All language subtitles for From.S03E05.The.Light.of.Day.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-FLUX

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

From'da daha önce...

Uykuya dalıp gözlerin beyaz olduğundan beri farklısın.

Tüm hayatım boyunca hiç olmadığı kadar çok korktuğumu hatırlıyorum.

Gerçekten biraz dinlenmen gerek.

Boyd artık uyumanın sorun olmadığını söyledi.

Konu bu değil. Konu...

...bir şeyin beni izlediğini hissetmem.

Bana yardım et.

Sen-- Sen Victor'ın babasısın.

Miranda buna "Şişe Ağacı" derdi.

Orijinali birkaç kasaba ötedeki bir parkta.

Beni hemen oraya götürmen gerek.

Neredeyim ben?

Yolun ortasında bir ağaç var.

Bir tali yola gir!

- Etrafından dolaş! - Beni dinlemelisiniz.

Hava kararınca burada durmak güvenli değil.

Bu kasabada bize zarar verecek şeyler var.

- Jim! - Tabitha.

Lütfen bize yardım et!

Otobüste bir alet çantası var. Ben alırım.

Lanet olası anahtarları bulamıyorum!

Bunları mı arıyorsun?

Gerçi Randall bizde kalacak.

Bu da ne böyle?

- Bu da neydi? - Nicky vuruldu!

İç kanaması var. Nicky, benimle kal.

Çok daha iyi görünüyorsun.

Daha fazla mı yiyorsun?

Evet.

Sonunda içimde tutabileceğim bir şeyler buldum.

Donna?

Bu neden oluyor?

Neden durmuyorlar?

Herkes yoldan çekilsin.

Çekilin yoldan! Alanı boşaltın!

- Bize temiz bir havlu gerekiyor! - Tamam. Bu şey gitmeli.

Tamam, tamam. Yoldan çekilin. Yoldan çekilin.

Pekala. Onu yere indir.

Acele edin!

- Lütfen. Lütfen! - Ne oldu?

- Ona biraz su getirin. - Tanrım.

Neye ihtiyacın varsa söyle.

Yavaş.

Geldim.

Yüzünü temizlemek ve dikmek için bir şeyler gerek...

...ve daha fazla havlu! - Bunu ona neden yaptılar ki?

Boyd?

Hey, hey, hey, hey. Pekala. Tamam.

- Hayır, hayır. Dur! - Hayır, hayır. Hey, her şey yolunda.

- Dur. Sakin ol. Sakin ol. Sakin ol. - Hayır, hayır. Kendine zarar vereceksin.

Kendine zarar vereceksin. Sakin ol.

Bunu sen yaptın. Beni orada öylece bıraktın, dostum.

Beni orada bıraktın lanet olası!

Bunu sen yaptın. Beni orada öylece bıraktın!

From 3. Sezon 5. Bölüm "Gün Işığı"

Çeviri: bloodflower ¡İyi Seyirler!

Hey, ne oldu?

Bu nereden geldi böyle?

- Tamam. Yavaş. - Uzun bir geceydi. Hadi.

- Herkes iyi mi? - Evet.

Kristi! Aman Tanrım!

- Ben iyiyim. - Tanrım.

Tamam. Daha kötüsü de olabilirdi.

- Gel. Hadi seni içeri alalım. - Evet.

- Dikkat et. - İşte.

- Onu tuttum. - Tamam.

Yiyecekler nerede?

Dale ve diğerleri depoya götürüyorlar.

Dün gece neler oldu burada?

Boyd.

Tabitha geri döndü.

Ne?

Kasabaya ambulansın içinde geldi.

Nasıl?

Ormandaki o garip ağaçlardan birinin içinden geçmiş.

Onu deniz fenerine götürdüğünü söyledi.

Bu öğleden sonra lokantada bir toplantı var.

- Hey! - Sorun değil.

Bırak gitsin.

Hadi gidelim. Tamamdır.

Tamam.

Bunun senin tarzın olduğunu sanmıyorum.

Bunlara bakabileceğim söylenmişti.

Tabii ki. Bizim olan senindir.

Sağ ol.

Ben... şey, Victor'ı aramak için birkaç kişi gönderdim.

Burası büyük bir kasaba değil.

E-- E-- Eğer onu görebileceğimi bilseydim, ben--

Daha iyi bir gömlek giyebilirdim.

Aslında...

...üst katta, iyi şeyleri sakladığımız bir dolap var.

Seni hazırlamamıza ne dersin?

Çok memnun olurum.

Tamam. Hadi bunu yapalım.

Hadi.

Yukarıya.

Jasper'ın tünellerde olduğunu söylemiştin.

Öyle. Malzemeye ihtiyacımız var.

Malzememiz olmadan tünellere giremeyiz.

Ne malzemesi?

Kaybolmayacağımızdan emin olmalıyız.

Ne oldu?

Dün gece... Kötü bir geceydi.

Dışarıda bekleyeceğim.

Victor.

Kim öldü?

Şey... Nicky.

Ve Randall oldukça kötü yaralandı.

Şu anda klinikte.

- Odamdaki birkaç şeye ihtiyacım var. - Şey, bak, Victor.

Bu tarafa. Gel. Gel benimle.

Hadi. Şey...

Dün gece başka bir şey daha oldu.

Ne?

- Tabitha geri döndü. - Gerçekten mi?

Ve yanında birileri vardı.

Victor, baban burada.

- Bu mümkün değil. O-- - O yukarıda.

- Hayır. - Bak, bak.

Kabullenmesi zor biliyorum.

- Hayır. Hayır. Hayır. - Victor.

Hayır. Hayır. Hayır.

- Victor! - Hayır!

Bu çok hızlıydı. Yoksa sen-- Hey.

Victor! Nereye gidiyorsun?

Victor, lütfen bana ne olduğunu söyler misin?

Jasper'ı almaya gideceğimizi söylemiştin.

Hey, dur!

Haksızlık ediyorsun.

Evime geldin.

O kalenin içinde oturduk ve şimdide--

Donna babamın burada olduğunu söyledi.

Ne? Nasıl?

Fark etmez. Sen evine gitmelisin.

Jasper'ı sonra alırız.

Peki, nasıl bir şeydi?

Ah, bu--

Hastanede uyanmak korkutucuydu.

Bu gerçek miydi yoksa hala rüya mı görüyorum bilmemek.

Yani, gerçekten büyükannemle konuştun mu?

Konuştum.

Ben-- Ben bunu anlayamıyorum.

Ormandaki bir deniz fenerinden...

...Maine'deki bir hastaneye nasıl gidersin?

Tatlım, bilmiyorum. Bilemiyorum.

Keşke açıklayabilseydim.

Önemli olan, annenin geri dönmesi...

...ve hep beraber olmamız.

Hey!

- Seninle konuşmam gerek. - Hey. Geri çekil, dostum.

Hayır, hayır, hayır. Hayır.

Jim, sorun değil. Sorun değil.

Lütfen.

Boyd dedi ki--

Boyd bir ağacın içinden geçtiğini söyledi?

Onlara Farway ağaçları deniyor.

Ormanda bir sürü var...

...ama bunun üzerinde şişeler var.

Deniz feneri.

Miranda'nın aradığıyla aynı deniz feneri miydi?

Yani, öyle olmak zorunda.

Oraya ağacı kullanmadan geri dönebilir misin?

Bilmiyorum. Bilemiyorum.

Tamam. O halde ağaca gitmemiz gerekiyor.

Pekala. Bekle biraz!

O daha yeni döndü ve sen ne yapmak istiyorsun?

Yine içinden geç demiyorum ama görmem gerek.

Oraya gitmiştim, tamam mı?

Karım geri dönmediğinde baktığım ilk yer orasıydı.

Orada görülecek hiçbir şey yok.

Sihirli ağaç haricinde demek istiyorsun.

Tamam. Şişeler. Peki ya şişeler?

Onlarda özel bir şey var mıydı?

Birkaçını indirdim.

Üzerlerinde numaralar yazılı kağıt parçaları doluydular.

Aman Tanrım. Ve sen bunun önemli olmadığını mı düşündün?

Bence bu yer kafamızı karıştırma konusunda oldukça iyi bir iş çıkarıyor.

Bekle. Hayır. Bu farklı.

Öyle olmak zorunda.

Bak. Bu yerin kafalarımızın fena halde içine ettiğini biliyorum ama--

Ağzımı bozduğum için özür dilerim.

Ama o evine gitti, tamam mı?

Bu bir aldatmaca değil! Bu bir rüya değil.

Bu gerçek ve bir kasaba dolusu insan...

...kapınızı çalıp cevaplar sizde olmasa bile cevap isteyecekler. Beni o ağaca götürün.

Bakalım bir şeyler bulabilecek miyiz.

Boyd'a kasaba toplantısına gideceğimi söylemiştim.

Kasaba toplantısına sokayım. Affedersiniz.

Tamam, bak.

Kasaba toplantısı hiçbir şeyi çözmeyecek...

...ama o ağaca gitmek...

...en azından bir başlangıç olacak.

Yiyeceklerin bir kısmını yerleşim yerinde bırakmak zorunda kaldık.

Biz, şey, muhtemelen bir sonraki kar yağışından önce...

...başka bir ekip göndermemiz gerekecek.

Evet. Bunu çözeriz.

Boyd, orada bir şey var.

Farklı bir şey.

Şimdi onu iki kez duyduk.

Gece kulübelerin etrafında dolaşırken.

Tamam.

Tüm yaptığı etrafta dolaşmaksa...

...o halde... endişelenecek daha büyük şeylerimiz var.

Randall'a yaptıkları şu şey--

Onu neden canlı bıraktılar? Neden öylece öldürmediler ki?

Sanırım ona bakmamızı istiyorlar.

Güneş doğduğunda...

...gece ne olacağını hatırlamamızı istiyorlar.

İnsanların burada aklı başında kalmasını sağlayan şeylerden biri...

...gündüzleri... gün boyunca güvendeymişiz gibi rol yapmamızdı.

Randall etrafta dolaşırken...

...artık daha fazla rol yapamayız.

Mermiyi çıkardım, onu stabilize ettim.

Bir baktım, iyiydi...

...ve sonra baktığımda iyi değildi.

Tanrım.

- Üzgünüm. - Evet.

Tamam.

Tanrım. Hiç kırık olmaması bir mucize.

- Mari. - Muhtemelen doku hasarı olmuştur.

Ayağının yüksekte olmalı. Yastık getireyim.

Mari, lütfen bir saniyeliğine dur.

Bak, dün gece çok zorluymuş...

...ve bu senin hatan değildi, tamam mı?

Evet, şey... bunu Nicky'ye söyle.

Ben sana söylüyorum.

Bak. Nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Ben sadece--

İstemediğim şey senin--

Ne?

Yine kontrolden çıkıp morfin çalmaya başlayacağımı düşünüyorsan--

- Ben-- Ben bunu söylemedim. - Söylemene gerek yoktu.

Hey. Buraya gel.

Buraya gel.

Hey, şu anda hasta olan sensin.

Lütfen benim için endişelenmeyi bırak da ben senin için endişelenebileyim?

Birbirimiz için endişelensek?

Gitmem gerek.

- Bekle. - Sen biraz dinlen, olur mu?

- Hayır. Boyd. - Yardım etmek istiyorum.

Anlıyorum. Boyd, burada olman...

...sadece işleri daha da kötüleştirecek.

Üzgünüm.

Hayır. Haklısın.

Bak, insanların sana orada ihtiyacı var.

Toplantıda olmanı bekliyorlar. Her ikinizin de.

İnsanların başında çok fazla şey var ve şimdi de Tabitha'nın dönüşüyle...

...ve evine gitmiş olduğu gerçeği--

- Benim gidip-- - Evet.

Hey, Randall. Sorun yok.

Elimi sık. Göz atmam gerek.

- Pekala. - Evet.

İyisin.

Burası kaldığı yer.

Çoğu zaman.

Şey, bu--

Evindeki odasından biraz farklı.

İlk birkaç yıl boyunca...

...her köşeyi döndüğümde...

...ufak bir umut kıvılcımı olurdu...

...ki belki, sadece belki...

...onları orada görebilirdim.

Miranda'yı, Eloise'i, Victor'ı.

Ve onlar bana gülücük atarlardı.

Her şeyin ne kadar büyük bir hata olduğunu düşünüp hep beraber ağlardık.

Sonrası...

...en zor kısmı da buydu.

O küçük umut kırıntıları.

Dayanamadığım kısım da buydu.

Yıllar geçtikçe...

...kendime onların öldüğünü söylemek daha da kolaylaşmıştı.

Ölmüşlerdi.

Yani, yaptığım buydu.

O kadar zaman boyunca, küçük oğlum burada ve yalnızdı.

Nasıl bir adam ailesinden vazgeçer ki?

Benimle konuşmak istememesine şaşmamalı.

Ona biraz zaman tanı.

Aklı başına gelecektir.

Böldüğüm için üzgünüm...

...ama hepimiz toplantıya gidiyoruz.

Hemen geliyorum.

Toplantı mı?

İnsanların olan bitenler hakkında bir sürü sorusu var.

Tabitha hakkında.

Elbette.

Bu yerden çıkabilmesi büyük bir olaydı.

Hadi ama!

Hadi!

Tamam, millet, herkes otursun.

- Hey, içeri gel. - Gel otur, hadi.

Herkes bir yere otursun.

Pekala, millet. Tamam. Pekala.

Pekala, bakın.

- Anladığım kadarıyla herkes cevap bekliyor, değil mi? - Evet!

Ben de öyle, tamam mı?

Ama işin gerçeği...

...tüm bu olanların basit bir açıklaması yok, tamam mı?

- Hiçbir şey-- - Tabitha hangi cehennemde?

- Evet... - Evet...

Gelecek, tamam mı?

Sadece çok şey yaşadığını unutmayın.

Kusura bakma, Boyd ama biz de çok şey yaşadık.

- Doğru... - Doğru...

- Bunu anlıyorum. - Emin misin?

Çünkü bu olanlar hakkında en ufak bir fikrin olsaydı...

- ...senin yerine konuşan o olurdu. - Evet...

Bakın. Herkes sakin olsun.

Hey, sen niye ambulanstaydın?

Şey, bir kaza geçirmiştik.

Tabitha'yı evimin yakınlarındaki bir parka götürüyordum.

Tabitha geldi.

Ne diyeyim?

Onlara sadece gerçeği anlat.

- Geldiğiniz için teşekkürler. - Evet. - Evet.

Gerçekten bir ağacın içinden mi geçtin?

- Hey, bırak o konuşsun. - Sorun değil. Şey, geçtim. Evet.

Sanırım bazılarınız bunu zaten biliyorsunuzdur...

...ama ormanda diğer ağaçlara benzemeyen...

...bazı ağaçlar var.

Hey. Kasaba toplantısı çoktan başladı.

Evet. Öncesinde bir şey almam gerekiyor.

Merhaba?

Beni buraya neden getirdin?

Çünkü görmeni istedim.

Yeterince yükseğe tırmanırsan...

...bir kabus bile sıradan bir rüya gibi görünebilir.

Merhaba?

Hey, Elgin.

Aman Tanrım! Neler oluyor?

Çok üzgünüm. Ben sandım ki sen--

- Aman Tanrım. - Üzgünüm.

Sen iyi misin?

Hayır. Pek değil. Ben--

- Üzgünüm. - Şey, hayır. Bekle.

Bir arkadaşa ihtiyacım var...

...eğer tabii ki, meşgul değilsen.

Elbette.

Victor? Ne yapıyorsun?

Burası çok soğuk.

Onun resmini hiç çizmemiştim.

Ne?

Burada yalnızken, asla çizmedim!

Her zaman gördüğüm şeylerin resimlerini çizerdim.

Çünkü resimler hatırlayabilirlerdi.

...ama ben asla-- Asla daha öncesinde olanların...

...resimlerini çizmemiştim.

Ve şimdi kendime bunun bir rüya olduğunu söylüyorum ve bu--

Çünkü o--

Victor... Bunların hiçbiri önemli değil.

O burada.

Bir şekilde, baban burada...

...ve seni kasabada bekliyor.

Hayır. Hayır. O, uzun zaman önce gitmiş olan...

...küçük bir çocuğu bekliyor.

Beni gördüğünde...

...ne düşünebilir ki?

Bilemiyorum.

Sana her şeyin yoluna gireceğini ve seni ne olursa olsun...

...seveceğini söylemem gerektiğini biliyorum.

Ama bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum.

Bunda gerçekten kötüsün.

Üzgünüm.

Seni o kadar iyi tanımıyorum...

...ama gerçekten iyi biri gibi görünüyorsun...

...ve bu, burada gurur duyulacak bir şey.

Tekrar iyi bir insan gibi hissetmek için her şeyimi verirdim.

Belki--

Belki tek korkan kişi sen değilsindir.

Belki o da, o küçük çocuğun hatırladığı baba olamamaktan korkuyordur.

Yani, uyanıkken bile o kimono giymiş kadını görüyorsun?

Şimdi, görüyorum. Evet.

Peki, sana zarar vermeye mi çalışıyor?

İlk başta öyle olduğunu düşünmüştüm...

...ama onu dün gece gördüğümde...

...benden yardım istiyordu.

Ne için?

Bilmiyorum.

Büyükannem burada olsaydı, bana onun...

...bir melek ya da benzeri bir şey olduğunu söylerdi.

"Unutma, meleklerin birini gördüklerinde...

..."Korkma" demelerinin bir nedeni var.

Cebrail bile korkuyordu."

Vay canına.

Kendine bir bak, Bay İncil çalışanı.

En kötü kısmını duymak ister misin?

O ürpertici kimonolu kadını kafamda duyduğum şeylerle...

...anında değiştirirdim.

Ne gibi?

Çoğunlukla sadece çığlıktı.

Ama onu sadece duymuyordum. Sanki--

Sanki hissediyordum da.

Bu onu sessizleştiren tek şeydi.

Bundan ailene de bahsettin mi?

Ne yapacaklar ki?

Şu anda herkesle birlikte lokantadalar.

Annemin dışarı çıkmasının ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorlar.

Sence ne anlama geliyor?

Dürüst olmak gerekirse, bunun hiçbir şey ifade ettiğini düşünmüyorum.

Bence bu yer gerçekten de var.

Bence sadece bize acı çektirmek için burada.

Belki bu yüzden onun gitmesine izin vermiştir.

Ne demek istiyorsun?

Bize acı çektirmenin en iyi yolu bize umut vermektir.

Bizi asla bırakacağını düşünmüyorum.

Uyuşturucu kullandığında çok depresif oluyorsun.

Üzgünüm.

Ve sonra hatırladığım tek şey...

...ambulansın durduğu.

Sürücü yolun ortasında bir ağaç olduğunu söyledi...

...ve sonra neler olduğunu hepimiz biliyoruz.

İçeri gel.

Dışarıdayken...

...hiç biriyle temas kurdun mu?

Polise haber verdin mi, burayı bilen var mı?

- Evet. - Şey, gerçekten istedim.

Dalga mı geçiyorsun lan?

- Ağzını topla. - Hadi ama!

- Söyleyebilirdi. - Şey... Anlamıyorsunuz.

Bana inanmazlardı.

Tabitha, bunu bilemezsin.

Bak. Saygısızlık etmek istemem ama bana söylediğinde...

...aklını kaçırdığını düşünmüştüm.

Ama ona inandın. Sonunda, ona inandın.

Adil olmak gerekirse, benim durumum...

...ortalama bir insandan biraz farklı.

Bakın. O bize geri dönmemiz için yalvarırken ben de ambulanstaydım...

...ve kendini kaybettiğini düşündük.

Hem onun burada ne işi var ki?

- Dün gece birini öldürdü. - Evet...

- Pekala Hey, hey! - Hadi ama!

Hey! Bakın. O bir kazaydı.

- Kaza mı? - Evet, elbette.

Sen ve buradaki Kraliçe Arı'nın...

...sevmediği biri olmadığı sürece her şey bir kazadır.

Bunu söylediğim için üzgünüm ama daha önce hiçbirimizin...

...sahip olmadığı bir fırsatın vardı ve sen onu mahvettin.

- Evet... - Affedersiniz. - Biz öylece bekliyorduk.

Siz tam olarak ne yapardınız, ha?

Herhangi biriniz ne yapardı?

Ben parka günübirlik bir gezi yapmazdım.

- Evet, kesinlikle. - Olan bu değildi.

- Günübirlik gezi yapmıyordum. - İnsanların...

...yardımcı olabileceği gerçek bir dünyadaydın.

Bundan nasıl faydalanmazsın?

- Doğru. - Evet, senin deli olduğunu...

...düşünebilirlerdi ama ya düşünmeselerdi?

Ya biri sana inansaydı?

Biri bana inandı ve bak şu an nerede!

Tam burada bizimle oturuyor!

- Tabitha. - Bakın. Eminim herkes...

...benden daha iyi bir iş çıkarabilirdi...

...ve siz bu fırsatı yakalayamadığınız için çok üzgünüm.

Cevapların bende olmadığı için üzgünüm. Ben-- Ben üzgünüm.

Bunu yapamam. Bunu yapamam. Üzgünüm.

- Tabitha, lütfen. - Hadi ama!

Şimdi olmaz. Bu kadar yeter.

Tanrım.

Hey, dinleyin. Dinleyin.

Bütün bunlardaki en önemli kısım...

...Tabitha'nın dışarı çıktığını gözden kaçırmamak.

Yaptığı tüm iyi şeylere rağmen.

Hayır, hayır ama bu onun buraya geri dönmesiyle ilgili değil.

Birisinin evine dönmesiyle ilgili.

Artık sadece umut etmek ve dilemekle ilgili değil.

Artık somut bir kanıtımız var. Bu mümkün.

Mükemmel. Ağaç nerede?

- Ne? - Gerçekten.

Ağaç... ne...re... de?

- Evet! - Evet...

Herkes sakin olsun. Bir saniyeliğine bekleyin.

- Bunun hakkında düşünmeliyiz, tamam mı? - Düşünecek ne var ki?

Tabitha ağacın içinden geçip evine gitti, değil mi?

Neden hepimiz aynısını yapmak için sıraya girmiyoruz?

Çünkü o kadar basit değil, tamam mı? Hepimiz ormana doğru koşup...

...ilk gördüğümüz ağaca atlayamayız!

Neden olmasın?

Ne? Affedersin?

Ben sadece-- Üzgünüm, Boyd.

Burada olmam gerekenden bir saniye daha fazla kalmak istemiyorum.

Üstelik bu ağacın bizi evlerimize...

...götürebileceğine dair en ufak bir şans varsa. Daha ne bekliyoruz?

- Tamam. Neden herkes-- - Hayır, hayır. Baba, o haklı, tamam mı?

- Öylece oturup tüm gün konuşarak-- - Tamam, dur, dur, dur!

Hayır! Dinleyin! Hey, hey, hey!

Hepiniz bu ağacın bir tür sihirli kapı olduğunu varsayıyorsunuz.

Öyle değil.

Ağaçlardan birinin içinden geçtim ve nereye düştüm biliyor musunuz?

Yeraltındaki bir bacaya.

Neredeyse kendimi öldürüyordum.

- Bakın. - Yapamazsınız.

Buradan çıkmasını sağlayan ağaç bile değildi.

Deniz feneri olduğunu söylemişti.

Mükemmel. Hadi deniz fenerine gidelim...

...ve sonra da evlerimize.

- Beni dinle, tamam mı? - Hayır, sen dinle!

- Dale, hadi ama! - Hayır, hayır, hayır! Yeter artık!

Bıktım artık! Bıktım senin... planlarından.

Bıktım artık senin lanet olası kurallarından!

Evime gitmek istiyorum!

Sen neden toplantıya gitmedin?

Yaşlandığında öğreneceğin bir şey var.

Üç kişiden fazlasıyla yapılan herhangi bir toplantı anlamsızdır.

- Jade? - Bu çok hızlı oldu.

Nasıl gitti?

Pek iyi değil.

Gördünüz mü?

Ağaca gidiyoruz.

- Sonunda. - Bekle. Ne?

Onlara söyleyecek hiçbir şeyim yok, Jim. Haklılar.

Dışarı çıktım. Çıktım ve geri döndüm.

Ve elimde hiçbir şey olmadan döndüm.

Bunu onlara borçluyum.

Borçlu musun?

- Evet. - Tabitha, daha yeni döndün...

- ...ve şimdi dönmek istiyorsun? - Ağaca girmez.

- Kesinlikle. - Lütfen buna karışma.

- Ben de gitmek istiyorum. - Hayır! Kimse ağaca gitmiyor.

Jim!

- Konuşmamız gerek. - Evet.

Bir dakika lütfen.

- Ne yaptığını düşünmen gerek. - Düşünüyorum.

Öldüğünü düşünüyorduk.

Çocukların öldüğünü sanıyordu.

Lokantadaki insanlara borçlu olmanı umursadığımı mı sanıyorsun?

Şimdi burada olmayı çocuklarına borçlusun.

Ona sadece ağacın nerede olduğunu göstereceğim.

Hepsi bu. İçine girmeyeceğim.

Geri döneceğim. Söz veriyorum.

Pekala ama Ethan-- O benimle burada kalacak.

Sen yokken seni aramak için kaçtığını biliyor muydun?

Onu gerçekten dışarı çıkarıp...

...sihirli ağacın yerini göstermek mi istiyorsun?

- Tamam. - Evet.

- Tamam. - Tamam.

Ethan, babanla birlikte burada kalacaksın, tamam mı?

- Ama yardım etmek istiyorum. - Burada kalarak yardım ediyorsun.

Yakında döneceğim. Hadi gidelim.

Montumu alayım.

Baba.

Hey!

Dur, baba!

Hadi ama! Hey! Hey!

Senin neyin var böyle?

- Ne? - Orada barut fıçısının üzerinde oturuyoruz...

...ve sen ve Fatma kibrit yakıyorsunuz.

- O üzgün. - Öyle mi?

Bil bakalım ne oldu? Hepimiz çok üzgünüz.

Yapmamız gereken şey insanları sakinleştirmek.

Tamam ama belki ihtiyacımız olan şey birinin oturup, ters gidecek şeyleri...

...umursamadan bir şeyler yapmaya başlamasıdır.

Sence yaptığım bu mu? Sadece boş boş oturuyor muyum? Bu mudur?

- Belki risk almaya başlamalıyızdır. - Risk almak mı istiyorsun? Tamam.

Kimi-- Kimi riske atmak istiyorsun?

Kimin hayatı üzerine kumar oynamaya razısın?

- Bunu kastetmediğimi biliyorsun. - Hayır! Söyle bana, çünkü bilmek istiyorum!

Sıradaki kim olacak, ha? Ha?!

Bir şeyler yapmak istiyordun, değil mi? Söyle bana! Sıradaki kim?

Seçtiğin kim?!

Kesinlikle.

Orada olan şey... tehlikeli bir şey.

Bu tehlikeli.

Bütün bu şeylerin burada olduğunu hiç fark etmemiştim.

Evet, en garip şeyleri burada depoluyorlar.

Bir gece uyuyamamıştım ve bunu buldum.

Tanrım.

Bu sanki--

Bu sanki nostalji hazinesi.

Hayır. Hayır. Bunlar sadece nostalji değil.

Bu şeyler... 80lerin nostaljisi.

İnsanların floresan bir taytla, ormanın içinde...

...koşturmasını hayal edebiliyor musun?

Kocaman saçları da dallara takılırken?

Bekle.

İmkanı yok.

Bekle. Bekle.

Sanki? Hadi ama!

Hey. Evet. Hey, işte bu İşte tam bu.

Evet, değil mi?

Hey, şuna bak.

Evet. Kıyamet sonrası şıklık diye buna denir.

Hey.

Hayır. Bunu yapma.

Lanet olsun.

Sence hala çalışıyor mu?

Hayır. Bu benim.

- Ne? - Sanki--

Pekala.

Bunu saklayacağım.

Hayır. Kendine bir tane almıştın.

Hey. Elgin.

Hadi ama! Lütfen?

- O zaman gelip almalısın. - Bu adil değil.

Şerif Boyd?

Bir saniyen var mı?

Orada söylediklerin için sana teşekkür etmek istiyordum.

Yaptıklarımı geri alamam.

Bunu biliyorum ama sanırım yardımcı olabilirim.

Öyle mi? Bu nasıl olacak?

Bugünkü toplantı.

Bak, o ağaca odaklanmasınlar istiyorsan...

...onları başka bir şeye odaklandırmalısın.

Bir projeye ya da-- Çok büyük bir fırtına yaşamıştık.

Geçen yıl kıyıyı vurmuştu ve kasabanın yarısını su basıp...

...tüm elektriği kesti.

İnsanlar korkmuştu. Öfkeliydiler.

Ve sonra bölge müdürü...

...herkesi marinaya siperlik yapması için çıkardı.

Artık fırtınanın en kötü hali geçmişti...

...ama o insanlara odaklanacakları bir şey vermişti.

Onlara sanki kontrol kendilerindeymiş gibi hissettirmişti.

Anlıyorum.

Yani, burada bir günden az kaldın...

...ve şimdiden çözümü bulmuşsun.

Benim dediğim bu değildi. Ben--

Sence orada seni mi savundum?

Sence şimdi biz arkadaş mıyız?

Kabul ettiğim tek şey o lanet olası...

- ...odaya ait olmadığındı. - Dün gece olanlar--

- Birini öldürdün! - Ben--

Ve o ambulansta iki kişiyi ölüme terk ettin.

- Biliyorum! - Bunlardan biri...

...senin duvara kelepçelediğin kişiydi!

- Üzgünüm. - Güzel!

O halde git ve üzgün ol. Kimseyi öldürmemeye çalış.

Lanet olası kasabama nasıl bakacağım konusunda endişelenmeyi bana bırak!

Teşekkür ederim!

Lanet olsun.

Tanrım.

Bebeğim, sen ne yapıyorsun? Neler oluyor?

Hey, babanla nasıl geçti?

İyiydi. Sen ne yapıyorsun?

Sadece malzemeleri, ekinleri kontrol ediyordum.

- Hey, hey. Bekle, bekle. - Ne? Ne istiyorsun? Ne?

Tamam. Bak. Destekleyici olmaya çalışıyorum.

- Tamam, yani-- - Tamam mı? Ve sabırlı olmaya çalışıyorum...

- ...ama isteğim-- - Yardım edemezsin.

- Sen ne-- - Bana yardım edemezsin!

Bak, bebeğim. Ben anlamıyorum.

- Bak! Sen-- - Ne demek yardım edemem?

Bana asla yardım edemezsin!

Bu. Sadece midem bunu kaldırıyor.

Ne?

Sanırım bebekte... bir sorun var.

Sanırım bebekte bir sorun var.

Bebekte bir şeyler doğru gitmiyor.

Neye bakıyorsun?

Şey, burada bir motel tabelası var.

Bir havuz var.

Motel nerede?

Sen Victor'ın babası mısın?

Doğru.

Sen Ethan olmalısın.

Annen bana senden bahsetmişti.

Onu geri getirdiğin için teşekkürler.

Ben değil--

Rica ederim.

Hayvanları beslemek için ahıra gidiyorum.

Gelmek ister misin?

Elbette.

Victor'la görüştünüz mü?

Hayır. Burada olmamdan çok memnun olduğunu sanmıyorum.

Neden ki?

Öncelikle...

...burada olduğumu öğrenince kaçtı.

Bazen böyle şeyler yapar.

Gerçekten asabileşiyor.

Kasti yaptığını sanmıyorum.

Onu çok iyi tanıyorsun, ha?

O benim en iyi arkadaşım.

Bazen o kadar asabileşiyor ki...

...artık arkadaş olamayacağımızı söylüyor.

Ama bence bunun sebebi sadece korkması.

Sence neden korkuyor?

Öleceğimden.

Burada sevdiği herkes ölmüş.

Seninle gelebilirim...

...istersen, koloni evine kadar da.

Zorunda değilsin--

Sorun ne?

İşte Victor.

Sorun yok.

Her şey yolunda.

Victor?

Victor.

Hey, hey, hey.

Hayır, hayır, hayır.

Tanrım.

Eve nasıl gideceğimi bilmiyordum!

Eve nasıl döneceğimi bilmiyordum!

Sorun değil.

Sorun yok.

Burada ne yapıyorsun?

Sadece--

Bilmiyorum.

Sanırım suçluluk duygumu bastırmaya çalışıyorum.

Dün gece olanlar senin hatan değildi...

...ve toplantıda fazla destekleyici olmadığım için üzgünüm.

İnsanların soru sorma hakkı var.

Sadece hiçbir cevabım olmamasından sıkıldım.

Bunda komik gelen bir şey mi var?

Üzgünüm. Sadece-- Kız kardeşim gibi konuştun.

O daima-- O her zaman...

...her şeyi düzeltmek için çok uğraşan biriydi...

...ve her zaman hatalı olduğunu hissederdi.

Oradaki davranış biçimleri...

...sanki onlar eve gitmek istiyormuş da sen istemiyormuşsun gibiydi.

İnsanların aptalca bir şeyler yapmasını engellemeye çalışıyorsun.

Sadece şunu bilmeni istiyorum ki bir dahaki sefere seni destekleyeceğim.

Evet. Teşekkür ederim.

Hadi.

Lanet olasıca!

Hey, sanırım buraya tırmanmak istemezsin...

- ...ve belki yardım edeceğin-- - Bunlar sadece sayılar.

Hayır, hayır, hayır ama bak. Bak.

Her bir kağıt parçasında dört rakam var, değil mi?

Peki ya sadece rakamlar değilse?

Ya bunlar tarihlerse?

Bunda 2659 yazıyor.

Bilemiyorum, Jade. Belki Jim haklıdır.

Nereden biliyoruz ki belki her şey sadece-- Ben--

Senin o garip çocukları gördüm, biliyorsun.

Gerçekten mi? Nerede?

Tünellerin aşağısında.

Ben oraya senin o gün--

Julie'ye yardım edecek bir şey bulmayı umuyordum.

Bunun yerine, şunu gördüm.

Meğer bu bir sembol değilmiş. Tavandaki bir delikmiş...

...ve bu eğik çizgiler de köklermiş.

Ve o çocuklar... taş levhaların üzerine yatırılmışlardı.

...o kelimeyi tekrar tekrar söylüyorlardı.

Anghkooey.

Sana o anda hayatımda hiç hissetmediğim kadar korktuğumu söylemiştim.

Ama aynı zamanda şu da vardı; Bir şeyin anlık bir görüntüsü.

Orada olduğunu bildiğim ama asla--

Bütün o korkuya rağmen...

...sanki ilk defa...

...sonunda birleşmeye başlayan...

...parçalar olduğunu hissettim.

Nasıl birleşen?

Bilemiyorum.

Bunu bir araya getirdiğimizde, bu sanki... Sanki--

Sanki suyu avucunda tutmak gibi. Bu sadece--

Bu şişelerdeki bu sayılar bu ağaç gibiler.

Bu ağacın yaptığını inkar etmek mümkün değil...

...ve birinin bu sayıları buraya, bu şişelere koymak için harcadığı zamanı.

Çok karışık görünüyor...

...ta ki modeli anlayana kadar.

Yani, o gizemli ağaç bu, ha?

Hadi oradan!

Şişeler hoş bir dokunuş olmuş.

Burada ne yapıyorsun?

Burası mı?

Öylece... içine mi gireceğim?

Yerinde olsam bunu yapmazdım.

Yerimde değilsin...

...ve bu yüzden sen burada, elin kıçında otururken...

...ben evimde, buradakilere nasıl yardım edebileceğimi düşünüyor olacağım.

İşte, zeki bir insan böyle yapardı.

Dale. Dale! Dale. Hey.

Dale. Dale.

Bak. Birisi denemek zorunda, değil mi?

Sorun değil. Bana daha sonra teşekkür edebilirsiniz.

Bak, Boyd. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, sadece, biliyorsun, sadece--

Bu tarafta!

Evet! Burada biri var!

Evet, evet, evet.

Pekala, millet. Herkes geri çekilsin.

Geri çekilin. Çekilin.

Tanrım.

Tamam.

Ona yardım edebilir misin?

Şşş. Tamam.

Tamam. Tamam. Tamam. Bir bakayım.

Bir bakalım.

Üzgünüm, Dale.

Bu başına geldiği için çok üzgünüm.

Lanet olsun.

Tamam. Pekala.

Sıradaki kim, ha?

Hala ağaca gitmek istiyor musunuz?

O halde devam edin!

Sıradaki kim?! Ha?!

Sizce ben bunu yapmak istiyor muyum?!

Sizce bunu yapan kişi olmayı istiyor--

Sizi hayatta tutmaya çalışıyorum!

Bunu görmüyor musunuz?!

İzin vermezseniz size yardım edemem!

Yapamam--

Hey.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.