All language subtitles for 1_Turkce

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish Download
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

"Sağol, dostum, ben buradan kaçar."

Bir aygır, bakın şurada.

Seni pislik.

Ah, canın cehenneme.

Yo, bu o olamaz... Kapa çeneni!

- Bizi bu vahşi hayvanlarla burada bırakmayacaksın, değil mi? - Tabi!

- Ama peşin ödemiştik. - Asla peşin ödemeyin!

~HİPOPOTAMLAR İÇİN VARIM~

Ağır ol, Tom, dostum. Kim döndü biliyor musun?

- Tom, kim döndü, biliyor musun? - Evet.

- Ve her zamankinden daha yakışıklı. - Her zamankinden daha yakışıklıymış, peh!.

- Bir içki, Tom? - Hayır, sağol.

- Pekala, on-ikiden vuran kazanır, tamam mı?

- Kabul, tamam. - Hadi bakalım.

- Hayır, durun, bu kutsal bir resimdir. - Peki, daha iyisini yapabilen var mı?

- Bu iyi bir atış. - Tabiki daha iyisini yaparım.

Tamam, göster bakalım.

Size resmin kutsal olduğu söyledi.

Dikkat et, onlar Ormond'un adamları.

Şu pembe emziği yutmak ister misin?

- Bu emzik neden pembe biliyor musun? - Yoo...

Çünkü anneciğim küçük bir kız bebek istemişti.

Bay Ormond, pek mutlu olmayacak.

- Aa, Tom, sen miydin, dinle... - Evet, kilitle anne,

Ve kimseyi içeri alma.

- Ne oldu? - Slim geri döndü.

Selam tom.

Bu sefer seni öldüreceğim.

Sakin ol Tom. Yani babalarımız kardeşti.

Onlar kardeşti; biz değil!

Niye geri geldin? Oh, Tom, bugün annemin doğum günü.

Bak sana bir hediye getirdim.

Doğum günün kutlus olsun.

Evet, benim de bir hediyem var, anne. İşte... onunkinden daha güzel,

ama maalesef suya düştü.

Nereden aldın bunu?

- Manila'dan, neresi olduğunu bilirsin. - Geri dön, senin gibi serserilerin ait olduğu yer orası.

- Buralarda artık herkesin işi var. - İş mi, buna iş mi deniyor?

Babana söz vermedin mi,

- ..bir daha asla hayvan avlamayacaksın diye? - Bu benim işim.

BU BENİM İŞİM!

Ona cevap veren bendim, sen değil!

Bana 50 Sterlin kaybettirdin.

- 50 Sterlin mi, dedin? - Hee.

Al bakalım.

Hey anne, Slim geri dönmüş, gördün mü? Hadi Slim, niye oturmuyorsun?

Aç mısın?

Servetini kazanacağını biliyordum. Tom, kızarmış yumurta ister misin?

İki yumurta.

- Seni yeniden görmek çok güzel, Tom. - Evet, sen de her zamankinden daha yakışıklısın.

- Biliyor musun, tam zamanda döndün. İşler harika. - Demek harika, ha...

Evet, ve eğer kabul edersen, ortaklık kurup bir acente açabiliriz.

bir turizm acentesi

- Turizm acentesi mi? - Hee..

- Yani, turistler gerçekten buraya mı geliyor? - Elbette, her zaman.

Neredeyse hiç.

Bu bir anlaşma. - İyi. Yeni bir otobüs almayı düşünüyordum,

kırmızı ve mavi, sadece 408.

İyinin de iyisiymiş.

- [Slim] İngiliz otobüsü mü? - Hayır hayır. - [Slim] Amerikalı mı?

- Samson, sorun nedir? - Karnım ağrıyor.

Eliza, kızım.

- Oh, şuna bak, ayıp sana, yumruğunu bu şekilde mi gösteriyorsun. - Ne aktrist.

- [Samson] Anne, karnım ağrıyor. - Şimdi meşgulüm, doktora görün.

Onlar sahte demiştin.

- [Ana] Şimdi de mideni düzeltebileceğini söylüyorsam, düzeltebilir. - Öyle diyorsan.

- Ciddi mi doktor? - Olabilir, olabilir.

- Oh, gidebilirsin, bir şeyin yok. - [Samson] Ama hastayım, midem ağrıyor.

- Git Ana'ya görün. - Ona sahte demiştin.

Slim!

- Seni tekrar gördüğüme sevindim. - Ben de. - Neredeydin?

- Orada, burada... - [Doktor] Ne yapıyorsun?

Hiç bir şey.

- Evet, bundan emindim, evet. - Senden ne haber?

Her zamanki gibi, Ana büyücülüğüyle hastalarımı çalmaya devam ediyor, ama artık yapamıyor.

- Penisilin keşfedildiğinden beri değil. - Gazetenizin dışarıda asılı olduğunu gördüm.

- İyi çıkmış, ha!?

- Kaç kopya basıyorsunuz? - İki.

Ve neredeyse her gün Ormond'un adamları duvardan bir tanesini söktüğünde, yenisiyle değiştiriyorum.

Kim okuyor?

Kimse okumuyor ama önemli değil, bir gün okumayı öğreneceklerdir.

- Kim bu Ormond? - Bir tiran, gerçek bir gangster.

Yaptığı şeyi yapmaya devam ederse, tek bir hayvan kalmayacak,

onları öldürür ve ihraç eder, bütün filler gitti.

Kelebekler hariç. Çok güzel.

Bunu daha önce görmemiştim.

Hey Jamon, o hala sende mi, kırmızı kanatlı?

Tabii ki bende! Bekle, şimdi sana göstereyim.

İşte burada.

Evet, bu o. Hiçbir şeyi değişmemiş.

Bir de, yok olan türlerle ilgili bir çalışmam var.

Devam etmek isterdim ama yoğunluktan yarım kaldı.

Belki bir yayıncı bulursam, işim biraz kolaylaşır.

Harika olur, basım işini senin için yapardı.

Hayır, o kadar aptal değilim.

Jason, Ormond'a dikkat et. Kırılması çetin bir cevize benziyor..

- Riske girme. - Ya?

Ne demek istedin?

Bay Ormond, afedersiniz Bay Ormond. Beni hatırladınız mı? Sizin için uzun süre çalışmıştım.

Bu benim,

- Bak, şampiyonluğu kazandığında birlikte bir fotoğrafımız var. -Epey değişmişsin.

Ülkeme geri dönmeliyim. biraz hastayım da...

- Asla başaramayacaksın. - Kim aldı bunu içeri!?

- Senin bir arkadaşın olduğunu söyledi. - [Ormond] Arkadaşım yok, benim.

Afedersin unutmuşum. Atın şunu dışarı!

- [Peter] Bay Ormond, efendim. - Vay, vay, bizim ünlü avukat.

- Peter, seninle sonra konuşacağım. - [Peter] Ah, nasıl isterseniz efendim, ama...

- [Ormond] Sonra Peter, sonra. - Emredersiniz.

- O gazeteyi okuyayım mı Bay Ormond? - Evet.

- Yüksek sesle oku. - Elbette.

"Tanrı burayı zengin bir ülke, sınırsız kaynaklara sahip, herkesin yararlanabileceği kadar bol olan bir ülke olarak yarattı."

"ama bir gün Ormond adında bir hırsız ülkemize geldi," devam edeyim mi?

"Bir gangster, hukuka ve insan haklarına saygı duymayan bir tiran."

- Hazır mı? - Hazır patron.

"Bay Ormond sadece bir hırsız değil, aynı zamanda vurguncu, yozlaşmış bir adam."

"Başkaları da oldu ama bu bizi soymanın yeni bir yolunu buldu,"

vahşi doğamızı katledererek, fildişi ticareti uğruna,

..merhamet etmeksizin, acımadan, fillerimizi öldüren,..

..yozlaşmış bir adamdır.

- Bunu daha sonra okuyamaz mısın? - Kes sesini. Kalk ayağa! Kalk!

Böyle bir kişi sadece ülkemizi şımartmayı bilir.

Topraklarımızdaki Aborijin kulübelerini ya satar ya da nehirde bir rıhtım inşa etmek için hepsini bir bir ortadan kaldırır.

Sizin oğlanlar sıkı antrenmanıma yetmiyor. Başkasını bulun, bana.

- Bu kadarı yeterli. - En iyi kısmına gelmiştik.

Bu herifin ağzını sonsuza dek kapatacağım.

- Harita. - Evet, efendim.

Gel.

Bugünden böyle... yeni şefinizdir.

Burada, nehrin yanında bir rıhtım inşa etmek için bu alana ihtiyacım var. Aşağıda bazı kulübeler var, hepsinin temizlenmesini istiyorum.

Orada yaşayan yerliler yok mu? Afrika yerlilerle dolu, çıkar onları.

- Ya gitmezlerse? - Gitmelerini sağlamak sizin işiniz.

Yerlilere nasıl muamele edileceğini biliyorum.

Her ne yaparsanız yapın, kaza gibi görünmesini sağlayın.

Hey, oradaki.

Hey, bu kulübe için 5 pound alacaksın, acele et ve yık şunu.

Devam et.

Şurada sorun çıktı, hadi!

Geri çekil. Bir, iki, üç.

- Ne yaptın, saymayı mı bilmiyor musun? - Satmaya hiç niyetim yok.

Bırakın, ben ilgilenirim.

Bay Ormond, burayı kamu yararı için kamulaştıracak.

Anlaşıldı mı?

Kamu yararına olduğuna emin misin? Ormond'un yararına olduğunu seziyorum da.

Hukuk bizden yana!

Şimdi de hukuk nehirden yana.

- Bana bırakın. - Emin misin?

He.

Söyleyeceklerin aleyhine delil olarak kullanılabilir.

- Bırak da biz ilgilenelim. - Evet.

- Hala satmaya niyetim yok. - Sana 10 pound teklif ediyorum.

30.

40.

Bundan daha fazlasını yapamam.

Tabi ki yapabilirsin.

- Ne diyor? - Oh, biliyorum, Japonca konuşuyor.

Öyle olmalı, hadi kenara gidelim, yanlış giden birşeyler var.

- Nerede olacaklardı, - Japonya ve Londra.

- Bu hayvanlar hareket ediyorlar mı? - Artık hızlıca giderler, saatte 70 mil.

- Ama hareketsiz duruyorlardı. - Sadece öyle görünüyor.

- Arabayı durdur, sen etrafta zıplarken nişan alamayız. - Savanın tehlikeli olduğunu söyleyemem.

- Tehlikeyi severiz. - Evet, ama ben değilim.

Niye durdun?

Hey, rehber.

Hey, rehber.

Niye ya?

Ah, seni anlıyorum. Sigorta şirketine girmek istiyorsun.

- Yalnız ben sigortalı değilim. - Sigortalı değil misin?

Ah, kötüymüş.

Tom, sen benim sevdiğim türden bir ortak değilsin; ayrıca safarileri de sevmiyorum.

- Bir dakika, safarileri sevmez misin? - Hayır.

Artık zengin olduğuna göre, istediğini yapabileceğini düşünüyorsun.

Zengin miyim? Tek sentim bile yok.

- Ama konuştuğumuzda, sen... - Hiç bir şey söylemedim.

Hiç bir şey söylememiş-miş...

- Senin sözüne bir otobüs aldım. - Benim sözüme mi?

Evet, senin sözüne.

408 Sterlin, benim garantim olman gerekiyordu. Şimdi, kim ödeyecek?

O avcılar hiç bir hayvan almayacaktı, Slim. Yapamazlar, bütün mermiler boştu, bak.

Demek boştu, ha? Sayonara.

Oh, benimkinin dolu olduğunu unutmuşum.

Bizi aldattın. Ne dediğini duyduk, silahlarda boş mermiler var..

Slim bir servet kazandı, ha? Bir servet kazandı, değil mi? Pekala, hepsini geri koy.

- Niye ya? - Çünkü buna gücümüz yetmez anne.

- Ama Slim yemeğe geliyor, Tom. - Artık gelimiyor.

Sen kal, gerisi benimle gelsin.

- Bu kulübenin sahibi nerede? - Niye?

Çünkü onu yerle bir etmek zorundayız.

Yoksa bunun ilgili tartışmak mı istiyorsun? Bence bunu tartışmalıyız.

- Nasıl istersen. Tamam çocuklar. - Hayır, bekle, önce ona bir teklif yap.

- Evet, sert vuruyor. - 50 pound veririz.

Al ya da git?

- 408'e satacağım. - Ne, 408pound sterlin mi?

- Onu vuracağım. - Kapa çeneni, Slimy.

Dur bir dakika,

- Bizi itip kakmasına izin mi vereceksin? - Ormond'a eli boş dönmekten iyidir.

- Bu intihar olur. - İşte bu yüzden onu vuralım.

- ..onu sonra kıyma yaparız. - Ödesek daha iyi.

- Sonrasında geri alırız. - Öyleyse, şimdi ödeyelim.

- Eee? - İşte burada, ama bunun için imzalaman gerekecek.

İyi.

İmzala şunu.

- Hemen yıkabilir miyiz? - Tabi.

Adımı orada kalsın. Nasılsa otobüsü kulübemden aldığın

- ..parayla satın aldın... - Peki.

- Ama emirleri ben veriyorum. - Benim için sorun değil, sadece çizgiyi aşma...

ve bana 5 pound ver, olur mu?

- Teşekkürler ortak. - Hey, daha fazla kalmadı.

- Nereye gidiyorsun? - Merak etme.

Bir şey daha,

Erkekler kaybeder ve leydi kazanır, el gözden hızlıysa ben kazanırım.

Beyler bahislerinizi alalım.

- Buna mı? - Evet

Pekala, siz kaybettiniz, ve siz kazandınız efendim, 5 pound.

İki adam kaybeder, adam kaybeder ve kadın kazanır.

Bir kez daha.

- Aynısı? - Aha...

Sen kazandın. Kapa çeneni.

- Teşekkür ederim. - Hey,..

..bize paramızı geri kazanma şansı vermeyecek misin?!

- Emirleri o verir. - Ortak mıyız?

- Ortağız. - Pekala.

Pekala, yaylanın.

Hey...

- Hey, Slim, yavaşla. Ne kadar kazandık? - Daha saymadım.

30 pound.

- Nereye gidiyorsun? - Yatırım yapmaya.

- Kapı. - "Kapı!"

Teşekkürler.

- Merhaba Jason. - Merhaba, sen miydin Slim. Merhaba Tom.

Dinle, Jason. Tom ve ben gazetenize bir ilan vermek istiyoruz.

- 30 pound'a gerçekten güzel bir tane, ha? - Ama benim gazetem reklam almıyorki.

- Peki, bunu özel bir iyilik olarak yapamaz mıydın? - Üzgünüm çocuklar ama bu benim politikama aykırı.

Payımı bana ver.

- [Jason] "Kapı". - Kapat onu.

Ona göz kulak olur musun? Ateşi var da.

- Bunu sen mi yazdırdın? - Evet.

Bay Ormond senin gazetende yazılanlardan pek hoşnut değil.

- O şeyleri basmaya devam edersen, çok kızacak. - Ah, bu sefer sert davranıyorlar.

Burada yeni bir herif var, Bulaşılmaz yeni bir zorba...

...yani unutma, Ormond'la ilgili daha fazla iğneleme yapmak yok.

- Bana bunu söylemeye mi geldin? - Evet.

- Bu bana zaten söylenmişti. - Anlamadığına üzgünüm.

Çünkü sana dostça bir tavsiye vermeye gelmiştim.

- Yemek soğuyor Jason, hadi yiyelim. - Oh, bakın beyler, bir parti veriyorlarmış.

Tam zamanda gelmişiz.

Bakalım ne kadar iyi bir ev sahibisin, ihtiyar. Kızartma tavası.

Selam.

Hayır, hayır, bekle. Biraz tuza ihtiyacı var.

Biraz tat. Çiğne, çiğne, çiğne, çiğne, iyi mi?

- Hey, bütün o yiyecekleri israf ettin. - Tadı berbattı.

- Sertleşmemi mi istersin? - İstersen.

Hey, burda epey kas varmış... Atlet misin?

Bir daha deneyelim, ha?

Acele et Slim, acıktım.

- Doğru asıl. - Tamam.

- Sanırım mesajı aldın. - Anlaşılır ve net bir şekilde.

Hadi gidelim.

Bay Ormond yazdıklarınızı okuduğunda, sıkıntı büyük olacak..

Evet, sıkıntı büyük olacak.

[OSMOND: HIRSIZDIR!]

Evet, sorun olacak.

Kim acıktıysa, beni takip etsin.

- Kapı. - Kapıyı kapat.

Yapabileceğim bir şey var mı, Jason?

- Bilmiyorum, ne yapabilirsin? - Ben mi?

- ..hiç birşey. - Öyleyse endişelenme.

Yeter, yeter.

- Hey, doktor, An'a beni iyileştirdi. - [Jason] Söylemiştim.

Üç sihirli kelime söyledi:

Çömel, rahatla, kendine gel.

Gördün mü?

- Niye bu yola girdin? - Bu bir kestirme. Ve kararları ben veririm.

Üzgünüm, yaklaşık yarım saate ihtiyacım var. Köyü gezebilirsiniz.

Hala çok ilkel ama merak etmeyin, yerliler bundan daha huzurlu olamazlardı. Biraz utangaç olabilirler ama

beyaz adam daha önce buraya sadece altı, yedi kez geldi.

[Slim] Hey, ortak, işte başka bir beyaz adam.

Belki sekiz ya da dokuz.

Hayır dostum, satamadım. Babama aitti, babamın babasının babasının babasının babası.

Sana 5 pound veririrm. Sana 10 pound veririm.

Hayır, onun için satış yok. Her zaman burada, babamın babasının babasının babasının babası.

- 20 poundtan aşağı satış yok. - Anlaştık, kabul ediyorum.

Amerikalı olmalı.

- Yirmi mi? - Pekala, al işte.

Al buyur, sağol Tom.

- Ben olsam daha fazlasını alırdım. - Daha ne kadar olsun?

En az iki katı.

Sağol

Hey, çek şu otobüsü yoldan. Lütfen, hareket ettirir misiniz?

Anahtarlar otobüste.

"Gracias."

- Ne kadar dedin Tom? - [Tom] En az iki katı.

- Hey, Tom, otobüsü hareket ettiriyorlar. - Yani, çalıyorlar.

Memlekette özel mülkiyete saygı kalmamış.

Ne yapıyorsun?

- Bu sefer bacaklarını kıracağız. - He.

Hadi gidelim.

Bana kamyonu hareket ettirmemi söyleyen adamsın. Ellerini aşağıda tut.

Hey Tom, Tom? Sanırım başım belada Tommy.

Bangkok'ta yaptıklarını gördüm, orası neresi biliyor musun?

Elbette biliyorum.

- Oou, amma kaslıymısın. - Vah, ahmak.

Bir daha yapalım mı?

Adın ne?

Dikkat et!

- Adın ne demiştin? - Stella.

Çok güzel.

Heeerrrrr-kessss gemiye!! Gösteri sona erdi..

Sona erdi dedim.

Sanırım bu pozisyonda oldukça rahatsız edici olmalı.

- Hayır, genellikle bu şekilde otururum. - İyi geceler Stella.

Güzel bir akşam. Hoşçakallın.

İyi geceler, beyefendi.

Ne görüyorsun? Senin için harika bir gelecek görüyorum.

- O zaman yardım et de boynunu kırayım. - [An'a] Tom, böyle konuşma.

- O kızı rahat bıraksan iyi edersin. - Bilmiyordum, ondan hoşlanıyor musun?

Onu alacağım.

- Stella'yla ilgilendiğim yok. - O zaman neden onu rahat bırakayım?

- Bu iş beni ilgilendirir. - Senin işin, bizim işimiz sanıyordum.

Bay Ormond, yarın onunla öğle yemeği yerseniz onur duyar.

- Evet, orada olacağız. - Bir dakika. Buna ben karar veririm, tamam mı?

Orada olacağız.

İyi geceler.

Oturun.

Onlar altındır.

Hey, belki de boynundaki emziğe gülüyodur.

- Gelelim konuya. - Tamam.

İşte konu bu. Bunlar sizin olmalı, Bay Ormond.

Yanlışlıkla tabaklarımızın altına konduklarını hayal ediyorum.

- Ne kadar büyük bir hata? - Küçük bir el ilanı ama..

..çok büyük bir hata.

[Tom] Bu reçel mi?

- Hayır, havyar. - Ya, öyle mi.

- [Tom] Bağışlayın. - Volga nehrinden.

Biraz tereyağı.

Bir tutam tuz.

- Biraz biber. Ve ve. - [Tom] Ve ne?

Ve şampanya.

Öyle, lezzetli ki. Aynısını Paris'te de yapmıştım.

- Ne olduğunu biliyor musun? - Aa, tabi.

"C'est três délicieux"

Cüce koyun bokuna benziyor.

Seninki nasıl? Oldukça iyi? Çok iyi.

Biraz yapışkan ama yenilebilir.

Bahçede yalnız hak ettiğimizi alacağız.

Bence anlaşacağız, aslında, anlaşacağımızı biliyorum.

Bu tamamen bir esneklik meselesi, çünkü eğer eğilemezsen,..

..kırılırsın.

Çıtırmış.

Ee, ne kadar?

En az iki katı. Peki.

- Bunun bir görüşelim. - Belki burada patronun kim olduğunu bilmiyorsun?

Dinle, zenci doktor arkadaşının benim hakkımda yazdığı tüm saçmalıklara inanacaksan,

..sonuçlarına katlanmış olursun. Anlaşıldı mı?

Ondan da sizden de kurtulacağım.

- Peki, kabul ediyor musun? - Hayır.

Geldiğin gibi gideceğini düşünmüyorsun, değil mi?

- Yo. - Yo.

- Harika bir öğle yemeğiydi. - Evet, harika, evet.

Hadisene.

İyi günler Leo.

Aslanlar yüzebilir, ama suyu sevmezler.

- Emin misin? - Evet.

Sen de kedicik. Utanmayın, hepimiz sizi seviyoruz.

Hey, neye gülüyorsun, böyle?

Güzel aslan, cici aslan.

Çetenin kokusunu aldın, ha? Devam et!

İçeri gelin, silahlarınızı alın. Acele et ama bu sefer onu öldüreceğiz, hadi.

Ne diye orada duruyorsunuz? Sizin sorununuz ne?

Haydi!

Hayır, gorille değil, lütfen, benden nefret ediyor.

Onu suçlamıyorum.

Güzel gorilcik, cici goril-cik...

Biliyor musun, Ormond'u idare etme şeklini beğendim. Planın mükemmeldi.

Evet, tabi ki.

Ormond bize bin dolardan fazla teklif ettiyse, büyük bir şeyler dönüyor demektir.

- bu muhtemelen çok daha yüksek bir fiyata değiyor, sence de öyle değil mi? - Oo elbette.

Ben buradan kaçar.

Acıkan varsa, beni takip etsin.

Evet, burada oturabilirsin.

Pekala, hep birlikte.

- Hey, Tom, seni burada bulmayı hiç beklemiyordum. - Evet, şey, ben sadece... Bir gezintiye çıktım,

- ..uyuyamadım. - Demek uyuyamadın.

- Demek Ormond hayvanlarını burada stokluyor, ha? - Evet, koyun gibi kutulanmış, gönderilmeye hazır.

Aşağılık iti, etiketle, falan...

- Onları nereye gönderiyor? - Ontario, Kanada, nerede olduğunu biliyorsun.

Elbette biliyorum.

- Tanrım orası çok sıcaktır, değil mi? - Ah, hem de hiç.

- Her neyse, neden endişeleniyorsun? - Tam değil.

- Güzel görünmüyorlar mı? - Evet, bana bir şekilde seni hatırlatıyorlar.

- Hey, koca An'a, aslanları da serbest bırakacak mısın? - Hayır, onları sen serbest bırakacaksın.

Pekala, kedicikler, hadi gidelim.

Sen de, hadi, başka biri saklanıyor mu, tamam.

Kalk tatlım.

Onunla sorunun ne, Tom? Bu onu üçüncü kez yakalayışı. Burayı sevmeye başlıyor.

Hareket et, hadi.

Hey, bize doğru geliyor. Sakin ol, hareket edecek.

Eğer durmazsa, bizi kenara itecek.

[Slim] Bir eğri var.

- Sakin ol, Tom. - Tabii ki. - Frene bas!

Şimdi kafana basacağım.

- Hey, kamyona dikkat et. - Nerede? - Şurada!

Yuvarlanıyoruz! Debriyaja ne oldu?!

Bana sorma, şoför olan sensin.

- Yol nerede? - Bildiğini sanıyordum.

- Hey, oradaki nedir? - Neredeki?

- İleride bir çatal var, bak. - Ah, evet, şimdi nerede olduğumuzu anladım.

Sağa dön, yolu biliyorum, Çünkü bu yol bir tarladan geçiyor.

Neredesin seni tavuk ciğeri sırtlan? Yolu biliyordun, ha? Bir tarladan geçiyor, değil mi?

Henüz ölmediyse, bana yardım ette, onu öldüreyim. Hey, neredesin...

Oh hayır, aman tanrım.

Hey, Slim...

Kıpırdama, yaşlı Ana'ya inanmıyor musun, artık?

- Tek ihtiyacım olan biraz ağrıkesici, An'a. - İyileşmemen için doktorların kullandığı şeyler bunlar.

Sen otobüsümü mahvettin.

- Mahvolduk, diyorum. - Sadece sigortalı olmadığın için Tom.

Bu kadar yeter çocuklar. Erkek gibi davranmaya başlamanın zamanı geldi.

Babalarınızın yaptığı şeyi toparlama zamanı geldi.

- Birbirlerini vuracaklardı. - Bu harika bir fikir.

Daha iyi bir fikrim var.

[REHİN DÜKKANI]

Peki, senin daha iyi fikrin nedir?

Bir soygun.

- Evde kimse var mı? - Bir dakika.

Günaydın Baylar. Yardımcı olabilir miyim?

Bunlar için ne kadar alabilirim?

- Üzgünüm, kravatsız giremezsiniz, bu bir kuraldır. - Kural, kuraldır.

Tamam teşekkürler.

- Bakın, efend... - Kes, sesini!

- Ee, nedir fikrin? - Kazanmak.

Madam.

Bunu neden yaptın? Centilmen ol.

Bunun ne olduğunu biliyorum, evet.

Teşekkürler, madam ve mösyö.

Ev kazanır. Bahislerinizi yapın.

Başlıyoruz.

Orada diyorum, sen...

Bahislerinizi alayım.

Dedim ki, bunu sen yapt...

Pekala, hazırız, bahislerinizi net bir şekilde işaretleyin lütfen.

- Bahiste varım. - Evet, madam. Bahsinizi işrateler misiniz?

- Mösyö? - Geri döneceğim.

- Bahiste varım. - Evet mösyö. - ..ve bahsimi işratliyorum.

Üzgünüm efendim, en az 20 pound.

Bitir, daha fazla bahis yapma, tamam, efendim, hazır, kartları vurun efendim.

Banka için bir kart, efendim, öyle mi? 8.

8, banka kazanır.

Bu oyunu sevmiyorum, tek yaptığın kaybetmek.

Şu anda 3.900 sterlin bankada.

Bu oyunu sıkıcı bulmuyor musunuz hanımefendi? Çok kasvetli, beni hiç heyecanlandırmıyor.

Yeni bahis için tekliflerinizi alayım.

- Bayan oyun değiştiriyor. - Ama bu mümkün değil.

Bay Pickett!

Bayanlar ve baylar, bu yeni oyunun adı "Bul Karı'yı, Al Parayı".

10'lar kaybeder, Karı kazanır.

10'lar kaybeder, bayan kazanır. Şimdi, küçük hanımı izle, 10'lar kaybediyor,

ve Karı kazanır. Sadece nakit, dolar, pound, fiş yok, lütfen.

Bayana dikkat et, nereye gitti? Bayan budur.

Üzgünüm bayan.

İşte yine gidiyoruz. 10'lar kaybeder, Karı kazanır.

Şimdi, Karı'yı izle.

Dikkatinizden kaçmasın

Bir, iki, üç, Karı nerede olabilir?

Ah şu ortadaki.

Fiş yok, sadece nakit para, dolar veya pound.

Alın, beyler.

Bul Karıyı, al parayı

Buna şans derim.

10'lar kaybeder, Karı kazanır. Bahislerinizi yapın.

Bir dakika bekle. O değil...

Beyler kontrolü kaybetti ve Karı'yı taciz etti; ama korkmayın, tekrar ortaya çıkacak.

Çok güzel.

- Diğeri. - Hayır, sen değil.

Şimdi Karı'yı bulalım; bayanlar ve baylar. Karı kazanır, 10 kaybeder.

O kartta 1.000 pound.

Bunun sonu budur.

Ne diyorsun, Bay Ormond? Oyun, oyundur.

İşte yine başlıyoruz bayanlar baylar, Karı'yı bulun; 10'lar kaybeder, Karı kazanır.

Siyahların içeri girmesine izin vermek skandal değil mi? Ama efendim,..

..dünya siyahlar ve beyazlar arasında değil; ama zengin ve fakir arasında bölünmüş durumda.

10'lar kaybeder ve Karı kazanır.

Selam.

Sahip olduğun tüm para, ben hallederim.

Tom, kaybettik.

- Seni öldüreceğim, biliyorum. - Her zaman yeniden başlayabiliriz.

Hayır, yapamayız. Hey, buna ben karar vereceğim.

- Hayır, yapamayız. - Gidelim mi.

Sizi serseriler.

Kapa çeneni.

[An'a] Nasıl gidiyor, Eliza?

Sizi tutukluyorum. Silahlı saldırı, kumar,

54 kişinin kaçırılması, dolandırıcılık, kaçakçılık

bir beyefendiyi taklit etmek ve huzuru bozmak.

..vesaire...vesaire...vesaire.

Başını belaya sokmayı başardın mı? Kim ben mi?

Evet, sen.

Sakin sakin.

Hey, Slim, gel buraya ve bir bak.

Neye bakayım?

- Sanıklar burada mı? - Evet hakim bey.

- Yargıçlara ödeme yapması için Ma'ya parayı kim verdi? - An'a'nın biraz birikimi vardı.

- Birikim mi? - Bana hiç söylememişti.

- Savunma hazır mı? - Evet, sayın hakim.

Kim bu?

- Her davanın bir avukatı vardır. - Sayın yargıç, müvekkillerim kendilerini mahkemenin insafına bırakıyorlar.

- Saman hazır mı? -Ne? - Saman hazır mı? - Umarım.

Umar mısın?

Bunu yapamazsın. Beni dinle, ben senin avukatınım.

Kanun bozuksa, elinize alın derim.

Görüşürüz, Tom.

Tuzak kurulmak üzere. Arkadaşı geldiğinde ateş edersiniz.

Sadece oradan veya oradan gelebilir... veya oradan.

Dikkat deprem.

Selam Tom! Burada ne yapıyorsun?

Hiçbir şey. Sadece ziyarete geldim. Güzel hapishane, ha Tom?

Ne duruyorsun, çıkarsana beni!

Dinle.Yanılıyor olabilirim ama gerçekten seni linç edeceklerini düşünüyorum.

Çıkar beni, dedim. Ve aptal gibi davranmayı bırak.

- Bana korktuğunu söyleme. - [Tom] Ben mi, o gruptan mı korkacam?

- Onu linç edelim! - Korkmuş ?

Evet.

- Hey, korkuluğu serbest bıraksana - İz bırakmayalım, arkamızda.

Hayvanların Kanada'ya uyum sağlamakta zorlanacağını düşünmüyor musunuz?

Sıcak iklimden, soğuk iklime gidiyorlar.

Kanada onların doğal yaşam alanı, burada hastalanıyorlar. Soğuk iyidir.

- Evet, bunun gerçekten doğru olduğunu mu düşünüyorsun? - Öyle düşünmüyorum, öyle biliyorum.

Et soğukken daha iyi korunur.

[Tom] Ayağımdan kalk.

Buharı çalıştır.

- Sen git. - Aç mısın?

Teşekkürler, Bay Ormond. Yaklaşık altı ay sonra geri döneceğiz.

- İyi yolculuklar, kaptan. - Şimdi kıyıya gideceğim.

Niye bu kadar erkenden? Tekne güzelmiş, Bay Ormond.

Adamlarına silahlarını nehre atmalarını söyler misin?

Silahlarınızı, yan tarafta koyun.

Ve bıçaklar da.

Tom, nasılsın?

Lütfen kaptana bir gecikme olacağını söyler misin?

Oraya adım atar mısınız?

[Tom] Hafif seyahat ediyormuş.

[Ormond] Beklenmedik bir gecikme oldu kaptan. Git diğer serserilere katıl.

Bağış üstüne.

İyi görünüyor, ha?

Yüklü bile değildi.

Olduğun yerde kal.

- Ağır sıklet misin - Tabiki de öyleyim.

O da öyle.

Neden bu kadar uzattın ki?

- Sıra sizde. - Şansımı imsahlarla deneyeceğim.

- Aşağıda timsah var mı? - Sadece irilerinden birkaçı...

Hey sen.

Sayın Yargıç.

Hey, sen de.

Canlı, canlı adım atın.

- Şimdi tekne kiralama ücretini kim ödeyecek? - Onlar.

- Peki, bu 1000 pound olacak. - En az iki katı.

İki katını aldın bile.

- Bu paranın ıslanmasını istemezsin, değil mi? - Ama yüzme bilmiyorum.

He, ne olmuş sanki, devam edin.

- Hey, bak orada kim var. Yolunu kaybetmeye devam ediyor. - Hayır, senden hoşlandı, Tom.

- O kalsın. - Demir almak.

- Sizi uyarıyorum, bu pahalı olabilir. - Ben de seni başlaman için uyarıyorum.

Nereye? Maldiv Adaları.

- Nerede olduğunu biliyor musun? - Hayır.

- Ben de. - Rotayı Maldiv Adaları'na ayarla kaptan.

- Bu iş burada bitmez. - Bu iş burada biter.

~SON~

translate by aSa - Arnavutköy - Nisan 2022

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.