu bil ki, kırıldım.

Kırıldım!

Haklısın. Ben yarın sabah erkenden yola çıkıyorum.

Geç de kalmıyorum. Kızma ne olur bana kızma.

-[Aysun] Of Onur of. -Tamam bak ne diyeceğim Aysun.

Alo?

Kapandı.

-[Aysun] Alo? -Alo bir tanem kapandı, konuşamadık.

Yoo, ben yüzüne kapattım.

Ha, sen yüzüme kapattın. Tamam.

Tamam hayatım, görüşürüz. Öptüm, bye bye.

-Kız arkadaşın mı? -Evet.

-Çok mu kızdı? -Abi bütün planımı mahvettin ya.

Ya kusura bakma. Telafi etme şansım yok mu?

Zaten bu saatten sonra arabayı ben kullanacağım için sorun yok.

Şimdi gece çekeriz bir yere, uyuruz. Yarın sabah da erkenden yola çıkarız.

Sen zaten bütün gün uyudun.

Geceden yola çıksak senin için daha iyi değil mi?

Yok çıkamayız abi. Bende gece körlüğü var.

Gece körlüğü mü var sende?

- O zaman ben kullanırım. - Hayır.

-Ama ben üç yıl... -Hayır!

-Ama uzun yol... -Hayır!

Tamam.

O zaman izin ver abi benzin parasını ben ödeyeyim.

-Ne alaka ya? -İtiraz etmek yok. Ben ödüyorum.

Allah allah.

- Pardon, bakar mısınız? - Hoş geldiniz. Nasıl yard...

Pardon, bizim bir yanlışımız mı oldu?

I-ıı. Çok özür dilerim.

Ben kısa süre önce sevgilimden ayrıldım

ve bu beyefendi ona çok benziyor.

Bana mı?

Allah başka dert vermesin.

Kusura bakmazsanız ben bir soru sorabilir miyim?

Hani, en çok mesela neresini beğenirdiniz sevgilinizin?

Kaşını,

gözünü, burnunu...

Ya ne bileyim. Kendine has bir stili vardı işte.

Kendine has stil.

Abicim sen gider misin? Ben ödeyeceğim dedim.

Tamam ben seni has stilinle baş başa bırakayım.

Kafanıza takmayın, lütfen.

-Kolay gelsin. -Hadi git.

Tamam. Hadi.

Dalga geçmiyorum ben. Doğruları söylüyorum.

Ben zaten hep çirkin erkeklerden hoşlanmışımdır.

Ciddi misin?

Bence çirkin erkekler sevgililerini daha çok seviyor.

İlişkilerine daha çok sahip çıkıyor.

Demek öyle diyorsun?

Sence ben çirkin miyim?

Çok.

Teşekkür ederim.

Borcumuz ne kadar?

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

Ne oldu?

-Birinci cemre buraya düştü. -Allah allah?

-Hadi gidelim. -Bakıyor. Sana bakıyor.

Arayacağım.

- Tamam hadi gidelim. - El salla kıza, el salla.

El salladım. Tamam. Kız çalışıyor. Hadi artık gidelim.

-Arayacağım marayacağım? -Arayacağım.

-Hadi oğlum, gidelim. -El salla bir daha el salla.

Sana bakıyor. Durayım mı? Azcık daha bakışın.

- Ya, yürüsene oğlum ya. - Ee süreyim.

Kız çalışıyor ya.

Şurada bir yere çekeyim. Uyuyalım işte ya.

Doğru diyorsun. Yol kenarında hırlısı var hırsızı var.

Şurası iyi.

-İyi, değil mi burası? - İyi -İyi, çok iyi bence.

Hadi abi, yatır koltuğunu.

Hadi iyi geceler abi.

İyi geceler.

Kusura bakma.

Onur.

Onur. Onur.

Ne oluyor ya?

Kusura bakma uyandırdım.

Ama ben gök gürültüsünden çok korkarım.

Abi gözünü seveyim. Ne korkması? Eşek kadar adamsın ya zaten

yaz yağmuru. Beş dakika sonra diner bu.

Gök gürültüsünden korkulur mu Şeref? Hadi yat.

Küçüklükten beri korkarım.

Hatta babam bana hep "Sende gök korkusu var derdi."

Gök korkusu mu?

Gökyüzündeki ani hava değişimleri beni huzursuz ediyor.

O yüzden senden bir şey rica edebilir miyim?

Neymiş?

Elimi tutar mısın?

- Dalga geçiyorsun değil mi sen benle? - Vallahi kötü bir niyetim yok.

Annem çocukluğumda gök gürüldediğinde hep elimi tutardı, rahatlardım.

Alışkanlık işte.

Geliyor.

Şeref, elini melini tutmayacağım. Saçmalama, yat zıbar.

İyi.

Al tut.

Al tut. Ne yapıyorsan yap. Ama böyle üstten ovalamak, araya parmak sokmak falan yok.

Verdiğim gibi geri alırım sabah.

Tamam. Teşekkür ederim. Aldığım gibi geri veririm.

Bak böyle tutuyorum bak. Tamam mı? Hiç, hiç yanlış anlama abi.

Aynen buraya da koyuyorum.

Sağ ol. İyi geceler.

Çok soğuk. Şeref. Kalk.

Kim açtı klimayı? Sen mi açtın klimayı?

Bu sefer de sabaha karşı çok sıcak oldu. Dayanamadım açtım.

Abi şuradan bak. Yarım depo benzin gitmiş.

Ama yarım depo da benzin var. Bardağın hep boş tarafını görüyorsun.

Bunlar kim ya?

Evet ya gece yoktular.

- Arabanın tavanı! - Ne?

Arabanın tavanını komple sökmüşler!

Gel bakalım gel.

-Ben konuşayım, tamam mı? -Tamam.

Sen çok... Sen çok şey yapma.

- Sen başla ben bitiririm. - Tamam, tamam dur.

Günaydınlar, gününüz aydın olsun.

- Olsun bakalım. - Ee. Oradaki krem tüpüyle

-şu kafa kimin? -Bu kafa?

Bu kafa dayımın kafası.

Rahmetlinin kafası hep güzeldi.

Ama onları bizim arabamızdan almışsınız.

-Evet. -Hatta çalmışsınız.

-Evet. -İşte o zaman biz onları geri alalım.

-Hayır. -Niye hayır?

Kendi alın terimizle çaldığımız şeyleri niye size bedavaya geri verelim lan?

-Salak mıyız biz? -O zaman polis çağırıyoruz.

Aa, dur. Buradan ara, sana yazmasın.

Ara hadi.

-Kaça veriyorsunuz? -100 lira.

80 lira hırsızlık.

20 lira da işçilik var.

-İşçilik mi? -İşçilik.

Siz uyurken

arkadaşlar itinayla söktüler.

-Ruhunuz duydu mu? -Hayır.

-Senin? -Vallahi hiç.

Demek ki neymiş, işçilik çok önemliymiş.

İşçinin hakkını yedirmem ben!

-Peki abi, isim neydi? -Kıvanç.

Kıvanç abi. Şimdi biz az biraz parayla yola çıktık.

O yüzden 100 çok. 50 olsun ayağımız alışsın.

Bak bu dayı çok uyanık ha.

Anladı terso olduğumuzu bizi koparmaya çalışıyor.

Dur len burada bir şey yok!

Tamam.

Senin hatrın için 70 olsun.

-50 olsun. -70.

-Aa, 70 çok ama. Soyguncu musunuz? -Evet!

Tamam lan, anladım. Tersosunuz.

- Size 50 olsun. - Şşş.

Yalnızca size.

Başkasına söylemek yok ha. Anladın?

-Hey, hey! -Hey, hey yok. Dur. Neyi kutluyorsun?

I-ıı. O zaman ben...

Şöyle 50'niz Kıvanç Bey. Buyurun.

Tamam dır biz şimdi bu parçaları arabaya tekrar nasıl monte edeceğiz?

Eh, tabii o da bir işçilik ister.

Tornavida 30 lira. Biz takacaksak 50 lira.

-Siz şey yapın bari. -Tamam.

Arkadaşlar taksın size o zaman.

50! Hey hey!

Gir müziğe gir! Çağatay, Kenan hadi kopuyoruz!

Oynayalım, kutlayalım bunu, değil mi?

Oyna bakalım. Sende o potansiyeli görüyorum ben.

Hadi kop. Bırak.

-Bırak. -Şeref.

-Bırak. -Şeref.

- Kop. - Şeref.

Sal gitsin.

- Gel bir saniye! - Tamam len! İşimize bakalım.

Dayının saçlarından bir tutam çaldım birader. Helal et.

-İyi günler. -Hayırlı işler.

Yalnız ucuza aldık ha.

- 100 lira iyi para. - Ya saçma saçma konuşma gözünü seveyim ya.

-Bu da ne yapıyor anlamadım ya. -Ne oluyor.

İki selektör yaptım yol versin diye. Delirdi adam ya.

Sağa geçiyorum sağa kırıyor. Sola geçiyorum sola kırıyor.

Onurcuğum, sen böyle adamlara yanlış yapıyorsun.

Selektör gibi medeni hareketler yapmayacaksın.

-Ne yapacaksın biliyor musun? -Ne yapacağım?

Bunu yapacaksın.

Çek elini çek. Çek elini. Elini çek!

Ben bilmiyor muyum kornaya basmayı! Delirecek iyice adam!

Bunlar bundan anlar.

Bak son bir yanaşsana şunun yanına. Benim bir çift lafım var ona.

- Şeref olay çıkarma, tamam. - Bak sağa kaydı.

Sağa kaydı gel yanına. Bir çift lafım var yanaş. Olay çıkarmayacağım ya.

Yanaş, yanaş.

Kardeşim.

Sol şerit bizim hakkımız. Biz binek aracı, sen minibüssün.

Sağ şeritten gideceksin. Ne el kol hareketi yapıyorsun.

Bir saniye.

Tamam, yapma abi. Yapma yapma sakin ol sen ya.

- Sen kime el kol hareketi yapıyorsun ya? - Sana yapıyorum. Ne olacak.

-Şeref bak başımıza bela açacaksın. Yapma! -Sağ şeritten gideceksin.

- Sen kime el kol hareketi yapıyorsun? - Ya yürü!

-Yapma! -Oğlum akıllı ol bak. Beni delirtme.

- Bak! - Gir içeri abi. Abi!

-Sen kimsin? -Şeref gel buraya.

- Kimsiniz lan çek sağa! Sağa çek! - Gel buraya!

Çek! Çek!

-Sen kime şekil yapıyorsun lan? -Çekme!

Çekme! Çekme! Çekme! Çekme!

-Abi ne yapıyorsunuz? -Çekmeyin!

-Abi iyi misin? -Devam et, devam et.

-Şeref, emin misin abi? -Yok bir şey yok. Devam et.

Çok mu dövdüler?

Beni? Beni dövdüler?

Ağzıma sıçtılar.

Tamam, tamam abiciğim ağlama. Tamam. Tamam geçti. Tamam.

Kemer de bana ötüyor. Gücü bana yetiyor.

Ben böyleyim işte. Kendimi tutamıyorum. Her seferinde dayak yiyorum.

-Her seferinde mi ya? -Evet. Paso dayak yiyorum.

Bugüne kadar bir kişiyi bile dövebilmişliğim yok.

Ya arkadaşım sen de o zaman niye hâlâ kavgaya giriyorsun?

Ben belayı çekiyorum arkadaş.

Sonra duramıyorum, gidiyorum yiyorum dayağımı. Oturuyorum götümün üstüne.

Lan ne adamsın ya.

- Eyvah benim kız görüntülü arıyor. - Senin kız mı? Çocuğun mu var?

Ne çocuğu abiciğim? Kız arkadaşım Aysun işte ya.

Ya iki dakika sussana, gözünü seveyim.

Şimdi bir saat açıklama yapmayayım,

yok telefondan uygulama indirdik, tanıştık, şu, bu.

Sen merak etme kardeşim. İstediğin gibi konuşabilirsin.

-Efendim hayatım? -Neredesin canım?

Bak. Geliyorum hayatım. Yoldayım.

-Kim o kadın? -Hangi kadın?

Yan arabadaki kadın.

Ne bileyim aşkım kim o kadın?

Ben kendi gözümle gördüm, resmen sana bakış attı.

Sen niye onun dibinden gidiyorsun ki?

Bak hayatım kadın sol şeritte, kadın geçti gitti bile.

Ay sen sapık mısın? Niye kadının peşinden gidiyorsun?

Geç onu. Geç ben göreyim. Bana da göster.

-Tamam bir tanem, tamam. -Geç onu.

Tamam ben geçiyorum kadını, bak.

Geçtim kadını.

Gördün mü hayatım, geçtim işte.

Yapma bunları yani. Yakışmıyor sana böyle şeyler.

Aşkım, ama sen benim çok kıskanç bir tavşan olduğumu bilmiyor musun?

Biliyorsun aşkım. Hadi sen de çıkar dişlerini. Çıkar aşkım.

Hadi aşkım.

Ama ben de...

Çok sadık bir tavşanım. Sen de bunu biliyorsun.

O ses ne?

Benden geldi aşkım. Biraz öksürdüm. Klima falan mahvetti beni ya.

O ses arabadan geldi. Ne var orada?

Yok aşkım motordan geliyordur. Nereden gelecek? Arabadayız işte.

Motordan mı?

Az önce gelen kadın bir daha yanaştı yanına, değil mi? Bak yakaladım.

Göster sen bana. Göster şu arabanın içini bir daha.

Merhaba yenge. Ben Şeref.

Şeref mi? Kim bu şey?

Hayatım Şeref yolda otostop yapıyordu. Ben de dayanamadım durdum.

Meğer aynı yöne gidiyormuşuz, iyi mi. Arabaya otostopçu mu aldın?

Ay bu devirde alınır mı ya? Hırlısı var, hırsızı var, gaspçısı var.

Gazcı üf... Neydi o kelime?

Gaspçı yenge, gaspçı.

Gasp... Gaspçı, tamam. Gaspçıymış, tamam.

Sus artık! Gaspçı...

Hayatım Şeref'in biraz sinirleri bozuldu.

Bir kenara bir yere çekeyim rahat zamanda arayayım. Olur mu aşkım?

Beni mutlaka hemen arıyorsun ve onu arabadan at.

Tamam mı? Kurtul o şeyden.

Abi, ne yapıyorsun abi?

Ya çok özür dilerim. Vallahi billahi ses etmeyecektim ama

senin tavşan taklidin...

Hayatım ben kıskanç bir tavşan...

Çok mu komik? Herkes yapıyor bunu.

Ya.. Ya.. Ne olur şuradan sağa sap.

Orada çok güzel kahvaltıcı biliyorum. Sap şuradan sağa.

Abi gözünü seveyim zaten geç kaldık. Ne kahvaltıcısı ya?

Ama bak. Bak gitmeden evvel

son bir kez nolur. Bir kere tavşan taklidi yap. Hadi ne olur?

- Ya, hadi kardeşim sus, tamam. - Ne olur, ölümü öp.

-Yapmıyorum tavşan taklidi. -Bak susmam, yemin ediyorum.

Al tana tavşan taklidi! Al!

Gülüyor mu, doğuruyor mu, onu da anlamadık ya.

Çekil.

Sağ ol.

Nasıl? Güzel mekân değil mi?

- Dere kenarına gelmesek olmaz mıydı ya? - Ohoo, sana da mekân beğendiremiyoruz.

Ne güzel işte serin serin.

Ne oluyor ya?

Benim tikim var.

-Beni mi yiyorsun? -Vallahi tikim var benim.

Neye tikin var? Dereye mi tikin var?

Kurbağalara tikim...

Çocuğun sahibi kim? Annesi alalım çocuğu.

Benim küçükken okul pikniğinde bir tane arkadaşım...

Ağzıma soktu.

Ben o günden beri...

Onur, saçma sapan hareketler yapıyorsun bak başımız belaya girecek.

Abi elimde değil. Durduramıyorum.

Yapma çocuk!

Taş aldı. Taş.

Taş aldı.

Abiciğim. Abiciğim.

O taşı atma. Hepsi ürker, ses çıkar şu an.

Atma taşı ne olur. Atma!

Ne yapıyorsun be sapık?

Lan!

-Ne yapıyorsun birader? -Abi benim tikim var.

-Tikin mi var? -Evet.

Abi, abi tiki var. Ben de şimdi öğrendim.

Tikin mi var? Göstereceğim lan onu!

-Şeref? -Utanmıyor musun?

- Bak hâlâ. - Gel lan buraya!

Kurudu biraz.

İyi misin peki?

İyi misin diyorum?

Ya kulağım çınlıyor biraz, az duyuyorum.

Kötü mü çok?

- Yok, o kadar kötü değil ya. - 10 üzerinden kaç kötü?

- Dört. - İyi.

Hayır adamın hesabını niye biz ödedik ben onu anlamadım.

- Bir şey de yemedik. - Yani ben bir tokat yedim ama o sayılmaz.

Benzin çok azalmış. Benzin almak lazım ya.

Restoranda hesabı ben şey yapmıştım.

- Benzini de sen şey yaparsın. - Yani ben şey yapmasına şey yapayım ama

bende para kalmadı.

-Nasıl? -Benim bütün para bitti.

-Şu an bütün paran bitti mi? -Hee.

Ben ne yapacağım abi peki şimdi he? Kuş kadar param kaldı zaten.

Daha benzin almamız lazım. Yemek yememiz lazım.

Kızın ailesine giderken bir çikolata, çiçek, bir şey almam lazım benim.

Dönüş yolunu saymıyorum bile.

Madem paran yok niye uygulamayı kullanıyorsun abi? Otostop çek!

Abi,

ben seni niye bu telefonla buldum, arabaya aldım?

He.. Masrafları paylaşalım diye, değil mi?

Peki şimdi ne anlamı kaldı abi bunun?

Sen söyle abi, ne anlamı kaldı?

Ya ben niye daha düne kadar tanımadığım bir adamla yolculuk yapıyorum?

Haklısın kardeşim. Daha fazla yük olmayayım sana.

Hakkını helal et.

Şeref.

Tamam hadi koy valizleri geri abi.

Artık beraber bir yola çıktık. Buradan bırakmak olmaz.

Abi bak. Gerçekten sana yük olduğumu düşünüyorsan

inan kalabilirim. Gerçek söylüyorum.

Bak inan, sana birazcık yük olduğumu düşünüyorsan burada kalayım.

Senin dediğinle yaptığın niye birbirini tutmuyor ya?

Abi ne alakası var? Ben sana diyorum ki yani

eğer sana sıkıntı veriyorsam burada bırak beni.

Şeref, bin abi.

Ee, ne yapacağız şimdi?

Ne bileyim şu yol Arkadaşım'a bir daha baksak

belki bizim oraya giden birini buluruz.

İyi, bir şansımızı

deneyelim.

[Yol arkadaşım]

Vallahi bir çıktı.

Kimmiş?

Arayayım bakayım.

-Alo merhaba. -[Bahar] Merhaba.

- Ee ben söylediğin yere geldim. - [Bahar] Ben de oradayım.

Bakıyorum. Bir sürü insan var.

Bir tane de fok var.

[Bahar] Ee tamam işte, o fok benim.

-Merhaba. -Merhaba.

-Bahar. -Onur ben.

-Ben Şeref. -Onur ve Şeref.

Toplumun ikinize de çok ihtiyacı var.

-Sana ne oldu? -Küçük bir kaza diyelim.

-Küçük mü diyelim? -Şimdilik öyle diyelim.

Çünkü insan anlatınca rencide oluyor.

Ben çantalarını yerleştirmene yardım edeyim mi?

- Yok ben hallederim. Teşekkür ederim. - Tamam

Ha şey unutmadan. Size benzin parasını vereyim.

Hiç gerek yok canım, ne olacak. Sonra hallederiz.

Gerçekten hiç gerek yoktu. Teşekkür ederiz.

-İyi, tamam o zaman. Ben yerleşeyim. -Tamam, biz de geliyoruz hemen.

Ne para alıyorsun abicim kızdan?

Kimden alacaktım? Foktan mı alacaktım?

Demin param yok diye beni yol kenarında bırakıyordun ama.

-Sus be. -Millete meze olacaktım.

-Sus. -İffetimi zor kurtardım.

-Sığdın mı?

- Sığdım, sığdım. - Tamam.

Onu her yüzü düz koy da midesi bulanmasın.

- Ee.. Araba çok enteresanmış. - Ha. Araba değil mi?

İlaç mümessiliyim de ben. Şirket arabası bu. Fevzi Kimya.

-Fevzi Kimya? -İşte şirketin sahibi.

Hee. Ben ilaçları pek sevmem de. Hatta hiç kullanmam.

O kostüm ne? Sen oyuncu musun?

Yok, eyleme gidiyorum. Akdeniz foklarına dikkat çekeceğiz.

Dikkat çektiği kesin.

ya bir yerde diktirdim ya.

Benzemiş mi foka?

-Bence benzemiş. -Sence?

Bir foka benzemiş, evet.

Ya, bir fabrika var.

Atıklarını tam da Akdeniz foklarının ürediği yere bırakıyorlar.

-Pis herifler ya. -Evet.

- Fokların da bir özel hayatı var demek. - Var tabii, olmaz mı?

Sen okuyor musun peki?

-Evet, okuyorum. -Nerede okuyorsun?

Konservatuarda müzik bölümünde.

Vay, benim en çok okumak istediğim bölüm oydu, biliyor musun?

Öyle mi? Neden okumadın?

Uzun hikâye.

Babam işletme oku, kolunda bir altın bilezik olsun dedi.

Ben de küstüm müziğe.

Çok da uzun değilmiş.

Yani.

Aman canım, müziği seviyorsan illa okulunda okumaya gerek yok ki.

O gitarı iyi çalabiliyor musun?

Yani, fena değilim. Sen?

Yani, ben de fena değilim. Değildim.

Çalsana bize bir şeyler. Ne güzel olur.

-İster misiniz? -İsteriz, istemez miyiz ya?

Tabi.

Hadi sen de eşlik et. Müzisyen olacaktım falan diyorsun. Bir eşlik et de görelim.

Tamam, o çalsın da ben şey ederim.

Ne çalayım, ne istersiniz?

Sen çal istediğin bir yerden ya. Benim repertuar geniş. Ben

- biliyorumdur kesin. Eşlik ederim. - Tamam.

♪ Sadece başka bir hayatın ♪

♪ çok uzakta olduğunu söyleyebilirim ♪

♪ Sadece kardeşliğinin ♪

♪ uzakta olduğunu ♪ ♪ söyleyebilirsin ♪

Ee, eşlik etmedin?

Vallahi benim bilmediğim yerden denk geldi.

Sen aynı yerden çal, ben başka bir şey söyleyeyim.

Tamam.

♪ Gelmeyin üstüme ♪

♪ Sakın gelmeyin ♪

♪ Dostu, arkadaşı kırarım bugün ♪

♪ İçimde anılar canlandı yine ♪

♪ Kadehi, şişeyi kırarım bugün ♪

♪ Kim var benim gibi yazısı kara ♪

♪ Gençliğim gömüldü ♪

♪ Acı yıllara ♪

♪ Bir sevgi yüzünden ♪ ♪ Düştüm yollara ♪

♪ Kadehi, şişeyi ♪ ♪ Kırarım bugün ♪

♪ Bir sevgi yüzünden ♪ ♪ Düştüm yollara ♪

♪ Kadehi, şişeyi kırarım bugün ♪

Uyudu.

Uyusun.

Ben 100 kere falan izlemiş olabilirim Casablanca'yı.

Bak, benim var ya, en sevdiğim film olabilir, biliyor musun?

-Benim de. -Gerçekten mi ya?

Gerçekten öyle bak. Bayağı top'ım da ya. Number one'ım yani.

Ya hani şey sahnesi vardı. Böyle kadınla adam yıllar sonra

-karşılaşıyorlardı. -Aynen.

-Ondan sonra işte adam barda beklerken -Tamam o sahne. Şimdi aklıma orası ya.

-Ne diyordu ya? -Dilimin ucunda da aklıma gelmiyor.

Böyle söyleyince.

Ya sen bilirsin.

Birlikte buluştuk on sene

- Ne dedi. - Ben izlemedim filmi ben.

-Ne? -Yaa.

Ben filmi izlemedim ya sen sorunca böyle aristlik olsun diye izlerim dedim ama

detaya girince gerildim.

Manyak mısın sen?

Burcun ne senin?

Burcum? Kova.

Aa? Benimki de aslan. Kovayla aslan çok iyi anlaşır, biliyor musun?

Biliyorum. Kovayla aslan zaten...

Aslan mesela kovanın...

Yapısı itibariyle en...

Rahat böyle uzlaşabildiği, birbirlerine olan yakın...

Çünkü aslan... Ben burçları da bilmiyorum.

Vallahi hiç bilmiyorum. Şimdi sen detaya girersin. Ben hiç gerilmeyeyim.

Ya bırak.

Peki sen Şeref?

-Şeref? -Hı? Ne?

Sen Casablanca'yı ne zaman izledin?

Arkadaşlar, ne Casablanca'sı? Telefonla konuşuyorum.

Cemre'cim ben seni sonra arayacağım.

Önce ben kapatıyorum.

Cemre kim? Hıı.

Benzinlikteki kız. Haa.

Evet o. Hıı.

Peki senin en sevdiğin film hangisi?

-Hızlı ve Öfkeli 5. -Bütün seriyi izledin mi?

İzlemedim. Ama en sevdiğim film. Hızlı ve Öfkeli 5. Bir numara.

Diğerlerine de bir şans verseydin.

Hiç gerek yok. Orada hızdan çıta çok yükseğe konmuş belli.

Diğerleriyle vakit kaybedemem. Hızlı ve Öfkeli 5.

Şey şu az ileriden sağa dönebilir misin?

Hadi ya, geldin mi?

Ya oradan sonra sola dönünce fabrikaya gelmiş oluyoruz.

Anladım.

Valla fark etmeden geçti.

Değil mi? Böyle çok çabuk aktı.

Ömür... Su gibi geçiyor.

Heh. Geldik.

İkinize de çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

Rica ederiz canım. Ne demek.

-Bahar. -Efendim?

Hani buraya kadar gelmişken

acaba biz de mi katılsak eyleme?

Ee, geç kalıyoruz diyorsun?

Yok, ben şimdi baktım.

Öyle o kadar da geç kalmıyoruz aslında.

Emin misiniz?

Eminiz. Eminiz niye emin olmayalım? Hadi Şeref. Hadi abi.

Allah allah.

Merhaba.

- Merhaba. - Merhaba

Merhaba.

Bahar, nerede kaldın ya?

Kusura bakmayın ya, uyuyakalmışım. Arkadaşlar kim?

Onur ve Şeref.

Memnun oldum.

Çok memnun olduk biz de. Tekrar merhabalar.

- Onlar da bizimle eyleme katılacaklar. - İyi, süper.

Fokuma dokunma. Dokunma fokuma. Siz de?

Foklarsınız herhâlde. Çok güzel. Herkes giyinmiş kuşanmış.

Yok mu bize göre bir şeyler? Biz de giyinelim.

Foklara özgürlük!

Foklara özgürlük!

- Foklara özgürlük! - Foklara özgürlük!

- Foklara özgürlük! - Foklara özgürlük!

Şefim! Ne oluyor?

Fokuma dokunma!

- Fokuma dokunma! - Fokuma dokunma!

- Fokuma dokunma! - Fokuma dokunma!

Burada ne foklar oluyor?

Ne diyor bunlar ya?

Yani bu foklar nerede çiftleşecek? Nasıl ten tene değecek?

Hadi başlıyoruz.

Şefim, ben bir şey soracağım.

Hadi bu fokları anladık. Ama bu tavşanla kuzu ne alaka?

Oğlum işte, iş zora girince

ormandan adam toplamışlar.

Benim bildiğim kuzu küçükbaş hayvandır.

Bu bayağı büyükbaş.

Ne diyorsunuz siz be?

Abi gerçekten çok ayıp oluyor, lütfen.

Aa Şefim, tavşan konuştu.

Acaba bu tavşan 62'den tavşan mı,

69'dan tavşan mı?

Ben de zamanında güvenlik oldum ama sizin gibi yapmadım.

Ya bugün arife, yarın Kurban Bayramı.

Biz ne keseceğimizi daha bilmiyoruz.

Beşimiz bir olup da buna mı girsek acaba?

Var ya, bunlara biz bütün mahalle girsek

hepimize yeter!

Ne diyorsun oğlum sen? Delirtmeyin beni!

Delirsen ne olur lan?

Arkadaşlar yardıma!

Gerginliğe gerek yok, lütfen.

-Acıyor mu? -Yok, acımıyor.

-Emin misin? -Acıyor vallahi.

-Şeref? -He.

-Sen iyi misin? -Buralarım biraz ağrıyor ama iyiyim.

Yalnız Onur'u fena dövdüler.

Dövdüler demeyelim de öyle, ufak bir hırpalandım diyelim.

Ne hırpalanması be? Bayağı ağzını burnunu kırdılar.

Yok artık canım, o kadar da değil. Abartma.

Ne abartması ya? Bahar,

en son güvenlikçi bunu yere yatırmış

ağzına ayağını sokuyordu ya. Allahtan adamın ayak numarası 45'ti de

girmedi ağzına. Böyle yırtı ağzını.

Ağzını yırttı böyle.

Ama bu laflar böyle oluyor mu Şeref?

Tamam, tamam. Neyse, kapatalım bu konuyu.

-Sen daha iyi misin? -İyiyim, sen...

Pansuman yapınca iyi oldum.

Onur, telefonun çalıyor.

Ben sonra dönerdim.

Ee. Ben uzaklaşayım sen rahat rahat konuş.

-Ben de uzaklaşayım mı? -Uzaklaş. Sen de uzaklaş.

Ne yaptım?

-Efendim? -Onurcum sen hani beni...

Yüzüne ne oldu?

Kaza mı yaptın? Göstersene bir etrafı göster.

Etraf...

Böyle işte hayatım.

Biz Şeref ile yolda giderken

Akdeniz fokları için bir fabrikayı protesto eden arkadaşlar gördük.

Dayanamadık, biz de onlara destek verelim dedik. İşte orada öyle...

Küçük bir arbede yaşandı o kadar.

-Fok mu? -Fok.

-Yuh. -Sen kedilere bir kap su vermiyorsun.

Sokakta köpek görsen taş yok mu taş diye aranan sen değil misin?

Senin ne işin olur Akdeniz foklarıyla?

Ama niye öyle diyorsun? Ben özünde gayet hayvan sever bir insanım.

Hem ayrıca sen niye mesela atıklarını Akdeniz foklarının

çiftleştiği yere dökersin yani?

Hmm. Demek öyle?

Onurcum, sen neredesin?

Şu an Ayvalık yolundayım.

-Ayvalık'ta hangi deniz var? -Ege denizi.

Peki, Akdeniz foku Ege denizinde çiftleşiyorsa, ne yapıyordur?

-Ne yapıyordur? -Eşini aldatıyordur.

Ve sen kalkmış bana o fokları savunuyorsun.

Vallahi pes. Yazıklar olsun sana.

Ama sen buradan buraya...

Yok, yok. Bu tanışma stresi sana kafayı yedirdi.

O yanındaki şey de dengeni bozdu.

Ben şimdi senin suratına kapatıyorum.

Müsait bir zamanda ara beni, insan gibi kavga edeceğiz, tamam mı?

Tamam. Tamam.

- Allah belanı versin. - Anlamıyorum oğlum

Allah ne yapsın?

Bahar.

Görüşürüz.

Ayvalığa sevgilini görmeye gidiyorsun galiba.

-Yani biraz. -Biraz?

-Yani evet. -He.

İyi, iyi, çok güzel.

Ben de gidiyorum zaten. Otobüs kalkacak malum.

Siz İstanbul'a geri mi dönüyorsunuz?

Yoo, biz de Ayvalık'a gidiyoruz. Orada da eylem var.

-Ne eylemi? -Birileri hayvanlara zarar veriyormuş gene.

Kimmiş neymiş göreceğiz.

Anladım.

O zaman sana bol şans.

Teşekkür ederim. Çok memnun oldum.

Ben de çok memnun oldum.

Hayırdır, niye memnun oldunuz?

-Bahar gidiyor da. -Aa.

-Evet ya. -O kadar da alışmıştık sana.

-Ben de ama. Görüşürüz. -Görüşürüz.

Foklar sana emanet.

Ne oldu?

Ebenin... He?

-Hadi gidelim. -Gidelim. Eşyaları topladım ben. Gel.

Ağrıyor. Her yerim ağrıyor.

İyi kızdı, değil mi?

-He? Kim? -Bahar diyorum, iyi kızdı değil mi?

İyi kızdı.

Ne oldu?

Ya çok acayip, biliyor musun?

Benim bugüne kadar tanıdığım bütün Baharlar çok güzeldi.

Vallahi ben bilmem. Benim tanıdığım ilk Bahar'dı.

İşte senin ilk Bahar...

Benim son Bahar oldu.

Onur? Sen Aysun konusunda eminsin değil mi?

Yani...

Eyvah, Fevzi Bey arıyor.

Dur. Dur dur.

Bak. Sakın

arabadan inmiyorsun. Ses çıkarmıyorsun. Gereksiz nefes bile almıyorsun.

Aman! Çok da umurumda! Fevzi kim ya?

Efendim Fevzi Bey?

Ne oldu yüzüne gözüne?

Ee ben ufak bir kaza geçirdim. Ama şimdi iyiyim Fevzi Bey.

Şirket arabasıyla mı yaptın lan kazayı?

Yok Fevzi Bey, ben şirket arabasıyla nereden... Kovuldum sonuçta.

Oğlum kovuldun da bekçiler kullandığın arabayı otoparkta görememişler.

Hee, onu ben, ee...

Beni kovduğunuz gün servise vermiştim.

Bayramdan sonra anca teslim edebiliriz dediler.

-Servise mi bıraktın? -Hıhı.

geri zekâlı.

-Sana geri zekâlı diyebilir miyim? -Hıhı.

Kovulmasan neyle gidecektin Ayvalık'a fuara?

Oraya da işte Ahmet'in arabasıyla giderim diyordum ama...

kovulunca tabii.

İyi, tamam o zaman.

Sonuçta şirketin arabasını kaçıracak hâlin yok ya?

Ee. Yani, nereden ben... tabii.

O şey ne arkanda?

Yok Fevzi Bey, arkadaşım o benim. Şeref.

Arkadaşın mı? Sonra da niye kovuldum?

Bana arkadaşını söyle,

sana seni niye kovduğumu söyleyeyim.

-Hadi kapattım. -İyi günler.

-Abi sen niye iniyorsun arabadan? -Patlayacaktım.

Delirttin ya beni, delirttin.

-Üstünde bir şey kalmış. -Elleme pis ellerinle.

-Ya Onurcum. -Bulaşma.

Senin de hoşuna gidiyor, gel.

Patronum o benim patronum. Kızmadım.

- Kızdın mı? - Kızmadım.

Bir günde üç kez dayak çok yordu ya.

Her yanım ağrıyor.

Şu elinin, yüzünün hâline bak. Her yerin mosmor be.

Sinek girmiş ya.

-Hani? -Dur.

Tamam abi uğraşma ya.

Kımıldama.

Onur, Onur! Uyan!

Onur! Onur!

Onur!

Ne oluyor? Ne oluyor bana?

-Neredeyim ben? -Onur!

Sakin ol! Oyun oynuyorum! Oyundan geliyor ses. Bak.

Ne oluyor? Ne oldu bana?

Ufak bir kaza geçirdik. Hastanedeyiz.

-Ama iyiyiz şimdi. -Ne oluyor anlat!

Arabadaydık. Beraber yolculuk ediyorduk.

Arabanın camından sinek girdi.

-Onu biliyoruz. -İşte ben de

sineği vurmak istedim. Sinek

-en son senin çenene kondu. -Onu da biliyoruz.

İşte ben çenendeki sineği vurmak için hafifçe dokununca...

-Hafifçe? -İşte hafifçe dokununca...

Sen de arabanın camına koydun.

-Camına koydum? -Tabii ben üç yıl tekvando yapınca...

Çenen de avcuma tam oturunca camına koydun.

-Arabaya bir şey oldu mu? -Yok, ben arabayı sapasağlam durdurdum.

Zaten bir şey olsaydı da

benim Ayvalık'ta bir sürü tanıdık oto tamirci var.

Ben onu bedavaya hallettirirdim.

Ha, Ayvalık'ta var mı tanıdığın oto tamirci?

Tabii canım, bir sürü var!

Ya, öyle söylesene abi. Benim de içim şimdi rahatladı ya.

Tamam ya, tanıdık oto tamirci yoksa diye birden panik yaptım.

Varsa çünkü geri kalan her şey mük...

Ne diyorsun lan sen?

He? Sen ne diyorsun ya?

Şu hâlime bak. Ya tek isteğim

İstanbul'dan Ayvalık'a saatte ortalama 90 kilometre hızla gelebilmek,

o sunuma yetişebilmek.

Varamıyoruz arkadaş. Biz Ayvalık'a varamıyoruz ya.

Senle konuşurken yüzüme bak.

Ne bakıyorsun lan salak salak? Dön önüne.

Yarın öğlen saat birde

benim var ya benim, hayatımın sunumu var hayatımın.

Bak hayatım diyorum. Kime diyorum? Yüzüme bak!

Dön önüne! Ne yapacağım lan ben? He?

Ben ne yapacağım lan?

Aa, lütfen ama. Burası hastane, burada bağırılmaz.

-Kusura bakmayın hemşire hanım. -Nasıl hissediyorsunuz?

-Çok sinirliyim. -Hemen sakinleştirici yapalım.

Hemen yapın bence de hemşire hanım.

-Siz nasılsınız bu arada? -Şimdi biraz kırıklık vardı.

-Ama serum çok iyi geldi. -Oo, hastamız uyanmış.

-Geçmiş olsun Onur Bey. -Sağ olun doktor bey. Sağ olun.

-Nasıl hissediyoruz? -Gayet iyiyim.

Ne oldu? Bir şey mi oldu? Kötü mü hissetmem lazım kendimi? Bir şey mi var?

Telaş etmeyin. Gayet iyi durumdasınız.

Beyin tomografinizi inceledim. Beyniniz sapasağlam.

Çok şükür, Allah başımızdan eksik etmesin.

Ayrıca kalp elektronunuzda herhangi bir sorun görünmüyor.

Karaciğer ve akciğer sonuçlarınız da gayet normal.

Bir check-up istedim ben sizden.

Herhangi bir bulguya rastlamadık.

Ve son olarak bir kan tahlili daha yaptırdık.

Şekeriniz de, kolesterolünüz de gayet yerinde.

Hocam hamile olup olmadığıma da baksaydın.

Biz buradan en iyi şekilde ayrılmanızı istiyoruz.

Çünkü biz Özel Kök Hastanesi'yiz.

Faturayı köklemişsin doktor. Biz onu iyi anladık.

Onu beni özel hastaneye getirmeden önce düşünecektin sen.

Sakin olun lütfen. Anlıyorum gergin bir olay yaşadınız. Bunların hepsi normal.

Bu akşam burada müşahede altında kalacaksınız.

Uyumamaya özen gösterin.

Yarın sabah istediğiniz saatte taburcu olabilirsiniz.

-Tekrar geçmiş olsun. -Sağ olun doktor bey.

Bu geceyi burada geçiriyoruz.

Yarın sabah bir daha asla görüşmemek üzere ayrılıyoruz. Haberin olsun.

Telefonum nerede benim?

-Orada. -Görüyoruz. Görüyoruz orada olduğunu!

Telefonumu gösteriyor bana.

Bin kere aramış Aysun. Dur bekle.

Allah.

Şöyle atıyorum.

Işığı kapat. Sakın sesini çıkarma bak.

Allahım, sen beni öldürmek istiyorsun galiba.

Hayatım valla otele gelir gelmez uyuya kalmışım.

ya. Haber vermeyi unutmuşum kusura bakma ne olur.

Ay ne kadar gamsızsın ya!

Ben sana güzel görüneceğim diye bakımlar, maskeler yapıyorum. Sen uyumuşsun.

Umurunda bile değilim çünkü.

Çok güzel olmuşsun. Çok harika olmuş.

Oda servisi. Yemek siparişinizi getirdim.

Sen uyurken nasıl sipariş verdin?

Yok ben sipariş falan vermedim. Yanlış odaya gelmiştir.

Yanlış yere gelmiştir o.

Gidin!

Evet yanlış olmuş. Oda servisi gidiyor.

Yanlış oda, git işte!

Hayatım ben sabah uyanınca arayayım mı seni? valla gözümden uyku akıyor.

Yarın sabah kalkayım arayayım seni. Söz, vallahi

yemeğe de geç kalmayacağım.

Ben şimdi uykuya dalayım o yüzden seni sabah kalkınca arayacağım...

Aman kapat! Ne dediğin anlaşılmıyor.

Zaten gerildim. Daha fazla germe beni.

Yak ışığı! Ses çıkarmadan...

Ay boynum! boynum! boynum!

Tamam, yarın sabah erkenden kalkarsam sunuma da yetişirim,

Aysun'a da yetişirim.

Her şey yolunda, tamam.

Bahar?

Ya ben sana söylemeyi unuttum. Bahar çantasını arabada unutmuş.

Seni aradı. Sen baygınsın diye ben açtım.

Dedim biz kaza geçirdik, hastanedeyiz.

Görüyor musun? Otobüsten atlayıp buraya gelmiş.

- Hoş geldin Bahar. - Hoş bulduk. İyi misin?

İyi iyi çok iyi. Doktor, müşahede altında kalsın, sabah istediğinde çıkabilir dedi.

-Yalnız bu gece uyumaması lazımmış. -Tamam.

-Geçmiş olsun. -Teşekkür ediyor.

Tamam.

- Ben konuşabiliyorum. - Konuşabiliyor. Konuşun!

Çok sevindim seni gördüğüme.

- Ben de. - Çok sevindiniz.

-Onur. -Ha?

Uyumaman lazım, doktor sabaha kadar müşahede altında olacağını söyledi.

Tamam, uyumuyorum. Gözlerimi azcık dinlendireyim.

-Ya Onur kalk, uyuma! -Tamam. Tamam.

Uyumuyorum. Uyandım, tamam. İyiyim, tamam.

Onur.

-Ne oluyor ya? -Ee, uyuyorsun.

Ama yani çok sert vurdun sen de. Bak,

boynum sakat benim.

Ay, ben onu unuttum. Çok özür dilerim.

Lütfen, yani. Demin daha şey takıyordum kocaman.

Bahar, elin de şeymiş.

İyiymiş yani.

Sabah konuşalım mı o konuyu? Çünkü...

Boynu şey olmuş insana nasıl, öyle vurulur mu?

-Şeref. Şeref! -Hıı?

Ay, yok, bu böyle olmayacak.

-Ee, böyle daha mı iyi oldu? -Evet. Gayet iyi oldu.

Ee, o zaman, anlat bakalım.

Ayvalık'a kız arkadaşını görmeye mi gidiyorsun?

Ya evet de... aslında kozmetik fuarına gidiyorum.

-Orada bir sunum yapacağım. -Kozmetik fuarına mı?

Yani benim için çok önemli.

Ha.

İyi, güzel.

Ee, sen neler yapıyorsun? Okul nasıl gidiyor? Ailen nerede?

Muhabbet açmaya çalışıyorum. Sonuçta uyumamam lazım.

Tamam. Tamam. Ben her şeyi anlatacağım sana. Zaten mecbur dinleyeceksin.

Başka konuşacak kimsen yok.

Yani.

Allahım ya.

Buzdağının görünmeyen kısmı.

Uyku.

Onur. Uyuyorsun.

Uyuyorsun.

-Uyuyayım azcık ya. -Uyuma ama.

-Uyku sensin. -Uyuyan Güzel.

Uyuyan Güzel mi?

-Günaydınlar. İyi bayramlar. -İyi bayramlar.

Biz çıkış yapacaktık da. 342 numaralı oda.

-Onur Güzel. -Tabii.

Faturanız hazır.

-Buyurun. -Sağ olun.

-Ne oluyor? -Bu bir soygun, değil mi?

Beyefendi, şaka mı yapıyorsunuz?

Ee. Burada yazan faturanın miktarı mı yoksa hastanenin iban numarası mı?

Bize bir yetkili çağırabilir misiniz lütfen?

Buyurun ben yardımcı olayım size.

- Şimdi. - Bir saniye Baharcım. Bakın, yetkili bey.

Yani, bir serum.

Serum bu kadar etmez.

Ben size bunun gelişini biliyorum. Beyin tomografisi.

Bu çocuğun beyninin tamamı bu kadar etmez.

Lütfen bir indirim, bir şey yapın.

Yani sizin anlayacağınız dilden söyleyeyim,

fatura biraz kol nakli olmuş.

Beyefendi, hastane faturasında indirim olur mu hiç?

Biz bu faturayı kabul etmiyoruz kardeşim Ben dışarıda oturma eylemine başlıyorum.

Bahar, yapma gözünü seveyim. Oturmaya mı geldik?

Ya sen karışma Onur.

- Oturma eylemine gidiyoruz. - Siz bilirsiniz.

-Bir elinizi verir misiniz yetkili bey? -Efendim?

Lütfen bir elinizi verir misiniz?

Bakın biz bunu 300 verelim, olsun bitsin.

Beyefendi, ne yapıyorsunuz? Bırakın elimi.

Peki biz fatura almasak en son kaça olur bize?

Saçmalamayın kardeşim. Elimi bırakır mısınız lütfen?

Mübarek bayram günü, yapın bir kıyak.

Ne olursunuz yani, gerçekten? Bak şu hâlimize,

bizim başımız dertten kurtulmuyor.

Biz hep geliriz bak buraya, ne olur?

Ya kardeşim, bırak! Aa!

Uzatmayın! Vallahi güvenlik çağırırım ha!

Yazıklar olsun!

Ben bir buçuk yıl özel hastanede çalıştım

böyle rezalet görmedim!

Ama bak, bu çocuğun faturası bende!

Bu çocuğa bir şey olsun,

en ufak bir arızada getireceğim,

bedavaya değiştireceksiniz! Sıfırını vereceksiniz bu çocuğun!

-Ne yapıyorsun abicim? -Çaktırma, geri geri.

-Sen doktor muydun bakayım? -Evet, doktorum.

-Ne doktorusun? -Radyoloğum ben.

Püü! Bir de röntgenciymiş! Kendi ağzıyla itiraf ediyor! Ayıp be ayıp!

Geri geri.

Bir şey söyleyeceğim. Bir dakika, bir dakika, bir dakika.

Hep dandik malzeme kullanmışsınız, buyurun!

Hadi ben yaygara yapıyorum, yaygaracıyım.

Kardeşim sen tedavi olduğunu düşünüyor musun?

Buyurun! Tedaviye cevap vermiyor!

Eskisinden daha kötü oldu, a dostlar!

Böyle bir şey yok, ayıp size! Ayıp! Ayıp!

-Onur? -Fevzi Bey?

-Fevzi bu mu ya? -Sen kimsin ya?

-Ne oluyor Fevzi? -Sen karışma dur.

-Ne işin var oğlum senin burada? -Siz Çeşme'ye tatile gitmiyor muydunuz?

Evladım ben tatile gidiyordum Çeşme'ye.

Yolumun üzeri diye fuara uğrayayım dedim.

Sana ne lan? Hesap mı vereceğim? Ne işin var senin burada?

Fevzi Bey, inanın hiç kötü bir niyetim yoktu. Ben o sunuma çok çalıştım.

Tek istediğim çok iyi bir sunum yapıp tekrar gözünüze girmekti.

O yüzden de arabayı bırakmadın.

Oğlum ben seni kovmadım mı?

Yani kovdunuz ama teknik olarak hâlâ çıkışım yapılmadı o yüzden ben

belki bir şansım olabilir diye düşündüm.

He, düşündün.

Bu şey de sana yardım ve yataklık ediyor, öyle mi?

Yani şimdi yardım tamam da, yataklığı kabul etmiyorum. Tipim değil kendisi.

Fevzi Bey, bana bir şans daha verin, inanın pişman olmayacaksınız, lütfen.

Evladım sen laftan anlamıyor musun? Kovdum ben seni.

Laf ağızdan bir kere çıkar.

-Baba başım! -Ay, eyvah.

İlgileneceğim seninle, kıpırdama!

-Kıpırda. -Değil mi?

Hey! Dur! Kaçma!

Kaçıyorlar!

-Bahar, kalk. Koş. -Ne oldu?

Ee, kararlı duruşumu...

Kaçıyorlar!

Koşsanıza!

İn, in.

Koş, koş. Ben şimdi size göstereceğim.

Durun lan!

Fevzi, sakin ol, ne olur?

Göstereceğim ben şirketimin arabasını kaçırmak ne demekmiş.

- Göstereceğim ben ona. - Evet baba! Saldır baba!

Hadi baba! Döv onları! Vur onları!

Vuracağım. Saldıracağım, koparacağım kafasını gözünü.

Daha hızlı gitmiyor mu bu?

Ancak bu kadar gidiyor.

Doldurmuşlar üste tüpü, kafayı.

Kazayı yapmasak, buraya da gelmeyecektik, Fevzi Bey'le de karşılaşmayacaktık.

Her şeyi mahvettin.

Ben senin var ya, taa...

Tam arabaya bindiğinde senin ben ne mal olduğunu anlamalıydım.

Senin geçmişini...

Araştırıp öyle almam lazımdı benim arabaya.

Tozu dumana kattı şerefsiz.

Bunlar hepsi benim salaklığım. Ben geri zekâlıyım ben ya.

Senin var ya senin gö...

Gördüğümde yanından basıp gitsem bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.

-Sıkı tutunun. -Ne yapıyorsun?

-Yavaş! -Fevzi dikkat!

-Neredeler bunlar? -Bilmiyorum, kayboldular.

Güzel!

-Nereye gittiler? -Ben tahmin edebiliyorum.

Kurtulduk mu?

Kurtulduk. Sen hâlâ bağır bana.

Şeref, sinir etme beni.

Kovulduğun iş yerinden arabayı alıyorsun. Bak, efendiyim yine. Çalıyorsun demiyorum.

Bütün suç benim mi oldu şimdi.

Bak hala üstte çıkmaya çalışıyor ya.

Sana ne lan benim arabamdan? Bu arabayı niye çaldım? İşimi geri kazanmak için.

Senin ne iş yaptığın bile belli değil ya.

Ayvalık'a gelecekmiş de, ailesini ziyaret edecekmiş.

Ben senin asıl ailene acıyorum. Sen var ya kim bilir onlara neler çektiriyorsundur.

Onur, sakin ol.

Ya altı saatlik yolu üç gündür gidemiyoruz. Şu hâlimize bak, darmadağın olduk ya!

Durdur arabayı.

Durdur arabayı dedim!

Bu saatten itibaren bu yolculuk bitmiştir. Herkes kendi yoluna. İn arabadan.

Şeref, in arabadan.

Ben zaten burada inecektim. Hoşça kalın.

-Nereye gidiyor bu ya? -Nereye giderse gitsin.

Onur, bir bak istersen.

Hadi.

Tanıştırayım.

Annemle babam.

Her bayram ziyaretlerine giderdim.

Geçen yıl bayramda işim var gelemem dedim.

Onlar sürpriz yapıp gelmek istemişler.

Canlarım benim.

Babam yaşlı adam tabii.

Yollarda bayram telaşı.

Trafik kazası.

İkisini birden kaybettim.

Ben onların yanına gitmedim diye onlar gittiler.

O gün bugündür kendime gelemiyorum.

Öldüklerini bir türlü kabullenemiyorum.

Biliyor musun, ilk defa gelebildim yanlarına.

Çok yalnız kaldım ya.

Olur mu canım yalnız kalmak?

Bak ben varım burada.

Sağ ol.

Sen de git artık. Daha fazla geç kalma.

Yok, ben vazgeçtim zaten.

Fevzi Bey de gördü.

Bu saatten sonra daha fazla rezil olmam.

Ne demek vazgeçmek? Sen o fuara gitmek için neleri göze aldın. Şu hâline bak.

Yani öyle de.

Bu gerginlikle nasıl sunum yapacağım abi?

Abi ben de gelirim, yolda bana da anlatırsın. Yardım ederim sana.

-Olur mu dersin? -Olur tabii ya, güven bana.

-Ee, iyi bir şansımızı deneyelim o zaman? -İyi, hadi o zaman, hadi.

Onur.

Sen gerçek bir yol arkadaşıymışsın.

Seninle ölüme bile gidilir.

Biz yine de yaşamaya çalışalım kardeşim tamam.

- Doğru diyorsun. - Ya,

gitmeden bir fotoğrafımızı çeksene.

-Kimle? -Annem, babamla.

İyi.

Çektim.

Ben yine geleceğim, tamam mı?

Gözüm kapalı çıkmış.

Şeref, onlar ne yapsın?

-Haklısın. Hadi gidelim. -Hadi abi.

- Hadi! - Hadi!

Ne oluyor?

Araba da anlatırız. Onur'u fuara yetiştirmeliyiz.

İşte buradalar. Ben burada ineyim, siz de beni haberdar edin, olur mu? Bol şans.

Sağ ol. Hoşça kal.

-Görüşürüz Bahar. -Görüşürüz.

-Bahar. -Efendim?

-Kendine iyi bak. -Sağ ol.

Yani, sağ olun.

Hadi Onur, geç kalıyoruz. Saat bire geliyor.

-Tamam, kolay gelsin arkadaşlar. -Görüşürüz Şeref.

Görüşürüz! Görüşürüz hayvan severler!

Hah.

-Hadi. -Sen merak etme.

- Ahmetciğim, kolay gelsin kardeşim. - Onur, senin ne işin var burada?

Ee. Benim ne işim var burada? Şöyle açıklayayım...

Ne oluyor be? Ne vuruyorsun kafama?

Lan hani bir vuruşta bayıltacaktın herifi?

Sabretmiyorsun.

Bana birazcık güvensen bu yolculuk bambaşka olabilirdi.

Konuşma, tut. Herifi tut.

Kuru götlü ama var ya, ağırmış.

Dikle, dikle.

-Ne dikle? Mobilya mı bu? -Gel, gel.

Şöyle, şöyle, şöyle!

-Giy şunu da. Çabuk. -Tamam, giydim.

-Merhabalar, Fevzi Kimya, değil mi? -Evet, buyurun.

Arkadaşlar, ben organizasyon sorumlusu İlhan Okay.

İsteyen firmaların sunumuna yardımcı oluyorum.

Sahne enerjim böyle yüksektir. Seyirciyi toplarım.

İsterseniz size de yardımcı olayım, üç adam birlikte yapalım sunumu.

Sağ ol kardeşim, bizim bir hazırlığımız var. Biz iki adam iyiyiz.

İyisiniz.

-İki adam. -Evet.

Güzel.

-Yazıklar olsun. -Efendim?

İnşallah rezil olursunuz. İnşallah.

Rezil olursunuz, rezil. Siz kimsiniz len?!

-Bu kimdi ya? -Ne bileyim ben?

Sakin, sen

Kapat, kapat.

Anons da yapıldı. Niye kimse gelmiyor?

Onur? Bana güveniyor musun?

-Hayır. Ne yapıyorsun abi. -Bana bırak.

Aa, ama Onur Bey, dayanamıyorum söyleyeceğim.

-Ne söyleyeceksin? -Söyleyeceğim. Sevgili doktorlar,

eczacılar, ecza deposu sahipleri.

Az sonra burada size inanılmaz bir sürprizimiz olacak.

Evet, Fevzi Kimya'nın mucizevi ürünü Keleson'un sunumu için.

hepinizi buraya davet ediyorum.

Lütfen buyurun. Buyurun siz de gelin.

Ve şimdi de, Keleson'u sunması için, Fevzi Kimya'nın dahi çocuğu!

Onur Güzel! Alkışlıyoruz!

Herkese merhabalar. Sizlere gerçekten mucizevi bir ürün tanıtmak için buradayım.

Nedir o ürün? Keleson.

Günümüz erkeğinin en büyük iki problemi nedir?

Bir, saç dökülmesi. İkinciyi hepiniz biliyorsunuz.

Zaten bu o yüzden birinciye odaklandık ve sizler için Keleson'u geliştirdik.

Nedir Keleson, dediğinizi duyar gibiyim.

Keleson seyrek saçlı bölgeye köpük olarak uygulanır

ve sadece iki dakika bekledikten sonra

bol su ile durulanır.

İçeriğindeki keratin mikrogranülleri

sayesinde seyrek saçlı bölgeyi saçın eski orijinal rengine boyar.

Dolgun ve hacimli bir görünüm sağlar.

Keleson ile kellik tarihe karışacak

ve artık herkesin kafası güzel olacak!

Alkışlıyoruz! Bravo!

Şimdi, saç dökülmesinden muzdaribim diyen bir gönüllü arıyorum.

Siz çok gürsünüz.

Beyefendi siz gelmek ister misiniz?

- Ben. - Evet.

Evet, çok istiyor. Alkışlıyoruz

- Evet, çok istiyor. - Bravo.

-Hoş geldiniz, isminiz? -Merhabalar, Mert.

Mert Bey, buyursunlar. Mert Bey gerçekten de

tam aradığımız türde bir gönüllü. Saçlar ha gitti, ha gidiyor.

Şeref Bey, isterseniz uygulamaya geçelim.

Ürünümüz hazır, gördüğünüz gibi.

Şimdi Kelesonla mucizevi değişim başlıyor.

Evet. Seyrek saçlı bölgeye...

Bolca. Bolca.

Tamamına. Önlere doğru da, Şeref Bey lütfen.

Biraz daha. Biraz daha. Malzemeyi bol tutalım lütfen.

Uygulamamızı yaptık. Şimdi ürünü

kafamıza masaj yaparak yediriyoruz.

Giydirelim.

- Hı! - He!

Ne yapıyorsun? Yapma öyle.

Şimdi yapmamız gereken son bir şey kaldı.

Bu da işin en basit kısmı. Sadece iki dakika bekliyoruz. Bu kadar.

Biz de bu iki dakikayı renklendirmek adına

sizlere küçük bir sürpriz hazırladık. Şeref Bey buyurun.

♪ Sonbahardı, soğuk bir sabahtı ♪

♪ Düştün yere incelmiş bir telinle ♪

♪ Ne gerek var, dursaydın hep yerinde ♪ ♪ Nedir bu bendeki genlerin derdi ♪

♪ Susuyorum ♪

♪ Dımdızlak kaldım işte ♪

♪ Duruyorum. ♪

♪ Nasıl geçer zaman böyle? Susuyorum ♪

♪ Dımdızlak kaldım işte Duruyorum ♪

♪ Kabak gibi ortalardayım ♪

♪ Kel, kel, kel ♪

♪ Nerede saçlarım? ♪

♪ Kel, kel, kel Kaldı kaşlarım ♪

♪ Kel, kel, kel Gitti genç yaşımda ♪

♪ Kel, kel ♪

♪ Oo, işte Keleson ♪

♪ Oo, gel tepeme kon ♪

♪ Oo, saçların mı yok? ♪

♪ Keleson ♪

Sağ olun. Sağ olun. Çok teşekkürler.

Yalnız, bu ürün hâlâ kurumadı?

Evet, hâlâ kurumadı Şeref Bey.

Evet kurumadı.

-Kurumadı? -Sil.

Ee. Silelim bir havlu vasıtasıyla.

Ürünü bol kullandığımız için kurumamış olabilir.

Hemen havluyla silelim ve mucizevi değişimi hep birlikte görelim.

Şeref Bey silelim hızlı!

Evet.

Eee...

Neyi kullandınız? Ney? Ney? Neyi kullandınız?

Sen ne sürdün oğlum, herifin kafasına?

Keleson. Bak.

- Ne oluyor ya? - Senin Allah belanı versin.

Versin.

Sil, hepsini sil.

O zaman kalanını da şey yapalım.

Bence hiç şey yapmayalım. Bunu kafanıza iyice bastırın. Daha güzel olacak.

- Hayvanlara özgürlük! - Hayvanlara özgürlük!

- Hayvanlara özgürlük! - Hayvanlara özgürlük!

- Hayvanlar deneyde kullanılamaz! - Hayvanlar deneyde kullanılamaz!

- Hayvanlar deneyde kullanılamaz! - Hayvanlar deneyde kullanılamaz!

- Hayvanlar deneyde kullanılamaz! - Hayvanlar deneyde kullanılamaz!

Dur!

Hayvanlar!

Ne işiniz var sizin burada?

Çıkın defolun! Çıkın buradan! Güvenlik, atın bunları dışarı.

Bir dakika, sen kimsin?

Ben mi kimim? Ben Fevzi Kimya!

Bir dakika Fevzi Bey! Fevzi Bey! Bir saniye yapmayın!

Abi! Şeref!

Şeref!

Bir dakika! Bir dakika!

Nerede, Şeref nerede?

Dışarı! Dışarı!

Dışarı!

Onur.

Ya...

Ben aslında

hastaneye gelmeden önce arkadaşlardan öğrenmiştim

fuara protestoya geleceğimizi ama

sen öyle benim için çok önemli falan deyince

sana söyleyemedim. Kusura bakma.

Boş ver ya. Sen en doğrusunu yaptın.

Benimki boşa çaba. Zaten siz gelmeden biz her şeyi mahvetmiştik.

Şeref sağ olsun.

-Sahi, o nerede?

Şeref Bey hiç bulaşır mı? Arbede ye felan girermi o hiç hemen sıyırdı kendini.

Hemen sıyırdı.

Bir de atıp tutuyor, benimle ölmeye bile gidilirmiş. Hani nerede?

Onunla sıçmaya bile gidilmezmiş valla.

-Kusura bakma ağzımı bozdum. -Yok canım, rahat ol.

Onun ben ta amına koyayım!

-Özür dilerim. -O kadar da demedik.

Özür dilerim. Pardon.

Çıkar şunları.

Eylemciler dışarı!

-Nasıl ya? -Çık, çık.

Saçmalık. Hiç anlamıyorum.

Yavaş.

Şuraya bak. Şunlara bak. Ne işi var bunların burada?

Deney vahşetmiş. Gel, gel ben bir şey deneyeceğim.

-Ben geliyorum hemen. -Tamam, ben bekliyorum seni.

Fevzi Bey.

Çok teşekkür ederim. Gerçekten onca şeye rağmen

şikâyetinizi geri almanız çok büyük bir büyüklük.

Sen bana değil, şurada duran şu...

Şu şeye teşekkür et. O olmasa ben sittin sene şikayetimi geri almazdım.

Ayrıca bizim sektörde asla iş bulamayacaksın. Asla.

Aramayacağım zaten. Merak etmeyin. Fevzi Bey?

Hayallerimden vazgeçmedim. Sadece biraz reklam arası verdim.

Hadi gidelim.

Aa, Yaa.. ne tatlı bu. Nereden çıktı bu?

Onur Aysun'a giderken hediye götürmem lazım dedi. Burada tanıdık çok. Hallettim hemen.

-Anladım. -Ee, Fevzi işini nasıl hallettin?

Şikâyetini geri almazsan

-bunu basına veririm dedim. -Bakayım.

-Hadi canım? -Vay be.

Sana helal olsun be.

Vallahi bravo Şeref.

-Hadi ver kuzuyu, geç kaldık. -Ay, ama çok küçük bu.

Bir numara küçük aldım ki seneye de kesebilsinler. Ver.

Allahım yarabbim.

Hadi, hadi geç kaldık Onur. Araba ayarladım. Hadi.

-Görüşürüz Bahar. -Görüşürüz.

Ee, sen ne yapacaksın burada?

Biz de arkadaşlarla değirmende çay içeceğiz.

-Oradan İstanbul'a. -Anladım.

-İyi yolculuklar o zaman. -Sağ ol.

Sence bir daha görüşür müyüz?

Valla beni bundan sonra ancak hayvanlara zarar verirsen görürsün.

-Onu da sakın yapma, pişman ederim. -Yapmam. Yapmam.

- Hoşça kal. - Hoşça kal.

- Pardon. - Pardon.

- Görüşürüz. - Görüşürüz.

-Hadi Onur hadi. Görüşürüz Bahar. -Bye bye.

-İyi mi? -İyi.

Hayatım geciktik çok özür dilerim ama inan çok büyük sıkıntılar yaşadık yolda.

Selamünaleyküm yenge, bak sana ne hediye getirdik.

Gel, gel, gel.

Efendim merhabalar. İyi bayramlar herkese.

Kusura bakmayın biraz beklettik.

Vallahi çok da beklememişler.

Biraz billur kaldı, yer misiniz?

Yok dedeciğim, sağ ol. Bizde var.

Buyurun bu arada, bu sizin. Bayramınız mübarek olsun.

-Ben de elinizi öpeyim. Bayramınız... -Saat kaç Onur?

-Aysun, kızım. -Sen karışma anne.

Saat altıya yaklaşıyor. Biz biraz geç kaldık, evet ama

öyle şeyler geldi ki başımıza, anlatınca sen de hak vereceksin bana.

İki koca günde İstanbul'dan Ayvalık'a gelemedin.

Geldiğinde de yanında da bu şeyi getirmişsin.

Öyle demeyelim ama yani, dedim ya sana, öyle şeyler yaşadık ki

anlatıp senin canını sıkmak istemedim. Bir oturalım, bir yemeğimizi yiyelim.

Ondan sonra ben sana her şeyi tek tek anlatacağım. Söz veriyorum.

-Baban nerede? -Sinirinden duramadı ki adam,

boş bir arazide havaya ateş etmeye gitti.

Ben gerçekten çok mahcubum herkese, kusuruma bakmayın nolur.

Aa sırf sen geleceksin diye herkesi çağırdık.

Halam, amcam, dayım, dedem.

Rukiye Teyze'yi çağırmadık, o da gelmiş.

-İyi yapmış, hoş gelmiş. -Ama olmaz ki bizi saatlerdir bekletiyorsun

- Herkesten bunun için tek tek... - Ailemle tanışmaya gel dediğimden beri

ay bir tuhaflıklar, bir acayiplikler.

- Aa bu böyle olmaz. - Çok şey yaşadım dedim.

Bir şey söyleyince de çok şey yaşamış... Bana anlatacak.

-Anlatacağım ama! -Anlatma, istemiyorum bir şey anlatmanı.

Benim şu anda senden tek istediğim şey herkesten

tek tek tek tek özür dilemen. Herkesin tek tek elini öpeceksin.

Eller havaya.

Temizledim.

Öp.

-Şeref yürü gidiyoruz. -Nereye gidiyorsun?

Ben bu kuzuyu alayım da. Siz bunu shot yaparsınız.

-Ee, ne yapacağız şimdi? -Ne bileyim?

Sen şu kuzuyu bir götür geri ver de, yazık hayvana.

Hayatta vermem bu benim kuzum artık.

Ne yapacaksın, oğlum kuzuyla mı yaşayacaksın?

Söylediklerini duymasın sakın.

Çok sinirlenir. Duydu bile.

Yapma kuzu! Hıaa! Hıaa!

Tutamıyorum! Aaa! Bu yediği kaçıncı arkadaşım. Huaa!

- Bunu zor engelledim. Yapma kuzu. - Zor mu engelledin? Geri zekâlı.

-Bahar. -Onur?

-Görüşürüz. -Görüşürüz Onur.

Görüşürüz.

-Ne oldu? -Hiçbir şey.

-Yani? -Yani, her şey olması gerektiği gibi oldu.

Ee..

-Şeref nerede? -Cemre ile konuşuyor telefonda.

Hı..

-Kostümün hâlâ içimi gıdıklıyor. -O nereden çıktı?

Ya, küçükken bir arkadaşım ağzıma...

Ah be, çok kötüymüş.

Aslında çocukken en sevdiğim masal Kurbağa Prens'ti. Biliyor musun?

Ama insan büyüdükçe masallara olan inancını kaybediyor ya?

Hayallerinden de öyle uzaklaşıyor işte.

Küçük kurbağa, güzel prenses tarafından öpülür

ve yakışıklı bir prense dönüşür.

Yani bir öpücükle her şeyin değişebileceğini inanmayı

niye bırakır ki insan?

Tabii bu masala göre yanlış oldu. Yani

normalde benim kurbağa olmam lazım. Senin prenses olarak beni öpmen lazım.

Şimdi kurbağa kostümü sende olduğu için... Korkmuş dimi?

-Evet. -Evet.

-Hayırdır yenge neye gülüyorsun? -Yenge mi?

Bu çocuk sana yenge demek istiyor.

Bu bir çıkma teklifi mi?

-Galiba. -Çok kötü.

-Ben dedim sana kötü diye. -Ne var? İşe yaradı işte.

-Nereye işe yaradı? -Çok konuşma kuzuyu salarım üstüne.

Sen bunu biliyor musun? Katil kuzu.

-Vallahi mi? -Doğayı ele geçirecek ya.

♪ Sevdirdin bana kendini hiç sorma ♪

♪ Bundan sonra sana gözüm gibi ben bakarım ♪

♪ Seni hiç kimseler alamaz unutma ♪

♪ Kimseler üzemez, karşılarına ben çıkarım ♪

♪ Bana göre sen benim olmalısın ♪

♪ İçime nefes gibi doğmalısın ♪

♪ Kaderime yön verecek bir ışık gibi doğmalısın ♪

♪ Ara sıra bazı yok olsam da ♪

♪ Geceleri üşüdüğüm anlarda ♪

♪ Yanıma koşarak beni kor gibi yakmalısın ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem ♪

♪ Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem ♪

♪ Söz verdim mi geri dönemem ben ♪ ♪ Vermem, seni ellere vermem ♪

♪ Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem ♪

♪ Söz verdim mi geri dönemem ben ♪

♪ Sevdirdin kendini bana, hiç sorma ♪

♪ Bundan sonra sana gözüm gibi ben bakarım ♪

♪ Seni hiç kimseler alamaz, unutma ♪

♪ Kimseler üzemez, karşılarına ben çıkarım ♪

♪ Bana göre sen benim olmalısın İçime nefes gibi doğmalısın ♪

♪ Kaderime yön verecek bir ışık gibi doğmalısın ♪

♪ Ara sıra, bazı yok olsam da ♪

♪ Geceleri üşüdüğüm anlarda ♪

♪ Yanıma koşarak beni kor gibi yakmalısın ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem Söz verdim mi geri dönemem ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem Allah şahidim olsun ♪

♪ Vermem, seni ellere vermem Söz verdim mi geri dönemem ♪

- Bak neyi öğrettim. - Neyi öğrettin? Yürüyor işte hayvan.

Beni takip ediyor. Ben ona daha neler öğreteceğim biliyor musun sen.

Sadece "me"yi değil, bütün harfleri öğrenecek. Kızım benim.

Bak, aferin kızım. Hadi buradan.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.