All language subtitles for EL Değmemiş Aşk işitme engelliler 25fps türkçe

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî) Download
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Biraz koş artık, biraz koş.

Versene adama!

-Adama versene! Versene adama. -Geliyor!

-Geliyor oğlum. -Vur artık ya! Vur artık!

Yolla!

Delireceğim ya.

-Çök, çök, çök. -Lan.

Gol!

Gol! Gol! Gol!

Lan.

-Ben? -Bırak soytarılığı. Nerede bu it?

“Damatlığımı alıp hemen geliyorum.” demişti.

Trafiğe takılmıştır yüksek ihtimalle.

Takılmıştır, takılmıştır. Bana bak.

Onu hemen bul. Öldüreceğim onu.

Buluyorum Mecit amca. Hatta buldum.

Hah.

Hah.

Tipe bak ya. Şaka mısın oğlum sen ya?

Arkadaşlar bir saniye. Telefonla konuşacağım, bir saniye.

Şşşşş.

Bir, iki... -Ha kanka?

Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz lan?

-Nikah başlayacak, ortada yoksun. -Ne nikahı lan?

Senin nikahın geri zekalı. Evleniyorsun biraz sonra.

Aaa.

Nikahı unuttuk lan.

Tamam oğlum, tamam.

Geliyoruz, birazdan oradayız. Biraz trafik var sadece.

Bok trafik var.

Tribündesiniz oğlum bal gibi işte.

Az önce ekranlara yansıdınız.

Oğlum televizyona çıkmışız. Selçuk görmüş bizi.

-Harbiden mi? Annemi arasaydık ya. -Geliyoruz kanka.

-Geliyoruz. -Yavşaklar.

Oha.

Müco,16 cevapsız arama oğlum. Aramayan kalmamış. Boku yedik, var ya.

Lan gidelim. Mecit amca bizi gömer. Nikah var, hadi.

-Maç gününe nikah mı konur ya? -Yürü hadi Zafer. Gidelim, boş ver.

Şunu da seyretseydik ya.

Çok pardon. Çok pardon.

Uğur abi, sağ ol. Haftaya görüşürüz.

Nikah memuru gelmiş, hazırlanıyor.

Damat ortada yok.

Sen sakin ol Buket’çim. Bir şey iç. Ayakkabıma adını yaz.

Gelir Zafer’cim. Gelir, yoldadır.

Bu arada Fenerbahçe'nin devamı geldi.

-Bas abi, bas abi. -Bas abi.

Sesini aç.

Bas abi, bas abi de, nereye basıyoruz hemşerim?

-Yakacık. Yakacık Düğün Salonu. Hadi. -Yakacık Düğün Salonu baba. Hadi abim.

Ay.

-Aklıma bir şey geliyor. -Sus, sus.

Benim aklıma da geliyor o aynı şey de nikah gününde yapmaz diye düşünüyorum.

Benim aklıma gelmedi. Ne gelmesi lazım?

Maça gitmiştir diye şey yaptım.

Anlamadım.

-Belki maça mı gitti acaba? -Nikah gününde?

Sen anlamazsın, önemli maç. Yeni transfer aldılar filan.

Ha o zaman problem yok yani.

Tanıdığımda da böyleydi, yine böyle. Ben seviyorum kocamı.

Sen nikahın varken maça mı geldin?

Niye sana “bas” diye bas bas bağırıyoruz baba? Bas ya, bas sen. Hadi.

Ya bir insanın nikahı varken nasıl maça gider?

Ben de Buket'e katılıyorum ama.

Ben bu Zafer’in sana aşık olduğuna zerre inanmıyorum.

Ben inanıyorum.

Zafer aşık bana.

Seviyor Zafer beni yani.

Gönlün yoksa o zaman evlenme hemşerim. Niye evleniyorsun?

Evlenmesin de göreyim. Babası var, babası. Sıkar biraz.

Orta, kafa. Ve top ağlarda, gol.

-Puh sana be. Yuh! -Bir topu da kurtar be.

Peki Kız da mı zorla evleniyor?

Hakikaten ben de anlamadım.

Feryal niye benimle evlenmek istedi ki?

Zafer boş boş konuşma oğlum.

Kız zaten çocukluğundan beri sana tutuk. Bilmiyorsun sanki.

Yürü git, saçmalama. Nereden çıkartıyorsun oğlum bunları?

Bilmiyorum farkında mısın ama dışarıda millet ikinci tur

nikah şekerini almaya başladı.

Zafer nerede?

Geliyor. Geliyordur, yolda.

Nikah şekeriyle Zafer’in ne ilgisi var, onu anlamadım ben ya.

Biliyorsun çocuğum, damatsız düğün çok kolay rastlanan bir şey değil.

Onlar da kendilerince anı topluyor işte.

Anne.

Peki bu kız çocukluktan beri sana hastaymış. Sen bu kızı niye sevmiyorsun ya?

Ya Abi sen buna ne bakıyorsun ya? Bu başkasını seviyor zaten.

Yapma yav?

Geri zekalı, gitti kızın en yakın arkadaşına aşık oldu.

-En yakın arkadaşı derken? -Bayağı yakın. Kızla böyleler ya.

Ben bırakayım seni ya.

Yok ben giderim tatlım, sağ ol.

Ya saçmalama. Neden bırakırım işte.

Hah, Zafer de geldi.

Naber kız?

Bıcır.

Sarı - lacivert,

Şampiyon Fener!

Sarı...

Duygu, işten arkadaşım. Zafer, çocukluk arkadaşım.

Merhaba. Duygu.

Merhaba. Zafer.

Saçlarınızla gözleriniz ne kadar uyumlu ya.

Nasıl yani?

Saçlar kızıl gözler sarı olsaydı

hiç hoş olmazdı yani.

Ya bırak şimdi geyiği.

Şu kızın motoru kaç basıyor, hiç bakmak istemez misin?

Ooo. Kız çok güzelmiş.

Hadi. Hadi bakalım.

Ee, nasıl buldun arabayı Zafer?

Oh.

Çok güzelmiş, çok.

Yani, insan gözünü alamıyor ya.

Allah sahibine bağışlasın, maşallah.

Ee yani, kazasız belasız kullan Feryal.

Amin.

Çok güzel. Maşallah, maşallah.

Şimdi ben anlamadım.

Sen madem başkasına aşıktın, niye evlenmeyi kabul ettin, ha?

He.

İtiraz edeydin ya.

İtiraz yolu kapalı, abiciğim.

İkinci bir kalp krizi geçirtemezdim babama.

Zafer.

Efendim baba?

Sen şimdi

Feryal’le evlenmeyi istemiyor musun?

İstemiyorum baba.

Ya, ben istiyorum.

-O zaman sen evlen baba. -Bak, bak, bak.

-Nasıl konuşmak bu böyle babayla? -Siz niye anlamıyorsunuz beni?

Feryal’den bahsediyoruz, Feryal.

Benim çocukluk arkadaşım.

Ya ben ona hiç bu gözle bakmadım ki bugüne kadar ya.

-Olmaz bu. Olmaz.

Aah!

- Ah Babacığım! - Bak Baba.

Ambulans çağırın. Ambulans ölüyorum.

İşte bu yüzden bugün benim ipim çekiliyor.

Yoksa kim ister böyle gönülsüz evlenmeyi? Kim?

Sen diyemedin mi peki, “Ben başkasını seviyorum.” diye.

Diyemedim abi. Ne zaman demeye kalksam...

Feryal’le evlilik meselesi biraz erken olacak galiba, ha?

Iıh.

Baba.

Baba.

Aah. Ay, ay, ay.

“Ya tuzu verir misin?” diyecektim, bir şey demeyecektim ya.

Buralar da yazıyorlar.

Ceza sahasında 3 Fenerbahçeli oyuncu var. Yerden sert bir orta.

Defanstan sekiyor. Top boşta kaldı.

-Düzgün bir plaseyle top ağlarda. Gol. -Gol!

Gol!

Gol!

Gol!

Bune lan?

Galiba bu senin oğlanın bizim kızla evlenmeye niyeti yok ya.

Ortada yok ya.

Olur mu Asım'cım öyle şey?

Ben dedim “Feryal’le evlenir misin?” diye,

Aklı uçtu yemin ediyorum.

“Çocukluğumdan beri seviyorum onu.” dedi.

Değil mi Gülnur?

Tabii canım. Olur mu öyle şey?

Koş.

Duygu.

Zafer.

Nasıl olmuşum aşkım?

Allah belanı versin, Zafer.

Kızım bela okuma. Bela okuma. Zaten batmışım ben burada.

-Zafer, hadi. -Ben...

Tükürdüğümün amigosu. Gördün mü?

Formanın üstüne giymiş gömleği, gelmiş. Biliyorum, maçtan geldi it.

Neyse ne işte, Mecit. Geldi çocuk.

Sen, Asım kızı Feryal Eren,

iyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta

Mecit oğlu Zafer Özçetin’i eş olarak kabul ediyor musun?

Evet!

Sen, Mecit oğlu Zafer Özçetin,

iyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta

Asım kızı Feryal Eren’i eş olarak kabul ediyor musun?

Ee...

Ee.

Duyamadık damat bey.

Evet.

Maçta çok bağırınca sesi kısılıyor insanın, değil mi?

-Sizler de bu olaya şahit misiniz? -Evet.

Evet.

Buraya mı?

Burası.

Ayağına bas. Ayağına bas. Bas, bas.

Sen bas. Sen bas.

Ah!

Ben de Kartal Belediye Başkanının bana verdiği yetkiyle

sizleri karı koca ilan ediyorum.

Öp. Öp.

Sana emanet.

Darısı başına artık.

O kadar çocuk var burada. Bul birini. Hadi.

Zafer'cim tebrik ederim.

Selçuk abi.

-Hayırlı olsun. -Sağ ol kardeşim.

Dur, sana altın takacağım.

Torbaya atsana. Sünnet çocuğu muyum ben?

Yok. Ben yıllardır bu anı bekliyorum. Sana takacağım.

Aman, ne komik, ne komik.

Beğenemedin mi paşam?

Al bakalım.

-Hadi hayırlı olsun. -Sağ ol.

Yaa.

Ay mutluluklar tatlım.

Ne konuşmuştuk ama? Ağlamayacaktık.

Tamam.

Bak valla rimellerimi bozacaksın. Yapma.

Canım benim.

-Takamadın mı? -Ah!

Taktı, taktı.

Çok mutluyum Zafer.

Hayatım boyunca hep bu anı bekledim.

Çok seviyorum seni.

Damat, müsaade et, bir de gelinle ben dans edeyim ya.

Tabii, tabii, buyurun.

Gel babacım.

Gel, canım

Naber?

-Duygu, iyi... -Zafer.

En yakın arkadaşımı sevgilimle evlendirdim.

--Hımm. -En mutlu günüm Zafer. En mutlu günüm.

-Tamam be, konuşmuştuk bunları. -Ne konuşmuştuk ya?

Bir de şahidiniz oldum.

Ümit Besen şarkısına klip çekiyor gibiyiz.

Şşt. Sana bir söz verdim.

Bunun sahte evlilik olduğunu biliyorsun sende. Biraz sabret ya. Biraz bebeğim.

Bak, doktor dedi ki, “Baban birkaç aya kadar iyileşecek.” dedi.

Tamam mı? Babam iyileşsin, hemen boşanacağım Feryal’den. Bu kadar basit.

Feryal’e elini sür, bir daha yüzümü göremezsin, Zafer.

-Ya Duygu... -Zafer.

Bak ben ciddiyim ha.

Beraber olursanız aramızdaki her şey biter.

Tamam ulan. Evli kaldığım sürece Feryal’e elimi sürersem

kırmızı kart. Doping cezası. Sahalardan uzaklaştır beni.

Tamam.

Söz mü?

Söz.

Tamam, söz.

Feryal her şeyi anlatıyor bana. Eğer sözünde durmazsan Zafer...

Ah.

Çok kötü acısını çıkarırım senden. Çok kötü.

Bravo! Bravo!

Buyurun efendim.

- Her hangi bir isteğiniz, arzunuz var mı? - Yok, yok. Hadi gidebilirsin.

Dur, dur, dur, dur koçum. Dur bir dakika ya.

Bu maç seyircisiz oynanacak Zafer. Adama niye dur diyorsun?

Hayatım, çocuğa bahşiş vermemiz lazım.

İyi hadi, ver gitsin.

Bir dakika.

- Birader, sen şunu bir saniye tutsana ya. - Kimi?

Tut bakayım.

Hah, bir dakika.

Kusura bakmayın, personel yemeğinde mantı yedim de.

Allahım, Zafer, ne yapıyorsun?

Bozuk para arıyorum da, en küçüğü yüzlük bunların.

- Birader bozuk var mı, sende? - Hı?

-Sende bozuk para var mı? -Yok.

- Bozuk olacaktı burada bir yerde ya. - Var burada bozuk, ben çok kötü bozuldum.

Kardeş.

- Al şunu, hadi beni geri ver. - Ya, ben, oldu.

Onu alayım buraya.

- Al. - Peki.

Kolay gelsin, çok teşekkür ederim. Herhangi bir arzunuz olursa...

Yüz lira verdin kızım adama ya.

Feryal, oha yani.

Zafer’cim, daha var burada. Hadi.

İbneye bak, sanki TOKİ’den bina veriyorsun. Yüz milyon para verdin be.

Yine ne varsa kızda var. Kız verdi yani.

Kızda da var da kardeşim, elledim, ne meme var, ne göt var ama.

Yüz lira indirdi herif.

İnsan yatağa kadar taşır bari. Terbiyesiz.

Sen bunları takma. Balayı gecemiz bu gece bizim.

Tadını çıkaracağız.

- İndirsene beni Zafer. - Nasıl indireyim hayatım?

Görmüyor musun yatağın halini? Bok içinde.

Ne biçim otel burası ya? Ne biçim otel burası?

Ya sen hemen evlendin de maço mu oldun ya?

Hşş. Salak, o balayı konsepti. Güller, biz havaya girelim diye.

Kızım, gül olur mu ya? Götümüze batar diken miken.

İndirsene sen beni bir.

-Emin misin? -Hmm.

İyi, peki.

Hadi bakalım.

Gel, gel.

-Gel, gel. -Dur, Feryal, dur.

- Gel. Nereye gidiyorsun ya? - Bir saniye.

Gel.

- Gel. - Peki.

Feryal bu ne?

Kızım, 20 lira varmış çantanda. Niye 100 lira verdin adama ya?

-Ayrıca kim taktı lan 20 lirayı? -Mürsel enişte.

O senin Mürsel enişten var ya, Pinti Mürsel

demir paraya iğne geçirebilseydi sana demir para takmıştı.

Aşkım, bırakalım bunları. Sen yorma kafanı.

- Balayımızdayız. İlk gecemiz. - Biraz tadını çıkaracağız, ha?

Bunları sonra konuşuruz.

Bak ben yataktayım.

Yeni gelinim.

Bir şeylere hevesliyim.

Bir şeylere açım.

Ha?

Zafer.

Ay çok heyecanlıyım.

Fenerbahçe köşe vuruşunu kullanacak.

-Ceza frikiği oldukça kalabalık. -Ne yapıyorsun?

Ya hayatım bugün penaltıları izleyemedim. Özetlere bir bakacağım.

Başlarım senin maçına be.

Ya sana ne el alemin maçından ya?

Sen kalk, kendi penaltının peşinden koş. Bu neymiş?

Hadi bak, bütün dikenlerden mikenlerden kurtardım ben seni.

Ha?

Ne yapıyorsun?

Şu az önceki belboyu biraz çalıştırmam lazım. Aldığı yüz liranın hakkını versin.

Merhabalar, biz yeni evlenen çiftiz. Şampanya istiyoruz odaya, bir şişe.

Hangi markalar var?

Tamam, siz seçin bizim adımıza. Fark etmez.

Ha yalnız, şampanyayı bize odayı gösteren Bellboy getirsin.

Çünkü bir yıllık bahşişini peşin verdik. Biraz çalışsın beyefendi.

Teşekkürler.

Evet.

Aslında şampanya iyi fikir.

Diyorsun ki, biraz içelim, kafayı bulalım.

Böyle ateş başımıza çıksın.

Sonra libidolar yükselir filan.

- Bir artsın. - Feryal, Feryal, Feryal. Makyaj.

-Ne? -Makyajını tazeledin mi sen?

-Kötü mü? -Hayır, hayır, değil de

makyajın tazesi makbul ya. Özellikle böyle gecelerde.

- Ha? - Çakal, şaka yapıyorsun.

Tamam o zaman tazeleyeyim. Doğru söylüyorsun be.

Böyle gecelerde daha iyidir.

Yok arkadaş.

Bu kız bu gece beni...

Duygu, iyi misin sen?

Çok iyiyim, çok. Ellerimle sevdiğimi evlendirdim bir saat önce.

Sen sırf kızı kıskandığın için yüz vermedin mi herife?

Üstelik kızın adamı deli gibi sevdiğini de biliyordun.

Tamam öyle başlamıştı ama bu akşam onları düğünde görünce sinirlerim bozuldu.

Zafer’le Feryal’in evlenmesine izin vermemem gerekiyordu.

-Ya tamam bitti artık. -Hiçbir şey bitmiş değil.

Zafer’den söz aldım ben. Elini bile sürmeyecek Feryal’e.

Elini sürmeyecek de ne olacak? Evlendiler.

Ee evlendiler, boşanacaklar tatlım.

Ne bakıyorsun öyle?

Hah, Zafer bey’den mesaj geldi.

Merak etme hayatım, hiçbir şey olmadı.

Sıkı defans yapıyorum. Golsüz beraberlik sürüyor.

Şu an o odada ben olmalıydım, geri zekalı korkak.

Zafer.

Canım. Vah.

Nasıl, olmuş mu? Tazelenmiş mi?

Çok güzel olmuşsun Feryal. Allah sahibine bağışlasın.

Amin.

Çıkarmıyor muyuz üstümüzdekileri?

Ha.

Açsana. Ben yapamayacağım.

-Çok karışık görünüyor ya bu, Feryal. -Evet, biraz öyle.

-Nasıl açılıyor ki acaba? -Yukarıdan başla.

Yukarıdan da

öyle hiç açılacak bir şey, yol görünmüyor.

-İçinde kumaş var. Onun içinde ip var. -Tamam işte, onu şey yapamıyordum. Bu...

-Çek onu. -Cık.

Olmuyor, Feryal.

- Ek parça var, onun içine bak. - Açılmıyor Feryal, uğraşıyorum.

- Yırt o zaman. - Yırt. Yırt Zafer. Yırt. Yırt.

Parçala. Parçala. Yırt.

Yırttım.

Nasıl yırttın ya, yırtmamışsın.

Gel, gel. Hadi getir kardeşim.

Evet, şampanya da geldi hayatım.

Hah.

-Başka bir isteğiniz, arzunuz? -Artık bahşiş beklemiyorsun herhalde.

Bir yıllık bahşişi sana peşin peşin verdim, kardeşim.

Git kardeşim. Git.

-Çık git. -Adisyon imzalanacak. Kim imzalayacak?

Ben imzalarım adisyonu. Çık git diyorum ya.

Hadi kardeşim. İşimiz gücümüz var bizim ya.

Halden anla biraz.

Yürü. Yürü. Yürü.

Vay, vay, vay, vay.

Kız Feryal. Ben seni hiç böyle bilmezdim. Bayağı derdest adamı. Aferin sana.

Valla ben de kendimi böyle bilmezdim.

Ne yapsak ya? Beni birlikte mi tanısak biz?

Dur, Feryal’cim, hayatım. Bir dakika

bir saniye, bebeğim. Şampanya içeceğiz ya önce.

Rahatlayacağız, ya hani. Ha?

Sakin.

Bana bak,

Aslında Zafer şu anda çok acayip bir kafa yaşıyor, biliyorsun değil mi?

Oğlum, herif başka bir kızı seviyor. Gitti başka bir kızla evlendi şu anda.

Sana Zafer’in şu anki durumunu özetleyeyim mi?

Fener formasıyla Cimbom tribününde şu anda.

Güzel. Güzel, aynen.

Ama moruk, biliyor musun bak, bir taraftan üzülüyorum ha.

Hiçbir şey yapamadım herif için. Herifi çekip çıkaramadım o durumdan ya.

-Lan, en yakın arkadaşıyım be. -Siktir lan.

-Sen siktir lan, en yakın arkadaşı benim. -Nereden en yakın arkadaşı oluyorsun oğlum?

-Kim oğlum, nikah şahidi Zafer’in? -Sen hasta mısın lan?

İddiaya girdik. Kısa çöpü çeken şahit olacaktı.

Ben uzun çöpü çektim direktman.

Sen çöp bile çekmeden şahit oldun. Allah şahit. Ben de şahidim.

Hadi be kardeşim. Ben zaten şahit olacaktım

en yakın arkadaşı olarak. Hadi abi, afiyet olsun.

Ama yine de benim en yakın arkadaşı. Onu söyleyeyim yani.

- Benim oğlum en yakın arkadaşı. -Ara abi.

- Ara Zafer’i. Şu anda ara sor. Sor abi. - Arayayım.

- Tamam. - Ara. Ara.

Seni bir patlayayım şimdi gör.

Zafer, altın bende, üstünü sen hallet.

-Bir saniye. Bir sakin. Bir dur. -Hadi aslanım. Hadi.

Bir sakin ol ya. Allah Allah.

-Aa Telefonum, telefonum çalıyor Feryal. -Saçmalama, ne telefonu?

Saçmalama Zafer. Gecenin bu saatinde arayan

- geri zekalının tekidir ya. - Dur.

Feryal’cim lütfen. Bir saniye ya. Ama belki önemlidir. Alo.

-Zafer, uygun pozisyonda mısın? -Ne diyorsun lan sen?

Önemli bir şey soracaktık sana Selçuk’la ya.

Kardeşim, en yakın arkadaşın

ben miyim, bu dallama mı, Allah aşkına bir söyler misin?

Ne? Kaza mı yaptınız?

- Ne diyor bu ya? - Nasıl durum peki?

Çok mu kötü? Hadi ya.

Hastaneye mi gidiyorsunuz?

Oğlum ne hastanesi? Ne diyorsun, ne kazası?

Tamam. Tamam. Hiç merak etmeyin. Ben hemen geliyorum. Tamam?

Hayatım. Müjdat’la Selçuk kaza yapmışlar.

Benim hemen acile gitmem lazım.

- Arıyor. - Alo, Müco.

Neredesiniz? Yanınıza geliyorum.

Zafer oğlum, mekandayız, sahilde de, ne oldu şimdi? Ne kazası? Ben anlamadım ki.

Biliyorum oğlum, onu ben uydurdum.

Bu akşam Feryal’den kaçmam lazım. Gelince anlatırım.

-Tamam abi, hadi gel. Bekliyoruz. -Zafer. Çabuk ol, biz de gidelim.

Hayatım, Feryal’cim, senin gelmene gerek yok.

Gece gece boşuna telaş yapma şimdi.

Saçmalama Zafer. Evliliğimin ilk gecesini tek başıma

geçirmeyeceğim herhalde burada. Ben de geliyorum.

Alo. Bir şey söyleyeceğim. Birinizin, acil acillik olması lazım.

Şu tam senin kafaya göre. Bunu seçiyorum.

Selçuk, bak streç'in ayarını kaçırma tamam mı, Gözüme de denk getirme.

Alnıma bir yere vur, bu iş kapansın. Hadi ne olur, çabuk. Ama

- yavaş, tamam mı? Çok da acıtma. - Of..

Sus tamam. Geliyor.

Bir.

Ya direkt vur, daha çok geriliyorum böyle ya.

-Hemen vurayım mı?

- Hemen vur. - Hemen vurayım mı?

- Hemen vur. - Hemen vurayım mı.

- Hemen vur. - Hemen vurdum. Vuruyorum..

Ah..

-Ah.. Kardeşim. -Selçuk sen ne biçim adamsın lan?

Hiç elinin ayarı yok. Böyle de davra...

Lan!

Müco. Allah. Müjdat. Müjdat.

Lan Ambulans.

İyi misin lan? Ambulans.

-Selçuk. -Ha?

Kimmiş Zafer’in en yakın arkadaşı, bir daha söyle bakayım şimdi.

Hemşire hanım bakar mısınız?

-Nerede bunlar acaba ya? -Kim yaralanmış Zafer, söylesene.

-Ha? -Kim yaralanmış, artık söyle.

Şey ya, Selçuk ya, Selçuk yaralanmış.

Zafer.

- Aferin, şahane olmuş, şahane. - Zafer geldi,

-Zafer geldi, Zafer geldi. -Koçum benim, aferin sana.

Ah. Müco. Müco.

Ee, Selçuk demiştin?

O panikle Selçuk anlamışım. İkisi de bir benim için sonuçta, ne var?

“İkisi de bir benim için sonuçta.” diyor.

-İyi misin kardeşim benim? -Şükür.

Ya şimdi gel bir tomografisini çektiler.

İç dış kanama var mıymış, ona bakacaklar. Sonra

-”Serbestsiniz, gidebilirsiniz.” dediler. -Hadi ya. Tüh be.

Çok geçmiş olsun Müco ya.

Allah şifalarını versin.

Ama baksana tomografi falan çekeceklermiş. Bizlik bir şey yok. Hadi gidelim.

Film çekilecek diyor. Filmin sonucunu bekleyelim.

Belki kanama falan vardır çocuğun kafasında. Aa..

Feryal yani kusura bakmayın, sizi de böyle maç akşamı şey yapmış olduk.

-Valla iyiyim ya. -Yok, yok. İyi değil o. Kafa gidik onun.

-Öyle saçmalıyor. -Çocuk iyi ya. Maç akşamı filan diyor.

Olayların farkında yani. Hadi gel, gidelim.

Hayatım, bir dur. Şu filmin bir sonucunu bekleyelim diyorum.

-İki dakika dur, bebeğim ya. -Geçmiş olsun.

-Hah. -Sonuçlar geldi.

Beyinde iç kanama olduğuna dair bir bulguya rastlamadık.

Büyük beyine rastladıysanız çok şanslısınız

çünkü biz ona hiç de rastlamadık.

Bir şey de yok, diyor, beyinde, diyor.

Şakalar falan da dönüyor. Hadi gel, gidelim.

- Yalnız... - Bak, "Yalnız" geldi. Evet?

18 saat uyumuyoruz. Bu süre içinde

mide bulantısı veya herhangi bir rahatsızlığımız olursa hemen geliyoruz.

- Tekrar geçmiş olsun. - Sağ olun. Sağ olun.

“Yalnız,” diyor, “18 saat uyumayın.” diyor.

Ama ona diyor herhalde, Feryal. Aa.

Ben uyurum. Beynim nasıl duracağım ki 18 saat? Zaten sabahtan beri uyumuyorum.

-Benim uyumam lazım. -Sen sakin ol, Mücom benim.

Bu çok önemli. 18 saat uyumaması lazım çocuğun.

Ben gözümü üzerinden ayırmayacağım. Seni hiç uyutma...

Uyuma, uyuma. Hış..

Müco, Müco, uyuma. Hış.

Müco. Bak görüyor musun? Uyuyor çocuk işte.

Müco. Müco. Şş.

-Sen ne yaptın Feryal? -Ne yapayım işte?

Akmasa da damlıyor.

Müco uyuma. Uyuma oğlum.

Feryal. Feryal.

Kalksana kızım, anlatmayacak mısın? Çok merak ediyorum.

-Anlaşılan dün gece birileri hiç uyumamış. -Nereden biliyorsun Buket’çim?

-Başlarında mıydın? -Ay bunu bilmek için

başlarında durmaya gerek yok ki. Baksana, kızın pestili çıkmış.

Feryal. Kız Feryal.

Yavaş, yavaş.

Buket'çim, yavaş. Ne olursun ya? Görmüyor musun, her yerim tutuldu ya.

Bak, ben sana demiştim.

Zafer bunu gece, ohoo.

İyi eziyet etmiş.

Sadece Zafer değil, Müjdat’la Selçuk da vardı.

Oha. Müjdat’la Selçuk mu?

- Buket sen nasıl bir sapıksın acaba ya? - Üç saniyede o aklından neler geçti öyle?

-Salaklar kaza yapmışlar. -Selçuk’la Müjdat?

-Bütün geceyi hastanede geçirdik. -Gerçekten mi?

Sonra otel odasına geri döndünüz herhalde.

Buket’çim bunlar özel mevzular.

Ay merak ediyorum.

Ne özeli kızlar ya? Özel mözel yok.

Daha doğrusu dün gece özel kategorisine dair hiçbir şey yok.

Kız sen yoksa ilk gece korkusunu mu yaşadın?

Yok ya. Ben niye ilk gece korkusu yaşayayım yani?

Acaba diyorum, Zafer’im mi böyle bir korku yaşadı?

Korkuyorum abi.

Korkuyorum yani. Duygu’yu kaybetmekten korkuyorum ya.

Oğlum biz kafamızı patlattık, hâlâ Duygu diyorsun ya.

Tamam artık, bitti Zafer. Feryal’le evlendin sen.

-Ne olacak böyle? -Valla, Duygu’ya

Feryal’le evli kaldığım sürece ona elimi sürmeyeceğim diye söz verdim.

Oha.

Müco.

Oğlum uyuma lan, Müco.

Yasak oğlum.

Şimdi adam tabii düğün yaptı. Yani yoruldu. Erkek adam.

Hani bunun sorumluluğunu da hissediyor. Bunun altında eziliyor.

Kasıldı, gerdi kendini filan.

E tatsız bir haber aldı yani. Adamın gecesi zehir oldu.

Şimdi bunlara rağmen adam bana elini sürmemiş

ben de bunu kafaya takacağım, adamdan boşanacak mıyım yani?

Valla ben boşanırdım.

Yapmayın kızlar, Allah aşkına ya.

Senin bu deli gibi sevdiğini söylediğin Zafer

senin düğününe geç kaldı.

Dün akşamdı, hatırlıyor musun sen?

Ah bak, bingo. Valla Duygu doğru söylüyor.

Hem suçlu, hem güçlü.

Kızım siz de yani Zafer’i damgalamak için an kolluyormuşsunuz ha.

Olur böyle şeyler.

Eminim Zafer’in bu gece için

- bir takım planları vardır yani. - Bu gece Feryal’den nasıl kurtulacağım,

onu düşünüyorum.

Ya Zafer, abartma be oğlum, tamam ya.

Feryal senin en yakın arkadaşın. Ne kurtulması? Ayıp oğlum kıza.

Öyle mü Müco'cum?

Çok teşekkür ederim ya, valla, hatırlattığın için.

Ya Müco, ben de onu söylüyorum oğlum başından beri zaten.

Ne diyorsun sen ya? İnsan hiç arkadaşını...

Tövbe, tövbe.

Arkadaşım olduğu için ona bugüne kadar hiç başka gözle bakmadım oğlum ben.

-Ben de bakmadım. -Ben de.

Ne diyorsunuz oğlum? Dalga geçmeyin adamla ya.

-Duygu’dan mesaj. -Ne diyor?

İlk geceyi atlatmışım, bundan sonra ne yapacakmışım diye soruyor.

Neredesin aşkım?

- Ya sonuçta dün gece yaşanan durum... - Aynen devam.

Olağanüstü bir durumdu şimdi ben.

Ben bunu referans alıp neden adamı yaftalayayım ki?

Her gece aynı şey olacak diye bir kaide de yok.

- Bu gece işin zor görünüyor.

- Feryal hedefe kilitlenmiş durumda - Kızım sen kimle mesajlaşıyorsun,

tam karşımda yani? Bir şey anlatıyorum. Ayıp değil mi?

Bizimle tanıştırmaya çekindiği meçhul yavuklusudur herhalde.

-Şş, ne yazıyorsun sevgiline? -Ya ne yapıyorsun? A-a?

- Özel diye bir şey var ya. - Biz de burada özelimizi anlatıyoruz.

- Farkında mısın bilmiyorum da. - Merak ediyoruz.

Bizim durumumuz kesin değil, kızım. Bir kesinleşsin, anlatacağım ben size.

Tanıştıracağım, bir araya getireceğim ama şimdi değil.

Günaydın eşek sıpaları.

-Hoş geldin baba. -Hoş bulduk.

Çok içmişiz düğününde lan.

Şşşt. Ne oldu senin kafana?

- Eee.. - Kaza, kaza.

Kaza, kaza. Kafamı çarptım Mecit amca.

Senin ne işin var burada?

Baba işte, senin kalbin var diye, sen

yorulmaman için ben işte, işin başına geldim.

Sen dün evlenmedin mi?

Evet baba. Dün bir, bugün iki. İki günü devirdik,

evlilikte Allah’ın izniyle.

Zaman ne çabuk geçiyor, değil mi çocuklar.

Ha, çabuk geçiyor. Şşt.

Hemen karının yanına. Bir hafta evden çıkmayacaksın, tamam mı?

Bir hafta mı? Niye ya?

Lan oğlum. Hadi.

- Hadi evine, hadi. - Baba, yardım edeyim sana burada.

Lan yürü.

Mecit amca ben de bir iki gün izin rica edebilir miyim?

Sonuçta kafamda hasar oluştu, sıkıntılarım var. Dinlensem çok iyi olur.

-İşe yoğunlaşamıyorum da. -Hasar yeni oluştu kafanda ha?

Ulan bugüne kadar sen kafanı mı kullandın? Einstein mısın sen? Dümbük.

Gülme arkamdan. Kırarım kemiğini.

Hadi işinin başına.

Sen de. Sen de.

Off.

Zafer, sen Face’deki ilişki durumunu hâlâ evli yapmamışsın.

- Çok girmiyorum ben Face’e ya. - O zaman hack’lendin galiba,

çünkü bir saat önce Fenerbahçe’nin en iyi golleri paylaşılmış yani.

ya şöyle bir girdim, çıktım işte yani. Çok takılmıyorum.

Ha, okey.

-Aman zaten Face mi kaldı ya? -Hıı.

Hiç böyle bir film modunda değilim ben ya.

Hmm bu tango da dünyanın en tango dansı ha. Saçma sapan bir şey yani.

Olduğu görülür.

Hah, belgesel.

Bak, insan belgesellerden mutlaka bir şey öğrenir.

Çiftleşme, beş ila elli saniye içinde...

Aslında haklısın. Yani bazı şeyleri de belgeselden öğrenebiliriz.

Yazık günah, hayvanları böyle anlarında çekiyorlar.

Ne terbiyesiz insanlar bunlar ya.

Aman, hiçbir şey yok. Ben televizyon modunda değilim.

Eh seyretmeyelim.

Anladım ben seni. Tamam.

Hadi gel, yatalım o zaman.

Başıma bir ağrı girdi ya. Evde ağrı kesici var mı?

Deminden beri hiçbir şey yoktu. Nasıl bir ağrı girdi ya?

Herhalde akşam az yedim ya, ondan oldu.

Yok ecza dolabını daha yapmadım. Ağrı kesici yok.

Oldu o zaman, ben bir çıkayım.

Şöyle bir dolaşayım, güneş ışığı iyi gelir çünkü.

Güneş ışığı, gece gece?

Şey işte yani, bir hava alayım.

“Temiz hava iyi gelir.” diyecektim hayatım. Hem biraz dolaşayım, belki

nöbetçi bir eczane de bulurum ben.

E, Gülnur’cum, imalathanede işler nasıl? Biraz yoluna girdi mi?

Çok şükür Zeynep’çim valla.

Yoluna sokuyoruz yavaş yavaş.

- Şükürler olsun. -“Sayenizde.” demeni istiyor, anneciğim.

“Paranın nereden geldiğini unutma.” diyor.

- Al bakalım dünür. - Şşt.

Boş kafa mezara yakışır.

Kasım nasıl?

- Kasım? - Ay Toruna diyorum, dedemin adını koyalım.

Kasım.

İkinci toruna da sen ismini koyarsın.

Yani torun erkek olacak diyorsun. He..

Erkek adamın erkek torunu olur.

Hadi bakalım.

-Sıkıldın mı? -Hm?

- “Sıkıldın mı?” - Ha yok ya bu şey,

Çekirdek gibi bir şey. Bir başladın mı yapışıyor eline.

İyiyim, iyiyim ben.

Nar gibi kızardı vallahi, nar, nar.

Eline sağlık canım.

Ee, hadi bakalım. Damat, buyur.

Yok, bu bana çok Asım amca, teşekkür ederim. Sen,

Ne demek çok ya? Esas senin ihtiyacın var.

Yahu ye. Ye oğlum.

- Yok, sağ olun. - Sana diyor, ye. ye. ye.

Bak bana bak,

öyle karnını ekmekle doyurma ha.

Daha sucuk var.

Sağ olun.

- Şerefe. Hadi. Hadi. - Şerefine.

Hadi bakalım.

Kasım’a.

Geberiyorum.

İki tam, iki kamyon mal indirdim bugün ya.

Ölüyorum yani. Kolumu kaldıracak halim yok ya.

Bu babam ne vicdansız adam ya.

-Aaa? -Halı sahada kavga çıktı maçta.

Ama ben o Fikret’i var ya, çarşıda tek başına yakalamazsam.

Onun ağzına sıçacağım ben.

Eşşoğlueşşeğin çocuğu.

Ala Madrid, ala Madrid.

Naber Feryal? Turnuvamız var hayatım.

Hadi beyler, hadi, hadi. Herkes yerleşsin. Ders saati.

Gelin abla, şunları bir kaseye koy ver.

Joystick

Joystick nerede lan?

Sehpanın altında.

Yani Buket’çim, demem o ki

biz de abazan değiliz yani sonuçta.

Biz de birtakım bir şeyler yaşadık. Bu adam benimle evlenmeden önce

bana daha çok dokunuyordu ya. Ne bileyim, şuralarımı falan elliyordu.

- Buralarıma böyle, böyle yapıyordu. - Kızım, artık normal sınırları aştı

bu durum

Ya siz, nasıl hâlâ birlikte olamadınız?

Vallahi billahi, ben de bilmiyorum ya.

Sanki adamın bütün enerjisi çekildi böyle

Sanki birisi adamın yemeğine şap attı.

Dur, bak, kız, ben sana birini önereceğim. Adam hem yaşam koçu

hem de enerji gurusu.

Enerji tap yapacak.

Bak, "guru, guru" diyorsun ama benim kabul edebileceğim tek guru var,

o da pilavın üzerindeki guru. Hadi gidelim. Ne olur? Hadi güzelim ya.

Zafer, saçmalama ya. Bir gelsin adam, bakalım.

Bir enerjimiz değişir, üstümüzdeki şu ölü toprağı kalkar.

Çakralarımız açılır, falan.

Ya istemiyorum ben çakralarımı açsın el alemin adamı, Allah Allah.

Açacak, açık bırakacak, sonra cereyan yapacak, hasta olacağım ben.

-Belki şakalarına falan da iyi gelir. -Aşk olsun Feryal ya.

Valla ayıp yani.

Feryal Hanım, Zafer Bey, sizleri hazırlığa alalım.

Önce vücudumuzdaki enerji akışını bir düzeltelim.

- Buyurun. - Kalk gidelim, ne olur? Korktum ben.

Valla, ne olur, Feryal?

-Makaramıza bakarız ya. -Buyurun.

İyi misin, oturamadın mı?

Hayatım yani...

Yani şöyle otursak daha rahat değil mi?

-Şimdi... -Ah, ah, ah.

Kramp girdi ayağıma. Pardon.

Pardon.

Evet, iç enerjimizi

toplayıp bir top yapalım.

Enerjinizi hissedin.

Topunuzu hissedin.

Ve onu karşınızdakine atın.

Aduket!

Pardon.

El ele tutuşalım lütfen.

Enerji akışını hissedebiliyor muyuz?

-Hissedebiliyor muyuz Zafer? -Hem nasıl hissediyoruz.

Bildiğin hidro elektrik termik santrali gibiyim enerji akımında.

Güzel. Şimdi, içinizden doğru

bir titreme hissedeceksiniz.

Hissediyorum ya.

İnanır mısın Zafer, sendeki titremeyi ben bile hissediyorum.

Ben hemen bu titremenin sebebini size açıklayayım.

Hocam gerek yok ya şey.

Telefondan.

Seans öncesi sessize almıştım ya. Alo Müco.

Ne yapıyorsun oğlum?

Ha yok, evde değilim ben. Şey ya...

Lan Müco, benim çakralarım kapalıymış oğlum yıllardır. Lan,

Ruhuma stent takılıyor. Tedaviye geldim.

Bilmiyorum kızım, bilmiyorum. Gittik işte uzmana.

Zafer yine cıvıdı, abuk sabuk hareketler yaptı.

Bakacağız.

Bakacağız, işe yarayıp yaramadığına.

Zafer’cim, yatağı hazırladım. Hadi.

Ah! Ah!

- Ay yandı, yandı. - Yandım. Dokunma, dokunma.

Ah! Ah!

-Gol! -İşte bu.

Yani tam dedim, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik,

hani dedim bugün böyle geçti, kazasız belasız.

Ben böyle çay demledim, servisimi yaptım.

Abi olmayacak şey. Adamın üstüne çay dökülüverdi.

Oradan canhıraş adamcağız bağıra bağıra, “Yandım. Yandım.” diye.

Olmuyor.

Yani olmuyor. Bir olay oluyor, bizim olay olmuyor.

- Ay böyle evlilik mi olur, kuzum? - Ay Buket başladın yine.

Şanssızlık işte, Feryal’cim.

- Hep bir talihsizlik oluyor. - Affedersin Duygu’cum ama

şanssızlık, talihsizlik oluyor diye insan karısıyla yatmaz mı ya?

- Vur artık! - Vur artık!

- Gol! - Heyt be.

Gol!

Bak işte. Biz bir şöyle sarılamadık be.

Gol be! Çok iyi koydu!

Çok iyi koydu.

Gol!

Gol! Gol!

Zafer, gol!

Gol attım, gol!

Gol attım lan, gol attım.

Zafer.

Gol attım oğlum, gol attım.

Gol, gol! Gol attım diyorum.

Gol attım. Zafer.

Ee ne yapacaksın Feryal? Sürdürecek misin bu evliliği böyle?

Niye sürdürmeyeyim canım?

Ya böyle devam edecek hali yok ki.

Yani bu Zafer acaba ilk gece korkusu gibi böyle bir ilk yıl korkusuna mı kapıldı?

- Yani öyle bir sendroma mı girdi acaba? - Bir zahmet çüş yani, kurabiyem.

Ne bileyim ya. Benim çok bir umudum kalmadı.

Ay! Ay, ay, ay.

Küçük Zafer de sizlere ömür.

Müjdat, onu bir tuvalete götürsenize.

Zafer. Zafer, sıkma, işe. İşe Zafer, bak.

Biz tutmayalım şimdi, işe sen. Hadi.

Sıkma. Sıkma, sıkma, sıkma.

Masayı bitirdikten sonra ayva tatlısı yiyelim diyorum.

-Burası mükemmel yapıyor. -Efsane.

Sen var ya, ondan iki tane yersin, hatta üç tane gömersin. Göm de zaten.

Ben de yerim.

Yenge.

Hayırdır, aşermeler falan başladı galiba sende.

Böyle bir tatlı ihtiyaçları filan.

Bize de bahaneyle ayvayı yedireceksin yani.

Aman ne komik. Ayrıca bu yenge lafı nereden çıktı ya?

Feryal desene kıza, sanki yıllardır Feryal demiyormuşsun gibi.

Aa, enişteme bak. Yengeme “yenge” dedim diye bana yürüyor.

Sen hayırdır ya, ne oluyor? Ne var ya? Çocuğa niye yürüyorsun?

-Yenge diyor bana. Ne var ki bunda? -Evet, harbiden, yenge ne ya?

-Feryal, bizim Feryal yani, değil mi? -Bu yenge hitabetleri falan nereden çıktı?

Böyle sıfatlarla konuşmak?

Baksanıza ya, siz Müco’yla amma çok ortak fikri paylaşıyorsunuz.

Niye hiç çıkmayı düşünmediniz? Flört etmeyi, sevgili olmayı falan?

Yok artık, çüş.

Aa. Ama yakışıyorlar.

Sen niye böyle aşırı reaksiyon veriyorsun ya buna?

Şş, bir sakin olsana ya. Niye bağırıyorsun?

Ya ben...

Elinden alırım diye mi korktun en yakın arkadaşını?

Yok, korku gibi de değil de, aslında biz daha önceden bir şekilde göstermedik.

Yani daha doğrusu ben de tanıdığım günden beri de severim.

seni aslında da yani o şekilde değil.

Oooo.

Gördün mü? Utandı çocuk.

Bak, bazılarımızın utanma duygusu hâlâ varmış.

Karar verebildiniz mi tatlınıza?

Evet, ayva.

Ayva yiyeceğiz. Ayva tatlısı yiyeceğiz.

Hiç yemiyormuşuz gibi.

İkisi de dolu Feryal.

Buyurun teşekkür ederim.

Ne gülüyorsun kız? Tuvaletlerin dolu olması komik mi?

Yok, ben ona gülmüyorum.

Buket dedi ya, Müco’ya.

”Sen” dedi, “Duygu’yla” dedi, “aslında yakışıyorsunuz.” dedi.

“Çift olsanıza.” falan.

Müco’nun götü başı bir ayrı oynadı filan. Bir bakışı makışı değişti.

Bu erkekler, ben sana söyleyeyim, hepsi aynı.

-İçlerinden bir şekilde geçiriyorlar. -Olmaz öyle şey.

-Niye? -Kızım.

Müco lan bu. Çünkü

onun bakış açısı hep aynıdır. Sabit. Böyle bakar Müco.

Müco ya.

-Olmaz öyle şey. -Böyle bakar.

- Sabit yani. - Dimi.

Hadi çıktı, geç.

Ne yapıyorsun?

Aşkım, sarı kanaryam ya.

- İlişkimize heyecan katıyorum aşkım. - Bebeğim, yapma bir tanem.

Tamam, bir şey söyleyeceğim. Beni dinle.

Feryal içeride bebeğim. Duyar şimdi çıkarsa. Görür bizi.

-Ee? -Bana bak, sen sarhoş oldun ha.

Ne o Müco’ya sırnaşık sırnaşık hareketler öyle?

Az önce Feryal ne dedi biliyor musun? “Müco’nun” dedi,

“Duygu’ya bakış açısı değişti.” dedi.

Ama Müco’yu bilmiyorum ama benim ona bütün bakış açım değişti. Bu akşam

-Olmaz öyle şey. -Niye?

Olmaz, sarı kanaryam. Siz arkadaşsınız, bebeğim benim.

Bir şey söyleyeceğim, sen en yakın arkadaşınla evleniyorsun.

Ben niye arkadaşımla ilişki yaşayamıyorum?

-Bak ona göre davranacaksın o zaman. -Saçmalama Duygu.

-Zafer sen, bakış aşısı filan... -İçme bu kadar Duygu, vallahi ya. Lütfen.

Aa.

-Kız sen sarhoş mu oldun?

Yok, yok iyi. Suratına bir su çarparsa kendine gelecek. Hadi bebeğim.

- Hadi hadi sakin. - Kız bir parmak at kız bir parmak at.

- Bir şey yap dışarı çık. Bir şey yok, Bir şey yok.

Hadi Feryal, geçelim biz. Yürü sen.

Oğlum, hayvan gibi bakıyorsun. Kes şunu ya.

Selçuk şuna bak ya.

Yemekte Müjdat’la beni kıskandırdığı yetmiyormuş gibi

bir de hiç tanımadığımız bir herifle resmen direk dansı yapıyor ya.

-Direk ya, direk. -Ne bağırıyorsun ya direk, direk?

- Kim direk? - Kim direk?

Direk şey..

Feryal, şey diyorduk. Duygu’ya bak, ne güzel dans ediyor.

Yanındaki herif de direk gibi aynı. Direk. Kazık yutmuş ya.

Ama biraz dansını abartıyor tabii.

Ya bırakın abartsın.

Belli ki gizemli sevgilisiyle böyle yerlere gelemiyorlar.

-Gizemli sevgili? -Bir tane gizemli sevgilisi var.

Bizimle de tanıştırmadı. Bence herif evli.

Helal. Helal. Helal.

O zaman dans.

O zaman renk.

-İzin var mı enişte? -Ya bırak, ne izni?

-Seni geri zekalı. -Geri zekalı sensin.

Zafer, geldik bari, eğlenelim. Bak, kızlar kurda kuşa yem olmasın. Ha?

Hadi gel, dans edelim.

Ya ben dans etmeyi sevmem. Bilmem de zaten.

Biliyorsun Feryal. Sen eğlenmene bak. Hadi bebeğim. Hadi bıcır. Hadi.

-Aman. -Hadi canım. Hadi.

Gerçekten kurabiyem, bana stres bastı ya.

Bulacağım, gerçekten bulacağım.

Kızım, harekete geçmen lazım.

Bu problem böyle yattığın yerden çözülmez.

Aslında yattığım yerden çözülür de ben o yere yatamıyorum bir türlü.

- Sen ne yapmaya çalışıyorsun Buket? - Harekete geçmeye çalışıyorum.

Erkekler görsel malzeme isterler.

Bazen olaya, duyguya girebilmek için.

Yavrucuğum senin o erkekler damacanaya bile yükseliyorlar. Ne görsel malzemesi?

Ay anam, kurabiyem, ben ona öyle demiyorum ki.

Google amca söylüyor.

Erkekleri etkilemeyi sordum. Tam bana dokuz tane yöntemini söyledi.

Bir: Çekici kıyafetler.

İki: Seksi iç çamaşırları.

Sen Google’ın niye bir amca olduğunu düşündün mesela?

Araştırmalara göre, kırmızı, tutku ve cinselliği harekete geçiriyormuş.

Boru değil kızım. İngiliz bilim adamları araştırmış.

Sen de her şeyi İngiliz bilim adamlarına bırakma.

Kurabiyem, azıcık cilve yap. Kırıt, mırıt, işve yap.

Merhaba, iyi akşamlar.

Aaa. İyi akşamlar.

Kandiliniz mübarek olsun.

-Bugün kandil mi? -Kandil.

Allah’ım sana şükürler olsun.

Çok teşekkürler, sağ olun. Sizin de kandiliniz mübarek olsun.

Ben bunu halleder, tabağı yollarım.

Şahane, teşekkürler.

Zafer.

Oooo.

Aaaa. Ne yapıyorsun Feryal? Günaha sokacaksın beni.

Mübarek gün bugün ya.

Kandil bugün. Mevlit dinleyip sabaha kadar dua edeceğiz.

Cenab-ı Mevla’m tüm günahlarımızı affeyleyecek ya.

Çekil git. Üstüne bir şeyler giy, abdestini al gel.

Dua edeceğiz.

Allah’ım ya rabbim, sen bu cahil Feryal kuluna

bu mukaddes günün yüzü suyu hürmetine akıl fikir ver, ya rabbil alemin.

Amin ya rabbim.

Geri zekalı Zafer.

Yok yani. Yediriyorum olmuyor, içiriyorum olmuyor yani.

Giyiniyorum, işlemiyor. Hiçbiri adama işlemiyor.

Adam bana dokunmak istemiyor.

“Buraya kadarmış.” diyeceğim, bırakacağım vallahi ya.

Kızım, bak benim akılıma bir şey geliyor ama...

-Bunun üzerinde büyü müyü olmasın?

- Büyü mü? - Buket, ne büyüsü? İyice delirdin sen ya.

Yok, yok, kesin birisi büyüledi bunu.

Bu devirde ne büyüsü, ne büyücüsü yani?

Hurafe bunlar. İnanmıyorsun sen, değil mi böyle şeylere?

Yani madem yok, madem inanmıyorsunuz, bunca falcı, medyum, üfürükçü

aç mı geziyor hepsi?

Bak, benim tanıdığım bir medyum var. Gidelim mi?

Yok ya? Ha? İşe yaramaz. Yarar mı? Yarıyor mu?

Kız, bir gitsek ne olacak? Belki işe yarar.

Her şeyi denedin, bari bunu denememiş olma yani.

Feryal saçmalama.

Yok ya, makarasına, öyle takılırız, eğleniriz diye yani.

Kaç paradır acaba?

Ee, Ebral Hanım. Beni hatırladınız mı?

Daha önce şey için gelmiştim.

Deve dikeniyle çöpsüz üzüm kurusu işe yaramadı mı bebeğim?

Yo, daha denemedim.

Üç ay içinde denemezsen etkisini kaybeder, bilmiş ol.

-Ne? -Gelelim sana.

Kocanla her yolu denediniz mi?

Aaa, nereden bildiniz? Hemen de bildi. Nasıl anladınız?

Ben anlarım bebeğim.

Diğer medyumlara benzemem ben.

Bana bütün sosyete akar.

Bak, ben sana söylemiştim.

Şimdi sana şöyle bir alıcı gözle bakıyorum da,

senin bu kocanda

ya büyü var, ya da gey.

- Aa. - Hepsi ortaya çıkacak.

Bütün söylediklerimi yapacaksın.

Önce, kocanın idrarından bir numune alacaksın.

Onu nasıl alayım ben, adamın çişini?

Alırsın. Alırız. Aldırttırırız. Tamam.

Aldığın numuneyi üç kere...

“cemcük, cemcük, cemcük” diyerek

başının etrafında üç tur döndüreceksin.

Peki “cemcük” ne demek acaba? Anlamını bilirsem

- daha fazla içimden geçiririm belki. -Sana ne kızım? Neyse ne.

Sor bakalım, kolanın sırrını söylüyorlar mı sana?

Sana ne, kurabiyem. Neyse ne. Sus.

Üç tane dişi köpek dişi bulacaksın.

Ama şimdi, dişi köpek dişini ben nereden bulayım yani?

Hayvan barınağı şey yapmıyorum ki.

Sus kurabiyem, ben bulurum sana. Ee, Ebral abla, devam, devam.

Bunları, idrarı koyduğun kabın içine atıp üç saat bekleteceksin.

Sonra, akşam kocan eve gelmeden önce

yatak odasında, yatağın üç kenarına koyacaksın.

Şu mumları da al, bunları da yakıp yatağın kenarına koy.

Mumları koyarken de şu sözleri söyleyeceksin:

“Ya cemcük, o iş olsun, tamam. Yüzükoyun yatamam.

Yiğidime kuvvet ver. Üstümden atamam.

Ya cemcük, ya cemcük, büyü gitsin hemencük.”

-Sözleri yazdın, değil mi bebeğim? -Yazdım, yazdım. Hepsi burada.

Ya cemcük. Ya cemcük. Bu iş olsun tamam.

Yüzük oyun yatamam ya cemcük. Yiğidime kuvvet ver.

Allah’ım ne olursun yiğidime kuvvet ver.

-Üstümden atamam. - Feryal.

Ya cemcük, ya cemcük, büyü gitsin hemencük.

- Hemencük. Hemencük. - Feryal.

Eee... Bir dakika. Şey ııı...

Yatak odasındayım da. Üstümü şey yapıyordum.

Feryal.

Ya, benim başım çok ağrıyor ya.

Allah Allah, benim de çok ateşim var.

Ateşin olur tabii kızım. Odanın her tarafını yakmışsın. Bu ne hal?

Ama titreme de var.

-Titreme mi? -Titreme.

Dur bakayım. Bakayım bir.

Böyle bir ateş, bir alev hissediyor musun?

-Hissediyorum. -Allah’ım, işe yaradı.

O ateş senden gelmiyor, kızım. Yatak yanıyor, yatak.

-Zafer yanıyoruz! -Yatağım yanıyorum. yanıyorum!

- Aa.. - Yatak yanıyor.

Şansıma sıçayım. Zafer, bir şey yapsana. Şunu mu basacaksın?

Ben kimin ahını aldım ya?

Kimseye kötülük de yapmadım şimdiye kadar.

Bilerek yani, en azından. Bu kimin bedduası ya?

Duygu, bak bu kadar kötüsü olmadı. Artık yatak yakıyorum ya. Yangın çıkarıyorum.

Ha alevli falan bir gece oldu ha? Böyle ateşli geçirdiniz geceyi?

Espri yapacak zaman mı? Görmüyor musun kızın halini?

Ya yapın, espri de yapın, şaka da yapın. Gömün beni buraya. Yatırın.

Şurada üstümde tepinin. Hiçbiri umurumda değil.

-Böyle, kendimi şeye vurmak istiyorum. -İçki. İçki iç sen. İçki.

O da olur. Ama böyle...

Böyle çikolata şelaleleri olsa,

böyle piramitler, ondan sonra bitterler böyle.

Dur. Dur kızım, dur stop. Stop. Kendini hemen kaybetme.

Kızım, güzellikle meseleyi halletmeye çalıştın,

- olmadı. - Ne yapacak peki?

Zorla güzellik yapacak.

Zafer’in gazozuna

- ilaç atacak. - Oha.

Neyim lan ben? Nuri Alço mu?

Buket sen nereden buluyorsun bu sapık fikirleri?

Ya en azından ben çalışıyorum. Sen ne yapıyorsun?

-Orada oturmuşsun, ahkam kesiyorsun. -Buket’çim, karı koca onlar.

Bu kadar araya girilmez ki. Özel diye bir şey var, değil mi?

Girin anam, girin. Her yerimize girin.

Aramıza da girin. Bizim bir aramız yok zaten.

Biz evcilik oynuyoruz. Bir tek tabağımız çanağız plastik değil.

Bakar mısınız?

-Tavuk göğüs vardı -Geliyor. Geliyor efendim.

-Gideyim ben, ilgileneyim. Geliyorum. -Hadi ben kaçtım.

Şu gizemli sevgilinle de bizi bir tanıştırmadın.

Ne saklarmışsın kendine.

Feryal'cim ben senin gibi değilim, biliyorsun.

Böyle özelimi paylaşmayı sevmiyorum.

-Hadi görüşürüz. -Benim bir özelim yok ki.

Duygu’nun gitmesi iyi oldu. Gitsin, gitsin.

Bunu onun yanında veremezdim. Her şeye karışıyor gerzek.

Zafer’in gazozuna ilaç koymayacağım, Buket.

Bu öyle bir şey değil.

Bunu böyle, yemeklerin üzerine biraz serpeceksin.

Onu acayip azdıracak.

Yani, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürten şey bu.

-Sonra ne olacak? -Aman sabahlar olmasın. Artı 18.

Aşkım sana Afrika’dan çok özel bir çiçek getirtmiştim,

fakat haşlamış eşek herifler.

Yani koklayamazsın ama tadına bakabilirsin istersen he.

Bırak şirinlik yapmayı Zafer. Ben çok sıkıldım. Zafer, aylar oldu ya.

Bak tamam, Feryal pes etmek üzere ama sende hiçbir hareket yok.

-Sen ne zaman boşanacaksın? -Hayatım, bugün konuşacaktım babamla.

Ama imalathaneye gittiğimde kalbi tuttu adamın.

-Ölüyordu az kalsın ya. Allah korusun. -Benim de bir kalbim var Zafer.

Biliyorum bebeğim. İnsan kalbi olmadan yaşar mı?

Aşkım, bak, durumu biliyorsun bebeğim. Birazcık, birazcık sabır istiyorum senden.

Birazcık ya. Hem sen kendin söyledin.

Feryal şey diye.

-Ee. Neydi o? Ne dedin? -“Pes etmek üzere.” dedim.

Belki Feryal kendisi ayrılır benden.

Zaten saçma sapan bir evlilik yaşıyoruz. Daha fazla bana katlanacağını sanmam

bebeğim, bir tanem.

Şşt. Merak etme. Hadi, bir öpücük ver.

Hadi, aşkım.

- İstemiyorum Zafer. - Valla saplarım böğrüme ha.

-Bir öpücük ver. -Hayır.

Valla keserim bak. Bir öpücük ver.

-Yaa. Zafer ya. -Hadi.

-Hadi. -Hayır, git.

Ne?

Haberler sende bir tanem. Yok mu şöyle bir baş dönmesi

ne bileyim, böyle bir

mide bulantısı filan? Ha?

Yok. Niye olsun ki?

Allah Allah, gayet sağlıklıyım diye canınız mı sıkıldı sizin?

Yok kızım yani...

Biz şey için diyoruz canım.

Anla işte.

Yok, Gülnur annecim. Yok.

Hem daha ne kadar oldu ki evleneli, değil mi anne?

Aylar oldu.

Neyse size afiyet olsun.

Benim akşama yemeğim yok, onu bir halledeyim ben. Hadi görüşürüz.

Bir. İki.

Üç.

Dört.

Zafer.

Off.

-Ha ne kattın sen bu çorbaya? -Niye?

Ne bileyim, ne kattıysan, şahane olmuş, ellerine sağlık.

Afiyet olsun.

-Ne oluyor lan bana? -Ne oldu? İyi misin?

İyiyim, iyiyim. Çok iyiyim.

Yok, yok. İyi değilsin sen.

Sanki böyle seni ateş basmış değil mi? Sanki...

Sanki bir şeyleri zapt edemiyormuşsun gibi.

Sanki bir şeyler böyle kımıl kımıl gibi, değil mi? Ha?

Yok, yok, iyiyim ya ben. İyiyim.

Ben, ben bir su içeceğim.

-Masada var su. -Soğuk. Soğuk.

Soğuk soğuk su içeceğim.

Ne oluyor lan bana böyle birdenbire? Düz duvara tırmanır hale geldim ben?

Allah.

Yok ya. Resmen yanıyorum ya.

Of, kavunlara bak. Kavun kavun.

Of, of.

Ne yapıyorsun lan? Ne yapıyorsun oğlum?

Başka şeyler düşün. Başka şeyler düşün. Feryal.

Oğlum saçmalama.

Of. Pastalara bak.

Of of, Lan bu tavuk böyle konur mu arkadaşım ya?

Biraz su. Su.

Allah’ım sen bana yardım et.

Feryal.

Feryal. Çabuk salona git. Birazdan işim var seninle.

Çabuk ol. Çabuk.

Kusura bakma Duygu, seni karımla aldatacağım bebeğim.

Feryal!

Allah kahretsin.

Şuna bir bakayım, sonra seninle işim var.

Öldüreceğim onu.

Kısa kes Seda, ne var?

“Ya çok da tın.” diyeceksin, biliyorum ama babam “İlla ara söyle.” dedi.

Uzadı bile. Seda, ne var?

Ya bizim Hikmet amca yok mu?

Hastaneye kaldırmışlar onu.

Ne? Hikmet amcayı hastaneye mi kaldırmışlar?

Ben haber verdim, o kadar.

Hadi, kapatıyorum ben şimdi.

Hikmet amca kim Zafer?

Hikmet amca babamın eltisinin eniştesinin kuzeninin kardeşinin

bir şeysi gibi bir şey işte.

Oo çok uzakmış o ya insan sever mi onu? Sevmiyorsun değil mi?

Sevmez mi ya? Hikmet amca bana çok babalık yaptı, Feryal.

Nasıl sevmem Hikmet amcayı ya?

Lan oğlum, ben size ne dedim? Başka yerde oynayın demedim mi?

-Ya Hikmet amca ya. -Yürü git, hadi.

Senin baban var Zafer.

Evet ama Hikmet amca

part time babalık yaptı bana, Feryal. Çok emeği var üzerimde.

Hikmet amca iyileşmez mi yarın sabaha kadar? Sabaha karşı filan?

-Hı iyileşmez mi? -Onu bilmem de, iyileşmezse

ben mahvolurum. Bir şey söyleyeyim mi? Hikmet amca benim için çok önemli ya.

Ona bir şey olursa ben en az beş - altı ay kendime gelemem, Feryal.

Hikmet amcam benim ya.

Ay, Hikmet amcam.

Beş ay mı?

Adam Zafer’in o kadar yakını değilmiş. Ne işimiz var burada?

Hayır, işten de zor izin aldım.

Adamın durumunu merak ediyorum. Adama bir şey olursa

Zafer beş - altı ay daha depresyona girer, hepten kalkamaz.

-Ne? -Burası.

Merhaba.

-Geçmiş olsun. -Sağ olun.

-Hikmet amcam nasıl? -Çok kötü. Makineye bağlı yaşatıyorlar.

Vah, vah, vah, vah.

Siz?

-Ee ben Zafer’in eşiyim. -Ne konuşuyorlar? Ameliyat falan mı?

Yok. Doktor “Hiç umut yok.” diyor. Fişini çekecekler.

- Ne? - Ne? O zaman ölür.

Şimdi de pek yaşıyor gibi değil zaten.

Yapamazsınız!

Kıyamazsınız Hikmet amcama. Fişini çekemezsiniz.

Pardon ya, hanımefendi kim?

Mecit amcanın gelini. Zafer’in karısıymış.

-Kızım, biz de istemiyoruz ama… -Ama ne, güzel anneciğim?

Siz burada Hikmet amcamın fişini çekmeye çalışırken kötücül kötücül

dünyanın her yerinde bilim adamları, doktorlar

Hikmet amcalar ölmesin diye bir sürü tedavi yöntemleri bulmaya çalışıyorlar.

Grip olsun, AIDS olsun, basur olsun, kanser olsun,

orada o adamlar, elin adamları, bir taraflarını yırtarken

- siz burada fiş çekmeye mi çalışıyorsunuz? - Lütfen. Biz de kahroluyoruz burada ya.

Yeterince kahrolmuyorsun ama bence sen. Ütü mü bu kız?

Hı? Ütü mü, fişini çekiyorsun bu adamın?

Kanlı canlı Hikmet amcam benim burada yatıyor ya.

Ya hanımefendi, babam zaten bitkisel hayatta şu an!

Haa? Bitkileri talan mı ediyorduk biz? Hani, nerede kaldı senin çevreciliğin?

Mesele bir, iki tane Hikmet amca değil, siz hâlâ anlamadınız mı?

-Pardon? -Ne diyorsun sen şimdi içinden?

“Babacığım, senin de vaden doldu.

Ben de senin fişini şöyle çekiyorum.” mu diyorsun içinden?

Ya sen anne? Ne diyorsun?

45 yıllık evliliği sen nasıl harcarsın bir kalemde?

-34 Yıl. -Fişini çekmezsen 45 olacak ama.

İyileşmesi için pek umut yok hanımefendi.

Ha, “Ben bulamadım çareyi.” demiyorsun da, “Umut yok.” falan diyorsun.

Hani nerede kaldı modern tıbbın nimetleri? Ya hadi onu geçtim, geçtim hadi.

Ya yukarıda Allah var. Allah’tan ümit kesilmez.

Yok, yok ben vaz geçtim. Bu kız haklı.

Allah’tan ümit kesilmez.

Bence de. Biraz daha bekleyelim.

Peki, tamam.

Burası çok kalabalık oldu.

Hadi hep birlikte çıkalım. Buyurun!

Kız neydi o içeride yaptığın atar? Yaşar Usta gibi.

-Resmen vazgeçirdin insanları be. -Başka çarem yoktu Buket.

Adamın yaşaması lâzım.

-Aa çiçekleri vermemişiz. - Geri dönelim.

Diren Hikmet amca.

Benim için diren.

- Ailen için diren. - Kendin için diren.

Kız bunun kalbi gitti.

Olamaz.

Öldü.

Adam ölmüş.

Olamaz. Yapamazsın.

Hikmet amca yapamazsın bunu bana.

Şimdi sırası değil. Daha bir tane siftahım yok.

-Kalk. -Uğraşma, ruhu gitti onun.

Olmaz, pes edemem. Olmaz.

Bir ve iki ve...

Buket! Yardım et.

Üç ve. Hayat öpücüğü ver.

-Hayır, hayır ben veremem. Sen ver ya. -Benim daha dudaklarım Zafer’e değmedi.

Altı ve. Çekil.

-Sekiz ve, dokuz ve. -Uğraşma kurabiyem, uğraşma artık.

-Ruhunu teslim etti. -Neden Hikmet amca, neden neden?

Neden ya?

Neden Hikmet amca, neden? Neden? Neden?

Aa aa.

Kurabiyem, kalbi yerine geldi.

Yerine geldi. Nabız! Nabız!

Döndü.

-Döndü. -Döndü. Nabız atıyor.

-Döndü. Döndü. Döndü. -Döndü.

Yaşıyor ya. Yaşıyor

- Yaşıyor, yaşıyor. - Adamı döndürdüm. Adamı döndürdüm.

- Döndürdüm, Yaşıyor. - Adamı döndürdüm.

Döndürdüm, yaşıyor.

-Çak, çak! -Yaşıyor.

Yaşıyor.

Yuh! Vay ballı vay ya!

Hah. Gele.

Ya bana bak, evleneli ne kadar zaman oldu, ee, hâlâ torun müjdesi yok.

Sabah geliyorum dükkâna, oğlan burada. Bakıyorum gözünün içine, tık yok.

- Şey olmasın? - Ney?

- Hani böyle kısırlık, mısırlık filan? - Yok be.

Hani oğlan serseri merseri ama kısır falan değildir yahu.

Ya sadece seninki için söylemiyorum ki Allah Allah.

Ama öyle bir şey varsa torunu rüyamızda görürüz.

Ne yapacağız?

Hastaneye gidecekler, tahlil yaptıracaklar.

Biz de gerçeği öğreneceğiz.

Aklınla bin yaşa. Ben oğlanı yollarım.

Ee. Ben de bizimkine söyleyeyim, o da kızı göndersin.

Beceremedin değil mi, Zafer?

Hayatım, öyle bir yapmışlar ki zıkkımı, takılmıyor bir türlü ya.

Bir de şöyle modellerimiz var ama...

Tam olmuş. Şuna bir bakalım da abiciğim. Bakayım aşkım.

Vay, vay, vay.

Lay lay lay lay

Valla bu kolye hanımefendiye çok yakıştı.

-Değil mi? -Yakıştı.

Tabii, kardeşim, boyun güzel olunca,

- boyunluk da yakışıyor. - Zafer! Zafer!

Ne var ya?

Ha beni böyle öpücüklerle falan, bu kolyeyle artık oyalayamazsın, Zafer. Yeter!

Yok... Sen beni hiç anlamıyorsun değil mi?

Ben bunları seni oyalamak için mi yapıyorum ya?

Ya ben...

Ben burada sana maddi manevi sevgimi göstermeye çalışıyorum. Ne var?

Çok iyisin Zafer, çok iyisin!

Ben hanımefendiyi anladım.

O özetle size, kolyelere değil

yüzüklere, tek taşlara bakmak istediğini söylüyor.

Bak beyefendi bile anladı durumu Zafer. Bir sen anlamıyorsun.

Bravo, teşekkürler.

Ya ben niye... Ben de anlıyorum hayatım durumu.

Ama ben sadece biraz zaman ver diyorum sarı kanaryam ya. Biraz.

Daha ne kadar bekleyeceğim ben Zafer?

Bak! Yakıştı mı?

Çok.

Bu yeni moda.

Bunun ne işi var lan burada?

Anlamıyorsun sen beni ya.

Gerçekten sen beni anlamıyorsun ya.

Zafer! Duygu!

Feryal!

- Senin ne işin var burada? Hoş geldin. - Hoş bulduk.

Asıl sizin ne işiniz var burada?

Eee.

Duygu neyi anlamıyor, Zafer?

Eee. Şey...

Şeyi ya...

Tamam artık, daha fazla bunu saklamanın anlamı kalmadı.

- Ben söyleyeceğim. Buraya kadar. - Saçmalama Zafer, neyi söyleyeceksin?

- Anlatacağım. - Zafer! Anlatacak bir şey yok.

Kızım, güzelim sürprizi berbat ettin.

-Sürpriz mi? -Evet.

Sana doğum günün için sürpriz yapmaya çalışıyordum.

İyi de benim doğum günüme daha 15 gün var.

Tamam işte.

Son dakikada böyle alelacele abuk sabuk bir şey almamak için

daha önceden alayım dedim.

Duygu’ya da bana yardım etsin diye rica ettim.

Yani ona da diyorum ki:

“Sen beni anlamıyorsun, Feryal daha gösterişli şeyler sever.” dedim.

O “Hayır, daha sade şeyler sever.” dedi, böyle bir şey seçti.

Yalnız bir şey söyleyeyim mi?

Çok haklı. Çok da doğru bir şey yapmışsın. Yani beni senden daha iyi tanıdığı kesin.

- Çok zevkli. - Değil mi?

Ya ben sizi yerim.

Siz organize oldunuz bana doğum günü sürprizi mi yapıyorsunuz?

Çok seviyorum sizi.

Başımıza bir de kısırlık testi çıktı.

Lan bu babam var ya, duruyor duruyor tuz kavuruyor arkadaş.

Aile büyükleri haklı Zafer. İnsanlar dört gözle torun bekliyor.

O zaman niye haybeye spermlerimi ona buna saydırıyoruz kardeşim?

“Yaptırdık, bir şey yok.” deriz. Olur biter. Ha Müco?

Sakın dokunma, görevdeyim. Mecit amcanın kesin emri var.

Raporu alıp götüreceğim. Bir kopyası da Asım amcaya gidecek.

Oldu olacak, Resmi Gazete’de de yayınlayın bari.

- Zafer! - Tamam be Müco.

Zafer Özçetin!

Hadi.

Pardon bir şey söyleyeceğim.

Siz az önceki tıfıla kocaman kap verip bana neden ufak kap veriyorsunuz?

Neye göre ayrım yapıyorsunuz acaba? Ha?

Siz beni kof biri mi zannettiniz hanımefendi?

Ben size bir şey söyleyeyim mi?

Benim bu alanda rekorlarım var, rekorlarım.

- Bana da büyük kap verin lütfen. - O, çiçekleri sulama kabıydı canım.

Beyefendi, kat görevlisi.

Öyle mi? Ha

Pardon. Eee. Nerede şey yapıyoruz?

Şu odada, şey yapacaksınız.

Yardım ister misin?

Cacıkçı Zafer’e bak sen. Rekorları varmış.

- Zafer? - Hm.

Baksana.

Zafer ben çok uğraştım.

Bana dokun diye...

Sana dokunmak için

çok uğraştım.

Yani yeni evlenen bir çift ne yaşarsa onları yaşayalım diye çok uğraştım.

Yatak falan yaktım yani.

Çok yoruldum ama ya.

Annenlerin, annemlerin baskısı da başladı.

Sürekli sorup duruyorlar “Çocuk ne zaman?” diye.

Arada kaldım, onlara da bir şey söyleyemiyorum.

O baskı da çok yoruyor beni.

Yani kucağımıza bebek alacağımız zamana geldik.

Ama benim kucağımda ne gerçekten bir bebeğim var...

Ne de gerçek bir kocam.

Ben seni çok seviyorum, Zafer.

Acaba...

Bu yüzden mi acaba göremedim bir şeyleri, diye düşünüyorum yani.qw

Sen beni sevmiyor musun?

Beni sevmiyorsun, o yüzden de bana dokunmuyorsun,

birlikte sarılıp uyumuyoruz, değil mi?

Tamam. Şimdi bak. Feryal.

Feryal'cığım

- aslında ben... - Sen beni sevmiyorsun.

İktidarsızım ben.

Evet.

İktidarsızım ben Feryal, iktidarsız.

O yüzden senden kaçıyorum sürekli. Tamam haklısın.

Bunu sana evlenmeden önce söylemeliydim.

Yani, bir erkek için bunu söylemek o kadar da kolay bir şey değil, Feryal.

Bana sinirlenmekte haklısın. Sana hak veriyorum, sonuna kadar.

Hatta, eğer benden boşanmak istersen, seni anlayışla karşılarım.

Oğlum, sen harbiden ne cins adamsın? O nasıl bir cevap abi?

İktidarsızım ne demek? Böyle bir şey denir mi kıza?

Hakikaten ha. Zafer!

Oğlum, Feryal mis gibi muz orta yapmış sana.

“Sevmiyor musun beni?” diye sormuş.

Lan topu ayağına atmış. “Sevmiyorum.” diye yapıştıracaktın lafı orada.

Yapıştıracaktım oğlum.

Dilimin ucuna kadar da geldi hatta, söyleyecektim ama olmadı.

Tamam, ayrılmak istiyoruz Feryal’den ama

Feryal’i de üzmek istemiyorum ya.

Yani kendini böyle beğenilmeyen,

güzel birisi olmadığını düşünsün istemiyorum yani.

Ayrıca babamın durumu ortada.

“Ben Feryal’den ayrılmak istiyorum.” desem, küt diye kalp krizi geçirecek herif.

Ölümüne sebep olacağım.

“Benden ayrılabilirsin.” dedim Feryal’e.

O benden ayrılmak isterse, yani kendi isteğiyle ayrılırsa

bu da babama darbe olmaz, sorun da çözülmüş olur, beyler. Düşünsenize.

- Peki Feryal ne diyor abi? - Hiç konuşmadı ki.

Zaten, o böyle canı sıkıldığı zaman konuşmaz.

Ortalıktan kayboluyor. Bir yerlere gidiyor.

Ne yalan söyleyeyim, nereye gittiğini de bilmiyorum valla.

Zafer, yalnız şimdi “iktidarsız” diye bir adın çıkacak ama!

Evet. Bir şey söyleyeyim mi? Feryal kesin kızlara yetiştirmiştir beyler.

İktidarsız Zafer’e içelim.

Oğlum, yalnız "iktidarsız"ı söylemek biraz zor.

Mahallede adın direkt “İbne Zafer”e çıkabilir. İbne Zafer!

Öyle işte yani.

Valla çok sevindim. Yani sonunda oldu be, sonunda.

Siz dün gece beraber mi oldunuz yani?

Evliliğin ilk gecesinde ne yaşanırsa onun artık siz düşünün, çarpı ikisi.

Yani araya da özlem girince tabii, Zafer coştu.

Vallahi ağzım burnum kaydı yemin ederim.

Resmen siz karı-koca oldunuz. Koca karı oldunuz yani.

Duygu, sen niye hiç sevinmiyorsun?

Hayır, sözde Feryal’e daha yakınsın benden.

Sevinmez olur muyum? Sevindim tabii.

Ama böyle hep bir aksilik oluyordu, olmuyordu ya.

Birden olunca…

Şaşırdı o, şaşırdı. Ben tanırım arkadaşımı.

Kızım, benim gibi çıldırık olsana, çıldır. Çak kız, çak.

-Elim falan bile ağrıyor, o derece. -İyiymiş.

- Ya bir dur! - Aşağılık domuzun tekisin.

- Ne oluyor ya? - Dün gece karınla, beni aldatmışsın.

Ya hani sen bana söz vermiştin? Hani yapmayacaktın?

Ya ben salak mıyım? Ben seni niye bekliyorum?

-Sen niye beni oyalıyorsun? -Ya bir dur! Bir dur!

Duygu, bir dur ya!

Yapmadım kızım öyle bir şey.

Kızım ben “iktidarsızım” dedim Feryal’e.

- O ne demek be? - Ne demek, ne demek?

“Ben o işi yapamıyorum.” demek. “Kuş öldü.” demek. Öyle söyledim ben.

- O niye “Yaptık.” dedi? - Feryal öyle mi söyledi?

Bütün gün kutlayıp durdu Buket yanında.

Her şeyi anlatan Feryal, niye “Zafer iktidarsızmış.” demedi.

Kız benim utanmamı istememiş yani.

Sizin yanınızda rezil olmayayım diye öyle söylemiş, anlasana. Ne var bunda?

Ne o öyle karşıma geçti, içkiler içti?

Ağzı burnu yamulmuş.

Böyle sabahlara kadar neler neler yapmışsınız, anlatıp durdu.

O geri zekâlı Feryal inandı mı senin iktidarsız olduğunu?

Kızım, niye şimdi geri zekâlı diyorsun kıza ya?

Kız beni kollamak için öyle söylemiş.

Sen ne ara Feryal’i savunur oldun?

- Feryal! - Hı?

- Ne bu koku? - Zafer çok özür dilerim. Ben yaktım.

-Yatağı mı? -Yok, bu sefer yemeği yaktım.

Şey acaba diyorum, dışarıda mı yesek?

Hadi yiyelim.

Güzel fikir. Hadi kalk.

İyi hadi. Tuvalete gireyim.

- Hadi. - İyi hadi bakalım.

Yalnız çok güzeldi. Ben yemeği sürekli yakarım.

Ohoo.

Hayatım, sen yemeği değil, beni yakacaksın yalnız.

Sen de beni yaktın, ödeştik işte.

Hiçbir şey kaybetmemişsin uğurundan. Eskiden de böyleydi.

Ne zaman seninle maç izlesek kesin alırdık o maçı.

Keşke her şey eskisi gibi olsa. Çocukken ne güzeldi her şey.

Şu kaldırım taşlarını tek tek sayıyorduk mahallede,

işimiz gücümüz yokmuş gibi.

-Tayfun’u hatırlıyor musun? -Tayfun’u mu bisikletini mi?

[Zafer ve Feryal güler]

O kadar çalardık bisikletini gene de şifresini değiştirmezdi.

Hep doğum günü, hep doğum günü, biliyorsun değil mi?

Sonra babasıyla bizi ararlardı mahalle mahalle.

-Kendi çatılarına

-bakmak akıllarına gelmezdi. -Çatıya bakmak aklına gelmezdi.

Sonradan gizli yerimiz oldu ya orası bizim.

Sonra sen orayı muayenehane yaptın. Doktorculuk oyunlarını orada icra ettin.

Evet.

Çok mahalle sakinini tedavi etmişliğim vardır o çatıda.

[Zafer ve Feryal güler]

-Tayfun’un motosikleti değil mi bu? -Galiba o.

[mutluluk yansıtan fon müziği]

Şifresi hâlâ doğum günü mü, bakalım?

İnanmıyorum, sen ciddisin. İnanmıyorum.

[Zafer ve Feryal güler]

-Anahtar da burada bir yerlerde olmalı. -Allah kahretsin ya.

Bunu yaptığımıza inanamıyorum, Zafer ya.

Zafer ya yakalanırsak?

Atla!

-Atladın mı? -İnanamıyorum bunu yaptığımıza.

[marş ve çalışan motor sesi]

[devam eden müzik]

[müzik sonu] [sokaktan gelen sesler]

-Tayfun bulabilecek mi motosikletini? -Hı?

Tayfun bulabilecek mi motosikletini, diyorum?

Bulur bulur, merak etme.

Vay be.

[duygusal fon müziği]

Ne kadar uzun zaman oldu ya, buraya gelmiyoruz.

Aslında ben geliyorum bazen.

-Hmm? -Haa.

Ne bileyim, canım sıkkın olduğunda filan, kafamı dağıtmak için.

Rahatlatıyor beni.

İnsanın çocukluğuna dair bir yere sahip olması çok kıymetli.

Şey oynuyorduk burada, hatırlıyor musun? En uzaktaki binayı bulmaca.

Sen sürekli en uzaktaki binayı kendinin gördüğünü iddia ediyordun.

Oysa en yakınımdakini görememişim.

Hı?

[devam eden müzik]

[Tayfun] Zafer, sen çaldın değil mi lan motorumu?

Sen çaldın değil mi lan? [jenerik müziği]

Polis çağıracağız, oğlum! Babama söyleyeceğim lan seni.

Baba! Baba!

Hâlâ baba diyor bu salak ya.

-Ne yapacağız? -Ne yapacağız?

-Yürü! -Neredesin lan? Zafer?

[duygusal fon müziği]

[müzik sonu]

Zafer, yeter artık. Ne dolanıyorsun deli dana gibi?

-Ne oldu yine? -Beyler, çok güzel bir şey oldu.

-Ne oldu be? -Ben

karıma sırılsıklam âşık oldum.

[Selçuk güler]

Oğlum, yemin ederim bu herifin her şeyi ters.

Oğlum, ilk önce âşık olunur, ondan sonra evlenilir.

-Evlendikten sonra aşk ne lan? -Öyle değil oğlum.

Ben zaten âşıkmışım karıma ama şimdi farkına vardım.

Mevzu bu, anlasanıza.

Bir dakika şimdi! Duygu, Duygu deyip duruyordun.

-Ne olacak anlamadım ki ben. -Bitireceğim oğlum Duygu’yla. Amma da laf.

Sevmiyorum kızı.

-Sevmediğim biriyle nasıl ilişki yaşarım? -Oğlum, kafayı yedirtecek bu herif bana.

Sevmemesi gereken birini sevdi, tamam mı? Sonra sevmediği ile evlendi.

Şimdi sevmediğini sevdiğini, sevdiğini sevmediğini söylüyor.

Ne diyorsun Selçuk ya? Ben Duygu’yla konuşmaya gidiyorum.

Baban, uğrasın diyordu.

Zafer bir de Duygu’yla kesin olarak bitti mi, onu bana bir söyle de.

[Müjdat güler]

[kapı kapanır] [Müjdat güler]

-Şşt. Duygu’ya mı yürüyorsun sen? -Hee.

Oğlum o senden hoşlanmaz ki. Esmer seviyor.

Olur mu lan? Yemekte beraberdik.

-Tamam, biz de beraberdik. -Tamam da, benim yanıma oturdu.

Tamam da, herkesin yanında biri oturuyor, ne olacak?

Orada bir temas oldu.

[mekanda çalan müzik]

Aşkım.

Şimdi, Duygu.

Bak.

Şimdi hayatta birisini seversin ve

sonra gitgide onu daha çok seversin.

Bir süre sonra onu nasıl sevdiğini unutursun ya,

hani anlayamazsın daha doğrusu. Yani arkadaş olarak mı seviyorsun yoksa...

-Ne sevmesi, Zafer? Ne anlatıyorsun? -Şey.

[mekanda devam eden hafif müzik]

Şu andaki hislerimden sana bahsetmeye çalışıyorum.

Bak hayatım, ben hani bu evlilik süreci...

Bu süreçte ben, Feryal’in farkına vardım.

Hı?

Geçmişte geçirdiğimiz anlar, şimdi birlikte olduğumuz zamanlar.

O kadar keyifliyim ki onunla, içim kıpır kıpır yani.

Şunu söylemeye çalışıyorum, Duygu.

Çok özür dilerim.

Çok özür dilerim, gerçekten ama ben

sana âşık değilim.

Duygu'cuğum, ben Feryal’e âşık oldum.

[Duygu güler] [gerilim yansıtan fon müziği]

Duygu?

Feryal yine her zamanki gibi her şeyin sahibi oldu yani.

[Duygu sinirle güler]

-Ne? -Her zaman Feryal kazanıyor.

Ne diyorsun sen be?

-Sen Feryal’i mi seçtin? -Evet Feryal’i seçtim.

[devam eden müzik]

Sen yoksa Feryal’i kıskandırmak için mi benimle...

-Cevap ver, değil mi? -Zafer, saçmalama.

-Öyle değil mi? Öyle. -Öyle değil.

-Tamam başlangıçta öyle başladı. -Ne salağım ben be.

Hakikaten ne salağım ben ha.

Sen kızın elindeki her şeyi alabilmek için beni seviyormuş gibi yaptın, değil mi?

Ama sonra hayır, hoşlanmaya başladım senden. Ben de âşık oldum sana.

Gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun.

-Seviyorum ben seni. -Çek elini. Dokunma bana.

-Zafer yapma. -Dokunma bana.

-Zafer. -Ulan, sana verdiğim söz yüzünden

ben o kızcağızı ne kadar üzdüm, biliyor musun?

Ve o bütün bu saçmalıklara katlandı. Sırf beni gerçekten sevdiği için.

Sevgi böyle olur kızım.

Sen, Feryal’in arkadaşı falan değilsin.

Bundan sonra karımdan da benden de uzak dur, tamam mı? Çok ciddiyim.

Nereye Zafer? Zafer!

Zafer nereye? Zafer beni terk edemezsin, buraya gel.

Zafer!

[müzik sonu]

[kağıt hışırtısı]

Acaba önemli bir şey miydi?

[kağıt hışırtısı]

[Gülnur] -Mecit? [Mecit] -Hm?

Ne bu? Nereye yattı bu kadar para?

Banka. Kredi dekontu, tatlım.

Kredi mi? Ne kredisi?

İmalathaneye tadilat yaptırdım ya, onun.

-Sen dünürlerden almadın mı o parayı? -Asım teklif etti, almadım.

-Ama bana kefil oldu. -Benim niye bundan haberim yok acaba?

Her şeye panik yapıyorsun. Takma kafanı, ödedim.

Birkaç tane kaldı. Allah Allah.

Madem öyle, niye biz onların önünde bu kadar ezilip büzülüyoruz?

Niye oğlumuzu istemediği bir evliliğe zorladık?

Ben bu işleri para için yapar mıyım, ha? [duygusal müzik]

Ben oğlumu, pazarlık malzemesi yapar mıyım, bir tanem?

Mecit, ikimiz de biliyorduk oğlanın o kızla evlenmek istemediğini.

Senin oğlun, doğduğu günden beri

ne yapmak istediğini hiç bilmedi, bilmeyecek de.

Bak. Ben sana bir şey anlatayım. Bundan yıllar önce bir genç vardı.

Kader karşısına bir kızı çıkarttı. Evlenmek zorunda kaldı, o da istemiyordu.

O kız ona, hayatının en güzel yıllarını yaşattı.

Dünyayı ayaklarının altına serdi.

Ve şimdi o kızla tanıştığı gün için kaderine dua ediyor.

Kimmiş onlar?

Senle ben, Gülnur hanım. Senle ben.

Senin oğlunun karşısına da aynı senin gibi bir kız çıktı

ama senin salak oğlun hâlâ bunun farkında değil.

Hatırlıyor musun? Bunlar daha el kadar çocuktu.

Bir gün Zafer hastalandı, eve geldi, yattı.

Peşinden bu kız geldi. Çaldı kapıyı girdi içeri.

Saatlerce başucunda oturdu bekledi.

İnan bana Gülnur, o gün bu gündür

kız Zafer’i deli gibi seviyor

ama senin salak oğlunun bundan haberi yok.

Elindeki hazinenin farkında değil.

Bir gün farkına varacak ve o gün

inan bana çok mutlu olacak.

Hem de çok.

Babam benim. [filmin jenerik müziği]

O kadar haklısın ki. O kadar haklısın ki babacığım.

Oğlum.

Sen beni mi dinliyordun, sıpa?

[öpme sesi]

Tövbe tövbe.

[kapı kapanır] Cık, cık, cık.

Müco, Selçuk, neler oldu bir bilseniz kafayı yersiniz.

-Bu suratlar ne? Ne oluyor? -Biliyoruz oğlum her şeyi. Gördük zaten.

-Kafayı yedik burada. -Neyi gördünüz lan?

[gerilim yansıtan fon müziği]

[Zafer] Bu ne lan?

Boku yedim oğlum, bu ne? Bu Duygu ne şerefsiz kadın lan.

Bu ne aşağılık kadınmış. Bu, bu yapılır mı insana? Bu ne lan bu?

Sırf Feryal’i üzmek için yaptığı orospuluğa bak. Bu ne lan?

Feryal! Feryal’i bulmam lazım.

-Feryal görmeden benim yetişmem lâzım. -Zafer!

[Müjdat] Oğlum, ben de geliyorum.

[hüzünlü fon müziği]

[ağlama sesleri]

[korna sesleri]

-Yürü be! -Zafer, tamam oğlum, sakin ol.

-Gidiyoruz işte. -Müco nesine sakin olayım?

Seviyorum oğlum ben Feryal’i. Gözüm açıldı artık.

Sevdiğim kadını kaybetmek üzereyim, sen bana sakin ol diyorsun. Yürü lan!

[el freni sesi] [devam eden hüzünlü müzik]

[kapı kapanır]

Feryal!

Feryal?

[gerilim yansıtan fon müziği]

Feryal?

Feryal?

[devam eden müzik]

Of.

[kapı kapanır]

[kapı açma ve kapama sesi]

[vurma sesleri]

[marş ve motor çalışma sesi]

-Nereye gidiyoruz abi? -Hiç bilmiyorum oğlum, hiç bilmiyorum.

Oğlum, bütün fotoğrafları görmüş. Bütün fotoğrafları.

Bu Duygu var ya, bu Duygu. [müzik sonu]

Dur, bir annesini arayayım. Belki annesine gitmiştir.

Ben de Feryal’i arayayım.

[çalan şarkı: "Mayın Tarlası" - Şebnem Ferah]

Feryal, bak bu senin sevginin karşılığı vardır inşallah.

Ben bu Zafer’in sana aşık olduğuna zerre inanmıyorum.

Teşekkürler. Sağ olun.

Yok anneye gitmemiş.

Telefonu da kapalı.

-Ne yapıyoruz şimdi? -Ne bileyim Selçuk ne yapacağız?

-Ne bileyim abi? -Buket! Buket! Oğlum Buket biliyordur.

Hakikaten Buket biliyordur. Arasana.

-Arıyorum. -Arama oğlum. Yakınız.

-Şu ileriden dön, gidelim hemen. -Hakikaten.

♪ Mayın tarlasında ♪

♪ Dolaşıp durmuşum aşk sanıp da ♪

♪ Herkes arkamdan bağırmış ♪

♪ Kimseyi duymamışım ♪

♪ Savaş filmlerinde olur ya ♪

-Allah belanı versin, Zafer! -Bela okuma!

Allah belanı vermesin, Zafer! Tam bir öküzmüşsün sen.

[Z] -Kızım bir dinle. [B] -Bunu Feryal’e nasıl yaptın?

Kızım bir dur beni dinle. Sakin ol, bırak şimdi bunları.

Benim bir an önce Feryal’i bulmam lazım.

Seni aradı mı? Nerede olduğunu biliyor musun? Bana bunu söyle.

Bilmiyorum ama inşallah

senin bulamayacağın bir yere kaçmıştır kurabiyem.

-Tövbe de kızım. Allah'ım ya rabbim! -O Duygu da tam bir şerefsizmiş.

Bak iyi bulmuşsunuz birbirinizi. Cuk olmuşsunuz yani.

♪ Mayın tarlasında ♪

♪ Yürüyüp durmuşum aşk sanıp da ♪

Aslında ben geliyorum bazen.

-Hmm? -Hmm.

Ne bileyim, canım sıkkın olduğunda falan.

Ne?

Ne oldu? Beni de bekle, ben de geleceğim.

Zafer!

-Zafer! -Nereye oğlum?

[Selçuk] Zafer!

[Selçuk] Zafer! Oğlum şuraya park et.

♪ Sonuna kadar aşk ya ♪

♪ Sadece... ♪

[Müjdat] Zafer!

♪ Koşmuşum, düşmüşüm, kalkmışım ♪

♪ Sevişmek sevmekten gelir inanmışım ♪

♪ Elimden tuttuğunda ♪ ♪ Öyle bir güvenmişim ki ♪

♪ Bize bir şey olmaz sanmışım ♪

♪ Mayın tarlasında ♪

♪ Bir adam sevmişim aşk sanıp da ♪

♪ Soyunup korkusuzca ♪

♪ Çırılçıplak kalmışım ♪

♪ Aşk filmlerinde... ♪

Feryal.

Hassiktir ya.

[müzik sesi yavaş yavaş azalır]

[meraklı kalabalık sesleri]

[Feryal ağlar]

Feryal, kız ne yapıyorsun orada?

Bak sakın kötü şeyler düşünme.

Allah’ım, ne yapıyor o orada, ne yapıyor? Atlamasın. Atlamasın.

Feryal. [duygusal fon müziği]

-Ne yapıyorsun kız orada? -Zafer, ne olur yaklaşma.

Feryal. Hadi in aşağıya. Bir delilik yapma kurbanın olayım.

-Ne olursun hadi! -Uzak dur Zafer.

Evliliğimiz boyunca nasıl uzak durduysan şimdi de öyle uzak dur.

Feryal. Bir beni dinle kurbanın olayım.

Bıcır, ben bir hata ettim.

Seni sevdiğimin, sana aşık olduğumun farkına varmadım.

Ne olur? Hadi in aşağıya kurbanın olayım. Hadi.

Yalan söylüyorsun.

Sen Duygu’ya aşıktın.

Başından beri öyleydin.

Resimlerinizi gördüm.

-İkiniz beni aptal yerine koydunuz. -O fotoğrafları Duygu koydu. Yemin ederim.

Ona onu sevmediğimi, sana aşık olduğumu söylediğim için yaptı bunu pislik.

Sırf seni kıskandırmak için yaptı. Seni üzmek için. Anlasana kızım.

Feryal. Vallahi ben seni çok seviyorum be kızım.

-Hadi ne olur gel, hadi! -İnanmıyorum sana Zafer.

İnanmıyorum.

İnsan sevdiğine bunları mı yapar?

[duygusal fon müziği]

Sen şu an sadece vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun.

Ne vicdanı kızım saçma sapan… Feryal! Feryal!

Feryal ne olur bak. Feryal gitme sakın.

Sen gidersen ben ne yaparım sensiz burada?

Tayfun’un motosikletinin, bu mahallenin, bu sokağın bu hayatın

ne anlamı kalır sensiz kızım? Ne olur, yalvarırım yapma. Feryal.

Ben seni çok sevdim kızım.

Hep sevdim ama yanımda olduğun için farkına varamadım.

İnsan bazen yanındakinin değerini bilemiyor işte. Ne olur anla beni.

Hadi beni yalnız bırakma. Kurbanın olayım evimize gidelim, ne olur, Feryal’im benim?

Aşkım hadi. Feryal!

Üzgünüm Zafer.

[Zafer] Feryal!

[duygusal fon müziği]

[devam eden müzik]

[filmin jenerik müziği]

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.