Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bu filmde anlatılan olayların hepsi gerçektir.
Kullanılan isimler bahsi geçen kişi ve kuruluşların gerçek isimleridir.
UNEEDA TIBBİ MALZEME
"NE LAZIMSA VAR" EN BÜYÜK BİZİZ
3 TEMMUZ 1984 DOĞU GÜNDÜZ SAATİ İLE 17.30
Frank! Hadi toparlanıp eve gidelim. Ne diyorsun?
Bir saatlik işim daha var.
Çocuk benimle kalacak, işleri göstereceğim.
Tamam, çıkarken kilitler misin?
Dört Temmuz hafta sonu dostum. Kaçmam lazım!
Evet, sana iyi bayramlar.
Pazar günü barbeküde görüşürüz.
Aynen öyle. Kutlamaları iple çekiyorum.
Evlat, sana bir şey diyeceğim, içtenlikle söylüyorum,
ne olursa olsun, benim adımı vermeyin.
Kolay gelsin Frank.
Burt tam bir şakacı.
Evet Freddy.
-Bir şeyler kapmaya çalış. -Tamam.
St. Louis Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden bir sipariş aldık.
Mükemmel dişli iki yetişkin kadın iskeleti istiyorlar.
Kodu 2YK-MD.
Tamam. Şimdi buraya, "Y" bölümüne gel.
-Bu, yetişkinin "Y"si, anladın mı? -Tamam.
Sonra o da iki bölüme ayrılır.
Erkek için "E" harfine bölünmüştür.
-Kadın için ne sence? -"K."
Aferin sana. Şimdi sıra "MD"de.
Aklından "makine dişlisi" geçiyorsa yanlış.
-Mükemmel dişler. Bravo. -Mükemmel diş.
Şimdi şuradan biraz talaş alıp şu sandığın içine koy.
Bu küçük hanım için güzel bir yatak yap.
-Tamam. -Tamam.
Aferin, rahat etsin istiyoruz. Bana yardım et. Bacaklarından tut.
Tamam.
Şimdi şu strafordan biraz al.
Her tarafına dağıt.
Cimrilik etme. Parasını Burt Amca ödüyor.
Daha fazla Freddy. Tamam, yeter.
Şimdi iyice yay. Aferin.
-Çok iyi gidiyorsun. -Teşekkürler.
Depo işinde iyi olacaksın.
Frank, bu iskeletleri nereden alıyoruz?
-Hindistan'dan. -Hindistan mı?
Uluslararası anlaşma. Tüm iskeletler Hindistan'dan geliyor.
Cidden mi? Neden?
Ben nereden bileyim?
Önemli olan soru şu, mükemmel dişli iskeletleri nereden buluyorlar?
Sana ciddi bir soru soracağım.
Tanıdığın kaç kişi bir çene dolusu mükemmel dişle öldü?
-Aklıma gelmedi. -Evet.
Bence Hindistan'da bir iskelet çiftliği var.
Tanrım!
Gel evlat, amcanı takip et.
Hadi bakalım.
Bunların ne için olduğunu söylememe gerek yok.
Burada protez cihazlarımız var, her yerdeler.
-Şunun altına bak. Tekerlekli sandalye. -Evet.
-Freddy. -Harika.
Bu da sık göremeyeceğin bir şey. Ayrıcalıklı birisin, bak.
Bunlar yarım köpekler.
-Vay! -Veterinerlik fakülteleri için.
Çok yarım köpek siparişi alıyoruz.
-Çok havalı. -Evet.
Dalga geçme. Öğreniyorsun.
Freddy, taze kadavralar da burada.
Bunları tıp fakültelerine ve balistik testler için ABD Ordusu'na satıyoruz.
Merhaba desene.
Genelde bundan daha fazla stoğumuz olur ama sevkiyatı pazartesi günü bekliyoruz.
Burada genelde kaç kadavra olur?
Çok stok yapmak işimize gelmiyor.
Restoran işi gibi.
Envanterinizin tazeliğini kaybetmesini istemezsiniz.
Gel evlat, sevkiyat formlarını nasıl dolduracağını öğreteyim.
Enerjik ol.
-Bu gece parti var mı? -Olmaz mı?
Peki nerede parti yapacağız?
Ne bileyim, bir yerde.
-Parka gidebiliriz. -Gidemeyiz.
Polisler parka dönerseniz vururuz dedi.
Bu gece ölme havasında değilim.
Ölümü severim.
Ben seksle ölümü seviyorum. Sen de seviyor musun Casey?
Siktir git ve öl o zaman.
Partiye ne diyorsun Tina?
Çok harika olurdu ama işten çıkınca Freddy ile buluşacağım.
Nerede buluşacaksınız?
Çalıştığı tıbbi malzeme deposunda.
Olamaz. İş mi buldu? Hıyara bak.
Siktir! Neden baştan demedin? Birlikte gidip Freddy'yi alalım mı?
Freddy nerede parti yapılacağını bilir.
Frank?
Evet evlat?
Burada gördüğün en tuhaf şey neydi?
Evlat.
Çok tuhaf şeylerin geldiğini, çok tuhaf şeylerin gittiğini gördüm.
Ama gördüğüm en tuhaf şey açık ara hepsinden fenaydı.
Öyle mi? Neymiş?
Sana bir soru sorayım evlat.
Yaşayan Ölülerin Gecesi'ni izledin mi?
Evet.
Cesetlerin insanları yemeye başladığı film.
Ne olmuş ona?
Filmin gerçek bir olaya dayandığını biliyor muydun?
Dalga geçiyorsun.
Hayatımda hiç bu kadar ciddi olmamıştım.
Bu mümkün değil. Filmde zombiler dünyayı ele geçiriyor.
Her şeyi değiştirdiler.
Gerçekte olan şöyle.
Pittsburgh'daki Gazi Hastanesi'nde, 1969'da
kimyasal bir sızıntı oluyor.
Kimyasal şeyler morga sızıyor.
Bütün ölü bedenler canlıymış gibi zıplamaya başlıyor.
Ne kimyasalı?
İsmi 245-Trioksin.
Marihuananın üzerine püskürtmek içinmiş.
Darrow Kimya Şirketi de ordu için geliştirmeye çalışıyormuş.
Filmi yapan adama gerçek hikâyeyi anlatırsa
dava açacaklarını söylemişler.
O yüzden gerçekleri değiştirdi.
Peki gerçekte ne oldu?
Tesisi kapattılar.
Ordu bütün o kirlenmiş toprağı
ve tüm o cesetleri dışarı çıkardı.
Sonra da sır olarak sakladılar.
Sen nereden öğrendin?
Tipik ordu beceriksizliği.
Nakliye departmanı emirleri karıştırdı.
Cesetleri buraya gönderdiler.
Darrow Kimya Şirketi yerine yani.
Alo?
Merhaba hayatım.
Hayır, bir saate evde olurum. Rostoyu sıcak tut, tamam mı?
Tamam. Ben de seni seviyorum tatlım.
Tamam, öptüm.
Görmek ister misin?
Görmek mi?
Cesetleri.
Neden bahsediyorsun?
Bodrumdalar.
Hayır.
-Hadi. -Hadi canım.
Üçüncü basamağa dikkat et. Çakılırsın.
Cesetleri öylece burada mı bıraktılar?
-Orduyu bilirsin. -Bunca zamandır burada mıydılar?
Hatırladığım kadarıyla on dört yıl.
Ciddisin sen.
İşte buradalar.
İçinde ceset mi var?
ORDU MAL ACİL DURUMDA ARAYIN
Siktir. Şuna bak.
-Bu şey canlı mı yani? -Öyle diyorlar.
Tanrım.
-Bu şey sızdırmaz, değil mi? -Kesinlikle!
ABD Ordusu Mühendisler Birliği yapmış!
Siktir!
PASİFİK GÜNDÜZ SAATİYLE 16.00
Merhaba canım. Günün nasıl geçti?
Her zamanki saçmalıklar.
Üzgünüm.
Yemekte ne var?
En sevdiğin, kuzu pirzola.
Öğle yemeğinde yedim.
Benim, saat 16.00'da üçüncü istasyondan bildiriyorum.
Pardon, 16.01 yapalım.
Bütün akşam evde olacağım. Tamam.
Sürekli bu ekipmanlarla yaşamak sinirlerimi bozuyor.
Nerede olursam olayım bana günün 24 saati ulaşabilmeliler.
Bunu biliyorsun.
Dalgaları fırınımı etkiliyor.
Bulduğumuzda ekipman gidecek.
Onları ne zaman bulacaksın?
Tanrı aşkına Ethel, bilmiyorum.
Belki asla bulamayacağız.
Bunu daha önce de yaşadık.
Her yerde olabilirler.
DOĞU GÜNDÜZ SAATİYLE 19.30
-Nereye gidiyoruz lan? -Partiye.
Freddy'yi almaya.
Freddy ne haltlar karıştırıyor?
Kendine iş buldu.
Hadi canım. Ne işi?
Depo görevlisi.
Boktan bir işe benziyor.
En azından bir şeyler alabilecek kadar para kazanıyor.
Belki benden bir şeyler alır.
Senin şeylerini sevmiyor Suicide.
Neden sadece araba lazım olunca arıyorsunuz?
Çünkü çok ürkütücü bir puştsun.
Şimdi ürküteceğim seni!
Ne diyorsun lan?
Dostum. Ne iğrenç, çirkin bir yer.
Ben sevdim. Tarzı var.
-Gidip şu piçi alalım. -Hayır.
Neden?
-Patronunu korkutmayalım. -Hiç hoş olmadı.
Ne sanıyor bizi, ucube falan mı?
-Freddy kaçta çıkıyor? -Onda.
Burada iki saat oturamam.
-Arabayla dolaşabiliriz. -Benzinim yok.
-Benzin almak ister misin salak? -Şakaydı.
Şurada bir süre oyalanabiliriz.
Şu mezarlığı mı diyorsun?
Hadi gidelim.
DİRİLİŞ MEZARLIĞI
Ne yapmak istiyorsun Scuz, mezar taşı devirmek mi?
Hayır, sadece mezarlığa bakmak istiyorum.
Daha önce hiç görmedim.
Hiç cenazeye gitmedin mi?
Ölen kimse tanımıyorum.
İyi bir fikir değil bence.
-O ne? -Yol fişeği göt herif.
-Onlarla ne yapacaksın? -Ben parti istiyorum.
Yol fişeği ne için?
Ortalık amma dağınıkmış.
Senin eve benziyor Scuz.
Duydum seni.
Frank?
İyi misin evlat?
Bilmiyorum. Kendimi pek iyi hissetmiyorum.
Ne koku ama.
Cesede ne oldu?
Havayla temas edince erimiş olmalı.
Kapat şu lanet şeyi.
Tanrım, ömrümde böyle bir koku almadım.
Sanırım kusacağım.
Sanırım bunu Burt'e söylemesek iyi olur.
Bizi aptal bellemesin.
O şeyin kokusunu hâlâ alabiliyorum.
Ya burnuma yerleşti ya her yere bulaşmış.
Evet, biraz deodorant sıksam iyi olacak.
Evet.
Neydi o?
Köpek sesine benziyor.
Köpek mi?
Bir saniye. Dinle.
Şunu duyuyor musunuz?
Burada ne haltlar dönüyor?
Nesi var bunun?
Kahretsin!
Ne yapacağız?
Öldüreceğiz!
Ne yapıyorsun? Dur!
Tanrı aşkına!
-Boku yedik! Ne oluyor? -Kadavra!
Orada ne işi var?
Bilmiyorum. Canı yanıyor gibi.
Ne yapacağız?
-Kilitleyeceğiz! -Evet!
Tanrım!
Acele et! Tanrım!
Düşünmemiz lazım.
Hadi evlat. Gir şuraya!
Tanrım!
Kafayı mı yedik?
Hayır, tanklardan gelen o boktan şey.
Lanet olası kimyasal her yere bulaştı!
Aptal herif!
İşini seviyorsan ağzından çıkana dikkat et!
İşi sevmek mi?
Düşün!
Polisi aramamız lazım.
Hayır, polis olmaz. Şirkete ne yaparlar, biliyor musun?
-Şirket kimin umurunda? -İtibarımı düşün!
İtibarın mı?
Düşün!
Peki varilin yanındaki numara?
Acil bir durumda arayın yazıyordu.
Hayır, ordu onlar.
Buraya orduyu çağıramayız! Düşün!
-Evet. -Düşün!
Ne yapacağız?
Ne mi yapacağız? Patronu arayacağız.
Burt? Ben Frank.
Küçük bir sorunumuz var.
Hiç öldürülmeyi hayal ettin mi?
Asla.
Hiç farklı ölüm şekillerini düşünüyor musun?
Şiddetle yani?
Ölmenin en korkunç yolu ne diye hiç düşündün mü?
Ölümü çok fazla düşünmemeye çalışıyorum.
Benim için
en kötü ölüm şekli
bir sürü yaşlı adamın etrafımı sarıp
beni canlı canlı ısırıp yemeye başlaması olurdu.
Anlıyorum.
Önce elbiselerimi yırtıp atarlardı.
Buraya biraz ışık alalım.
Trash yine kıyafetlerini çıkarıyor.
Trash! Göster bebeğim.
Kafan iyi mi?
Evet!
Ne yaptın? Açtın mı?
Seni salak! Seni aptal! Neyin var senin Frank?
Sana o lanet varillerin yanına bile yaklaşmamanı söylemedim mi?
-Ne yapacağız Burt? -Ne yapacağımı söyleyeyim.
Dava edilip hükûmet tarafından soruşturulacağım.
Ünlü olabilirim, işimi kaybedebilirim.
Hapse bile girebilirim. Kahretsin! Yapacağım şey bu.
Öte yandan buradaki tüm kanıtları yok edip ağzımızı kapalı tutabiliriz.
Harika! Öyle yapalım Burt.
Sanırım haklısın. Yapmamız gereken bu.
Bir sorum var Frank.
Bağıran bu adamın ölü bir kadavra olduğuna emin misin?
Neden kapıyı açıp öğrenmiyorsun?
Gerek yok Frank. Sözüne güveniyorum.
Yeniden canlandırılmış bir cesetse onu öldürmek zorundayız.
Ölü olan bir şey nasıl öldürülür?
Nereden bileyim Fred? Bir düşüneyim.
Kötü bir soru değil Burt.
Filmde beyinlerini mi parçalamışlardı?
-Beyin, doğru. -Evet.
-Doktorlar kafatası için ne kullanır? -Cerrahi matkap.
Tut şunu Frank.
Beni çok dikkatli dinleyin.
Freddy, kapıyı açacaksın.
Buraya gel. Tam şurada dur.
Frank, çıktığında baltayla beynini dağıtacaksın.
Tanrım!
İnlemesini nasıl durduracağım?
Senin neyin var Frank?
Fred, buraya gel. Lütfen kapının yanında dur.
Her şey yoluna girecek evlat.
Bunu yapabileceğimi sanmıyorum Burt.
Mecbursun. İşi başımıza sen açtın.
Tanrım!
Evet Freddy. Sağa 22.
Cesur ol Frank. Kahretsin!
Sola, dört.
Sağa, on.
Al şunu Frank!
Kahretsin!
Geliyorum Frank.
Tutun!
Neler oluyor Burt?
Beynine vur!
Lanet beynine vurdum!
Tanrı aşkına, başka bir şey yap o zaman!
Tut onu Frank.
Daha fazla dayanamayacağım.
Kahretsin!
Sıkı tutun.
Ne yapacaksın?
Adam ol Frank! Adam ol.
Buna dayanamıyorum şerefsiz herif!
Acele et!
Ben yakalarım!
-Yakaladım. -Yakaladık! Halat getirin!
-Halat nerede? -Halat bul!
Bilemiyorum. Bir tane getir! Tutun onu!
Tutun şu puştu!
Tanrım. Ölmüyor.
Beyni yok edersek öleceğini söyledin!
Filmde işe yaramıştı.
-Artık işe yaramıyor. -Film yalan mı söyledi?
Tanrım.
Onu nasıl öldüreceğiz?
Belki ölmüyordur.
Geriye bir şey kalmayana kadar tamamen yok etmeliyiz.
Asit.
Ne tür bir asit, ceset eritebilir ki?
Sülfürik asit belki.
Hayır, kral suyu. O daha güçlü.
Ama ya kemiklerini eritmezse?
Kahretsin.
Ne yapacağız?
Burt.
Nereye gidiyorsun?
Bazen Ernie Kaltenbrunner cuma geç çalışıyor.
Ernie Kaltenbrunner kim?
Sokağın karşısındaki morgda mumyacı.
Bizim için ne yapacak?
Işığı yanıyor. İçeride.
Ernie'nin krematoryumu var Frank.
Krematoryum! Harika olur.
Onu ikna edebilir misin?
Ernie'yi 25 yıldır tanıyorum. Hukukumuz var, yapabilir. Emin değilim.
Ama ona ne söyleyeceksin?
O puşta güvenebilir misin?
Başka seçeneğimiz yok Frank.
Bu şeyi oraya nasıl götüreceğiz?
Kemik testeresini verin.
DOĞU GÜNDÜZ SAATİYLE 21.16
Kıyafetlerini giysene. Gösteri bitti.
Sorun ne? Seni geriyor muyum?
Sıcaklıyorum.
Çok seksisin.
Kaybol pısırık.
Kimse beni anlamıyor.
Sizin için kıçımı yırtıyorum, karşılığında ne alıyorum?
"Ürkütücüsün."
Siktirin gidin. Canınız cehenneme.
Ben ürkütücü seviyorum.
Bir duruşum var benim.
Bunu ne sanıyorsunuz? Kostüm falan mı sanıyorsunuz lan?
Bu bir yaşam biçimi!
Evet!
Senin neyin var dostum?
Ölülere biraz saygı göstersene.
Şu Freddy mi?
-Nerede? -Şurada, şu binaya giriyor.
Hayır, Freddy değil.
Nereden biliyorsun?
Çünkü Freddy neden morga gitsin?
Ne yapıyorsun Ernie?
Ernie?
Sakin ol dostum.
Üzgünüm, seni duymadım.
Elin hızlıymış.
Bugün geçe kalmışsın.
Evet, öyle oldu.
Saat kaç? Kahve ister misin?
Hayır, teşekkür ederim.
Benim ihtiyacım var.
Ne yapıyorsun Ernie?
-Ölüm katılığını çıkarıyorum. -Öyle mi?
Buraya gel.
Gel.
Ölüm katılığı beyinde başlar.
Sonra iç organlara yayılır.
En sonunda kaslara yerleşir.
Bir süre sonra gevşiyor
ama dedikleri gibi kasları esneterek de
elle açabilirsin.
-Vay be. -Gördün mü?
Evet.
Bunları kitapta bulamazsın dostum.
Mumyalama işi kulaktan kulağa aktarılır.
Çok etkileyiciymiş Ernie.
-Gerçekten müthişmiş. -Duydun mu?
Adam öldü. Bense çok meşgulüm.
Baksana dostum.
Kaç senedir arkadaşız dersin Ernie?
Aşağı yukarı 25 yıl.
Evet.
Senden bir iyilik istesem aramızda kalabilir mi?
Tabii. Nedir?
Biraz yardıma ihtiyacım olacak Ernie, büyük bir yardıma hem de.
Bana güvenebilirsin. Sorun ne?
Dışarıda iki adamım var.
-İçeri alabilir miyim? -Burt, hayır! Burt, bu yasa dışı.
-Getirebilirsiniz. -Lanet olsun.
Şuraya koyabilirsin Fred.
Şuraya koy.
Evet.
O ne?
Tam şuraya lütfen.
-Buraya mı? -Evet.
Bir saniye.
Evet.
Torbaların içinde ne var?
Kuduz gelincikler.
Ne? Kuduz gelincikle işiniz ne sizin?
Açıklamaya çalışıyorum Ernie. Bir sevkiyatla geldi.
Kuduz olmamaları gerekiyordu. Ama bilirsin işte, bazen karışıyor.
Nereden bileyim? Nasıl oldu?
Dikkat et Ernie. Isırırlar!
Evet.
Neyse, yardımına ihtiyacımız var.
Nasıl?
Bu şeylerden kurtulmalıyız.
Hayvan barınağını arasana.
Duyulursa işime zarar verir.
-Kötü olur, kuduz yani. -Hiç sanmıyorum.
Ne olmuş yani? Evcil hayvan dükkânı işletmiyorsun.
Laboratuvar hayvanları kuduz olmuş.
Hadi çocuklar. Barınağa götürün.
Bunu yapamam.
Bana güvenmen lazım.
Ne yapmamı istiyorsun?
-Krematoryumun yok mu? -Yakacak mısın?
Aklımdan geçen buydu.
Bu çok zalimce.
Başka bir şey düşünemiyorum Ernie.
Hayvanları canlı canlı yakamazsınız.
Çok iğrenç.
En azından önce öldüreyim.
Otoparka götürüp acılarına son vereyim.
İşe yarayacağını sanmıyorum.
Neler olduğunu anlamıyorum. Neden?
Bu sırrı saklayacağına yemin et.
Artık çok emin değilim.
Hayır, yemin etmelisin.
Yoksa söyleyemem.
Tamam, yemin ederim.
Güzel.
Torbalardaki gelincik değil.
Şaka yapmıyorum. Şuna bak.
Alın şunu!
Özür dilerim Ernie.
Tamam.
Ernie, size anlatacak uzun bir hikâyemiz var.
Nihayet parti oldu.
Trash'le Suicide nerede?
Bir yerlerde sevişiyorlardır.
Aklından bile geçirme Chuck.
Tanrım, saat ne zaman on olacak?
İstersen ikimiz başka bir yere gidebiliriz.
Benimle yatmayı çok istiyorsun, değil mi?
Senin gibi bir kızla benim gibi bir adam mı?
Git tavuk boğazla.
Yapma Casey, şaka yapıyordum.
Al, arkadaşlarımız geldi.
Siktir git mızmız karı!
Saatim durmuş. Saat kaç?
Saat ona geliyor.
Tüh! Gidip Freddy'yi bulsam iyi olacak.
Her an çıkabilir.
Seni burada bekleriz.
-Bir yere kaybolmayın, tamam mı? -Tamam.
Hadi Freddy. Nerelerdesin?
Açıkçası Burt, bence cesedi kesmekle aceleci davranmışsın.
Haklı olabilirsin. Bilmiyorum ama yaptım artık.
Bu konuda ne yapacağız Ernie?
Kazanı kullanmana izin verirsem benim çıkarım ne olacak?
Ne istiyorsun?
Yani bu oldukça büyük bir iyilik.
Tamamdır. Her ne istiyorsan.
Yardım et, ne istersen yapacağım. Söz.
Pardon.
Pekâlâ. Sorununu halledelim.
Evet efendim.
Bana büyük bir borcun olacak.
Her şeyden kurtulacaksın dostum.
Hiçbir şey kalmasın.
Her şey gidecek.
Peki kemikler Ernie?
Kemikler sorun değil.
Yanması en zor şey kalptir.
Kalp mi? Neden?
Çok sert bir kas.
Ernie, kalbin geride kalmasını istemeyiz.
Kalp için daha da ısıtırım.
Yarım köpekler ne olacak?
Onları da yapacağız.
Yardım et, bu senin pisliğin.
Büyük iyilikmiş.
O lanet şeyi ben de açabilirdim.
Kesinlikle emin misin?
Her şeyden kurtulabilecek miyiz?
-Hiçbir şey kalmayacak mı? -Küçük bir kül yığını kalacak.
Külleri bile istemiyoruz.
O zaman ateşi iyice açıp külleri de yakarız.
Tozlar toza.
Müzik setim.
Çocuklar, arabaya dönelim. Lanet olsun!
Hadi be!
Freddy?
Kimse yok mu?
Al lan üstünü! Sikeyim. Alsana şunu!
Hadi!
Kapat şu lanet pencereleri dostum.
Pencerem yok. Hepsini kırdım.
Tenim yanıyor.
Benim de. Lanet olsun!
Bu yağmur, asit yağmuru gibi.
Hadi çalıştır şu arabayı!
Her yerim yanıyor! Biri bana havlu versin.
Havlumuz yok!
O zaman üstünden bir şey ver.
-Ver şunu! -Hayır!
-Ver dedim! -Hayır!
Çalışsana!
Suicide, arabayı çalıştır lan!
Deniyorum.
-Sıçayım. -Siktir!
Yağmurda ne var acaba?
Şuna bakın.
Ein betrunkener Soldat gibi indiriyor.
Kalp de gitti mi Ernie?
Her şey yanmış.
Emin misin?
Bacadan gitti.
Oh be! İhtiyacımız olan buydu. Artık özgürüz Frank.
Kıçımızı kurtardın dostum.
Sana borçluyum. Vay be!
Aynen öyle.
Pekâlâ, şu depoya dönelim.
Pisliği temizleyip gidelim.
-Ne dersin? -Tamam.
Dinlenmem için biraz zaman ver, sonra yaparız, tamam mı?
Frank, seni bilmem ama ben çok hastayım.
Ne oldu Fred?
Berbat hissediyorum. Gerçekten hastayım.
Ben de hastayım Burt.
Hasta mı? Nasıl hasta?
Başım çatlayacakmış gibi hissediyorum.
Kusmak istiyorum. Çok hâlsizim.
Ben de. Tüylerim diken diken oldu. O şey yüzünden Burt.
Soluduğumuz lanet şeyden.
Ne şeyi? Neden bahsediyorsun Frank?
Varil çatladığında gaz dışarı fışkırdı.
Tam yüzümüze geldi.
Gazı soluduk.
Bizi bayılttı.
Bir süre kendimizde değildik, baygındık.
Tanrım! Ernie.
-Doktora falan gitmemiz gerekmez mi? -Evet, doktora ihtiyacım var.
Arabayı alıp bu adamları hemen acil servise götürüyorum.
Gidelim Frank. İyileşeceksin.
Frank!
Burt!
Buraya gel Ernie.
Neyin var? Konuş benimle.
Yağmurdan al şunu.
Karımı aramalıyım.
Hastaneye gitmeliyim!
Bu fırtınada koşamazsın. Çok hastasın.
Burt.
Sakin ol.
Ambulans çağıracağım.
Sağlık görevlileri!
Tamam, geçti. Şimdi nasılsın?
Merhaba. Evet.
Buraya hemen ambulans gelebilir mi?
Burası Diriliş Cenaze Evi, 21702 East Central Sokak.
Arka tarafa, mumyalama odasına gelsinler.
Hayır.
Zehirlenme. Zehirlenmiş iki erkek var.
Hayır, ne zehri olduğunu bilmiyoruz.
Doğru.
Teşekkür ederim. Hoşça kalın.
Burt, yoldalar.
Bu araba bir yere gitmiyor.
Lanet olsun.
Şunu duyuyor musunuz?
Neyi?
Şunu!
Ben bir şey duymuyorum.
Tavan akıtıyor.
-Bir yırtık var. Kahretsin! -Yapma şunu!
-Pardon. -Siktir!
-Pardon. -Kahretsin Scuz!
Merhaba.
Freddy?
Kimse yok mu?
Freddy? Burada mısın?
Kimse yok mu?
Kim var orada?
Beyin!
Beyin!
Gidelim buradan.
Tina'yla Freddy'ye gidelim.
-Çok doğru. -Aynen!
Canlı beyin.
Hadi, çabuk!
Tanrım, tenim çok yanıyor.
Tina!
Evet! Tanrım! Yardım edin!
-Bu Tina. -Nereden bağırıyor?
-O ses ne? -Şu kapıdan geliyor!
Adımına dikkat et!
İmdat!
Ne oluyor lan?
Beyin!
Daha çok beyin.
Siktir!
Nereye gidiyorsunuz lan?
Kapıya yardım edin! Aptal herifler!
Geldiler.
Kim zehirlendi?
Şuradalar.
Dilini çıkar.
Ne aldınız?
Sanırım bir endüstriyel kimyasaldı, bir varilden falan.
Ne varili? Nerede?
Pek emin değiliz.
Öğrenebilir misin?
Arkadaşlarının hayatı buna bağlı.
Birkaç telefon görüşmesi yaparım
ama ancak sabah olunca, kusura bakma.
Hayati bulgulara bakalım.
-Stetoskopunu versene. -Ne oldu?
-Benimkinden ses gelmiyor. -Sorun ekipmanda mı?
Nasıl yani?
Bunda da ses yok.
Nasıl yani? Sorun ne?
Sorun ne?
Sorun yok, birkaç şeyi kontrol etmemiz gerekiyor.
-Tansiyon yok. -Nabız yok.
Ne demek tansiyon yok, nabız yok?
Sakin ol.
-Ne çıktı? -Yirmi bir.
-Yirmi bir ne? -Yirmi bir derece.
-O nedir? -Oda sıcaklığı.
Biraz gel, konuşalım.
Ne konuşuyorsunuz?
Ne konuşuyorsunuz?
İçerideki şey de neydi?
Ne bok yiyeceğiz?
Suicide aşağıda.
Olmaz dostum. Öldü o. O şey kafasını yedi.
Tanrım! Gördün mü?
Ben bir şey duymuyorum. Sen?
Birini aramalıyız.
-Kim? -Polisi!
Polisi aramak istemiyorum. Polis bizi tutuklayıp götürür!
Buradan gidelim, tamam mı?
Birini aramamız lazım!
Bir dakika, Freddy nerede?
Gitmişti. Ben geldiğimde burada yoktu.
Siktir, geçmek için yüzmemiz gerekecek.
O neydi lan?
Bak! Orada!
Durun çocuklar! Bekleyin! Ayakkabım yok!
Nabzın yok. Tansiyonun sıfıra sıfır.
Göz bebeği tepkin yok, refleksin yok.
Ateşin 21 derece.
Bu ne anlama geliyor?
Bilmiyoruz, teknik olarak hayatta değilsin.
Ama bilincin açık, ne olduğunu bilmiyoruz.
-Öldüğümüzü mü söylüyorsun? -Sakin ol.
-Öldük mü yani? -Gerçekten öldüğünüzü kastetmedim.
Ölü insanlar hareket edip konuşmaz.
-O neydi Ernie? -Ön kapı.
-Ne yapıyor bunlar? -Öğrenirim şimdi.
Gidip sedye getireceğiz.
Biraz daha dayanın, hemen geliriz.
-Kapıyı açın. -Kapıyı açın lütfen!
Kapıyı aç!
Kapıyı aç!
Acele edin!
Kıpırdamayın, öldürürüm!
Ateş etme dostum!
Deli misiniz? PCP mi kullanıyorsunuz?
Kafamız iyi değil dostum! Bizi içeri al!
Tamam, gelin. Ama bir şey denemeyin.
Merak etme.
Kapıları pencereleri kilitle, polisi ara! Dışarıdalar!
Kim var dışarıda?
-Duymuyor musun? -Neyi?
Kapa çeneni de dinle dostum!
-Bu ne? -Ölü insanlar çığlık atıyor.
Ölüler mi?
Evet, yerin altından çıktılar.
-Bizim peşimizdeler. -Yerden mi?
Evet, arkadaşlarımız diğer tarafa gitti, dışarıda kaldılar!
Beyin!
Beyin!
Beyin!
Beyin!
Trash nerede?
Onlarla gitmedi mi?
Bizim peşimizde sanıyordum.
-Duyuyor musun? -Neyi?
Tanrı aşkına.
Bu da ne?
İnsanlar çığlık atıyor sanki.
Sen sedyeleri al, ben telsizle haber vereyim.
Jerry?
Beyin!
Beyin!
Ne diyorsun? Ne sorunu?
Şunları dinle.
Burada ne halt dönüyor?
Bayım, şuradaki mezarlık topraktan çıkan insanlarla dolu.
Ne demek topraktan?
Topraktan, evet. Korkunçlar, çığlık atıyorlar.
-Bir şeyler yapın. -Çığlık mı atıyorlar?
Evet. Dışarıdalar. Diğer taraftaki depoda da bir tane var.
-Hangi depo? -Tıbbi malzeme deposu.
Siktir!
Kahretsin!
Sanırım işler kontrolden çıkıyor.
Bayım, dışarıda bu şeylerden yüzlerce var.
Yüzlerce mi?
Polis. Polisi aramalıyız.
Hadi canım!
Telefon nerede lan?
Şurada bir ofis var!
Santral, polisi bağlayın. Acil bir durum var!
Çekiçle çivi getir! Casey!
Sessiz olun!
Buradan defolup gidelim Ernie.
-Arabanız var mı? -Benim var.
Anahtarını al da gidelim buradan.
Debriyajım bozuldu.
Ambulansla gideriz.
Freddy!
-Ernie? -Evet?
-Görevliler nerede? -Çağırırım, arabamı çalıştırayım da.
Tanrım Freddy! Sana ne yaptılar?
Tanrım!
-O silah sesi neydi? -Tanrım!
Ne oldu Ernie?
Tanrım!
Ne oluyor lan?
Her…
"Her" ne?
Her yerdeler.
Korkunç! Dışarıdalar.
Sağlık görevlileri ölmüş. Arabalara da ulaşamayız.
Burt, polisi aramamız lazım.
Sakin, onu yere bırak.
Yere bırak. Yavaş.
Yok, çalışmıyor.
Hadi!
-Sorun ne? -Hat yok.
-Beyin! -Beyin!
Yardım edin!
Çekiçle çivin var mı?
-Başka nereden girebilirler? -Şapeldeki pencerelerden.
-Pencereleri kapatacak bir şey var mı? -Gerek yok.
Camın dışında parmaklık var.
Kahretsin!
Kurtarma Yedi, cevap ver. Burası Merkez. Tamam.
Kurtarma Yedi, cevap ver. Burası Merkez. Duyuyor musun? Tamam.
Anlaşıldı Merkez.
Daha fazla sağlık görevlisi gönderin.
Bu binada kaç pencere var lan?
Pencere kalmadı.
-Mumyalama odasında çelik panjur var. -O zaman mumyalama odasına dönelim.
Hadi!
Dostum, kollarım mahvoldu.
Birini yaralamadan şu lanet şeyi bırak Ernie. Tanrım.
Nasıllar?
Freddy, iyi misin?
-Acıyor. -Freddy'ye ne yaptın?
Onun nesi var? Bu adamın nesi var?
Neler olduğunu anlatmanın zamanı geldi.
-Bir şey anlatmayacağım sik kafa! -Bence anlat.
Anlatsana lan!
Anlat!
Bir kimyasal vardı.
Mezarlıktaki toprağın içine işledi.
Cesetleri hayata bu döndürdü.
Hangi kimyasal lan?
Ne bileyim ben.
Sanırım ordu tarafından ürettirilmiş.
Mezarlığa nasıl bulaştığını söyler misin?
Bilmiyorum.
Tek bildiğim, tıbbi malzeme deposunda durduklarıydı.
Oradan geliyorsunuz. Bu iki dâhi de lanet konteyneri açmayı başarmış.
Orospu çocuğunu serbest bırakmışlar!
Freddy bu yüzden mi hasta?
İçime çektim Tina.
Frank de çekti.
Neyin var Freddy?
Donuyorum.
Kaslarım sertleşiyor.
Sertleşiyor mu?
Nasıl sertleşiyor Freddy?
Berbat bir baş ağrısıyla başladı.
Sonra mideme kramp girmeye başladı.
Şimdi de kollarıma, bacaklarıma giriyor.
Bir bakayım.
Tanrım!
Gömleğini kaldıralım.
Ne yapıyorsun Ernie?
-Göreceksin. -Tanrım.
Yattığı yerdeki oluşan çürükler
kan birikmesinden.
Yavaş!
Tamam.
Ölüm katılığı başlamış gibi görünüyor.
Ölüm katılığı mı?
Ne demek ölüm katılığı?
Tanrım. Sen ölmüşsün.
Ölmüşsün dostum! Dışarıdaki şeylere dönüşeceksin!
Hayır!
Bırak onu!
Puşt!
Bırak dedim.
Kapayın çenenizi.
-Duydunuz mu? -Neyi?
O ne?
Başka bir ambulans daha.
Dikkat edin!
-Dikkat! -Oraya gitmeyin!
Beyin!
Kahretsin!
Sokayım, gelen herkesi öldürecekler.
Dikkatli olun. Tahtayı tekrar çakacağım.
Dikkat.
Beni yakaladı!
Yardım edin!
Alın şunu üstümden!
Alın şunu!
Tanrım!
Lanet olsun. Ölmüş! Sıçayım!
Bu şeyle ne yapacağız?
Bununla ne yapacağız?
Biraz bekle.
Gidelim buradan.
Nereye gidiyor bu?
-Ernie, ne yapıyorsun? -Ernie!
Ernie!
Tamam, bende!
Artık bırakabilirsin.
Deli misin sen?
Şuna bak. Şimdi daha iyi görünüyor.
Daha iyi.
Buradan gitmeliyiz Ernie.
Ernie, siktir olup gidelim!
Bırak şunu.
Ne yapıyorsun? Kahretsin! Ernie!
Şundan ne istediğini anlamıyorum Ernie.
-Bununla ne yapıyoruz? -İncelemek istiyorum.
Sıkı bağla.
Düzgünce bağlayalım.
Gevşemez, değil mi?
Hayır, merak etme.
İnsanlardan daha güçlü değiller.
Korkma.
Lanet kafasını kıracağım.
İyi bağlandığına emin misin?
Beni duyabiliyor musun?
Evet.
Neden insan yiyorsun?
İnsan değil, beyin.
Sadece beyin mi?
Evet.
Neden?
Acıyor!
Ne acısı?
Ölü olmanın acısı.
Ölmek acıtıyor demek.
Çürüdüğümü hissedebiliyorum.
Beyin yemek
seni nasıl hissettiriyor?
Acıyı dindiriyor.
Sikerim böyle işi.
Konuşmamız lazım. Hemen.
Gelin hadi. Konuşmamız lazım.
Koridorda konuşalım.
Dostum, bu şeyleri nasıl öldürebiliriz?
Öldüremezsiniz.
-Ne demek lan? -Burt.
Puştları öldüremezsin, zaten ölüler.
Canlı yaratıklar değiller ama canlandırılmışlar.
Parçalara ayırsan parçaları peşine düşer.
Tek yapabileceğin yakmak.
Tamamen küle çevirmelisin ki peşinden gelecek bir şey kalmasın.
O kadar şeyi nasıl yakacağız?
Bu pisliklerden yüzlerce var.
Evet, asıl soru bu işte.
Acil müdahale araçları için kod 10-32.
Doğu Piedmont bölgesinde iki, tekrar ediyorum, iki ambulans kayıp.
Destek talep ediyoruz.
East Central'ın civarındaki müsait birimler cevap verin. Tamam.
Sence bizi kurtaracaklar mı?
Umarım dostum, başka bir dileğim yok.
-Lütfen. -Sence gelirler mi?
Chuck?
Senden hiç hazzetmiyorum.
Tanrım, lütfen sarıl bana!
Bence Frank ve Freddy'yi zapt etsek çok daha akıllıca olacak.
Anlıyor musunuz?
Hayır. Ne demek "zapt etmek"?
Bir odaya kilitleyelim, tuhaf davranmaya başlarlarsa bize zarar vermesinler.
Puşt herif! Kendini kilitle sen!
Küçük hanım, onlara bir şey yapmayı önermiyorum yahu!
Sadece bir odaya kilitleyelim de nasıl kurtulacağımızı bulalım, tamam mı?
Tina, bu cidden iyi bir fikir.
Nereye koyabiliriz Ernie?
Şapele.
Frank'i kaldırmama yardım et.
-Ayaklarını kaldır. -Hadi.
Halının üstüne.
Yavaşça halının üzerine koyun.
Sakin ol.
Sakin ol Frank. Tamam.
Beni duyabiliyor musun? Tanrım, gidici bu.
Freddy.
Onları bırakıp gidelim.
Freddy'yi bırakmayacağım.
Kapıyı kilitlememiz gerekiyor.
Ben kalacağım.
Tamam. Gelin!
Merkez. Burası Bravo 751.
Morga intikal ettik.
Arka otoparka park edilmiş iki ambulans görüyoruz.
Bir aracın kapıları açık kalmış.
İnceleyeceğiz, beklemede kalın. Tamam.
Yerde biri var.
Tanrı aşkına!
Kımıldama!
Kıpırdama yoksa beynini dağıtırım!
Burası
gelen herkesi yutuyor.
Daha fazla polis gönderin.
Ne yapacağız?
Burada durup cesetler içeri girene kadar 31 mi çekeceğiz?
-O şeyleri durduramayız. Kaçmamız lazım. -Araçlara ulaşmak lazım.
-Arabalar ceset dolu. -Biliyorum.
Ne öneriyorsun?
Ben mi ne öneriyorum? Bir de siz bir şey önerin.
Çatı arası olabilir. Yukarı çıkıp barikat kurabiliriz.
Tek giriş kapak, onu da çivileyerek kapatabiliriz.
Aklını kaçırmış olmalısın. Kendime çatıda barikat kurmayacağım.
Arabaları denemeyi tercih ederim.
-Savaşmak için bir şey lazım. -Buna ne dersin?
-O ne? -Nitrik asit.
Hemen hemen her şeyi yok eder.
Evet ama yeterince yok Ernie.
-O kadar çok acıyor ki! -Biliyorum.
Freddy!
Sonunda anladım.
Bu korkunç acıyı yalnız bir şey dindirebilir.
Neymiş Freddy?
Canlı beyin!
Beyin!
Gidelim.
Kızı al!
Koşun!
Kanepeye yatır.
Freddy de gitti dostum.
Korkunçtu, çok çirkindi dostum.
Yüzü mahvolmuştu. Bu Freddy değil.
O Freddy değil.
Beyin!
Sustur şunu!
Beyin!
Çıkmaya çalışıyor.
Bir sıra bulun.
Ernie, çekil.
Kapıya doğru ittir. Tamamdır.
-Kalkamam! -Yapabilirsin. Ayağa kalk!
Daha fazla kalamayız. Kapıyı kırıp girecek.
Arabalara koşmamız lazım.
Arabaların her yanında zombi var.
Savaşarak ilerleyeceğiz. Başka yolu yok.
Arabaya binip hareket ettiğimizde sanırım sorun çözülecek.
Çok zor olacak dostum.
Evet.
Bırak koşmayı, yürüyemiyorum bile.
Bacağın ne kadar kötü Ernie?
Kırıldı.
Araçlardan birini kapının yanına getiririz.
Polis arabasının anahtarı hâlâ kontakta olmalı.
Vay anasını! Motoru hâlâ çalışıyor.
-Ben kullanırım. -Hayır, ben sürerim.
Siktir lan!
Geldiğimizde burada çok uzun kalmak istemiyorum.
Küçük hanım, sen burada dur.
Bir el buraya, bir el buraya, "şimdi" dediğimde kapıyı açacaksın.
Çıkınca kapıyı sertçe çarpıp kilitleyeceksin.
Ernie, kıçını kaldır da kapıya gel.
Burt.
-Şu bana borçlu olduğun iyilik. -Evet.
Dışarıda kıçını kolla.
Beklemede kalın.
Şimdi!
Yaklaş dostum. Böyle başaramayız.
Gitmemiz lazım.
Hayır, gidemeyiz.
Bizi bıraktılar! Pislikler! Bizi bırakıp gittiler!
Yapmak zorundaydılar. Burt yardım gönderecek.
Onu tanırım.
Bizi terk ettiler.
-Ne yapıyorsun? Onları bırakamayız. -Arabayı ters çevireceklerdi.
-Yardım yollarız. -Kes lan!
-Onlar arkadaşlarım. -Yardım göndereceğiz dedim.
-Ödlek! -Siktir git!
Sıkı tutun. Bakalım.
Şimdi ne bok yiyeceğiz?
Telefon bulup polisi arayacağız.
-Ne oluyor lan? -Tanrım!
Kahretsin!
Depoya dönüyoruz!
Bu taraftan aptal ihtiyar!
Bu Spider.
Dostum!
-Herkes nerede? -Bilmiyorum.
-Bu kim? -Buranın sahibi.
Lanet araba hurdaya döndü.
Sorun değil, benimle Frank'in arabası burada.
Artık değil.
Tina!
Tina!
Tina, neredesin?
Affet beni.
-Beyin! -Polisler! Yakalayın!
Burası Hava 3. Kötü bir durum var.
Memurlar öldürüldü.
Kara birimlerinin saldırıya uğradığına şahit olduk.
Helikopter!
Dikkat. Polis konuşuyor.
Bölge polis ablukası altına alınmıştır.
Bölgede bulunan ve teslim olmak isteyen tüm kişilerin
barikatlara ulaşmaları gerekmektedir.
-Tanrı aşkına.-Dikkat.
Ortalık çok fena karışmış.
-Burada olduğumuzu göstermemiz lazım. -Aynen öyle.
-Bayım. -Durun!
-Oraya girmeyin. -Bayım, aşağı inmeyin.
Orada bir şey var. Telefonu söktü.
-Bodrumda da telefon var. -Bodrum çok fena!
Orada ne var, biliyor musun?
-Ne demek ne var? -O lanet cesetlerden biri.
Çok çirkin bir tane, simsiyah, sümük kaplı.
Bodrumda ne olduğu umurumda değil.
Telefona ulaşmak zorundayız!
Kör etmek işe yarıyor gibi görünüyor.
Kahretsin.
Bir dakika.
Spider, kapıyı aç.
Lanet olası kafasını kıracağım.
Tina, beni oraya kilitlemen yanlıştı.
Çıkmak için kendime zarar verdim.
Ama seni affediyorum sevgilim.
Burada olduğunu biliyorum.
Çünkü beyninin kokusunu alabiliyorum.
Git başımdan!
Geliyorum Tina.
Freddy!
Gördün mü? Yine kendime zarar vermeme neden oldun.
Bu sefer elim tamamen koptu Tina!
Ama umurumda değil sevgilim.
Çünkü seni seviyorum.
Beynini yememe izin vermelisin!
Aç şunu!
Aç şu lanet kapıyı.
Beyin!
İndirin! Yere yatırın.
Tamamdır, koşun hadi!
Girin şuraya. Çabuk!
Dikkat edin, basamak yok.
Tanrı aşkına.
Arkadaşımızdı. Katran adam onu mahvetmiş.
Evet, polisi bağla.
Acil bir durum operatör!
Yüzbaşı, bu tarafa.
-Buyurun. -Evet, dinliyorum.
Bize yardım edin.
Depoda sıkışıp kaldık, buradan çıkamıyoruz.
Öncelikle bayım, orada neler oluyor?
Bir düzine adamım öldü, kimse bir bok anlatmıyor.
Mezarlıkta bir sürü insan var ve hepsi delirmiş durumda.
Yakalarlarsa öldürüp yiyorlar.
Kuduz gibi bir şey ama çok daha hızlısı.
O yüzden hemen buraya gelip bizi buradan çıkarın, lütfen!
Bir dakika. Duyamıyorum. Burada çok gürültü var.
Neler oluyor?
Dur! Dur dedim!
Dikkat et Steve! Deli bunlar!
Kahretsin!
Şerefsiz!
Ne?
Ne oldu?
Polisleri öldürdüler.
Yani barikatları da geçtiler demek. Tanrı aşkına.
Ne yapıyor?
Ne yapıyorsun?
-Alo? -Evet.
Varilin yanında yazan numarayı aradım.
Adınız lütfen?
Burt Wilson.
Hatta kalın Bay Wilson. Hemen aktarıyorum.
Burası Com-Q Denver. Devam et.
Denver, burası Wichita.
CLY 113'te önceliğim var. Komuta kimde?
Albay Glover, San Diego. Hemen bağlıyorum.
Evet?
Evet yüzbaşı?
-Anlıyorum. Tamam. -Horace.
-Telefonu bağla. -Ne oldu?
Evet, bağla.
Bay Wilson, nereden arıyorsunuz?
Anlıyorum. Bu ne zaman oldu?
Peki varil ne zaman açıldı?
Neden numarayı hemen aramadınız?
Anladım. Anlaşılır bir durum.
Sonra ne oldu?
Evet.
Öyle mi? Nasıl bir etkisi oldu?
Anlıyorum.
Sonra ne yaptınız?
Onlar ne yaptılar?
Anlıyorum.
Gerçekten mi?
Kaç kişi dediniz?
Mezarlık kaç dönümlük bir alanı kapsıyor?
Evet.
Anlıyorum.
Anlıyorum.
Evet, anladım.
Yardımınız için teşekkürler Bay Wilson.
Yüzbaşı Turner'la konuşmaya devam edeceksiniz.
Efendim, ben Albay Glover.
Bu saatte rahatsız ettiğim için üzgünüm ama Q-2 durumu var.
Görünüşe göre kayıp Paskalya yumurtası sevkiyatını bulduk.
Evet, oldukça eminim.
Louisville'deler.
Louisville Polis Departmanı'ndan bu konuda teyit alıyorum.
Louisville, Kentucky efendim.
Efendim, yumurtalar çatlamamış olsa çok iyi bir haber olurdu.
Ne yapıyorlar dostum?
Bir saniye. Evet. Bilmiyorum. Garip bir durum var.
Bunun olmasını bekliyorlarmış.
Görünüşe göre bunun için bir acil durum planı yapmışlar.
Harika!
Plan neymiş?
Çavuş Jefferson, 42. Özel Mobil Topçu Birliği.
Evet komutanım. Günaydın komutanım.
Baş üstüne komutanım!
Kod numaraları lütfen.
Archimedes. Hotdog. Rhubarb. Dokuz. Sıfır. Dokuz. Aldım komutanım.
Hedef belirlendi. Nişan 2-2-0.
Nişan 2-2-0.
Menzil. 235 kilometre.
Menzil, 2-3-5 kilometre.
Dinleyin.
Şunu duydunuz mu?
Tina.
DOĞU GÜNDÜZ SAATİYLE 05.01
Muhteşem sonuç komutanım.
Optimum nişana çok yakın.
Sadece 20 blok yok edildi.
4.000'den az ölü var general.
Yangınlar için endişelenmeyin.
Yağmur icabına bakıyor.
İnsanlar cilt yanmasıyla ilgili şikâyetlerde bulunmuş.
Ama küçük tahrişler general.
Yağmur her şeyi yıkayacak.
Doğrudur komutanım.
Sabaha kadar normale dönmüş olur.
Evet, Başkan yarın Louisville'i ziyaret edecekmiş.
Hayır, hiç istemeyiz komutanım.
Hiç kimse için hoş olmadı.
Sağ olun. İyi geceler komutanım.
Daha fazla beyin!
Ne yapacağız?
Onu öldüreceğiz!
Öldüreceğiz!
Her şeye bulaştı!
Aptal herif!
İşini seviyorsan lafına dikkat et!
İşimi sevmek mi?
Burt? Ben Frank.
Küçük bir sorunumuz var.
Hiç öldürülmeyi hayal ettin mi?
-Evet! -Beynine vur!
Lanet beynine vurdum!
Ölü olan bir şeyi nasıl öldürülür?
Nereden bileyim Fred?
Bir düşüneyim.
Kötü bir soru değil Burt.
Bunu ne sanıyorsunuz? Kostüm falan mı sanıyorsunuz lan?
Bu bir yaşam biçimi!
Bu pisliklerden yüzlerce var.
Yüzlerce mi?
Beyin!
Daha fazla polis gönderin.
-Lanet olsun! -Burt.
Sanırım işler kontrolden çıkıyor.
Alın şunu!
Filmde işe yaramıştı!
Artık işe yaramıyor.
Film yalan mı söyledi?
Kötü bir soru değil Burt.
Kötü bir soru değil Burt.
Kötü bir soru değil Burt.
Kötü bir soru değil Burt.
Alt yazı çevirmeni: Batıkan Bahadır Ünsal
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.