All language subtitles for 3084 Last Words (2020) [1904x1024] (AAC 5.1) -Jonathan Nossiter- 12443726_track4_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian Download
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: nutuzar

Birbirimize anlattığımız hikâyelerle yaşar ve ölürüz.

Benim hikayem insanlığın sonu hakkında.

Bugün 20 Haziran 2086.

Ben dünyadaki son insanım.

Hikayelerini anlatabileceğim kimse kalmadı.

Bu yüzden onları anlatmayı bırakacağım.

Söyleyecek bir şeyim yok.

Ben sadece sıradan biriydim.

İnanılmaz bir şey sayesinde kurtulmadım.

Özel güçlerim olduğu için sonuncu değilim.

Ben sadece sonuncuyum.

Benim hikayem iki yıl önce başladı.

Nisan, 2084.

Kız kardeşim ve ben, Kızıl Deniz'de kaybolmadan önce Londra'dan Paris'e kaçtık.

Sonunda doğan herkes gibi...

hiçbir şeyimiz yoktu. Hiçbir şey bilmiyorduk.

Ailemiz yoktu. Öğrenme şansımız yoktu.

Geçmişimiz yoktu.

Gelecek yoktu.

Paris'te hayatta kalan son kişiler konserve, su ve barınak arıyorlar.

Ajube!

Su! Yiyecek!

"Of"

"Gah"

"Kah"

"El"

"Em"

Bu ne anlama geliyor?

"Dünyanın üstünde, çok yüksekte." "Gökyüzündeki bir elmas gibi."

"Parla, parla, küçük yıldız."

"Ne olduğunu nasıl da merak ediyorum?"

Kız kardeşim dünyada hamile kalan son kişilerden biriydi.

Belki de sonuncusu.

Nasıl olduğunu hiç sormadım.

Çünkü bunun bir önemi yoktu.

Yiyecek kalmayınca dışarı çıkmak zorunda kaldık. Onun içindeki şeyi beslemek için.

Hayvan.

Hayır. Ölü hayvan.

Kız.

Hayır. Erkek.

Hayvan.

Kız kardeşimin karnını yardılar.

Bahsi kimin kazandığını görmek için.

Sonra bizi yerde bıraktılar. Ve çekip gittiler.

O öldükten sonra aylar geçti.

Kavga sesleri herhangi birinin herhangi bir şey yaptığına dair sesler...

tüm sesler yavaş yavaş kayboldu.

Paris'te hayatta kalan son kişi bendim.

Ama sadece ölmeyi bekledim.

Kız kardeşimin...

Bologna'dan gelen şu plastik şeritlerin sırrını öğrenmek istediğini hatırladım.

Paris'ten Eylül 2084'te ayrıldım.

GÜNEYE ÇAĞRI

ÇAĞRI

Dünyada sadece benim hatırlayabildiklerim mi kalmıştı?

Ben sonuncu muydum?

20 Aralık 2084'te nihayet Bologna'ya vardım.

Canavar nerede?

Sen, canavarı mı görmek istiyorsun?

Korkmuyorum.

Hayır. Hayır, korkmadığını biliyorum.

Ah!

Bunun için hazır olduğuna emin misin?

Hı?

Evet!

Hazır mısın?

Canlı olmadığını nasıl bildin?

Çok canlılar.

Bizden daha fazla.

Lütfen, git buradan.

Yalnız kalmak isteyen yaşlı bir adamdan başka bir şey yok.

Yaşlı adam nedir?

Yaşlı adam nedir?

Bunlar film parçaları.

Dünyanın her yerinde insanlar...

bulabildikleri film parçalarını saklıyorlar.

Tohum bankaları gibi.

Tabii ki tohum bankaları, onları ekecek canlı bir Dünya olmadan işe yaramaz.

Bunları ekebiliriz.

Sırrı nedir? Nasıl hareket ediyorlar?

Ah, bugünün çocukları: patlamış mısır ve film.

Patlamış mısır filmine ne dersin?

O da ne?

Yemek!

Teneke kutulardan önce. Doğanın olduğu zamanlar.

O nedir?

Öpücük.

Yemek kadar güzel.

Sebebi ne?

Zevk. Yemek yemek gibi.

Kanser olduğunuzu ne zaman öğrendiniz?

Sevgililer Günü'nde kesin olarak öğrendim.

O zamandan beri çalışıyorum, garip saatlerde, çünkü, akşamları işim bitiyor

Neden ölmeden önce tüm zamanını yazarak geçirmek istiyor?

Bilmiyorum.

Bunun ölümü daha az acı verici yapacağını mı düşünüyor?

Evet. Belki. Belki de.

Ve yine de devam ediyoruz, ipoteklerimizi ödüyoruz, işlerimizi yapıyoruz...

hareket ediyoruz, sanki bir anlamda sonsuzluk varmış gibi davranıyoruz.

Hayatın sadece şimdiki zamanda tanımlanabileceğini...

unutuyoruz ya da unutmaya meyilliyiz.

O, o, o ve sadece şimdi.

Ve bu şimdi benim için çok canlı hale geldi.

Bir erik ağacı mesela. Elma çiçeğine benziyor ama beyaz.

Ve ona baktığımda, "Oh, ne güzel bir çiçek" demek yerine...

şimdi, olabilecek en beyaz, en köpüklü, en canlı çiçek olduğunu görüyorum.

Ama her şeyin bilinmezliği kesinlikle harikadır.

Şimdiki zamanı görürseniz, Tanrım, görüyor musun?

Ve oğlum, bunu kutlayabilir misin?

Şimdi gitmelisin.

- Gitmek mi? - Evet.

Nereye gideyim?

Fark etmez.

Neden buradan gideyim ki?

Benim için büyük bir teselli oldun.

Son bir hediye. Bir sürpriz.

Yabancılarla film izlemek her zaman daha iyi bir yoldu.

Ama şimdi...

huzur içinde ölmem için beni yalnız bırakmalısın.

Benim için gecikti.

Çok gecikti.

Söylediğiniz hiçbir şeyi anlamıyorum.

Sen devam et, genç dostum.

Orada ne olduğunu öğren.

Neden çağrıyı takip etmiyorsun?

Atina'ya git.

Ölmeden önce buraya filmlerin güzelliğini hayal etmeye geldim.

Ve o filmlerin hediyesi sen oldun.

Ama şimdi gitmen gerek.

Atina'ya git.

Orada başka insanlar olup olmadığına bak.

Çağrıyı takip et.

Yaşa.

Şimdiki zamanını yaşa.

Ölmem gerek. Tek başıma.

İşte...

bu son...

sahip olabileceğim lüks.

Burada ölmek!

Korkak.

Bencil, kibirli, kendini beğenmiş.

Hayır! Hayır!

Hayır! Hayır!

Hayır! Hayır!

Kendine gel. Pes etme.

Bana bak, bana bak.

Sadece bana bak.

Gözlerini aç. Aç gözlerini.

Nefes almaya devam et.

Nefes almaya devam et.

Eskiden Amerika olarak adlandırılan, nehirlerin...

ateşin, ormanların, ağaçların olduğu yerde doğdum.

Cennet gibiydi.

Ve sonra ben filmler yaptım.

Los Angeles'taydım.

Ama son hayatım kuzeyde geçti.

Buradan kuzeyde. Amsterdam'da.

Büyük sel felaketine kadar eşim, üç çocuğum ve ben...

Almanya'nın kalıntılarını yürüyerek geçtik.

Cenevre'de öldü.

Yetkililer yabancıların, "aşağı insan" ların...

haftada bir litreden fazla su içmesini yasakladı.

Çocukları aldım ve yoluma devam ettim.

Üç çocukla seyahat etmek ölümle cezalandırılabilirdi.

İsimlerini hatırlıyorum.

Marion.

Pip.

Dulcy.

Yüzlerini hatırlıyorum.

Marion.

Pip.

Dulcy.

Durun! Durun!

Gitmekte özgürsünüz.

Hadi gidelim buradan.

Pekala.

Bir zamanlar...

- Neden? - Ne?

Neden yememizi istiyorsun?

Ne fark eder ki?

Yarın ya da gelecek hafta yaşasak bile...

Tek pişmanlığım...

onları ölüme terk etmeden önce öldürecek cesaretimin olmamasıydı.

Uyandığına sevindim.

Gel.

Bunlar...

bulabildiğim parçalar.

Kamera için.

Kameraları sakladıkları odaların hepsi çökmüş.

Bu senin çağrın.

Bir kamera yapmak.

Son film kamerası.

Son için.

Nasıl gelirse gelsin.

Bana yardım edecek misin?

Hayır.

Bu senin çağrın.

Kamerayı sen kuracaksın.

Bu yardımcı olabilir.

Yani?

Yanisi...

- Iso alkol. - Yani?

Metan alkol ve nitroselüloz.

Yani?

Ah, üç kez sorguladın.

Şimdi mucize geliyor.

Nitroselüloz.

Bir, iki.

Eğer şanslıysak, mucizemiz olacak.

Evet.

Sakin ol.

Aferin sana.

Hava karardığında, emülsiyonu uygulayacağız...

ve sonra kurumasını bekleyeceğiz,

Sonra da mucizeyi yakalayıp yakalamadığımızı göreceğiz.

- Bunu yapabilir misin? - Yapabilirim.

Oh, yapabileceğini sanmıyorum.

Hey mamba, hey bayan mamba, biraz eğlenmek istiyorum.

Başardık, başardık!

Umarım!

Aman Tanrım. Şuna bak.

Yani! Dünya üzerindeki son selüloit partisini yaptık! Eh?

Ve bu bir mucizeydi. Nedenini bilmek ister misin?

Bu bir mucize çünkü aslında nasıl yapılacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu!

Oh, başım dönüyor.

Al bakalım.

Şimdi, filmi kesip delebilirsin.

Bunun ne olduğunu anlıyor musun?

Buradaki fırsatı biliyor musun?

Lanet olsun! Bunu anlıyor musun?

Bu stok!

Bu yazılı olmayan bir tablet.

Bu havada sihirli bir şekilde asılı duran parçacıklar.

Ve bir iz bırakmak için son bir şans!

Yaşayan bir iz, bizim tanıklığımız.

Bizlerin!

Yaşayan bir iz bırakmak için son şansımız.

Bir zamanlar olduğu gibi.

Bu gerçekten çok önemli.

Gerçekten çok önemli!

Bunu bir düşün.

Bir düşün.

21 Ocak 2085, çağrıya uydum.

Onunla ve projektör, filmler, stoklar ve tamamlanmamış kamera ile birlikte.

Neden hepsini getirmek istediğini hâlâ anlamıyordum.

Ya da neden geldiğini.

Eğer sondan önce hayatına son vermek isteseydi...

Ah tamam.

Ama benimle gelmesi iyi oldu.

Tamam, burada dur.

Burada dur.

Yakında dur.

Oh, Tanrım.

Bunu unutmamalıyız.

Ne kadar uzaktayız?

Hiçbir fikrim yok.

Çok, çok uzakta.

Okuldan kaçan ve kaybolan iki çocuk gibi.

Sen hiç okuldayken evden kaçmadın mı?

Ve bir blok içinde kaybolmaz mıydın?

Okul nedir?

Konuşması zor birisin.

Bunu biliyor muydun?

Okul, okumayı ve yazmayı öğrendiğin yerdir.

Hepsi bu kadar.

Okuma yazmayı Paris'te kendi kendime öğrendim.

Öğrendin mi?

Evet, öğrendim.

Gerçekten mi?

Eğer gitmezsek, oraya asla varamayız.

Ah, teşekkür ederim.

Kendi yaşıtlarınla takılmalısın.

Bilirsin işte.

Artık hepsi dijital toz.

Elektrik şebekesinin çöküşünün yaklaştığını biliyorlardı.

Bu yüzden son dakikada el yapımı film stoğu ve manuel projektörler üretmeye başladılar.

Şimdi gerçek bir kamera yapmalısın, mekanik bir kamera.

ve bu kadar sıkı. Bu doğru, evet.

Güzel, güzel. Tamam.

Şimdi, bu tarafta, bir yay mekanizması oluşturmalıyız.

Ama bunu çalıştırmak için bir yay bulman gerekecek.

- Belki Atina'da? - Atina mı?

Atina'ya gidip gidemeyeceğimizi kim bilebilir, özellikle de ben.

Ben çok yaşlıyım.

Ve oraya gitsek bile, ne bulacağız?

Sence ne bulacağız?

Atina'nın yarısının su altında olduğunu duydum.

Deniz ve kum, 30 yıl içinde kaplanmış.

Depremler, kıtlık, savaş gerisini halletmiş.

Ah, kahretsin.

- Sen iyi misin? - Oh, evet.

Siktir.

Ah, siktir.

Daha uzağa gidemem.

Hayır.

Hayır!

Ben de öyle düşünmüştüm!

Hiçbir şey kalmamış!

Sadece deniz ve kumla yıkanmış!

Burada birilerinin olabileceğini düşünmek çok saçmaydı.

Çok saçmaydı!

Atina'ya çağrı sadece birinin hayaliydi!

İnsanlar inanabilsinler diye peşinden gittiler.

Sen ve senin saçmalıkların gibi!

Beni Atina'ya gelmeye ikna eden sendin!

Evet, ben ikna ettim.

Çünkü bunun sadece bir hayal olduğunu anladığını sanıyordum.

O zaman neden! Bunu neden yaptın?

Çünkü doğumla ölüm arasında bir şey icat etmemiz gerekiyor.

Eskiden buna zaman öldürmek derdik.

Ben iyiyim.

Geri çekil. Bir dakika. Bunu görmek istiyorum.

Yirmi mil.

Kıyı 20 mil açıktaydı.

Şimdi su.

Yakında her şeyin üzerinde olacak.

Ne olmuş yani? Tüm Afrika uzun zaman önce sular altında kaldı.

Afrika artık yok.

Uzun zamandır su altında.

Yeşil!

Yeşil!

Yeşil!

Ne?

Artık şehir yok. Sadece durdu.

- Ne oldu? - Sonra her yer yeşil.

Yeşil!

- Yeşil dünya mı? Yeşil mi? - Yeşil!

Neresi?

Şurada.

Şunlara bak!

Yeşil, yeşil!

Yeşil.

Yeşil.

Deli misin sen?

Ne yapıyorsun?

Yemek yiyorum.

Oh!

Oh, hayır, hayır. Ben iyiyim.

Ben iyiyim.

Nostalji.

Güvenli mi?

Bir önemi var mı?

Hiç bu kadar çok insanı bir arada görmemiştim.

Ben de görmedim. 30 yıldır görmedim.

Merhaba?

Bir şey yok mu?

Merhaba. Sana zarar vermeyeceğim. Merhaba.

Hey, hey, hey.

Deli mi bunlar?

Ne oldu?

Neden?

Selamın aleyküm.

Selamın aleyküm.

Biri bana elini uzatmayalı uzun zaman olmuştu.

Peki, burada işler nasıl yürüyor?

Bana 1960 komünlerini hatırlattı.

Bilirsin, guru.

Bir lider her zaman işleri berbat eder.

Burada lidere gerek yok.

Sadece ölümü bekleyerek yaşadığında...

zihnini saçmalıklardan arındırmak için harika bir iş çıkarıyor.

Evet.

Merhaba.

- Oh, güzel. - Evet.

Tsunamiden sonra, bir şekilde burada tekrar...

bitki yetişebileceğine dair bir söylenti vardı.

Sanırım çağrı oradan geldi.

- Gerçekten mi? - Yıllarca devam etti.

Buna kim inandıysa, etrafta dolaşıp onu aradı.

Bazı insanlar geldi, bazıları gelmedi.

Ama hâlâ hayatta olan her kimse muhtemelen buradadır.

Yiyecek var, su var. Kendinize yardım edin.

Yeşil olan her şey yağmur suyu gibidir, zehirlidir.

Biliyorum.

Evet, bitkileri deniyoruz ama henüz şansımız yok.

Eski bir konserve kutusundan çıkmamış bir şey yediğinizi hayal edebiliyor musunuz?

Ama sonra çok fazla yalnızlık.

Birlikte olmak güzeldir.

İnsanlar bunu nasıl yapacaklarını tam olarak hatırlamasalar bile.

Yeşil bir şoktu. Tüm insanların bir arada olması gibi.

Mücadele etmeye gerek kalmadan bir aradaydılar.

Dünya sondan önce böyle miydi?

Yoksa sadece sonda mı böyleydiler?

Sadece son için birlikte bekliyorlar.

- Güzel, değil mi? - Ne?

Onlardan hoşlandın mı?

Nasıl bakıyordun?

Hayır. Kimse korkmuyor.

Oh. Tamam.

Oh, ilginç bir tane var.

Ooh. Güzel de. Gerçekten güzel.

Öyle mi? Yok mu? Yok mu? Hayır mı?

Bu taraftan gidebiliriz.

Oh, Tanrım.

Nasıl gidiyor?

Yeni parçalarla bile, hala çalışmıyor.

Adın ne senin?

Konuşamıyorum.

Ben Batlk.

Ya senin?

Almanca bilmiyor musun?

Ben de bilmiyorum.

Hayır, ondan değil.

Sadece adını bilmiyor.

Oh.

Nereye gitti?

Kasabayı terk mi ediyorsun?

Bu ne, mobil ev mi?

Umarım çatımızı geri getirmeyi planlıyorsundur.

Bu kadar sinirlenme.

Her şey yoluna girecek.

Atlatırsın. Sen gençsin.

Sadece yaşlı insanlar sinirlenir ve sinirli kalırlar,

çünkü her şey dağılıyor, anlıyor musun?

Hangi filmleri göstereceksin?

I Love Lucy?

Deepthroat'a ne dersin?

Hayır, hayır.

Dur. Hayır.

Hayır, hayır, korkma!

Hayır.

Hayır, hayır.

Seni sertleştiriyorum.

Bilmiyorsun.

Ben biliyorum.

Benden ne aldın?

Oh, oğlum.

Oh, oğlum.

Sermaye ve emek birbirini yok eder.

Bu bir ders verir, ahlaki bir ders.

Toplumsal bir önemi var!

Bu tür şeyleri kim görmek ister? Beni ürpertiyor.

Onlara müzikholde ne kadar oynadığını söyle.

Müzikholde ne kadar oynadığını söyle. Beşinci hafta.

Müzikhole kim gider? Komünistler.

Komünistler mi? Bu resim komünistlere bir cevap.

Uyanık olduğumuzu ve bir avuç devekuşu gibi kafamızı kuma gömmediğimizi gösteriyor.

Bu resmin modern koşullara, katı gerçekçiliğe, ortalama insanın...

karşılaştığı sorunlara dair bir yorum olmasını istiyorum.

Ama biraz da seks olsun.

Biraz, ama bunu vurgulamak istemiyorum. Bu filmin bir belge olmasını istiyorum.

Hayata bir ayna tutmak istiyorum.

Bunun bir haysiyet resmi olmasını istiyorum!

İnsanlığın çektiği acıların gerçek bir tuvali.

- İçinde biraz seks de olsun. - İçinde biraz seks de olsun.

Güzel bir müzikale ne dersin?

Dünyanın intihar ettiği, sokaklarda cesetlerin yığıldığı...

her köşeden acımasız ölümün size gargara yaptığı...

insanların koyun gibi boğazlandığı böyle...

bir zamanda müzikallerden nasıl bahsedebilirsiniz?

Belki de bunu unutmak istiyorlardır.

Pittsburgh'da öldü, tıpkı bir do gibi.

- Pittsburg'da ne biliyorlar ki? - Neyi sevdiklerini biliyorlar.

Neyi sevdiklerini bilselerdi Pittsburgh'da yaşamazlardı.

Gülüyor muyum?

Neye gülüyorsun?

Ben bir cerrahım.

Mekaniği bilirim.

İnsan eklemleri, kemikler, kaslar.

Dokular, tendonlar.

Sen bir cadısın.

3 Haziran 2085.

397 kişi hayattaydı.

O gün beni sihirli kutuyla şaşırttılar.

Gerçekten korkmamıştım.

Hayır, hayır.

Sen al. Seni ısırmaz.

Batlk da. Seni ısırmaz.

Alt değiştirme çantamı alayım.

Bu küçük kutu her şeyi değiştirebilir.

Tamam.

Hepimiz için. Sonuna kadar.

Bunu fark ettiler mi?

Bu pozlanmamış film.

Çantaya koyacağım.

Şimdi... İşte, hepsi bu kadar.

Bu çantaya girecek.

Tamam, kapı açık.

Makaraya saracağım. Tamam, tamam.

Tamamdır. İşte oldu.

O krankı çevirmelisin, unutma.

Evet.

Onu tutmalısın. Sabit tut.

Hayır, hayır. Bekle, bekle.

Çok iyi. Çok iyi.

Şimdi, döndür. Kamerayı çevir. İşte böyle.

Tamamdır. Şimdi ona yaklaş.

Onu vizörde tut.

İşte böyle. Gördün mü, Zyberski'yi görüyor musun?

İşte bu kadar. Tamamdır. Tamamdır.

Kamerayı yapıp onları çekersen, sonsuza dek kalırlar.

Başkaları için, onlar öldükten sonra bile.

Başkaları mı? Başkaları olmayacak.

Nereden biliyorsun?

Ama ölüm hala oradaydı.

İnsanlar gittikten sonra da şeritlerde kaldı.

Ama belki de yaşlı olan haklıydı.

İnsanlar öldükten sonra da hayat sürecekti.

Eğer çekmeyi seçtiğim şey buysa.

Nerelisin sen?

Söyle bana.

Kes şunu. Kes şunu.

Lütfen, bana hikayeni anlat.

Dur.

Lütfen, bana hikayeni anlat.

Bunları birinin cebinde buldum.

Ne olduğunu bilmiyorum.

Ama belki içlerinde hayat vardır.

Evet, göreceğiz.

Dünyayı tekrar verimli hale getirebiliriz.

Belki bu insanlar için de geçerli olur.

Sadece bitkiler önemlidir. İnsanlar değil.

Hadi, Dima, hadi!

Bitkilerimizi meyveye dönüştür.

Hadi, Dima, hadi!

Bitkilerimizi meyveye dönüştür.

Neye bakıyorsun? Neye?

Çok güzel.

Meryem Ana gibi bir mucize.

Yaşlı kadından kimin bebek yaptığını bilmek istiyorsun.

Babası kim?

Sen mi?

- Sen mi? Hayır. - Sen olabilir misin?

Sen mi?

Sen olabilirsin.

Sen bile olabilirsin.

Kampta sikmediğim kimse yok!

Sen babasın.

Sen babasın.

Su mu?

Baba.

Ben, anne.

Ve baba.

Su dedin sanmıştım.

Bu bebeği sadece sen yapıyorsun.

Bebek.

Teşekkür ederim.

Çok güzel.

Plasebo için çok fazla.

Peki, filme alınma onurunu neye borçluyum?

Senin hikayene.

Duyman gerektiğini sanmıyorum.

Henüz duymadığım korkunç bir şey yok.

Lütfen.

Her şeyi duymaya hazırım.

Mutluluk ve neşeden başka bir şey bilmiyorum.

Lena ile 15 yaşındayken tanıştım, Poznan'ın en güzel kızıydı.

Tanıştığımız andan itibaren birbirimizi sevdik.

Sonsuza kadar birlikte olacağımıza yemin ettik.

Ama ertesi gün Witold'la tanıştık.

Witold, ben ve Lena, birbirimizi 40 yıl boyunca sevdik.

Nasıl öldüler?

Öldüler mi?

Ölmediler.

Poznan'da kimse kalmadığında birlikte geçirdiğimiz...

zamanı onurlandırmaya karar verdik ve...

her birimiz sağlığımızı olabildiğince geniş...

bir alana yaymak için farklı bir yöne gittik.

Ve sonra, sonsuza dek mutlu yaşadık.

Baba. Peder. Sen.

Baba.

- Ben mi? - Evet!

- Ben mi? - Evet!

- Oh. - Baba!

Tabii ki bebek benim olacak.

Ve benim gibi kendi kendine yetecek.

Tek umudumuz bu.

Sen kendi kendine tozlaşan bir bitkisin.

Teşekkür ederim.

Lütfen bana hikayeni anlat.

Beni güldürüyorsun.

Kim olduğunu sanıyorsun?

Yaşlı adamın arkadaşı.

Shakespeare mi?

Yaşlı olan.

Shakespeare.

Dün ona adını verdim.

Shakespeare.

Shakespeare.

Shakespeare.

Tamam, sana hikayemi anlatacağım.

Ama İtalyanca anlatacağım ki anlamayasın.

Benim hikayemi mi bilmek istiyorsun?

Ben senin hikayeni istiyorum.

Kardeşim ve ben Napoli'de doğduk.

Apartmanımızda ölmeyen tek çocuk bizdik.

Kardeşim beni korudu.

Birkaç yıl sonra çağrıyı duyduk.

Sen ve ben kalan en genç insanlarız.

Ben 18 yaşındayım.

Benim hikâyem bu.

Bana ne söylediğini bilmiyorum ama bu olamaz.

Lütfen.

Lütfen, benim için.

Ne için?

Diğerleri için.

İtalya ve Yunanistan arasındaki kıyıda bir yerde...

bazı insanlarla karşılaştık...

ve onlar...

kardeşimi...

Ağzımıza bir şeyler koydular.

Biz de yedik.

Bu şeylere...

yemek diyorlardı.

Kardeşim için...

bitki ve çiçek topladılar.

Ve bunu çok nazikçe yaptılar.

Bir insanın yaptığını gördüğüm en güzel şeydi.

Onlar asla yemeden içmeden...

paylarının yarısını toprağa verdiler.

Yedikleri her insanın yarısını...

toprak anaya sundular.

Ve inanabildiler.

Bu insanlar hala inanıyorlardı.

Bir şeye inanabiliyorlardı.

Ve bu, kardeşime her gün anlattığım hikaye.

Burada.

Bu bahçede.

Bu onun bahçesi.

Ve ben utanmıyorum.

Ne oldu?

Bir şeyler oluyor.

♪ Bedenimden nefret ♪ ♪ etmeye başladım. ♪

♪ Ve bu dünyada ihtiyaç ♪ ♪ duyduğu her şeyden. ♪

♪ Ve diyor ki... ♪

♪ Başkalarının ne ♪ ♪ hakkında bu kadar gizlice... ♪

♪ konuştuğunu tamamen ♪ ♪ bilmek istiyorum. ♪

♪ Ve mavi kuşların ♪ ♪ uçuşunu izleyeceğim... ♪

♪ omzumun üzerinden. ♪

♪ Ve yanımdan geçip ♪ ♪ gitmelerini izleyeceğim. ♪

♪ Belki büyüdüğümde ne ♪ ♪ göreceğimi düşünüyorsun? ♪

♪ Eğer kendimden uzaklaşabilseydim. ♪

Bak sana ne diyeceğim.

Şunu dinleyin.

Ne zaman hayat sizi üzse, Bayan Brown.

Ve işler zor ya da çetin göründüğünde.

İnsanlar ahmak, iğrenç ya da aptalca davrandıklarında...

ve siz artık canınıza tak ettiğini hissettiğinizde!

♪ Sadece hatırla ki sen, dönen ♪ ♪ bir gezegenin üzerindesin. ♪

♪ Gezegen, saatte 900 ♪ ♪ mil hızla dönüyor... ♪

♪ 19 mil hızla yörüngede hareket ♪ ♪ ediyor. Bu böyle hesaplanıyor. ♪

♪ Bütün gücün kaynağı olan ♪ ♪ bir Güneş ve sen ve ben... ♪

♪ ve görebildiğimiz bütün yıldızlar, ♪ ♪ günde bir milyon mil hızla ilerliyor. ♪

Samanyolu adını verdiğimiz galaksinin bir dış...

spiral kolunda saatte kırk bin mil hızla ilerliyor.

♪ Evren kendisi genişlemeye devam ♪ ♪ ediyor ve her yönde genişliyor. ♪

♪ Tüm hızıyla gidebildiği kadar hızlıdır ♪ ♪ ışık hızı, dakikada 12 milyon mil. ♪

♪ Ve bu ulaşabileceğiniz ♪ ♪ en yüksek hızdır. ♪

♪ Yani kendinizi çok küçük ve ♪ ♪ güvensiz hissettiğinizde... ♪

♪ aklınıza gelsin, ne kadar inanılmaz ♪ ♪ olasılıksız bir doğumunuz var. ♪

♪ Ve uzayın bir yerlerinde ♪ ♪ akıllı yaşam olmasına dua edin. ♪

♪ Çünkü Dünya'da ♪ ♪ pek bir şey yok. ♪

Size bunu sunabilmek için gece gündüz çalışarak...

her küçük ayrıntıyı mükemmelleştirdim.

Bebekler mi? Hayır, bebekler!

Bu sıradan bir bebek değil, ekselansları.

♪ Ne görüyorsunuz? ♪

♪ Siz insanlar bana bakıyorsunuz. ♪

♪ Müzik kutusunda bir bebek ♪ ♪ görüyorsun, anahtarla sarılmış. ♪

♪ Büyü altında olduğumu ♪ ♪ nasıl anlarsın? ♪

♪ Aşkın ilk öpücüğünü bekliyorum. ♪

♪ Özgür olmayı ne kadar ♪ ♪ istediğimi göremezsin. ♪

♪ Bir anahtarla sarılmış bu müzik ♪ ♪ kutusunun etrafında dönerek ♪

2085 yazı.

Tüm hikayelerimizi paylaşmak istedik.

Ama yapamadık.

Yeterli zaman yoktu. Yeterli film stoğu yoktu.

Bu yüzden sadece bu hikayeleri anlatıyorum.

Balık! Balık!

Balık! Balık!

Ziyafet çekeceğiz!

Ziyafet!

Doyasıya yiyeceğiz.

Balık.

Balık.

Balık.

Balık yiyen son insanlar aynı zamanda onları yok eden insanlardı.

Onlar aynı zamanda taşaklarında sperm olan son insanlardı.

Bu 50 yıldır gördüğüm ilk balık.

Ve ilk ısırık senin için olmalı, Batlk, senin ve karnın için.

Balık ve bebek.

Bu gece umut etmek için bir neden olduğunu biliyorum.

Yakında, Anna, senin bitkilerin de hayat verecek.

Bu eski bir şeyin sonuncusu değil.

Yeni bir şeyin ilki.

Umut.

Asla bilemezsin

Şuraya bas.

Yumruğu hissediyor musun?

Hareket ediyor.

Ne diyor?

Yeterli.

1 Ekim 2085.

Batlk o güne "doğum günü" diyordu.

12 Kasım'da, bir adam Sibirya'dan geldiğimizde 212 kişiydik.

Kampa en son gelen oydu.

Yani, biraz gevşek olan sadece bahardı.

Ama öksürük virüsünden en son ölen o değildi.

Dur.

3 Şubat 2086.

37 kadın ve 22 erkeğiz.

Ve Dima.

Bizi sonuncu olma korkusundan kurtar.

Dünyadaki son insan olmanın dehşeti.

5 Nisan. 40 kişi kaldık.

Herkes kimin sonuncu olacağını düşündü.

Korkmayın.

4 Haziran 2086.

Dünyada üç kişi kaldı.

19 Haziran 2086.

Dünyada iki kişi kaldık.

Ölmeden önce hatırlamak istedim.

Neyi hatırlamak?

Hayatımın en büyük aşkını.

Ve kendimden daha çok sevdiğim iki çocuğumuzu.

Farklı şekillerde sevdiğim diğer çocuklarımı hatırlıyorum.

Amerika ve İngiltere'de yaşadığımı ve filmler yaptığımı hatırlıyorum.

O filmlerin, herhangi bir filmin izlenmeye devam...

edeceğine inanmayı bıraktığım günü hatırlıyorum.

Yanıldın.

Yanılmışım.

Bilirsiniz, gençler hep buna inanır.

Tüm hayatımı hatırlıyorum.

Babam lise futbol koçumu yumruklamıştı.

Amsterdam'da.

Soğuk bir çekim gününü.

1978'de Sex Pistol konserinde kustuğumu.

Tanrı kraliçeyi ve faşist rejimi korusun.

Ciddiyiz, dostum!

Bologna'da sonu beklediğimi hatırlıyorum.

Zyberski'yi hatırlıyorum.

Ve Batlk. Ve Anna'yı.

Hatırlamama gerek olmayan tek şey sensin.

Sen buradasın.

Yanımdasın.

Şu anda.

Şimdiki zaman.

Hayır, ben...

Babamın yüz yıl önce ben daha çocukken bana söylediği bir şeye gülüyordum.

Hayır, hayır. Ben iyiyim.

Bırak da güleyim.

Biliyor musun, senin olman iyiydi.

Ben dünyadaki son insanım.

Bana cevap verebilecek hiç kimse yok.

Yine de film çekeceğim.

Birbirimize anlattığımız hikayelerle yaşayıp öldüğümüzü biliyorum.

Ama hiç kimse hikayenin sonunu bilemez.

Özellikle de kendi hikayenizin.

Çünkü kimse geleceği bilemez.

♪ Evine gel Hızlı Gonzales, ♪ ♪ tabakhane sırasından uzak dur, ♪

♪ o kaltak ile içmeyi kes, kerpiç duvarlı ♪ ♪ evine dön ve duvarına biraz çamur sür, ♪

♪ çatı bir süzgeç gibi sızdırıyor, ♪ ♪ holde böcekler türemiş, ♪

♪ Hızlı Gonzales, neden ♪ ♪ eve gelmiyorsun? ♪

♪ Hızlı Gonzales, beni ♪ ♪ burada yalnız bırakma! ♪

♪ Köpeğin yavruları olacak ve kola ♪ ♪ bitiyor, buzdolabında yemek yok, ♪

♪ ve televizyon bozuk, ♪ ♪ tişörtünde ruj lekesi gördüm, ♪

♪ kulağından parfüm kokusu aldım, ♪ ♪ eğer karışmaya devam edeceksen, ♪

♪ işini buraya getirme, Hızlı ♪ ♪ Gonzales neden eve gelmiyorsun? ♪

♪ Hızlı Gonzales, beni ♪ ♪ burada yalnız bırakma! ♪

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.