All language subtitles for [SubtitleTools.com] alice

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Sevgili seyircilerimiz, kıymetlilerimiz,

başımızın tacı fanlarımız, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Biliyorum, instoşunuza bu 3 kilo 750 gramlık dev tavşanı

yüklemek için sabırsızlanıyorsunuz.

Size sadece üç saniye veriyorum. Buyurun, çekin beni.

Efendim ne iyi ettiniz de geldiniz. Kulisi arşınlamaktan bir hal olmuştuk.

Biz, Harikalar Diyarı'nın mahlukları...

Kocamanlar, ufacıklar, tüylüler, kürklüler, çıplaklar, hortlaklar,

Sarhoşlar, ayıklar, ucubeler,

Meczuplar ve neler neler

Kusura bakmayın, müzikal olduğu için arada şarkı söylemek zorunda kalacağım.

Birazdan heyecanlı bir yolculuğa çıkacağız. Hazır mısınız?

Sesinizi duyamıyorum. Hazır mısınız?

Sesinizi ve alkışlarınızı duyamıyorum. Hazır mısınız?

Bakın, bu yolculukta zaman yok, mekan yok, yolun kendisi bile yok.

Narin ve yaralı bir ruh var menzilimizde.

Dünya dediğimiz bu yangın yerinde acı çeken, anlayış ve şefkat bekleyen,

özgürlük ve aşk isteyen

genç bir kızın ruhu.

Özgürlük ve aşk isteyen

Genç bir kızın ruhu

Aslına bakarsanız hepimizin ruhu.

Hadi bir güzel yaslayın sırtınızı koltuklara.

Bırakın vesveseleri kapının ardına.

Atın çöpe gündelik kaygıları.

Kaybedecek olursanız yolunuzu, takip edin bu uzun kulakları

Geç kaldım, geç kaldım. Oh!

Yeter artık, elinde telefon.

Çalışıyorum.

Kahvaltı masasında mı?

Eline sağlık.

Ay ben neyim bu evde? Anne miyim? Hizmetçi miyim?

Ev kadını mıyım? İş kadını mıyım?

-Ben... -Ya bir sus, bir saniye sus.

Bir şey yapıyorum.

Kızım bari sen bir şeyler ye. Portakal suyu bile duruyor.

-Canım istemiyor anne. -Tamam konuş, tamam sen konuş.

-Biz dinliyoruz. -Sen ne işe yararsın ya?

Defolup gittiğimde anlayacaksın ne işe yaradığımı.

-Ay keşke. -Anne.

Keşke.

Keşkeyse afiyet olsun.

Mutlu musun şimdi?

Bana mı söylüyorsun?

Yüzüme bile bakmadı. Görmüyor musun?

Ya bıktım artık her gün kavga etmenizden. Yeter.

Karışma sen.

Sen önce sınavlarına çalış.

İnsanlar olmuşlar birer ekran

Kim bilir gerçekte nasıllar?

Kendimi yalnız hissediyorsam

Sebep biraz benim

Biraz onlar

En azından sınavlar bitene kadar, o ukuleleyi eline almayacaktın.

-Söz vermiştin. -Ya karışma şu kıza.

Senin özel okul fiyatlarından haberin var mı bu sene?

Ha.

Kızım, tamam sen de bir hafta şey yap ya.

pisi pisi pisi.

Dina.

Pisi, pisi, pisi. Dina.

Nereye kayboldun yine?

Allah Allah.

Niye kapanmıyor bu ya?

Of çok sıkıcı.

Acayip sıkıcı böyle yalnız dans etmek.

Fildişi kule, balina kalbi, karınca sabrı.

Ah ne büyük ıstırap, nasıl da sıkıcı!

Kapan.

Kapan. Kapansana.

Yanlış bir şeye mi bastım? Virüs mü yoksa?

Evet, çağımızın virüsü. Dinlememek, görmemek, anlamamak!

Bir azap ki düşman başına!

Ben beyaz tavşan. Sen kimsin?

Sen beyaz tavşansan ben de Alice oluyorum herhalde.

Kesin sınıftan birinin işi bu ya.

Anlaşıldı.

Siz günün anlam ve öneminden dolayı böyle bir şaka yapalım dediniz.

Neymiş bakalım günün anlam ve önemi?

Bugün 18'ime girdim ya hani.

Ya, demek bugün yaş günün Alice.

Ya, ne gün ama.

Dünyaya gelmeme sebep olanlar bile hatırlayamadı.

Bingo.

Ne oluyor ya?

Çok şanslısın Alice. Talih senden yana.

Uf! Ne diyorsun?

18 yaşına geldiğine göre artık benimle oyun oynayabilirsin.

Tabii bilmeceyi doğru cevaplarsan.

Bilmece de istemiyorum oyun da.

Ya git başımdan tavşancık.

Niye? Korktun mu Alice?

Niye korkacakmışım?

Bilememekten.

Hayır korkmuyorum. Sor.

Sor hadi, bekliyorum bilmeceni.

Dağlarda açar baharları, yazları. Yüksektedir mütevazi yuvası.

Çiçektir, rengi mor, ömrü pek kısa.

Kimseler bilmez yaşadığını.

Umurumda değil.

Doğru cevap.

Ya ne doğru cevabı? "Umurumda değil." dedim.

Doğru bildin. Umurumda değil çiçeği.

Ha, bir de unutma beni çiçeği var. Onun da rengi mor.

Al sana mor.

Yardım edin imdat! Sıkıştım imdat!

Ne? Nasıl ya?

Ver ukulelemi çabuk. Nasıl aldın onu?

Sardı korkular Gelecek yıllar

Düşündüm sensiz nasıl yaşanacaklar

Gözlerimde canlanınca Yaptığın haksızlıklar

Güçlendim Her şey bambaşka olacak

Hey, hey.

Bunu nasıl yaptın bilmiyorum ama verir misin ukulelemi ya?

Neden? Çok mu önemli senin için?

Evet, tahmin edemeyeceğin kadar önemli.

-Ver şunu çabuk. -Kalbimi kırıyorsun ama Alice.

Ya başlatma kalbine. Ver şu ukulelemi.

Gel. Gel al.

Burası çok kalabalık ve çok eğlenceli. Gel Alice.

Alice gel.

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Durunca soluklanmak için bir an

Anladım ki ben değilmişim koşan

Zamanın kanatlarında bu şehir

Çok karanlık , çok sahte bu devir

Tıklım tıklım bir metroda bile

Sahte yüzler ve hepsi filtre

Like üstüne like alır selfie'siyle

Kapalı kitap ya da latteyle

Koşmayan, reddeden, yorulan, pes eden

Bulamazmış girişi ve kaybolurmuş tümden

Koşmayan, reddeden, yorulan, pes eden

Bulamazmış girişi

Hep tümden

Çözecek gibiydim büyük sırrı

Takıldı gözlerim o ekrana

Kovaladım işte ben de tavşanı

Kendime o soruyu sorduğumda

Kalabalık içinde bir tavşan

Acelem var çekilin yolumdan

Başlar hep ağır, başlar hep önde

Bir kaldırsa da dünyayı bir görse

Bu kara bulutlar bir işaret

Var mı canım sende buna cesaret?

Uzarım, kısalırım

Düşerim, kalkarım

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Varsın kediler dahil

Herkes gülsün halime

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Koşmayan, reddeden, pes eden

Bulamazmış girişi tümden

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Uzarım, kısalırım

Düşerim, kalkarım

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Varsın kediler dahil

Herkes gülsün halime

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

İtirazım var bu deliliğe

Eğer ki bu rüya benimse

Geç kaldım, geç kaldım

Geç kaldım, geç kaldım

Bir sonraki durak Harikalar Diyarı.

Next station is Wonderland.

Aldığın her nefese sarıl

Varsın olsun bilme cevabı

Sadece var olarak bile

-Bu atlasta bir izin kalır -Geç kaldım geç kaldım

Aldığın her nefese sarıl

-Geç kaldın, geç kaldın -Varsın olsun bilme cevabı

Koşmayan, reddeden, yorulan, pes eden

Bulamazmış girişi

Ve kaybolurmuş tümden

Koşmayan, reddeden, yorulan, pes eden

Bulamazmış girişi

Ve tümden

İmdat! İmdat! İmdat!

Çok mu uzağa gidiyorum?

Çok mu yavaş gidiyorum?

Yoksa zaman mı durdu?

Neredeyim ben?

Keşke kedimi de alsaydım yanıma.

Umarım annemler mamasını vermeyi unutmazlar

Beni özlerler mi acaba?

Kelebekler, Ne kadar güzeller.

Yeni yaşımda bana uğur getirin, olur mu?

Aaa ben miyim o

Şarkımı tamamlıyor muyum?

Deniz kızı palerini

Neredesin?

Rock roll şarkısı

Ne oluyor bana?

Neredeyim ben?

Kimse yok mu?

Kimse yok mu? Çıkarın beni buradan. Yardım edin. Kimse yok mu?

Neredeyim ben?

Sen nasıl oradasın ya?

Küpün içindekiler. Bak bundan güzel film olur.

Ne?

Buraya labirent falan da koyacaksın. Kız kaybolacak mesela.

Ya sana söylüyorum. Çıkar çabuk beni buradan.

Alice, devam etmek istiyor musun?

Şey, istiyorum aslında.

Peki.

Aaa! Bu ne?

İç beni iksiri.

-Zehirli olmasın? -Ne zehri ya? Ben her gün içiyorum.

Bak turp gibiyim. Hatta o kadar turp gibiyim ki

bazen kendimi kıtır kıtır yiyesim geliyor.

Ay ne kendini beğenmiş şeymişsin sen ya.

Hem siz hakikaten yiyebiliyor musunuz öyle turp acı acı?

Aaa! Bak ben yerim. Ben turp yerim, havuç yerim,

az su içerim, ışıkta donarım, niyet çekerim.

Niyet çekmek?

Evet, bak mesela sana şu çıktı.

Güvenme malına bir kıvılcıma bakar.

Hemen yaptır sigortanı ne kurtarırsan kâr.

Ay!

Senin abuklamalarını beklersem belli ki kuruyacağım burada.

Bari içeyim şunu.

Aslında tadı çok güzelmiş.

Böyle vişneyle

şeftali arası bir şey gibi.

Ne oluyor?

Ne oluyor Alice?

Kayboluyorum.

Kayboluyorum, yok oluyorum. Durdur şunu, bir şey yap.

Ya nasıl çıkacağım ben buradan ya?

Cep Alice oldum resmen.

Belki de Alice bile değilimdir artık. Boyut değiştirdim sonuçta.

Sınıftaki o çirozella gibi bir şey olmasam bari.

Şu halde bile gıybet yapıyorsun Alice.

Keşke bir aynam olsaydı da kendime bakabilseydim.

Ayna yok.

Nasıl çıkacağım ben buradan?

Ama bu var.

Ye beni keki.

Ellerimle yaptım.

Yedi.

Güzelmiş.

Güzel ama...

Ne oluyor?

Dur, dur, dur, dur, dur, dur. Yeter, yeter, yeter, yeter.

Naber? İyi misin?

Ah kainat, o kadim sonsuzluk.

Helezonlar.

Zalim helezonlar.

Bakın şu gözyaşı damlasında bile koca bir dünya var.

Evet, yıldızların tozundan oluştuk hepimiz.

Ama yıldız mı büyük, toz parçası mı?

Vakti gelince sıkışır, sıkışır, sıkışır,

patlar, yok olur gider o muazzam ışık.

Ama tozu dağılır dört bir yana.

Her bitişte bir başlangıç saklı. Şimdi söyleyin bana.

Ölüm mü büyük, yaşam mı?

Ya ne helezonu, ne tozu ya?

Sıkıştım burada, boğulacağım. Çıkar çabuk, yardım et bana.

Geç kaldım! Kraliçe kafamı koparacak!

Hey! Dur! Dur!

-Gitme. -Ay Alice ne oldu, ne? Üf! Ay.

Tamam bağırmayacağım, söz.

Hani bilmece soracaktın bana?

Sorsana bilmeceni, devam edelim oyunumuza. Hadi.

Peki.

Sökerler çocukları kandıran kaydırakları.

Alıp götürürler, eritirler bir büyük kazanda.

Dökerler kalıba kor alevden suları.

Satarlar kilidi çilingir denen dükkânda.

Oyun parkı mı?

Aklı siz insanlara ziyan edesiniz diye vermişler.

Ne saçma bir soru bu ya? Doğru düzgün bir şey sor o zaman.

Başka şekilde sorayım o zaman.

Sor!

Akşam vakti sallanan dalgın bir salıncak.

Uzaklarda çın çın öten koca bir çıngırak.

Anahtar döner bir kilidin içinde. Usul usul ağlar yatağında yavrucak.

Sen nerden biliyorsun?

Şşş! Lütfen bilmeceye soruyla karşılık vermeyelim Alice.

Benim o.

Doğru cevap.

Kraliçe kafamı koparacak.

Alice.

Geç kalmıştım.

Parkta oynamaya daldı diye cezalandırılır mı bir çocuk?

Bir daha da yalnız başıma hiç parka gitmedim.

Odama kilitlediler beni.

Duvarlara vurdum saatlerce.

Ellerim çok acıdı.

Çok ağladım ama kimse açmadı kapıyı.

Pencerede dişleri çürümüş bir canavar vardı.

Dondurma yiyordu, kırmızı çikolatalı.

Oyuncak bebeğin tırnakları uzadı.

Büyüdü, kocaman oldu.

-Karanlıktı. -Çok karanlıktı.

-Kimse gelmedi. -Hiç kimse gelmedi.

Sen korkuyor musun hâlâ?

Korkuyorum tabii.

Neden? Kocaman olmuşum işte.

Ne güzel görünüyorum.

Nasıl da ağlardım çirkinim diye.

Hep o kötü kalpli oğlan yüzünden.

Saçımı çekerdi çünkü.

Böcek koymuştu çantama.

Sonra beni sevdiğini söyledi ama.

Öptü mü?

Hem de yanağımdan.

Salak.

Sen neden burada kaldın?

Belki bir gün geri gelmen gerekir diye.

Nasıl hayat orada

Senin yüksekliğinde?

Burada şöyle böyle

Büyükler hep peşimde

Yükseklerde güzel de

Ben seni özlüyorum

Eğer çok çok özlersem

Kuş dili konuşuyorum

Begenegen segenigi segevigi yogorugum

Ben aslında sen olmadan

Hiçbir yere gitmiyorum

Bazen çok korkuyorum

Duvarda gölgelerden

Kaçmayı bilmiyorum bazı kelimelerden

Dans etmeyi öğrendim

Duvarda gölgelerle

Tam anlaşamıyorum ben de kelimelerle

Begenegen segenigi segevigi yogorugum

Ben aslında sen olmadan

Hiçbir yere gitmiyorum

Hızlı koşsam da

Yuvarlansam da

Bırakmam ellerinden

Ben ilk seninle hayaller kurdum

Vazgeçemem ki senden

Kuzey yıldızım

Begenegen segenigi segevigi yogorugum

Ben aslında sen olmadan

Hiçbir yere gitmiyorum

Begenegen segenigi segevigi yogorugum

Ben aslında sen olmadan

Hiçbir yere gitmiyorum

Yeni oyuncu sen misin?

Merhaba, galiba. Siz kimsiniz?

-Kedi. -Merhaba.

Ve bunlar da Harikalar Diyarı'nın

harika yaratıkları.

Ay, hepiniz çok güzelsiniz, çok.

Ama niye bu kadar neşelisiniz? Hiç anlayamadım.

Şimdi, sence de şu köpekler

çok aptal değiller mi?

Neden aptal olsunlar ki?

Çünkü olunca kuyruklarını sallıyorlar,

kızınca hırlıyorlar.

Tamam, nesi tuhafmış bunun?

Mesela biz mutlu olunca hırlarız,

kızınca kuyruk sallarız.

Bence olması gereken şey bu.

Çünkü siz kedilerin doğası öyle, köpeklerinki de öyle. Ne yapsınlar?

Sen bana karşı mı geliyorsun?

Ay!

köpeklerin doğası olduğunu hiç zannetmiyorum tatlım.

Daha ziyade, doğanın köpekleri var sanki.

Bu söylediğinizi hiç anlamadım ama siz öyle diyorsanız öyle olsun.

Ben de. Zaten kendimi hiç anlayamamışımdır.

Ben de bazen kendimi hiç anlamıyorum biliyor musunuz?

Anlatmayı denedin mi peki?

Neyi?

Kendini.

Kime?

Kime olacak, kendine.

İyi de kendime kendimi anlatmaya çalışsam bana deli demezler mi?

-Derler. -Derler.

Ama zaten biz burada hepimiz deliyiz.

Ben deliyim, sen delisin.

Benim deli olduğumu nereden çıkarttınız ya?

Yo, muhakkak delisin.

Deli olmasan burada işin ne?

Dünyada bütün güzel hikayeleri deliler anlatır.

Herkes bilir bunu.

Ne gibi hikâyeler?

Ufka bak.

Evet, bakıyorum valla.

Evet, ne görüyorsun?

Demir mızraklı ata binmiş bir adam görüyorum.

Arkasında da şişmanca bir adam.

O da eşeğe binmiş. Karşılarında yel değirmeni.

-Başka? -Başka...

Şimdi dünyanın üzerine oturmuş, sarışın, dalgalı saçlı

bir çocuk görüyorum. Yanında tilki.

Başka...

Şimdi de rengârenk başlığı olan bir kadın görüyorum.

Kalın bitişik kaşlı.

Yattığı yerden yağlıboya resimler yapıyor.

Rengarenk. Çok güzel.

Ama ben tanıyorum bu delileri.

-Tanırsın. -Teşekkürler.

Hikâyelerini de biliyorsundur. Senin de bir hikayen olacak.

-Olacak mı? -Olacak. Hem de dilden dile dolaşacak.

Ama önce oyunun aşamalarını tamamlaman lazım.

İşte, tavşan beni bu oyuna soktu, sonra kayboldu ortadan. Ben de onu arıyorum.

Ne yapacaksın o uzun kulaklı zevzeği be?

Korkunç bir hayvan. Sen bizimle oyna.

Bu daha topu tutamıyor. Oyunu nasıl bitirecek?

Hazırlıksız yakalandım. Gülme.

Kraliçe bunu ezip geçer.

Kraliçe mi? O da kim?

Kadir-i mutlak,

uluların ulusu.

Merhameti kıt,

gazabı bol zatı şahanemiz.

Kafa kopartan.

-Boyun vurduran. -Ne oluyor ya?

Kelle uçuran. Ayrıca basketbol sihirbazı, üçlük şut ustası,

rakipsiz ribauntçu.

Bu kadar şeyin basketle ne ilgisi olduğunu anlayamadım.

Kızım, onca gövdesiz kafayı ne yapacak kraliçe?

-Ne yapacak? -Atıp tutup oynayacak. Olayı bu.

Dikkat! Hazır ol!

Zıpla!

Zıpla!

Zıpla, zıpla.

Hah şöyle, zıpla, zıpla!

Hepiniz zıplıyor musunuz?

Hey! Çırpı bacaklı, çırpı kollu. Kimsin sen? Niye zıplamıyorsun?

-Ben mi? -Evet sen! Zıpla bakayım.

-Zıplayayım, zıplayayım. -Hah.

-zıplıyorm! -Tamam rahat.

Bu da çok rahat oldu. Laubaliliği sevmem. Kalkın ayağa.

Alırım kellenizi ha!

Haa? Tatlım. Dur, dur, konuşma yapıyorum.

Bana bak, gül bahçesinde koşumuz var. Unutma sakın.

Kiminle konuşuyor?

-Kral. -Tamam canım, dur şimdi.

Ay şu telefonu bir bırakmadın elinden.

Hep radyasyon yayıyor. Güllerim solacak. Korkuyorum.

Radyasyon istemiyorum.

Geldim, yetiştim.

Nerede kaldın sen?

Beyaz şişman tavşan. Hangi çalılıklarda sürtüyordun?

Ben de sizi arıyordum ulu kraliçem.

Göstereceğim ben sana kraliçeyi.

Hiç olur mu öyle şey, nur yüzlü sultanımız?

Başımızın tacı, tacı.

Başının tacıymışım.

Nur boca edeceğim sana tepeden tırnağa.

Zıpla.

-Neden? -Zıpla zıpla.

Ne bakıyorsun bön bön hamile tavşan? Zıplasana.

Daha çok!

Hah şöyle. Şınav çek!

-Şınav hangisiydi? -Şınav çek! amuda kal!

Tamam, yeter bu kadar. Oh!

Bana bak.

Gözüm üzerinizde. Alırım kellenizi.

Kraliçeyim ben.

Yalaka!

Gördünüz mü, nasıl nefes nefese kaldı?

Alice, sakın şu kediyle muhatap olma.

Ben de nerde kaldı diyordum bizim dişlek.

Tabii, kambersiz düğün olmuyor.

Kamber mi, o ne demek?

Ah şu cehalet belası.

Ya ben tavşanım. Kamberi nereden bileceğim?

-Sen bana laf mı sokuyorsun? -Yo, laf sokmuyorum.

Doğrudan kafana atıyorum.

Ay siz tavşan kabilesi.

Yürüyen libidolar.

Hayatınız bitmeyen gerdek be.

Söyler misin, üremekten başka ne işe yarıyorsunuz?

Ne oluyor lan, oooo?

Asıl siz ne işe yarıyorsunuz? Çıkı...

Sen geri zekalı mısın?

-Çıkıyorsunuz çatıların tepesine.

Vallahi geri zekalı.

Çıkıyorsunuz çatıların tepesine,

öyle birbirinize sürte sürte yolunuzu buluyorsunuz. Sapık kediler.

Şimdi!

Alice, şu görmüş olduğun uyku aşkına kaplumbağaya yenilmiş bir...

-...mahluktur. -Ay, onu ben de hatırlıyorum.

Kaplumbağa gazozuma ilaç attı. Benim laboratuvar raporum var!

-Kaplumbağa bunu tokatladı. -Ben neler çektim kim biliyor?

-Öyle berbat bir hayvan. -Bir kere ağzımı açtım mı?

-Kaplumbağa bunu yendi ya. -Bir kere bu ağızdan bir cümle çıktı mı?

Of! Yeter ya. Bir susun artık.

Ne çok bağırdınız ya!

Hadi şu bilmecenizi sorun da devam edelim oyunumuza. Hadi.

-Alın şu geri zekalıyı, parçalayacağım. -Bilmece tabii ya.

Bileceğim, bileceğim, bileceğim.

Bileceğim.

Ormanın ortasında ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor Alice.

Her gün döküyor bir önceki güne göre iki misli gözyaşı.

Tamamı 20 günde doluyorsa tuzlu ılık yaşlarla,

kaç günde dolar ormanın yarısı?

Miyav! Şimdi bayılacağım. Bilmeceyi kes!

On, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki.

On.

Ay tatlım. Sen bu gidişle üniversite falan kazanamazsın.

Acaba yol yakınken başka bir şey mi bulsan?

-Alice sakin ol. -Sakinim.

-Dikkatli düşün. -Dikkatli düşünüyorum.

Her gün bir önceki güne göre iki kat ağlıyorsun.

Tamamını 20 günde dolduruyorsan, yarısı. Ha? Şş!

İyi düşün Alice.

On, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir.

-19 mu? -Doğru cevap.

Teşekkürler.

Yarışa hak kazandın Alice.

Yarış mı? Ne yarışı?

Havada yüzme yarışı

-Havada yüzme yarışı mı? -Birazdan göreceksin. Gel benimle.

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında

Akışında

Miyav.

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil

Miyav.

Başım sukutu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen

İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş

Başım sukutu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen

İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş

Bir derviş

Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim

Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim

Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim

Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Miyav.

Kim kazandı? Kim kazandı?

Herkes kazandı.

Nasıl ya?

Bu bir yarışsa bunun bir tane kazananı olmalı.

Ay! Bu canlı türü beni çok hüzünlendiriyor.

Sus, sus. Beni de öyle, sus.

Ezkaza diğer kuyrukluları geçmesini büyük zafer zannediyor zavallı.

-Ya ben kazandım ama. -Ay tamam sen kazandın Alice.

-Ne oldu bu kadar? -Ödülümü istiyorum o zaman.

Ay, ay, ay! Tatlım, burada işler öyle yürümüyor.

Of! Nasıl yürüyor?

Bizde sizdeki gibi değil.

Sizde nasıl onu da çok bilmiyorum ama bizde herkes ödül kazanıyor.

Ama madem tutturdun ben kazandım, ben kazandım diye,

tamam, ödülü de çıkıp sen vereceksin o zaman.

Niye ya? Ne kadar saçma.

Ya, nesi saçma?

Kızım ödül ya bu. Ödül kazananda olmuyor mu?

Kazanan da çıkıp vermiyor mu?

Kedi ben mi anlatamıyorum? Bu mu anlamıyor?

Yo, ilk defa çok iyi anlattın.

İyi de benim onca emeğim, döktüğüm onca gözyaşı, ter ne olacakmış peki?

Iy! Bunun da teri zemzem suyu sanki.

Ay bayılacağım.

Alice, hadi artık ödülleri bekliyoruz, hadi.

Benim verecek hiçbir şeyim yok ki.

Herkesin verecek bir şeyi vardır.

Benim yok ama. Yalan mı söyleyeceğim?

Ver, ver. Ne işte, yok hiçbir şeyim.

Buraya bak istersen.

Ukulelem!

Teşekkür ederim!

Halbuki bir derin nefes alsam

Biraz tutsam, bıraksam

Gözlerinizin içine baksam

Orada bulsam ne arıyorsam

Herkes nereye kayboldu ya?

Tavşan?

Kedi? Nereye gittiniz hemen?

Evet? Seni dinliyorum. Beni çağırdın.

Şimdi ne tarafa gitmeliyim sence?

Bu nereye gitmek istediğine bağlı.

Nereye gittiğim umurumda değil. Artık bir yere varmak istiyorum sadece.

Nereye gittiğinin bir önemi yok.

Yeterince yürürsen muhakkak bir yere varırsın.

Aa! O ne ya? Kedisiz bir ağız.

Ağızsız bir kediden iyidir.

Daha önce gülmeyen kedi görmüştüm ama

gülen bir kedi ağzı ilk defa görüyorum.

Ayrıca, bakışsız bir kedi kara.

Bunu hiç anlamadım ama buda güzelmiş.

Teşekkürler kedi.

Kraliçe geldi.

Kraliçe geldi.

Kraliçe geldi. Yemek yapın çok açım

Bana çalışıyorsunuz.

Hepiniz benimsiniz.

Herkes bunu bilsin.

Kraliçe geldi.

Hadi çalışın.

Kralım çok acıktım.

Neler yapıldı?

Aa! Bayılırım.

Aaa!

En sevdiklerim.

Bunlar ellerini yıkadı mı? Ha? Mutfak temiz mi?

Güzel güzel karıştır. Ne karıştırdın böyle?

Ne yapıyorsunuz? Geldim, geç yerine.

Aaa! Hayret bir şey.

Karnım sırtıma yapıştı

Sizi doyuracağım diye

Ah kraliçe olmak ne zormuş

Güllerim solmak üzere

-Açız -Hadi oradan

-Açız -Ben de açım

-Açız -Hiçbir şey yemedim.

Açız

Güllü köprüden geçerken

Kimsenin gıkı çıkmadı

Karşıma geçip açız derken

Hiç yüzünüz de kızarmadı

Açız

Açız

Açız

Açız

Yeter ne çektik senin elinden

Yılan ısırsın sivri dilinden

Yeter sus artık

E yetti valla

Senin için bak bu Ciao bella

Çekirge yatağında sarma

Cillop bir tırnak kavurma

Mutfağımız mis gibi kokar

Soğan kokusu olmadıkça

Aşk, huzur, mutluluk bende

Konuşursan gidiyor kelle

Özgürlük ve demokrasi

Pamuk kalpli kraliçede

Yeter ne çektik senin elinden

Yılan ısırsın sivri dilinden

Yeter sus artık

E yetti valla

Senin için bak bu "Ciao bella"

Yeter ne çektik senin elinden

Yılan ısırsın sivri dilinden

Yeter sus artık

E yetti valla

Senin için bak bu "Ciao bella"

Hayır

Hayır

Aman

Hayır

Ben ne diyorsam o

Ben ne diyorsam o

Hadi bakayım güzel güzel çalışın. Yemekler yapın bana.

Çalışın.

-Kara kedi. -Kedimi gördünüz mü?

-Uğursuz pışt.

Dina'yı gördünüz mü? Kedimi, simsiyah böyle kocaman...

Hey sen.

Kimsin sen?

Valla bugün o kadar çok değiştim ki artık ben de kim olduğumu

-hatırlamakta güçlük çekiyorum. -Kes. Bir daha sakın sözümü kesme.

-Kral. -Hı?

-Yeni yamak bu mu? -Yeni yamak.

Bu.

Hadi geç tezgahın başına. Ne duruyorsun? Geç, çalış.

Benim için çalışacaksın. Çalış.

Aa! Bakıyor hâlâ.

Hayret bir şey.

Çalışması gerekiyor, eblek eblek gülüyor bu.

Aa! Ne yapıyorsun sen?

Bebeğin mamasını yedi ama.

Benim o.

-Çok açım. -Hayır benim onlar. Çıkar.

-Tükür kızım. -Çok açım.

Tamam, ben sana başka bir şey vereceğim. Tükür onu.

Yiyeceğim onu. Tükür.

-Bak kraliçenin elması. -Tabii ki.

Vedalaş yavrum, hadi bir elma parçası, tükür.

Hadi. Kaldırın beni.

Teftiş var mutfakta. Kralım neler yapılmış?

-Ben hemen anlatıyorum efendim. -Anlat canım.

İlki, çekirge yatağında ballı kereviz sarması.

-Ay! Çekirge, bayılırım. -Evet efendim.

-Iy! O ne ya? -Evet. Çok güzel yapıyorum.

-Hiç öyle dudağını büzme. -Aç beni. Ay aç bunu.

-Pardon. Özür dilerim. -Dünden razısın be kral.

Özür dilerim. Kapak geldi.

Efendim ikincisi. Kurbağa yağında tırnak kavurma.

-Tırnak mı? -Tırnak.

Bayılırım.

-Kendi tırnağım. -Ay, can damarımdan vurdun!

Evet.

Kızım öyle yapma bak.

Pişerken kötü kokuyor ama lezzetli yani. Lahana gibi düşün.

İğrenç bir şey.

-Sen nereden buldun bu beceriksizi? -Öyle olmadı.

-Beceriksiz değilim. -Beceriksizsin dedim.

Ben de beceriksiz değilim dedim.

Daha hiçbir şey göstermeden, öğretmeden ne yapmamı bekliyorsunuz ki?

Sadece emir yağdırıyorsunuz.

Senin dilin ne kadar uzunmuş öyle.

-Satır! -Aha, satır dedi.

Acaba

ben o dilden, şöyle güzel bir dil yahnisi mi yapsam ha?

En azından bir işe yaramış olur.

Yemeğimiz var.

Çıkar bakayım o dili.

Çıkar, çıkar.

Çıkar.

Ay bu kadar çıkardı ama.

Bir öncekinin kellesini aldırmıştım.

Koparırım o dili.

Senden korkmuyorum.

Yamak soytarı çıktı.

-Kes. -Ay!

Sahayı hazırlayın. Bununla maç yapacağım.

Yalnız potayı yüksek tutun. Neme lazım, bunun boyu uzun.

Ben karışmayayım. Benim çok işim var.

-Sen neye karıştın be adam? -Değil mi? Değil mi? Değil mi?

-Hakemsin. -Yaa.

Evet, hakemsin.

Şimdi, aşağı iniyorsun ve 20 kilo soğan doğruyorsun.

Eğer gözünden bir damla yaş akarsa

koparırım o dili. Aşağı!

Aşağı.

İndirin beni. Teftiş bitti.

Bak benim burnuma şu anda soğan kokuları geliyor.

-Kim acaba o? -Çocuklar bunu konuştuk.

Ben piknikte bir glütensiz simit yiyemeyecek miyim?

Sarı, pembe, yeşil, mavi.

Siyah.

Kırmızı

Alacaktık bak o takımın hisselerini.

Bu sene metalik saç renkleri moda. Karar veremiyorum.

Veremezsin hayatım. O telefon şişmiş. Kimse almaz.

Alırım onun kellesini.

Alırız tabii ya. Derbiye ben bilet alamayacağım da kim alacak? Kralım lan ben!

-Kimsin sen? -Ben Alice.

Kes, sözümü kesme dedim.

Kızım bir baksana. Şuralar çok beyazladı gibi geliyor.

Boyatayım diyorum. Sen anlarsın.

Şu cılız kollar şu çırpı bacaklar! Bu ne böyle?

Hanımefendi, ben sordum. Pilates fiyatları ateş pahası olmuş.

Gece vakti kimden mesaj geldi sana?

Ya bi sus!

Ama sen bugün beni sınıyorsun.

Hayır canım, ne sınayacağım seni?

-Senin benimle ne derdin var? -Ne derdim olacak ya benim seninle?

Ayrıca sen ne işe yararsın?

Defolup gittiğimde anlayacaksın ne işe yaradığımı.

Keşke.

Keşke.

Mutlu musun şimdi?

Bana mı söylüyorsun? Yüzüme bile bakmıyor.

Ya bıktım artık her gün kavga etmenizden. Yeter.

Karışma sen.

Ayrıca sen önce sınavlarına çalış.

Sınavlarıma mı çalışayım?

Bir tuhaflık var ya. Ha?

Yazlık saray bende kalacak.

Olur mu efendim? Kupa arabası sizde.

-Araba zaten benim. -Olur... Taksidini ben ödedim.

-Atları ver en azından! -Atları zaten veremem. Kızımla bineceğiz.

Değil mi Alice? Seninle tiki tak yapacağız kızım.

Bu ağlıyor.

-Bu ağlıyor. Biraz sev. -Ne yapıyorsunuz? Delirdiniz mi?

-Yapma, yapma, yapma. -Bebek atılır mı ya?

Müzik.

Ama yani.

Kafam çok iyi.

Kafam patlıyor.

Altıma yapacağım.

Merhaba Tırtıl Bey.

Merhaba.

İyi misiniz?

İyiyim, siz?

Ben de iyiyim.

Şey, size bir şey sorabilir miyim?

Tabii, buyurun.

Ben bir tavşan arıyorum da. Hiç gördünüz mü?

Aa! Nasıl bir tavşan?

İşte böyle uzun kulakları var...

Tamam, dişleri, bıyığı, kuyruğu da vardır kesin.

Var.

Kırmızı gözlüğü var mesela.

Ya ne bileyim işte. Böyle koskocaman, bembeyaz bir tavşan gördünüz mü hiç?

Aman ne zordur tavşan olmak. Hele bir de beyazsa.

Neden beyazsa daha zor?

Çabuk kirlenir hayvan. Çok komik.

Beyaz şahane bir kelime, biliyor musun?

Ay! Nesi şahane?

Şahika. Filhakika. Bilhassa. Mavera.

Bak bunlar da şahane kelimeler.

Ne alakası olduğunu anlayamadım ama peki öyle olsun.

Kafam çok iyi.

Aç mısın? Yer misin?

Aslında çok açım ama hiç mantar sevmiyorum ki.

-Yumurtayla denedin mi hiç? -Hayır.

İyi yapmışsın. Bok gibi oluyor.

Kafam çok iyi.

-En güzeli çiğ çiğ yemek. -Gel güzel kız, gel ye.

Gel bakayım, yiyebilecek misin? Ye.

Of! Yiyeyim bari. Ölüyorum açlıktan.

Şahika, filhakika, bilhassa, mavera.

Ya benim koza örme vaktim geldi de, arkamdan cahil tırtıl demesinler diye

bazı özel seçkin kelimeleri ezberliyorum.

Ya! O kozandan çıktığında o kadar güzel bir şey olacaksın ki

kelimelere ihtiyacın bile olmayacak

Bir günlük ömrün neyini konuşalım diyorsun, öyle mi?

O şehir efsanesi. Bence bir sene kadar falan yaşarsın net.

Ha bir sene yaşar mıyım? İçime su serptin.

Bak kafam açıldı. Tutuldum sana.

Tamam, kimsin sen?

Anlamadım.

Kimsin sen?

Ben Alice, artık kaç defa söyleyeceğim?

Adını sormuyorum. Kimsin sen?

Bilmem.

İşte anneme göre geleceğin avukatı, babama göre doktoru.

Boş ver onları, sen kimsin? Ne yapmak istiyorsun?

Nasıl çıkmak istiyorsun kozandan?

Hımm, şarkı söyleyerek herhalde.

Bu neyin kafası ya?

Çok mu seviyorsun şarkı söylemeyi?

-Çok. -O zaman hiç durma.

Zaman geçtikçe sesini bulman zorlaşır güzel kız.

O zaman gelsin.

Bana ne sayılardan, denklemden

Tarihten, hücrelerden

Yüklemden, elementlerden

Notaları isterim ben

Bana ne sayılardan, denklemden

Tarihten, hücrelerden

Yüklemden, elementlerden

Notaları isterim ben

Sol anahtarını

Gamları

Akorları

Bana ne sayılardan, denklemden

Tarihten, hücrelerden

Yüklemden, elementlerden

Notaları, notaları, notaları,

Notaları, notaları isterim ben

Alice, sakin ol yavrum. Arkandan mantar yedi demesinler.

Sana ne ya? 18 yaşındayım ben artık.

İstediğimi yerim, istediğimi içerim.

İstediğim zaman gelirim eve. Hesap mı vereceğim bir de?

Ben seni senden çok daha fazla düşündüğüm için endişeleniyorum.

Ağladın mı sen?

Uyumadım. Ondandır.

Ben denizkızı pelerinimi bulamıyorum da.

Gördün mü? Yarın için lazım.

Kirlidedir. Yıkarım.

Niye uyuyamadın?

Yaşadığım bu düş ormanını dünyayla karşılaştırıyorum ama

pek olmuyor.

Dünya çok kalabalık. Ben

yalnızım.

Düşümde bir çok kişi oluyorum.

Hepsi mutsuz.

Mesela bazen bir kraliçeyim.

Sonra bir kız çıkıyor karşıma.

Alaşağı ediyor beni.

Zavallı bir dilenciye dönüyorum bir anda.

Ama sonra tekrar kraliçeyim.

Tabii, öyle kolay kolay bırakmam o tacı.

Sonra?

Sonra...

...hiçbir şey olmuyorum. Hiçbir şey.

Zaten hiç olmadan da

hiçbir şey olunmuyor.

Müzik mi o?

Kaçırmayın zamanı.

Zamanı kaçırırsak mahvoluruz.

Ben zamanı harcadım.

Şimdi de zaman beni harcıyor.

Burası Harikalar Diyarı

Bu diyarda başkadır zamanın akışı

Kalp güm güm atar

Ama akıl da işler burada

Der ki güçlü olacaksın, risk alacaksın

Burası Harikalar Diyarı

Bu diyarda başkadır zamanın akışı

Kalp güm güm atar

Ama akıl da işler burada

Der ki güçlü olacaksın, risk alacaksın

Kaybetmek kolay, kazanmak zor bu diyarda

Cennetin sensin cehennemin sensin

Yaşıyorsun diye sanma ki hayat yolunda

Su musun ateş mi, kendin bileceksin

Kaybetmek kolay, kazanmak zor bu diyarda

Cennetin sensin, cehennemin sensin

Yaşıyorsun diye sanma ki hayat yolunda

Su musun ateş mi, kendin bileceksin

Alice kaybetmek, kazanmak çok mu zor?

Yüzleş hayatla, risk almak çok mu zor?

Alice kaybetmek, kazanmak çok mu zor?

Yüzleş hayatla, risk almak çok mu zor?

Alice kaybetmek, kazanmak çok mu zor?

Yüzleş hayatla, risk almak çok mu zor?

Alice kaybetmek, kazanmak çok mu zor?

Yüzleş hayatla, risk almak çok mu zor?

Alice

Neredesiniz siz ya?

Of!

Bana bir yardım edin. Ben galiba yapamayacağım.

Şışşşt! Uyandıracaksın.

Kimi?

Alice’i.

Ya Alice benim ya.

Hayır, sen onun rüyasısın.

Maazallah, Alice uyanırsa mum gibi sönersin.

-Yağ gibi erirsin. -Film gibi bitersin.

-Yok olur gidersin. -Ya ne saçmalıyorsunuz yine?

Ne yapalım? Böyle görüyorsun rüyayı.

Bir meçhul âlemin serin sularında, ah, söz geçmez ki rüyalara.

-Ve kalbe. -Ve aşka.

Sen şair mi oldun varoş kedi?

-Sus be. -Ya bana bir yardım edin diyorum.

Ne yapmam lazım benim şimdi?

-Final oyununa çıkacaksın. -Hangi final oyunu?

Kraliçe söyledi ya. Maç yapacaksınız.

Ama önce çok önemli bir aşamayı tamamlaman lazım.

Yoksa kraliçe seni çiğ çiğ yer.

-Derini yüzer. -Potaya asar.

-Sahaya gömer. -Anladım!

Çok iyi.

Neymiş peki o son aşama?

İkiniz aynı anda bir şeyler anlatınca anlamıyorum tabii ki. Ne bu?

-Buyur kedi. -Bende.

Midem kalktı cünup kedi.

Daha tavşan gibi düşün Alice. Hızlı ve seri ol hayata karşı.

Yapma, korkunç bir şey.

Ya da tırtıl gibi mi düşünsen acaba?

Kafam çok iyi abi!

Demek sendin o ha?

Ben miydim o tırtıl acaba?

Yeter beni kandırdığınız ya.

Sorun şu bilmecenizi hadi. Devam edelim oyunumuza.

Gel buraya.

Pencereden bak bana Fındık fıstık at bana

Cümle alem bip olmuş Varıp sevsen kaç para?

Bu ne ya? Ne kadar saçma.

Kibrit aldım bakkaldan Çıtır çıtır yakmaya

Yari gördüm caddede Hemen çıktım bakmaya

Ay öleceğim şimdi, ne bu?

Altın idim paslandım Cahil idim uslandım

Yari gördüm sokakta Perçemine yaslandım

Ha, şimdi anladım.

Eee?

Of!

Ama daha adını bile bilmiyorum ki.

Doğru cevap.

-Koş hazırlan. -Belki seni bekliyordur, koş.

Zaman yolcusuyum sayfaların arasında.

Geçip notalarla bambaşka boyutlara.

Bembeyaz perdeden göreceksin bakınca.

Geçmiş.

Gelecek.

Ve...

İşte herkes burada.

Gözyaşlarım maviyi verir, gülüşüm güne sarıyı.

Sevdiğim zamansa ben

yediveren açarım.

Boyuyorum işte zamanı.

Sen aldığın her nefese sarıl.

Varsın olsun, bilme cevapları.

Sadece var olarak bile

bu atlasta bir izin kalır.

Unutma.

Ne içersiniz?

Her zamankinden yapalım.

Beyefendinin içtiğinin aynısından lütfen.

Bu bir rüya mı yoksa ben öldüm ve cennette miyim?

Aaa! Bana mı söylediniz?

Bana demiyor herhalde.

Başka kime söyleyebilirim? Sen kimsin?

Ay kuzum, siz burada bu sorulara ne çok takmışsınız yahu?

Kimsem kimim.

-Hayret bir şey. -O zaman sen sor bana.

Ama cevapları sor. Ben sana cevaplayacağım soruları.

Peki o zaman. Gözler mesela.

Nedir gözlerimi kamaştıran bu ışık? Bir çift güneş mi mesela?

Ay! Sınavı geçtiniz.

-Siz? -Ben Alice.

Gitme sana muhtacım

Gözümde nursun

Başımda tacım, muhtacım

Beni öldür öyle git

Yaşamam için

Senin sevgine muhtacım

Muhtacım gözlerine

Muhtacım sözlerine

Uzattım ellerimi

Muhtacım ellerine, gitme

Sensiz bir dünyadayım

Gerçekten uzak

Bir rüyadayım, muhtacım

Beni sensiz dünyadan

Sonsuz rüyadan

Uyandır da git, muhtacım

Gitme sana muhtacım

Gözümde nursun

Başımda tacım, muhtacım

Beni öldür öyle git

Yaşamam için

Senin sevgine muhtacım

Gitme sana muhtacım

Gözümde nursun

Başımda tacım, muhtacım

Beni öldür öyle git

Yaşamam için

Senin sevgine muhtacım

Muhtacım

Muhtacım

Çok da güzel dans ediyormuşsunuz.

Siz kimsiniz peki?

Bana Şapkacı derler.

Şapka mı yapıyorsunuz? Ne kadar etkileyici!

Yapardım bir zamanlar. Evet, evet, evet.

Zamana esir düşmeden önce.

Zamana esir düşmek mi?

Ben gece on ikiye sıkıştım kaldım.

-Aa? -Bu çok uzun bir hikaye.

Ben seninle olan bu anı bu şekilde harcamak istemem.

Sen Alice, ne kadar güzelsin.

Anlatın canım, ne olacak? Vaktimiz var nasıl olsa değil mi?

Ne olur anlatın.

Alice o ağız suyunu sil, Alice.

Ne anlar ki o şapkadan?

Kim?

-Kim olacak? Kraliçe. -Ay burada mıymış efendim?

Kızıl şeytan.

Yine mi o kraliçe?

-Hep o kraliçe. -Duydum! Yine mi derken?

Kraliçem. Hatırlıyor musunuz, hani size mükemmel bir kırmızı şapka yapmıştım.

-Ama siz görüp delirdiniz. -Zamanımı çaldın!

İçimdeki saati durdurdun ama.

Öyle olmuyor.

Şunun saatini 6 saat geri alın bakayım.

Akşamüzeri bir trafiğinde bir kalsın, sürünsün de göreyim onu.

Kraliçem ben tabii ki öyle demek istemedim.

Siz ama sanki o saatte ben sizin işinize yaramam mı bilmiyorum.

Ben senden kırmızı şapka mı istedim?

Kırmızı şarkı istedim!

Ama şimdi güzel çocuksun yani.

Hakkını da yiyemem.

Etrafta geziniyorsun da hoşuma gidiyor. Benimkinden sonra.

Bana bak, gözüm üzerinizde. Alırım kellenizi.

Kraliçeyim ben.

Çok pardon, benimki Şapkacı'ya mı yürüyor?

Hıı.

Alice’ti değil mi ismin?

Hıhı.

Çok şanslısın, biliyor musun? Alice çok güzel bir isim.

Ay, öyle mi dersiniz?

Aaa! Tabii ki.

Alice.

Baksana kulağımda yarattığın müzik,

ağzımda bıraktığın tat, kalbimde estirdiğin fırtına.

Miyav. Vıcık vıcık.

Gerçekten, biraz fazla abartmadınız mı canım?

Gülüşün karşısında

şapka çıkarmak istiyorum.

Ay bunun da libidosu benden yüksek.

Şu an pek gülmüyorum gerçi ama...

İşte Alice sen hep gülmelisin.

Kolay mı canım sürekli gülmek?

Ben seni hep güldürmeye talibim ama bunu önce senin istiyor olman lazım.

Ay efendim yani bunu kim istemez ki, değil mi? Buyurun gösterin bakalım.

Genç çocuk tabii, şak diye çıkardı.

Gerçekten pes.

Kadınları etkilemek konusunda üstünüze yokmuş. Başka?

Şapkamı denemek ister misin peki?

Onu isterim. Onda hep gözüm vardı çünkü.

Nasıl oldu? Güzel mi?

-Çok teşekkür. -Ne yapıyor o?

Kıza mı sarılıyor ne yapıyor?

Çok soğuk değildi burası aslında ama Şapkacı Bey.

Soğuk değil, kalabalık.

Kalabalık olsun, ne güzel işte, eğleniyoruz.

Bakışlar, hain bakışlar.

Sevgilim bizim seninle çok dikkatli olmamız lazım

Sevgilim mi?

Bakışlar mı?

Yapış yapış oldum zaten, al şunu.

Sen yalnız biraz üstüne başına dikkat etsen diyorum. Böyle açık saçık giymişsin.

Sana ne be? Sen kimsin?

Bak Alice, benim yanımdaki kadın beni taşıyabilmeli.

-Öyle mi? -Terbiyesize bak.

-Gel ben sana bir şey taşıttıracağım. -Ama sen daha gençsin.

-Ben sana hepsini öğreteceğim. -Ben onu kaçırmışım canım.

Al sen bunu taşı o zaman!

Beyefendiyi sahneden alabiliriz çünkü sahnesi bitti.

Ben seni üzecek bir şey mi yaptım? Sen böyle birden delirdin gibi oldu.

Kartondan gözyaşlarını kendine sakla sevgilim, haydi.

-İn aşağı. -Şapkacı Bey'i alabiliriz aşağıya.

Teşekkür ederiz bütün katkıları için. Çok mersi, sağ olun.

Of! Hâlâ çok açım zaten. Hiçbir şey yemedim.

Ben bir kıymalı makarna istiyorum.

Bir mevsim salatası, baklava,

bir de benden herkese şampanya.

Hadi başlasın.

Sağlam kafa, sağlam vücut

Sağlam kafa, sağlam vücut

Sağlam kafa, sağlam vücut

Sağlam kafa, sağlam vücut

Şşş! Sessiz ol. Uyuyoruz şurada.

Uyuyorsan nasıl konuşabiliyorsun kedi?

Sağlam kafa, sağlam vücut

Sağlam kafa, sağlam vücut

Ya kalk hadi! Oyunumuz var.

Ne oyunu?

Kraliçenin final oyunu işte.

-Gerçekten çıkacak mısın maça? -Evet.

-Emin misin? -Daha önce hiç olmadığım kadar.

Alice.

İstersen kraliçeyle hiç karşılaşmadan oyunu bitirebilirsin.

Bahçenin sol tarafında gizli bir tünel var.

Oradan kaçabilirsin.

Zaten bu oyunu kazanan olmadı.

Kaybedenlere de ne olduğunu biliyorsun.

Alice.

Bitireceğim bu oyunu.

Hem sen dememiş miydin, geç kalırsam belki de sesimi hiçbir zaman bulamam,

belki de kozamdan hiç çıkamam, diye.

Karar verdim. Bitireceğim ben bu oyunu.

Sorun bilmecenizi. Hazırım.

Coşkun bir nehir akar ormanların ortasında.

Sırtındadır yay, bir yemin var okun ucunda.

Bir göğsünü feda etmiş özgürlük için.

Ferah rüzgârlar eser şimdi ruhunda.

Benim o.

Kalbim hep huzur doluydu

Rüyalarım hep masal

Şimdi kalp korkularla dolu

Şaşkın, garip bir hal

Çare yok, bir kapı seçip girmeli

Hayat ne fısıldıyor kulak vermeli

Bir sihir olduğu besbelli

Her şey ne çok gizemli

Ne olur sen söyle yıldız

Ne olur yol göster bana

Ya sen Ay, susma öyle

Bir şey de lütfen, dur gitme

Oysa nasıl farklıydı

Hayallerim ah

Bu ses, bu kız kim?

Çok zor bir bilmece bu

Bir cevap yok mu?

Bir cevap yok mu?

Bir cevap yok mu?

Ne oldu, geç kaldın. Korktun mu yoksa?

Yo.

Senin ne işin var orada. Ha? Utanmıyor musun orada olmaya?

Sayenizde hayat denen bu oyundayım ulu kraliçem.

Onu mu söylüyoruz. Neden oradasın da burada değilsin sen?

İstediğim yerde dururum kraliçem.

Ee ben maçtan sonra şöyle güzel tavşan kanı bir çay içeyim.

Peki sen utanmıyor musun kraliçeyle iş birliği yapmaya?

Hâlâ bakıyorsun bir de.

Kupa arabası çok fiyakalıydı.

Biz seninle tekrar dans edelim mi?

Ay, "Tekrar dans edelim mi?" demez mi bir de?

Sakin olacağım. Hiç moralimi bozmayacağım.

Ben bu güzel günün şerefine bahçeyi güllerle donattım.

Sürpriz! Hepsi kırmızı

Ufak bir sohbete ihtiyacımız var.

-Kırmızı? -Kırmızı tabii ki. Ne renk olacaktı?

Beyaz olmasın?

Beyaz...

-Beyaz gül uğursuzluk getirir demedim mi? -Dedin, dedin.

-Kim yaptı bunları? -Şimdi olay şöyle gelişti.

Biz yanlışlıkla bütün kırmızı gülleri satmışız.

Bunları da çocuklar boyayacaktı, unutmuşlar.

Hemen getirin o çocukları buraya.

Getirin çocukları buraya. Bir kız alalım. Gel bakayım çocuk.

Gel, hah, hah.

Hah şöyle şey yapın evet.

Alın şunların kellesini.

Hayır.

Kimsenin kellesine falan dokunulmayacak.

Kral. Ben yanlış mı duydum yoksa şu anda bu kız bana karşı mı geliyor?

Şimdi ben biraz gerildim. Hiç karışmayayım diyorum.

Sen neye karıştın be adam?

Huyum da değil zaten.

Tamam sakin olacağım.

Seç takımını.

Biz dördümüz siz hepiniz. Hadi bakalım.

Ya.

Sahayı hazırlayın.

Birazdan seninle bir maç yapacağız.

Eğer kazanırsan

o çocukların hayatını kurtarırsın.

Ama kaybedersen kelleni alırım.

Tamam ama benim de bir şartım var.

Benim de bir şartım var. Hafta sonu çocuklar bende kalmayacak.

Ben rahat rahat bir maçımı seyredeceğim.

-Artık burama kadar geldi. -Kes artık be.

Aaa! Sen de söyle şartını. Neymiş?

Onu da bırakacaksın.

Neyi?

İşte görüyorsun. Görmüyormuş gibi yapma.

Aa ben hiçbir şey görmüyorum.

Gören var mı?

-Ben sanki... -Bana bak, kış geliyor.

Valla üstüme giyerim seni kürk diye.

Kimse bir şey görmüyor.

Ah canım, açlıktan hayal görüyor.

Sen gerçekten beni,

kraliçeyi yenebileceğini mi sanıyorsun?

Yeneceğim.

Peki hodri meydan. Eğer yenersen

o çocukları da, hayali kahramanını da kurtarırsın ama

yenilirsen alırım o kelleyi.

Anlaştık.

-Kral. -Ha?

Topları getir de uğurlu topumu seçeyim.

-Geliyor, hemen geliyor efendim. -Şuna haddini bildireceğim.

Göreceksiniz siz.

Tak tak.

-Ya. -Ama beni duygulandırıyorsun.

Kral, bak, bak, bak, kimler var burada.

Bak bunlar da senin gibi asiydi. Ha? Böyle oldular sonra.

Ah canım benim, ne diyordu bu?

"Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu." falan deyip duruyordu.

Neyse artık meselesi de ben anlayamadım. Rahmet istedi.

Canım benim.

Ay, ben bu topu seçeyim. Benim gibi ışıl ışıl, parlak.

Şöyle sürttüreyim de uğur getirsin ha.

Hadi kralım, başlat şu maçı!

Tabii.

Görüşeceğiz.

Başlatıyorum.

Başlat kralım.

Müzik efendim.

Evet sevgili basketbol severler.

Ezeli mücadelenin başlamasına dakikalar kaldı.

Harikalar Diyarı'nın tüm sakinleri şu an alanda.

Bütün mahluklar tek yürek, akıllarda bir tek soru.

18 yıllık mücadele sona mı eriyor?

Takımlar ısındı. Çaylar içildi.

Kısa bir hatırlatma.

Maçtan hemen sonra Arka Sokaklar yeni bölümüyle sizlerle.

Ülkenin durumu karışık

Benim hanımın şansı pek açık

Bu kız etmezse akıllılık

Can verir sahada artık

Hava atışıyla başlayacaktım ben sevgili basketbol severler.

Ama Hanımım aldı topu. Kaç yıllık hanımım.

Ben şimdi nasıl geri isteyeyim o topu?

Gördüğünüz gibi kraliçe potaya doğru çıktı.

Basket oldu.

-Yapmayın çocuklar. Yapmayın. -Ben attım basketi!

Alice de kimmiş?

Ülkeme girmiş

Tacımı çalmak istemiş

Bu ülke benim

Hep sevilirim

Senin de kelleni isterim

Alice de kimmiş?

Ülkeme girmiş

Tacımı çalmak istemiş

Bu ülke benim

Hep sevilirim

Senin de kelleni istiyorum

Duydun mu?

Alacağım. O kelleyi alacağım.

Kelleler uçacak havada

Kıyamet kopacak burada

Alice Hanım şansını zorlarsa

can vereceğini ben az önce söyledim sevgili basketbol severler.

Evet, kurallar gereği Alice'in takımı başlıyor.

Gördüğünüz gibi paslaşarak başladılar. Çünkü bunlar takım gibi takım.

Alice dünyadaki evine kadar gerildi.

Ne yapacak bilmiyoruz.

Geldi potaya doğru.

Süzülüyor ve basket!

Kendini herkesten güçlü sanma

Seviliyorum diye aldanma

Basketi attım şu anda

Taç gidiyor, taç gidiyor

Taç gidiyor, taç gidiyor

Taç gidiyor

Unutma

Böyle ters hem de.

Doğrusu ben çok şaşırdım

Hanımım adına da utandım

Eğer böyle giderse

sahil kasabası ararım sevgili basketbol severler.

Aslında kurallar gereği şimdi kraliçenin takımın başlaması gerekiyor

ama fark ettiyseniz kraliçe şu an Şapkacı'yla fingirdediğinden

top Alice'in takımında.

Şak diye de basketi attı.

İnanılır gibi değil.

Gerçekten Alice'in takımı çatır, çatır oynuyor.

Kraliçenin takımının ne yaptığı belli değil.

Alice'in takımından bir oyuncu arkadaşı potanın üstünde duruyor şu an.

Bir başkası geldi. Ona verdi. Aha bu da basket oldu.

Sahada oynayacak top kalmadı sevgili basketbol severler.

Top kalmadı.

Bir tane işte kadı. Çocuk kendi gitti oraya.

Potanın önünü...

Potayı kapattı mı ne yaptı?

Aha, aha.

Bu kendi basket oldu. Bunu kaç sayıyoruz?

Ben bilmiyorum.

Alice bütün takımıyla şu an potaya doğru...

Kek molası, kek molası, kek , kek, kek!

-Bu hep böyle mi deva edecek? -Evet, böyle devam edecek.

-Burada kuralları ben koyarım. -Koyamazsın.

Koyarım. Koydum. Kek molası.

Sen gerçekten beni, kraliçeyi yenebileceğini mi sanıyordun?

Ya yeniyordum zaten. Gördü işte herkes.

Kim gördü? Gören var mı?

-Ben sanki. -Kes, sus!

Tamam.

Kimse bir şey görmedi.

Hepsi beni çok seviyor.

Hepsi bana bayılıyor. Hepsi kraliçeye aşık.

Öyle mi?

Korkuyla baskıyla yanında zorla tuttukların mı seviyor seni ya?

Kimse gerçekten mutlu değil ki.

Sen bile.

Yalnızsın.

Kellen gidiyor.

Sen sevilmedin, mutsuzsun diye

bunu hepimize yaşatmak zorunda değilsin ki.

Kendi yaşadıklarını bana yaşatmak zorunda değilsin artık anne.

Ya ben senin kızınım ya.

Bir kez olsun ne olur, bir kez olsun gerçekten bak bana.

Gör.

Tanı.

Sev.

Birini sevmek bu kadar zor olmamalı.

Saldırın!

Saldırın dedim. Saldırın.

Saldırın tamam. Saldırın hadi, saldırın.

Ne duruyorsunuz, saldırsanıza.

Büyülenmiş gibi durmayın.

Ben zamanı harcadım.

Şimdi de zaman beni harcıyor.

Evet bu ülkenin bir kraliçeye ihtiyacı yoktu.

Kafasına tacı takıp kraliçeyim diyen bendim.

Ama benim bildiğim tek şey buydu.

Korkutarak istediği şeyi yaptırmak.

Bana yapılan da buydu çünkü.

Evet, korktuğum için korkuttum.

Yalnız olduğum için

etrafım hep kalabalık olsun istedim ama

bu kalabalığın içinde yapayalnız olan benim galiba.

sen şanslısın!

Sevilmenin ne demek olduğunu bilmiyorsun. ben hiç yaşamadım. bilmiyorum

Oradan,

tam olduğun yerden

ufka doğru uzanan bir çizgi var.

Seninle sen arasında.

O şimdi çok uzaklara gitmiş

ve çok güzel şeyler yapıyor.

Harika işler başarıyor.

Hatta Sanırım

Buraya bakıp "Her şey daha da güzel olacak." diyor.

Aferin.

Rüyanın sonuna geliyoruz Alice. Birazdan uyanacaksın.

Artık hazırsın Alice.

Kalbindeki şarkıyı söyle.

İnsanlar olmuşlar birer ekran

Kim bilir gerçekte nasıllar

Kendimi yalnız hissediyorsam

Sebep biraz benim, biraz onlar

Halbuki bir derin nefes alsam

Biraz tutsam

Bıraksam

Gözlerinizin içine baksam

Orada bulsam ne arıyorsam

Karanlık duy beni

Korkmuyorum senden

Alice’im ben, senin

Geçerim içinden

Bin şarkı yazdım ben

Vazgeçmemeye

Vakit yok keşkeye

Her gün bir hediye

Yapılmışız biz yıldız tozundan

Düşününce tuhaf değil mi?

Çıkınca düşünce bulutundan

Duygular galip gelmez mi?

Halbuki bir derin nefes alsak

Ve kalplerimizi açsak

Gözlerimizin içine baksak

Orada bulsak ne arıyorsak

Rüzgarım duy beni

Geliyorum seninle

Koşalım mı hadi hayallerimize?

Haklısın bir gün bile

Yolu şaşırmadık

Düştüğümüz oldu

Ama hiç yılmadık

Karanlık duy beni

Korkmuyorum senden

Alice'im ben, senin

Geçerim içinden

Bin şarkı yazdım ben

Özgürlüğüme

Vakit yok keşkeye

Her gün bir hediye

Her gün bir hediye

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.