All language subtitles for The.Gift.2000.Üçüncü.Göz.beIN.CONNECT

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Oh, teşekkür ederim. Ne güzel şeftaliler.

-Evet efendim. -Pekâlâ, nasılsın?

Fena değil. İyi sayılır.

Seni son gördüğümden beri sağlık sorunun oldu mu?

-Sağlık? -Hastaydın.

Sırtım biraz kötüydü.

Hayır, sırtın değil.

Bir yerin kanadı mı?

Oh, evet efendim, biraz.

Bir doktora göründün mü?

Aslında doktorlara gitmeyi pek sevmiyorum.

Ama bana kalırsa gitmelisin.

Zührevi bir hastalık değil.

Bir tür böbrek ya da mesane enfeksiyonu olabilir.

Fakat geciktirirsen, daha ciddi sorunlar çıkarabilir.

Doktoru aramamı ister misin?

-Olur. -Pekâlâ.

Çocuklar, herkes yataklarına. Neredeyse dokuz olmuş.

Hadi ama anne, biraz daha kalamaz mıyız?

Hayır. Beni duydun değil mi?

-Anne -Efendim?

Becermek ne demek?

Bazen iyi, bazen kötü anlam gelebilir.

Peki ne anlamı var?

Yani... sevişmek denebilir.

Babanla birlikte sizi yaptığımız gibi.

Eşyalarını topla hayatım.

Mike, beni duydun mu?

-Ne? -Yataklarınıza gidin dedim.

Şu evin haline bakın, biraz daha tertipli olamaz mısınız?

-Bana çocukmuşum gibi davranıyorsun. -Sen çocuksun hayatım.

Valerie, gözlüğünü çıkarabilirsin. Yine dayak yediğini biliyorum.

-Dudağını görüyorum. -Biliyorum.

Sadece çok utanıyorum.

Sorun değil.

Daha da kötüleşti.

Dün bazı şeyler almak için markete gitmiştim.

İşten erken çıkmış ve eve benden önce gelmiş.

Elinde jiletle beni bekliyordu. Bacaklarımı kesti.

Sırtımda ve bacaklarımda futbol topu büyüklüğünde çürükler var.

Ondan kurtulmanı söylemem için, bana para vermene çok üzülüyorum.

Yardım alman lazım. Yasal yardım.

Donnie Barksdale'i tanımıyorsun Annie.

Onu terk edersem beni öldürür. Beni bulur ve öldürür.

Hayır, birini öldürecek kadar deli değil.

Sadece kendine güveni olmayan biri.

Ne?

Sanırım takıldığı bir kadın var. Onunla sık sık birlikte oluyorlar.

Affedersiniz, okuldan aradılar. Mike yine sorun çıkarmış diyorlar.

Bayan Wilson. Merhaba.

İçeri gelin. Oturun.

-Mike nerede? -Şu an revirde.

Merak edecek bir şey yok. Durumu iyi.

Sadece bir kaç tane... Oturun.

Bir kaç tane ezik ve çürük var.

Sanırım yarın güzel bir mor göze sahip olacak. Ama ciddi bir şey yok.

-Yine mi kavga etti? -Evet, etmiş.

Öfkesini kontrol edemiyor. Evde de böyle mi?

Daha iyi sayılmaz.

Uzak kalıyor.

Bayan Wilson, bir psikolog gibi davranmak istemem ama,

bana öyle geliyor ki, oğlunuzun içinde derin bir öfke var.

Aslında geçen yıl, bu zamanda babasını kaybetmişti.

Bunu hâlâ atlatamıyor.

Kocanızı hiç tanımadım. Ama eminin iyi biriydi.

Evet, öyleydi.

Terapi konusunda ne düşündüğünüzü bilemem ama...

Mike'ın buna...

Mike'ın biriyle konuşmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız...

Mike'ın terapiye ihtiyacı yok Bay Collins. Benimle konuşabilir.

Ya size açılmazsa?

Üzgünüm Wayne, içeride birinin olduğunu bilmiyordum.

Rubi yerinde yoktu. -Evet, bugün hastaymış, gelemedi.

Bayan Wilson, bu Jessica King, nişanlım.

Tanıştığımıza sevindim.

Ben de.

Sadece iki dakika sürer.

-Tamam. -Tamam.

Oh, benim gitmem gerek. Beni bekleyenler var.

Teşekkür ederim Bay Collins. Olanlar için çok üzgünüm.

Bu benim işim.

O sadece bir çocuk. Hepsi bu.

Siz şu Falcı Wilson'sınız değil mi?

Bu şekilde çağırılmaktan hoşlanmıyorum.

-Ben de fal baktırmak istiyorum. -Şu an çok meşgulüm.

Sizce gelecekte mutlu olacak mıyız?

Sorun nedir?

-Kötü bir şey mi gördün? -Tabii ki hayır.

Eminim çok mutlu olacaksınız.

Maçın ikinci yarısı başladı. Konuk takım çok dikkatli oynuyor.

Bu maçı kesin kazanmaları gerekiyor.

Merhaba Bayan Wilson. Bugün nasılsınız?

İyiyim Buddy.

Sadece arabamın ön kapısı, kendi kendine açılıveriyor.

Bunun için bir şey yapabilir misin?

Bunu bir, iki saatte halledebilirim.

Bekleyebilir misin?

Hayır. Eve gitmeliyim. Gelecek insanlar var.

Buraya bırakmak ister misiniz? Siz evinize kadar götürebilirim.

Saat 6 gibi geri getiririm. Ne dersiniz?

-Evet, bu çok iyi olur. -Pekâlâ. Pekâlâ.

-Buddy... -Evet?

Bu hafta biraz paraya sıkıştım.

-Oh, hayır. Hiç sorun değil. -Daha sonra ödesem olur mu?

-Oh, hadi ama, kes şunu. -Kendimi kötü hissediyorum ama.

Oh, hadi ama, bak.

Benim için o kadar güzel şeyler yaptın ki...

bu dünya üzerinde...

Arkadaşım diyebileceğim insanlardan birisin.

Teşekkür ederim.

Evet bilirsin Annie.

Kamyoneti getireyim.

Acele etme.

Nasılsın Buddy?

Son günlerde kötü şeyler düşünüyorum.

Fakat dün çok mutlu

olduğumu hissettim. -Öyle mi?

Bulutların üzerinde uçuyor gibiydim!

Çok iyi.

Ve ilaca ihtiyacım olduğunu bile hissetmedim.

Zaten ne işe yaradı ki.

Gerçekten, gayet iyi hissediyorum.

Daha mutlu günler yaşayacağını düşünüyorum Buddy.

Çok daha iyi olacaksın.

Öyle mi? Sen öyle diyorsan, inanırım.

Buddy?

Tatlım?

Tatlım, sorun ne?

Bana söylemelisin. Bana şimdi söylemelisin!

Söyleyeceğim.

Mavi elmasa bakarsam...

ve negatif şeyler düşünürsem,

ölür müyüm?

Hayır.

Ölmeyeceksin.

Ölmeyeceksin Buddy.

Aman Tanrım! Aman Tanrım!

Teşekkür ederim. Çünkü evet demeseydin,

yarın güneş doğmadan kendimi öldürmem gerekecekti.

Oh, Buddy. Oh, hayatım. Kendini öldürmek zorunda değilsin.

Biliyorsun, sana her zaman söylüyorum.

-Tanrım! -Her zaman söylüyorum.

-Evet. -İyi olacaksın.

Sana daima söyleyeceğim Buddy. Her zaman.

-Oh, onu kullanma. -Utanıyorum.

-Hayır. Al. -Oh, hayır.

Almanı istiyorum.

-İstemiyorum. -Bunu almanı istiyorum.

-Bu küçük oğlunun. -Senin almanı istiyor tatlım.

Teşekkür ederim.

-İyi misin? -Evet, evet. İyiyim.

-Tamam. -Pekâlâ.

Eve yürüyebilirim. Beni bırakmak zorunda değilsin.

Hayır hayır. Ben iyiyim. Ben iyiyim.

-Gerçekten mi? -Evet.

Beni çok korkuttun ama.

Ben iyiyim. Çok iyiyim.

Pekâlâ. Acele etme, yavaş sür.

Yavaş sür tatlım.

-Yardımcı olabilir miyim? -Evet bayan, ben Donnie Barksdale.

Bu saatte rahatsız ettiğim için üzgünüm.

Sanırım karım Valerie'yi tanıyorsunuz.

Evet tanıyorum. Kim olduğunuzu biliyorum.

İçeri gelip sizinle konuşabilir miyim?

Karımla ilgili. Sanırım ona bir şey oldu.

Ne oldu?

-O iyi mi? -Aslında pek iyi değil bayan.

Söz veriyorum bayan sadece 1 dakika.

Pekâlâ.

Onun kafasını saçma sapan şeylerle dolduruyorsun.

Onu bana karşı kışkırtıyorsun.

Buraya gelip, sana o lanet büyüleri yaptırdığını biliyorum.

Ona hakkımda kötü şeyler söyledin değil mi?

Sen de siyahlar ve yahudiler gibisin!

Bunun ne olduğunu biliyor musun?

Bu bir Voodo bebeği.

Bu Voodo bebeğini senin üzerinde kullanacağım. Bur tür ilaç gibi.

Karımı görmeye devam ettiğin sürece, her gece

iğneleri batıracağım ve acı çekmeye devam edeceksin.

Yataklarınıza dönün! Her şey yolunda.

Eminim bu küçük çocuklarını çok seviyorsun.

Eminim annelerine ihtiyaçları vardır, değil mi?

-Senin adın ne? -Hemen defol git evimden.

Çocuklarımın önünde beni tehdit edemezsin.

Burada ne yaptığım beni ilgilendirir.

Karın biraz cesur olsaydı, seni çoktan

terk ederdi ve onu asla bulamazdın.

Şimdi seni hapse attırmadan, buradan defol.

Şeytanla iş birliği yapanların sonu yakılmaktır.

Bunu herkes biliyor.

Yakında görüşürüz çocuklar.

Yatağınıza dönün. Hadi.

-Kedi çişi gibi bir şey kokuyor. -Bu bir parfüm Ben.

İki şeyi birbirine karıştırmamayı öğren artık.

Kedi çişi gibi kokuyor. Kedi çişi gibi kokuyor.

Sessiz ol!

Çok esprili bir erkek olmalı.

Ve seni seviyor.

Valerie. Oh, hayatım, buraya gelmemen gerekiyor.

Önceki gece için özür dilerim.

Oh, sorun değil. Ben başımın çaresine bakarım.

Buraya gelmek istemiyorum, fakat...

Seninle gerçekten konuşmam gerekiyor.

Belki o kartlara bir daha bakarsın. Köprünün altında bir şey diyordun.

Kartları tekrar okurum, fakat beni dinlemeye başlamalısın.

Onu terk edemem. Anlamıyor musun?

Seni dövmeye devam edecek ve sonunda hastahanelik olacaksın.

Ondan başka kimsem yok. Belki bana umut verebilirsin.

Bunu sana nasıl daha iyi anlatacağımı bilmiyorum.

-Valerie?! -Annie! Annie, O burada!

Sakin ol hayatım! Polis çağıracağım!

Sakın çağırma. Beni öldürür.

Seninle daha sonra görüşeceğiz sürtük!

Pis Cadı!

Çabuk kamyonete bin.

Hadi, ne duruyorsun?

-Sana buraya gelme demiştim. -Bırak onu.

-Bırak onu! -Buraya gel!

Arabaya bin!

Mike, burada kal!

Sana buraya gelmeyeceksin demedim mi?

Mike, Bayan Francis'in elbiselerini getirir misin?

Teşekkürler tatlım.

-Büyükanne? -Merhaba, Annabelle!

Büyükanne burada ne yapıyorsun?

Sana biraz hurma getirdim.

Unuttun mu? Küçükken bunları çok severdin. Değil mi?

Büyükanne, burada olmaman gerekir.

Buraya nasıl geldin?

Oh, yürüyerek geldim tabii ki.

Bu çocuk, büyükbabasının gözlerini almış.

Hayatım.

Geri dönsem iyi olacak.

Görünüşe göre birazdan fırtına çıkacak.

Hayır Büyükanne, hava çok açık.

Annie, daima iç sezgilerini dinle tatlım.

Bayan Frencis'e, eve saat 9.30'da geleceğimi söyle.

-9.30 mu?! -Tamam.

-Seni seviyorum anne. -Ben de seni hayatım.

Uslu durun! -Hoşça kal anne.

Hoşça kal.

Hazır mısın?

Beni ikna etmene nasıl izin verdiğime inanamıyorum.

Artık bir rahibe gibi yaşamaya son vermelisin.

Merak etme, bu gece benden sonraki en güzel kız sen olacaksın.

Hâlâ evli bir erkek misin?

Bunu hiç bilemem.

-Teşekkür ederim! -Çok teşekkür ederim.

-Şimdi mi ödeyeceğiz? -Hayır, hesaba yazılacak.

Beğendin mi?

-Annie, işte o. -Kim?

Bana bahsettiğin adam, barda duruyor.

Tanrım, tıpkı Antonio Banderas'a benzemiyor mu?

Aman Tanrım! Beni gördü.

Ona baktığımı gördü.

Kartlarını çıkar. Buraya gelecek mi, söyle.

Kartlarımı yanıma almadım. Bugün çalışmıyorum.

-Merhaba Bayan Wilson. -Annie.

Otur Wayne. Manzarayı kapatıyorsun.

Üzgünüm. Jessica'yı hatırlıyorsun değil mi?

Annie? Bu kulübe üye olduğunu bilmiyordum.

Değilim. Linda'yı yalnız bırakmamak için geldim.

-Elbisen çok güzel. -Teşekkür ederim.

-Mike'ı kime bıraktın? -Bebek bakıcısıyla birlikte.

O harika bir çocuk.

Düşünüyordum da... okula biraz daha sık gelebilsen...

Hadi Weyn, bu akşam iş konuşmayalım, tamam mı?

-Tamam. Tamam. -Biraz eğlenelim.

Merhaba. Eğleniyor musunuz?

-Merhaba Bay King. -Babanla dans etmeye ne dersin?

Tabii ederim yakışıklı?

Bay King, Annie Wilson'la tanışıyor musunuz?

Evet, sanırım sizi kilisede görmüştüm.

-Çok güzel bir kıyafet Bayan Linda! -Nihayet biri fark etti.

Dans etmek ister misin?

Hayır sanmıyorum. Teşekkür ederim.

Hadi, sadece bir dans. Kızgın kömür üzerinde yürümeyeceğiz.

En son ne zaman dans ettin?

O kadar uzun zaman oldu ki, nasıl yapıldığını unuttum.

Seni rahatlatacaksa ben de berbat dans ederim.

Wayne.

Ben ederim.

-İyi şanslar! -Evet, büyük bir şans kaçırdın.

Teşekkürler.

-Her an biri gelebilir. -O zaman sen de beni çabuk becer.

İyi vakit geçirdin mi?

Ben de.

Jessica'yı gördün mü?

Yine ortadan kayboldu.

Her zaman ortadan kayboluyor.

-Jessica hakkında ne düşünüyorsun? -Çok güzel bir kız.

Evet, her zaman hayat doludur...

Hep kıpır kıpır.

Bu konuda aramızda biraz farklılıklar var.

Tenis ayakkabıları giymeye alışığım da!

Çocukken bunu hep yapardım.

Verandada oturup bir sürü düşüncelere dalar ve...

hep bir şeyler hayal ederdim.

Brixton'a nasıl geldin?

Kocam buradaki kablo fabrikasında çalışıyordu.

Evet.

Ne?

Kocana bir şeyler...

olacağını görmüş müydün?

Bu bir tür ima mı?

-Aslında, bilmiyorum sen... -İnanmıyorsun.

Bilmiyorum sanırım...

hayatta derin sırlar olduğuna inanmam.

Ben sadece gördüklerime inanırım.

Aslında...

fabrikada bir patlama olacağını görmedim.

Fakat bir gece önce çok kötü bir rüya görmüştüm.

Rüyamda Ben'i hiçbir yerde bulamıyordum.

Ertesi gün işe gitmesin diye çok uğraştım.

Fakat iyi bir erkeği işinden uzak tutamazsın değil mi?

Bana onu hatırlatıyorsun.

Wayne.

-Her yerde seni arıyordum. -Ben buradaydım.

Görüyorum.

-Selam. -Selam.

Gidip babamı görelim.

Bu günlerde gergin görünüyor. Yanında olmalıyız.

Burada ciddi bir krize neden olabiliriz Annie. İzninle.

Hoşça kal.

Sonra görüşürüz Timsah!

-Görüşürüz Timsah! -İyi geceler çocuklar!

Doğru annenizin evine.

-Nedir o tatlım? -Üzümlü kurabiye.

Kurabiyenin cebinde ne işi var?

-Bayan Francis yapmış. -Peki neden cebine koydun?

Kurabiyeleri Bayan Francis başka tarafa bakarken cebime koydum.

Ve onları yemekten kurtuldum.

Onun kurabiyeleri çok kötü anne.

Bir dakika bekleyin. Ben'i al.

Tanrı duvarlarını üzerimize yıkmadan

dua edelim.

Burası onun evi.

Duy bizi Tanrım.

Mesih geldiğinde

tüm yollar İsrail çıkacak.

Ve de Gilboah'a!

O herkesi fethedecek.

Ve her yer, onun birliğine inanmış insanlarla dolacak.

Kimse onun karşısında duramayacak.

Onun karşısında duran herkes kaybedecek.

Büyük bir yıkıma uğrayacaklar.

Ona hayatlarını adayacaklar.

Tanrının askerleri hepsinden daha güçlüdür.

Tanrının askerleri hepsinden daha güçlüdür.

Tanrının yolunda her asker önemlidir.

Tanrı şeytana bir şans daha vermeyecek.

Tanrının çocukları ona şükrederse

şeytan asla aklımıza giremeyecektir.

İsa asla kaybetmeyecektir.

İsa seni kurtaracaktır.

-Evde biri mi var anne? -Her şey yolunda.

-Emin misin? -Evet, hadi doğru yatağa.

Onu tanırım. Birlikte sincap avına çıkarız.

-Donnie'nin yaptığını zannetmiyorum. -Size oydu diyorum.

Sizin eve girmesine neyin sebep olduğunu düşünüyorsunuz?

Karısı müşterimdir. Onları ayırmak istediğimi düşünüyor.

Ya siz?

Bakın, Donnie iyi biridir.

Bunu onun yaptığını sanmıyorum.

Bence evinize giren başkası olamalı.

Kahve için teşekkürler. Kendinize iyi bakın.

Ruhumla bedenim arasında bir duvar...

olduğunu düşünüyorum.

Bazen bedenim ve ruhum arasındaki...

farkı kavrayamıyorum.

Bu tür sorunları herkes yaşar Buddy.

Pekâlâ.

Baban...

sen bir çocukken senden bazı şeyleri uzaklaştırmış.

Bunu anladın mı?

Beni oyuncaklarla oynarken gördüğünde,

hemen onları elimden alırdı.

Senden daha başka şeyler de aldı mı?

Buddy...

bunu öğrenmek zorundasın.

Neden ondan bu kadar nefret ediyorsun?

Babam iyi bir insandır. Ondan nefret etmiyorum.

Anneme ve bana karşı çok iyidir.

Her çocuk bazen kemerle dayak yemiştir.

Buddy, rahat konuşabilmek için o duvarı aşmalısın.

Baban hakkında konuşmaya ihtiyacın var.

Ondan neden nefret ettiğimi neden sen söylemiyorsun?

Sen lanet bir Falcı değil misin?

Eve gitmeliyim.

Hemen eve gitmem gerek.

Sana bağırdığım için üzgünüm.

Sorun değil.

Sadece yardımına ihtiyacım var.

Sürekli olarak o mavi elması düşünüyorum.

Buddy, bu çocukluk şeylerini düşünüyorsan,

onlarla yüzleşmen gerekir.

O zaman sana yardım edebilirim.

Sanırım bazı şeyleri

kendin düşünmek zorundasın.

Pekâlâ.

-Onu ben tutarım. -Tamam, koy onu oraya.

Hadi.

-Alo? -Bir sürü güzel şeye sahipsin.

Bunu görmeyi seviyorum.

Sincap nasıl yüzülür bilir misin?

Karnına bir bıçak saplar ve kesersin!

Eğer bir daha polisi ararsan sana ve çocuklarına

ne yapacağımı göreceksin.

Yapma! Dur!

Anne?

Hey.

Neden hâlâ uyumadın?

Bilmiyorum.

Bu sopa ne için?

Meraklanma hayatım, sadece pratik yapmak için.

Neden mezarlığa gidip, babamı ziyaret etmiyoruz?

Geçen ay onun doğum gününde oradaydık tatlım.

Hayatım, biliyorsun, çok meşgulüm.

Yabancılara ayıracak zamanın var ama.

Onlar benim müşterilerim, yabancı değil.

Masadaki yemekler onlardan geliyor.

Artık babamdan bahsetmiyoruz bile.

Git Mike. Kitap okumaya çalışıyorum.

Fena değil. Çok beğendim.

-Sadece resim. -Çok güzel.

-Annie. -Selam.

Selam, dinle...

Bugün Kenneth King'in neden kiliseye gelmediğimi biliyorum.

-Bekleyin. Neden? -Çünkü kızı ortadan kayboldu.

Jessica mı? Ne demek Jessica ortadan kayboldu?

Kenneth sabah uyandığında Jessica'nın

odasında olmadığını fark etmiş.

Yatağı bozulmamış bile. Kenneth kızın kaçtığını düşünüyor.

Haziranda Wayne'le evleneceklerdi. Belki de istemiyordur.

Olabilir.

Belki Weyn'le senin önün de açılmış olur.

Sen neden bahsediyorsun?

Hadi ama, cuma gecesi birbirinize nasıl baktığınızı gördüm.

Gözlerindeki parıltıyı gördüm.

-Oh, Linda, bu delilik. -Evet.

-Annie, aşk deliliktir. -Evine git.

Dinle. Eve git ve biraz dinlen.

Korkunç görünüyorsun. Hoşça kalın çocuklar.

-Gitmem gerek. -Görüşürüz bayan Linda.

Ben! Çek elini oradan.

Oh, onu pasta için ayırmıştım. Şimdi pastayı nasıl yapacağım?

-Kremayı çok seviyorum anne. -Evet, bu belli oluyor.

Miller!

Miller, Bayan Francis'e gidip biraz krema alır mısın hayatım? Lütfen!

-Anne! -Geliyorum Ben!

Nereye gidiyorsun evlat?

Kamyonete binmek ister misin?

Sana bir sorum var. Karım Valerie'yi tanırsın.

Yakınlarda anneni görmeye geldi mi?

Hey çocuk. Sana bir soru sordum.

Şapkamı ver.

Sen ve kardeşlerin için üzülüyorum.

Çünkü anneniz bir cadı.

Eğer bu işleri bırakmazsa...

biri onun canını fena halde yakabilir.

Biliyorsun zaten babasız kaldınız.

Bir de annesiz kalmayın.

Hey Miller, iyi misin?

Bu adam, annemin cadı olduğunu ve yakılacağını söylüyor.

Öyle mi diyor?

Sen kendi işine baksan iyi edersin ahbap.

Zaten öyle yapıyorum Donnie.

Lanet herif!

-Tanrının cezası! -Dur, yoksa ateş edeceğim.

Ateş et! Ateş et Tanrının cezası! Hadi vur beni, lanet olası!

Ateş et! Ateş et! Ateş et!

İyi misin?

Toskana bordosu.

Ne düşünüyordum acaba?

-Biraz krema istiyorum anne! -Komaya girecek kadar yedin zaten!

Bugünden itibaren nerede olduğunuzu bileceğim. Tamam mı?

Mike, sen ve Miller'i okula ben götüreceğim.

Keşke babam burada olsaydı.

Ama artık yok hayatım, annen var.

Tamam mı?

Pastanı ye.

-Alo? -Ben Kenneth King.

-Bay King. -Kızımın ortadan kayboluşunu...

duymuş olabileceğinizi düşünüyorum.

-Evet. -Şey...

Bayan Wilson, yaptığınız şeye inanmıyorum.

Sizinle açık konuşacağım. Bundan pek hoşlanmıyorum,

ama tüm araştırmalarımıza rağmen, henüz bir ipucuna rastlayamadık.

Ve sizden bize yardım etmenizi istiyoruz.

Fakat bunu hokus pokus işlerinizle karıştırmanızı istemiyoruz.

Sizin bir çok insanla konuşup onların

tüm işlerini bildiğinizi biliyoruz.

Belki birileri bir şeyler duymuştur.

Bildiğimiz tek şey Şerif Johnson'un adamlarından birinin

kızımın arabasını Ay Jay klübünün park yerinde bulduğu.

Fakat cumartesi gecesi orada kimse yoktu.

En azından kimse görmemiş.

Bu yüzden onun kaçırılmış olabileceğinden korkuyorum.

Bay King, üzgünüm ama kıznızın

kayboluşuyla ilgili bir şey bilmiyorum.

Aslında bizim umduğumuz şey,

onun hakkında bize bir şeyler söyleme ihtimalin.

Sizin için bakabilirim.

Fakat, yapabileceğim tek şey bu.

Kartları kesmenizi istiyorum.

İnanamıyorum!

Teşekkür ederim.

Pekâlâ, hazır mısın?

Tamam.

Ne zaman evlenecektiniz?

-20 haziranda. -Soruları biz soracağız, siz değil.

Kapat çeneni Pearl! Lanet olsun.

Odaklanmakta zorluk çekiyorum. Odadan çıkar mısınız?

Ben burada kalıyorum. Kanun benim ve burada olmalıyım.

Lütfen bayan siz yine de bir şeyler söylemeye çalışın.

Gayret edeceğim.

Pekâlâ.

Gördüğüm kadarıyla bir...

çit var.

Tahta parmaklıklı bir çit.

Bu kasabada ne kadar çit olduğunu biliyor musun sen?

Bir yere açılan direkler var.

Ve bir sürü beyaz çiçek.

Evet? Peki Jessie orada mı?

Hayır, onu göremiyorum. Tek görebildiğim bu.

Bu saçmalık. Siz söylemiştim. Bu kadından bir şey çıkmaz.

Haklısın. Göremiyorum, çünkü odaklanamıyorum.

Bunu yapamayacağım. Affedersiniz Bay King.

-Lütfen bayan. -Umarım kızınızı bulursunuz.

Ama bu konuda size yardım edemem.

Selam Butch.

Korkunçtu.

Üzeri zincirlerle sarılmış şekilde ağacın

üstünde duruyordu.

Ağaçtaydı ama suyun içindeydi.

-Bilmiyorum ama sanırım... -Dave.

-Buyurun efendim. -Yemin ederim burada çörek vardı.

Ben almadım.

Tim'i buraya girerken görmüştüm.

-Demek bütün bunları rüyanda gördün. -Sadece bir rüya değildi.

Soruşturmamı rüyalara göre yapamam.

Sanırım o öldü Şerif. Ve sanırım bir gölette.

Bu konuda bilip de söylemediğiniz şey nedir?

Bilirsin, başın ciddi derde girebilir. Bilgi saklamak suçtur.

Sizin bildiğiniz bir yer olabilir mi?

Evet, bildiğim bir sürü yer var. Tahta çitler, göletler, ağaçlar.

-Bölgede bunun gibi çok yer var. -Peki ya kemancı?

Pekâlâ Yaşlı Tommy Lee Ballard keman çalar.

-Ama kimseyi öldüremez o... -Hayır kemancı değildi.

Komşuları kimdi?

Aslında en yakın komşuları...

Dur da bir düşüneyim.

Sanırım yakınında, Doni Barksdeyl in evi var.

Donnie Barksdale'l tanır mısınız?

Bayan?

Bill, kapıyı aç!

Arama izniniz var umarım. Her şeyin yasal olmasını istiyorum.

Gerek kalmadı. Sahibinden izin aldım.

-Barksdale sana izin mi verdi? -Karısı verdi.

Ona rutin belde kontrollerinden biri olduğunu söyledim.

Donnie bugün balığa çıkmış.

Affedersiniz, Şerif Johnson, daha ne kadar sürecek?

-Kızı bulana kadar. -Pekâlâ.

Bana bir kaç dakika demiştiniz ama 2 saat oldu.

Hey, Pearl! Sanırım bir şey bulduk.

Yanlış alarm. Sadece eski bir bisiklet.

Buralarda kahve içecek bir yer var mı?

O gün okuldayken...

Jessica ile bana çok garip bakmıştın.

Kötü bir şeyler olacağını mı gördün?

Lanet olsun. Gel.

Donnie, bana seni aradığını söyledi.

Pearl!

-Arama emriniz var mı dedim. -Kapa çeneni.

-Özel mülkümde ne arıyorsun? -Ben işimi yapıyorum.

-Karından izin aldım. -Beni araman gerekmez miydi?

Kolunu kim tırmaladı?

Sokak kedisi. Onu öldürmem pek hoşuna gitmedi.

-Buraya neden geldin? -Rutin bir araştırma.

Kasabadaki tüm göletlere bakıyoruz.

-Sen olduğunu biliyordum! -Hayır sen...

Hey! Benim işim kanunlar Donnie! Bir aptallık yapma!

-Hey Pearl! -Ne?

-Bunu görmen gerekiyor. -Ona dikkat edin.

Bu o!

Donnie?

Bebeğimden o kancaları çıkartın! Kızımı kancalardan kurtarın!

-Hayır! -Kelepçeleyin onu.

-Hayır, hayır! -Bay King!

Ambulans çağırın. Sanırım kalp krizi geçiriyor.

-Bunu ben yapmadım! -Onu buradan götürün!

Bu doğru değil Pearl! Sürtük!

O bir sürtük! Pearl!

İçeri gel.

-Her an biri gelebilir! -Öyleyse sen de çabuk becer!

Kahve ister misiniz? Bayan Wilson?

Kahve alır mısınız?

Hayır, teşekkürler.

Oturur musunuz?

Beni neden buraya çağırdınız?

Bayan Wilson, yarın Donnie Barksdale mahkemeye çıkacak.

Sanırım ona karşı güçlü delillerimiz var.

Bugün kurbanın tırnaklarından alınan

kan örnekleri her şeyi açıklıyor.

Fakat beni hâlâ endişelendiren bir bağ daha var.

-Nedir? -Sen.

Kurbanın cesedinin olduğu yeri bize tam olarak gösterdin.

Aslında tam olarak olmasa da...

bu durum bizim kafamızı kurcalıyor.

Falcılık, rüyalar, hayaller, öngörüler.

Eminim savunma bu konunun üzerine gidecektir.

Anladığım kadarıyla da Donnie

Barksdale ile aranızda sorunlar varmış.

Evet. O çocuklarımı tehdit etti.

Bunu duydum ama sizin de onu tehdit ettiğinizi söylediler.

Karısına onu terk etmesini söylemişsiniz.

Kadınlar Donnie'yi sever.

Onunla bir ilişkiniz oldu mu?

-Ne? -Bir şey olduysa şimdi bilmeliyim.

Çünkü mahkemede bir sürprizle karşılaşmak istemem.

Bilmem gereken bir şey var mı?

Seninle, Donnie ile, Donnie'nin karısıyla ya da kurbanla?

Hayır.

Hepsi bu mu?

Evet Bayan.

Bu arada Bay Duncan...

kurbanın bir adı vardı.

O Jessica King'di.

Bay Hawkins, kaç yıldır Ay Jay'in yerinde çalışıyorsunuz?

Yaklaşık 10 yıldır.

Nisan'ın 8'inde de orada çalışıyor muydunuz?

Evet Efendim.

Peki Doni Barksdeyl'i o gece orada gördünüz mü?

Evet Efendim.

O gece orada olanları anlatabilir misiniz?

O gece onu çöpleri dışarı çıkartırken gördüm.

-Bu dediğiniz saat kaçta olmuştu? -Sanırım gece yarısıydı.

Donnie Barksdale'i kamyonetinin yanında gördüm.

Beyaz bir kadınla tartışıyordu.

Kadın kolunu tırmalayınca ona sert bir tokat attı.

Daha sonra ben içeri girdim.

Donnie Barksdale'le gördüğünüz kadın bu muydu?

Evet Efendim.

Sayın Yargıç kayıtlara giren ve Bay Hawkins'e

gösterdiğim bu fotoğraf Jessica King'e aittir.

Bize maktulün cesedini gölette

bulduğunuzu söylemiştiniz.

Boğulduğu doğru... Ama nasıl?

Ben, Wayne Collins ve Kenneth King

Annie Wilson adında bir kadını görmeye gittik.

Bu kadının size ne gibi bir yardımda bulunacağını düşündünüz?

Aslında buralarda onu herkes tanır.

Hangi kelime daha doğru olur bilmiyorum.

Falcı diyebilir miyiz?

Sanırım denilebilir.

Peki Falcı Kadın kristal küresine bakıp neler anlattı?

Aslında bir küresi yok. Bazı özel kartları var.

Peki o özel kartlara bakarak ne söyledi?

O gün bir şey söylemedi.

Fakat ertesi gün bana geldi ve kurbanı...

rüyasında gördüğünü söyledi.

-Rüyasında mı? -Evet Efendim.

Gördüğü rüyadaki gölet Donnie Barksdale'in göletine benziyormuş.

Sonra uyanmış, fakat rüya devam ediyormuş.

Dışarı çıkmış. Başını yukarı kaldırıp ağaca bakmış.

Sizi dinliyorum!

Orada Jessica King'l görmüş.

Ağaçta suya batmış...

yarı çıplak zincire dolanmış halde duruyormuş.

Demek ağaç suya batmış.

Evet Efendim.

Ağaçta suya batmış...

yarı çıplak...

zincirlere dolanmış halde.

Teşekkürler Şerif.

Gerald Weems pislik herifin biridir.

Onu bu kadar zorlayacağını sanmıyordum.

-Sadece işini yapıyordu. -Bayan Wilson.

Sizinle bir kaç dakika konuşabilir miyim?

Beni sonra ararsın tamam mı?

-Tamam. -Tamam. Hoşçakal.

Dinle Buddy, bu uygun bir zaman değil. Anlıyor musun?

Bayan Wilson, bana söylemiştiniz. Ben çok düşündüm...

Evet çok düşündüm.

Ne? Neyi?

Neden babamı düşündüğüm zamanlarda garip şeyler yaptığımı

söyler misiniz?

Oh, ben şey...

Buddy beni sonra ara ve bunu konuşalım tamam mı?

-Seninle konuşmam lazım. -Buddy!

Babamı düşünürken kendime dokunuyordum!

-Kendine mi dokunuyorsun? Nasıl? -Bunu neden yapayım?

-Buddy... -Bunu neden yapıyorum?

-Böyle şeyler olabilir. -Yanlış bir şeyler var.

Ve o mavi elmas aklımdan çıkmıyor.

Buddy... Daha iyi hissetmek için mavi elması düşünmemelisin.

Tamam mı? Sana söz veriyorum. Şu an ben de zor anlar yaşıyorum.

Seninle şu anda konuşamam tamam mı?

Cehennemde yanacaksın Annie Wilson!

Mike, ben mahkemedeyken okulu astığını biliyorum.

-Nasıl biliyorsun? -Küçük bir kuş söyledi.

Bu zor günlerimde sen de durumu daha da zorlaştırma.

Beni üzüyorsun. -Telefon çalıyor anne.

İkincisi... Yarın o mahkemede tanıklık yapacağım.

-Telefon çalıyor anne! -Sağır değilim!

Telesekretere mesaj bıraksın.

Donnie Barksdale'in taraftarları bize zor günler yaşatabilir.

Bana kötü isimler takabilirler. Hazırlıklı olmanızı istiyorum.

Hakkımda kötü şeyler duyabilirsiniz tamam mı?

Bu konuda birbirimize destek olmalıyız.

Annie Wilson ben Buddy'nin annesiyim!

Buddy adeta çıldırdı. Babasını öldürmeye çalışıyor.

Babasıyla birlikte arka tarafta!

-Ona korkunç şeyler yapıyor! -Polise haber verdiniz mi?

Polisi ararsam Odell'i öldüreceğini söyledi. Sizi istiyor!

Hey, Buddy.

Buddy, bırak o kırbacı, sana ne yaptığını söyle bana!

Buradayım Buddy. Benimle konuşabilirsin hayatım.

Bunun için çok geç! Bunun için çok geç.

Bu adam bir suçlu.

Ve o cezasını çekecek.

-Buddy... Buddy, Annie burada... -Kapa çeneni!

-Kapa çeneni! -Pekâlâ...

-Defol buradan! Neredeydin?! -Üzgünüm!

Herşeyi biliyordun ama hiçbir şey yapmadın.

Sen beni mahvettin. Beni mahvettin!

Küçük bir çocuktum baba!

Senin yüzünden okula gitmeye utanıyordum!

Küçük oğluna bunu nasıl yapabildin?

Hayır Buddy, onu yere koy! Hayır onu bırak Buddy!

-Dinle beni bırak onu! -Defol!

-Defol buradan! -Pekâlâ, pekâlâ.

Her şey yolunda. Sakin ol.

Bana neden yardım etmedin Annie?

-Ne? -Neden bana yardım etmedin?!

-Sen benim tek arkadaşımdın. -Ben senin hep arkadaşınım.

Benim kimsem yok. Artık benim kimsem yok.

Artık bu işe son vereceğim baba.

Hayır!

Hayır!

Yardım edin! Yardım edin!

Şuna bak ve bana ne gördüğünü söyle.

Bak şuna!

Benim gördüğümü sen de görüyor musun?

Bayan Wilson.

Bayan Wilson.

Kocanız Ben Wilson Senior

geçen yıl kablo fabrikasındaki patlamada öldü değil mi?

Evet, bu doğru.

Ve siz 3 çocukla yalnız kaldınız.

Evet efendim.

Peki geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Kocamın ölümü sonrası

sosyal güvenlikten bir miktar para almaya başladım.

Ve ben... Ben fal bakıyorum.

-Fal mı bakıyorsunuz? -Evet efendim.

Falcılığın tam olarak anlamı nedir?

Olayları görürüm.

Bazı şeyleri hissederim.

Olacak bazı şeyleri

ve nerede olacaklarını bilirim.

Büyükannem bana bunun Tanrı vergisi olduğunu söylerdi.

Ailemizde varmış.

Bana korkmamamı ve her zaman

sezgilerimi kullanmamı söylerdi.

O halde mahkemeye bu konuyla ilgili

bildiklerinizi sadece sizin Tanrı vergisi

olan yeteneğinizden kaynaklandığını mı söylüyorsunuz?

Evet efendim.

Yemin ederim. Evet.

-Teşekkürler Bayan Wilson. -Önemli değil.

Başka sorum yok.

Bay Weems.

Bayan Wilson...

Şu an arkamda kaç parmak gösteriyorum?

-İtiraz ediyorum sayın yargıç. -Sayın Yargıç

müvekkilimin burada olmasının bir nedeni de

özel güçleri olduğunu iddia eden bu kadındır.

Eğer onu ciddiye alacaksak, gücünün boyutlarını

anlamak için küçük bir test yapmak adilane olur diye düşündüm.

İyi bir noktaya değindiniz. İtiraz red edildi.

Jürideki herkes kaç parmak olduğunu görüyor değil mi?

Kaç parmak Bayan Wilson?

Bilmiyorum.

Bilmiyor musunuz?

-Yedi. Yedi parmak. -Bu bir şey kanıtlamaz.

Sayın Yargıç, bunu yapamam.

Pekâlâ Bayan, 1 dolar yeterli mi acaba?

Ne söylemeye çalışıyorsunuz?

Belki de bu özel yeteneğiniz, belli

bir para karşılığında gerçekleşiyordur.

Ne derler bilirsiniz. Para yoksa, fal da yok.

Hayır, bu doğru değil.

Falcılık yaparak para kazanmak, yasa dışı

bir durumdur ve yasalara göre suçtur.

-Ben para istemiyorum. -İfadenizde öyle dediniz ama.

Hayır, ben bağış alırım. İnsanlar hediyeler getirir.

Demek, avukatlardan da saygınsınız.

Bayan Wilson, zengin bir kadın mısınız?

-Hayır. -Neden?

Sizin gibi yeteneklerim olsaydı, zengin olma şansını kaçırmazdım.

Borsadan senet alır, araba ya da köpek yarışı tahminleri yapardım.

En azından o gün patlama olacağını tahmin eder, 3 çocukla

sefil bir hayat yaşamaktansa onu o gün

onu fabrikaya çalışmaya göndermezdim.

Bu doğru değil. Yeteneğimi menfaat sağlamak için kullanamam.

Doğru. Ama bağışlar hariç değil mi?

Donnie Barksdale ile aranızda bazı sorunlar vardı değil mi?

Evet, vardı.

Bir kaç hafta önce, onu hapishaneye göndereceğinizi söylemediniz mi?

Evet, ama çocuklarımı tehdit etmişti.

Bundan birkaç hafta önce, ne kadar doğru bilmiyorum ama

sözde mesleğinizi icra ederken

Valerie Barksdale'e Donnie'nin aslında güvensiz biri olduğunu

ama birini öldürecek kadar çılgın olmadığını söylediniz mi?

Evet, bunu söyledim.

Peki neden şimdi yaptığını söylediniz?

-Ben asla bunu söylemedim! -İstediğiniz nedir Bayan?

Onu içeri attırmak istediniz.

Ben sadece gördüğümü Şerife anlattım.

Ve şunu nasıl unutabiliriz?

Jessica King ağaçta suyun içinde duruyordu.

Çıplaktı.

Ve her yanı zincirlere

dolanmıştı.

Bence bundan zevk alıyor olmalısınız.

Hayatınızın en büyük keyfini yaşıyor olmalısınız.

Ağacın üzerinde çürümeye başlamış bir beden görmek komik midir sizce?

Ve uyurken birilerinin boğazıma çökmesi de sizce komik bir şey mi?

Delinin birinin babasını yakarak onu

neredeyse öldürmeye çalışması da sizce

komik mi? Ne dersiniz?!

Üzgünüm efendim ama böyle düşünüyorsanız asıl deli sizsiniz!

Başka sorum yok Sayın Yargıç.

Çekilebilirsiniz.

Hemen soracağım. Jessica King'i öldürdünüz mü öldürmediniz mi?

Öldürmedim.

Öldürüldüğü gece Jessica King'i gördünüz mü görmediniz mi?

Evet, onu gördüm.

Bunu biraz daha açabilir misiniz?

Onunla bir süredir görüşüyorduk.

''Görüşüyorduk'' derken ne kast ediyorsunuz?

Demek istediğim, onunla seks yapıyorduk.

Pekâlâ, devam edin.

Beni saat 11 gibi aradı.

Ona Ay Jay'in yerinde buluşalım dedim.

Karıma bira içmeye gidiyorum dedim.

-Sonra ne oldu? -Tartışmaya başladık.

-Beni görmek istemediğini söyledi. -Bunu neden söyledi?

Evleneceğini ve en azından düğün bitene kadar sağda solda

sürtmek istemediğini söyledi.

Tartışmanız sırasında ona vurdunuz mu?

Evet efendim.

Ona vurduktan sonra neler oldu?

Sesemledi ve yere düşerken başını çarptı.

Onu hastahaneye götürmeye karar verdim.

-Hastahaneye gittiniz mi? -Hayır efendim.

Hey, şimdi nasılsın?

İyiyim.

Geri dönelim. Hastahaneye gitmek istemiyorum. Biri görebilir.

Kendini iyi hissettiğini söyledi ve

Ay Jay'in yerine geri döndük.

Onu orada bıraktım ve ben de eve gittim.

Ve bu Jessica King'i yaşarken gördüğünüz son andı öyle mi?

-Evet, son görüşümdü. -Donnie?

Sana yöneltilen suçlamaları kabul ediyor musun?

Karımı aldattığım için suçluyum.

İyi bir koca ve

iyi bir Hıristiyan olamadım.

Ama Tanrı adına yemin edrim ki Jessie'yi ben öldürmedim.

Başka sorum yok Sayın Yargıç.

Bay Duncan.

Bay Barksdale karınızı döversiniz değil mi?

Bugün gerçeği söylemek için yemin ettim.

Evet, Valerie'yi daha önce de dövdüm.

Zaten bu bir sır değil.

Yani kadınlara karşı şiddet uygulayan birisiniz.

Ve o gece kurbanı dövdüğünüzü de itiraf ettiniz.

-Ben tam olarak dövdüm demedim. -Fakat uzman sizsiniz.

Bir kadına atılacak sopayı sizin kıstaslarınıza

uydurmak için onu ne kadar pataklamak gerekir?

Şimdi, hikayenizde bize kurbanla ilişkiniz olduğunu söylediniz.

Söyler misin ünlü bir aileye mensup

ve geleceği parlak olan bir adamala yakında evlenecek olan

Jessica King gibi güzel bir kadın neden senin gibi

bir adamla ilişkiye girsin?

Bunun cevabını hemen verebilirim.

Bu kasabada onu en iyi beceren erkek olduğumu söylerdi.

İğrenç bir insansın bunu biliyorsun değil mi?

-İtiraz ediyorum Sayın Yargıç! -Kabul edildi.

Lütfen kişisel duygularınızı sorgunuza karıştırmayın Bay Duncan.

Özür dilerim Sayın Yargıç. Bir daha olmayacak.

Şimdi sadede gelelim ve bir noktaya açıklık getirelim.

O gece Jessica King'e fiziksel zarar vermenizin sadece

bir tesadüf olduğunu söylüyorsunuz.

Biri onu sizin göletinize atmış olmalı değil mi?

-Ben böyle söylemedim! -Peki ne söyledin?

-Tuzağa düşürüldüm dedim! -Oh, ne orjinal bir savunma!

Sence Jessica yolunu şaşırmış bir kedi mi?

-Hayır. -Kolumu

bir kedi tırmaladı dediniz mi?

Peki sonra mahkemeye kolumu çizen Jessica demediniz mi?

Şerife kediyi öldürmemden hoşlanmadığı

için kolumu tırmaldı demediniz mi?

Evet, ama yalan söyledim. Çünkü karım da oradaydı.

-Şimdi söylemediğini nasıl bilelim?! -Ben yapmadım!

-O lanet kadın yaptı! -Sakin olun Bay Barksdale!

O lanet olası cadı bu kasabadaki herkese

büyü yapmış. Buraya gelmemin sebebi de o.

O lanet olası cadı.

Brixton'daki sansasyonel davada mahkeme Donald Barksdale'i

ünlü iş adamı Kenneth King'in kızı

Jessica King'i öldürmekten suçlu buldu.

Her şey yoluna girecek mi anne?

Evet tatlım.

Artık hayatımız eskisi gibi olacak.

Sanırım görmek istediğin en son insan benim.

Nasılsın?

Berbat.

Annie, eğer gitmemi istiyorsan giderim.

Seni suçlamıyorum. Falıma bakmanı istiyorum.

Yardım eder misin?

Daha fazla dayanamayacağımı hissediyorum.

Yani, Donnie'nin benim için herşey olduğunu biliyorum ama

onsuz kaybolmuş gibi hissediyorum.

Biliyorsun daha önce ondan hiç ayrılmamıştım.

Korkuyorum Annie.

Korkacak bir şey yok. Herşey yoluna girecek.

Bunu kartlarda mı görüyorsun?

Bak, işte burada.

Ne düşündüğümü görüyor musun? Kartlarda görünüyor mu?

Ne demek istiyorsun?

Aslında...

Çok ama çok kötü şeyler düşünüyorum.

Hoş olmayan düşünceler.

Ne gibi?

Mesela...

O kızın ölümüne sevindim. Jessica'nın.

Kocamın etrafında dolanıyordu. O bunu haketti.

Kimse ölmeyi hak etmez.

Dediğim gibi ben dindar biriyim.

Ne?

Kötü şeyler mi gördün?

Bilmiyorum.

Pek açık değil.

Canın cehenneme!

Wayne?

Wayne?

Normalde böyle değildir.

Biraz uzan istersen.

Uyuyamıyorum.

Bence biraz uyusan, kendini daha iyi hissedeceksin.

Teşekkürler Annie.

Wayne...

Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Hayır...

Değil.

Bir süre sonra hepsini unuturuz.

Sen de istiyorsun değil mi?

Aramızda bir bağ olduğunu biliyorum.

Yapamam.

Sanki hâlâ evliymiş gibi hissediyorum.

Evli değilsin.

O gitti.

Biliyorum.

Sen Tanrı verginle öğrenirsin.

Jessica'nın gidişini ben de aynı yoldan öğrendim.

O öldü.

Oh, Wayne, Çok üzgünüm.

Her şey yolunda.

Hayır, yolunda değil.

Sanırım O'nu Donnie Barksdale öldürmedi.

-Hayır, hayır Annie... -Gerçekten üzgünüm.

Buna dayanamam. Artık bitti.

O serserinin hapiste çürümesini isterdim.

-O suçlu! -Hayır Wayne.

Gördüm.

Onun yapmadığını gördüm.

-Kimin yaptığını gördün mü? -Gayret ediyorum.

Ama henüz bilmiyorum.

Peki ne yapacaksın?

Şey, üzerine bir şeyler giyersen

belki gölete gider ve

görebiliriz.

Bitmedi.

Tanrım!

İçeri gel.

Pekâlâ...

seni buraya getiren nedir?

Sanırım doğruca söyleyeceğim.

Sanırım Jessica King'i Donnie'nin öldürdüğünü sanmıyorum.

Tabii o öldürdü. Dosya kapandı bile.

Sana onun yapmadığını söylüyorum.

Katil hâlâ dışarda elini kolunu sallayıp geziyor.

Pekâlâ, sorun ne? Barksdaleler seni tehdit mi etti?

Hayır.

-Şefirle konuşacağım. -Bunun onlarla ilgisi yok.

Dinle...

Donnie'nin Jessica'yı öldürmediğine

O cesedin gölde olduğunu bildiğim kadar eminim.

Peki kimin yaptığını biliyor musun?

Hayır.

Öyleyse ne fark eder? Serserinin biriydi.

Bugün bir uyarı aldım.

Sanırım birileri beni öldürmeye çalışacak.

Peki ne yapmamı istiyorsun?

Davayı yeniden aç. Yeniden yargılama yapılsın.

-Yapamam. Dava kapandı. -Birileriyle konuşabilirsin!

-Aptal gibi görünürüm! -Nasıl görüneceğin umrumda değil!

Şimdi, beni dinle.

Jessica ile ilişkin olduğunu biliyorum.

İnsanlar ölmeden bir gece önce kurbanla

ilişkiye girdiğini öğrendiklerinde

ne derler sanıyorsun?

Para mı istiyorsun?

Hayır, davayı yeniden açmanı istiyorum.

Bir söz vardır. Uyuyan köpeğe asla dokunma derler.

Tehlikde olduğunu sanıyorsun demek?

Düz mantıkla bakalım.

Dava yeniden açılırsa esas tehlike o zaman başlar.

Birileri rüyanda onları göreceğinden endişe duymaya başlayacak.

Tek bildiğim, yanlış adam hapiste. Nasıl olur bilmiyorum ama

onu dışarı çıkmasını sağlamalıyım.

Bununla asla yaşayamam.

Davayı yeniden açmanın bir yolunu bulun.

Yoksa ben bulacağım.

Buddy?

Buddy, buradayım.

-Alo? -Selam Bayan Francis, geri döndüm.

-Çocuklar nasıl? -Gayet iyiler. Şimdi uyuyorlar.

-Oraya getirmemi ister misin? -Bu iyi. Hayır!

Hayır dinle, bu gece sende kalabilir miyiz?

-Elbette. Sen iyi misin? -Evet iyiyim.

-Pekâlâ, bekliyorum. -Tamam.

-Burayı kilitleyip geliyorum. -Tamam.

-Teşekkürler. -Hoşça kal.

Buddy?

Buddy'i sen de gördün değil mi?

Hayır, sanırım O'nu Benton'da hastahaneye yatırdılar.

-Sanırım O.... -İyi misin?

-Galiba deliriyorum. -Ne yapacağımı bilemiyorum.

Bana söylediğinden beri, aklımı kaçıracağımı hissediyorum.

Buna bir gece bile dayanamam. Benim falıma bakmanı istiyorum.

Faydası yok.

-Tekrar dene. -Bunu yapamıyorum.

Ya bugün söylediklerin.

Ne?

Şu gölet.

Acaba oraya tekrar gidersek,

bu bir şeyler bulmana yardımcı olabilir mi?

Bilmiyorum. Evet, belki.

Pekâlâ, deneyelim o zaman ne dersin?

Bu gece mi? Hayır Wayne, bunu yapamam.

Çocuklarım var. Hava karardı.

Ayrıca bu iş artık polisi ilgilendiriyor.

Bu iş ne kadar sürecek Annie?

Adamlar dört ay boyunca uğraştılar.

Onlar için bitti. Onu bulmak artık bize kaldı.

Biliyorum ama sana söyledim. Bir şey görmüyorum!

Bundan kaçmayı başaramıyorum.

Bence rastgele yön seçip dolaşalım.

Tamam.

Tanrım. İyi misin?

Evet

Evet.

Burada ne yapıyorsun?

Bir şey mi görüyorsun?

Çok ama çok kötü şeyler düşünüyorum.

Annie?

O kızın öldüğüne seviniyorum. Jessica'nın.

Kocamın etrafında dolanıyordu ve sonunda hakettiğini buldu.

Uyuyamadım. Bir şeyler içelim dedim.

Elbiselerini çıkart.

Sen çıkartmayacak mısın?

Uyuyan köpeğe asla dokunma derler.

Onunla yattın değil mi?

Donnie Barksdale mi?

-Ne olmuş? -Bunu bana neden yaptın?!

-Seni seviyordum! -Belki gerçek bir erkek istedim!

-Sözlerine dikkat et! -Sen dikkat et! Canın cehenneme!

-Üzgünüm. -Bitti artık.

Casus gibi beni izlemenden bıktım.

Seninle olmamın tek nedeni babamın seni sevmesiydi!

Seni küçük sürtük!

Benim için bir hiçsin! Bırak Beni.

-Sanırım geri dönsek iyi olacak. -Hâlâ bir şey görmedin mi?

Hayır.

Hiçbir şey.

Biliyorsun.

Bunu görmen için buraya gelmen yeterli olacaktı.

-Wayne, sana söyledim... -Hayır hayır, herşey yolunda.

Tanrı üzerine yemin ederim Annie her şey yolunda.

Görmeni istiyordum. Tanrı üzerine yemin ederim görmeni istiyordum.

Bunun için buraya geldik.

Ben katil değilim Annie. Değilim.

Onunla olmanın nasıl olduğunu bilemezsin.

O kadar bayağı bir tavır sergiledi ki...

-Wayne... -Biliyorum! Biliyorum!

Herşey göz açıp kapayana kadar bitti.

-Wayne ben... -Dinle beni. Ben iyi bir adamım.

Eğer bu ikimizin arasında kalırsa, bunu hiç kimse bilemez.

Wayne...

Herşey yolunda. Kimseye söylemem.

Hiç kimseye söylemeyeceğim.

Annie...

İyi misiniz Bayan Wilson?

Senin hastahanede olduğunu sanıyordum.

Kaçtım Bayan Wilson.

Özgürüm.

Buddy, çok üzgünüm senin yanında olamadım.

-Yanında değildim... -Artık bundan bahsetmeyin.

Sen benim hayattaki tek dostumdun.

Ve seni seviyorum.

Sen bu kasabadaki tek içten insansın Bayan Wilson

ve yaptığın şeyi yapmaya devam etmeni istiyorum.

Yeni yıkadım.

Benimle kasabaya gelmek ister misin?

Evet.

Biliyorsun geri dönmek zorundasın.

Evet Bayan biliyorum.

Anahtarlarınızı alabilir miyim Bayan?

Şey...

Wayne'le konuştum. Bana herşeyi güzelce itiraf etti.

Onun çocukluğunu bilirim. Benim parçam gibiydi.

Ama sanırım birini iyi tanımak

onu tam olarak anlamaya yetmiyor.

Durumu nasıl?

-Kafası nasıl? -Sıkı bir darbe vurmuşsun.

Şerif az önceki polislere de söyledim.

Ona vuran ben değildim, Buddy'ydi.

-Beni O kurtardı. -Hayır, Buddy değildi.

Evet, gerçekten oydu. Neden Weyn'e sormuyorsunuz?

Sordum. Ne olduğunu hatırlamıyor.

-Darbe yüzünden olmalı. -Size söyledim O, Buddy'di.

Size söylemeye çalıştığım şey, o kişinin Buddy olması imkansız.

Eyalet Hastahanesini aradım.

-Bana kaçtığını söyledi. -Bayan.

Buddy Cole ölmüş.

O, bu akşamüstü saat 18:00'da

kendini banyoda asmış.

Ama o...

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.