Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
ÇEVİRİ: Onur EKİCİ -- İyi Seyirler
- Dinliyor musun Houston?
- Temiz.
Harika hissediyorum Houston. ve batıya doğru hızla gidiyorum...
George Hadley Krateri'ne, yer bilim için son numuneleri almaya.
Telemetri iyi görünüyor, Paul.
- Phil, nasılsın? - Şimdi çıkıyorum Paul.
Houston, kratere ulaştım ve alçalmaya başlıyorum.
Geriye doğru elbette.
Kraterin dibindeyim.
Vay, vay, vay... Yer bilimini altı ay meşgul edecek kadar numune var burada.
Anlaşıldı, Albay.
Elimden geldiği kadar toplayacağım.
Albay Andrews, dinliyor musun?
Albay Andrews, telemetri nabzınızın arttığını gösteriyor.
Burada her şey yolunda, Houston.
Yüzbaşı Clawson, radyoaktivite okuması için anteninizi kontrol edin. Bir artış görüyoruz.
Çok arttı. Bu tarafa gelen bir güneş radyasyonumuz var.
Riske girmeyelim. Araca geri dönün. Duydunuz mu Albay?
Haydi Paul, göstergeler kırmızıya döndü.
Ne yapıyorsun sen?
Geri dönmek için zamana ihtiyacım var. Ne kadarım var?
Yaklaşık 7 dakika tahmin ediyoruz, radyasyon size ulaşmadan önce.
Phil, dinle. Bunu bir kez söyleyeceğim. Sen araca geri dön, şimdi.
Sen olmadan gitmiyorum.
Hemen arkanda olacağım. Şimdi kımılda.
Bu bir emirdir, Phil. Kımılda.
Hadi Paul! Kımılda!
Benim merak etme. Sen devam et.
Tırmanmaya başladım.
Çok dik...
Maksimum radyasyona 3 dakika kaldı.
Anlaşıldı, Houston.
Tanrım! Kahretsin!
Houston...
Sanırım üniformamı yırttım.
Duyuyor musun Paul? Telemetri, giysi sıcaklığının yükseldiğini gösteriyor.
Maksimum radyasyona 45 saniye kaldı.
Başarabilecek misin, Paul?
Bu noktada Houston, şüpheli.
Yüzbaşı Clawson, kapıyı kilitleyin.
Hadi Paul!
- Kahretsin, kımılda! - Yapacak bir şey yok.
Bu bir emirdir Yüzbaşı!
Zamanında geri dönemeyeceğim.
Kilitle onu evlat. Sana emrediyorum. Kilitle!
Tanrım!
Yemeğini bitir.
- Bu sabah nasıl geçti? - Güzel.
Hala bazı ayarlamalar yapmam gerekiyor. Geç kalacaksın.
Evet, gitmem gerekiyor.
Kim o?
Günaydın.
Nasılsın çocuğum?
Bugün araba kullandın mı?
Liseye gittin mi?
Evet, füzesini bu sabah tamamladı.
Teşekkür ederim Bay Rosetti.
O iyi bir çocuk, ama başka yolu yok.
30 gün, olanları gözden geçirmek için yeterli gibi görünüyor.
- Tahmini ne zaman karar vereceksiniz? - Birkaç gün içinde. Çoğunlukla su hasarı var.
Merhaba, Anne.
Selam, Ellie.
Bay Rosetti seni okuldan sorgusuz sualsiz atabilirdi.
İtfaiye bölümünün sakinleşmesini bekleyelim. Ne derler bilirsiniz, gözlerine gözükmeyelim.
Tam olarak öyle olacak.
Seni buralardan uzaklaştırdığına inanamıyorum.
Özellikle de babama! Yani, son görmek istediği kişi benimdir.
Onu sevmiyorsan neden gidiyorsun o zaman?
Bu durumun değişeceğini umuyorlar da ondan.
Babanın yanında astronot sevdanı rafa kaldır. Bunun hakkındaki düşüncelerini biliyorsun.
Onunla kesinlike tartışma, tamam mı?
- Tamam ama ona yalan söylemeyeceğim. - Tam da bunu söylüyorum, Eric.
Ne kadar üzüldüğünü bilirsin. 4 hafta uzun bir süre.
Lütfen, biraz suyuna git. Yeni bir kız arkadaşı var ve sanırım bu sefer ciddi.
Yani onunla iyi geçin, olur mu? Bu onun için gerçekten önemli.
Merak etme.
- Onunla evlenecek misin? - Belki, bilmiyorum.
- Peki, seni bu gece arayacağım, tamam mı?
- Tamam. - Seni seviyorum.
Ben de.
- Güle güle Al. - Görüşmek üzere, Eric.
Babana selamlarımı ilet.
Tamamdır.
Teşekkürler.
Eric?
Affedersin... Sen Eric misin?
Evet.
Merhaba, ben Lori... McCall. Babanın... arkadaşı.
Ofiste toplantısı vardı. Kendisi gelemediği için üzgün.
Sorun değil. Geçen sefer evine tek başıma gitmiştim.
Bu sefer birini göndermeyi akıl etmiş.
Babanla yaşıyorum ve evde çalışıyorum. Yani bir çift sayılırız.
Kıyafet tasarlıyorum.
Bu Zack, "harika" köpek.
- Bu nedir? - Bir roket.
Hey, yanlış döndün. Şehir merkezi diğer tarafta.
Doğru, baban ve ben Silver Bay' de yaşıyoruz. Harika bir yer. Sen de seveceksin.
Silver Bay.
Ne düşünüyorsun? Güzel değil mi?
Harika.
Silver Bay... ismi bana çok tanıdık geliyor.
Belki baban seni getirmiştir.
Hayır, buraya hiç gelmedim ama bir şekilde bildiğimi hissediyorum.
Silver Bay...
Neredesin?
Albay Paul Andrews.
Ay' da bulunan 13. kişi, ilginç numuneler...
Hiç evlenmedi...
1975' te emekli oldu ve şu anda Silver Bay' de yaşıyor.
O burada!
Bir uçağa bir şey olursa FAA tümünü yere bağlar.
Sadece dikkatli olmaya çalışıyorlar, Rich..
İnan bana, şimdiye kadar Dünya' da inşaa edilmiş en iyi uçak.
Hükümet her şeyle böyle ilgilenseydi, daha az sorun yaşardık.
Neyse, seni karşılamaya gelemediğim için üzgünüm. En azından, tanışma fırsatınız oldu.
Oğluma kadeh kaldıralım.
- Hoşgeldin, Eric. - Hoşgeldin.
Eee, kız arkadaşın var mı?
Evet, var gibi..
Adı ne?
Ellie, Ellie Keller.
Jerry Keller' ın kızı mı?
NASA hepimizi mahvetti. Aslında benden daha uzun süre çalışmıştı.
- Eee, spor yapıyor musun? - Futbol oynuyorum.
O roketi neden okulun penceresine fırlattığın ortaya çıktı..
Oraya fırlatmadım baba, bir kazaydı.
Burada fırlatma için bolca yerin olacak. Eric yanında harika bir roket getirmiş.
Ne?
Bir Satürn V. Benim tasarladığım özel bir iticisi var.
Ne zaman büyüyeceksin? Al bakalım, Hadi yiyelim.
Merhaba.
Merhaba.
- Bu senin teknen mi? - Evet.
- Güzelmiş.
Teşekkürler.
Yelken mi kullanıyorsun?
Hayır, ben Eric Michaels.
Mara Simons
Tanıştığıma memnun oldum.
- Birini ziyarete mi geldin? - Evet, babam.
Michaels? Michaels isminde birini tanımıyorum. Yeni olmalı.
Evet, öyle.
Yelkenle açılmaya gidiyorum. Gelmek ister miydin?
Elbette.
Al şunu. Halatı çöz ve sertçe it.
Tamam mı?
Evet.
Tamam, işte gidiyoruz.
Eee Mara, genellikle tekneye yabancıları mı davet edersin?
Tamamen yabancı değilsin.
Geçen gece seni restoranda da görmüştüm, unuttun mu?
- Annenle baban boşandı mı? - Evet.
Bu çok üzücü.
Hâlâ birbirleriyle konuşuyorlar. Babam zor biri.
- Tekrar birlikte olmalarını ister miydin? - Hayır, artık değil.
Ya sen?
Annem 3 yıl önce öldü. Uzun süre evli kaldı.
Üzüldüm.
Sorun değil.
- Okula gidiyor musun?
Geçen sene mezun oldum. Üniversiteye ise henüz karar veremedim.
Fotoğrafçılıkla çok ilgiliyim.
Babam restoranın sahibi ve ona yardım ediyorum.
Ya sen?
Buralarda takılıyorum.
Ya okul?
Aptalca bir şey yaptım. 30 gün uzaklaştırma aldım.
Paul Andrews' u tanıyor musun?
Gitmem gerekiyor.
Mara, neler oluyor? Ne dedim?
Hiçbir şey. Öğle yemeği için hazırlanmam gerekiyor.
Yanlış olan nedir? Sadece bir soru sordum. Burada mı yaşıyor?
Evet, burada yaşıyor.
Babamla arkadaşlar. Yabancılardan hoşlanmaz.
Bu güzel... Düşüncesizlik etmek istemedim.
Bir gün astronot olacağım ve onunla beni tanıştırabilirsin diye düşünmüştüm, hepsi bu.
O benim kahramanım.
Üzgünüm... Gerçekten astronot olmak mı istiyor musun?
Evet, çoğu insan gülüyor. O yüzden bunu genelde söylemiyorum.
Gülmüyorum.
Babam bu akşam bir parti verecek. Çok insan olacak.
Burada kimseyi tanımıyorum.
İşim var.
İşten sonra gelebilirim.
Harika, gerçekten harika. Sahildeki beyaz ev.
Görüşürüz.
Merhaba.
Gel bakalım.
Eric, Patronum Alex Stamos' u hatırlarsın.
Tabii.
Merhaba. Babanı çok çalıştıran FAA. Benimle ilgisi yok.
Tamam, ben bakarım.
Merhaba, sen de kimsin?
Eric burada mı?
Eric?
Eric Michaels. Burası onun evi, değil mi?
Tabii. Lütfen içeri gir.
Eric, birisi seni görmek istiyor.
Geciktiğim için üzgünüm.
Bu babam, Richard Michaels...
ve arkadaşı Lori McCall.
Bu da Mara Simons.
Eric'in burada arkadaşları olmasına şaşırdım.
Bugün rıhtımda tanıştık.
Dün seni restoranda görmedim mi?
Evet, babamındır. Ben de sizi bir kaç kez yemek yerken görmüştüm.
Doğru, doğru.
Gel, seni tanıştırayım.
Onunla rıhtımda mı tanıştın?
Evet, yelkenle açıldık.
Yelkenle açıldınız mı?!
- Rahatla. - Biraz insan seviyorum.
Bana Andrews' u sorduğunu hatırlıyor musun?
Eğer onu görmek istersen, ona sorabilirim ama ne diyeceğini bilmiyorum.
Bu benim için çok şey ifade eder.
Bazen biraz komik oluyor. Çok fazla insanla konuşmuyor.
Ve biraz içiyor.
İçiyor... yani bir alkolik.
Sadece içe dönük.
Onu suçladığımı söyleyemem. Kahraman olmak zordur.
Kahraman olduğunu düşünmüyor.
Benim için öyle.
Düşünsene. Ay' ın yüzeyinde yürüdü.
Uzayda olmak... Belki orada başkalarını bulabilirsin.
Başkaları da var biliyorsun. Bunu hissedebiliyorum.
Bir gün ben de oraya gideceğim. Yemin ederim.
Aptalca, değil mi?
Hiç de aptalca değil. İnanıyorsun.
İnanıyorum... Elbette inanıyorum.
Burada olmana sevindim.
Erken kalkmışsın.
Buranın havasından olsa gerek..
Şu FAA soruşturmaları bitene kadar şehirde kalmak zorunda olacağım.
Ondan sonra birlikte olabilmemiz için bir hafta izin alacağım. Bol zamanımız olacak.
Harika
Bunu yapmak zorunda mısın?
Bunu yapmayı seviyorum baba. Benden ne istiyorsun?
Bu kahrolası roket yüzünden okulda başın derde girdi.
Bu bir kazaydı. Ben cezalandırıldım, tamam mı?
Ben de...
Geç kaldım, dinle.
Lori' yi rahatsız etmemeye çalış. Bitirmesi gereken bazı tasarımları var.
Sonra görüşürüz.
Merhaba.
Merhaba
Eric burada mı?
Üst katta. Gidebilirsin.
Merhaba.
Seni rahatsız mı ediyorum?
Hayır.
Eee, Onu gördün mü?
Kimi?
Paul Andrews.
Evet, onu bu sabah gördüm.
Ne dedi?
Öğle yemeğinden sonra gelebileceğimizi söyledi. Saat 3 gibi. Tabii senin için de uygunsa?
Gerçekten mi?
Evet, gerçekten.
Merhaba Paul.
Merhaba bebeğim.
Hemen geliyorum.
Nasılsın?
Gel bakalım.
Seni gördüğüme sevindim.
- Arkadaşın da burada. - Eric Michaels
- Merhaba. - Sizinle tanışmak bir şeref Albay Andrews.
Bira ister misin? Elbette istersin.
Harika bir gün, ha?
- Burası çok güzel. - Evet.
Sessiz.
Babana söyle, lombarları almaya geleceğim.
Restoranı yenilediğinde, babam pencere ve kapıları sakladı.
Paul onları serada kullanacak.
Harika bir fikir.
Oupss..Önce sen söyle.
Önemli değil, devam edebilirsin.
Sana ay hakkında bir şeyler sormak istedim.
Mara' ya bir gün astronot olacağımı söyledim böylece sana sorma şansım olacağını düşündüm.
Ne öğrenmek istiyorsun?
Bunun nasıl olabileceğini hayal edemiyorum.
Elbette, hayır.
Eric bir roket yapıyor. Detaylarını görmelisin.
Dinle tatlım, arkadaşının ne yaptığı umurumda değil.
Eminim harikadır Ben...sadece ilgilenmiyorum.
Bu tür şeyler hakkında artık konuşmak istemiyorum. Bunu biliyorsun Mara.
Kusura bakma ama yapacak işlerim var. Bir bira daha al ve etrafta dolaşın.
Onu suçlama Eric, kaba olmak istemiyor.
Ona ne yaptım öyleyse?
Anlamıyor musun? Bu senin hatan değil. Sadece bunun hakkında konuşmak istemiyor.
Anlamıyorum, gerçekten.
Senden hoşlanıyorum, çok...
Paul Andrews' tan daha mı fazla?
- Bu ne anlama geliyor? - Biliyorsun, işte.
Hayır, bilmiyorum.
Onunla bir yakınlığınız var. Tanrım, senden 30 yaş büyük.
Neden aklından geçen pis şeyleri söylemiyorsun?
Tamam, seni daha iyi tanımasaydım, onunla yattığını söylerdim.
Ne olmuş yani?
Gerçekten yaptın mı?
Kendimi sana açıklamak zorunda değilim, küçük velet!
Tanrım, yaptın. Nasıl yapabildin? O çok yaşlı.
O bir erkek!
Hazırız!
- Tüm hafta etrafta dolaşıp durdu. - Belki kız arkadaşıyladır.
Sanmıyorum.
Bir şey onu çok derinden yaralamış gibi davranıyor.
Sadece alışmayı öğreniyor. Büyümek budur.
- O zaman konuş onunla. - Deniyorum.
Fikrimi sorarsan, ona sadece bir şeyler anlat.
Zor. O artık benim için bir yabancı.
Çocuklar büyüyor, değişiyor. Geçen yazdan beri onu görmedin. 1 yıl oldu.
- Söyle ona. - Ona ne söylemeliyim?
Onu sevdiğini. Onun yanında olacağını.
Tamamdır, hadi Silver Bay şehir merkezini görelim!
- Tekerleklere balans ayarı yaptıracağım. - Tamam, yürüyüşe çıkacağız. Ne kadar sürer?
- Yarım saate yapar mısın? - Tabii.
- Annen nasıl? - İyi.
- Biriyle görüşüyor mu? - Evet, hoş biri.
Sence evlenecekler mi?
Belki. Öyle sanıyorum. Peki ya sen ve babam?
Belki. Sakıncası var mı? Belki bunun hakkında onunla konuşmalısın.
Deneyeceğim. Bir dakika izin verir misin?
- Nasılsın Al? - Çok iyi Paul, sen nasılsın?
Her şeyi hazırladın ha?
Aynen öyle.
Bunu kendin mi yapacaksın?
Merhaba.
Merhaba.
Ben Eric Michaels.
Mara' nın arkadaşı.
Ne yapıyorsun?
Yardıma ihtiyacın olduğunu düşündüm.
Tabii, neden olmasın?
Evet, bence olacak. Geldiğine sevindim.
Bitirmene yardım etmemin bir sakıncası var mı?
Okula gitmiyor musun?
- Tam olarak değil. - Ne demek istiyorsun?
Uzun Hikaye.
Eminim, öyledir.
Evet, biraz yardım isterdim ama hiç param yok.
Sorun değil.
Tamamdır, anlaştık.
Geçen gün için üzgünüm.
Sadece bunun hakkında konuşmak istemiyorum. Benim için çok eskilerde kaldı.
- Sorun değil. Sadece... - Sadece ne?
Bir gün astronot olacağım yani bunun hakkında konuşmak istedim.
Bir daha bir astronotla konuşma şansım olmayacak...
ve nasıl bir şey olduğunu ilk elden öğrenmek istedim.
Uzun zaman önceydi ve kelimenin tam anlamıyla başka bir dünyaydı.
Bazen tek düşündüğüm bu.
Orada yalnız olmak, Dünyaya bakmak...
Yaptığım tek şey buydu ve yapmak istediğim tek şey buydu.
Seninle bunun hakkında konuşamam. Bu benim deneyimlediğim bir şeydi.
Ve bir parçası içimde derinlerde bir yerde.
Nasıl seçildiniz?
ouvv, kim billir? Oraya ulaşmak daima kolay görünür.
Bunun kaderim olduğunu düşündüm. Bu benim seçimimdi.
Bunu anlayabiliyor musun?
Ben de aynı şekilde hissediyorum. Oraya gideceğimi biliyorum.
Belki gideceksin.
"Belki" yi pek kabul etmiyorum. Dediğin gibi, bu bir seçenek.
Tüm Dünya beni izliyordu ve umrumda değildi.
Orada sadece ben vardım, yalnız..
Ve bu beni sonsuza dek değiştirdi.
O kadar çok numune var ki, yer bilimi gelecek 6 ay boyunca meşgul olacak.
Anlaşıldı, Albay.
Toplayabildiğim kadarını toplayacağım.
Albay Andrews, duyuyor musunuz?
Albay Andrews, telemetri, nabzınızın arttığını gösteriyor.
Ama bu uzun zaman önceydi.
Yorgunum.
Yarın döneceğim. Sera için.
- Pazartesi günü öğlen daha iyi. - Tamam.
Görüşürüz.
Ha... kahretsin.
Teşekkür ederim Mara. Görüşürüz tatlım.
Şehre gittiğimizden beri onu görmemiş. Aslında koca bir hafta konuşmamışlar.
- Sanırım kavga ettiler. - O halde ne cehennemde bu?
Nereden bileyim? Konuşuyorduk ve birden gitti.
Ne hakkında konuşuyordunuz?
Sen ve ben. Annesi.
Bana evlenip evlenmeyeceğimizi sordu.
Sen ne dedin?
Sana sorması gerektiğini.
- Teşekkürler. - Tanrım, Richard!
Oğlumla kendi bildiğim gibi ilgileneceğim, tamam mı?
Merhaba. Akşam yemeğini unuttum. Üstümü değiştirmek için bir dakika verin.
Ne cehennemdeydin Eric?
Şehirdeydim. Sadece konuşmaya dalmışım.
Mara'yla birlikte değildin. Onu aradık.
Mara ile birlikteyim demedim.
Tanıştığım bazı adamlarla birlikteydim. Üzgünüm geciktim, tamam mı?
Çabuk ol. Masamızı bütün Cumartesi gecesi tutmazlar.
Anlaşıldı.
Tanrım, uzay adamı geri döndü.
Paul, tedavi hakkında yeniden konuşmamızın zamanı geldi.
Hayır, henüz değil.
Bazen zamanımızı seçme lüksümüz yoktur.
Evet ama bence her zaman seçim yapabiliriz. Sadece biraz erteliyoruz.
Tamam ama eğer bir nöbet daha geçirirsen, biraz yorgun hissedeceksin...
- O zaman bana hızlıca gelmeni istiyorum. - Tamam. Teşekkürler Willis.
Ve içmeyi bırak.
Gill, bana NASA' dan Yüzbaşı Philip Clawson' ın numarasını bulur musun?
Dışarı çıkacağım. Görüşürüz.
Eric, seninle biraz konuşabilir miyiz?
Tabii.
Dinle, çenesi düşüklük yapmak istemiyorum, ama kendimi senden sorumlu hissediyorum, tamam mı?
Her gün gidiyorsun ve nereye gittiğini bilmiyorum.
Çocuklarla birlikteyim.
Hadi ama Eric, yat limanına gittim ve sen orada değildin.
Üzgünüm ama bu bir tür sır.
Sır saklayabilirim.
Tamam ama babam öğrenirse çok sinirlenir.
Tamam.
Paul Andrews' a sera inşa etmesinde yardım ediyorum.
Paul Andrews da kim?
O bir astronot. Aya gitti.
Eğer babam bir astronotla birlikte olduğumu öğrenirse çok kızar.
Anlıyorum. Ama onun neden böyle hissettiğini anlıyor musun?
Sanıyorum. Apollo' dan sonra bir gecikme olmuş. Çok çalışmış.
Bilmiyorum, annem bir şeyler söyledi.
Sana ne diyeceğim: ona Paul Andrews' dan bahsetmeyeceğim ama babana soğuk davranmayı bırak.
Tamam mı?
Tamam.
Bir dakikan var mı?
Tabii.
Babamdan çok daha gençsin. Bu seni rahatsız etmiyor mu?
Ne demek yani?
Yaş farkı.
Birini seviyorsan bunların hiç önemi yoktur.
İnsanlar insandır.
Muhtemelen haklısın. Teşekkür ederim.
Rica ederim.
Ne?
Hadi ama, bir haftadır birlikte çalışıyoruz. Kafanda bir şeyler döndüğünü biliyorum. Konuş.
Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.
Ağzını kullanmayı dene. Ne olursa olsun ısırmayacağım, tamam mı?
- Ay hakkında daha çok şey mi bilmek istiyorsun? - Hayır, değil...
Mara' yla ilgili.
Onu çok önemsiyorsun, değil mi?
Buraya geldiğimizde kavga ettik.
Seni koruyordu. Bana burada yabancıları istemediğini söyledi.
- Haklı. - Bunu anlayabiliyorum.
Ancak başka bir konuda ayrıca kavga ettik.
Bir sürü kavga. Kesin bir aşka işaret..
Neler oluyor oğlum?
Kendini yalnız hissediyor olmalısın. İki kişi...
Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.
Bana Mara' yla yatıp yatmadığımı mı soruyorsun?
Evet.
Üzgünüm, komik değil. Hayır, Tanrı aşkına hayır.
Onu kızım gibi seviyorum. Babası arkadaşım.
Hayır, Tanrı aşkına! Bunu yaptığımızı kim söyledi?
Çok emin değilim..
Mara' mı söyledi?
Bana öyle geldi ama ama çok kızgındı.
Kadınlar karmaşıktır.
Ve harika. Şimdi rahatladın mı?
Evet..
Güzel, kıçını tekrar şuraya çıkar ve çerçeveyi bitir.
- Merhaba.
- Merhaba. - Mara nerede?
Billy, üzgünüm ama biriyle konuşmam gerekiyor.
Dans edelim mi?
Sonra görüşürüz.
Merhaba.
Bekle bir dakika... Dur bir saniye.
- Mara, bekler misin lütfen? - Sana diyecek bir şeyim yok.
Sadece bir saniye beni dinle.
Bir hata yaptım, özür dilerim.
Güzel, görüşürüz.
- Hadi ama her şeyi yanlış anlamışım. - Bense doğru anlamışım.
O gün her şey çok iyi gidiyordu, sonra batırdım.
Kim ile dansı batırmamış gibi görünüyorsun.
Hadi ama o hiçbir şeydi, senin için geldim ve sen o aptalla birlikteydin.
Düşünürken Lori ile konuştum. Paul ve ben...
Paul ve sen?
- Evet, Paul ve ben konuştuk. - Konuştuk derken, ne hakkında?
- Birlikte çalışıyoruz. - Nasıl?
Birlikte çalışıyoruz, evet. Serayı inşa ediyoruz.
Harika bir adam. Babanla da tanıştım.
Tek kelime bile etmedi.
Bak, özür dilerim. Hatalıyım, kendimi çok kötü hissediyorum.
Bir şekilde senden özür dilemek istedim. Bu kadar ahmaklık ettiğim için..
Seni görmeyi seviyorum.
Hatalıydım.
Yelkenle açılalım mı?
Bilgim yok.
Eric, pratik yapmazsan nasıl öğreneceksin? Umutsuzsun!
Umutsuz ama şirin.
Haydi bunu tersine çevirelim.
Bekle...
Tamamdır, oldu.
Paul, bunu nerede istiyorsun?
Tam burası.
Tam zamanında. Ona 4' te bitireceğimizi söylemiştim.
- Babanın öğrenmeyeceğinden emin misin? - Bir anlaşma yaptık.
- Başının derde girmesini istemiyorum. - Merak etme.
- Adı ne? - Lori
Merhaba.
Lori McCall, Paul Andrews.
Tanıştığımıza memnun oldum.
Onur duydum. Ben, size birkaç arkadaş ta getirdim.
Harikalar, teşekkürler. Burada evlerinde gibi olacaklar.
- Bu da kutlama için. - Ooo, vay vay vay..
Birkaç bardak getireyim. Hemen dönerim.
Harikasınız, ikiniz de..
..ve genç.
Genç, iyidir.
Ve iyi ise güzeldir. Öyle güzel ki..
Bu hayatın kokusu!
Dünya! Bizim evimiz! Annemiz!
Ve evimiz o! Bunu biliyorum!
Bir defasında evden ayrıldım ve çok uzaklara gittim. Çookk uzaklara..
Ve geriye bakarak onu gördüm: küçük, mavi, canlı..
...ama kırılgan.
O kadar kırılgan ki...
Bu çocuk orada olmanın nasıl olduğunu bilmek istiyor!
Sanki uzanıp Dünya' ya dokunabilecekmişsin gibi...
ve avucunun içinde gibi..
Onu düzeltmek istiyorsan ve sevgiyle doldurmak..
Doğrusunu yap!
Orada kalmam gerekiyordu. Kalmalıydım.
Ama geri döndüm..
Ve buradaki aptallar beni bekliyorlardı!
Peki bu aptallar neden daima bekliyor diye sorabilirsiniz!
Çünkü basit gerçeği anlamıyorlar.
Sürekli onu çevirip duruyorlar ve onu berbat ediyorlar.
Ama oradan...
ahh Tanrım oradan, saf, temiz ve el değmemiş görünüyor..
O kadar güzel ki...
Çocuk yukarıda olmanın nasıl olduğunu bilmek istiyor.
Buraya gel, Eric. Hadi.
Görüyor musun?
Hepsi burada.
burada..
Tanrı ve ben...
ve bu gerçek özgürlüğün tek anıdır...
hayatım boyunca sahip olduğum şey.
Öğrenmek istiyorsan, oraya gitmelisin.
Seçimi sen yapıyorsun, ama seni göndermek zorundalar.
Beni gönderdiler ve geri getirdiler.
Ama görüyorsun ya bir parçamı orada bıraktım.
Artık burada değil. Onu orada bıraktım.
Ve onu asla geri alamayacağımı biliyorum.
Her şey çok güzel!
Güzelsin!
Sen de güzelsin! Ve sen de!
Ben de sarhoşum! Üzgünüm..
Çok üzgünüm.
Paul
Paul
Paul
Evde kimse var mı? Dostum, içeride misin?
- Paul. - Evet.
- Hey adamım, orada mısın? - Sadece bir saniye, geliyorum.
Ölü bir adamsın.
Hey, Paul. Burada kök saldım!
Kök mü saldın?
- Selam dostum. Bugünlerde geç yatıyorsun, değil mi? - Evet.
Ne yapıyorsun?
Nasıl görünüyorum? İçeri gir.
- Hey, iyi misin? - Evet.
Eee, bu şerefi neye borçluyum Yüzbaşı Clawson?
Kovuldun mu? yoksa üstlerinin nasıl yaşadığını görmeye mi geldin?
Çok teşekkürler. Eski ay dostumu görmek için bir nedene mi ihtiyacım var?
Özellikle de gecenin bu saatinde ortaya çıkarsan, özel bir görevin var derdim ve bahane uydurma!
Kafam yerinde. Kahve ister misin?
Bana yalan söylediğine inanamıyorum, hepsi bu.
Sana yalan söylemedim, Richard. Sadece sırrını saklayacağıma söz verdim.
Herhangi bir zararı olacağını düşünmemiştim. Normal biri olduğunu düşünmüştüm.
Ama değil, bunu sana söyleyebilirdim.
Görevinden döndüğünde, brifingten sonra.. İmkansız birisine dönüşmüştü.
Kibirli, tuhaf, çarpık.. Houston' da olmaması gerektiğini anladılar.
Başkanın onu durdurması gerektiğine dair söylentiler vardı.
İçmesine şaşırmadım ama Eric' i öyle bir adamın yanında bırakmana şaşırdım.
Dün onu görene kadar bunu bilmiyordum.
Eric heyecanlanmıştı. Andrews' a hayranlık duyuyor. Ona tapıyor.
Merhaba uzay adamı.
Merhaba.
- İzin aldın mı? - Bir kaç saat.
Bugün Paul' ü gördün mü?
Hayır.
Hala uyuyordu.
Bazen çok uyumak gerekir, değil mi?
Başka şeylerden konuşabilir miyiz?
Gerek yok.
Seni geciktirmek istemem Phil.
Mesaide değilim.
Hala kamu parasını mı harcıyorsunuz? Program için saklasanız iyi olur.
Her kuruşa ihtiyacınız olacak.
Doğru.
Bir arkadaşımı görmeye gelmem programa zarar vermez. Bu ben değilim.
Teşekkürler, dostum.
Hadi ama geçmişi boşver, Huntsville' e bir gel, sana bakmalarına bir izin ver.
Birçok kişi seni tekrar görmek istiyor.
Belki daha sonra. Yazdan sonra.
Ama hayal dünyasında yaşamadığımdan da emin olabilirsin.
Gerçekleri biliyorum.
Ama geleceğim, senin için..
Riske girmeyelim. Araca geri dönün, anlaşıldı mı Albay?
Hadi Paul, göstergeler sınırda.
Orada ne yapıyorsun?
Biraz daha zaman istiyorum. Ne kadarım kaldı?
Yaklaşık 7 dakika tahmin ediyoruz, radyasyon size ulaşmadan önce.
Phil dinle, sana bir kez söyleyeceğim. Sen araca geri dön, şimdi.
- Sensiz gitmiyorum. - Hemen arkandayım. Kımılda!
Bu bir emirdir, Phil. Kımılda!
Hadi Paul! Kımılda!
Beni merak etme. Sen devam et.
Erken döndün, ha?
O şeyi evden çıkarmanı istiyorum.
Neden?
Çünkü ben öyle diyorum lanet olsun! Ben hala senin babanım!
Yılın büyük çoğunluğunda bunu demek zor.
- Bu yüzden mi beni incitiyorsun? - İncitmek mi? Seni nasıl incitiyorum?
Söyleyeyim: Tüm zamanında o modelleri yapmak için benden
uzakta kalarak ki bundan ne kadar nefret ettiğimi biliyorsun.
Ortamlardan kaçıp Paul Andrews' la saatler geçiriyorsun.
- Sana söyledi mi? - Elbette söyledi çünkü korkmuş.
O bir alkolik, deli ve başarısız.
Başarısız mı?!
Ay yüzeyinde yürüdü ve başarısız öyle mi? O bir kahraman!
Kahramanmış! Gerçekleri göremiyorsun çünkü kafanın içi uzay çöplükleriyle dolu.
Sana büyü diyorum!
Gerçekle yüzleş.
Dinle beni. Bir kez olsun dinle.
Erkek oluyorsun.
Bunlar çocuklar için.. peri masalları, oyunlar.
Senin için en iyisini istiyorum.
Beni duyuyor musun?
Eric?
Evet.
Seni duyuyorum.
Sadece sen beni dinlemek istemiyorsun.
Bir program var, mekik programı. Sadece artık içinde değilsin çünkü seni kovdular.
Üzgünüm. Bunu demek istemedim.
Tabii ki bunu demek istedin.
Mekiğin uzay programı olduğu saçmalığını kes. Bu, gerçek bir uzay programı değil.
Büyük plan bu değil. Askeri teçhizat taşıyorlar. Konu uzay değil!
Bu hepimizin gördüğü rüya değil.
Ama bu benim rüyam!
Güvenli bir geleceğe sahip olmanı istiyorum. Gerçek bir hayata!
Baba, bunu senden kaptım! Uzaydan bahseden sendin!
Benim hatam!
Dinle, sürekli tartıştığımız zamanlardan.. nefret ediyorum, gerçekten.
Ben de..
İyi geçinmemizi istiyorum.
Ben de.
Bunu sen mi tasarladın?
Evet.
Temel itici sisteminde değişiklikler yaptım.
Hımm, bence şaseyi güçlendirmelisin. Çok fazla itme kuvveti olacak.
Aslında bunu yaptım.
Burnunda sorun vardı. İki füzeyi yok ettim.
Evet, itfaiye bölümünün onlardan birisini bulduğunu biliyoruz.
Evet.
Sanırım fırlatma maliyetine görüntüden daha fazla önem vermeliydim.
- Gerçek hayat gibi, ha? - Evet.
Bu motorların ağırlığının güçlerine oranı hakkında fikrin var mı?
Evet.
Sen bana bu motor parametrelerini verirsen..
..ofisteki bilgisayarımda üzerinde çalışıp çalışamayacağıma bir bakayım.
Harika olur.
Ne zaman fırlatacaksın?
Eğer bana o rakamları verebilirsen, annemin yanına
dönmeden önce fırlatabilirim.
Ne diyeceğim, gelecek hafta barbekü yapacağız. ve Lori' nin arkadaşlarının bunu görmesini isterim.
Vee neden arkadaşın Paul Andrews' u da davet etmiyorsun?
Cidden mi?
Cidden.
Lütfen Tanrım, şimdi olmasın, şimdi değil...
Affedersiniz...
- Merhaba. - Merhaba.
Bu senin için.
- Teşekkür ederim. - Rica ederim.
- Merhaba. - Eric.
Nerde kaldığını merak ettik.
Modasal bir gecikme. Nasılsın Mara?
Baban bu mu?
Evet.
Bu, Paul Andrews. Bu da babam Richard Michaels.
- Benim için onurdur, Albay. - O şeref bana ait.
Bana Paul deyin. Albaylığı yıllar önce bıraktım.
- Model bu mu? - Evet.
Satürn V mi olması gerekiyor?
Evet.
Üzerinde bazı değişiklikler yaptım.
- Tebrikler. Harika. Uçacak mı peki? - Evet, uçacak.
- Ve bu yakışıklı adam da kim? - Albay Paul Andrews, bu Cynthia Rogers.
Sadece Paul. Emekli oldum.
Senin kadar yakışıklı bir adam neden emekli olmak ister ki?
Sana bir içecek alayım.
Nasıl reddebilirim?
- Devam et bakalım. - Sen ruhani bir insansın. Bir keşiş...
Ve yalnız birisi.
- Bu nedir? - Hayat çizginiz.
Peki sana ne söylüyor?
Bir içkiye ihtiyacın var diyor. Hemen döneceğim. Ayrılma.
Tamam.
İyi, değil mi?
Ouvv, dehşet. Korkunç bir iş çıkarmış. Harika bir çocuk, gerçekten.
Sen ve Cynthia gerçekten iyi geçiniyorsunuz.
Kaderimi okudu.
Aslında patronumla geldi. Umarım onunla bir şeyler yapmayı düşünmediniz.
Bay Michaels, başkalarının kadınlarını çalmam ben.
Evet, sanırım öyle. Sizler asla çalmazsınız, değil mi?
Her şey elinize gümüş tepside sunulur.
Pardon?
Apollo günlerinden bahsediyorum, Albay.
Sizler kahramandınız, bizlerse arka planda tüm işi yapan önemsiz insanlardık, hepsi bu.
Affedersiniz Bay Michaels, geri çekilmenizi öneririm.
Eric bana programdan çıkışınızdan ve boşanmadan bahsetti...
ama benim bununla hiçbir ilgim yok. Gerçekten üzgünüm.
Cynthia' ya gelince, bence kendi kararını verebilecek yaşta, değil mi?
Hiç değişmedin. Hep kibirliydin.
Hala kim olduğunu ve gerçekten ne yaptığını bilmiyorsun.
Dur bir dakika, ne demek istiyorsun sen?
Apollo' dan bahsediyorum.
Ay' a gitmek için gece gündüz kendimizi parçalarken...
sizse ün peşinde koşuyordunuz ve işi batırdınız. Her şey sona erdi.
Benim hatam olduğunu mu düşünüyorsun? Sen delisin!
Sana ne olduğunu söyleyeceğim bayım: Çok azımız hayatını tehlikeye atmak pahasına ileri gitti.
Beni anladın mı? Kahrolası hayatlarımızdı söz konusu olan!
Bana ekip çalışması saçmalığından bahsetme arkadaşım!
Bedenlerimiz ve aklımız sürekli mikroskop altında yıllar geçirdik!
Ve o kahrolası roketinizi her şeye rağmen yukarı çıkardık...
Ve ay modülünü kendim bizzat buradan 250.000 mil uzakta yere oturttum.
Ve tüm bunları yaparken, tek başımaydım efendim.
Sen ve arkadaşlarınsa görev kontroldeki rahat, klimalı...
koltuklarınızda oturup kahve içerken ne yaptığınızı biliyor gibi davrandınız.
Tamam mı arkadaşım, kesinlikle hiçbir şey bilmiyorsun
ve gerçek bu, beğenseniz de beğenmeseniz de.
Gerçek şu ki NASA' nın bu görevlerde maymun yerine insan
göndermeye karar vermesi yıllarını aldı.
Sizler bir hiçsiniz! O pahalı uzay giysileri ve kaskınızla!
Bilgisayarlar düşüncenizi oluşturdu! Bilgisayarlar ve bizim tasarladığımız programlar!
Üç arkadaşımın ucube bir uzay kapsülünde yandığını gördüm!
Siz dahilerin tasarladığı bir kapsülde!
Kimse konstrüksiyonlarda ölenler hakkında bir şey bilmiyor!
Seni orospu çocuğu! 6 mil yukarıda patlayan kaç tane konstrüksiyon var ki?!
Paul, dur!
Sakin ol Doktor, ben büyük bir çocuğum. Bir daha içmeyeceğim, tamam mı?
Bu senin seçimin. Seni buraya getirdikten sonra Phil Clawson' la konuştum.
Huntsville' e gideceğini söyledi. Bir konuda söz vermeni istiyorum.
Nedir?
Eğer tedavi olmanı isterlerse tedavi olacaksın.
Tamam, anlaştık.
Şimdi mantıklı konuşuyorsun.
Bu arada bir ziyaretçin var. Tüm sabah dışarıda dolaşıp durdu.
- Çocuğun ismi Eric. - Eric?
- Görmek istiyor musun? - Evet, tabii ki.
- Doktor, sorunumun ne olduğunu bilmiyor, değil mi? - Elbette hayır.
Çok teşekkür ederim.
- Merhaba, nasılsın? - İyi, senden ne haber?
Çok daha iyi.
Bunlar Mara'dan. Sana selam söyledi.
Harika... Orada bir şişe var.
- Eee, roket nasıl gidiyor? - Babam biraz yardımcı oluyor.
Şuraya koyabilirsin.
Dinle, olanlar yüzünden kendimi çok kötü hissediyorum. Baban iyi biri.
O da kendisini çok kötü hissediyor.
Hiç adil değildim, sarhoştum ve çok çok üzgünüm.
O da üzgün. Burada ne kadar kalacaksın?
Sadece birkaç gün daha.
Hey, eve ne zaman geri dönüyorsun?
Haftasonu Pazar günü.
Harika.
Yelkenle açılmayı sever misin?
Evet.
9 metrelik bir teknem var. Hadi çıkalım.
Tamam.
- Merhaba, günaydın. - Günaydın.
Günaydın Albay.
Buna ihtiyacın olabilir.
- İyi olduğuna sevindim. - Teşekkürler.
Harika bir gün. Keşke size katılabilseydim.
Ben de çok isterdim.
Geçen gece için çok üzgünüm. Sarhoştum, yerlerdeydim.
Öfkelenmekte haklıydın. Rezil olduk.
Bak, ben ağır konuştum. Benim hatamdı.
Umarım özrümü kabul edersin.
Eğer sen benimkini kabul edersen.
- Emin olabilirsin, Paul. - Teşekkürler.
Paul
Ben, Eric' le zaman geçirdiğin için sana teşekkür etmek istedim.
Benim için ne anlama geldiğini bilemezsiniz. O harika bir çocuk, şanslı bir insansınız.
Öyle. Aslında sayende bir şekilde her zamankinden daha yakınız.
- Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. - Gerek yok.
Bir ara program hakkında konuşmak için buluşalım... Bilirsin, programda nelerin olduğunu tartışmak için.
Belki Eric gibi gençlerin önünü açacak öneriler ortaya çıkabilir.
- Bunu isterim. - Anlaştık.
İyi zaman geçirin.
Sonra görüşürüz evlat.
Sonra görüşürüz baba.
Eric, çok özel biriyle tanışmanı istiyorum. Nev-i şahsına münhasır.
Dünyayı benim yukarıdan gördüğüm gibi gören tek kişi o.
Ama seni uyarmalıyım, biraz sıradışı biridir.
3 pm demiştik. Alfa 15 az önce geçti...
Bu, meşhur ay teknisyeni Doktor Harry Berkham. Balinalarla konuşan adam.
Kulağıma işsiz bir astronotun sesleri geliyor. Onlarla konuşmuyorum, onları dinliyorum.
Çoğu kimse bunu yapamaz.
Nasılsın Harry? Seni gördüğüme sevindim. Bu da arkadaşım Eric Michaels ve Harry.
- Tanıştığıma memnun oldum Eric. - Ben de.
- Bu harika. - Beğendin mi?
Evet.
Ne dediklerini biliyor musun?
Hayır. Nedir?
Hiçbir fikrim yok. Bildiğini sanıyordum.
Zamanlamanız mükemmel. Buraya gel Eric.
No. 118, B tarafı. Alfa 15 az önce geçti.
Beta 9' un güneyine, Perez Kanalı' nın doğusuna gidiyorum.
Yemeyi bıraktılar. Alfa 15' le buluşmaya gidiyorlar gibi görünüyor.
Merhaba demeye geliyorlar.
- Ne dediklerini biliyor musun? - Hayır, hayır, hayır. Sadece bir tahmin.
Gel, gel. Şuradan çekil.
Bak buraya.
Bu sürü, Beta 9, burada yiyecek için avlanıyordu.
Alfa 15 gelir gelmez, yemeyi bıraktılar. onunla buluşmak için.
Bunu her zaman yapıyorlar, bu yüzden merhaba demeye geldiklerini farzediyorum.
Onları seslerden ayırt edebiliyor musunuz?
Öyle, aynı zamanda görerek te.
- Bira ister misin? - Hiç sormayacağını sanıyordum.
Sodaya ne dersin?
Peki ya Pepsi?
Eee, balinaları ne zaman tanıdınız?
Burası onların yaşadığı yer. Yaklaşık 20 yıldır onları kaydediyorum.
Harry, bir keresinde bir Japon balina avcısını onları avlarken durdurmaya çalışmıştı.
Teknesini batırdılar.
Bir gün öldürmeyi durdurmamız gerekecek.
Onların da yaşama hakkı var. Tıpkı bizim gibi.
Katil balinalar ha...
Bazılarını deniz parkında gördüm. Onlar zekiler.
Zekiler öyle mi? Harikalar!
Ve biz onlara 'Orca' diyoruz! Katil değil!
Bu onu rahatsız ediyor.
Bu gezegende sadece bir katil var!
Kafeslere tek başına konulsa kaç insan yaşardı merak ediyorum?
Balina ailelerini parçalıyorlar ve araştırma yaptıklarını söylüyorlar!
Saçmalık! Ordu üzerlerine bombalar yağdırıyor!
Ve sözde medeni insanlar onları açık denizde kasap gibi harcıyor!
Dinle, dinle onları!
Onlara çöp atıyoruz ve hala şarkı söylüyorlar!
Gel buraya.
Ben sadece tekerlekli yaşlı bir adamım. Taşınabilir tekerlekli.
Harika bir şey görmek ister misin?
Bak.
Aman Tanrım!
Bu Beta 9.
En büyüğü baba. Arkasına bakarsan yeni küçük bebeğini görebilirsin.
Annesi Wanda, öndeki.
Merak ediyorum, eğer başka bir gezegende hayat bulursak
ve bu hayat balinalar gibi bizden farklı olsa, onu yok eder miydik?
Ben yapmazdım.
Hayır, yapacağını sanmam. Ama oradaki sen değilsen ne olur?
- Orada olacağımdan emin olacağım. - İyi, bu iyi.
Belki oraya giderek, bu çılgınlığı burada durdurabilirsin.
Yarınki fırlatmada başarılar.
Son sayım... On, dokuz, sekiz, yedi...
Ateşleme prosedürü. Motorlar çalışıyor.
Ateşlememiz var... İki, bir, sıfır...
Seni şimdiden özledim.
Gitmek istemiyorum.
Mara
Seni seviyorum ve seninle olmak hayatımdaki en iyi zamanlar oldu.
Seni çok özleyeceğim.
Seni seviyorum Eric.
Sonra görüşürüz arkadaşlar.
- Antrenman nasıldı? - İyiydi, sanırım.
- Eve gidelim mi? - Evet, iyi olurdu.
Bir üniversite seçtin mi?
MIT' e gitmeyi umuyorum. sonra da NASA' ya gidebilirim.
Tabii ki hâlâ bir uzay programı varsa.
Neden böyle dedin?
Bazı insanlar artık uzayı keşfetmek istemiyor.
Savaş için roket yapıyorlar. Gerçekten uzun vadeli bir plan yok.
Bence ileri adım attığımız sürece rüyalarımız her zaman orada olacak.
Merhaba uzay adamı, nasıl gidiyor?
Paul, burada ne yapıyorsun?
- Seni gördüğüme sevindim. - Ben de.
- Bay Andrews, bu arkadaşım Al Fletcher. - Merhaba.
- Al, bu Paul Andrews, astronot. - Onur duydum Bay Andrews.
Tanıştığımıza memnun oldum.
Eric, Bay Andrews' un sana bir sürprizi var.
Evet, Huntsville Alabama' ya gidiyordum. Babanı arayıp seni de yanımda
götürmek için izin istedim. Eğer gitmek istersen?
- Nasa Uzay Roket merkezine mi? - Evet.
- Annen de seni izin verirse tabii ki. - Anne?
Tamamdır.
- Gidebilir miyim? - Evet, gidebilirsin.
Harika. Ne zaman gidiyoruz?
7' de uçuyoruz.
Hazırlanacağım.
GEORGE MARSHALL UZAY UÇUŞ MERKEZİ
İşte büyük olan. Satürn V.
- Bu motorlar Apollo programı boyunca kullanıldı. - Müthiş.
- Nasıl gidiyor arkadaşlar? - Merhaba Phil.
İşte geldim.
Phil, bu arkadaşım Eric Michaels. Bu da benim eski ay arkadaşım Philip Clawson.
- Benim için şereftir efendim. - Benim için zevktir.
Buna ne dersin?
Gerçek olamayacak kadar güzel. Düşündüğümden daha büyükmüş.
- Uzay daha da büyük. - Evet.
- Seni bekliyorlar.
Bu arada Eric' e etrafı gezdireceğim ve sonra görüşürüz.
Tamamdır.
Burası Bina 9, Bina 4' te görüşürüz.
- Sana etrafı göstereyim, Eric. - Harika olur.
Bu Ay Gezgininin kopyası. Paul ve benim aya indiğimiz araç.
- Paul pilottu, ha? - Aynen öyle.
Selam, nasıl gidiyor?
Daha iyi olamazdı.
- Hey Eric, Fırlatma sürecini görmeye ne dersin? - Harika olur!
Bob, bu genç adamı fırlatma bölümüne götürür müsün?
- İyi çocuk... - Kesinlikle. Benim için anlamı büyük.
Ne dediler?
Aynı hikaye. Yeni bir şey yok.
Bunu tekrar sağlam gördüğüme sevindim.
Bizden daha iyi durumda.
- Şimdi tekrar gitmek ister misin? - Hemen şimdi! Peki ya sen?
Hemen!
Eee, ne dediler?
Heeyy, sana gelip onlarla konuşacağımı söylemiştim.
Bu olay olduğunda aynı dikkati göstermemiş olmaları çok yazık.
Bunun için onları suçlayamazsın..
Kimi istersem suçlayabilirim, tamam mı!
Sakin ol.
- Artık önemli değil. - Elbette önemli!
İnan bana, artık önemli değil.
Her zaman umut vardır. Her gün yeni...
Oh Tanrım, beni duymaz mısın Phil! Burada mükemmellikten bahsetmiyoruz artık.
Yukarıda işi batırdım, işi batırdım, tamam mı?
Bir seçim yaptım. Riski anladım, kumar oynadım ve kaybettim. Bu kadar basit.
Sakin ol. Çocuğun öğrenmesini istemiyorum.
Biliyorsun, umut va..
Artık umut yok, Phil.
Biliyor musun, belki de nihayetinde radyasyon ile alakası yoktu. Yapabilecek bir şey yoktu.
Şimdi ne yapacaksın?
Ben evime geri dönüyorum, Phil. Evime geri dönüyorum.
Gel Eric, sana bir şey göstermek istiyorum.
Bunu asla unutmayacağım. Teşekkürler.
Bana katıldığına memnun oldum.
Dinle Eric...
Bunu almanı istiyorum.
Bu senin şanslı tılsımın.
Evet, şey, aslında bundan daha fazlası, anlıyor musun?
Bu, kendime hediye olarak geri getirdiğim ay taşının bir parçası.
Sanırım bu beni bir çeşit hırsız yapıyor.
Her neyse. Sende kalmasını istiyorum. Belki bir gün ait olduğu yere geri götürebilirsin.
Bu, bu senin için çok değerli. Kabul edemem...
Hayır, almanı istiyorum. Sen benim için çok özel birisin.
Çok özel...
ve bu sana ait. Bir gün anlayacaksın.
Alo.
Eric.
Mara, ne oldu, neyin var?
Paul...
..bu gece öldü.
Ne oldu?
Lösemisi varmış. Eric, ölmek üzere olduğunu biliyormuş!
Biliyor muymuş?
Tanrım, keşke onu bir kez daha görebilseydim.
Onu çok sevmiştim.
- Ben de. Seni seviyorum Mara.
Ouvv
Paul bunu sana bırakmış.
Sevgili Eric, arkadaşım. Bunu okuduğunda...
Dünya' dan tekrar ayrılacağım ama bu sefer tamamen.
Sen ve Mara hayatımın son günlerinde bana çok iyi geldiniz.
Umarım bunu birlikte okuyorsunuzdur. İkiniz de çok güzel ve çok uyumlusunuz.
Seramızdaki kapı çerçevesinin altında gömülü plastik bir torba var.
Bu senin için. İçinde sana verdiğim taşla aynı malzemeden bir taş var.
Ay üzerinde onları bulduğumda ikisi de bir aradaydı.
Ve onların sadece bir taş olmadığını o anda fark etmiştim...
Dünya' dan olmayan birisi tarafından yapılmış bir şey..
Belki yapmamalıydım ama onu sakladım. Bunca yıldır benim sırrımdı.
Bunu paylaştığım tek insan sensin.
Tek pişmanlığım bunun gerçek anlamını keşfedemeyecek olmamdır.
Ama biliyorum ki Eric, bir gün sen keşfedeceksin.
Sevgili Eric' im. İşte orada. Hiç kimse bunu senden daha fazla hak etmiyor...
ya da şöyle diyebiliriz: Senden daha fazla güvendiğim kimse yok.
Şimdi ne bildiğimi biliyorsun. Onların orada olduğunu ve..
evrende yalnız olmadığımızı. Umarım onları bulacaksın. Deneyeceğini biliyorum.
Eğer onları bulursan barış için geldiğimizi ilet. İyi bir hayatın olsun.
Arkadaşım olduğun için sevgi ve teşekkürlerimi sunarım. --Paul.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.