All language subtitles for Teacup S01E05 Im a Witness to the Sickness 1080p PCOK WEB-DL DDP5 1 x264-NTb

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Maggie'nin bana attığı bakışı gördün mü?

Maggie sana bakış falan atmıyordu.

Ne olduğunu biliyor ama kiminle yaşandığını bilmiyor.

Öğrenmesi sadece zaman meselesi.

Atlar daha iyi görünüyor. Yani ben gidiyorum.

- Ruben'i yanına almalısın. - Maggie, bilmiyorum.

S*kiştiğin kadının kocasıyla gitmek istemediğini mi söylüyorsun?

- Sen Maggie olmalısın. - Ben Teğmen Olsen.

İşimin büyük bir kısmı Carmen Navarro'yu bulup izole etmekti.

O, olduğunu söylediği kişi değil.

Ve bunların hepsi, her ne içinse, iyi bir şey için değil.

- Edward! - Burada kimse var mı?

Carmen! Brian!

Aman Tanrım.

Merhaba?

Merhaba?

Tanrım.

Bu bir ikilem.

Çünkü bana yardım etmek için mi geldin yoksa işi bitirmeye mi geldin, bilmiyorum.

Bu sigarayı bitirip kafana sıkmamam için bana çok iyi bir neden sunmanı istiyorum.

İşimi bitirmeye mi geldin?

Senin işini bitiren ben olacağım.

Sana yemin ederim buraya yardım için geldim.

Sana söyledim. Başka bir maskeli adam...

- McNab. - Evet. O...

Bizim evimizdeydi. Yakınlarda yaşıyoruz.

Neden yalan söylemeyi bırakmıyorsun?

Yalan söylemiyorum! Yemin ederim yalan söylemiyorum!

Yalan söylemiyorum! Oğlum hasta.

O gerçekten çok hasta!

İşin saçma kısmı bu. O zaman neden buraya geldin?

- Çünkü... - Neden hastaneye gitmedin?

- Ha?! Lütfen.

Lütfen, lütfen, lütfen...

Lütfen.

Kahretsin!

Tamam.

Şehre gitmeye çalıştık ama...

Bu kısmı saçmalık gibi gelecek, biliyorum.

Boya var. Yere boyayla mavi bir çizgi çizdiler.

Bir tür...

Adı her neyse bilmiyorum ama bir güç alanı falan herhâlde.

Çizgiyi geçince ölüyorsun.

Bak sen.

Gerçeği söylüyormuşsun gibi davranıyorsun.

Sanki yalan duyunca anlamayacakmışım gibi.

- Neden bahsettiğini bilmiyorum. - Aptal numarası yapmaya devam et.

- Sonunda karnına mermiyi yiyeceksin. - Yalan söylemiyorum!

Ne oğlum hakkında, ne çizgi hakkında ne de güç alanı hakkında!

Güç alanı deyip durmayı bırak!

Eğer McNab'la gerçekten tanışmış olsaydın bunun öyle bir şey olmadığını bilirdin.

Tamam o zaman. Ne olduğunu sen söyle.

Sana söylüyorum, bu bir tuzak. Bir kafes.

Görünmez, bir ölüm tuzağı kafesi.

Nasıl çalıştığını anlamak beni çok aşıyor.

Ve ayrıca, "nasıl" olduğu önemli değil.

Önemli olan, gerçek olması ve kötü olması.

- Ve siktiğimin şeyini göremiyor olman. - Biraz sakinleş.

Hey, yeni adam. Travis. Ne yapıyorsun?

Üzgünüm. Ben... sadece...

Tanrım.

# Yalnız süreç #

# Tek süreç #

# Bunu telafi edeceğim #

Çok geç olana kadar tuzağın orada olduğunu bile anlayamıyorsun.

Yürüyüşe çıkacağım diyorsun. Sonra bam! Bir anda...

Sonra ölüyorsun.

Yani tuzağın orada olduğunu kimse anlamasın diye tasarlıyorlar.

Çok akıllı olduklarını düşünüyorlar.

Ama ben orada olduğunu biliyorum.

- Birden bire... - Bir saniye.

"Onlar" kimdi?

- Ziyaretçiler. - Evet, evet.

Ben olsam küçük yeşil adamlar derdim. Ama sen onlara Ziyaretçi diyorsunuz.

Ve buradaki herhangi biri bu Ziyaretçilerden biri olabilir.

Sen bile. Değil mi?

Olabilirim.

Evet.

Benden size tavsiye.

McNab'ın sizi lavaboya takip etmesine izin vermeyin.

Sondalanmak istemiyorsanız tabii.

Ah...

Evet, komikti. Ama bana bir iyilik yap.

Buna bakarak gülmeyi dene.

- Tanrım. - Evet...

Ne oldu, sustun? Tek yaptığım tuzağın kenarına sürtmek oldu.

- Çok az dokundum. - Bunu kimsenin görmesine gerek yok.

Bu gerçek. Bu oluyor!

Ve gelecekte bir günden bahsetmiyoruz.

Şu anda yaşanıyor. Buradalar.

- Ve aramızda yürüyorlar! - Bu kadarı yeter. Sana söyledim.

Anahtarlarını bana ver.

Şimdi. Hadi.

Eve nasıl döneceğim?

Benim sorunum değil McNab.

Anahtarlarımı almak bunu senin sorunun haline getiriyor Koca Al.

O götürse?

İyi, al bakalım yeni adam.

Yakala.

# Bu yüzük seni sevdiğim anlamına geliyor #

O yara izi...

Ne olmuş?

Gerçekte ne oldu?

Gerçekten ne olduğunu söyledim.

Ve bu görünmez ölüm tuzağının nasıl çalıştığı hakkında hiç bir fikrin yok mu?

Bu gerçek olmadığı anlamına gelmiyor.

Evet ama bir şeyi olmalı, değil mi?

Bir tür enerji veya güç kaynağı.

Bir kaynak var.

Daha önce gördüğün hiçbir şeye benzemiyor.

O... yanardöner...

...ve canlı bir şey.

Yanına yaklaşınca sana sesleniyor. Bir siren şarkısı gibi.

- Ne gibi? - Böcek ışığı gibi.

Seni kendine çekiyor.

Seni büyülüyor.

Daha yakına ve daha yakına...

Zap diye çarpılana kadar.

Yalan söylemem için bana bir neden söyle.

Çoğu insanın bir nedene ihtiyacı yoktur.

Sana küçük bir sır vereyim mi?

Ben çoğu insan gibi değilim.

Ah! Hey...

Sikeyim.

İçeride iyi misin?

İçeri giriyorum.

Bu da ne lan?

Hey, hey, ben sadece...

Ben sadece seni kontrol ediyordum.

Yapma...

Umurumda değil.

Yalan söylediğimi düşünüp düşünmemeleri de umurumda değil.

Bir yalancı.

Kafayı fırlatmış birisi.

Ama sen...

Gözlerinde görüyorum Travis.

Neyi görüyorsun?

Kendine soruyorsun...

"Ya bu yaşlı deli herif gerçekten doğruyu söylüyorsa?" diyorsun.

Ben kılık değiştirmiş bir uzaylı falan değilim.

Kılık değiştirmiş bir uzaylı tam olarak bunu söylerdi.

Sadece çeneni kapat ve hareket etme.

Peki nasıl olacak? Hey.

Bu Ziyaretçilerden birisi olmadığımı nasıl kanıtlayacağım?

Bütün mesele de bu.

Yapamazsın.

- McNab sana bunu söylerdi. - Tam olarak benimle konuşmuyordu.

Bize silah doğrulttu ve beyaz bir tahtaya yazı yazdı.

Dinle, ne olduğunu bilmiyorum. Burada ne olduğunu bilmiyorum.

Ama yardıma ihtiyacın olduğunu biliyorum. Eşim doktor. İlacımız var...

Oğlun için yardıma ihtiyacın vardı hani? Şimdi de lanet karın doktor mu oldu?

Siktiğimin hikayesi tutarlı bile değil.

O tür bir doktor değil. O bir veteriner.

Ya bir sus amına koyayım. Doktormuş, veterinermiş.

Hasta çocukmuş... Burada ne olduğunu bilmiyorsun.

Ya da yalan söylemiyorsun ve gerçekten yardıma ihtiyacın var.

Lanet ikilem.

Tek istediğim biraz kontroldü.

Bana ne olacağı konusunda hayatımda biraz kontrol istedim.

Ne aptalım ama.

Buna kandım.

Zekisin, akıllısın. Neden bahsettiğimi biliyorsun.

Televizyondaki, internetteki...

...adamlar uçan daireler ve UFO'lar hakkında konuşuyorlar.

Uzaylı otopsileri falan. Hepsi saçmalık.

Hepsi görebileceğin bir şeye dayanıyor.

Lastik takım elbiseli adam falan.

Benim söylediğim şey, vücutsuz bir şey.

Hiçbir şey yok. Orada hiç bir şey yok.

Travis! Eğer ben...

- Bedensel olmayan varlıklar hayal et. - UFO yok mu yani?

Vücudun yokken uzay gemisini ne yapacaksın?

Evet ama meteorlar?

Dünya'ya her yıl binlerce meteor çarpıyor.

Ama bir Ziyaretçi otostop çeker ve kimse farkına bile varmaz.

Bir düşün.

Ve vücutlarımızı mı çalıyorlar?

"Çalmak" demedim. "Yerleşmek" dedim.

Kontrol etmek.

Dinle.

En azından gerçekten inanmana ihtiyacım yok.

En azından gerçekten inanana kadar.

Sadece halen dinlediğin için minnettarım.

Eleştirel bir beyne sahip olduğun anlamına geliyor.

Yargılamadan, alay etmeden...

Sadece dinliyor ve kanıtları göze alıyorsun.

Sonra kendin kararını veriyorsun.

Sonra ne yapıyorlar?

Sana yerleştikten sonra?

İyi ziyaretçiler var ama kötüleri de var. Aynı yerden geliyorlar.

İyi bir tane geldiği zaman kötü bir tanesi onu avlıyor.

Ama neden?

- Neden burası? - Milyon dolarlık soru.

Ve sen tam da buna odaklandın.

İşte o eleştirel beyin.

Çok keskinsin, Travis.

Peki nasıl oluyor da tüm bunları biliyorsun?

Ah, bak.

- Tam zamanında. - Yok artık, bu...?

Bir şey olabilir. Hiçbir şey de olabilir.

Bana bir dakika ver. Bu adam benimle.

Silah tutabiliyor mu?

- Bu iyi bir soru. - Deneyelim mi?

Hadi bir gezintiye çıkalım.

Bu seni akademiden attırırdı. Ver şunu.

Başparmaklar kenarda.

Hedefe doğrultuyorsun.

İşaret ve orta parmağını hizala. Basit ve etkili.

Neden sizin fotoğraflarınıza sıkıyoruz peki?

Bir yabancıyı vurmak kolaydır. Bir arkadaşı vurmak...

Asıl zor kısmı bu.

Yani artık polis değil misin?

Kolluk kuvvetleri ile yollarımız ayrıldı, evet.

Çok güzeldi Travis. Ama şunu bilmelisin; Seni kurtaracak şey ateş etmek değil.

Bir Ziyaretçi, hiçbir şeyden yapılmamıştır.

Buhar ya da hava gibi. Ateş etmek onu öldüremez.

Ev sahibini öldürebilirsin. Peki Ziyaretçi...?

Başka birinin üzerine yerleşir.

Ama olay şu.

Birini gözümüze kestirdik. Bir Ziyaretçinin yerleştiği birisi.

Yok artık.

Mary Alice Ducker.

Normal bir bayana benziyor, değil mi?

- Evet. - İnan bana...

...bu bir Ziyaretçi. Kötü bir tane.

Nereden biliyorsunuz?

Birlikte olduğum insanlar, Carol ve Milo.

Sana gösterdiğim o sohbet odasındakiler.

İki yıldır onu takip ediyorlar.

Onu sebepsiz yere mi takip ediyorlar?

- İşte o eleştirel beynin. - Ah Tanrım!

Ben de bunu merak ettim.

Ama inan bana, nedenleri vardı.

Günlük rutinini hiç bozmadı. İki hafta öncesine kadar.

Sonra birdenbire, gerçekten aktif hale geldi.

Silah ve plastik kelepçe gibi bir sürü teçhizat satın aldı.

- Ve hazırlanma aktiviteleri yapıyordu. - Tanrım, bilemiyorum.

Ama biz biliyoruz.

Mary Alice'in davranışları, tüm meteor aktiviteleri...

...başka bir Ziyaretçinin geldiği anlamına geliyor.

İyi bir tanesi.

Bunu as.

Ne zaman harekete geçeceğini bilmiyoruz.

- Ama yakında olacak. - Zaman daralıyor.

İyi Ziyaretçi buraya geldiğinde, Mary Alice onun peşine düşecek.

Bunu yaptığında biz de onun peşine düşeceğiz.

Ve bizi doğrudan iyi Ziyaretçiye götürecek.

Sonra ne olacak?

Sonra da günü kurtaracağız.

Olacak şey bu.

Emin misin?

Bütün bunları nasıl biliyorsun?

Peki ya sen sadece...

Bilmiyorum...

...gölge kovalıyorsan ne olacak?

Bebek mavisi.

Şimdiye kadar gördüğün en mavi gözler.

Kızım Alyssa.

On yıl önce...

Buraya taşınmadan çok önce...

Alyssa ormanda yürüyüşe çıktı.

O kadar.

Sadece bir yürüyüş.

Ve değişmiş olarak geri döndü.

Bir Ziyaretçi... iyi bir tanesi, onun içine yerleşmişti.

Düşündüm ki...

Ne düşündüğümü bilmiyorum.

9-1-1'i aramaya çalıştım ama telefonlar çalışmıyordu.

Tuzak çoktan kurulmuştu ve Alyssa'nın peşindeydiler.

Sonra kötü bir Ziyaretçi kapımızı çaldı.

"Benim adım Adam ve yardım etmek için buradayım.

Acil servis görevlisi gibi giyinmişti.

Yardım edecek birine benziyordu.

Rahatlamak istiyordum ama hiç mantıklı değildi.

Yüzümde şüphe gördü ve bana silah doğrulttu.

Donakaldım.

Elinde bir şişe sıvı vardı. Bir kısmını içti.

Alyssa'yı da biraz içmeye zorladı.

Daha sonra onu evden dışarı sürükledi.

Ben de onların peşinden koştum. Ama onlar...

Tuzak yokmuş gibi içinden geçip gittiler.

Ben tuzağın kenarına ulaştığımda acı o kadar sınırsızdı ki.

Her şey acıdan ibaret gibiydi.

Ama bir şekilde geriye doğru düştüm.

Tekrar ayağa kalkıp bir daha geçmeyi denedim tabii.

Ama bu sefer tuzağın yakın olduğunu anladım.

Çünkü hissedebiliyordum.

Bahse girerim o tuzaklardan birisi şu anda yakınımda olsaydı hissederdim.

O acıyı hissederdim.

Sonra..

Bir süre sonra...

...tuzak ortadan kaybolmuştu.

Ve...

O zamana kadar onlar da çoktan gitmişti.

Alyssa'yı aldılar.

Çok uzağa götürmemişler.

Meğerse...

Sanıyorum bekleyen birisi vardı.

Alyssa'ya yerleşen Ziyaretçiyi taşıyabilecekleri başka birisi.

Kötü olan onun gitmesine izin mi verdi yani?

Hayır.

Alyssa'yı...

...ertesi sabah buldum.

Ölü halde.

Bir marketin arkasındaki çöp konteynırında boğazı kesilmiş haldeydi.

Bu...

Ziyaretçinin ona içirdiği şey buydu.

Bu o sıvı mı?

Bu senin.

- Ne? Hayır, yapamam... - Evet, evet.

Evet, evet, evet.

Teşekkür ederim.

Kimse incinmeyecek mi?

Elimden gelecekse hayır.

Ne yapmamı istiyorsun?

Arabayı sürmene ihtiyacım var.

# Bir at istiyorum, bir koyun istiyorum #

# Güzelce bir gece uykusu çekeceğim #

# Ülkenin kalbinde bir evde yaşarken #

Al şu plastik kelepçeyi.

- Ne yapacağım bununla? - Her ihtimale karşı.

# Taşınacağım, gideceğim #

# Tanıdığım herkese anlatacağım #

# Ülkenin kalbinde bir ev arıyorum #

# Ülkenin kalbinde... #

Çeneni kapatabilir misin?

Düzgün dur.

Bu o mu?

Orospu çocuğu! O arabayı daha önce görmüştüm.

- Hayır, bu o değil. - Siktiğimin Hayden'ı.

- Hayden kim? - Yerine geçtiğin pislik Hayden.

Onun maskesini takacaksın.

Yerine geçtiğim mi? Ben...

Kadını korkutacak.

Hayden küçük grubumuzun bir üyesiydi.

Erken davranıp işin içine sıçana kadar öyleydi. Sana o bir psikopat demiştim.

Evet, doğru. Siktir git buradan.

- Bu çok yakındı. - Biz iyiyiz. Biz iyiyiz.

Gördüm.

Bu o.

Hadi gidelim.

Bekle. Bak, bak.

Yardım getirmiş.

Bir katile benziyor.

Eminim onu bunu yapması için eğitmiştir.

Tanrım.

Tamam, gidelim.

Yakaladım seni.

Kapı eşiğindeki kadını gördün mü?

Bu bizim iyi Ziyaretçimiz olmalı.

Sadece hasta görünüyor.

Lan biz ne anlatıyoruz sana? 48 saatten kısa bir süre önce...

...yakın çevremize meteor düştü. Bu bir gerçek.

Hedefimiz hazırlanıp direkt buraya geldi. Bu da bir gerçek.

Ve o kadın tam da içine birisi yerleşmiş gibi davranıyor.

Öylece gidip kadının tekini katil bir uzaylı olmakla mı suçlayacağız?

Diğer kadına ne yapacağız peki? Kaçıracak mıyız?

- Travis. Ben sadece...

Burada oturup o ailenin başına kötü şeyler gelmesini izlemek mi istiyorsun?

Yoksa hayat mı kurtarmak istiyorsun?

- Sikerler. Kahretsin! - Tamam.

Kahretsin.

Gözleriniz açık olsun çocuklar! Pür dikkat!

Bu çok çılgınca.

- Hareket ediyorum. - Ben ne yapacağım?

Havuzu ayarla yeter.

Hayır, bekle. Gerçekten...

Travis, lütfen!

Temiz!

Orada!

Sikeyim.

Hadi, kahretsin. Kahretsin.

Vurulan var! Vurulan birisi var!

Ah, kahretsin! Kahretsin.

Lanet olsun.

Siktir, siktir, siktir, siktir, siktir.

McNab!

Orada kal!

Hass..

Zaman yok Travis! Üzgünüm!

McNab!

Bekle lütfen!

- Beni bırakma! - Tuzağı kuruyor!

Bekle lütfen!

Hayır!

Lanet olsun.

Lütfen...

Lütfen aç, lütfen aç. Lütfen beni bırakma...

Haydi McNab. Lütfen, lütfen, lütfen beni bırakma...

Ah!

Yani Ziyaretçi sana mı yerleşti?

Kafamdaki ses gibiydi.

Bana ait olan ses...

İçeride ona benzer bir ses daha vardı.

Bağırıyordu.

Sinirliydi.

Lanet bir koçbaşı gibi bir ses.

Ve sonra her şey tuhaflaştı...

...ve baş döndürücü bir hal aldı. Boğulduğumu hissettim.

Ama ölmedim.

Boğulmaya devam ettim...

Hiçliğin içinde boğulmaya devam ettim.

Onunla savaşmaya çalıştım. Yüzeye doğru yüzmeye çalıştım.

Ve...

Başardım.

Sadece bir saniyeliğine başardım.

Ve tekrar ben olmuştum.

Ve bir şeyler söyleyebildim.

"Dur" dedim.

"Lütfen dur.

Ama durmadı.

Kim... Sen kimsin?

Neredeyim ben?

McNab!

Nereye gittin sen?

Travis. Travis?

Travis!

Kahretsin!

Tamam... Bana bak... Bana bak...

Biz... Seni buradan çıkaracağız.

Seni hastaneye götüreceğiz.

Ne... Ne diyorsun?

Sikeyim!

O kadar berbat durumdaydım ki, Olsen'a yerleşti.

Bunun iyi bir şey olduğunu düşündüm.

Çünkü tek istediğim oradan defolup gitmekti.

Saklamaktı.

Onu siloya girerken gördüm.

Tuzak kurduğunu gördüm.

Peki ne yaptım?

Orada öylece durdum.

Belki onu durdurabilirdim.

Belki de tüm bunları durdurabilirdim.

Tuzağı kapatmanın bir yolu olmalı ama, değil mi?

Kapatabilecek tek kişi, onu kuran Ziyaretçi.

Başka kim olursa, öldürüyor.

Onları ateşe giden bir güve gibi çekiyor.

Sonra da öldürüyor.

Ölmek istemiyorum.

Burada, böyle ölmek istemiyorum.

Ama en azından bu şekilde...

Artık yalnız ölmek zorunda değilim.

Lütfen, sana yalvarıyorum. Sana yalvarıyorum.

Tek yapman gereken beni bırakmak.

Julie Teyzem...

Beni önemseyen tek akrabamdı.

Ben çocukken öldü.

Bu şeylere inanıyordu.

Marslılara...

Gökyüzündeki ışıklara...

Yalnız olmadığımıza...

Bari ona haklı olduğunu söyleyebilseydim.

Aslında...

Belki de yapabilirim.

Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır!

Ruben!

James!

James.

Gitmeme izin vermiyor!

Yaklaşıyor.

Beni bırakma!

Bekle!

Bir balta buldum. Duvarı kırıp seni çıkartabilirim.

Duvardan uzaklaş!

Uzaklaşamıyorum.

Yap gitsin!

Eve gitmemiz lazım.

Benim kahrolası bir evim yok!

Bunun için zamanımız yok.

Üzgünüm.

Öylece oluverdi.

Hiçbir şey öylece olmaz.

Gitmeliyiz.

Öylece bırakamayız.

Ruben, evdeki herkes tehlikede. Gitmeliyiz.

At binebilecek misin?

Siktir git.

Arlo!

Aman Tanrım.

Arlo! Hey.

Arlo. Aman Tanrım. İyi misin?

Aman Tanrım.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.