Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
BETER BÖCEK
Ne kadar kocamansın sen böyle.
-Müthiş görünüyor. -Teşekkür ederim.
İyi tatiller hayatım.
Mançurya tung boyası! Nereden buldun bunu?
Helen Oslo'dan getirdi.
Bütün yazı masasını boyamaya yetecek kadar var.
Bu ne acaba merak ediyorum.
Ah tatlım, almışsın. Teşekkür ederim.
Misafir odasını kaplamaya yeter.
Tatili evde geçirdiğimiz için çok mutluyum.
-Hemen işe başlayacağım. -Nereye gidiyorsun?
-Ben bakarım. -Bir zahmet.
-Belki sen baksan daha iyi olur. -Gidiyorum.
Yo, hayır!
Jane.
Senin sıran hayatım.
-İyi şanslar hayatım. -Sağol.
Merhaba. Sizi bulduğuma sevindim. Galiba tatildeymişsiniz.
Evet öyle. Uzun bir tatil.
Bugün 260.000 dolar öneriyorum.
-Saat 7'ye çeyrek var. -Bu çok ciddi bir teklif.
Evin sadece resmini gören New York'lu bir adamdan geldi.
Jane, insanlara evimizin resmini gönderip durmayı kes.
Biraz huzur bulmak için ailesiyle birlikte buraya gelmek istiyor.
Biz de burada huzur arıyoruz.
Bu ev sizin için çok büyük. Burası çocuklu bir aileye göre.
Beni yanlış anlama. Ama bu ev çok büyük.
Seni bir kaç hafta sonra ararım, tamam mı?
Bunu bir düşün.
Barbara'ya tekliften bahsediyordum...
Hayır, Jane.
Benimle nalbura gelsene.
-Neden? -Yeni boya için fırça lazım.
-Hem maket için de bir şeyler lazım. -Fazla oyalanmak yok ama.
Evde iki hafta. Mükemmel bir tatil.
Jane, evi çocukları olan bir aileye satmamız gerektiğini söylüyor.
Jane'in üstüne vazife değil.
Ayrıca tatilde tekrar deneyebiliriz.
Sahiden mi? Neler söylüyorsun?
-Nasılsın Earnie? -Merhaba, nasılsınız?
Günaydın Adam.
-Tatilden önce saçlarını keseyim mi? -Hayır, sağol.
-Maket nasıl gidiyor? -Çok iyi.
Biliyor musun, Bozman bu vakfı 1835'te kurdu. Onun torunu...
Saçları omuzlarına kadar geliyor.
Bana, "Biraz düzelt yeter" demez mi?
-Makası öyle bir sallamışım ki... -Sonra görüşürüz.
-Harika bir tatil olacak. -Jamaika'ya gitmeyi tercih etmez miydin?
-Kesinlikle hayır. İnsanın evi gibi yok. -Önüne bak!
Tatil için harika bir başlangıç.
Kuruyunca kendini daha iyi hissedeceksin.
Biz giderken bu ateş yanmıyordu.
-Kolun nasıl? -Bilmiyorum. Adeta buz tuttu.
Ben kahve yapayım sen de ateş için odun getir.
Belki biraz durup kafamızı toplamalıyız.
Buraya nasıl döndüğümüzü hatırlıyor musun?
Ben köprüye gidip izlerimizi bulmaya çalışacağım.
-Hayatımı kurtardın... -İki saat!
-İnanmayacaksın... Ne? -Sen gideli iki saat oldu.
-Neler oluyor? -Sana bir şey göstereceğim.
Bak.
Bir bu var.
Bir de bu.
YENİ ÖLENLER İÇİN
EL KİTABI
-"Yeni Dönenler için El Kitabı." -Ölenler için.
Ölenler için.
Nereden çıktı bilmiyorum. Yayınevinin adına bak.
"Yeni Ölenler için El Kitabı Yayınevi."
Galiba biz kazadan sağ kurtulamadık.
Bundan nefret ediyorum.
Bana temel noktaları özetler misin?
Bu kitap o şekilde hazırlanmamış. Ne bilmek istiyorsun?
Verandadan adımını atınca neden yok oldun?
Cennete mi yoksa cehenneme mi yakınız?
Bu daha ne kadar sürecek?
Burada cennet ya da cehennemden bahsedilmiyor.
Bu sanki müzik seti kullanma kılavuzu gibi. Dinle bak.
"Coğrafi ve Dünyevi Çevreler.
"İşlevsel çevreler tezahürden tezahüre değişir."
Bunu anlamak biraz zaman alacak.
ÖBÜR DÜNYA
Kahrolası kumsolucanları. Yüzde on üç, ha?
Bir iş bulsam iyi olacak. Bakalım. İş ilanları bölümü.
ÖLÜM İLANLARI
Bakalım burada neler varmış? Maitland'ler.
Tatlı bir çift. Şirin ve aptal görünüyorlar.
Hoşgeldiniz MAITLAND'LER
Keşke buradan mezarlığı daha iyi görebilseydim.
Bizim için neresi en uygun olur kestiremiyorum.
Sıcak mı bastı?
Doğru dürüst temizlik yapamıyorum.
Elektrik süpürgesi garajda ve biz evden çıkamıyoruz.
Neden kimse bize bir şey söylemiyor? Diğer ölüler nerede?
Neden sadece senle ben varız?
Belki de cennet budur.
Cennette her şey toz içinde değildir.
Bu Jane.
-Burada ne işi var? -Bilmiyorum.
Jane, yukarı bak. Jane!
Seni göremiyor, değil mi?
Kitaptaki iki numaralı kural: "Canlılar genellikle ölüleri görmez."
-Görmez mi, göremez mi? -"Görmez" yazıyor.
Tanrım, bu kitap çok aptal! Hiçbir şey anlamıyorum.
Barb, hayatım...
biz öldük.
Artık endişelenmemizi gerektirecek pek bir şey kalmadı bence.
SATILDI
SATILIK JANE BUTTERFIELD EMLAK
Burası harika! Tam doktorun önerdiği gibi!
Afedersiniz bayan.
Delia Deetz, evine hoşgeldin.
Charles!
Tamam, bir hasar yok. Gördün mü? İyi ve sağlam taşra el işçiliği.
Şu mutfağa bak. Nihayet doğru dürüst şeyler pişirebileceksin.
Gel de bir bak.
Biraz benzin. Bir kaynak aleti. İşte o kadar.
Afedersiniz. İşte...
Bütün su tesisatının elden geçmesi gerek.
Onun dışında mükemmel. Tek kelimeyle mükemmel.
-Ne düşünüyorsun hayatım? -Delia buradan nefret etti.
Ben burada yaşayabilirim.
Dikkat et! O benim heykelim.
Benim derken satın aldım demek istemiyorum. Onu ben yaptım.
Masanın üzerine koy.
Geleli on dakika oldu. Şimdiden kendimi mükemmel hissediyorum.
Mükemmel.
İmdat!
Bu Otho.
Otho, neden ön kapıdan girmedin?
Kötü şans getirir.
Şehri benim için terk ettin ha. Çok mutluyum.
Tabii ki mutlusun.
Bir şeyi açıklığa kavuşturalım.
Buraya sayfiyenin tadını çıkarmaya geldik, canına okumaya değil.
Züppeler emlağa yatırım yaptığı için şanslısın.
Böylece bu evde yapacaklarımın faturasını ödeyebileceksin.
Ben buraya gevşemeye, kupon biriktirmeye geldim ve bu konuda çok ciddiyim.
O zaman sessiz ol da Otho'yla biraz düşünebilelim.
Evin geri kalanı da bu kadar berbat mı?
Bu bir ceza mı?
Ne yapacağız?
Tamamen çaresiz durumda değiliz.
El kitabını okuyordum, bizim durumumuzdaki insanlar için bir kelime kullanılıyor.
Hayalet!
Hadi şu işi bitirelim.
Negatif eğlence potansiyeliyle uğraşıyoruz.
Kesinlikle organik bir akış gerçekleşmiyor.
Bunu ben de fark ettim. Dev bir karınca çiftliği gibi.
-Ne? -Bir şey gördüğümü sandım.
LEYLAK
Aklımdan geçenleri okudun.
-Öyle mi? -O kadar az müşterim bunu yapabiliyor ki.
Yeni deneyimlere açık değiller de ondan.
Tanrım!
Dua edelim de diğer dolaplar bundan daha büyük olsun.
Bak!
Edi'yle Büdü.
-Onlara ne olmuş? -Ölmüşler.
Bak, evin içinde bir müştemilat.
-Tirşe. -Tirşe. Ben bu kelimeyi nereden biliyorum?
Mavimtırak yeşil!
Hidrate krom oksit.
Unutma, ben kimya okudum. Saç analistiydim.
-Ne? -Kısa bir süre için.
Burası döküntü dolu.
İkinizin neyin peşinde olduğunu biliyorum ama paçayı kurtaramayacaksınız!
İşe yaramayacak.
Gevşemeye ihtiyacın var diye ben sanatla yaşayıp soluk almaktan vazgeçmeyeceğim.
Bu delikte seninle birlikte yaşayacağım.
Ama kendimi ifade etmem gerek. Bu evi yıkıp baştan yapmazsam...
delireceğim ve seni de peşimden sürükleyeceğim!
Peki. Belki ev biraz elden geçirilebilir.
Ama bu odaya dokunmayın, olur mu?
Tamam.
Bu kadını haklayacağım.
Ee?
Duvar kağıtları kaplanıp birkaç da
duvar yıkılırsa burası yaşanacak hale gelebilir.
-Üçüncü katta ne var? -Tavanarası.
Tavanarasını kilitlemeyi unuttum.
-Bir şey hissettin mi? -Ne zaman?
-Sende anahtarı var mı? -Belki Charles'da vardır.
Bu kapının arkasında çok ilginç bir şey olduğuna dair bir his var içimde.
Evet, bu evde ölen insanların ruhu var ve bizim buradan gitmemizi istiyorlar.
Hadi onlara bir iyilik yapalım.
PRATİK EV REHBERİ
Tanrım, çok yaklaştılar!
Buna seyirci kalamam.
İnsanları korkutamayacaksak hayalet olmanın ne yararı var?
-Hayatım... -Hayır, bunu kabul edemem!
-Orada ne olduğunu bilmiyorsun. -Umurumda değil.
Barbara!
Adam!
Adam, yardım et. Sapsarı oldum.
Bu insanlarla, bu eve hapsolduk.
Kanton usulü yediğimize inanamıyorum. Burada Szechwan usulü Çin yemeği yok mu?
Bu yemekteki katkı maddeleri sayesinde felç geçirmeyi düşünüyorum.
Bu evdeki ilk yemeğimiz bu, o yüzden zevkli geçirmeye bakalım.
Anneni kızdırma.
Yerleşince sana bodrumda bir karanlık oda yaparız.
Beni tüm hayatım bir karanlık oda.
Büyük, karanlık bir oda.
New York'tayken de acınacak haldeydin, taşrada da öyle olacaksın.
En azından senin hayatın değişmedi.
Ben burada mutluyum. New York'takiler neler kaçırdıklarının farkında değiller.
New York'un Yazlık Sanat Merkezi haline gelebiliriz.
Yine heykel yaparım. Sadece heykel yaparken mutluyum.
Çok iyi bir fikir. Yani, zaman öldürmek için.
Önce ev. Otho'yla harika planlarımız var.
Bence evi olduğu gibi bırakmalıyız.
İyi fikir.
Mobilya kamyonu geliyor. Ne gidecek ne kalacak karar vermeliyiz.
Her şey gidecek, çatıdakiler de dahil olmak üzere.
Dikkatli olun.
Sen bana ne yaptığını söyle, ben de sana neden kovulacağını söyleyeyim.
-İçindekiler bölümü yok mu? -Hayır, yok.
Bu da ne?
Nereye konacağını biliyor musun? Sana onun yerini...
Neden sadece üç heykel var? Dört tane heykel vardı.
Dördüncü heykel nerede?
Ne yapıyorsun?
"Beter Böcek, bio-şeytan kovucu. Yaşayanlarla başınız dertte mi?
"Ölümle, sonsuzlukla ilgili sorunlarınız mı var?
"Uyum sağlamakta güçlük mü çekiyorsunuz? Beter Böcek'i arayın."
Telefon numarası ya da başka bilgi yok mu?
Hiçbir şey yok. Bio-şeytan kovucu... Anlamıyorum.
En arkaya.
Neden gidip bir yarım saat dinlenmiyorsunuz?
Onu yere indir!
Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?
-Beni dinleyin! -Tanrım!
Bunu bana neden yapıyorsunuz? Bu benim sanatım ve çok tehlikeli.
Böyle ölmek istediğimi mi sanıyorsunuz?
Merhaba. Nasılsınız?
O küçük kız bizi gördü?
-Kimse bizi göremez. -Ama o gördü.
-Eski ev sahiplerine ne oldu? -Boğuldular.
Karı kocaydılar. Perişan oldum.
-Bunu al. -Bu tavanarasının anahtarı mı?
Bu bütün kapıları açan bir maymuncuk. Babana ver.
Onlara bu evi tek başıma dekore ettiğimi söyleyebilirsin.
Eğer bu konuda yardıma ihtiyacı varsa gelip beni görsün.
Merak etme. Kapıyı kilitledim.
Yaşayanlarla başınız dertte mi? Evinizi işgal mi ettiler?
Bu tacizcilerden kurtulmak mı istiyorsunuz?
O zaman ahretin en iyi bio-şeytan kovucusuna gelin.
Evvet, bayanlar baylar. Elimden her şey gelir.
Onları çok fena korkuturum. İşinizi halletmek için her şeyi yaparım.
Lanet! Gerekirse ben ruhlarına girerim!
Etrafımda cinler uçuşuyor!
Buraya gelin ve kendiniz görün.
Hemen ararsanız her şeytan çıkarma için bedava bir cin çarpması.
Bu fırsatı tepmezsiniz, değil mi?
Eşlerinizi da getirin. Oynamaları için sürüyle yılanımız var.
Bir kere söyle, iki kere söyle, üçüncüsü büyülü. Ve sakın unutma...
"İstediğin her şeyi yerim. İstediğin her şeyi yutarım.
"Öyleyse buraya gelin. Ben köpeği yutarım."
Hemen Arayın!
Yardıma ihtiyacımız var. Kitapta acil durumlarla ilgili bir şey okumuştum.
İşte burada. "Acil durumlarda bir kapı çizin."
Kapı mı çizelim? Hala neden o aptal kitaba bakıyoruz anlamıyorum.
Belki de şu Beter midir nedir, onu denemeliyiz.
İşe yarayacağını düşünmemiştin, değil mi?
"Üç kere vurun."
AMERİKA'DAKİ KUŞLAR
Kuşcuklar!
Gördüm!
Baba!
-Ben gevşemeye çalışıyorum, sense... -Sana gördüklerimi anlatayım.
Eğer beni rahat bırakmayacaksanız gevşemek için buraya gelmemin anlamı ne?
Tatlım, bir tanem...
Git de annene yardım et.
Belki sen perili bir evde gevşeyebilirsin ama ben gevşeyemem.
Hmm, güzel bir bina.
Çatısı kötü. Park yeri var.
-Adam? -Bu taraftan, hayatım.
Randevunuz yok, değil mi?
-Gerektiğini bilmiyorduk. -Ne randevusu?
-Ne istiyorsunuz? -Bize yardım gerek.
Şimdiden mi? Daha mortu çekeli iki ay olmuş ve yardım istiyorsunuz.
Bunun konumuzla ne ilgisi var?
Bütün D-90 yardım kuponlarınızı bitireceksiniz.
Dünyadaki o evde 125 yıl geçireceksiniz.
Bu süre boyunca Juno'dan sadece üç kere birinci sınıf D-90 rica hakkınız var.
Herhalde el kitabını daha tam okumadınız.
Randevunuz yoksa bekleyeceksiniz.
-Kiminle randevu? -Danışmanınız Juno'yla.
Numara 54,000,601. Ferndock!
-Sigara ister misin? -Hayır, teşekkür ederim.
Ben de bırakmaya çalışıyorum.
Adam, ölünce böyle mi oluyorsun?
Siz ölünce böyle oluyorsunuz.
O ölünce böyle oluyor. Onlar ölünce de böyle oluyorlar.
Hepsi de çok kişisel durumlar. Size bir şey söyleyeyim.
Eğer o zamanlar, şimdi bildiklerimi bilseydim, bu küçük kaza başıma gelmezdi.
Maitland. İki kişi.
El kitabınızı alıp altıncı kapıya gidin.
Oh, el kitabımızı unuttuk.
Hadi.
Bütün yeni gelenler sekiz numaralı odaya rapor verin.
409 sefer sayılı uçak üçüncü kapıya yanaştı.
Nasıl görünüyorum? Buralarda ayna bulunmuyor.
-İyi görünüyorsun. -İyi.
Sağolun. Kendimi biraz yassı hissediyordum da.
DOSYA
Peterson grubu dokuz numaralı kapıya rapor verin.
Peterson grubu, lütfen dokuz numaralı kapıya rapor verin.
Bütün yeni gelenler sekiz numaralı odaya rapor verin.
125 yıl. Buna inanamıyorum.
Bunu önceden söylemediklerine inanamıyorum.
Oh Adam, bu da ne?
Burası Kayıp Ruhlar odası.
İnsan bedenine girip, sonra da kovulan iblisler.
Zavallı iblisler.
Bu ölülerin ölümü.
Hepsi el kitabında var.
Yolunuza devam edin.
Beş.
Burası altıncı kapı.
Burası gittikçe tuhaflaşıyor.
Burası bizim ev!
Şu hale bak! Her şey değişmiş.
Bütün eşyalarımız gitmiş.
Sence ne kadar zaman orada bekledik?
Üç ay.
Neredeyse sizi görmekten vazgeçiyordum. Gitmek üzereydim.
Başka müşterilerim de var.
-Siz bizim danışmanımız Juno musunuz? -Evet.
Ben bireysel vakalara bakarım.
Yardım gerekli mi, hak ediliyor mu, mümkün mü, ona karar veririm.
Mümkün mü?
Hayır.
-Neden? -Çok mutsuzuz.
Ne bekliyordunuz ki? Ölüsünüz!
Buradaki insanlardan kurtulmak istiyoruz. Bu eve çok emek verdik.
Bu evi insanlarla paylaşmaktan gocunmazdık, eğer...
-Eskiden sizin olduğunuz gibi olsalardı. -Evet.
Ama bunlar!
Burada her şey sakin görünüyor.
İtalya'da ölmediğiniz için Tanrı'ya şükretmelisiniz.
Deetz'ler.
-El kitabını okudunuz mu? -Denedik.
Her şey perili evlerle ilgili orta dereceli bölümünde yazılı.
Onları kendiniz atın! Burası sizin eviniz.
Perili evlere pek yaklaşan olmaz.
-Pek anlayamadık. -Duydum.
Derinizi soymuşsunuz.
Sizi görmeyen insanların karşısında
kafanızı yerinden çıkarmak bir işe yaramaz.
-Daha basit şeyler mi yapmalıyız? -Daha basit.
Bildiklerinizi, yeteneğinizi kullanın. Alıştırma yapın.
Daha ilk günden bunları çalışmaya başlamış olmalıydınız.
Gitmem gerek.
Ya o broşürdeki adam, şu Beter...
Onun adını bile anmayın. Onun yardımına ihtiyacınız yok.
Olabilir.
Hayır, yok. Ondan başkalarına iyilik gelmez.
Ne demek istiyorsunuz?
Bu konuyu açmak istemiyordum.
Ama başka bir hata daha yapmanızdansa söyleyeyim daha iyi.
O benim yardımcımdı.
Ama tam bir baş belasıydı. Başına buyruk davranıp...
serbest bir bio-şeytan kovucu oldu.
Canlılardan kurtulabileceğini iddia etti. Ama daha çok belaya battı.
Galiba son zamanlarda sizin mezarlıkta gizleniyor.
Onu çağırmanın tek yolu...
adını üç kez tekrar etmektir.
Ama size şiddetle şunu tavsiye ederim...
Deetz'lerden kendi başınıza kurtulun.
İhtiyacımız olursa...
sizi nasıl bulabiliriz?
Adam, o adam bizim mezarlığımızdaymış.
Haklı. Bu işi basit yöntemlerle halledeceğiz. Bunu başarabiliriz.
Hey sen, bu tarafa gel!
Aç mısın?
Hadi. Hey, buraya gel.
Burada senin için harika bir şey var. Buraya gel.
Bir ısırık al, hafif bir şey.
-Buraya gel! -Bana yardım et!
BETER BÖCEK burada yatıyor
Maxie, sana her zaman para kazandırmadım mı? Asıl mesele bu.
Kimse bana senin gibi para kazandırmadı.
Sinirlerin bozuluncaya kadar tam bir şeytandın.
Demek istiyorum ki...
Winter River, Connecticut, bağışla ama, orası dağ başı.
Neden o kadar parayı öyle eski bir binaya yatırayım...
-üstelik de dağ başında! -Binaya değil manzaraya yatıracaksın.
Buradaki insanlar evlerinin değerinin farkında değil. Bütün kasabayı alabilirim.
O zaman dağın başında bir kasabamız olmuş olur.
Gel de bir gör.
Sarah'yı da getir.
Tamam Charles. Burada biraz meşgulüm de.
Bir dakika.
Dinle. Bu ziyaret meselesini çok uzadı, yeter. Kapatmalıyım.
Orada rahatına bak koca oğlan.
-Hoşçakal. -Max, dur, dur.
Salak.
Lydia, Connecticut bu kadar mı sıkıcı bir yer?
Maxie Dean'le konuşuyordum.
Baban hem gevşeyip hem para kazanmanın yolunu bulmuştu, lütfen gider misin?
Annen 300 dolarlık çarşaflarını deldiğini görünce seni öldürecek.
Bu çok aptalca. Bu kadar mı düştük? Çarşaflara mı kaldık?
Onların kefenin olduğunu düşün.
Ayrıca inleme de çok önemli. Güçlü inle!
Tanrım, o kadına nasıl dayanabiliyor?
Kesin şunu! Tanrı aşkına ben daha çocuğum.
-Kendimi aptal gibi hissediyorum. -Aptalca değil bu. Biz hayaletiz!
Önümüzdeki 125 yılı bu kadınla kahvaltı ederek mi geçireceksin?
Yüksek sesle inle.
Oh, Tanrım!
Hastasınız siz. Seks manyakları.
Bu tuhaf seks oyunlarını kendi yatak odanızda oynayın.
Ayakları yok.
Siz çatıda saklananlar mısınız?
Biz hayaletiz!
-Aslında neye benziyorsunuz? -Korkmadın mı?
Ben çarşaftan korkmam. Korkunç bir görüntünüz mü var?
Yaşayan Ölüler'e mi benziyorsunuz?
Kanlı damarlar, irin falan mı var?
-Yaşayan ne? -Yaşayan Ölüler. Bu bir film.
Senin yaşındayken hayalet görsem korkudan altıma kaçırırdım.
Korkunç değilsiniz. Niye çarşafla dolaşıyorsunuz?
Alıştırma yapıyoruz.
-Çarşaflar yokken bizi görüyor musun? -Tabii ki sizi görebiliyorum.
Kimse göremezken sen nasıl oluyor da görüyorsun?
Yeni Ölenler için El Kitabı'nı okudum.
Kitapta, "Yaşayanlar tuhaf ve sıradışı şeyleri görmezden gelir" diyor.
Ben kendim de tuhaf ve sıradışıyım.
Normal görünüyorsun.
-Kitabımızı mı okudun? -Evet.
-Anlayabildin mi? -Evet. Niye Delia'nın odasındaydınız?
-Anneni korkutmaya çalışıyorduk. -Üvey annemi.
Onu korkutamazsınız. Valium almadan uyuyamaz.
Bunu sen mi yaptın?
Bu evleri ve her şeyi sen mi yaptın?
Burası da eskiden sizin evinizdi.
Neden herkesi korkutmak istiyorsunuz?
Sizi korkutmak istedik, böylece buradan gidecektiniz.
Siz Deetz'leri tanımıyorsunuz.
Babam burayı satın aldı. Malını kimseye bırakmaz.
-Neden siz gitmiyorsunuz? -Cenazeden beri buradan ayrılmadık.
Cenaze!
Tanrım! Siz sahiden ölüsünüz!
Bu inanılmaz.
-Gitsem iyi olacak. -Bekle.
-Burada olduğumuzu babanlara söyleme. -Bu onları korkutacaksa, o zaman başka.
Onlara korkunç olduğumuzu söyle.
Umutsuz olduğumuzu, evimizi geri almamızı...
hiçbir şeyin engelleyemeyeceğini söyle.
Ya bu bir rüyaysa?
Rüya görmediğimi kanıtlamak için bir numara yapabilir misiniz?
Eğer sahiden hayaletseniz bu çarşaflardan başka bir numara bulun, çünkü bunlar...
hiç işe yaramıyor.
Hayaletler.
Bana bu evde hayalet olduğunu söylüyorsun.
Bu resimler hayaletlere ait.
Hayaletler!
Lydia, bu akşam yedi kişiyi yemeğe çağırdım.
Menajerim Bernard, Art in America'da yazan bir kadınla geliyor.
Aslında, sen hariç, yemeğe gelen herkes Vanity Fair dergisinde çıktı.
Korkmayacak kadar kötü olduğunu söyledim.
Sakın benim hakkımda konuşma!
Buraya ayak basacak olan az sayıdaki insana rezil olma fikri beni ürkütüyor.
Bu akşam iyi aileyi oynayalım, olur mu?
Lydia deniyor ama ona inanmıyorlar.
Elinde resimler var.
Adam, sende de Kocaayak'ın bir resmi var.
Benim Kocaayak resmimin hikayesi başka.
Yardıma ihtiyacımız var. Şu Beter Adam mıdır nedir,
onunla temasa geçmeliyiz.
Bak.
Bu o. Beter Böcek.
Beter Böcek.
Hadi Barbara, söyle.
Beter Böcek!
Ne oldu?
Galiba maketin içindeyiz.
Şuraya bak.
Nerede? Ne yapacağız?
Galiba kazmamız gerekiyor.
Sonunda!
-Bence açalım. -Belki önce kapağına vurmalıyız.
Adam. Babs.
Hemen tanıdım. İlişkiniz sağlam mı? Benim hiç şansım olabilir mi?
-Afedersiniz. -Anlıyorum. Fazla mı ileri gittim?
Bu harika! Beni seçtiniz. Bunu yapmak zorunda değildiniz ama beni seçtiniz.
Bu bende sizi öpme isteği uyandırıyor! Bir öpücük ver bana.
Afedersiniz!
İşimize bakalım.
Buralarda bir kartım olacaktı. İşte. Kimi öldüreceğim?
Şunu tutar mısın?
-Hadi bakalım. -Kimseyi öldürmenize gerek yok!
Cin çarpması! Vantrlokluk öğrenmek.
Arkadaşınıza eşek şakası. Partide animatörlük.
Hayır. Biz sadece bazı kişileri evimizden çıkarmak istiyoruz.
Anlıyorum. Bunu yapabilmek için sizi tanımam gerek.
Yakınlaşmalıyız. Bir süre sizinle oturmalıyım.
Gerçek dostlar olmalıyız. Ne dediğimi anlıyor musunuz?
O adamı daha sonra hallederiz.
Karımın ve benim bazı sorularımız var.
Tabii, çekinmeyin. Hadi sorun.
Vasıflarınız nelerdir?
Şey, Juilliard'a gittim. Harvard İşletme mezunuyum.
Çok seyahat ederim. Veba salgınından sağ kurtuldum.
Şeytan filmini 167 kez seyrettim.
Ve her seyrettiğimde biraz daha komiğime gidiyor!
Ölü bir adamla konuştuğunuzu söylemiyorum bile.
Ee, ne düşünüyorsunuz? Vasıflarım tatmin edici mi?
Korkunç olabilir misiniz?
Oh! Ne demek istediğinizi anlıyorum. Korkunç olabilir miyim?
Buna ne dersiniz?
Beğendiniz mi?
-Bize bir dakika izin verir misiniz? -Tabii. Aranızda konuşun.
-Gidelim buradan. -Tamam ama, sonra işimize yarayabilir.
-Kendi kendimize bir şeyler yapabiliriz. -Oh, tabii!
-Afedersiniz! -Ne?
Biz artık gidiyoruz.
Daha gitmeyin.
Hadi, iyi anlaşıyoruz. Şu halimize bir bak. Aynı mağazadan alışveriş ediyoruz.
Hey, ahbap.
Evet, bakın.
Bir elmanın iki yarısı gibiyiz.
Siz evinizden birini kovmak istiyorsunuz. Ben de evinizden birini kovmak istiyorum.
Bakın! Siz de Satürn'e gitmişsiniz, ben de Satürn'e gittim!
Kumsolucanları.
Onlardan nefret ediyorsunuz, değil mi? Şahsen ben de öyle.
Çocuklar, sizinle anlaşmaya varmak için ne yapmalıyım?
-Bu size de oluyor mu? -Gidelim Barbara!
Biraz yukarı gelin. İçeride konuşalım. Hadi.
-Ben gidiyorum. -Burası çok dağıldı.
Buradan gitmeliyiz.
Eve! Eve! Eve!
Bunu nasıl yaptın?
İtalyan yemeği sever misiniz?
Nereye kayboldunuz? Hey, neredesiniz?
Hey, benimle burada görüşmelisiniz.
Anlaşmaya varmak istiyorum. Ne istiyorsunuz?
Neredesiniz?
Siz kaybetmeye mahkumsunuz!
Ben tam bir profesyonelim!
Ne maket ama!
Bu işi kendi başımıza yapabiliriz.
Hem o küçük kızın, bu sapığın eline düşmesine izin vermeyeceğim.
Onu biz çağırdık ve bize fena halde sinirlendi.
Umurumda bile değil. Fikrimi değiştirdim. Onları biz korkutabiliriz... Bu gece.
Bir fikrim var.
Burayı muhteşem yapmışsınız.
Ben değil. Onlar.
Ee?
Beğendin.
Yine o sıkıcı intihar teşebbüslerinden biri daha değil umarım.
İntihar edenler için ne derler bilir misiniz?
Öbür dünyada sosyal hizmet memuru olurlarmış.
Otho, doğaüstü şeylerle uğraştığını bilmezdim.
Tabii ki! Hatırlasanıza.
Canlılar Tiyatrosu'yla işim kalmamıştı.
New York'un önde gelen paranormal araştırmacılarından biriydim.
Yani 72'de topu atıncaya kadar.
Paranormal mi? Sizin gibilere bugünlerde böyle mi diyorlar?
Ona bakmayın. Hala birisi ablasının tepesine ev düşürdü diye üzülüyor.
Bu gerçekten lezzetli görünüyor.
Evde hayaletler gördüm.
-Bu Lydia'yla bizim aramızdaki bir şaka. -Şaka değil.
Evet, öyle. Daha bugün beni, bu evin perili olduğuna inandırmaya çalıştı.
Şu çocuklar! Onları çok severim!
-Hayaletler mi? -Nadide çarşafların içinde.
Cesur dostlarımızın şerefine içmek istiyorum. Buraya gelmek için...
iki düzine otoyol gişesinden geçmek zorunda kaldılar.
Umarım evleriniz değer kazanır.
Lydia, bize şu hayaletlerinden bahsetsene.
Hayır! Bu konudan sıkıldım artık.
Delia, sakinleş.
Benim konuşmak istediğim konu...
Bu çok hoş, Delia.
Otho, bunu sen mi yapıyorsun?
Başardık!
Nasıl kaçıştıklarına bakalım.
Her an kapıdan bağırarak fırlayabilirler.
Her an çıkabilirler.
Benim, Lydia.
Aşağı gelmenizi istiyorlar.
Delia istediğiniz çarşafı alabileceğinizi söyledi.
Sanki eğlence parkındaydık.
Bam!
-Kalipso yapabildiğimi bilmiyordum. -Kim bizden daha çok eğlenebilir?
Tracy ve Hepburn'le karşı karşıyayız.
Çok karmaşık bir çift. Çarşafla bile dolaşıyorlar.
Charles, bundan bize niye daha önce bahsetmedin?
Sırrımızın açığa çıkmasını pek istemiyoruz.
Herkes onları partileri için ister sonra.
İnsanlar buna çok para öderler.
Enquirer dergisi ölümden sonra yaşam olduğunu kanıtlayana 50.000 dolar veriyor.
İşte bu kadar Charles. Maxie Dean'i buraya getirebilirsin.
-Öyle mi dersin? -Sarah doğaüstü olaylara bayılır.
Eğer ona hayaletleri gösterebilirsen...
Maxie'yi helikoptere bindirip soluğu burada alır.
Şunu hatırlatmak isterim ki ben Delia'nın menajeriyim.
Onun yüzünden yıllardır para kaybediyorum.
Burada bir şeyler olduysa meseleyi ben ele alırım.
Ama şu ana değin gerçek bir kanıt göremedim.
-Ya masaya ne diyeceksin? -Biraz önce olanları nasıl açıklıyorsun?
Ne parası? Sen benim eserlerime inanmıyor musun?
İşte Lydia geldi.
-Ee? -Aşağıya gelmek istemiyorlar.
Neden?
Sanırım sizi korkutup kaçırmaya çalıştılar, ama siz korkmadınız.
Onlar ölü. Nevrotik olmaları için biraz geç değil mi?
Tamam.
Bu bir halüsinasyon değildi. Bu gerçekti.
Hepimiz son derece güçlü paranormal bir deneyim yaşadık ve bu gerçekti.
Delia sen kaçığın tekisin. Her zaman da kaçıktın.
İlle de insanları korkutmak istiyorsan bunu heykellerinle yap.
Dikkatli sürün!
-Ben öldüm. -Nerede saklanıyorlar?
-Tavanarasında. -Orası kilitli.
Onlar hayalet. İstediklerini yapabilirler.
İstediklerini yapabilirler. Bizi hemen oraya götür.
Harika! Otho Fenlock'un "Kapalı Kapılar Ardındaki Hayaletler"i...
Orada intihar etmişlerdir.
-Büyülendim. -Buradalar mı?
-Hayvan gibi yaşıyorlar. -Kilitli. İçeri nasıl girdiler?
Kapıyı açın, Ölü İnsanlar, yoksa biz kırıp içeri gireceğiz...
kendinizi astığınız iple sizi sürükleyeceğiz.
-Onlar intihar etmedi. -Fark etmez.
Sana bir hayat dersi vereyim. Her ortamda ipleri elinde tutmaya bak...
yoksa insanlar, ölü ya da diri, senden faydalanır.
Açın!
Neredeler?
Bu hayaletler iyi insanlar.
Galiba onları korkuttuk, onun için onları rahat bırakalım, tamam mı?
Bu, lanet kasabanın maketi.
Hiç bu kadar utanmamıştım.
Buradan temelli mi gittiler?
Baba, yapma.
Anne, hadi gidelim.
Burada hayalet yok.
Hadi! Eğer buradaysalar onları korkutmak istemiyorum.
Şimdi gidiyoruz. Artık işinize bakabilirsiniz.
-Ne yapıyoruz? -Çabuk, çabuk, çabuk.
Tanrım! Siz gerçekten hayaletsiniz, değil mi?
Şimdi hayalet nasıl olunurmuş görün bakalım.
Otho, Maxie'ye telefon et. Elimizde gerçekten büyük bir şey var.
Burayı dünyanın en önemli doğaüstü araştırmalar merkezi yapabiliriz.
Bir eğlence parkı. Ben sunuş yaparım. Lydia hayaletleri getirir.
Hayaletleri getiremem. Burada değiller.
-Otho, sen bir şey yapamaz mısın? -Yeteri kadar motive olursam.
Ne gibi bir motivasyon istiyorsun?
Neden onları rahat bırakmıyorsunuz? Size bir şey yapmadılar ki.
Kızın için geldik, Chuck.
Dur! Dur!
-Beter Böcek, Beter Böcek! Beter Böcek! -Yo, hayır!
Bunu neden yapıyorsunuz?
Beni rahat bırakın, hepiniz!
Harika! Gelecek yüzyılı ya pencereden sarkarak
ya da korkunç numaralar yaparak geçireceğiz.
Belki artık giderler. O yılan korkunçtu.
-Birine zarar verebilirdi. -Ama vermedi.
İstediğimiz oldu.
Sizi ödlekler! Bir profesyonel çalışırken işini bölmeye nasıl cüret edersiniz?
Charles'a bayılmıyorum, ama onu öldürebilirdin.
Ben sadece işimi yapıyorum! Bir anlaşma yaptığımızı sanıyordum.
Bırakıyorum. Neden biliyor musunuz?
Artık sizin gibi kaybetmeye mahkum ödleklerle çalışmak istemiyorum.
Galiba tek uğraşmak istediğim Edgar Allan Poe'nun kızı.
-O beni anlıyor. -Onu rahat bırak!
Hadi bakalım, hodri meydan.
Aslında biraz gerginim, anlarsınız ya...
Neredeyse 600 yıl oldu.
Benim gibi sıradan bir adam, buralarda nerede eğlenebilir...
merak ediyorum.
DANTE'NİN CEHENNEM ODASI KIZLAR
Evet, geliyorum yavrum.
Hey Adam, iyi hareket!
-Bunu neden yaptın? -Ben yapmadım.
Siz biraz susup beni yalnız bırakacak mısınız?
Yapmam gereken bir sürü iş var.
Siz ikiniz, girin. Oturun.
İkiniz de hemen içeri girin!
O genelev benim fikrimdi. Beter Böcek'in ortadan yok olmasını istiyorum.
İkiniz işleri gerçekten mahvettiniz.
Resminizin çekilmesine izin verdiğinizi duydum.
Beter Böcek'i çağırdınız ve geri göndermediniz.
Ve Otho'nun kitabı almasına izin verdiniz.
Ne zaman?
Yaşayanlara asla güvenmeyin!
Böyle bir duruma izin veremeyiz.
Ölümden sonra yaşam olduğuna dair kanıtları var artık.
Hocam, erkekler tuvaleti nerede?
Ben hocanız değilim. O kazadan sağ kurtuldu.
Bir şeyi açıklığa kavuşturalım.
-Saat kaçta yatmamız gerekiyor? -Çıkın buradan!
Gidin, aşağı kata! Erkekler tuvaletiymiş!
Şaka mı bu? İşaretleri okuyamıyor musunuz?
Hemen dönerim.
Belki de bu kötü bir fikirdi.
Ben bir şey demedim.
Kimi kandırıyoruz? Senin hiç kötü bir fikrin olmadı.
Öyle mi?
Bunların hepsi çözümlenebilir.
Yuvam.
Buranın Lydia için uygun ortam olduğunu sanmıyorum.
-Yılanlar. Hayaletler. -Karides.
Sizi arpacı kumruları.
Düşünmeniz gereken başka şeyler var. Max Dean bu gece geliyor.
O hayaletleri satman gerek. Ben elimden geleni yaptım.
Ne yapacaksın? Çevrelerini acımadan yeniden mi düzenleyeceksin?
Doğaüstü olaylar konusunda dekorasyon kadar bilgiliyimdir.
"Ben...
"yalnızım.
"Ben...
"çok...
"yalnızım.
"Siz...
"bu mektubu okuduğunuzda...
"ben...
"gitmiş olacağım...
"atlamış...
"çakılmış...
"olacağım...
"Winter River köprüsünden aşağıya."
Nasıl yaparsanız yapın, umurumda değil.
Deetz'leri oradan hemen çıkartmalısınız!
Bir dakika durun.
Ne yapacaksınız?
Onları korkutmak için.
Aptalca bir şeyler olmadığından emin olmak istiyorum.
Önce ben.
Fena değil. Fena değil.
Şimdi sen.
Hadi!
Harika görünüyorsunuz.
Gidip evi temizleyin, resimlerle o lanet el kitabını almayı da unutmayın.
-Hocam? -Ne var?
Galiba kazadan sağ kurtulamadık.
Nereden anladın?
Bay ve Bayan Maitland?
Merhaba...
-Neredesiniz? -Öldüler.
Ölü, ölü, öpölü.
Tabii ki öldüler. Onlar hayalet.
Hayır, yani gittiler. Ayrıldılar. Burada değiller. Artık onlar öbür dünyada.
-Öldüler. -Sen de hayalet misin?
Ben hayaletlerin hayaletiyim, yavrum.
Sanki tanıdığım birine benziyorsun.
Belki buradan çıkmama yardım edebilirsin.
Sana bir şey söyleyeyim mi, ölüm denen bu şey...
hiç matah bir şey değil.
Benim sorunum şu.
Dışarıda, buluşmak için sözleştiğim arkadaşlarım var.
Onlarla şahsen görüşmem gerekiyor.
Dışarı çıkmam için bana yardım eder misin?
Ben oraya gelmek istiyorum.
Neden?
Mutlaka kendine göre nedenlerin vardır ama ben buradan bir şey yapamam.
Eğer beni buradan çıkarabilirsen bu konuyu konuşabiliriz.
Bunun için de adımı üç kez söylemen gerekiyor.
Adın ne?
Sana söyleyemem.
Neden?
Eğer söylersem sen de arkadaşlarına söylersin, beni çağırıp dururlar.
Hiper marketlerin açılışına gitmem, herkese imza dağıtmam gerekir.
Bu da hayatımı cehenneme çevirir. Gerçek bir cehenneme.
Ama eğer bir kalemin varsa... Buldum! Sessiz sinema oynar mısın?
-Evet. -Güzel.
İşte başlıyoruz. Hazır mısın?
İki kelime.
Tamam!
İkinci kelime, iki heceli.
Bak.
Arkanı dön.
Ne demek istediğini anlamıyorum.
Arkana bak!
Merhaba. Nasılsın?
Böcek.
Buldun. Şimdi birincisi.
Kahvaltı? Portakal? Portakallı böcek?
Böcek meyvesi?
Böcekli kahvaltı?
Böcek içeceği?
Beter Böcek?
-İşte buldun! -Adın Beter Böcek mi?
İki kez söyledin. Bir kerecik daha söyle. Hadi.
O sendin, değil mi? O yılan.
Şu çocukların hayal gücü yok mu? Hadi söyle!
Hayır.
Barbara'yla konuşacağım.
Barbara'yla konuşmana gerek yok! Adımı söyle!
Adam, bu böyle olmayacak. Ben o küçük kızı seviyorum.
Ama artık çok geç. Bunu yapmaya mecburuz.
Hayır, değiliz. Baş kaldıramaz mıyız?
Ben Lydia'nın yanında olmak istiyorum.
Hadi! Söylesene!
Hayır, söyleme!
Söylesene!
Tamam. Biziz. Neler oluyor?
Beter...
Onu çıkartırsam, sizi bulmak için beni öbür tarafa götüreceğini söyledi.
Hayır Lydia, biz öldük.
-Ben de ölmek istiyorum. -Olmaz!
Ölmek işleri hiç de kolaylaştırmıyor.
Ona kulak versen iyi edersin. Bu konuda oldukça bilgimiz var.
İstediğin zaman bizi ziyaret edebilirsin.
İşlerin bundan böyle daha iyi gideceğini hissediyorum.
Nasıl daha iyi?
Senin ve ailenin burada kalmasına izin vermeye karar verdik.
Bu doğru.
-Maxie'yi buraya getiremez miydik? -Senin de bu işten çıkarın var.
Bu bir sunuş. Doğru zamanda, doğru şekilde yapılmalı.
-Çok büyük. Nasıl taşıyacağız? -Parçalara ayrılıyor.
-Dur, fişler var. -Dikkatli ol.
Tamam, yürü.
-Neler oluyor? -Bilmiyorum. Şimdi öğrenirim.
Dikkat et.
Cornwell mumya müzesinin başına geçecek. Müze...
Şükran Günü Parkı'nda yer alacak ve 50 büyük paranormal deneyime adanacak.
Cornwell'i hatırlarsın.
Bize konuşan Marcel Marceau heykelini veren dahi.
D-Con şirketi de, eski nalburun yerine yapılacak...
böcek hayvanat bahçesinin sponsoru olmaya hazır.
Kaybetmemize imkan yok!
Lydia, nihayet aramıza katılmaya karar verdin. Ben ön sunuşu tamamladım.
Şimdi biraz gevşeyip...
dostlarını dostlarımızla tanıştırma zamanı geldi.
Buradalar mı?
Charles, buraya hayalet görmeye geldik.
Burada değiller... Artık.
Bunu her söylediğinde duvarlar açılıyor...
ve vahşi bir yaratık bizi öldürmeye çalışıyor.
Ama elimizde resimler var Lydia.
Onları taciz etmez, saçma şeyler yapmaya zorlamazsanız...
geri dönüp, burada bizimle yaşayacaklarını söylediler.
Aşırı tepki göstermeye meyillidir zaten.
Merak etmeyin, ona muhtaç değiliz. Otho var.
-Hala buradalar mı? -Otho, hala buradalar mı?
Hala buradalar. Sadece saklanıyorlar.
Bana yaptıkları için suçluluk duyuyorlardır.
Seni öldürmedikleri için pişmanlar.
Sadece onları görmek istiyorum.
Otho, bunu yapabilir misin?
-Biraz zor olacak ama sanırım yapabilirim. -Hayır!
Benim endişem şu ki, sen lastik bile değiştiremezsin.
Onların kişisel eşyalarına ihtiyacım var.
Eskiciye gitmen gerekecek.
Afedersiniz.
Düğün elbiseleri.
Sözcükler...
"Al eller
"Beşin özü
"Kıvrılan beller
"Akbaba süzülüşü
"Karanlığın verdiği söz
"Ruhların ezilişi
"Canlılar, bırakın canlansın ölüler"
Barbara?
"Geceyi yaran ani şimşek sesi
"Büyünün korkuttuğu deliler gibi
"Parça parça eder insanın sevincini
"Hayaletimiz, cesedimiz
"Ve diriliriz"
İmdat!
Durun!
"Kertenkele uçunca
"Yılan düşünce
"Büyücü büyüsünü söyleyince
"Gömülen, ölen, öldürülen dirilecek yine"
Ne oluyor bunlara?
Bilmiyorum.
Ölüyorlar!
Zaten ölü onlar. Bir şey hissedemezler.
-Bu doğru değil! Bakın onlara! -Bu kadar yeter.
Bunu durduramaz mıyız?
Artık çok geç Charles, üzgünüm.
Neredesin? Onlara yardım et lütfen.
Tabii, onlara yardım edebilirim. Ama sen de bana yardım etmelisin.
-Ne? -Ben sizin deyiminizle bir kaçağım.
Buradan temelli kurtulmak istiyorum. Bunun için de evlenmem gerekiyor.
Bu kuralları ben koymadım. Bir düşün, ben hiç şart koşmuyorum.
Hadi.
Bir anlaşma evliliği olduğunu düşün. İkimizin de çıkarı var.
Ben buradan kurtulacağım,
sen de Valentino'dan beri en gözde bekarı kapacaksın.
-Ödeşmiş oluyoruz. -Tamam, yardım et onlara.
Tabii.
Beter Böcek.
Gösteri zamanı.
Marketimizin değerli müşterileri...
Döndüm. Kendimi çok iyi hissediyorum. Anlarsınız ya... Neyse...
sizi daha fazla bekletmeyeyim.
Winter River'a hoşgeldiniz!
Doğal Açgözlülük Müzesi!
Sıkılmış işadamları için bir anıt.
Biraz daha yaklaşın. Gücünüzü test edin.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim!
İşte bu yüzden artık gecede iki ayrı gösteriye çıkmıyorum, yavrum.
İki kez çıkmam.
Bakalım bu gece burada neler oluyormuş, çocuklar?
Maitland'ler buradaymış.
Herhalde bu gece için yeterince idman yaptılar.
Acelen mi var Yuvarlak Çocuk? Biraz eğleneceğiz.
Anne, baba...
Bilmenizi isterim ki ne zaman isterseniz...
evimizin kapısı sizlere açıktır.
Bu arada, başlık parasını al baba.
Maitland'lerle ilgileniliyor. Her şey normale dönmüşe benziyor.
Başlayalım mı?
Harika bir orkestra ayarladım.
Şahide ihtiyacımız olacak. Siz olur musunuz?
Tören başlasın artık.
Sen Beter...
Kimse B'yle başlayan o sözcüğü söylememeli.
Bu kadını...
karın olarak kabul ediyor musun?
Bilmiyorum. Bu önemli bir karar.
Her zaman bunu yaparsam, ömrümde yalnızca bir kere olacak derdim.
Elbette. Devam edin.
Ya sen Lydia, bu adamı...
Hayır! Beter...
Biraz sinirli de. Belki de ben onun yerine cevap vermeliyim.
Ben Lydia Deetz ve aklım yerinde.
Yanımda duran adam benim istediğim. Bana sordunuz.
Ben de cevap veriyorum. Evet, bu adamı seviyorum.
Hadi.
Hadi.
Beter Bö...
Defol!
Hadi!
Hey, sen.
Törene devam edebilir miyiz?
-O halde ben de... -Beter Böcek.
Tam isabet!
Hadi devam edelim!
Bana verilen yetkiye dayanarak...
-Yüzük, lütfen. -Yüzük! Yo, hayır!
Almıştım, hayatım.
İşte burada. Al bakalım.
O kadının benim için hiçbir anlamı yoktu. Hem de hiç.
-Şimdi sizi... -Evet, hadi.
...karı koca...
BAYAN SAHNNON'UN KIZ OKULU
-Saat kaç? -Neredeyse 3:30.
Hangi yıldaysak...
Ee?
Boyaları aldın mı?
Evet. Ve senin için yeni belediye binasının fotoğraflarını çektim.
Fen sınavın nasıl geçti?
Korkunçtu. Bir kurbağayı kesmemi istediler.
Dini inançlarıma aykırı olduğunu söyledim. Orta aldım.
Ya matematik?
Dalga mı geçiyorsun? O sınav için bütün hafta çalıştık.
Pekiyi aldım.
Artık yapabilir miyim?
Bilemiyorum. Fen dersinden orta almışsın.
Ona eziyet etme. Sen fen dersinden hiç pekiyi almadın ki.
Hadi.
Şey...
pekala.
Canlılarla Ölüler Ahenkli yaşam barışçıl bir birliktelik
Müzik seti kullanma kılavuzuna benziyor.
Galiba Lydia matematikten pekiyi aldı.
Beğendi.
Afedersiniz. Orada olduğunuzu görmemişim.
Kadınlar.
Derdi nedir anlamadım.
Genelde, piliçler...
Afedersiniz. Bunu siz mi yaptınız?
Güzel olmuş.
Nasıl bu kadar küçük yapabiliyorsunuz?
İşte Elvis geliyor! Yaşasın Kral!
Galiba şimdi sıra bende.
Çok iyi. Bir buçuk saat sonra G.Q. dergisi için poz vereceğim de.
Aylardır peşimdeydiler. İç çamaşırı dalgası.
Ne yapıyorsun? Dur. Saçlarımı bozuyorsun.
Yapma! Dur!
Böyle de yakışıklı oldum.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.