All language subtitles for My.Brilliant.Friend.S04E09.SUBBED.1080p.WEB.H264-EDITH

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish Download
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

- Burada ne işin var? - Imma evde mi?

Tina!

Balerin mi oldun?

- Evet. - Imma.

Imma, önce hazırlan, sonra oynarsınız.

Olur, anne. Hazırlanıyorum.

Hayatım, gidip temizlenip giyinelim.

Sonra Tina'yla oynayabilirsin.

- Neden? - Çünkü öyle.

Babamı görmek istemiyorum.

Canımı yakıyorsun.

Saçını ben yapabilir miyim?

Öyle örgülerim olsun istiyorum.

Peki.

Nino mahalleye hiç gelmedi.

Kızını çok az görüyordu.

Normalde, onu birkaç dakika görebilsin diye

Imma'yı bir restorana veya kafeye götürürdüm.

O gün sonunda geleceğini söyledi.

Nino artık pek umurumda değildi ama beni kendimi ihmal etmiş

ve yaşlanmış hâlde görmesini istemedim.

Lila'nın gelmesinden korkuyordum. Ve farkındaydım ki

istese bir erkeğin ilgisini üzerine nasıl çekeceğini çok iyi biliyordu.

Hem yorulmuştum hem de artık usanmıştım.

Nino'ya kızımızın hayatını etkilediğini düşündüğüm

sorunlardan bahsettiğim bir mektup yazmıştım.

Göndermiş ondan bir cevap beklemiştim.

Öyle bir şey olmadığında onu aradım ve Nino'ya ulaşmanın

bir parlamentere ulaşmak kadar zor olduğunu fark ettim.

Kızlar, buraya gelin.

Tuhaf şekilde dakiksin.

Merhaba, Lenu.

Bir kez olsun.

Demek açık konuşmuşum. Benimle hiç konuşma.

Dede ve Elsa'yla şakalaşma.

Sadece Imma'ya odaklan.

İstersen seninle hiç konuşmayabilirim de sorun değil.

Mektupta yazdığım gibi davran.

- Okudun mu? - Neyi okudum mu?

- Mektubumu. - Ne mektubu o?

Bir ay önce bir mektup yazmıştım.

Bana hiçbir şey gelmedi. Nereye göndermiştin?

Unut gitsin. Neyse, Imma'nın bir babaya ihtiyacı var.

Evet, evet.

Enzo'ya ne kadar düşkün olduğunu,

Dede'yle Elsa'nın ziyaretine geldiğinde

nasıl Pietro'nun peşinden ayrılmadığını bir görseydin...

Evet, hayal edebiliyorum.

En azından haftada bir uğrayabilseydin çok iyi olurdu.

Elena, deneyeceğim ama bu sıralar çok meşgulüm.

Ne olursa olsun, bundan sonra zaman bulacaksın.

Söz veriyorum.

Küçük Imma neredeymiş?

Ona öpücükler ve minik bir ısırık vermek istiyorum.

Ne kadar da güzelsin.

Ne şahane örgüler bunlar!

Sana ne kadar da yakışmış.

Örgülerini ben yaptım.

- Sen kimsin? - Tina.

- Lila'nın kızı. - Çok memnun oldum. Ben Nino.

Memnun oldum.

- Merhaba, Nino. - Merhaba.

Kızlar, merhaba.

Nasıl da büyümüşsünüz. Harika görünüyorsun.

Teşekkür ederim.

Gelin, size bir şeyler getirdim.

- Bu senin için. - Teşekkür ederim.

- Bu da senin için. - Teşekkür ederim.

- Beğendiniz mi? - Güzel.

Harika.

Ama şimdi, Imma için de güzel sürprizler var.

Buraya gel.

Bakalım.

Sana ilk hediyem

işte bu.

Bakalım.

Bunlar keçeli kalemler. Bunlarla kumaşa bile yazı yazabiliyorsun.

Bakayım.

Güzel.

Ama burada daha Imma için iki küçük hediyem daha var.

Benim!

Gel.

Neymiş bunlar?

Silgiler.

Renkli silgiler mi?

- Beğendin mi, hayatım? - Evet.

Bir bakalım.

Prenses için bir kalem kutusu.

Tina?

Teyzene gel.

Dede, ceketimi verir misin?

Bekleyin, bekleyin.

Tina'nın hediyesini unuttuk.

Gördün mü?

Burada senin için harika bir kalem var.

Teşekkür ederim.

Beğendin mi?

Adımı yazmamı ister misin?

- Adını yazmayı biliyor musun? - Evet.

Tina da annesi gibi. Bakalım, haydi.

Al bakalım. Gel.

Çok akıllı bir kız.

Ama bence Imma da çok akıllı ve o da adını güzel yazıyor.

Görelim.

Çok zeki olduğundan emindim zaten.

Imma. Şimdi, gidip dünyanın en güzel arabasını görelim mi?

Evet.

Haydi, gidelim.

- Biz de geleceğiz. - Tamam, haydi.

Biz aşağı iniyoruz, olur mu?

Evet, çok gecikmeyin. Öğle yemeği yiyeceğiz.

Tamam. Peki, arabanın ne renk olduğunu hanginiz tahmin edebilir?

Kim doğru tahmin ederse bir kalem kazanacak.

Nino, Lila'nın peşinden koşmaya devam etmiş miydi?

Lila hâlâ gizliden gizliye Nino'dan hoşlanıyor muydu?

Lila, kızını bu uzun boylu zayıf adamın yanında hayal etmiş,

işler farklı gitseydi Tina'nın onun kızı olabileceğini düşünmüş müydü?

Ne sıklıkla, kim bilir?

Lila, Imma'nın Nino'ya benzeyen yanlarını hemen fark etmişti.

Aynı, Nino'nun Tina'nın Lila'ya benzerliğini fark ettiği gibi.

Nino?

Nino?

Nino? Nino?

Onu herhangi bir şeyle kıyaslayabileceğimi sanmıyorum.

Neden yürümüyorsun? Kocaman kız oldun artık.

Pencerenden dışarı bakmak ve

aşağıda bulutları görmek.

Ne harika bir his.

Gidelim. Kızların yemek yemesi gerek.

Hemen gidiyoruz, evet.

- Bir benzeri olamaz. - Ben hiç uçağa binmedim.

- Mutlaka binmelisin. - Tina nerede?

- Dede'yle Elsa'nın yanındadır. - Hayır, onlarla beraber değil.

Demin buradaydı. Çocuklar böyledir işte.

Bir defasında Gennaro'yu bulamadığımda

okuluna kadar gitmiştim ama orada yoktu. Dehşete düştüm.

Ama meğerse Stradone'deymiş.

Kızlar, Tina'yı gördünüz mü?

Hayır.

Dün gece arama çalışmaları nasıl gitti, hanımefendi?

Onu sabaha kadar aradık. Mahallenin altını üstüne getirdik.

Kaybolduğu sırada babası da oralardaymış.

Bazıları tünelin yakınında bir adamla gördüklerini söylüyorlar.

Diğerleri, başka bir adamla parkta gördüklerini söylüyorlar.

Başka biri de bir topun peşinden koşarken görmüş

ve sonra kamyon geçerken büyük bir gürültü duymuşlar.

Sonra kamyon Stradone'a doğru devam etmiş.

O küçük kızı kaçırdılar.

Bir haftadan uzun zaman oldu ama küçük Nunzia Scanno hâlâ kayıp.

Kız henüz dört yaşında ve ona herkes Tina diye hitap ediyor.

Erkekler, kadınlar ve çocuklar onu aramaya devam ediyorlar.

Aileyi de sorgulayan polis yetkililerine karşı pek güven yok.

Sorgulanan kişilerden ilki

Tina'nın annesinin eski kocası Stefano Carracci oldu.

Bay Carracci serbest bırakıldıktan kısa süre sonra

bir kalp krizi geçirdi.

Kızın amcası Rino Cerullo da gözaltına alınanlar arasındaydı.

Geçmişte uyuşturucu satışı, hırsızlık, haraç gibi işlere

dahil olmuş olsa da küçük kızın kaçırılmasıyla

herhangi bir alakası olmadığı düşünülmüyor.

Bunun dışında kızın müptela olduğu öne sürülen ağabeyi de sorgulandı

ama kısa süre içinde o da serbest kaldı.

Aramanın kapsamlı ve organize bir şekilde yürütülmesi için

mahallede doğmuş ve büyümüş olan iş insanları

Michele ve Marcello Solara büyük çabalar sarf ediyorlar.

Bu iki iş adamı, yine aynı mahallede doğup büyüyen

Elena Greco'nun L'Espresso'da çıkan bir yazısından sonra

polis soruşturmasına maruz kalmıştı.

İki kardeşin çabalarının...

Rahatsız ediyor muyuz?

- Merhaba, Enzo. - Ne istiyorsunuz?

Buraya herkes adına geldik.

Herkes de kimmiş?

Mahalleliler tabii.

Burada herkes seni çok seviyor.

Tina'yı eve geri getirmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Dün, çingene kampını kontrol etmeye gittik.

Her kulübeyi her karavanı iyice aradık.

Biliyorsun,

bizimle kimse oyun oynayamaz. Her şeyi öğreneceğiz.

Hurdaya dönen bir kamyon olduğundan bahsedildiğini duyunca

- ilk iş her hurdalığa gittik. - Kesin şunu.

Tina'yı sizin kaçırdığınızı biliyorum.

Her şeyi istediniz, şirketimizde hisse istediniz

ve istediğinizi size vermediğimiz için kızı ortadan kaybettiniz.

Şimdi yüzünüzü burada gösterme cesaretini nereden buluyorsunuz?

- Bu ne cüret? - Ne söylüyorsun, Enzo?

Böyle bir şey aklına nasıl gelebilir?

Gidin.

Gidin ve bir daha sakın buraya gelmeyin.

Kendini hırpalama.

Yardım için geldik.

Nasıl bir acı hissettiğini anlıyoruz.

Hayır.

Asla anlayamazsınız.

Kimse anlayamaz.

Şimdi gidin.

- Duydunuz mu? - Enzo, kes şunu.

Kes.

- Gidiyorlar. - Neler hissettiğinizi anlıyoruz.

Silvio'yu böyle kaçırmış olsalardı ben de senin gibi delirirdim.

Daha beter olurdum.

Endişelenmeyin. Kızınızı geri getireceğiz.

Lila, Solaralar'ın işe dahil olduklarını hiç düşünmedi.

Hatta bir süre Tina'yı Basic Sight'ın değerini bilen

ve kıza karşılık ondan para isteyecek bir müşterisinin

kaçırmış olabileceğinden şüphelendi.

Birkaç hafta sonra işler iyice kötüye gitti.

Bir sabah başka biri daha kayboldu.

Nunzia, Rino'nun gece eve hiç gelmediğini ve

Pinuccia'nın onu bulmak için

mahallenin altını üstüne getirdiğini söyledi.

Kimse bir şey bilmiyordu. Onu Pinuccia dışında kimse aramıyordu.

Kimse bir müptelayı arama zahmetine girmedi.

Gennarino'ya amcası hakkında

bir şeyler bilip bilmediği sorulduğunda direndi.

Ancak ertesi gün işbirliği yapmaya karar verdi.

Aramada Lila'yla Enzo'nun ona eşlik etmesine izin vermedi

ama babasının gelmesine razı oldu.

Nefes alamıyorum.

Çocukken tam bir baş belasıydın.

Hâlâ da öylesin. Bu şekilde ölmeyi hak ediyordun.

Hak ediyordun. Hak ediyordun.

Sakin ol!

Bak ona! Senin sonun da böyle olacak.

Benden ne istiyorsun? Kendini ondan veya benden daha mı iyi sanıyorsun?

Şimdi mi babalık yapacağın tuttu yani?

Senin oğlun olmak düşüncesi bile midemi bulandırıyor. Biliyor musun?

Bugünden sonra bu mahallede saygı duyacağım yegane insanlar

sadece annem ve Enzo'dur.

Gebermeyi hak ediyorsunuz. Hemen de hemen!

Bir avuç salaksınız.

Siz ölüyken bile huzur bulamazsınız!

Sizi cehennemden içeri bile almazlar.

Kardeşinin ölümünden sonra Lila kısa sürede

insanlarda acıma duygusu uyandıran bir anneden

etrafa dehşet saçan bir deliye dönüştü.

Aynı bizim çocukluğumuzda Melina'ya olduğu gibi sanki onu görmek bile

uğursuzluk getiriyormuşçasına dışlanmaya başladı.

Tina'nın hâlâ yaşayıp yaşamadığının belirsiz olması

aklını çok kurcalıyordu ve böylece Imma'ya yönelmeye başladı.

Imma'nın hep yanında olmasını istiyordu.

Onda kalmasına bile izin veriyordum.

Hayır, anlamıyorum. Şimdi nerede ki?

Bilmiyorum.

Ama yakında dönecek.

Ne zaman?

Yalnız mı kaldın?

Kiminle oynayacağımı bilmiyorum.

Ben de.

Ne zaman geri dönecek?

Sen kendi işine bak!

Artık sessiz ol.

İç!

Günaydın.

- Tek başına mı uyudu? - Evet.

Sabah erkenden çişi geldiği için bana seslendi. Sonra bizimle yattı.

- Enzo'yu uyandırdı mı? - Merak etme.

Teşekkür ederim.

Hoşça kal.

Güle güle.

Abartılı davranışları için Lila'yı hoş görüyordum

ama bunu kabul edemezdim.

Imma'ya en az biz yetişkinlere davrandığı kadar sert davranıyordu

ve Dede'yle Elsa'ya gittikçe daha az ilgi gösterir olmuştu.

Onlara alaycı bir tavırla "genç hanımlar" diyordu.

Kızlarım da ona karşı tavır değiştirdiler.

Gözlerinde Tina'nın kaybolması Lila'nın otoritesini silmişti.

Ne peşindesin?

Biraz şarap. Anne, on altı yaşındayım.

Yakında ben de içebilir miyim?

İkinizden gına geldi artık.

- O zaman bizi neden doğurdun? - Doğru.

Bazen ben de merak ediyorum.

Lila teyze çocuk istemiyor.

Onu nereden çıkardın?

Tek gözyaşı bile dökmedi.

Üzüntü, gözyaşı değildir.

Gözyaşı yoksa üzüntü olduğunu ne ispatlar?

Gözyaşı var. Ve üzüntü bazen ondan da büyüktür.

Ne düşündüğümü bilmek ister misin?

Duyalım.

Tina'yı kasten kaybetti ve şimdi Gennaro'yu da kaybetmek istiyor.

Enzo'dan bahsetmiyorum bile. Ona nasıl davrandığını gördün mü?

Nasıl böyle emin olabiliyorsun? Bunu bir daha sakın söyleme.

Midemi bulandırıyorsun!

Midemi bulandırıyorsun. Defol git buradan.

Mideni mi bulandırıyorum?

- Asıl sen midemi bulandırıyorsun. - Git sokaklarda yat.

Bir şey yapmalıyız.

Anne, lütfen.

Polisi aramalıyız yoksa onu öldürecek.

Lila teyze onu dövmekte haklı. Eroin almak için

başını her tülü belaya sokuyor.

Sen de onun gibisin. Tıpa tıp aynısısın.

Dede, lütfen gitme. Dede, gitme, bekle.

Bana dokunma! Bana dokunma!

Li!

Lila!

- Lenu, sen ne istiyorsun? - Abartıyorsun artık.

Dede polis çağırmak istiyor.

Sen içeri gir. Ve kızlarına kulaklarını kapatmalarını söyle,

yoksa ben kapatırım.

Uyuşturucu kullanmaya başladığından beri barbara dönüştü.

Kimseye saygın olmadığı için okulda senden herkes nefret ediyorlar.

Kime saygı duyacağım ki? Saçmalık!

- Kötüsün sen! Kötü kalplisin. - Kesin!

Korkunç şeyler söylüyorsunuz.

Odanıza gidin. Artık sesinizi duymak istemiyorum.

Tamam. Zaten görmek de duymak da istemiyorsun.

Elsa sürekli okulu asıyor. Senin imzanı taklit ediyor.

Seni adi sürtük!

Yeter. Küfretmeyi kes artık! Odanıza gidin!

Ne yapıyorsun?

İşler her gün kötüye gidiyordu.

Gel.

Son Milano seyahatimden sonra artık Lila'dan

kızlarıma bakmasını isteyemeyeceğimi fark ettim.

Eve gidin hemen!

Haydi!

- Eve gidiyoruz dedim! - Neden?

- Dışarısı çok tehlikeli. - Nedenmiş o? Delirdin mi sen?

Size gitmeliyiz dedim!

Annem kardeşlerimi bana emanet etti.

- Ona ben karar veririm. - Bırak!

Hiç umurumda değil. O burada olmadığında anneniz benim!

Ne kötü bir anne. Kızını kaybettin ve ağlamadın bile.

Bıraksana. Kes şunu.

Ne yaptığını sanıyorsun?

Yapma!

Size eve gidiyoruz dedim.

Ona cevap vermekle kalmamış korkunç şeyler de söylemişsiniz.

Anne, Lila teyze aklını kacırdı. Tehlikelerden korunmak için

evde kapının önüne barikat kurmak gerektiğini düşünüyor.

On gün dışarı hiç çıkamadık. Bakkal alışverişine bile gitmedi.

Hiç durmadan dondurulmuş şeyler yedik.

Ben dondurulmuş yemek sevmiyorum.

Lila delirmedi.

Belki biraz abartmış olabilir ama sizi korumak istiyordu.

Chernobyl diye bir yerde nükleer enerji santrali infilak etti.

Radyasyon bize ulaşabilir. Dikkatli olmamız gerekiyor.

Evde televizyonu açmamıza bile izin vermiyordu.

Bize neden ne olduğundan bahsetmedi?

Bilmiyorum.

Delirdiğini göremiyor musun?

Anne, hiç konuşmadı. Bize Gennaro'dan bile kötü davandı.

Tina yanımızda olsa böyle davranmazdı.

Bir yandan sizinle ilgilenirken kızının bambaşka bir yerde

tek başına ve kimsesiz olduğunu düşünmesinin

ona nasıl büyük acılar verdiğini bir hayal edin.

Gel.

- Seninle yatabilir miyiz? - Peki, olur.

Dişlerinizi fırçaladınız mı?

- Evet. - Evet.

İnanmıyorum.

Ama boş verin.

Ben de dolabı dondurulmuş gıdalarla doldurmayı düşündüm.

Böylece ben geç kaldığımda kendi yemeklerini yapabilirler.

Çok pahalılar.

Bu arada borcum ne kadar?

Benden fazla kazanmaya başladığında konuşuruz.

İşini seviyor musun?

Sevdiğim olmadı.

Eskiden çok zevk aldığını hatırlıyorum.

Hayır.

Doğru hatırlamıyorsun.

Asıl Enzo seviyordu.

Kendime zorla sevdirdim.

Hep öyle yaptım zaten.

Ayakkabı işinde bile.

Ayakkabılar hiç umurumda değildi.

Rino'nun fikriydi.

İyi olduğu için yardım etmek istedim.

Babamdan çok daha iyiydi. O işte gerçekten meşhur olabilirdi.

Zengin ve meşhur, Ferragamo gibi.

Madem bu işi sevmiyorsun sen de başka bir şey yap.

Böyle iyiyim.

Enzo'nun aklı havlarda.

İki günde iflas ederiz.

Artık acınızı aşmalısınız.

Ne acısı, Lenu?

Asıl öfkemizi aşmalıyız.

O zaman, öfkenizi aşın.

Deniyoruz.

Daha çok çaba harcamalısınız.

Tina bunu hak etmiyor.

Tina'yı boş ver sen.

Sen kendi kızlarını düşün.

- Düşünüyorum. - Yeterince değil.

Kızlara Tina için tek gözyaşı bile dökmediğimi sen mi söyledin?

Kes şunu.

Öyle bir şey söyleyeceğimi mi sanıyorsun?

Dede kötü bir anne olduğumu söyledi.

- O daha çocuk. - Ama kaba bir çocuk!

Benden ne istiyorsun, Lenu? Kızımı kaybettiğim için böyleyim.

Belki yaşıyor, belki de öldü.

O iki olasılığı da kaldırmam imkansız.

Yaşıyorsa

benden uzak yaşıyor.

Korkunç şeylerin olabileceği bir yerde. Onu tahmin etmek zor değil.

Gece gündüz gözümün önünden hiç gitmiyor.

Ama eğer öldüyse,

ben de öldüm demektir.

İçim öldü.

Bu gerçek ölümden daha dayanılmaz. Ölümde hiç his yoktur.

Ama bu ölüm sana her gün

her şeyi zorla hissettirir.

Uyandığında,

yıkandığında, giyinirken, yerken, çalışırken,

hiç anlamayan

veya hiç anlamak istemeyen

seninle konuşurken.

Seninle.

Seni görüyorum süslenip püslenmiş,

kuaförden yeni çıkmış, okulda başarılı,

bu yaşananların hayatlarını karartmadığı

kızlarını yanına almış gidiyorsun!

Hatta, bu kızlarının işine de geliyor. Kendilerinden daha

emin olmalarını, her şeyi almaya hakları olduğuna

daha çok inanmalarını sağlıyor.

O zaman sen de git ve beni yalnız bırak.

Durma.

Git.

Tina sözüm ona

hepinizden daha iyi olacaktı

ama onu aldılar.

Artık katlanamıyorum.

Öyle söylemedi.

Tina'dan hiç bahsetmedi.

Ama Rino'dan sık sık bahsediyordu.

Onu, şiddet uygulayan babalarından savunmak için

her şeyi yapan kardeşinin anısını saygın tutmak için yaptıkları

ayakkabı işindeki tüm başarılarını kardeşine atfediyordu.

İnsanların anılarını işlerine geldiği şekilde

düzenlediklerini biliyordum.

Karar verse, kendini beyninin ürettiği bu gibi cümlelerin

kurduğu ağdan kurtarabileceğini biliyordum.

Ama bazen aklında hayal bile edemeyeceğim

düşünceler oluştuğunu biliyordum.

Hatırlıyor musun? Burada, sokağa çıktığımızda

onu omzumda taşırdım.

Enzo, içindeki o acının birazını alabilecek olsam

inan düşünmeden alırdım.

Teşekkür ederim, Lenu.

Zaten çok şey yapıyorsun.

Bizim için yaptığın her şeye teşekkür ederim.

Özellikle de Lila'ya gösterdiğin sabır için.

Onu benden iyi tanıyorsun.

Eninde sonunda toparlanır.

Lenu, dinle. Cuma günü Avellino'ya gidiyorum.

Hastalanan büyük halamın yanında birkaç gün kalmam gerekiyor.

- Ona eşlik edebilir misin? - Evet, tabii.

Lenu!

Nasılsın?

Merhaba

- Merhaba, Lenu. Günaydın. - Merhaba.

Ne yapıyoruz, tahmin et. Önce kütüphaneye gideceğiz,

sonra da bir şeyler yiyeceğiz. Katılmak ister misin?

İşte buradasın. Seni bulamadım.

Kütüphaneye gidelim mi?

Hayır, gitmemiz gerekiyor.

Başka bir zaman memnuniyetle.

Sana güveniyorum. Sana güveniyorum, Lenu.

Sen kızlara neler okuyacaklarını söyleyebilirsin.

Sen ve kızların bizim için çok değerli bir örneksiniz.

Öyle. İnsan çalıştıkça gelişir.

Ama Lila ve biz diğerleri gibi yaparsan

çalışmazsan ve okumazsan kötü bir insan olursun.

Yazık değil mi?

Kötü olmak korkunç bir şey, Lenu.

Değil mi?

Değil mi?

Yazık.

- Kopmuş. - Sorun değil.

Merak etme, Lenu, ben hallederim. Onu kuyumcuya götüreceğim.

- Sorun değil dedim. - Hayır, bu bizim görevimiz.

Tamir ettireceğiz.

Gidelim. Silvio'nun yemek yemesi lazım.

Yemek mi yiyecek?

Kütüphaneye.

Kendini savunmakta artık daha da kötüsün.

O bileziği hayatta göremezsin.

Li?

Li?

Rüzgarı duydun mu?

Evet.

Daha güçlü esmeye başlarsa mahalle yıkılacak.

Şaka yapıyorum.

Fırında patlıcan, köfte ve escarole peyniri var.

Gel bizimle ye.

Hayır.

Yemeğimi buraya getir.

Evine gelmek istemiyorum.

Kızların sinilerimi bozuyor.

Lila?

Banyodayım, içeri gel.

Dede seni çok andırıyordu.

Artık gittikçe babasına benzemeye başladı. Esla'daysa tam aksi.

Eskiden babasına benziyordu, şimdi sana.

Bir tutku, bir fantezi.

Kandan bile hızlı dolaşan.

Anlamıyorum.

Gennaro'nun Nino'nun oğlu olduğunu düşündüğüm zamanı hatırlıyor musun?

Evet.

Çok inanmıştım da.

Aynı ona benziyordu.

Tıpa tıp.

Demek istediğin,

"Bazen bir tutku öyle güçlü olur ki gerçekleşmiş gibi görünür." mü?

Hayır.

Birkaç yıl Gennaro'nun gerçekten Nino'nun oğlu olduğunu sandım.

Abartma.

Abartıyor muyum sence?

Benimle alay etme.

Kalçam ağrıdığı zaman biraz topallıyorum.

Ağrıyan yerin yok, Lenu.

Annen tamamen ölmemiş olsun diye bir topallama uydurdun.

Ve gerçekten topallamaya başladın.

Hiçbir şeyin yok.

Seni gözlemliyorum.

Kız olmayı bıraktın ve anne olmaya başladın.

Hafif bir ağrım var.

Söylesene,

Tina kırk iki yaşına geldiğinde o da mı böyle olacak?

Olabilir.

Ne söylediğimi anlamıyor musun?

Ben gerçekten Nino'nun çocuğunu yetiştirdim.

Senin Imma'yı yetiştirdiğin gibi.

Uzun zaman, Imma'da Nino'ya dair hiçbir şey göremedim.

Derin bir benzerlik yoktu.

Sadece ten rengi.

Sonra geçen gün elini saçlarının arasından bir geçirdi...

Böyle.

Babasını yaparken binlerce defa gördüğüm bir hareket.

Imma'nın onu taklit ettiğini sanmıyorum.

Nereden çıktığını bilmiyorum.

Konuşmanın faydası oluyor.

Beni düşündürüyorsun.

Yazmaya çalışıyorum ama kafamı toplayamıyorum.

Birkaç sayfa yazdığımda tatmin oluyorum. Ama sonraki gün

yeniden okuduğumda kayboluyorum. Nereden başlayacağımı bilmiyorum.

Uzak şeyler arasında bağ kurmama yardımcı oluyorsun.

Bana ihtiyacın olduğunu bilmek güzel.

Anne! Anne! Termometreyi bulamıyorum.

Dede ateşi olduğunu söylüyor.

Geliyorum.

Bir ihtiyacın olursa beni hemen ara.

Lila'nın yarım bir cümlesi yetti ve beynim hemen çalışmaya,

zekamı serbest bırakmaya başladı.

Artık daha iyisini yapabileceğimi biliyordum.

Birbirinden kopuk birkaç kelimeyle, kendime güvendiğim yanımı

doğru yolda olduğuma ikna etmeyi başarmıştı.

Kalçam hakkında yazdım. Annem hakkında yazdım.

Kendime, yetişkin olmanın Lila'nın dürtüşlerine

ihtiyacım olduğunu kabullenmek olduğunu söyledim.

Ben bendim ve işte bu yüzden ona içimde özel bir yer açıp

ona dayanacak bir form kazandırmalıydım.

Ama o kendine inanmak istemediği için aynısını yapamıyordu.

- Günaydın. - Günaydın.

Geç saatlere kadar yazdım.

- Kahve hazır. - Teşekkür ederim.

- Nasılsın? - İyiyim. Bu sabah ateşim yok.

İyi.

- Imma öksürüyor ama. - Duydum.

Ateşin yok. Nasıl hissediyorsun?

- Boğazım çok ağrıyor. - Göster bana.

Aç.

Daha.

Biraz kızarmış.

Lila'ya kahvaltısını götürdükten sonra sana gargara yaptıracağım.

Şekerleri ayıklama.

Bu saatte gelen kim?

İnsan artık uyuyamayacak mı?

- Kahvaltını getirdim. - Neden?

Sabaha kadar hiç uyumadım.

Midem bağırsaklarımdan dökülecek gibi.

Neden dikiliyorsun? İçeri gel.

Gel!

Sana biraz pasta getirdim.

Papatya çayı yapsam iyi olur.

Ben de seninle aynı şeyleri yedim.

Ama iyiyim.

- O zaman neyim var? - Bilmiyorum.

Adet dönemin mi?

Adet dönemlerimde böyle olmam. Başka bir şey var.

Sonra, sana eczaneden bir şeyler getiririm.

Sakin ol, Lila.

Ne yani, evde hiçbir şey yok mu?

Hayır. Sadece Aspirin.

Dede ve Elsa varken sadece Aspirin mi?

- Evet, ihtiyaçları olmuyor. - Doğru ya.

Bağışla beni.

Hepiniz öyle mükemmelsiniz ki hiçbir ihtiyacınız yok.

- Kavga mı istiyorsun? - Hayır, sen kavga istiyorsun!

Kalkmış adet falan diyorsun.

Papatya çayını iç. Eczaneye gidiyorum, hemen gelirim.

Merhaba, Lenu.

Carmen.

Ne zamandır söylemek istediğim bir şey vardı.

Dava açmak istememiştim.

Bağışla beni.

Solaralar beni zorladı. Yoksa asla böyle bir şey yapmazdım.

Bunları konuşmayalım.

Ne oluyor?

- Gidip bakalım. - Tehlikeli. Boş ver.

Gel!

Carmen?

İzninle.

Burayı boşaltın. Açılın. Geri çekilin.

Eşleri nerede, gördünüz mü?

Gördüğüm kadarıyla biri çocuklarını bıraktığı gibi hemen kaçtı.

Diğeri çocuğunu aldı ama kim bilir nereye gitmiştir.

- Onları kim vurdu? - Kim bilir?

Simsiyah giyinmiş bir adam onları vurup sakince

kırmızı bir Ford'a binip uzaklaşmış.

- Onu gördünüz mü? - Hayır, söylentileri duydum.

Bir şey gördünüz mü?

- Hayır, hayır. - Hayır, hayır. Bir şey görmedik.

Uzaklaşın, lütfen.

Evet, evet.

Li!

Solaralar'ı öldürdüler. Demin, kilisenin önünde.

Li!

Tina karnımdan tekrar çıktı.

Herkesten intikam alıyor.

Onları o öldürdü.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.