All language subtitles for Tenebrae.1982.Italian.Cut.2160p.UHD.BluRay.REMUX.DV.HDR.HEVC.DTS-HD.MA.1.0-BLURANiUM

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese Download
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

"Dürtü karşı konulamaz bir hâl almıştı.

Ona işkence eden öfkenin tek bir cevabı vardı.

Bu nedenle ilk cinayetini işledi.

En büyük tabuyu yıkmıştı ama ne suçluluk duydu

ne endişelendi ne de korktu. Sadece özgür hissetti.

Önüne çıkan her insan,

her aşağılama

basit bir imhayla

ortadan kaldırılabilirdi,

cinayet."

Teşekkürler John. Ben yokken her şeyle ilgilen.

Merak etmeyin.

Teşekkürler.

Roma'ya giden 840 numaralı uçak. Check-inde görüşürüz.

Toronto uçağının gelişi kısa bir süreliğine gecikecektir.

840 sefer sayılı Roma uçuşu için son çağrı. 6. kapıdan uçağa giriş yapınız.

840 sefer sayılı Roma uçuşundaki Bay Peter Neal, lütfen danışmaya.

Bay Peter Neal, danışmaya.

- Ben Peter Neal, beni mi çağırdınız? - Evet, size bir telefon var.

Şuradaki telefonu kullanabilirsiniz.

Teşekkürler.

Alo?

Evet, dinle Jane…

Evet, gayet basit.

İki aydır seni aramıyorum çünkü…

Evet. Jane, lütfen sakin ol.

Kapatmalıyım, uçağım kalkıyor.

Kapatmalıyım, üzgünüm.

Evet, seni yarın ararım.

Hoşça kal. Evet, tamam.

- Pardon. - Sorun değil.

YILIN, BELKİ DE SON ON YILIN EN İYİ CİNAYET ROMANI

- Ne kadar? - Bilmiyorum.

- Bu muydu hanımefendi? - Hayır, daha koyu bir kırmızı.

- Bu yeni bir ton. - Farklı bir marka olabilir.

Bu muydu?

- Çantanızda ne var? - Hiçbir şey!

- Benimle gelin. - Çek ellerini üzerimden!

Benimle gelmelisiniz!

- Dokunma bana! - Çantanızı bana verin!

- Fişi duruyor mu? - Ödeme noktasına gidiyordum.

- Çantada bir şey olmadığını söylemiştiniz. - Neler oluyor?

- Benden ne istiyorsun? - Lütfen ofisime gelin.

- Bu taraftan. - Çek ellerini üzerimden!

Elsa Manni. 12 kez mağaza hırsızlığından tutuklanmış.

- Şimdiye dek dersinizi almalıydınız. - Pekâlâ, hadi bir anlaşma yapalım.

Sadece bir kitap, niye abartalım ki?

Sana adresimi vereyim,

sen de mesain bitince beni görmeye gel.

Hadi bu işi tatlıya bağlayalım. İbne değilsin, değil mi?

- Nerede yaşıyorsun? - Burada, Roma'da. Via delle Camene 14.

- Via delle Camene. Tamamdır. - Teşekkürler.

Pilotunuz konuşuyor, uçağımıza hoş geldiniz.

JFK Havaalanı'ndan kalkış yaptık

ve Roma'daki Leonardo da Vinci Havaalanı'na gidiyoruz.

Altı saat içinde iniş yapmayı bekliyoruz.

Güzelim!

Bana bir öpücük ver!

- Nasıl gidiyor? - Çamaşır makinem bozuldu.

- Sen iyi misin? - Evet.

İyiyim, teşekkürler.

Pis sapık!

Sapık!

Sapık!

Basın için dağıtılan broşürleri aldın mı?

Neyse, en azından denedim.

- Geciktim mi? - Broşürleri okudun mu?

Peter!

- Peter! - Selam, nasılsın?

Hakkımda iyi şeyler yazdığın için her geçen gün güzelleşiyorsun!

Genelde araştırmam bir ay, yazmamsa üç ay sürer.

- Selam. - Selam Tilde.

İki ay da revize sürse…

Arka arkaya üç kitap çıkarmak için iki yıl sürekli çalışmak gerekiyor.

Tenebrae erkek bakışıyla yazılmış. Kadınları niye sevmiyorsun?

Erkek bakışıyla mı? Hayır, öyle değil.

Erkekler aptalca kahramanlaştırılırken

kitabındaki iki kurban da kadın. Bu erkek bakış açısı değil mi?

Tilde, sorun ne?

Biz on yıllık arkadaşız, ta New York'ta okuduğun zamandan beri.

- Öyle biri olmadığımı… - Hadi işinden bahsedelim.

Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olması için

savaştığımı söylesem nasıl olur?

Bravo. Kitaplarını açıkla öyleyse.

Yazdıklarında ciddi misin?

Yoksa hangi konunun daha çok sattığını editörler mi söylüyor?

Bir fikrim var hanımefendi.

Gazetenizin fikirlerini konuşabilmeniz için

sizinle Peter arasında özel bir röportaj ayarlamaya ne dersiniz?

Uçaktan daha yeni indi, anlayışla…

Ne diyorsunuz?

- Tamam. - Harika! Sanırım buraya kadar.

- Evet, hoşça kalın. - Hoşça kalın.

Maalesef gitmemiz gerekiyor

ama içkileriniz bizden.

Vakit ayırdığınız ve nezaketiniz için teşekkürler.

Röportajı ayarlamak için yarın beni arayın.

Hoşça kalın. Hoşça kalın millet!

Annem onu aramanı bekliyor.

Yakında ararım, onu görmek istiyorum.

- Kabalaşmışsın. - Bunu duyduğuma sevindim.

Bu lezbiyenler çok sinir bozucu çünkü güçlerini göstermek istiyorlar.

- O da ne? - Buradan aldım. Yakışmış mı?

- Terletmiyor mu? - Hayır, denesene.

Yok, sağ ol.

- Düşmüyor mu? - Nasıl yani?

Anlarsın ya, ani bir hareket yaptığında.

Bak.

- Bu bir mucize. - Hayır, bir şapka.

Tenebrae, 12 hafta boyunca İtalya'da en çok satan kitap oldu.

- Hadi canım! 12 mi? İnanılmaz! - Değil mi?

- İyi bir menajerim, değil mi? - Harikasın, şahanesin!

- Biraz daha övgü alayım! - Yenilmezsin!

- Asistanım nerede? - Ann çok yetenekli.

Sadece altı günde sana harika bir oda buldu.

O da gelmeliydi.

Yakında gelecek.

Basınla yalnız vakit geçir istedim.

- Kitapları seviyor, başarıyı sevmiyorlar. - Ne kadar da garip.

Bullmer, köşede durup tek kelime etmeyen adamı

fark ettin mi?

- Uzun ve zayıf olanı mı? - Evet.

O Cristiano Berti, televizyonda kitap eleştirmenliği yapıyor.

Senin büyük bir hayranın. Perşembe günü röportajınız var.

Gianni!

- Ann! - Peter!

- Nasılsın? - İyiyim, sen?

Harikayım.

Peter, bu Gianni.

- Gianni, bu Peter Neal. - Memnun oldum.

- Nasıl gidiyor? - Bir gün Roma'da benim yerimi alacak.

O zamana dek buradayken seninle o ilgilenecek.

Ona nasıl ödeme yapıyorsun? Hoş sözlerle mi?

Pekâlâ, akşam görüşürüz.

- Sana bir hediyem var. Valizde. - Peter!

Önemli bir şey değil.

Tanrım!

Ne olmuş böyle?

Girin. Çantayı ben alırım.

- Bay Neal mı? - Evet, benim.

Merhaba. Ben Roma merkez karakolundan Komiser Germani.

Bu da Dedektif Altieri.

Kapıyı açık görünce girdik.

- Değil mi Dedektif? - Evet, bu doğru.

Beş saat önce bir kız öldürüldü.

İsmi Elsa Manni, bir kleptomanmış.

Onu tanıyor muydunuz?

Hayır, bu Roma'ya ilk gelişim.

Korkunç bir cinayet.

Ağzı kapatılıp göğsü ve gırtlağı kesilmiş.

Ağzında Tenebrae kitabınızdan bazı sayfalar bulduk.

Tenebrae mi?

Buraya da bu yüzden geldik.

- Bir şey içmek ister misin? - Bir bardak su, teşekkürler.

- Müsaade var mı? - Lütfen.

Kusurumuza bakmayın, siz geldiğinizde biz de tam gidiyorduk.

O kızı tanımıyordum.

Teşekkürler.

Hayır.

Size bir şeyler ikram ederdim ama çalışırken içmiyorsunuz, değil mi?

Ben sadece çalışırken içerim!

- Viski, teşekkürler. - Elbette.

- Roma'ya yeni vardınız, değil mi? - Şahit mi soruyorsunuz? Evet, var.

Uçağım iki saat önce iniş yaptı.

Size şunu sorabilir miyim…

Biri, Smith & Wesson marka bir silahla öldürülünce

doğruca Bay Smith'le Bay Wesson'a mı gidersiniz?

Teşekkürler.

Bu hariç tüm kitaplarınızı okudum.

Buna da bugün başladım.

İlk cinayet eski bir berber usturasıyla işleniyor.

Lütfen katilin kim olduğunu söylemeyin!

Elsa da usturayla öldürülmüş

ve kitabınızın sayfalarıyla boğulmuş.

Buraya bu yüzden geldik. Girişte de bunu bulduk.

Yerde.

"Ona işkence eden öfkenin tek bir cevabı vardı.."

Bu sizin kitabınızdan, değil mi?

Ne… Evet, öyle.

İnanın bana, sizi rahatsız etme

ya da Roma ziyaretinizi mahvetme gibi bir niyetim yok

ama sizi görmeye tekrar geleceğimi düşünüyorum.

O mektubu da geri almalıyım.

Elbette.

Yakında birkaç tane daha alacağınızdan endişeleniyorum.

Öyle bir durumda lütfen hemen beni bilgilendirin.

Pekâlâ.

Viski harikaymış!

Biz sizi rahat bırakalım.

Dedektif, ona kartımızı ver.

Bir şey olursa lütfen beni arayın, olur mu?

Bir dakika.

Bir şey var…

Valizim… Odamda. Gianni.

Dün evden ayrılırken… Yani bugün böyle değildi.

Alo?

Bay Neal, size bir şeyler getireyim mi?

Neye ihtiyacınız var? Tıraş köpüğü, diş macunu…

Sana bir liste yaparım Gianni. Teşekkürler.

- Bunu alabilir miyiz? - Lütfen.

Alo? Peter Neal.

"Ne endişelendi ne de korktu. Özgürdü." Bunlar senin kelimelerin. Sayfa 46.

- Tekrar öldürme özgürlüğü Neal. - Kapatma, konuşalım.

Bana yolu sen gösterdin.

Sen ve ben, birlikte başladık.

Yanında kim var?

Bir kadın görüyorum.

Sevgilin mi? Belki de sıradaki odur.

Başka planlarım var, hoşuna gidecek.

Tanışmalıyız, belki açıklayabilirim. Kitaplarım…

Evet, yakında tanışacağız Peter Neal.

- Öldürdüğün kız… - Nereden biliyorsun? Yanında kim var?

- Evet? - Kaçmış, nasıl olduğunu bilirsin.

Güçlü ve hızlı bir erkek asistana ihtiyacım var.

Ama o zaman kimseye zorbalık yapamazsın.

- Ne zaman fotoğraflarımı çekeceksin? - Seneye.

- Yakışıklı, değil mi? - Kaba ve iğrenç biri.

Tilde, seni seviyorum ama kıskançlık yapma. Söz vermiştin.

Bu gece için kalacak yere ihtiyacı vardı, ben de onu davet ettim.

- Lanet olsun! - Sorun nedir?

- Bir anlaşmamız var sanıyordum. - Elbette, ilişkimiz açık.

- Ama önümde gösteriş yapma. - Merak etme.

Bana bir saat ver, onu kapı dışarı edeyim.

Güle güle, sonra görüşürüz.

- Selam. - Selam.

Noel arifesindeki bir hindi gibi görünüyorsun!

- Nasıl gidiyor? - Bir saatin varsa anlatayım.

Anlat.

- Bullmer'in arkadaşları çok sıkıcı! - Evet.

Ve o yemek… Can sıkıcılık konusunda

onlara altın madalya vermeliler.

Hadi uyu. Yarın 10'da görüşürüz.

Ann!

Bir içki daha içmesek mi? Berbat bir gündü.

Bir.

- Tatlım, yukarı gelmiyor musun? - Boş versene.

- Hadi ama! - Beni dinle küçük orospu.

Hayatım buna bağlı olsa bile yukarı gelmezdim.

Midemi bulandırıyorsun!

Çok içtim, kusacak gibiyim.

Git de başka bir yerde kus.

- Midem bulanıyor. - Söyle de orospun sana yardım etsin!

Pekâlâ, öğrenmek istiyor musun? Harikaydı!

Buna kıyasla seninle sevişmek içler acısı!

- Öpüşerek başladık… - Yeter!

Siktir git, canımı acıtıyorsun!

Bir gün seni…

Sessiz ol!

Pis sapık.

Tilde!

Resepsiyon. Evet, ben Alboretto.

Günaydın Bay Neal. Nasıl yardımcı olabilirim?

- Baba! 5000 liret verir misin? - Orada bir düğme var… Geliyorum.

- Ne? - 5000 lirete ihtiyacım var.

Oda 22'ye git ve ısıtıcıyı aç.

Düğme tuvalette ya da mutfak lavabosunun altında olmalı.

5000.

Teşekkürler.

- Günaydın, ben Maria. - Merhaba.

- Sesin telefonda farklı geliyordu. - O babamdı.

Tuvaletinize bakmam gerekiyor.

- Elbette. - Teşekkürler.

- Burası değil, değil mi? - Hayır, şu tarafta.

Teşekkürler.

Burada.

Sanırım düğme mutfakta olabilir.

- Siz Şafaktan Sonra'nın yazarı mısınız? - Evet.

Harika bir kitaptı.

- Okumuş muydun? - Elbette. Burada, bakın.

- Düğme burada. - Çok ilginç!

Köşedeki kitapçıda kitaplarınızdan oluşan bir vitrin var.

- Sahi mi? - Oraya gitmelisiniz.

Orada çalışan çocuk size bayılıyor.

Çok heyecan verici. Bir gün…

- Günaydın. - Günaydın.

- Ben gittim. - Hoşça kal.

- Hiç vakit kaybetmiyorsun, değil mi? - O daha çocuk.

- Farkındayım. - Isıtıcıyı açmak için geldi.

Kişisel tesisatçın!

Duş almak için iki saat beklemem gerekecek.

- Kaçta uyandığımı biliyor musun? - Hayır, kaçta?

Sabah beşte mi? Zavallı bebek!

Yastık çok mu sertti? Sana kuş tüyü bir yastık bulurum.

Yastık çok sertti!

Daha yumuşağını bulurum. Affedersin, unutmuşum.

- En üst katta. - Pekâlâ.

İkinci kez bozuluyor, neden bilmiyorum.

Bozan kişi buralarda bir yerlerde.

Bakalım tamir edebilecek miyiz.

- Küçük tornavidayı uzat. - Al.

Al.

- Aletleri al. - Tamam.

- Peki ya daktilo? - Bugün geliyor.

Güzel.

KİŞİSEL

- Bu ne zamandır burada? - Daha önce yoktu.

- Ne zaman? - Bir dakika önce.

"Sic transit gloria Lesbi."

"Böylece lezbiyenin ihtişamı biter."

Ne demek bu?

Katilimiz eğitimli ve Latince biliyor.

Yine cinayet işlemiş olabilir.

Lateral yara, 14 santimetre.

Şah damarından kürek kemiğine dek.

Yan taraflarda kesik.

Selam Doktor. Seni görmek ne güzel.

Ama burası hiç güzel değil. Ve soğuk.

- Kokuyu engellemek için. - Bana ne söyleyebilirsin?

Altı hafta önce öldürülen kızdakiyle aynı ustura kullanılmış.

- Yaralar korkunç. Görmek ister misin? - Hayır, sana inanıyorum.

Diğeriyse öldürülmeden önce kan grubu A negatif olan

bir adamla cinsel ilişkiye girmiş.

Katil her zaman sevgilisi değildir.

Hayır ama genelde öyledir.

Dönen başlık, düzeltme tuşu, Courier 72 fontu, emrinize hazır.

Harika!

- Nereye koyayım? - Buraya. Alo?

Komiser Germani.

Evet Komiser?

Kim öldürüldü?

- Bay Bullmer, bir şey içmek ister misiniz? - Evet, teşekkürler.

- Geçin şöyle, beni boş verin. - Pekâlâ. Peki ya siz?

Hayır, teşekkürler.

Teşekkürler Angelica.

- Oturalım mı? - Evet, teşekkürler.

- Sizi 30 dakika ağırlamalıyım. - Burada mı?

Hayır, stüdyoda. Televizyon programımdan bahsediyordum.

Detaylı bir röportaj yapmak istiyorum.

Yılda iki kez bunu yapmama izin veriyorlar.

Elbette, bana uyar.

Bir bakalım…

Tenebrae sapıklık ve onun toplum üzerindeki etkileri üzerine.

Sizce böylesi bir davranışın hayatlarımız üzerindeki etkisi nedir?

Kitap sadece bununla alakalı değil.

Kurbanların ikisi anormal.

- Ve katil de… - Anormal derken neyi kastediyorsunuz?

Biri homoseksüel,

diğerininse mutlu bir hayatı var. İlişkisi…

Katil, yozlaşma olarak tanımladığı şeyin kökünü kazımak istiyor.

Katil delinin teki.

Söylemek istediğim şey…

Sapkın bir davranış…

Sapkın bir davranış dediğiniz nedir?

Katı bir Katolik öğretiyle büyütüldüm.

- Peki ya siz? - Aynı şekilde tabii ki.

Ama ben kürtaj ve boşanmadan yanayım.

Bu, Katolik bir bakış açısıyla sapkın bir davranış.

Evet.

Bunun bir sabah programı olduğunu sanıyordum.

- Derin konulara mı girmek istiyorsunuz? - Haklısınız, girmesek daha iyi.

Gördüğünüz gibi bu konuya ilgiliyim.

İltifatlarınız için teşekkürler.

Hazırız Cristiano.

Pekâlâ.

Geçelim mi?

- Bu taraftan. - Teşekkürler.

Hey!

Şapkam!

İşte orada, başlamak üzereler.

30 dakika civarı sürecek. Yürüyüşe çıkalım mı?

- Bir dakikaya yayındayız. - Güzel.

Peter çok hassastır, bu çok zorlu bir röportajdı.

- O Yves Montand değil miydi? - Evet.

- Daha uzun sanıyordum. - Bana anlatabilirsiniz.

Peter çok meşgul ve yeni bir kitap yazıyor.

- Akrabası mısınız? - Hayır, menajeriyim.

Polisle görüşmelerinden de yüzde on alıyor musunuz?

Benim de hislerim var!

Bu gizemin anahtarı müvekkilinizde.

Bu cinayetler Peter Neal'a bir saygı duruşu niteliğinde.

Bu saygı duruşunun yüzde onu ne kadar eder?

Anlarsınız ya, çok fazla dedektif hikâyesi okurum.

Agatha Christie, Mickey Spillane, Ed McBain…

- Ve ben bir polisim. - Peki katili tahmin edebiliyor musunuz?

Hayır, bir kez bile edemedim.

Unutmayın. Aklınıza bir şey gelirse lütfen arayın.

Sizin işiniz fantezi, benimkiyse ne yazık ki gerçek ölüler.

Hoşça kalın Komiser.

İyi günler.

- İyi geçti mi? - Çok iyi geçti.

- Bana imzalı fotoğrafını verdi. - Kim?

- Yves Montand. - Sonra?

Ya tanıdığım biriyse?

Keşke o kitabı hiç yazmasaydım.

Ciddi olamazsın.

- Selam. - Selam.

Bay Bullmer bunu size bıraktı. "Umarım işinize yarar." dedi.

Pekâlâ, biri bozulursa…

- Seni aşağı bırakayım. - Bu bir çıkma teklifi mi?

Nasıl uygun görürsen. Gidebilir miyim? İhtiyacınız olursa evdeyim.

Tabii ki gidebilirsin.

Jane!

Bu Jane!

- Jane McKerrow mu? - Evet. Yemin ederim, oydu.

New York'un telefon kodu neydi?

Hayır, o olamaz. O New York'ta.

Deli doktorundan on kilometre bile uzağa gitmez.

Jane McKerrow'u aradınız. Şu anda telefona cevap veremiyorum.

Lütfen mesajınızı bırakın…

- O Jane'di. - Öyle olsa seni arardı.

En azından hakaret etmek için!

Seni geri kazanmak için buraya kadar geldi mi yani?

- Ya da özür dilemek… - Ne için?

Şeyini mahvettiği için… Hiçbir şeyini.

Valizimi!

Sence Jane mi yaptı? Ondan hiç bahsetmemiştim.

- Gitmeliyim. Yeterince… - Ann!

Sence o mu yaptı?

- Güle güle. - Güle güle.

Hayır! Sana umurumda olmadığını söyledim.

Anladın mı?

Canın cehenneme!

Piç kurusu!

Hey! Kimse yok mu?

Hey!

Kimse yok mu?

Yardım edin!

Kimse yok mu?

Yardım edin!

Tanrım!

USTURALI KATİL: İKİ ÖLÜ DAHA

Tanrım. Lütfen yardım edin.

Köpeğin teki saldırdı…

Pis ajan!

Hayır, lütfen!

Benden ne istiyorsun?

"Kız için üzgünüm.

Planıma devam edebilmek için ondan kurtulmalıydım.

Midemi bulandıran herkesi öldüreceğim, sapıkları

ve daha sonra da Büyük Yozlaştırıcı'yı."

Beni.

Gözlerinizi dört açsanız iyi edersiniz.

Bu katil her şeyi biliyor gibi görünüyor.

Geleceğinizi biliyordu,

menajerinizi tanıyor ve adresini biliyor.

Mektubu kendisinin iletmesinin tehlikeli olacağını biliyordu.

Çünkü Maria sizinle aynı binada yaşıyordu.

Bugün bana daha fazla ihtiyacınız var mı?

Hayır Bay Neal ama…

Mümkün olduğunca evde kalmanızı istiyorum.

Bu son mesaj çok net bir tehdit.

Bu arada kitabınızı bitirdim.

Ve katilin kim olduğunu 30. sayfaya gelmeden tahmin ettim.

Bu benim için bir ilk! Sizi evinize bırakayım.

Pes ediyorum.

Günlüğünü okuyarak katili bulmak saçmalık.

Neden ben?

- Adam onu yozlaştırdığımı söylüyor. - Ya da kadın.

Evet, doğru. Ahlaksızlığı bitirmeye…

…çalışıyor!

Cristiano Berti, şu eleştirmen, şöyle demişti…

"Tenebrae sapkınlık ve ahlaksızlığı anlatıyor."

Buna kafayı takmış gibiydi.

Gianni, bana telefon rehberini uzatsana.

B…

Adres…

Burada.

EUR bölgesinde.

- Berti üç blok ötede oturuyor. - Hayır, dur. Paranoyaklık yapıyorsun.

Maria'nın cesedi orada bulunmuştu.

"Tenebrae sapıklık…

…ve onun toplum üzerindeki etkileri üzerine."

Berti röportajdan önce tam olarak böyle söylemişti.

Sapkınlığı bitirmek istiyor.

İki kelime!

Birini cinayetle suçlamak için yeterli.

- Komiser'le konuşun. - Bunun ne faydası olur ki?

"Yazarın aklına bir fikir gelmiş!" deyip bana güler.

Peter Neal, usturalı katile karşı. İşte bu!

Ama yine de…

…Peter Neal haklıysa…

…bu harika olur.

Her yerde polisler var.

Saat 22.15. Birazdan giderler.

Maktul Maria Alboretto 14 yaşındaydı.

Ona 02.45'le 07.00 arasında ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok.

Bu esnada katil, tekrar öldüreceğini duyurmak için

sarı mektuplar göndermeye devam ediyor.

Bir sonraki kurbanının

Büyük Yozlaştırıcı olduğunu söylüyor.

Haber merkezimize ulaşan bilgiye göre

birçok politikacı ve iş insanı Roma'dan ayrılmak için aceleyle…

Jane?

Jane!

Jane McKerrow'u aradınız. Şu anda telefona cevap veremiyorum…

Yedi yaşından beri saklambaç oynamıyorum.

Sessiz ol!

- Bu çok sıkıcı. - Tüm soruşturmalar sıkıcıdır.

Sıkıcı kısımları çıkarıp geri kalanı yazarsan

çok satan bir kitap elde edersin.

Saklan!

Lanet olsun, o evde!

Gitsek iyi olur.

Ben arkadan dolanacağım.

Peter!

Bendim. Hepsini ben öldürdüm.

Peter?

Peter!

Hadi!

Ayağa kalk!

Gitmeliyiz, o adamın…

Katilin baltası var!

Muhtemelen hâlâ içeride!

- Gidelim! - Başım!

- Ne oldu? - Bilmiyorum. Bir ses duydum ve sonra…

Katilin yüzünü gördün mü?

- Işıklar kapandı. Bilmiyorum. - Uzun muydu, kısa mıydı?

Bilmiyorum, hiçbir şey görmedim.

Tek gördüğüm bir baltaydı.

Cristiano katili tanıyordu.

Hepsini onun öldürdüğünü söyledi.

Sonra da… Sonra da onu doğradı.

Çok kan vardı…

Polise gitmelisin, vakayı çözmeye yardım edebilirsin.

Ama ben hiçbir şey görmedim.

Sadece ikiye ayrılmış bir kafatası ve bir ceset gördüm.

Bil bakalım ben ne gördüm.

Annemin beni Rhode Adası'ndayken okul servisine bindirdiğini gördüm.

Kafama aldığım darbeden sonra gördüğüm şey buydu.

Tıpkı filmlerdeki gibi.

- Bir doktora görünmelisin. - Gerek yok.

Sadece sersemledim ve kafam karıştı.

Peter, belki de sen…

Bir süreliğine New York'a gitmeliyiz.

Bu gece burada kalabilir misin?

Sadece eşlik etmek için. O yatağı yaparım…

Merak etme, ben hallederim. Ve tabii ki kalırım.

Seni altı yıldır tanıyorum

ve ilk defa aynı yerde yatıyoruz.

Unutma, o altı yılın dördünde aramızda hep Jane vardı.

- Kafan nasıl? - Kafam mı?

Kafam nasıl? Beklemediğim bir soruydu.

Nasıl cevap vereceğimden emin değilim.

Kafam…

Kafam yaşayacak.

Yarın bunu unutacağız, tamam mı?

Hiçbir şey olmadı.

Hiçbir şey olmadı.

Peter?

- Teşekkürler. - Kahve ister misiniz?

İşi bitir. Gel.

- Hayır, teşekkürler. - Öyle mi? Hoşça kal.

Şu Cristiano olayı beni gerçekten şok etti, inanılmaz bir şey.

Sana şey demeye geldim…

15 günlüğüne Roma'dan gitmek istiyorum.

- Belki Paris'e giderim… - Peter! Beni şimdi yalnız bırakamazsın!

İki gün içinde sözleşmeyi imzalıyoruz. Cumaya dek kalamaz mısın?

Hayatım tehlikede!

Bir sözleşme için hayatımı riske atamam.

Haklısın.

Haklısın.

Sana şehrin dışında Hotel Fiorio'da bir oda tutacağım.

İnsanlara New York'a gittiğini söyleyip sözleşmeyi imzalayana dek burada kalırsın.

Sözleşme bir milyon dolarlık.

Yerini sadece ikimiz bileceğiz.

Bundan emin olabilirsin. Lütfen bunu benim için yap.

Evet, ne oldu?

Bay Donald Otley, birinci hatta.

- Nereden arıyor? - Londra'dan.

Bir dakika.

Ne diyorsun?

Seni öğleden sonra ararım.

Tabii, elbette.

Donald, nasılsın?

Alo?

Alo?

- O ihtiyar ayyaş nereye kayboldu? - Daha sonra arayacağını söyledi.

Ona burada olmadığımı söyle.

Her şey yolunda tatlım.

Çok utanıyorum!

Orada, kapının arkasında saklanıp onu dinlerken

acaba bizden şüpheleniyor mu diye merak ettim.

Hayır aşkım, şüphelenmiyor.

Her şey yakında sona erecek, söz veriyorum.

Jane…

- Öğle yemeğinde görüşecek miyiz? - Evet. Aynı yerde mi?

Piazza Arduini, saat birde.

O eve geri dönmeyeceğim, yapamam.

İçeri girmene gerek yok, dışarıda beklesen yeter.

Işıklar sönmüştü.

Biri ışıkları kapattı ama Cristiano değildi.

Onun çığlık attığını duydum.

Aptal herif!

Kenara çek.

Sanırım yürüyeceğim.

- Beni orada bekle. - Tamam.

Sizi aradım çünkü Savcı suç mahallini tekrar açmadan önce

bölgeyi incelemek istedim.

- Aynı katil mi? - Sanırım.

Tek fark, Berti'yle Maria'yı öldürmek için bir balta kullanması.

- Yeni bir mektup aldınız mı? - Hayır.

Gönderecektir.

Berti'yle yalnızca iki kez karşılaştığınızı söylemiştiniz.

Evet, basın toplantısında ve benimle röportaj yaptığında.

"Peter Neal. Bir Takıntının Analizi."

"Peter Neal. Sapkınlık. Romanlar."

- "Peter Neal. Kişisel." - Kişisel mi?

"Rhode Adası'nda doğdu. Yale Üniversitesine gitti.

Kendine Katolik diyor." Bakın.

"Uzun, delici bakışları var. Birbirimizi gördük ama ben konuşmadım."

Yüce Tanrım!

Sizinle ilgilendiği ortada olan bir kişi daha.

- Dışarı çıkabilir miyiz? - Elbette.

- Çok yaşayın. - Teşekkürler.

Toza alerjim var da.

Kafanıza ne oldu?

Bu vaka yüzünden kafamı duvarlara vuruyorum.

Sizin yapmamanıza şaşırdım.

Kesin olarak bildiğim tek şey,

katille Cristiano Berti'nin çalışmalarınıza kafayı takmış olduğu.

Belki geçen sefer biraz alaycı söylemiş olabilirim

ama yardımınıza ihtiyacımız var.

Benden istediğiniz gibi bu vakayı düşündüm,

tıpkı kitaplarımda yaptığım gibi.

İçimde bir şeyin eksik olduğuna dair bir his var.

Bir çelişki var.

Yaşaması gereken biri öldü

ve ölmesi gereken biri de…

- Yaşıyor. - Ne demek istiyorsunuz?

Kitaplarından birinde Conan Doyle sanırım şöyle yazmıştı…

"İmkânsız olan her şeyi elediğinizde

geriye kalan, her ne kadar umulmayan olsa da gerçektir."

- Baskervillerin Köpeği. - Evet.

Ve bu vakada imkânsız olan

bu cinayetlerin alakasız olduğu.

Baskervillerin Köpeği'nde

imkânsız olan hayalet bir köpeğin var olma ihtimaliydi.

Bu vakada ve kitapta umulmayan şeyse

her ne kadar garip ya da akılalmaz olsa da…

…mümkündür.

Ve onun ne olduğunu bulmalıyız.

Gerçek her zaman mümkün olandır.

- Bay Neal. - Gerçekten gitmem gerekiyor.

Büyük bir hayranınızım

ve keyif alacağım bir sürü kitap yazacağınız düşüncesi

hoşuma gidiyor.

Bu yüzden sizden bunu çok bencil sebeplerle isteyeceğim.

Bugün Roma'dan gidebilir misiniz?

- Ben de bunu yapmak üzereydim. - Güzel. Gittiğiniz yeri bana haber verin.

SANA JANE

Teşekkürler.

Elveda öyleyse! Çok özel olduğunu sanıyorsun!

Seni terk ediyorum! Bıktım senden!

Saklambaç mı oynuyorsun?

- Güle güle. - Güle güle.

Hey…

Pasaportun?

Pasaportum… Burada.

Banka parayı Paris'teki Raphael'e gönderecek.

- Oda tutuldu. - Harika.

- Alo? Komiser. - Hayır.

Üzgünüm, muhtemelen havaalanına varmıştır.

Ben yardımcı olabilir miyim?

Pekâlâ, hoşça kalın.

Çıkıp çıkmadığını öğrenmek istedi, bir şey olmuş

ve endişeliydi.

- Selam. - Merhaba.

Ann beni havaalanına bırakacak, merak etme.

Elbette. O eve geri dönmeyi düşünüyordum.

Her şeyin anahtarı orası,

gördüklerimi hatırlamak istiyorum.

- Nereye gittiğini biliyor musun? - Çok gizli! Üzgünüm, bu bir sır.

Elbette, mantıklı.

Ama seninle tekrar görüşmeyi umuyorum.

Gianni, seni de bu hikâyeye bulaştırdığım için

özür dilerim.

Benim de hoşuma gitmedi ama en azından seninle tanıştım.

Her şey bittiğinde seni tekrar görmeyi umuyorum.

- Seni aşağı bırakayım. - Gidelim.

Bendim, evet. Onu ben öldürdüm.

Hepsini ben öldürdüm!

Cristiano.

Olabilir mi…

- Hepsini ben öldürdüm! - Katil oydu.

Ama…

…onu kim öldürdü?

Alo?

Ann, çok affedersin.

Peter'la konuşmayı umuyordum.

Çıktı. Şimdiye dek çok uzaklaşmıştır.

Bir şey yaptım…

Sanki içimde iki Jane varmış gibiydi.

- Ve bazen diğeri… - Neredesin? Roma'da mısın?

Evet, bana yardım et.

Kendimi öldürmek istemiyorum.

Neredesin? Yanına geliyorum.

Küçük bir villada.

Via Appennini 11'de.

Beni bekle. Yarım saate oradayım.

Lütfen beni affet.

Yapmak istememiştim.

Lütfen gel. Anlatmak istiyorum.

Bunları neden yaptığımı

anlatmak istiyorum.

- Kes şunu! - Beni tutuklayamazsınız!

- Buraya gel! - Ben hiçbir şey yapmadım!

- Kaç kez? - İki, üç…

Anlıyorum, beni burada bekleyin.

Pekâlâ.

Kahretsin. O kimdi?

Bullmer'in hizmetçisi, Filipinliymiş.

Çok ilginç bilgilere sahip.

Öncelikle Bullmer'in bir sevgilisi olduğunu söylüyor.

- Hangi dilleri biliyor? - Filipince ve İspanyolca.

Sorgula onu.

Katil geri dönmüş.

Gitmeliyim.

Sonra görüşürüz.

- Elinizde Bullmer'e ait bir şey var mı? - Evet.

Teşekkürler.

Hoşça kalın.

Lütfen beni izleyin.

Ann?

Sen misin Ann?

Ann?

Ann.

Ann.

Ann olduğunu bilmiyordum…

Hayır!

Hayır, bakma! Uzaklaş!

"İmkânsız olan her şeyi elediğinizde

geriye kalan, her ne kadar umulmayan olsa da gerçektir."

Bullmer'in hizmetçisi, Dedektif Altieri'ye

arkadaşınla kız arkadaşının aşk yaşadığını anlattı.

O da kontrol etmek için tek başına buraya geldi.

Senin deli olduğunu bilmiyordu.

Zırdeli!

Ve bunu hayatıyla ödedi.

Senden nefret mi etsem

yoksa sana acısam mı bilmiyorum.

Hayır! Diğer kadını ben öldürmedim!

Biliyorum, bu imkânsız olurdu.

Berti'nin katil olduğunu anlayınca…

Ve bu çok uzun sürmedi.

Gerisi bir kitap yazmak gibiydi Komiser Germani.

- Bir kitap! - Kusursuz intikam.

Usturalı katili ortadan kaldırdın

ama sonra kız arkadaşının ve sevgilisinin

cinayetinden sorumlu tutmak için

onu dirilttin.

En nefret ettiğin iki kişiyi.

Yürü, gidiyoruz!

- Hayır! - Yürü!

Arkanı dön!

Prosedürü biliyorsun, kımılda!

Kımılda!

Hayır, dur!

Hayır! Peter!

Hat kesik, arabadan ararım.

- Burada kalma, gel. - Bekle.

Gidelim.

Hadi.

Pekâlâ, çabuk ol.

Peter.

Peter.

Bu imkânsız.

Ben de inanmak istememiştim.

Ama bu gece Interpol'den bir teleks aldım.

Peter küçükken Rhode Adası'nda

tanıdığı bir kız bıçaklanarak öldürülmüş.

Biri olayı onun üzerine yıkmaya çalışmış.

Hiç kanıt bulamamışlar ve ceza almamış.

Ama oysa…

Zihninde iz bırakan bir şey yapmış.

Son kitabında bir pasaj var.

"Ne endişelendi ne de korktu. Sadece özgür hissetti.

Önüne çıkan her aşağılama

basit bir imhayla ortadan kaldırılabilirdi,

cinayet."

Hayır!

Sakin ol, artık her şey bitti.

Kımıldama.

Burada beni bekle.

Sahteymiş!

Alt yazı çevirmeni: Faruk Berk

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.