All language subtitles for tur.HI

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

♪ Yeminler etsen Allah biliyor desen ♪

♪ İçini görüyorum, sana güvenmiyorum ♪

♪ Yağmur bu yağar, diner Gücenen varsa gider ♪

♪ Sebebim aynı sana güvenmiyorum ♪

♪ Yeminler etsen Allah biliyor desen ♪

♪ İçini görüyorum sana güvenmiyorum ♪

♪ Yağmur bu yağar, diner Gücenen varsa gider ♪

♪ Sebebim aynı sana güvenmiyorum ♪

Of abi ya...

- Kumru nerede? - Tuvalette.

Her yer düğün fotoğrafı, inşallah görmemiştir.

Gördüyse de gördü, yapacak bir şey yok.

İyi misin?

- Müthişim! - Güzel.

♪ Yeminler etsen, Allah biliyor desen ♪

♪ İçini görüyorum, sana güvenmiyorum ♪

Hadi!

♪ Tamam, tamam, sustum! ♪

♪ Tamam, tamam, sustum! ♪

♪ Tamam, sustum, tamam! ♪

♪ Acımasız öcünü aldı bu bay ♪

Ben çıkıyorum.

Niye? Takılıyoruz.

90'lar bana çok iyi gelmiyor şu an.

- Daha çıkıp kokorece gideceğiz. - Siz gidin.

Bu akşam yalnız kalma be Kumru.

Kalmışım ya çoktan.

O zaman en azından araba kullanma.

Bir şey olmaz. Hadi...

- Dikkat et. - Tamam.

♪ Tırmayalım mı her yeri yoksa Atalım mı bir adım geri yoksa ♪

♪ Tamam, tamam, sustum ♪

♪ Tamam, tamam, sustum ♪

♪ Tamam, tamam, sustum ♪

♪ Tamam, sustum, tamam ♪

Sen nesin?

Yönetici.

Zarlar kimde?

Bende.

At o zaman.

Bak ne oldu?

Zaferi, kariyeri gördün acele ettin.

Eline ne geçti?

Başkalarının onayı.

Oysa bu tarafa gitsen...

...yeni bir yol açılacaktı sana.

Şehir dışında bir iş var bugün.

Bir boşanma davası.

Al bak, tevafuk.

Müvekkilim patronumun en yakın arkadaşı

ve bu işi halledersem bana şirkette ortaklık verecekler.

Ama hiç hata yapmamam lazım.

Niye hata yapasın ki?

Çünkü iş İzmir'de.

Fark etmez. Neredeyse nerede.

Fark eder.

İzmir bana engel olmak için elinden gelen her şeyi yapar.

Şirketteki skorunu söyle bana.

37'de 37.

Anlaşmalı boşanmaları da sayarsak?

102'de 102.

Daha ne konuşuyoruz Kumru? Tabelada adın yazacak.

- Soyadım. - Gideceksin. İşini halledeceksin.

Gece uçağa binip döneceksin.

İşte bu kadar.

Zar.

Her şey senin kontrolünde.

Dizginler senin elinde.

Her şey benim kontrolümde, dizginler benim elimde.

Hadi çık uçağa yetiş şimdi.

Panikledin, bir şeye ihtiyacın oldu...

Ay Doruk, valla sağ ol ya.

Yani sabahın köründe de kabul ettin, teşekkür ederim.

Artık İzmir'den boyoz getirirsin ödeşiriz.

Parasını vereceğim ama.

Ay tamam, o iş bende.

Eeee, para demişken, ücrete bir güncelleme geldi.

Bir de artık dolarla alıyoruz ödemeyi.

Ben sana yeni IBAN numarası atacağım.

Tabii.

Nefes almayı unutmuyoruz.

Dört, yedi, sekiz.

Dört...

Yedi.

Sekiz.

Fatih!

- Geldim geldim dur. - Aç, aç, aç.

Hayrola Cemo ya? Sabah sabah kafayı mı yedin oğlum?

Hayırdır hayır? Arıyorum açmıyorsun. Ne yapayım?

Acayip haberlerim var.

İçeri geçseydin kardeşim.

Oğlum o kadar güzel şarkı yaptım ya. Yazmadın değil mi sözleri?

Yazamadım Cemo.

Demo da kaydettim o kadar.

Biliyorum kardeşim dinledim, gayet de güzel oldu.

Yazsan bu gece çalardık işte.

Bu gece çalardık derken?

Konserde.

Ne konseri Cemo?

Pinhâni.

Dün gece Sinan abiyle karşılaştım.

Adamı bir kafaladım, bir kafaladım.

Bu gece Bodrum'da Pinhâni'den önce sahneye koyacak bizi.

- Biz açıyoruz. Pinhâni headliner. - Bir dakika, bir dakika. Biz derken?

Senle ben ne oğlum işte. Ne demek biz derken?

Orasını anladım da,

ben en son ne zaman sahneye çıktım Cemo?

Valla bu gece çıkacaksın kardeşim.

Sinan abi, Fatih varsa akan sular durur dedi.

Çıkmayacağım Cemo.

Çıkacaksın.

Adama mesaj attım geliyoruz diye.

- Sen varsın diye kabul etti bizi. - Al.

Hadi!

Haydi oğlum, kırma beni ya.

Bir gece bir şey. Alacaksın arabayı basıp gideceğiz.

Arabam yok ki zaten benim.

Arabana ne oldu?

Babam el koydu.

Yanında çalışmayana araba yokmuş. Öyle dedi kendisi.

Ne yapacağız?

Ne bileyim ne yapacağız Cemo? Bana mı sordun kabul ederken?

Adam Pinhâni dedi oğlum. Kendime bile sormadım.

Cemo, geç bu işleri.

Ben hazır olmadan sahneye çıkmıyorum artık biliyorsun.

Yavaş.

O kadar kolay satamazsın beni.

Öyle güzel satarım ki aklın durur, aklın!

Geçerli mazeretin var mı birader?

- Ergen ergen konuşma. - Geçerli mazeretin var mı?

- Manita diyorum. Var mı? Yok. - Yok.

Evet. Eee, ne oldu, ne var?

Fatih...

Ben seni hiç bugüne kadar yarı yolda bıraktım mı kardeşim?

- Bırakmadın kardeşim. - Heh...

O yüzden senden iki şey istiyorum.

Birincisi, bu araba işini çözeceksin. Basacağız, gideceğiz Bodrum'a.

- Sinan abiye görüneceksin. - Buraya kadar iki oldu.

Artık orada sesim kısıldı mı dersin,

götüm yemedi mi dersin bilmiyorum. Sen bilirsin.

Olmadı artık ben bir solist ayarlarım.

Üç.

Bu şarkının sözlerini akşama kadar yazacaksın.

Tamam?

Haydi bakalım Fatih.

Hayrola sabah sabah, hangi dağda kurt öldü?

Yok be babacım.

Baktım bugün işim yok,

dedim bir gün de babamı dinleyeyim.

Geleyim dükkânda durayım canım.

- İyi düşünmüşsün. - Değil mi?

Belki sever kalırsın.

Yani, bakalım.

Şarkıcılıkta para mı var sanki?

İşte laf.

Barda pavyonda milletin ağız kokusunu çekeceksin.

- Aman canım, rezillik. - Düğün şarkıcısı mı olacaksın?

♪ Erik dalı gevrektir, erik dalı... ♪

Fatih!

Kes tıraşı.

Tamam, tamam.

Ya bana bu gece araba lazım.

Akşam alacağım, sabah bırakacağım. Söz.

Çok mu lazım bu araba sana?

Yani, evet.

Ne yapacaksın?

Ne yapacağım?

Aslında bir konser işi vardı.

- Konser. - Ama bir günlük, o kadar.

Ne diyorsun?

Alabilir miyim arabayı?

Lafı mı olur?

Dükkân senin.

Sağ ol baba ya.

Ama bir şartım var.

Nedir?

İstanbul'dan günübirlik bir müşteri geliyor.

- Evet? - Sabah gelecek, akşam dönecek.

Onu sen dolaştır.

- Şoför olarak? - Ne o?

Zoruna mı gitti?

Haa, yok. Zoruma gittiğinden değil de...

Şimdi daha ilk günden yanlış bir şey yapmayayım?

Yapma. Senin elinde.

Müşteri gün sonunda puan verecek sana.

- On puan al, araba sende kalsın. - On puan.

- Baba... - Hadi yabancı değilsin,

sekiz, dokuzda da sende kalsın.

Olmadı, alırım altından arabayı.

Ee, anlaştık.

Anahtar...

Sağ ol.

Peki, karakter envanterimiz

aşk ve aile hayatımızı nasıl etkiliyor?

Haritalarında yoğun şekilde "E" ve "İ" harfi olan bireyler

başlangıçta anlaşamayacak gibi görülseler de

birbirlerindeki eksik elementi tamamlayacaklarından

benzersiz bir uyum gösterebilirler.

Romantik ilişkilerimizin

hayat kalitemizi yükseltmek konusundaki önemini düşününce

bu eşleşmenin de keşfedilmeyi hak eden bir ihtimal olduğunu yadsınamaz.

Kabin ekibi, iniş için yerlerinize lütfen.

Her şey senin kontrolünde, dizginler senin elinde.

Her şey senin kontrolünde, dizginler senin elinde.

Beni bekliyorsunuz sanırım.

Evet sizi bekliyordum. Hoş geldiniz.

Araç nerede?

Bu tarafta. Buyurun.

Buradan.

Biraz acele edersek sevinirim yalnız.

İnince arasaydınız keşke.

Aradım, baksaydınız keşke.

Pardon ya, sessizde kalmış.

Saat 10.30'da Konak'ta olacağız.

Sonra Zeytinalan, sonra da adliye.

İşimiz erken biterse uçağı öne alacağım.

Bana uyar.

Bir arada Alsancak'a uğramamız lazım.

- Tamamdır. - Bir yerden durup boyoz alacağız.

Boyoz seviyorsunuz.

Ay yok, bir arkadaş için.

Hoppa!

♪ Söz yazıcan buraya ♪

Çok affedersiniz...

♪ Sabrımı zorlama! ♪

…Bluetooth otomatik olarak bağlanıyor da.

Tamam, oldu.

Daha önce İzmir'e gelmiş miydiniz?

İzmirliyim ben.

Tabii ya doğru.

İsminizden belli.

Kuş olan Kumru.

Sandviç değil.

Doğru.

Ben bir an...

Ee, bir ayağınız burada o zaman.

Üç yıldır gelmedim.

Üç yıl...

- Özlemiyor musunuz? - Yo... İstanbul yetiyor.

Vallahi ben olsam yapamazdım İstanbul'da.

İzmir'imiz güzel ya.

Balkonda köfte, hafta sonu Çeşme. Mis!

İstanbul desen arı kovanı.

Hı hı...

Herkesin işi gücü var ya hani.

Bu arada günün sonunda bir mesaj gelecek size.

Aldığınız hizmeti 10 puan üzerinden değerlendireceksiniz.

Ona cevaplayabilirseniz çok sevinirim.

Fatih benim ismim bu arada.

Kiralık araçta benzin yok.

Bakın mesela, bu da İzmir.

Eee...

Ben sadece bugünlük buradayım.

Muhtemelen arkadaşlar atlamış

ama hallederiz şimdi merak etmeyin.

Niye bugünlük anlamadım.

İşim bu değil.

Hadi hayırlısı.

Kardeşim hoş geldin.

- Hoş bulduk, fulleyelim. - Badem al.

- Sağ ol, afiyet olsun. - Al ya, bir tane çıtır çıtır tok tutar.

Yok, almayayım şimdi. Görevdeyim.

Haa...

34 plaka mı?

Dostum.

Abla Urla'dan yer almayı düşünüyor musunuz?

Hiç öyle bir niyetim yok.

- Abicim lütfen. - Olur mu ya?

Alın alın. İstanbul'a benzesin iyice. Dolsun her yer.

Dostum benzin istiyorum ya.

Benzin verir misin lütfen? Acelem var diyorum. Hadi.

Tut.

Ver.

Allah Allah!

- Kusura bakmayın. - Ben tam anlamadım.

Siz aslında şoför değil misiniz?

Şöyle, aracı kiraladığınız şirket babamın.

Ben bugünlük destek atıyorum sadece.

Ehliyetiniz var ama değil mi?

O kadar da değil.

Var mı yok mu?

Var.

Tabii ki var.

Neyse ki...

Eee... Aslında mesleğiniz nedir?

- Müzisyenim ben. - Aaa!

Ee, az önce çalan şarkı sizindi o zaman.

Yok aslında o arkadaşımın demosuydu.

Ee, açın sizin bir şarkınızı dinleyelim.

Ben daha çok canlı söylüyorum.

Nerede?

Bu aralar pek söylemiyorum diyebiliriz.

Ihh...

Benim bademi...

- Burası. - Tamamdır, teşekkürler.

Yalnız ben burada bekleyemiyorum.

İnerken çaldırırsanız ben hemen gelirim.

Çaldırırım tabii.

Telefonunuzun sesi de açık olursa bu sefer.

Her şey senin kontrolünde, dizginler senin elinde.

Her şey senin kontrolünde, dizginler senin elinde.

Ne oluyor ya?

Pardon!

Pardon bakar mısınız?

Asansörde kaldım kimse yok mu?

Pardon bakar mısınız?

Tamam, tamam yok bir şey.

Yardım edin!

Asansörde kaldım kimse yok mu?

Çabuk bitti işiniz.

Fatih Bey...

Eee, ben asansörde kaldım da, sesleniyorum ama kimse duymuyor.

Yardım edebilir misiniz lütfen?

Tamam, tamam. Şimdi sakin olun Kumru Hanım.

Ben arabayı park edip geliyorum. Tamam mı? Sakin olun.

Tamam.

Tamam...

Tamam.

Tamam yok bir şey sakin ol. Geçecek.

Tamam.

Tamam.

Tamam yok bir şey, yok bir şey. Yok bir şey, geçecek. Şimdi geçti.

Afiyet olsun.

Buyurun. Böyle bırakayım.

Pardon! Pardon!

Pardon.

Abicim araba sana emanet.

- Buraya park edemezsin. - Biliyorum abicim biliyorum ama...

Abi sen bana 25 kumru hazırla.

Ben bir içeri girip çıkıyorum, sonra hemen alacağım söz.

Abi sen sarmaya başla, ben hemen geliyorum.

- Peki tamam. - Bir tanesin abim.

Sakin ol geçti. Geçti yok bir şey.

Yok bir şey. Yok bir şey.

Tamam. Tamam.

Abicim! Abicim burada mı çalışıyorsun sen?

Abicim çıkar bi şunu.

- Sen mi bakıyorsun apartmana? - Yok, asansör için geldim ben.

- Ee, kalmış asansör. İnsan var içinde. - Yapma ya. Yine mi ya?

Şuna bir bakıver, gözünü seveyim.

Tamam, ben hemen hallediyorum. Sen hiç merak etme.

Kumru Hanım!

- Kumru Hanım. Kumru Hanım geldim. - Fatih Bey. Fatih Bey buradayım.

- Tamam. Tamam sakin olun. - Tamam. Tamam. Tamam.

Kumru Hanım, sakin olun. Ben görevliyi buldum, halledecek.

Nefes alamıyorum.

Ben nefes alamıyorum.

Kumru Hanım şu kapıyı bir açsanız.

Hadi... Hah, ha gayret.

Biraz zorlayın. Zorlayın biraz daha.

Bir daha. Şöyle kuvvetli.

Hah! İşte böyle.

İzmir'den nefret ediyorum.

Siz niye sevmiyorsunuz bizim güzel İzmir'imizi?

Nesi var sevilecek Allah aşkına, şu halime bakın.

Havası?

Yapış yapış.

Olur mu canım? Şort, terlik, öğle rakısı, mis.

- İnsanı desen... - Gevşek, tembel.

Rahatlar, sakinler.

- Sorumsuzlar. - Yok sorumsuzluktan değil,

rahatlıktan, ayrıca rahatlık iyidir, ömrü uzatır Kumru Hanım.

Hep tetikte olacaksın bu şehirde. Bu şehirde hep tetikte olacaksın.

Şimdi sürekli tetikte olmak da küpüne zarar.

Bakın ne demiş şair?

Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir demiş.

Hangi İzmirli söylemiş bunu?

Yok, Liverpool'lu kendisi, John Lennon.

Ha bir de İstanbul'da hayatın peşinden koşarsın,

İzmir'de hayat seninle beraber yürür demiş.

Bakın bu da Pülümürlü, Cemal Süreyya.

Kesin kamyon arkası, tezahürat ya da şiir.

Sen de İNFP'sin kesin.

O nedir pardon?

Ara bulucu.

Tam İNFP hayalciliği var sende.

Dünyanın en güzel şehirlerinden biriyle

İzmir gibi dev bir köyü kıyaslamak.

Hah! Çalıştı!

Dakika bir, gol bir. Başıma gelene bak.

Dakika bir, gol bir.

- Kusura bakmayın ben bakım yapıyordum. - Kusura bakmayın mı?

Ben asansöre binerken niye bu yazı burada yoktu acaba?

Ya şu an çalışıyor ama, kullanabilirsiniz bir sıkıntı yok.

Kullanabilirsiniz. Bakın dava ederim ben sizi.

Yok, yok ne davası hanımefendi?

Ben sizi dava ederim anladınız mı beni?

- Tamam abicim teşekkürler çok sağ ol. - Hangi akla hizmet geldiysem...

Yanlışlık oldu kusura bakmayın.

Eski asansör olur öyle takma sen, takma.

Eyvallah sağ olasın.

İyi misin?

Oradan bakınca iyi gibi mi görünüyorum?

Bir sakin olursan...

Geçti.

Sakin olayım. Geçti.

Peki.

Bir de sen, ben yukarıda canımın derdindeyken bana neler diyordun ya?

Adam kalktı bana İzmir güzellemesi yaptı ya.

Ben özellikle kafan dağılsın diye çıkardım tartışmayı.

Yoksa sevmiyorsan sevme İzmir'i canım, bana ne?

Sanki belediye başkanıyım.

Kusura bakma.

Teşekkür ederim.

Rica ederim.

Yani bir Allah'ın kulu da olmaz mı yani şu apartmanda?

Hiç kimse sesimi duymadı.

İşte cuma ya bugün. Herkes Çeşme'ye kaçmıştır.

Klasik İzmir.

Evet, klasik.

Kumru Hanım!

Hale Hanım, hoş geldiniz.

- Nasılsınız? - Hiç iyi değilim.

Ayy, Şevket caydı galiba.

Bir ordu avukatla buraya geliyormuş. Ne yapacağız şimdi?

Siz hiç merak etmeyin. Biz de çok hazırlıklı geldik.

Hah!

Tanıştırayım sizi, Fatih Bey. Bürodan avukat arkadaşımız.

Ah, öyle mi?

Çok memnun oldum Fatih Bey.

İyi ki geldiniz gerçekten. Nasılsınız?

Valla nasıl olsun, işte hukuk, mahkeme,

davalar, adalet mülkün temeli.

- Çıkalım mı biz? - Tabii çıkalım, tabii ki.

- Buyurun. - Tamam, sağ olun.

Eee...

Siz binin, hepimizi almaz. Biz merdivenle geliyoruz.

Hıh, tamam, sağ olun.

Şöyle, yavaşça.

Çakal... Demek ki fikrini değiştirdi.

Aklı sıra gözümü korkutacak ama yemezler.

Bölüyorum ama

ne yapıyoruz şu anda? Bana da bir anlatırsan.

Hale'yle Şevket'i boşuyoruz.

Ne yapıp edip, akşamki duruşmaya kadar

karşı tarafı protokolü imzalamayı ikna etmemiz gerek.

Etmemiz derken?

Yani ben bu konunun tam olarak neresindeyim?

Çok basit.

Yanımda kalabalık yapıyorsun, gün sonunda da 10 puanı alıyorsun.

Kapiş?

Kapiş.

Evet, zaten uzun zamandır görüşüyorduk,

sonunda iki tarafın da mutabık olduğu bir protokole ulaştığımızı düşünüyorum.

- Çok yaşayın. - Sağ olun hep beraber.

- İyi yaşayın. - Teşekkür...

Klimayı kapatabilir misiniz?

Hanımefendinin alerjisi var, kırk kere hapşırır şimdi.

Yok, iyiyim ben sağ ol, teşekkür ederim.

- Alerjin var, niye inat ediyorsun... - İyiyim.

Tamam.

Evet, son toplantıda konuştuğumuz mal beyanına dair

- protokolümüz de burada. - Araya gireceğim Kumru Hanım.

Bu nedir?

Yeni protokol önerimiz.

Niye caydın?

Eee...

Hem boşanalım, hem her şey benim istediğim gibi olsun. Yok öyle.

Yani haksız yere bir şey mi istiyorum?

Mümkün mü?

Senin haksız bir isteğinin olduğu nerede görülmüş?

Ezeli ve ebedi haklısın sen.

İşi yokuşa sürelim istiyorsun yani?

Aynen öyle.

Ha siz diyorsanız ki bu işi bugün burada bitirelim,

buyurun protokol önünüzde.

Al işte, dedim ben.

Ne dedin? Ne dedin?

Senin ne dediğin belli mi?

Sen dün tükürdüğünü bugün yalayan adamsın.

Ne oldu mesaj yetmedi şimdi de arıyorlar mı?

Ya, tamam...

Ben beş para etmez bir adamım.

Bırak beni, siktir et.

Benden çok daha iyisini bulursun.

Belki bulmuşsundur bile.

Terbiyesizleşme!

Müsaadenizle.

Bu neden sürekli telefonunu ters koyuyor?

Gördüm.

Allah aşkına bütün erkekler hep böyle mi?

Nereden bilsin?

Pardon?

Yani konuyu hukuki açıdan ele almamızın gerektiğini düşünüyorum.

İnsani bir şey soruyorum.

Evet, ben de insani açıdan cevap veriyorum Kumru Hanım. Yani,

hukuğu bu soğuk adliye koridorlarından çıkarıp

hayatın tam ortasına...

Klima.

Bir minik ara verebilir miyiz lütfen? Ben hemen geliyorum.

Tabii.

Alo?

Kusura bakma hayatım hemen cevap veremedim.

Hı...

Hı...

Hı...

Harika.

Şahane olur.

Dur.

Dinliyorum.

Tamam.

Alır mıydınız Hale Hanım?

Ah, çok teşekkür ederim. Sağ olun.

Rica ederim.

İyi misiniz?

Aşk bitince ilişkiler bitiyor zannediliyor.

Alakası yok.

Konuşmayı beceremeyince bitiyor.

Benim işim çok sürmez.

Görüşürüz tatlım.

Hadi.

- Dediklerimi unutmayın. - Evet.

Devam edebiliriz.

Hale boşanmak istemiyor.

Sen oyuna biraz fazla kaptırdın galiba.

Kadın çok üzgün.

Duruşma günü öyle olurlar genelde.

Gayet normal.

Evet.

Tamam mıyız?

Anlaşmalıdan caydıysanız

çekişmeliye dönüyoruz.

İyi...

Çekişelim.

O hâlde bize müsaade.

Ha, Hale...

Akşam düğünde görüşürüz.

Ha bir de utanmadan düğüne geliyorsun.

Kusura bakma da Meltem'in düğününe gelemeyecek miydim?

Meltem mi?

Meltem.

Benim arkadaşımın kızı.

Malları bölüşüyoruz Haleciğim. Arkadaşları bölüşmüyoruz.

İyi günler.

Hale Hanım biliyorum aceleniz var ama sizden bir şey rica edebilir miyim?

Şevket Bey'in plakasını yazabilir misiniz?

Niçin lazım?

Kontrol etmem gereken birkaç bir şey var da.

Merak etmeyin, bugün bu işi çözdüğümde

bu protokolü imzalamadığına bin pişman olacak.

Bir kadınla buluşacak.

Nereden biliyorsun?

Ben yanılmam böyle şeylerde. Bir de numara yazdı kağıda.

- Ne numarası? - Yukarıda yazarken gördüm.

Yakalayıp fotoğraflarını çekersem donuna kadar alırım. Araba nerede?

Kumrucuda.

Valeye falan verirsin yani.

Kumrucuya araba bırakmak nedir?

İzmir'in avantajı.

İstanbul'da olsa bırakamazsın mesela.

Hayır bırakma zaten. Hiçbir yerde bırakma. Sanayiye götürüp parçalarlar.

Sen öyle can havliyle arayınca seni kurtarmayı düşündüm.

Başka bir şey düşünemedim. Ne yapayım?

Biz bu Şevket'i nasıl bulacağız ya?

İşte İzmir köy olsa çıkar meydanında bağırdık Şevket emmi diye ama...

Bir dedektif falan mı bulsak?

Yasa dışı değil mi?

Vallahi bu Şevket bundan anlıyor.

İARP. Duyarsız, sadakatsiz, inatçı.

Bu harfler ne böyle? Burç gibi bir şey mi?

Yo... Gayet bilimsel. Kişilik tipi.

Aslında bizim İskender abi var, çevresi bayağı geniştir.

Hatta bir polis tanıdığı da vardı. İstersen ona sorabilirim.

Olur, olur.

Tamam.

Abicim...

Çok teşekkür ederim, hemen geliyorum!

Bak.

Gördün mü? Sapa sağlam, tek parça.

İzmirli olduğu için

küçük düşünmüş.

Alayım.

Aç, aç.

"İsmi Kumru olanlara bedavaymış." Öyle dedi.

Alsana bir tane.

- Yok aç değilim. - Al, al sonra yersin. Al.

Peki.

Gençler!

Kim kumru ister?

Al bakalım.

Teşekkürler.

- Teşekkür ederiz. - Bir tane bana da ver bari.

Görüşürüz.

İşte bu kadar.

Şimdi kumrucudan alıyorsun, teşekkür mahiyetinde...

Çocuklara veriyorsun karınları doyuyor.

Demek istediğim, İzmir'in kendi içinde böyle kozmik bir dengesi vardır.

Hı...

Hepiniz meleksiniz zaten. Aynen.

Niye öyle dedin şimdi?

Asansörde kaldın, kurtardım. Dedektif dedin...

...onu da buldum.

- Ciddi misin? - Evet.

İskender abinin kayınbiraderi polismiş.

Plakayı verdim, gelin konuşalım diyor.

Kayınbiraderi mi?

Yok, İskender abi.

Yani derdinizi anlarsam daha iyi yardımcı olurum dedi.

Şimdi eşref saati, suyuna gitmek lazım.

E iyi tamam, hadi neredeymiş?

Yakın, yakın.

E hadi gidelim.

Buralarda bir yerde olacaktı ya.

Bak, tanıyınca çok seveceksin. Acayip kıyak bir adamdır.

Zaten eli kolu uzundur.

İzmir'de girmediği delik, tanımadığı adam yoktur.

Bayılacaksın görünce.

Hah! Bak orada.

- İskender abi? - Vay!

Evlat ne haber ya?

İyidir de...

Hayırdır? Geçmiş olsun.

Yok bir şey be. Ahtapotun biriyle

bir münasebetimiz oldu, dişli çıktı kerata.

Buyurun, hoş geldiniz.

Olmaz, duruşma 16.30'da. Zamana karşı yarışıyoruz.

İskender abi yarışmıyor belli ki.

Hadi, asfalyalarımı attırmayın hadi, hadi.

Allah, topraktan İzmirli.

İskender Bey, bizim telefon numarası, plaka...

Yolladım. Haber verecekler. Hadi buyurun.

Bak, ilgileniyor işte.

İki dakika gönlünü alalım, sonra döneriz hadi.

Hayır Fatih! Fatih hayır, Fatih!

Özlettin be evlat.

Abi valla ne desen haklısın. Kaç zamandır aklımda.

Tanıştırayım.

Senin deniz fobinde mi var?

Hayır, konu o değil.

- Gel, gel. - Fatih hayır, Fatih hayır. Hayır!

Gel artık. Bir şey yok. İşte bu kadar.

Bu kadar. Kumru Hanım, İstanbul'dan misafirimiz.

Hoş geldiniz, memnun oldum.

İsmin güzelliğine bak be.

- Kuş olan kumru. - Gayet tabii.

Sandviç değil.

Kumru kuşunun güzelliği yanında sandviç ne ki?

Buyurun, buyurun. Rahatınıza bakın, oturun.

- Otursana. - Yerleşin. Sizin burası. Buyurun.

Eee, önce böyle bir iki kadeh parlatalım, sonra...

İskender Bey biz önce bir konuyu konuşsaydık sizinle.

Tamam konuşuruz ama önce bir iki yudum alın.

Hayatı biraz ıslatın.

Daha rahat akar.

Aç şunu. Altında rakı var. Bardak var.

Eyvallah.

Hadi.

Ne yapıyorduk bakayım? Tamam.

Ya sen yok musun sen.

Bunu koyayım şöyle.

Heh!

Hıh...

Ya abicim şu rakıyla ilacı karıştırmasaydın keşke. Tut.

Tut, tut.

Bir şey olmaz.

- Tut ya, dur, kırayım sana dur. - ♪ Dolsun bütün kadehler ♪

Heh... Hadi afiyet olsun.

♪ Islansın hayatımız ♪

Gün sonunda 10 puan istiyordun değil mi sen?

- ♪ Gün ağlasın, gün ağlasın ♪ - İç iç, iç ya iç, yarasın.

♪ Varsa bir günahımız ♪

♪ Mahşere kalsın ♪

♪ Sen çoktan, çoktan ♪

♪ Her gün seni ♪

Fatih...

Fatih!

Sence de biraz fazla gitmedik mi suyuna?

Bayağı açıldık.

- Ooo! - Hı hı, ooo!

Şurada çok güzel çupra var ha!

Ee...

İskender Bey, biz telefon numarası demiştik, plaka demiştik.

Haber gelecek dediniz ama ne zaman gelir acaba? Bizim acelemiz var da.

Ha, dur. Tamam, tamam. Da...

Nerede ulan benim telefon?

Bakıyor şimdi.

Evet! Beklediğiniz haber geldi.

Aradığınız cevap bende gençler.

Hah!

- Şevket. - Heh...

- Güngören. - Hı hı...

Evet?

Plakanın sahibi.

Onu mu soruyoruz biz size?

Biz size araba nerede diye soruyoruz

ama siz bizi dinlemiyorsunuz ki.

- Tamam prenses, hallederiz. - Prenses demeyin bana.

Hele hallederiz hiç demeyin. Hallederiz ne ya?

Hallederiz İzmircede salla demek. Ben bilmiyor muyum?

Ya benim müvekkilimin hakkı gasp ediliyor, benim ne işim var sandalda balıkla ya?

Döndürün tekneyi.

- Döndürür müsünüz tekneyi? - Tamam.

Sevdim... Delikanlı kız.

Ya, biraz sakin olabilir misin? Yani...

Ne sakini ya?

Ne sakini olayım? Adam karısını aldatıyor.

Ben burada çupra peşinde dolaşıyorum.

Ya, sabahtan beri aldatıyor da aldatıyor.

Yani nereden biliyoruz adamın aldattığını?

Al bak göstereyim ben sana, izle.

Sen adamı gizlice videoya mı çektin?

İzle bak metresiyle konuşuyor. İyi izle.

Normal konuşuyor.

Ne normal konuşuyor ya?

Kağıda numara yazıyor görmüyor musun?

Eskort numarası.

Olabilir mi acaba diye aklımdan geçiriyorum.

Allah Allah! Ver bakayım, ver.

Bak,

benim için ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsun.

Benim şu an kariyerim, her şeyim bu davaya bağlı.

Ya sana hava hoş,

sandalda balık, balkonda köfte, İzmir-Çeşme.

- Şimdi kayınbiraderiyle konuşur... - Dario Moreno.

Dudaklarını okudum. Dario Moreno diyor.

Yani?

Dario Moreno sokağına gidiyor. Evet.

- Al, al. - Döndür tekneyi! Döndürün tekneyi!

- Yavaş, yavaş, yavaş, yavaş, yavaş. - Tamam, tamam, tamam.

O kadar da yavaş değil.

Daha hızlı kaçıracağız yoksa adamı, daha hızlı devam et.

Ya ben anlamadım ki şimdi ne yapayım. Gel sen kullan o zaman.

- Kullanamam. - Bilmiyorsan da öğretme.

Biliyorum.

Şerefsiz ahtapot. Tek kola gelmem. Amma çok kolun var be.

- Ne dedi? - Rakı üstü ağrı kesici işte.

Ne dediğini o da bilmiyor. Bakma sen.

Ne yapıyorsun sen öyle?

Dört, yedi, sekiz. Nefes alıp nefes veriyorum.

Kırmızı yanmadan geç, çabuk geç, geç!

- Tamam, tamam, tamam, tamam. - Fatih! Fatih! Fatih!

Yavaş, yavaş.

Tutsana adamı, yazık kafasını vurdu oradan oraya.

Ne yapıyorsun? Kumru! Kumru dur!

Ben ne yapıyorum ya? Ben ne yapıyorum ya?

Ben bir buçuk söğüş alayım.

- Dur bekle, ben de geleyim. - Araba?

İskender abi.

Abi polis gelirse arkadaşlar iki dakikaya geliyor dersin, tamam?

Arkadaş gibisi var mı be?

Yok be abi.

Arayacağım Cemo müsait değilim.

- Araba işini hallettin mi? - Çözeceğim bir şekilde.

Bir de sahneye çıkıp söylesen.

Duyamıyorum, arayacağım hadi.

Pardon, pardon.

Pardon, pardon.

- Hadi bakalım. Sizde. - Affedersiniz, pardon.

- Eller! - Affedersiniz çok pardon, pardon.

A aa!

- Fatih ne yapıyorsun, saçmalama. - Uyum sağlamaya çalışıyorum.

Adamı kaçıracağız.

- Sen Şevket'e bak. - Bırakır mısın?

Bayağı iyisin sen.

Niye saçmalıyorsun ya? Tamam, hadi.

Yeter!

A aa!

Fatih... Fatih!

Ah!

Şu tarafa gidelim.

Fatih!

Şevket... Kaçıyor!

Pardon, kaptırdım kendimi. Affedersiniz, pardon!

- Hadi gel. - Yo, hayır.

Hiçbir kuvvet beni buna bindiremez.

E ne yapacağız o zaman?

Yukarı çıkacağız, gel.

Kumru, ya bu sıcakta olacak iş mi? Asansörle çıksaydık keşke.

Ben canımı sokakta bulmadım.

Mümkün değil yetişemeyiz!

Benim bütün hayatım

onun gibi kurnazlarla uğraşmakla geçti.

Kendini akıllı sanan bir İzmir çakalının

beni atlatmasına izin vermeyeceğim!

Yoklar.

Bulacağız ya bir şekilde.

Merak etme.

Ben bir İskender abiyi arayayım.

Şarkı mı yazıyorsun sen?

Yo.

Öylesine karalıyorum bir şeyler yani.

Hımm...

Rasim, alet çantasından şu penseyi kap gel ya!

Penselik iş değil o, bırak bırak!

Yalnız bir konuda İzmir'in hakkını vermem lazım.

Kadın olarak gezip tozmak o kadar rahat ki

hiç kimse dönüp bakmıyor bile.

Sonunda kanına girmeye başladı desene.

Bir konu dedim.

Peki.

Ay!

- Değişelim ister misin? - Olur.

On dakikaya çıkaracaklar arabayı.

Allah'tan çocuklar tanıdık çıktı. Al bakalım.

Abi zahmet etmeseydin, ben hallederdim ya.

Yok, yok, yok. Zaten her şey benim yüzümden oldu.

Arabayı çektirttim, sizi buraya kadar getirdim.

Kızım sen de kusura bakma ne olur. Hani işini gücünü alt üst ettim.

Yok İskender abi senin bir suçun yok. İzmir benimle uğraşıyor işte.

Aa... Bu arada kayınço ile konuştum.

HTS, sinyal, plaka, ne varsa bak dedim.

Ne dedi?

KVKK, MVKK, bir şeyler söylemeye kalktı.

Ulan tepemin tasını attırma, hallet işte dedim.

- İki buçuk, üç civarı arayın dedi. - İyi, bir ihtimal var demek ki.

- Kayınço mu? - Yok ya bir de bu vardı.

Akşam bir düğüne gideceğim de.

Kimin düğünü?

Meltem, bir tanıdığımın kızı.

Alo? He...

Tamam. İnşallah, inşallah.

Hale'yle Şevket'in gittiği düğün.

Burası köy olduğu için köy düğünü. Herkes gidiyor.

Nereden biliyoruz aynı Meltem olduğunu? Belki başka Meltem.

- İskender abi... - Hı?

Ya şu damadın adı neydi?

Mert.

Evet.

Haber gelene kadar anneme uğruyoruz.

Haber geldikten sonra Şevket'e

oradan adliye, oradan da havaalanı.

Evet, yeni programımız budur.

Neydin sen? Yönetici miydin?

- EARD. - EARD.

Ben neyim sence?

Bilmem.

Öğrenmek ister misin?

Öyle öğrenebiliyor muyuz hemen?

Evet, çok basit. Testi var, çözüyorsun. Ver telefonunu.

Al.

Evet.

Hıh... Bu soruları cevaplıyorsun.

Tamam.

Heh... Ee, muhafız.

İLFD.

Tabii ya.

Niye öyle yaptın? Kötü bir şey mi İLFD?

Yo yani kötü değil de onların zararları kendilerinedir diyelim.

Nüfusun yüzde birini oluştururlar

ama dünya üzerinde izlerini bırakırlar demiş.

- Kabuklarından çıkarlarsa... - Sezgisel, prensipli.

Sen ona takıntılı de bence.

Tutkulu, yaratıcı.

Rezil olma korkusuyla sahneye çıkamadıkları için

yaratıcılıkları da boşa gider.

Ne oldu? Burç yorumu gibi miymiş?

Seninki neydi? Bir de sana bakalım.

EARD.

- EARD. - Ben söyleyeyim.

Disiplinli, güvenilir, sadık, kararlı, dürüst.

Katı, inatçı.

Yargılayıcı.

Sen boşuna avukat olmamışsın.

Peki sen?

Yani sen nesin?

Rent a car mı, müzisyenlik mi? Hangisi sensin?

Babamla fiks konumuzdur.

Sağ olsun sürekli tepemde.

Orada kapı gibi şirket dururken, şarkıcılık da ne değil mi?

Aynen öyle.

Pes ettim edeceğim gibi ama. Bakalım, direniyoruz.

Güzel ama ya.

Özendiğim dertler bunlar benim.

Babamı kaybettim de ben.

Başın sağ olsun.

Sağ ol.

On beş sene oldu.

Ama insan özlüyor.

Keşke burada olsa da tepemde konuşsa diyor.

Bende çok baba.

Sende yok baba.

Ama ikisi de aynı kapıya çıkıyor galiba.

Şarkı sözü yazmak sende huy olmuş bence.

Vallahi kafiye olsun diye söylemedim. Öyle geldi aklıma.

Dur!

Ne gülüyorsun?

Affedersin. İyi misin? Gel, gel.

Pardon. Ben, bir anda düşünce...

Araba aşağıda hazır.

Eee, tamam o zaman... Iıı...

Şey, seni nereye bırakıyoruz abi bu arada?

Beni bir yere bırakma, ben artık sizden mesulüm, bitti.

İyi de abi, anlattım ya hani...

Şirket aracı, Kumru Hanım müşterimiz.

Yani benden rahatsız oluyorsanız...

Yok, yok. Ee, bBenim için hiçbir mahsuru yok.

Hadi.

İyi, sen de gel madem.

Usta parayı bıraktım.

Senin bir boyoz işin vardı.

Aman boş ver şimdi.

Şöyle yapalım, İskender abi arabada beklesin,

biz iki dakikada alır geliriz. Ne dersin?

Bakma saatine, bakma.

O programındaki 15 dakikalık küçük beyaz bir boşluk var ya

o arada gider geliriz, söz.

Anlaştık.

Anlaştık.

Teşekkürler.

Rica ederim.

Bu boyozlar kime?

Ay, Doruk istedi.

Erkek arkadaşın galiba.

Yok, yaşam koçum.

O nasıl bir şey ya?

Yani basbayağı yaşam koçu işte.

Böyle yolumu kaybettiğim zaman falan bana yön veriyor.

Sen baya bir yolunu kaybediyorsun anlaşılan.

İyi misin?

İyiyim.

Kumru!

Kumru, ne yapıyorsun sen burada ya?

Gülcem!

- Sürpriz! - Ya kızım sen ne manyaksın ya!

- Ben de bu nereden çıktı diyorum! - Ya işte...

İstanbul'da davan vardı, akşam pat diye düğüne gelecektin değil mi?

- Pat diye. - Orospu!

Ay ben de içeride Burcularla oturuyorum...

Baktım Kumru geçiyor ama olamaz da diyorum.

- Ya işte tesadüf. - Ya işte sobelenirsin böyle.

Bu yakışıklı bey kim? Tanıştırmayacak mısın?

Fatih ben. Memnun oldum.

Memnun oldum Gülcem. Düğüne mi sizde?

Yok. Ee...

Ben aslında dava için...

Aa, ne davası?

Ee, bizim büronun burada bir işi vardı gelmişken onu da halledeyim dedim.

Fatih de sağ olsun bana yardım ediyor

ama biz de birazdan ayrılacaktık zaten.

- Öyle bir planınız yoktu yani? - Yok, ı-ıhh.

Ee kızım madem boşsun niye aramıyorsun?

Ay ne bileyim, öyle her şey bir anda gelişince.

Tamam dur ben içeridekileri satıp hemen geliyorum.

Yok yok yok. Sen hiç şey yapma.

Bak sabahtan beri Burcu'nun eski sevgilisini dinliyorum.

Zaten içim şişti.

Yok, yok Gülcemciğim. Sen hiç planını bozma lütfen.

Ya kırk yılda bir seni bulmuşum. Dur iki dakika hemen geliyorum.

İşte şimdi yandık.

Ne oldu?

Ya bu Hale'yle Şevket'in gittiği düğün var ya hani,

İskender abi de gidiyor.

Meltem'le Mert'in düğünü.

İşte o Meltem benim arkadaşım.

Ha, senin de arkadaşın.

Gülcem'le ortak arkadaşımız.

İstanbul'da işim var, düğüne gelemem demiştim.

Neydi senin şu harflerin özelliği?

Kararlı, dürüst, güvenilir.

Mümkün değil bu işin içinden çıkamam.

Akşam düğüne gitmek zorundayım.

Akşam altı buçukta bitmiyor o zaman iş.

Şimdi şöyle yapıyoruz.

Gülcem'i postalıyorum.

Elbise almaya gidiyoruz.

Oradan anneme, oradan adliye. Ondan sonra akşam düğün.

Gecede son uçakla İstanbul. Evet yeni planımız bu.

- Ee, İzmir'de kalsan? - Hı?

Yani sesli düşünüyorum.

Geldim.

Gülcemciğim ya, seni de böyle ayaklandırdık

ama bizim planlarda birazcık değişiklikler oldu.

Fatih'in bir tanıdığı bizimle onların bir işi çıktı.

Beni anneme bırakacaklar.

Seninle de akşam düğünde görüşelim olur mu?

A aa, niye be? Ben de gelirim.

Çok özledim Gönül ablamı, onu da görmüş olurum.

Yani ama baş başa kalmak gibi bir durumunuz varsa

o zaman tabii ki...

Yo, yo...

- Yani... - Yok, yok.

- Ee hadi o zaman, yürüyelim. - Bu taraftan.

Hı...

İyi, sen de gel.

Benim bir telefonla görüşmem lazım. Arabanın orada buluşuruz.

Kız bunu nereden buldun? Bu taş.

Arkadaşım...

Büyük enerjisi var bunda. Bak en az...

- Kesin. - Gülcem, saçmalama!

Ben diyeyim. İstemiyorsan ben alayım, çocuk boşa gitmesin.

Ne oldu abi? Kal geldi.

Tamam, tamam şaka yaptım dokunmuyorum merak etme.

Cemo, Allah'ını seversen bir saniye dur, beni dinle.

Bak, ben geleceğim tamam mı?

Sinan abiyle de görüşeceğim.

Araba işini de şimdi hallediyorum.

Yalnız beni bir saat bir arama, tamam mı?

Bana bir müsaade et. Hadi kapatıyorum.

Ne oldu?

Abiciğim, çaktırma.

- Sana acil işim düştü. - Nedir?

Şu senin minibüs duruyor mu?

Evin önünde emekli, yaşlı öyle yatıyor.

Tamam, süper.

Bu akşam gideceğin düğün var ya Kumru da oraya gidiyor.

Sen benim arabayla Kumru'yu düğüne bırakırsın,

ben de senin minibüsle Bodrum'a gideceğim, tamam mı?

Benim emektarla Bodrum mu? Yolda kalırsın ha.

Anlatacağım abi. Gülcem.

- Kumru'nun arkadaşı, İskender abi. - Memnun oldum.

- Memnun oldum. - Ben de, ben de.

- Geçelim mi arabaya? - Hadi.

Geç sen böyle.

Sağ ol.

Karantina Adasındaymış annem.

Beni buradan alın diyor.

Peki.

Yıldız Tilbe'nin keşfedildiği pavyon da buralarda bir yerdeydi.

- Aaa, buralarda mı o? - Evet, evet buralarda olması lazım.

Hee...

Şimdi, Yıldız burada çıkarken Sezen Aksu bir gece dinlemeye geliyor.

Ama Yıldız'ın programı bitmiş.

Kara kara düşünüyor tabii ne yapayım ne yapayım derken

uzaktan tuvalete giderken görüyor Sezen'i.

Bizimki hemen peşinden.

Diyor ki, ''Ben seni bekledim hep. Beni bir kere dinle.''

Sezen "Tamam," diyor.

Bizimki tekrar çıkıyor sahneye, bir söylüyor.

Sezen diyor ki, sen gel bakayım benimle İstanbul'a.

İşte gidiş o gidiş.

Bu işler şans işi biraz da.

İskender abi haber var mı?

Hı... Bakayım canım.

Yok. Yok.

Gördüm, şurada annem.

Şurada tek başına bir hanımefendi var, o mu?

- Hımm... Ta kendisi. - Ben hemen giderim yanına.

- Yok gitme, arayayım gelsin. - Bir şey olmaz, sandaletlerim var.

Ben de kendisine eşlik edeyim. Neydi adı annenizin?

Gönül.

İsabet.

Gönül abla!

- Gönül abla! - Aaa!

Gülüm! Gülcem!

Sen nereden çıktın kız?

Ay, seninkini Alsancak da sobeledim. Sürprizini bozdum.

Aaa!

Hanımefendi saygılar.

Merhaba.

Bendeniz İskender.

- Gönül. - Gönül.

Ben çoktan ezberledim.

Çok naziksiniz İskender Bey.

Bir problem mi var?

Var bence.

Babam burada öldü benim.

Çok dolaştık ben küçükken.

Babam memurdu.

Annem buralı.

Tutturdu İzmir'e taşınalım diye.

Babam da tayinini istedi, istedi...

Sonunda oldu.

Geldiğimiz gibi birileri kafayı babama taktı.

Güzel İzmir'in

melek insanlarından iki tanesi.

Zimmetine para geçirdi dediler babam için.

Babam davayı kazandı.

Kazandı ama bir daha hiç o eski adam olmadı.

Sonrasında da...

İki ay kaldık biz burada.

Urla Devlet Hastanesiydi ya eskiden.

Hiç unutmuyorum...

...bir gün şu merdivenlerden çıkıyoruz.

Ama babam bayağı zayıflamış.

Böyle küçücük kalmış.

Belliydi yani artık.

Elini tuttum, böyle sıcacık...

Kafamı kaldırdım.

Baktım.

Gülümsedi.

''Kumru sen bana benziyorsun ama benim gibi olma tamam mı?'' dedi.

Hayat dalgalı, fırtınalı.

Ama sen önüne bak.

Hiçbir şeyden korkma dedi.

Ertesi hafta da...

Babam burada öldü.

Annem de önünde denize giriyor.

Nisan ayında, Kasım ayında benim adresim hep belli. Aynı.

Narlıdere balıkçı barınağı.

Benim de küçük bir teknem var biliyor musunuz?

- Öyle mi? - Evet, adı Hasret.

- Tanju Okan'ın teknesinin adı. - Tanju Okan'ın teknesinin adı.

Ay, bebeğim!

Bir tanem!

- Hoş geldin annem. Yavrum. - Hoş bulduk anne.

Fatih, arkadaşım.

Merhaba canım.

Merhaba.

- Sen devam et... - Tamam, tamam.

- Buyurun. - Fatihciğim beni ön tutuyor.

Ne zamandan beri anne?

- Kumru tutuyor, sen geç yavrum işte. - Gönül Hanım buyurun böyle siz.

- Anne, iki dakika gelsene. - Hı?

Akşam düğüne gideceğim, elbise lazım.

- Ama Gülcem duymasın. - Tamam, evde hallederiz.

Anne düğünün için elbise diyorum, ne evi?

Tamam Kumrucuğum, hallederiz diyorum bebeğim.

Hadi annem, gel sen benim güzel kızım.

- Buyursunlar. - Gel güzel kızım.

Size de zahmet oldu.

Rica ederim, ne zahmeti. Bindiniz değil mi siz?

Siz ne işle meşguldünüz İskender Bey?

Otomobil işlerinden emekli ama kalben denizci.

Ay ne güzel.

Siz?

Ay pardon.

Şimdi...

Bu önemli. Ben buna bir bakayım. Bir saniye.

Efendim.

Ha canım.

Karantinadaydım eve dönüyorum. Söyle yavrum.

Aa tabii gelirim ben.

Aşk olsun. Tamam sen kapat telefonu canım. Hadi öptüm. Hadi canım.

Hıh...

Şimdi ilerideki ışıklardan sola dönüyoruz çocuğum.

- Anne, vaktim yok benim. - Beş dakika uğrayacağız Kumrucuğum.

Beş dakikam falan da yok, zaten günüm alt üst oldu.

- Ama kız kötü durumda. - Kim o?

Yani genç bir kız, benim müşteri. Yani acil bir şey olmasa aramaz.

- Ne olabilir ki acil? - Yavrum nereden bileyim ben?

Bugün mutlaka yanına bir uğrayayım dedi.

Belki uygun bir şey verirsin dedi.

Sizin iş tam olarak ne üstüne? Eczane mi?

- İç giyim. - İç giyim.

Öyleli bir aciliyet.

Tabii ben bunlarla uğraşa uğraşa

mahallenin Gönül ablası oldum.

Sağ olsunlar; arıyorlar, soruyorlar, danışıyorlar.

Sen mahallenin Haydar Dümen'i olmuşsun ya.

Öyle deme! Bak şimdi bu kız mesela yeni evli.

Kocasıyla bir türlü birbirlerine ısınamadılar bunlar.

- Anne. - Adam kıza diyormuş ki,

ne o öyle asker arkadaşım gibi yatağa giriyorsun.

- Aaa! - Anne.

Ay, tabii bu da kimseye anlatamadığı için.

Tabii ben de tecrübeli ve deneyimli olduğum için...

Anne!

A aa... Ne bağırıyorsun Kumru?

Müşterinin, dükkânının sırası mı şimdi?

Bir de kalkmış denize giriyorsun. Hem de nerede?

İki dakika göreceğim zaten seni şurada.

İki dakika görme Kumru.

Kal evde annenin yanında.

Hani madem gelemiyorsun...

Bak plaja kadar gelmişsin

zahmet et arabadan in de gör anneni. Hı?

Aman, annemi arayayım da bir kavga edelim ya,

canımı çektirdiniz valla.

Bölüyorum ama...

Biz tam olarak nereye gidiyoruz şu anda?

Düz eve çocuğum, düz eve.

Kız bekliyordu hani?

Ben onu başka bir şekilde hallederim çocuğum, sağ ol.

Herkes her şeyi hallediyor zaten.

- Geç, geç, geç. - Bu ne sıcak öldüm susuzluktan.

Dolapta fesleğenli limonata var.

Aç mısınız İskender Bey?

Açım.

Var, dolapta yemeğim var.

Üç, beş, sekiz?

Girsene.

Odan güzelmiş.

Güzeldir.

Baban mı?

Ben anneme biraz fazla sert çıktım, değil mi?

Biraz.

Kavga etmeyeceğim, etmeyeceğim diyorum ama daha gelir gelmez...

Anne-babalar böyle.

Elaleme bal madem, bizim damarlara basarlar.

Benimkinin zaten olayı o.

ELFP. Oyun kurucu.

Onlar ne?

Koltuk değnekleri.

Bir düğün gecesi hatırası.

Uzun hikâye, boş ver.

Vardır canım kısa bir versiyonu.

Anlat.

Bir sevgilim vardı.

Deli gibi âşıktım.

Sonra bir anda beni terk etti.

Üstüne de o yaz

- pat diye evlendi. - Bayağı Hande Yener şarkısı bu.

Biz birlikteyken senin bu kızla ilişkin vardı,

başka türlüsü mümkün değil, dedim.

İnkâr etti.

Onunla evlendiği akşam da

biraz kafamı dağıtmak için dışarı çıktım.

Sağlam dağıttım.

Gittim arabayı duvara çarptım.

Bir platin burada.

Bir platin sırtımda.

Tam bir ay kaldım hastanede.

Buradan yürüyerek çıkarsam

bir daha asla İzmer'e ayak basmayacağım dedim.

Ama buradasın.

Buradayım.

Neyse.

İşte o arkadaşımız...

...Onur.

Bu akşam eşiyle birlikte düğüne geliyor.

Bu yüzden düğüne gitmek istemedin.

Bu yüzden araba kullanamıyorum.

Niye hâlâ buradalar?

Artık ihtiyacın yok bence.

- Kumru, şunu bir denesene. - Ne bu anne?

Nişan elbisem.

Öylece duruyordu.

Bugüneymiş.

Anne.

Canım...

Teşekkür ederim.

Güzel kızım.

- Hadi giy de gel. - Tamam.

Sen ne iş çeviriyorsun birader saatlerdir?

Ne işi çevireceğim abi?

Sabahtan beri kırk takla atıyorum zaten burada, haberin yok.

Bu arada araba işini çözdüm gibi.

Sen neredesin şu an?

Güzelbahçe tarafındayım.

Sen solist buldun mu?

Hocam sen akşam geliyor musun, gelmiyor musun?

Onu bir net söylesene bana.

Fatih, hayatta bir kez kalbinin sesini dinle.

Bir kez cesaret et ya!

O kadar söz verdim Sinan abiye.

Alo?

Geliyor musun, gelmiyor musun?

Ben gelemeyeceğim Cemo.

Bak net söylüyorum tanımam seni.

Geçerli bir mazeretim var.

Yalan söyleme lan, sabah yoktu.

Sabah yoktu, şimdi var.

Nasıl?

Oldu mu?

Ah, Kumru.

Çok güzel olmuşsun.

Güzel kızım benim.

Çok güzel olmamış mı İskender Bey?

Ama kızımız

güzelliğini sizden almış.

Anneciğim.

Çok teşekkür ederim.

Gerçekten çok teşekkür ederim.

Canım.

Kim?

Önemli değil sana bahsettiğim kız, ben onu sonra şey yaparım.

Ee anne aç hadi.

Aç, belli ki kızın sana ihtiyacı var. Hadi.

Efendim canım.

Ben böyle başladım ama...

Afiyet olsun.

İskender abi, hâlâ bir haber yok değil mi?

Yok kızım, mesaj da attım ama cevap gelmedi.

Bulamadılar belli ki.

Dur ben biraz daha sıkıştırayım şunları. Dur.

Çok güzel olmuşsun.

Teşekkür ederim.

Güzeldin zaten de

bir başka güzel olmuşsun böyle.

Kayınbiraderiyle mi konuşuyor?

Hı hı... Ee...

Durumlar pek parlak değil de.

Yani zaten belliydi başından böyle olacağı.

530, 540, numara, kod ne varsa araştırmışlar.

İzmir de kayıtlı böyle bir numara bulamamışlar.

Ay tamam canım, tamam. Ne olacak?

Getiririm ablacığım ben. Tamam, sıkıntı değil.

Sen bana adresi ver.

1286 Sokak.

Ha! Bildim, bildim. Tamam canım, Alsancak. Bildim.

Hadi kapat sen. Tamam, tamam canım benim. Hadi.

Öptüm, bye.

Bir dakika, bir dakika. Ne dedin sen?

1286 Sokak, Alsancak.

- Telefon numarası değil ki bu. - A aa!

Anlamadım?

Yani telefon numarası değil, adres bu.

Saat 15.45, 1381 Sokak. Buluşma adresi.

Saat kaç?

Üçü on geçiyor, ya mümkün değil. Yetişmemiz mümkün değil.

Şevket'i yakalasak, duruşmaya geç kalacağız.

Bir dakika, bir dakika. Dur, dur, dur. Hallederiz.

İkiye bölünelim.

Siz adliyeye gidin, ben de Şevket'in fotoğrafını çekip

- size mesaj atayım. - Vallahi süper olur İskender abi.

İskender Bey, ben de sizinle geleyim. Malum eliniz...

A aa, hayrola?

Ya bizim duruşmayla ilgili önemli bir gelişme oldu.

Benim adliyeye gitmem lazım, artık akşam düğünde görüşürüz.

Hayır abi.

- Eğlence sizde. - Ee bir sen eksiktin, hadi gel.

A aa, tabii ki!

- Gülcem, oyalanma çabuk. - Ay, tamam, tamam!

- Anne, siz de taksi çağırın. - Çağırdım bile.

Ya iyi de siz adamı nereden tanıyacaksınız ki?

Videosunu yolla videosunu.

Heh! Doğru tamam.

- Kumru dikkat edin! - Tamam! Hadi bas, bas.

Kumru?

Gitmiyorlar!

Gidiyoruz.

Çok rahatlar.

Ee, İzmir.

Cemo.

Allah'ın adını verdim, beni bir rahat bırak olur mu?

Ya ne olur acelem var diyorum.

Sana dediğim istikamette misin?

- Evet. - Üst kilit, aşağıdan geliyorsun.

Evet.

Neredesin sen şimdi? Kültürpark civarı mı?

- Evet Cemo. - Montrö'yü geçtin.

Geçtim.

- Lozan'ı dönüyorsun. - Evet şimdi döndüm.

- Sağa sola bakma, önüne bak! - Fatih! Fatih, dur!

Yavaş! Yerler yaş!

Geç, geç.

Ne biçim adamsın lan sen?

Hadi kendi hayallerine saygın yok, benimkiler de mi yok?

Hayatımın en önemli gecesi dedim sana!

- Senin ağzına sı... - Sakin!

Denizkızı?

Gülcem ben.

Cemo Moreno.

Dario Moreno'nun akrabası mısın?

Sahne adım. Ustaya saygıyla.

Bak adam bu.

- Bakayım. - Ah...

Ay... İnşallah geç kalmamışızdır.

Yok yetişiriz merak etme.

Hayır, sizi de işinizden alıkoyuyoruz ama.

Gençlerin işi hallolsun da.

Sizde çocuk var mıydı İskender Bey?

İki tane.

Rahmetli eşimin önceki evliliğinden ama benim için

kanımdan, canımdan.

A aa! Adam şurada!

- Tamam. Dur şurada. - İskender! Durdur. Dur, dur, dur!

Sen hemen koş!

Dur! Gittim ben!

Dur.

Birinci kattaydı değil mi?

Evet, evet, birinci kat.

Güzel.

Ne oldu?

Birinci kata çıktılar.

Gel, gel.

- Allah Allah! - Bu ev de boş gibi.

Boş ev fantezisi.

- Kesin. - Yok artık.

Gel, gel.

Aradın mı Sinan abiyi?

Mesaj attım Cemo, haber bekliyorum.

Ya ben halledeceğim senin işini merak etme.

Suçu taammüden arkadaş satmak.

Herifin kaprisi yüzünden sahneye çıkamayacağız ya.

Geçerli bir mazereti varmış.

Bu konuyu sonra konuşalım mı Cemo?

Geçerli mazeret mi?

- Cemo. - Niye? Sen beni satarken iyi.

Satmadım. Bak uğraşıyorum görüyorsun.

Ulan sahneye çıkmıyorsun. Adamı aramıyorsun.

Mesaj attım dedim ya.

Aa, ne ya geçerli mazeret?

Cemo kapatsana şu konuyu.

Kız meselesi.

Ne yapacan?

Kız meselesi açık çektir bizde.

Yani ne yaparsan yap satmış sayılmazsın.

Burada bahsi geçen kişi denizkızı değil umarım?

Yok. I ıh...

Ben de gelseydim?

Yok, gerek yok. Siz kalın.

Yalnız bırakmayayım dedim.

Şimdi yine kalabalık gelirler falan.

Ben aslında öylesine söylemiştim Cemo'ya bu arada.

Yani yakamdan düşsün diye.

Şimdi kız meselesi demesem

başıma dert olacak.

Ben biliyorum Cemo'nun huyunu yani o yüzden.

Hiçbir şey demeyecek misin? Hiç olmazsa bir göz devirseydin.

Yok bir sorun yok.

Öyle olsun.

Bulmuşlar.

Efendim?

Annemler Şevket'i bulmuşlar.

İyi bari.

Yavaş, yavaş.

Ay, kolun sakat, ben çıksaydım.

Kolumuz sakat olabilir ama biz daha ölmedik.

Gönül Hanım...

Yavaş, yavaş, yavaş.

Hah... Hah...

Gördün mü?

Oradalar mı?

Banyosu çalışıyor değil mi?

Gel, gel. Arkaya geçelim.

Görüyor musun bak? Elini kolunu sallaya sallaya.

Terbiyesiz herif.

- Tamam mı? - Tamamdır.

Hadi in. İn, in, in.

Yavaş.

Şevket katılmayacak mı?

- Sadece avukatı olacak gibi görünüyor. - Hımm...

Şaşırdık mı?

Bana bir şey sorar mı Hâkim?

Konuştuğumuz gibi, şiddetli geçimsizlik diyeceğiz.

Gerçeği söylesem?

Beni yalnız bıraktı.

Yanımdayken de hep uzaktaydı, desem mesela olmuyor mu?

Mahkemeler yalnızlığı umursamıyor.

Maalesef.

Fatih Bey farklı bir avukat.

Bizim ekibe katılsın bence.

Davacı Hande Şahin.

Avukatı Çağdaş Aslan.

Davalı Melike Güral.

Avukatı Celal Karadeniz.

- Hale Hanım... - Hı?

Benim size bir şey göstermem gerekiyor.

Nedir?

Gençmiş.

Yanılmış olmayı ben de isterdim.

Ama maalesef ki şu an durumumuz bu.

Davacı Şevket Güngören!

Avukatı, Orhan Musluoğlu.

- Hadi artık bitirelim şu işi. - Davalı Hale Güngören.

Avukatı, Kumru Tanyas.

Sen bekle burada.

Kadın yıkıldı resmen.

Daha sağlam ayağa kalkar.

Hep öyle oluyor.

Ee, bu müzisyenlik işi para getiriyor mu?

Yani getirmiyor ama getirecek.

Acayip bir şarkı yaptım.

Fatih Bey zahmet edip sözleri yazarsa getirecek.

Haa...

Sen besteliyorsun, o yazıyor yani.

Aynen öyle.

Ama başka işler de yapıyorum.

İşte dalış hocalığı, barmenlik filan.

- Kokteyl konusunda çok iddialıyım. - Ah...

- Bana da yapar mısın? - Yaparım.

Ama ben öyle her kokteyli içmem, haberin olsun.

Benim favorim Bloody Mary.

Ne o öyle öksürük şurubu gibi?

Bir düşüneyim bakayım, sen ne kadınısındır?

Düşün bakalım ne kadınıymışım ben.

Whiskey Sour?

Ekşi gibi mi görünüyorum?

Cık... Yok. Ee...

Pink Dream o zaman, ha? Rom, vermut, gülsuyu.

Gülsuyu mu? Haminne gibi...

Yok, o da olmaz.

London Mule... Ha?

Londra soğuk,

yağışlı.

Böyle

daha sıcak,

ateşli bir şey, mesela

İzmir Mule.

Ha...

Buldum.

Tam sana göre bir tarifim var.

New Adventure.

Adı güzel, yeni maceralar.

- Tadı? - Yoğun aromalı.

- Bitter sweet. - Hımm...

Ne diyorsun?

Bilemedim sana güvenebilir miyim?

Neden?

Baksana, New Adventure'ı duyunca

favorim dediğin Mary Hanım'ı hemen postaladın.

Ben senin bildiğin kızlardan değilim diyorsun yani.

Yok.

Tam da senin bildiğin kızlardanım diyorum.

Ay, Doruk...

Her şey son anda birdenbire halloldu. Mucize gibi bir şey.

Mucize diye bir şey yok Kumru.

Neydin sen söyle bana.

Yönetici.

Bravo. Sen yönetici gibi davrandın.

Evren de sana bütün kapılarını açtı.

Ayy, bir de şu düğünü atlatabilsem.

Aklına gelen kim varsa herkes orada olacak.

Hop yine düştün gölgeye. Senin planında başkaları ayrıntı.

Düğüne gideceksin, yapman gerekeni yapıp döneceksin.

Gelmişken bir iki gün kalsam diyorum.

İzmir'le işin bitti Kumru.

Hiçbir şeyin seni yolundan çıkartmasına izin verme.

Şimdi söyle bana, sen nesin?

Yönetici.

Neyse, kapatıyorum.

Çıkalım mı?

Keyfin yerinde bakıyorum.

Keyifle demeyelim de rahatladım diyelim.

Bitti mi şimdi?

Boşandılar mı?

Yok, hayır. Ama işin zor kısmı bitti. Bundan sonrası sadece formalite.

İşe yaradı yani fotoğraflar.

Dosyaya koymadım ki.

Nasıl yani?

Hâkim bu aşamada usulsüz delil derdi.

Dur bakalım, lazım olursa ileride kullanırız.

Niye o kadar uğraştık o zaman?

Hale için.

Yoksa son anda vazgeçecekti.

O adamdan kurtulması için somut bir nedene ihtiyacı vardı.

Biz de onu verdik.

- Gülcemciğim. - Kumrucuğum.

- Hayırlı işler tatlım. - Sağ ol.

- Cemocuğum, hadi yine iyisin. - Ne yaptınız?

Yok, biz bir şey yapmadık.

- Sinan abiden mesaj gelmiş. - Ne diyor?

İstiyorlarsa gelsinler, çalsınlar yarım saat diyor.

Ha...

Balçova tarafında araba hazır.

- İstersen seni Konak'a bırakayım... - Lüzum yok.

- Ben gitmiyorum birader. - Allah Allah!

Düğüne geleceğim.

Geçerli bir mazeretim var.

Hayatının konseriydi hani?

Konser bugün olmaz, yarın olur.

Ama bir daha böyle bir macera ne zaman karşıma çıkar o belli olmaz.

Ya, keşke aranızda aklı başında biri olsa ama maalesef İzmir.

Bana bak sen de geliyorsun değil mi düğüne?

Ee...

Şoförünüz olarak tabii.

Saçmalama davetlisin tabii ki. Değil mi Kumru?

İstiyorsa tabii ki.

Ne diyeceğim, düğün erken biterse eğer bizim mekâna mı gitsek?

Ha? Sana da o kokteyli denetirim.

Olur.

Benim durum biraz karışık.

İstanbul'a dönmem lazım.

Hayda, ne oyunbozanlık yapıyorsun Kumru?

Öncesinde gidelim o zaman, şimdi.

- Evet! - Düğüne altlık gibi.

O da mı olmaz?

Hadi.

- İyi peki. - Heh!

Oley!

Ama gitmeden benim bir minik eve uğramam lazım.

Tabii ki.

Gülcem EARP, Cemo EAFP.

Girişimci ve eğlendirici. Tam buldular birbirlerini.

Senin şu harflerle aslında doğru insanı bulunmak gerekmiyor muydu?

Niye çalışmadı eski sevgilinle?

Kişilik tiplerini bilmiyordum o zaman.

Şimdi biliyorsun.

Ne lazım sana? Yani...

Yöneticiye ne uyuyor?

Muhafız değil, onu anladık.

Çalışan, köle?

Vay, Cemo!

Geliyor bizimkiler.

Sizi...

- ...uçuracam. - Tonguç! İki New Adventure.

Kızım, nerede kaldınız ya?

Çocuklar, size bir haberimiz var.

Dur, evleniyorsunuz?

Hayır, işi bırakıyorum.

Cemoların menajerliğini yapacağım.

Evlenseydiniz daha iyiydi sanki?

Çift ismimiz yıkılıyor.

Gülcemo. Gülcem-Cemo, Gülcemo.

Brangelina götümü yesin.

Çarpı dörtte yaşıyorlar ilişkiyi.

- Ay, Gülcem ya... - Kızım, âşık olduk diyorum ya.

Ya öyle bir anda pat diye yani.

- Evet. - Olamaz mı?

Yani insan bir anda âşık olamaz mı? Çok mu anormal?

Ne bileyim, İzmirli olunca normal sanırım.

Hayda, ne oldu ya?

Biz niye sevdiremedik sana hâlâ bu şehri?

Şimdi niye ne olduk ki birden seveyim ben İzmir'i?

Her şey de istediğin gibi oldu.

Dedektif de bulduk. Fotoğrafı da çektik.

Şirketin işlerini de aldın. Hatta fotoğrafı Hale'ye de gösterdin.

Hale'yle Şevket'i ayırdın.

Bir dakika, bir dakika. Ne yaptım?

Ayırdın.

Ben mi ayırdım Hale'yle Şevket'i?

Kim ayırdı?

Kimse, kendileri istedi.

Hayır, yani Şevket'ten şüphelendin, peşine düştün.

Haklı çıktım.

Tamam, onu diyorum işte, haklı çıktın, ayırdın.

Onun da suçlusu benim yani.

O anlamda demiyor ya.

Yani ne bileyim.

Hale mutluluktan havalara uçmuyordu gördün.

Bugün tabii ki öyle olacak çok normal.

Evliyken çok mu mutluydu sanki?

Bıraksaydın bence bir kez daha denerlerdi.

Ben bıraksaydım?

Sen ne biliyorsun ya? Sen kaç boşanma gördün ki?

Boşanıp başkasıyla mutlu olan kimseyi görmedin mi hiç?

Annemle babam boşandı mesela. İkisi de mutlu değil.

Ha, senin uzmanlığın oradan.

Söyleseydik mahkemeye, keşke seni bilirkişi atasalardı.

Boşanmaya iş gibi bakmazdım en azından.

Sen Hale'yle Şevket'i mi bir arada tutmaya çalışıyordun

yoksa annenle babanı mı?

Sen Şevket'in mi peşinden koşuyordun yoksa eski sevgilinin mi?

- Ben işimi yapıyorum. - Tamam. Gurur duyabilirsin işinle.

- Çok güzel yaptın işini. - Teşekkür ederim.

Bir gün senin de kendi işin olursa o zaman konuşuruz bence.

Ne demek şimdi bu?

Şu demek, müzisyensin

ama sahneye çıkamıyorsun, şarkı yayınlayamıyorsun, yersen.

Ya sabahtan beri gözümün önünde şarkı yazıp duruyorsun

daha iki satır bile söyleyemedin korkudan.

- Ne alakası var şimdi korkuyla? - Ne alakası mı var?

Ya sen kör müsün ya?

Yıldız Tilbe'yi anlatıp duruyorsun, kadının hikâyesi

baştan aşağı cesaret ama sen ona bile şans işi diyorsun.

Aman ne tespit, bravo.

Niye? Yanlış mı? Hı?

Sen bence İstanbul'u da o yüzden sevmiyorsun.

Sahne orada, spot ışıkları orada.

Ama sen burada kendi çöplüğünde mutlu mesut yaşa.

Ay, pardon! Sana baban engel oluyordu değil mi?

Yersen.

Keşke sen de babanın nasihatini doğru dinleseymişsin.

Ne diyorsun sen ya?

Ne diyeceğim? Hiçbir şey demiyorum.

Yok, yok anlat dinliyorum seni.

- Ee peki anlatayım madem. - Anlat.

Esas korkak sensin diyorum.

- Öyle mi? - Evet.

- İzmir dahil her şeyden korkuyorsun. - Hı hı...

Tutturmuşsun kişilik tipi diye bir şey.

- Önünde insan değil harf görüyorsun. - Hı hı...

Ya çizgisiz, plansız hareketin, adımın yok Kumru.

Çünkü ben hayatı sizin kadar gevşek yaşamıyorum.

Benim bir planım var, yolum var.

Evet o planlara da İzmir engel oluyor değil mi? Yersen.

Evet. Aynen öyle, İzmir engel oluyor.

Ya Kumru bırak. Kaçıp gidiyordun zaten.

Ya Gülcem'e yakalanmasan şu an uçaktaydın.

A aa! Bir dakika bir dakika. Bana görünmeden mi kaçacaktın?

- Düğüne gelmeyecektim aslında. - Niye?

Ne demek niye Gülcem?

- Biliyorsun. - Ne ya bilmiyorum.

Onur da orada olacaktı. Beni kandıran,

bana yalan söyleyen bir adamın karşısında mı oturacaktım bütün gece?

- Ne yalanı ya? - Karısıyla güya benden ayrıldıktan sonra

- tanışıp sevgili olmuş ya hani. - Ah!

Sen hâlâ oradasın değil mi Kumru?

Konuştuk bunu, senden sonra başlamış dedim sana.

Beni teselli etmek için söyledin.

Hayır, sordum soruşturdum.

Ya bırak Allah aşkına Gülcem ya, ben yanılmam.

Ama yanılıyorsun işte.

Boşanıp başkasıyla mutlu olmuş insanlardan

bahsedip duruyorsun Kumru.

Onur da başkasıyla mutlu olmuş.

Kiminle oluyorsa olsun, bana doğruyu söylesin.

Söylüyor zaten, sen doğruyu beğenmiyorsun.

- Ne alakası var? - Basbayağı var.

Bir insanın bu kadar kısa sürede biriyle tanışıp evlenmesini

o köşeli dünyana sığdıramıyorsun.

Öyle mi?

Öyle.

Ya hayat böyle bir şey değil.

Aşk böyle bir şey değil.

Sen böyle yaşamıyor olabilirsin ama bir takım insanlar böyle yaşıyor.

- Ben böyle yaşıyorum. - Aynen canım görüyorum.

İşsiz güçsüz birini bulup iki saatte işini gücünü

her şeyini bırakıp gittin.

Biz sana layık değiliz Kumru, ya.

Sana kusursuz hayatında mutluluklar diliyorum canım.

Gülcem.

Git, sen ikna falan olmazsın, sen git

gene duvara çarp.

Yürü.

Yürü!

Hesabı alabilir miyiz?

Burada değil miydi?

Çekmişler arabayı.

Eşyalarım, tabletim, dosyalarım, her şeyim gitti.

- Şimdi hallediyorum, merak etme. - Halletme.

Siz hiç bir şey halletmeyin artık. Yeter ya!

Sana da arabana da İzmir'ine de yeter artık!

Dur!

- Ay... - Oh...

- İyi misiniz? İyi misiniz? - Ablacım ne yapıyorsun ya?

Bir şeyiniz yok değil mi? Çok özür dilerim.

- Salih iyi misiniz lan? - Arıyorum, arıyorum.

- Gel, gel dostum gel. Alo? - İyi misiniz?

- Ah be ablam be. - Arkadaşlar iyi misiniz?

Ne oldu?

İfade verdim, bir şey yok.

Ee... Müzisyenler?

Şikâyetçi olmadılar.

İyi.

Ama akşamki düğüne çıkamayacaklar.

Bu düğün...

Meltem ve Mert'in düğünü.

Şaşırdık mı?

İzmir yine yaptı yapacağını.

İstanbul'a dönüyorum ben.

Ee...

Araba aynı yerde, istersen ben hemen gidip...

Gerek yok. Taksiyle giderim.

Eşyaların arabadaydı.

Eve gönderirler.

Gidiyorsun yani.

Kendine iyi bak.

Sen de.

Benim çok acil havaalanında olmam lazım,

yarım saate varır mıyız?

Trafik biraz kilit ama bir şekilde hallederiz.

Efendim Hale Hanım?

Kumrucuğum merhaba, nasılsın?

İyiyim, teşekkür ederim. İstanbul'a dönüyorum, bir gelişme mi var?

Sana çok acayip haberlerim var, çok şaşıracaksın.

Günahımı aldın, günahımı!

İşler hiç bizim bildiğimiz gibi değilmiş Kumru.

Değil tabii.

Hale Hanım, yanınızdaki kim?

Bir dakika dur, seni soruyor.

Merhaba Şevket ben.

Kumru, Şevket'in sevgilisi zannettiğimiz kız

bizim çok eski bir ahbabımızın kızı çıktı.

- Ya... - Nasıl yani?

Ya ben kızı yıllardır görmüyordum, tanıyamamışım.

Emlakçılık yapmaya başlamış kız, Şevket'e ev gösteriyormuş.

Kumrucuğum biz bu boşanma işini bir daha düşüneceğiz.

Ama hiç telaşlanma, şirketin işleri sizde.

Hale Hanım...

- Çok özür dilerim. - Hayır, hayır hiç canını sıkma.

Göründüğü gibi değilmiş. Ne yapalım?

Bazen de işte şaşıracaksın, yanılacaksın ki hayatın tadı çıksın.

Peki, görüşürüz o zaman.

- Hadi görüşürüz. - Güle güle.

- Atla! - Gel, gel çabuk!

Bizde yarı yolda bırakmak yok birader!

Ne oluyor oğlum? Nereye gidiyoruz böyle?

- Düğüne! - Bir dakika, dur, dur, dur.

Arkadaşlar gelmeyeceğim diyorum, selfie çekelim diyorsunuz ya!

Zaten sabahtan beri oradan oraya ter içinde kaldım!

- Bu hâlde mi gideceğim düğüne? - Hallederiz!

İki dakika bir yere uğrar, değiştiririz!

İşte araba da çalışmıyor zaten!

Abi beni indirin, ben evime gideyim ya!

İşte! Aslan oğlum, hadi oğlum hadi!

Geldim, geldim!

Raporları aldım.

Nereye sevk ettiler?

Urla Devlet Hastanesi.

İyi bari.

Aslında başka yere sevk edeceklerdi ama ben ısrar ettim.

Güzel. Ben orayı seviyorum.

Ben de.

Sana iyi gelecek.

Ama sen de gayret edeceksin tamam mı?

İtiraz istemem. Bak her şeyi büyütmeyeceksin.

Ciddiye almayacaksın.

Bir şeylere takılıp kalmayacaksın.

Sonra yer ediyor biliyorsun.

Annen de haklı olunca çok haklı oluyor ama.

Değil mi Kumru?

Ben inebilir miyim burada?

Hoş geldiniz arkadaşlar.

Arkalardan öne doğru ilerleyelim.

Evet, 2013'te bu turda bir avuç kadındık.

Şimdi ise süslü kadınlar bisiklet turu

tam 28 ülkede,

160 ilde gerçekleşiyor arkadaşlar.

Fikirlerimiz,

inanışlarımız farklı olabilir

ama tek ortak paydada buluşuyoruz.

O da İzmir.

Affedersiniz, affedersiniz.

Ee, fazla bisikletiniz var mıdır acaba?

Tatlım burada bisikletten çok ne var? Al şunu al.

- Ee şey, tur için değil ama. - Önemli değil.

Al, yaz şuraya numaranı.

- Teşekkür ederim. - Rica ederim. Dur bakayım dur.

Tamam. Dikkatli git.

- Çok sağ olun. - Rica ederim.

Ne yapıyorsun? Havaalanında mısın?

Yo tam tersi yöndeyim. İzmir'de kalıyorum.

Yapma. İzmir'e teslim olma. Her şey senin kontrolünde.

Dizginler senin elinde.

Aynen Doruk ya. Sen haklısın. Dizginler benim elimde.

İşte bak o yüzden ne yapıyorum.

♪ İzmir'in kızları Bir elinde de cımbızları ♪

♪ Dişidir, anadır Efedir gidinin tatlı huysuzları ♪

♪ Çıktılar mıydı ipek çoraplarla Kordon boyuna ♪

♪ Savaşta da, aşkta da Esaslıdır kadın duruşları ♪

♪ Hiçbir topuk tıkırtısı Bu kadar davetkâr çalamaz ♪

♪ Bir göz vuruşuyla yerle bir eder Böyle bir şey olamaz ♪

♪ Hiçbir topuk tıkırtısı Bu kadar davetkâr çalamaz ♪

♪ Bir göz vuruşuyla yerle bir eder Böyle bir şey olamaz ♪

Vay be. Bir güne neler sığdı.

Ya... Sorma.

♪ Körfezin yakamozu, yıldızı Keskin tuzu tadında ♪

♪ Parfümü meltem, Yasemenler açar balkonunda ♪

♪ Körfezin yakamozu, yıldızı Keskin tuzu tadında ♪

♪ Parfümü meltem, Yasemenler açar balkonunda ♪

Hoş geldiniz.

Hayırlı olsun.

Hoş geldiniz, şöyle buyurun.

- Hoş geldiniz. - Ayrı masalarda mıyız?

Yok canım, hallettik biz onu.

Meltem!

Tamam abi, tamam.

♪ İzmir'in kızları ♪

- Aşkım... - He?

Müzisyenler gelemiyormuş.

Niye ya?

Kaza yapmışlar, ne yapacağız?

♪ İzmir'in kızları Ayıptır söylemesi, laf aramızda ♪

♪ Sevişe sevişe de ölür Dövüşe dövüşe de icabında ♪

Gençlere tavsiyem,

birbirinizle konuşun.

Öyle ilişkilerde inişler, çıkışlar,

sürtüşmeler olur.

Ama birbirinizle konuşun ve birbirinizi gerçekten dinleyin.

Mutluluklar.

En son ben evlenirim diyordun. Ne oldu?

Yine ilk sen evlendin aramızda.

Darısı başıma diyorum Meltemciğim.

Demek ki doğruyu bulana kadar bu kadar hata yapmak gerekiyormuş.

Tebrikler.

♪ İzmir'in dağlarında çiçekler açar! ♪

♪ İzmir'in dağlarında çiçekler açar! ♪

Aşk masallarının şöyle bir hilesi var.

Tam burada, âşıklar bir araya geldiğinde bitiveriyor.

Asıl marifet...

Pardon! Fren tutmadı. Pardon, pardon.

Eee, Onur, selam. Şunu alabilir miyim? Merhaba.

Bu sefer çarpmadan durabildim.

Herkese iyi akşamlar, ben geç kaldım.

O yüzden hepinizden özür dilerim.

Meltemciğim çok güzel olmuşsun.

İkinize de bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Şu an bu kalabalıkta birbirine sarılan ne çok çift var.

Bir ömrü beraber geçirecek olanlar.

Ayrılıp tekrar barışanlar.

Bugün tanışıp

bir günde âşık olanlar.

İzmir'in gerçekten de böyle garip, kozmik bir dengesi var galiba.

Ben Gülcem ve Cemo'dan,

hatta Onur ve eşinden

özür dilemek istiyorum.

Siz haklıydınız.

Ben yanıldım.

İnsan bir günde bile âşık olabiliyor galiba.

Hayat seni çağırdığında

gitmek gerekiyor.

Ama bu o kadar kolay değil.

Yani korkularını bir kenara bırakıp

yola çıkmak cesaret istiyor.

Meltem ve Mert'i bu cesareti gösterdikleri için

çok tebrik ediyorum.

Umarım ben de bir gün aynı cesareti gösterebilirim.

Teşekkürler.

Hu huu!

Herkese iyi akşamlar.

Hepiniz hoş geldiniz.

Kumru Hanım'ın bu cesaretle ilgili konuşması bana ilham verince

izninizle ben de bir şeyler söylemek istedim.

Evet,

hayatta korkularını bir kenara bırakıp

yola devam etmek çok zor ama

eğer yanında sana ilham veren biri varsa

sanırım daha kolay.

İşte o zaman hayatta bir kapı aralanıyor.

Yeni bir yol beliriyor ve o yola çıkma cesaretini de insana ancak

aşk verebiliyor sanırım.

Bravo!

Ben bu yolculuğa çıkmaya hazırım Kumru.

Bana söylediğin her şeyde haklıydın.

Sen de.

Birbirimize söylediğimiz o korkunç lafların hepsi doğru.

Bence senin biraz İzmir'e benzemen lazım.

Yani daha rahat,

daha plansız.

Kabul ediyor musun?

Evet.

Bence sen de biraz İstanbul'a benzemen lazım.

Daha göz önünde,

daha pervasız.

Kabul ediyor musun?

Evet.

Huu!

Yürü be!

Peki...

...şimdi sen EARD.

Ben İLFD.

Nasıl olacak bu iş?

Harflere takılma bence...

Hallederiz.

Hallederiz.

♪ Uzun bir zaman Kalbi uyuttum karanlık odalarda ♪

♪ Bekledim sanki ben hep seni Bir şey var aramızda ♪

♪ Ben anlarım, yormam inan seni Saklarım her şeyden ♪

♪ Suç ortağın Ben olurum senin neredeysen ♪

♪ Sar beni kollarına ♪

♪ Çözme sakın bir daha ♪

♪ Sanki bir sır gibi çözülüverdim Sen bir gülünce bana ♪

♪ Tut elimi gidelim ♪

♪ Kalmasın aşk yarına ♪

♪ Kalbimin orta yerine konuversin Kumru gibi dalıma ♪

Cemo...

- Ne? - Hadi gel.

Sözler sende.

- Hadi! - Hadi, hadi, hadi!

Hazır mısın?

- Hayır. - Olacaksın.

♪ Sar beni kollarına ♪

♪ Çözme sakın bir daha ♪

♪ Sanki bir sır gibi çözülüverdim Sen bir gülünce bana ♪

♪ Tut elimi gidelim ♪

♪ Kalmasın aşk yarına ♪

♪ Kalbimin orta yerine konuversin Kumru gibi dalıma ♪

♪ Sar beni kollarına ♪

♪ Çözme sakın bir daha ♪

♪ Sanki bir sır gibi çözülüverdim Sen bir gülünce bana ♪

♪ Tut elimi gidelim ♪

♪ Kalmasın aşk yarına ♪

♪ Kalbimin orta yerine konuversin Kumru gibi dalıma ♪

Bravo!

Bravo, bravo, bravo!

Bravo!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.