All language subtitles for die.theorie.von.allem.2023.german.1080p.web.x264-wvf

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian Download
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian Download
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

"Bilim kurgu" kelimelerini duyduğunuzda...

...aklınıza Flash Gordon gelebilir, ya da Space Patrol Orion.

Ama aklınıza huzur dolu İsviçre gelmez.

Bu geceki konuğumuz İsviçre Alpleri'nde geçen bir roman yazdı.

Ve bu hikaye muhteşem.

Johannes Leinert'e hoşgeldin diyoruz.

Bay Leinert, 44 yaşındasınız.

Martin Leinert isimli ünlü bir armatörün torunusunuz.

Hamburg'da Teorik Fizik Enstitüsü'nde okudunuz.

Doktoranızı hiç almadınız...

...ama bu fantastik romanı yazdınız.

"Evrensel Teori".

Bu nasıl ortaya çıktı?

Her şeyden önce...

...bu bilim kurgu değil.

Fantastik bir roman bile değil.

Ne yazık ki yayıncı romanı bu şekilde yayınlamak için ısrar etti.

Ama gizemli bir hikaye!

Bugünün gençleri buna "saykodelik" ya da "sınırların dışında" derdi!

Hikaye İsviçre Alpleri'nde bir kongrede geçiyor...

O zaman belki de, bu gizemli adamların bir komplosu.

Tabii ki bir de bir kadın var.

Aşk hikayesi de var mı?

Bu bir hikaye değil.

Yani romandaki ana karakter sen misin ?

Genç fizikçi sen misin? Böyle bir çoklu dünya teorisini sen mi buldun?

Çoklu evren.

Peki. Bu ne anlama geliyor açıklayabilir misiniz?

Yani modern fizik Standart kuantum mekaniğinin yorumlanmasından oluşur.

Max Born, Niels Bohr, Schrödinger falan.

Eminim hepimiz onları fizik derslerimizden hatırlıyoruzdur.

Yani...

Temelde, her şey şununla ilgili:

Hangi dünyada yaşıyoruz?

Bu...

Bu...

Bu dünya, içinde bulunduğum bu kitabı yazdığım dünya...

Tek gerçek dünya bu mu?

Ya da başkaları da olabilir mi?

Paralel dünyalar, her şeyin farklı olduğu yerler.

Bizden farklı bir dünyada yaşıyor olabileceğini mi söylüyorsun?

Hayır.

Emin ol, bu sandalyeler bu dünyada tam burada varlar.

Ama başka bir şey için kefil olamam.

Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Karin.

Eğer bunu izliyorsan...

...nerede olursan ol, bana ulaş.

Oturun, Bay Leinert. - Hayır, ben...

Bir dakika bekleyin, Bay Leinert.

Bay Leinert kendi dünyasına geri döndü.

Bizimkine uğraması ne güzel.

Johnny!

Johnny!

Susi!

Johnny!

Susi!

Johnny!

Susi!

Susi.

Kapalı kaldık.

Bak.

Johnny.

Johnny. Yapma.

Johannes!

Johannes.

Doktor bekliyor.

Nazik ol ve çaba göster. Odaklanmaya çalış.

Doktor Leinert. - Henüz doktor yok.

Minna etraftaki herkese nişanlandığınızı söyleyip duruyor.

Bu doğru mu?

Delinin teki.

Öyle diyorsan. Tamam.

İşe yaramaz oğlumu aldığınız için çok teşekkür ederim, Dr. Strathen.

Johannes, gidelim mi?

Kendini beğenmiş aptal.

Her şeyi aldın mı?

Evet, anne. - Şunu al.

Büyükbabam zaten para verdi. - O zaman bunu sonrası için sakla.

- Geri vereceğim. - Para kazanmaya başladığında.

Treni kaçırma hadi.

Johannes!

Bekle!

Trene binince aç.

Doktor Sharam Amiri...

...Sizi İsviçre Alplerindeki Fizik Kongresine...

...kuantum mekaniğinde çığır açan teoriniz için davet ediyoruz.

Sessiz.

Makaleni okumaya çalışıyorum.

Sonraki durak; Münih.

Pencereden uzaklaş. Pencereden uzak dur!

Ne oldu?

- Julius! - Heinrich.

Özellikle Amerika'dan mı geliyorsun?

- 1955'ten beri buradayım. - Anlıyorum.

Johannes Leinert. Nasılsınız?

Öğrencilerimden biri.

Çok genç. Ve şimdiden çok tanınmıyor.

Doktor Blumberg Göttingen'de Fizik Bölümü Profesörüdür.

Julius, bana Henry de lütfen.

Henry Blumberg.

Danışmanın ve ben...

...Leipzig'de Heisenberg'in yanında çalıştık.

Siz...

İkiniz de İsviçre dağlarına mı gidiyosunuz?

Evet, ama ben davetli değilim, sadece eşlik ediyorum.

Bay Leinert kendi tezi üzerinde çalışıyor.

İki yıldır bununla uğraşıyor. Neredeyse hiç işe yaramadı.

Bir öğrenci sadece öğretmeni kadar iyidir.

Eğer ikinci bir göze ihtiyacınız olursa, Bay Leinert...

Kesinlikle ihtiyacı olmayacak tek şey bu metafiziksel saçmalıklar.

Anlıyorum.

Şu İranlı adam, kesinlikle...

...kendini yüksekte görüyor.

Onu etrafta soruşturuyorum.

Ya da en azından deniyorum.

Kimse onu tanımıyor.

Bir tane kitabını bulabildim.

Ve?

Henüz okumadım.

Burada kendisine Nobel ödülü verilmesinin düşünüldüğü yazıyor.

Hayır, kim düşülmedi ki?

Temel parçacıkların kütlesi, spini ve yükü arasındaki ilişkinin...

nihai olarak açıklığa kavuşturulmasına katkıda bulunmak.

Gittikçe iyi gidiyor. Devam et.

Ve geleneksel kuantum mekaniğinin tüm çelişkilerini çözmek için

...evrensel bir teori.

Leinert, Leinert. Bir dakika lütfen.

Burada Profesör Strathen...

...ve Profesör Blumberg var ama...

...üzülerek söylüyorum ki Bay Leinert yok.

Odaları sekreterim tuttu.

İki oda, hatta.

- Çok yaşa Hitler! - Johnny!

Lütfen affedin.

Müdürün torunu.

Hiçbir şeyin sorumluluğu yok zannediyor.

Hayır, çok özür dilerim.

Bir rezervasyon hatası olmalı.

Sizin tarafınızdan olmuş belli ki.

İmkânı yok Size iyi günler.

Beyler, beyler.

Tartışmaya gerek yok.

Hoşunuza gitti mi?

Tabii ki.

Harika.

Johannes. Bu da ne?

Hilbert uzayında işe yarıyor.

Hepsi olasılıksal saçmalıklar.

"Paralel öz durumların birden fazla gözlemcileri" mi?

Eğer tezin buysa, kariyerine veda et.

Hayır, bütün mesele de bu.

Bak. Beklenti değeri bu...

Fourier serisi aracılığıyla çalışmayı hiç denedin mi?

En az 300 kez.

O zaman 400 yap. Bir şeyi kaçırmışsın.

Bu konuda anlaşabiliriz, değil mi?

Büyükbabana sana göz kulak olacağıma söz verdim.

Sözümü tutacağım.

Seni bir doktor yapacağız.

Ne yapıyorsunuz burada?

Özür dilerim.

Hayalet görmüş gibisiniz.

Benim adım Johannes.

Sizinki ne?

Bayanlar ve baylar...

...üzülerek bildiriyorum ki...

...sınırda yaşanan komplikasyonlar nedeniyle...

...Doktor Sharam Amiri planlandığı gibi bize katılamayacak.

Kalacağız. Bir hafta daha iznim var ve yapacak çok işiniz var.

Ve şimdi, bayanlar ve baylar, piyanonun başında...

...Bayan Hönig ve Royal Street Jazz Band.

İyi akşamlar.

Johannes!

Neden masanda değilsin?

Seni pis bohem.

Seni işe yaramaz canlı.

Hemen odana çık! Garson!

Bekle!

Gerçekten Nobel ödülüne aday gösterildi mi?

Bu uzun zaman önceydi. En iyisi ondan uzak durmak.

Geliyorum!

Ben bambaşka birini bekliyordum.

Ne o?

Ben şöyle... - Ah! İşte burada!

Gelin, Bay Leinert.

Hadi, parayı al!

Bunun ne olması gerekiyor?

Süperpozisyon prensibi.

Bu da beni evrensel dalga fonksiyonuna götürüyor.

Gördün mü?

Schrödinger'den buraya mı varmak istiyorsun?

İşe yarayacağını biliyorum.

Şuna bakar mısın?

Anlıyorum.

"Konumu şuna göre değişir..."

"Bunu şu şekilde yorumlayabiliriz...

Çoklu dünyalar...

...kaçınılmaz bir sonuçtur.

Vay, vay, vay.

Şuna bak.

Ee? Ne düşünüyorsunuz?

Bay Leinert.

Ne diyebilirim ki?

Bu şey...

Bu şey...

Bu çığır açacak bir şeye dönüşebilir.

Kokusunu alabiliyorum.

Nasıl aklına geldi?

Rüyamda gördüm.

Ya da...

...onun gibi bir şey.

Birdenbire karşıma çıktı. Ve bunun doğru olduğunu biliyorum.

Sadece bir şey eksik...

Bazı teknik detaylar.

Pauli şöyle demişti:

"Bu sadece doğru değil, yanlış bile değil."

Bu hissi bilir misin?

Sabah bir ilhamla uyanırsın...

...ve doğru olduğunu bilirsin.

Sanki...

...kanıtın var olduğu...

...başka bir dünyayı görüp gelmişsin gibi.

Bay Leinert.

Danışmanınızın itirazlarını anlayabiliyorum.

Burada fikirler var.

Büyük fikirleri olan bir öğrenciyken...

...danışmanınız bana ters ters bakar ve şöyle derdi...

"Kapa çeneni."

Kapa çeneni...

...ve hesapla.

Danışmanın bana neden katlanamıyor biliyor musun?

Hayır.

Üniversitede onun kız arkadaşını çaldım.

Else onun nişanlısıydı. Sonra benim eşim oldu.

Ama her şey yolunda gitti. Hâlâ evliyiz.

Aslında minnettar olmalı.

Şöyle diyeyim sana yıllar geçtikçe daha güzelleşmedi.

Hayır, efendim!

Korkunç derecede şişman.

Ne zaman ona baksam yanında biraz ekmek istiyorum.

Bekâr kal, tavsiyem bu.

Benim en iyi yıllarımdı.

Buna konsantre ol.

Önce ilham, sonra kadınlar.

Asla tersi olmasın.

Öyle mi?

Johannes, burada olan şey...

Bitirince, bunu yaşlı Bohr'a götürürüz...

...ve onun kurduğu şeyleri mahvederiz.

Ben ciddiyim. Başka bir konu bul.

Ama bu benim konum. - Bu ezoterik bir gevezelik.

Henüz bitmedi. - Blumberg görmedi, değil mi?

Julius! İşte buradasın.

Her yerde seni arıyorduk.

Uzun zamandır seni Arjantinli Dr. Koch ile tanıştırmak istiyordum

Hakkınızda çok şey duydum, Doktor Strathen.

Ve en önemlisi: Barones Edita Fedorovna Yusupova.

Fyodorovna. İyi akşamlar.

Sevgili dostlarım.

Bu genç adam çok önemli bir şey üzerinde çalışıyor.

Evrensel Dalga Fonksiyonunun teorisi.

Ve burada geleceğin Nobel Ödülü sahibi...

...var dersem abartmış sayılmam.

Az önce Doktor Koch ile konuşuyordum.

Martin, izin verirsen.

Onun elinde çavdar mantarından türetilen...

...bazı birinci sınıf maddeler var.

Ee? Bir şey hissediyor musun?

Bilmiyorum.

Karıncalanma belki?

Bay Leinert doktora danışmanınızın...

...bir keresinde Ernst Jünger'le madde aldığını biliyor muydunuz?

Üçüncü gözünü açmak için.

Hayır, bilmiyordum.

Hatta bir karakter olarak eserlerinde var. Sanıyorum...

..."Godenholm Ziyareti" nde.

Alaycı. Şüpheci.

Ve yine de o...

...bu karanlık ve aydınlık girdabına katılmak, onunla birleşmek...

...onun içinde tamamen erimek için hevesle ortaya çıktı.

Bu doğru mu?

Çoğunlukla...

...yoğun renk algıları...

...ve Doğu fantezilerinden ibaretti.

Gelecekte başkalarının çalışmalarına karışmaya kalktığında...

...bunu soracağım.

Bu sadece spekülatif doktora tezi taslağı.

Bunların hiçbiri doğrulanabilir değil.

Bu taşralı bir profesöre düşmez.

Taşralı profesör mü?

Sevgili Doktor Strathen...

...ilham verici hatta devrimsel fikirlere müdahil olmam zorunlu...

Burada gerçek bir ilham kaynağıyla karşı karşıyayız!

Ama danışmanınız bunu anlamayacak.

Heisenberg'e kendini sattıktan sonra anlayamaz.

Sen ve Döpel, şu uranyum tüccarı!

Görkemli kariyeriniz hakkında...

...benim gevelememe gerek yok.

Heinrich Blumberg'in Üçüncü Reich dönemindeki görevi...

...Alman bilimindeki "İbrani eğilimle rle"

Bir hata yaptım. Tanrım!

Son derece kârlı geçen üç yıl boyunca.

Diyor yeni Yahudi aşığı.

Şimdi ben ölüm oldum...

...dünyaların...

...yok edicisi."

Affedersiniz.

Affedersiniz.

Sanki...

...daha önce tanışmıştık.

Almanca konuş. Anlayabiliyorum.

Seni daha önce bir yerde görmüştüm.

Bildiğim kadarıyla hayır.

Ama ben biliyorum. Seni tanıyorum.

Bunu açıklayamam.

Seni her zaman tanıyormuşum gibi hissediyorum.

Benim hakkımda bir şey söyle hadi.

Affedersin?

Eğer beni daha önce de tanıyorsun...

...bana benim hakkımda bir şey söyle.

Ama... ne gibi?

Bilmiyorum. Adım ne?

Doğru olan bir şey.

Bilmiyorum.

Sen...

...güzel birisin.

Yapabileceğinin en iyisi bu mu? Gerçekten mi?

Küçükken Baltık kıyısında bir yaz kampına gitmiştin.

Oradan nefret ediyordun.

Diğer çocuklarla ormanda sigara içmeye kaçıyordun.

Bir kibrit yere düştü.

Senin hatandı. Sen düşürdün.

Otlar kuruydu ve alev aldı.

Senin yüzünden bütün orman neredeyse yanıyordu.

- Bunları nasıl biliyorsun? - Karin. Benim adım Karin.

Sen kim olduğunu sanıyorsun?

Kendini bir çeşit seçilmiş kişi mi sanıyorsun?

Sen dahi değilsin, Johannes.

Annen sana ne derse desin.

Bu ilhamla ilgili değil. Bu çalışmakla ilgili. Ciddi çalışma.

Şimdi topla kendini!

Senin için kayak malzemeleri bıraktım.

Benimle telesiyejde buluş.

Strathen.

Profesör Blumberg?

Her şey yolunda mı?

Ah, Johannes. Mesele şu ki.

Ben gidiyorum.

Kongre gerçekleşmeyecek gibi.

Ben Almanya'ya dönen ilk trene binip gideceğim.

Başka işlerim var, anlarsın ya.

Evet.

Bunu duyduğuma üzüldüm.

Umarım tekrar görüşürüz.

Üzgünüm, acele etmeliyim.

Profesör?

Size tezle ilgili yazabilir miyim?

Tabii.

Görüşürüz.

Hoşça kal.

Bloomberg.

Karin?

Karin bekle.

Karin.

Aptal.

Susi? Susi.

Buradayım, Susi.

Bekle!

Al bakalım. Bu sopa, rahat yürüyebilmen için.

Teşekkür ederim. Nereden buldun?

Sen de mi otele gidiyorsun? - Evet.

Peki küçük Susi'ye ne oldu?

- Yüksekten düştü. - Ne?

Dün, kahverengi saçlı hanımefendi...

...seni doktora götüren kişi...

...o senin karın mıydı?

Hayır.

Karım değildi.

Onu dün sabah gördüm.

Gitmeden hemen önce.

Profesör Blumberg dün sabah bir taksi çağırdı ve...

...Münih'e giden trene binmeye gitti.

Aynen öyle.

Şapkası ve paltosuyla lobideydi.

Bavulları hazırdı.

Tuhaftı. Nedense çok daha yaşlı görünüyordu.

Endişeliydi.

İlk başta beni tanımadı.

Profesör Blumberg'i en son gördüğün zaman bu muydu?

Evet.

Ondan sonra kayak yapmaya gittim.

Kaza geçirdim.

Bu son görüşümdü.

Bundan eminim.

Olağandışı iç kanama gözlemlendi.

Tırnak çevresinde...

...kolunda ve avuç içlerinde morarma.

Ve daha önce hiç görmediğimiz...

Başka bir şey daha.

Omurgası çok farklı bir pozisyondaydı.

İmkânsız aslında.

Bu adli bir konu.

Dürüst olmak gerekirse...

...bu kazanın gerçekten kaza...

...olma ihtimalini...

...oldukça düşük görüyoruz.

- Leinert. - Anne. Benim.

Johannes, sensin!

Orada kar var mı? Odan güzel mi?

- Hayır, ne yazık ki... - Çok çalışıyor musun?

İlerleme kaydediyor musun?

İyi gidiyor.

- Bir sürü yeni fikir var. - Ne dedin?

Bir sürü yeni fikir!

Johannes, büyükbabanın ailede bir doktor istediğini biliyorsun.

Eğer bizi dışlamasını istemiyorsan lütfen sıkı çalış!

Evet. Evet, tabii ki.

Nasılsın anne? Her şey yolunda mı?

Telefonda konuşmak çok pahalı!

Bana kartpostal göndersen bence daha iyi olacak!

Çalmaya devam et.

Rahatsız etmek istememiştim.

Pistte yardım çağırdığın için teşekkür etmek istedim.

Ve...

...Blumberg ile kayak pistinde ne yaptığınızı sormak istedim.

Ne?

Şapka takan dürbünlü adamlarla...

...beraber pistteydin.

Biri Blumberg'e benziyordu.

Blumberg diye birini tanımıyorum.

Bekle.

Bekle!

Polise hiçbir şey söylemedim.

Beni rahat bırak.

Takip etmeyi bırak.

Dikkatli ol, Johannes.

Sen ne...?

Neler oluyor?

Rüya görüyordun.

Bir kabus.

Seni uyandırmak istemedim.

Uykumda mı konuşuyordum?

Hayır.

Ne yapıyorsun?

Fotoğraftaki kız kim?

Sadece yaşadığım yerden tanıdığım bir kız.

Nişanlın, değil mi?

Hayır.

Kesinlikle değil.

Evet, öyle.

Onunla evleneceksin.

Hayır.

Mümkün değil.

Evet.

Evleneceğini biliyorum.

Bence sakal bırakmalısın.

Baltık kıyısındaki orman yangınını nasıl bildin?

Bazen bir şekilde hissediyorum.

Senin ileride doktor olacağını biliyor olmam gibi. Ve bu...

Tezin seni çok ünlü yapacak. Ve...

Ve o kızla evleneceğini biliyorum.

Saçmalık.

Bu doğru.

Biliyorum.

Baltık'la ilgili hikâyeyi nereden biliyorsun?

Kimseye söylemedim. Söylemediğimi biliyorum.

Bu bir çeşit numara mı?

Partilerde yapılanlardan biri mi?

Hayır.

Bu bir numara değil.

İstersen rüyanda ne gördüğünü bile söyleyebilirim.

Dar ve karanlık bir yerdesin.

Gecenin bir yarısı.

Bir ışık var. Köşede titriyor.

Yukarıdan gürültü geliyor.

Bir sığınakta annenle birliktesin.

Onun elini tutuyorsun.

Annen kürk manto giyiyor.

Babanla hiç tanışmadın.

Büyükannen ve büyükbaban, armatör olanlar...

...seni sevmiyorlar.

Bazen onların gerçek torunu olmadığını bile söylüyorlar.

Ve annen sana "Eğer vurulursak, kaç" diyor.

Güvenli bir yere git diyor.

Arkana bakma, dönme, beni unut.

Ve sonra bomba patlıyor.

Kaçıyorsun, ama...

Arkana bakıyorsun

Sana yapmamanı söylemesine rağmen.

Sonra çatının onun üzerine çöktüğünü görüyorsun.

Annenin gömüldüğünü görüyorsun.

Arkana bakıyorsun sonra o ölüyor.

Gidiyor.

Sonsuza kadar.

Ve bu kabusu...

...sürekli görüyorsun.

Neredeyse her gece.

O zamandan beri, acaba arkana bakmasan ne olurdu...

...onu merak ediyorsun.

Bu doğru değil mi?

Evet.

Neredeyse.

Annem ölmedi.

Gömülen bendim, o değil.

Üç gün boyunca beni aradılar, ama...

...anneme bir şey olmadı, o iyi.

Bu o.

Baksana.

Ama neredeyse doğruydu.

Nasıl...

Bunu nasıl yapıyorsun?

Ne oldu?

Neden gidiyorsun?

Gitmem gerek.

- Ne oldu? - Dokunma bana!

Neydi o?

Kim bilir.

Ne muhteşem bir gün.

Doktor Koch!

Dr. Koch!

Dr. Koch! Dikkat edin!

Bak, bir çığ daha.

O kadar da kötü değil.

Affedersiniz?

Affedersiniz.

- Affedersiniz. - Ne oldu?

- Karin nerede biliyor musunuz? - Karin mi?

- Piyanist? - Bugün gelmedi.

Eğer onu görürsen, söyle geri gelmeye zahmet etmesin!

İşte buradasın.

Her yerde seni arıyordum!

Haberi duydun mu?

Evet.

Fırtınadan sonra dağa çıkmanın bir mantığı yok.

Her neyse.

En azından başka bir Nobel Ödülü sahibini kaybetmeyiz

Başına ne olmuş?

Belki güneş yüzünden.

Soyadı neydi?

Hönig, Honig...

Bilmiyorum.

Ama burada piyano çalıyor.

Hiç müzisyen tanımıyorum.

Ama belki burada yaşıyordur?

Dinle, biri onu tanıyor olmalı.

Öyle bir kadın tanımıyorum.

Bırak piyanisti.

Size iyi günler.

Aradığın kadının nerede olduğunu biliyorum.

Orada. Yukarıda.

Orada yaşıyor.

- Hiçbir şeyim yok. - O zaman bana yardım etmelisin.

- Ne gibi? - Beni dinleyeceğine söz ver.

- Tabii ki. - Söz ver, şimdi.

İyi. Söz veriyorum.

Bir adamın izindeyiz.

O kadınla işbirliği içindeler.

Dağda gizli tünellerde yaşıyorlar.

Oraya Susi ile gittim. Onları gördük.

Her şeyin arkasında onlar var! Olmamış olayları biliyorlar.

Blumberg'i öldürdüler, Şu şişko profesörü.

Sadece bunu kanıtlamam gerekiyor. - Johnny. Sakin ol.

Bana inanmayacağını biliyordum!

Al bakalım. Şunları al.

Fena değil, değil mi?

Şimdi otele dön. Sonra konuşuruz.

Karin.

Sakin ol, Johannes.

Küçük Johnny öldü.

- "Açık Sır"... - Yani herkes zaten...

Bay Leinert bunun ne anlama geldiğini biliyor.

Bay Leinert eğitimli bir adam.

- Çocuğu çoktan bulduk. - Bu kar fırtınasında mucize.

Köyün yarısı onu arıyordu.

Otel müdürü çıldırdı. Önce otelle ilgili olanlar...

Şimdi de torunu.

Affedersiniz.

Otele ne oldu?

Neredeyiz ki biz?

- Kongre iptal edildi. - Ne?

Otel boşaltıldı.

Cilt problemlerinden şikâyet eden misafirlerin sayısı artıyor.

Kızarıklık, kaşıntı.

Uyuz yaraları.

Tıp yetkilileri egzotik bir çiçek hastalığından şüpheleniyor.

Herkese kalmalarını emrettiler.

Tabii ki, neredeyse herkes gitti.

Bay Leinert.

Size bazı sorularımız var. Mesela...

Köyde 10 yaşında bir çocukla ne yapıyordunuz?

Neyi ya da kimi arıyordunuz?

Pistte gördüğünüz kişiyi mi?

- Peki sizi hastaneye kim götürdü? - Bırak adam konuşsun.

Öğrencim artık bir şüpheli mi?

Bu yüzden mi buradasınız?

Karin kim?

Bir kadın var.

Oteldeki piyanist.

Onu arıyordum. Johnny bana yardım etti.

Ama kadını bulamadım.

Ben sadece...

Blumberg. Biliyorum! Bunun doğru olmadığını biliyorum.

Ama dün onu tekrar gördüm.

Blumberg'e benzemiyordu.

Blumberg'di.

Kafası. Yüzü.

Paltosu. Bavulu bile vardı.

Nereden buldunuz bunu?

- Bulundu. - Johnny'nin cesedine yakındı.

Blumberg Karin'in kağıtlarını bunun içine doldurdu.

Johannes!

Burada kağıtlar vardı.

Bay Leinert, belki de biraz dinlenseniz iyi olur.

Sadece birkaç günlüğüne. Delirmişsiniz.

Aklınızı kaybetmişsiniz.

İletişim halinde olacağız.

Eğer herhangi konuda yardıma ihtiyacımız olursa.

Yemin ederim. Blumberg'di.

İşte profesörünüz.

Tatmin oldunuz mu?

Kara Orman'da yaptığım şeyi sana hiç söylemedim.

Heisenberg ile birlikteydim.

Joachimsthal'da bir uranyum madenimiz vardı.

Her neyse, tüm bunlar, bana garip bir şekilde tanıdık geliyor.

Sürekli tıbbi şikayetlerle işi bırakan insanlar oluyordu.

Cilt problemleri.

Madende bir kaza oldu.

İşçilerden bazıları mahsur kaldı.

Öldükten günler sonra bile tırnakları uzuyordu.

Altında kan damarları vardı.

Önceden burada uranyum madenciliği yaptıklarını biliyor muydun?

Ama bu hiç mantıklı değil.

Uranyum zayıf ve radyoaktif bir madde.

Uranyumla birlikte bir şey reaksiyon vermiş olmalı.

Tam bir soruşturma yapılmadı mı?

Amerikalılar gelmeden önce madeni kapatmak zorunda kaldık.

Pek bir şey kalmamıştı.

Trenimiz sabah kalkıyor.

Alo?

Alo?

Karin? Sen misin?

Bir şey söyle.

Leinert malikanesi.

- Minna? - Johannes. Tanrı'ya şükür.

Sana ulaşmaya çalışıyordum.

Ama sen otelde değildin. Şimdi de cevap veren yok.

Neden annemlerdesin?

Annen düştü, Johannes.

Hastaneye gitmek zorunda kaldı.

Ararsan diye anahtarını aldım. - Ne?

Evet, peki ama eve geldiğinde ne olacak?

Eve gelmiyor, Johannes.

Ne?

Dün gece öldü.

Özür dilerim.

Johannes.

Çok üzgünüm.

Gerçekten böyle hissediyorum.

Sevgili Johannes.

Seninle tanıştım.

Onunla tanıştım.

Onun hakkında ne düşüneceğini bilmiyorum.

Diğerleri bana tanışma dedi ama elimde değildi.

Gözlerinde aynı bakış var.

Aynı koku.

Aynı ses.

Ama doğru olmayan bir şeyler var.

Ondan korkuyorum.

Buraya gelmeden önce, ailemi buldum.

Hem onların hem de kendi mezarımı buldum.

Burada olmak yanlış hissettiriyor.

Her zamankinden daha fazla.

Sanki burada olmak gölgelerde saklanmak gibi.

Kimsenin göremediği bir renk gibi.

Ya da rengin yokluğu.

Keşke burada olup görebilseydin.

Yarın gidiyoruz.

Susi.

Uyan.

Sana bir şey sormam gerek. Çok önemli.

Johnny bana bir şey söyledi.

Dağdaki gizli tüneller hakkında.

Bundan haberin var mı?

Bir kulübe bulduk.

Dağın tepesinde.

Bir tünel vardı.

Çocukların oraya girmesi yasak.

Kimsenin oraya girmesine izin yok.

Çok tehlikeli.

Işıkları gördük.

Ve şapkalı karanlık adamlar.

Sonra üzerime taşlar düştü.

Johnny beni asansöre kadar taşıdı.

Ne asansörü?

Johnny nerede biliyor musun?

Gelip beni görmek istedi.

Susi.

Konsantre ol! Ne asansörü?

- Dur! - Olduğun yerde kal!

Dur!

Olduğun yerde kal!

Dışarı çık!

Bu son uyarı!

Delirdin mi sen?

Ateş et.

Sadece ateş et.

Bu o değil!

Vur onu, o Johannes değil!

Hayır.

Yavaşça nefes al.

Gidebilirsin.

- Hey! Geri çekilin. - Karin!

Lütfen geride durun.

- Karin. - Geri çekilin!

Karin!

Karin!

Sen geride dur.

Onu geride tutun!

- Karin! - Johannes, lütfen.

Yakın zamanda SSCB vatandaşlarıyla görüştünüz mü?

Ya da Alman Cumhuriyeti'yle?

Hayır. Asla. Öyle bir şey olmadı.

Bu nedir?

Cesedin üzerinde bulundu.

Pasaportun şu anda üstünde mi?

- Blumberg. - Julius.

Onu dağın yamacında bulduk.

Bu hiç iyi değil. Tek kelime etmiyor.

Julius.

Hadi.

Karin?

Ne yapıyorsun burada?

Özür dilerim.

Özür dilerim.

Polis senden ne istiyor?

Bana radyasyon seviyesinin ölçüldüğünü söylediler.

Saniyede 12 mikrorem.

Onlara olduğunca geniş bir alanı tahliye etmelerini söyledim.

Peki ya ceset?

Bak.

Bu. Bunu buldum.

Dalga fonksiyonunun tanımını bu şekilde yapmışlar. Gördün mü?

Tezimde kullandığım yöntemle aynı Aynı varsayım.

Bu benim formülüm.

Tezimin bir parçası gibi.

Kendim yazmışım gibi. Sadece...

Minna?

Minna?

Anne?

Oğlum benim!

Haber vermeliydin!

İstasyona gelirdim!

Minna boğuldu biliyor musun?

Onu kanalda bulmuşlar.

Geri dönmene çok sevindim!

Johannes odasına çekildi.

Karin'in mektubunda...

...yarı solmuş bir arka sayfada yazanları hatırlamaya çalıştı.

Tezini savundu.

1963 yılının güneşli bir haziran öğleden sonrasında...

...üç profesör oraya gelecekti.

Dr. Strathen başkanlık ediyordu, sadece biraz yaşlanmıştı.

Gözlerinin arkasında uzun zamandır bastırılmış ya da unutulmuş...

...tuhaf olayların izi vardı.

Johannes ona 1962'nin ilkbaharında neler olduğunu...

...hatırlatmak ve anlatmak isterdi.

Işınlar İsviçre Alplerindeki...

...uranyum cevherine etki etmişti.

Spontane olaylar tuhaf oluşumlara...

...ve gerçekliği yanıltmaya yol açmıştı.

Johannes asla fizik profesörü olamazdı.

Hayatının geri kalanında Strathen, onun teorileriyle savaşacaktı.

Bilim camiası ondan kaçınıp, reddedip, geri çevirecekti.

Sadece annesi ona inanıp cesaretlendirirdi.

Bir yıl sonra kurgusal olmayan bir kitap yazacaktı.

Temelde bu onun teziydi.

Ama kimse almayacaktı.

Fikirlerini farklı bir biçimde ortaya atmaya çalışacaktı.

1962'deki garip olayları aktaran...

...bir roman yazacaktı.

Karin, Johnny ve iki Blumberg...

...ve Karin. Ve sonra yine Karin.

Romanı yayınlandığında Kuzey Almanya'da bir gazeteye...

...vereceği röportajların birinde...

...unutmaktan kaçmak için yazdığını söyleyecekti.

Yüzü sise dönüşecekti.

Tersine basılan bir fotoğraf gibi.

Karin'in onu vurmaya çalışması.

Bu düşünceyi bastırmaya ve unutmaya çalışmasını sağlayacaktı.

Uyuyamadığı gecelerde bile...

...onu koruduğunu söyleyecekti.

Sonrasında olanları...

...o karanlık boşlukta gördüklerini...

...bütün bunları kısa, gizemli bir bölümde anlatıp geçecekti.

Öldüğü söylenen ama hâlâ hayatta olan Annesi hakkında...

...tek bir kelime etmedi.

Çünkü ona hava saldırısı sığınağını soracaktı.

1943 yılında Hamburg'da yaşanmıştı bu.

Ona ne olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını soracaktı.

Geçmişle beni rahatsız etme! diye karşılık verecekti annesi.

Şimdi Karin'in nasıl hissettiğini anlamaya başlamıştı.

Her yerde onu arayacaktı.

Kanıt bulacaktı, onun adının yazılı olduğu belgeler...

...bir anıt, bir mezarlık.

Bir bisküvi fabrikasından gelen koku ortalığa yayılmıştı.

Ve Johannes sonunda onu bulduğunda yapayalnızdı.

Tabii ki mezar taşı...

...yalan söyleyemeyecekti

Külleri Polonya'daki toplu bir mezardaydı...

Yüzlerce, binlerce...

...isimsiz insanla toprağın altındaydı.

Blumberg dedikleri adamın...

...cesedinin nerede olduğu...

...küçük çocuğun ve deforme olmuş başka bir adamın cesedi.

Bunlar gelecekte kimse tarafından bilinmeyecekti.

Buraya gelen insanlara...

...1962'de bir çığ düştü diyeceklerdi.

Yıllar sonra bile, dağın altındaki tüneller...

...radyoaktif bir şekilde kalacaktı.

Otel 1962 kış sezonundan sonra tekrar açılmayacaktı.

Zamana yenilerek yıllar içinde harabeye dönüşecekti.

Gençler gizlice içeri girecekti.

Bir macera, biraz oyalanmak için.

Ertesi sabah arkalarında sadece içecek kutuları...

...ve bir sürü çöp kalırdı.

Yıllar geçecekti.

Soğuk Savaş bir süre ısınacak sonra tekrar soğuyacaktı.

Johannes'in protestolarından...

...Şah'ın ziyaretinden, Sovyetlerin Ay'a inişinden...

...ya da Baader-Meinhof Çetesinden haberi olmayacaktı.

10 yıl sonra ölecek olan annesinin evinde kalacaktı.

Bir başka hayalet daha.

Bir gün tıraş olmayı bırakacaktı.

Saçları, Karini hayal etmeyi bırakamadığı gibi...

...kaşımayı da bırakamadığı...

...saçsız bölgeyi kapatacaktı.

Karin.

Onunla konuşurdu.

Acılarını duvarlara anlatacaktı.

Kendisi de emin olamayacaktı.

Sonra, yıllar sonra...

...yapılan testler radyasyonun geçtiğini gösterecekti.

Tünel yeniden açılabilirdi.

Vadideki bir handa kalacaktı.

Susi!

Onu orada görecekti.

Şimdi 19 yaşında olmalıydı.

Ona göre, o sadece puslu bir hatıraydı.

Arkadaş olacaklardı.

Onu olduğu gibi kabul edecekti. Ve bir süre için bu yeterliydi.

Bir yıl sonra, İtalyan yapımcılar romanın haklarını alacaklardı.

İyi bir film olmayacaktı.

Onu Roma'ya davet edeceklerdi...

...ama o gitmeyecekti.

Bu o değil! Vur onu! O Johannes değil!

Johannes!

Johannes hayatının bir bölümünün...

...kötü hayal edilip kötü çekilmiş halini sinema perdesinde izlerken...

...onu gerçek hayata bağlayan bir parçası kırıldı.

Bölgenin sorumlusu olan Susi'nin babasının yardımıyla...

...Johannes tünellerin derinliklerine inecekti.

Işıklar ve çıkış işaretleri...

...duvarda yangın tüpleri görecekti.

Gerçekleşen felaketten geriye hiçbir iz kalmamıştı.

Bazen, yalnızken, sanki onu görebiliyormuş gibi hissedecekti.

Sanki onu ziyaret ediyormuş gibi.

Tek duyacağı şey dağdan gelen hafif bir gürültü olurdu.

Bir akşam, birkaç dakikalığına duyduğu...

...bir melodi gibi.

Johannes.

Gel ve bana yardım et.

Johannes, sana gel ve bana yardım et, dedim!

Bir gün canına tak edecekti.

Onun hayaletlerinden, sesinden ve boş bakışlarından bıkacaktı.

Her zaman beş parasızdı.

Sonunda yalnız ölecekti.

Ölümünden sonra...

...romanının uluslararası kült bir hite dönüştüğünü bilemeyecekti.

Hep içerdi, çok sigara içerdi.

Ciğerlerinde leke oluşacaktı.

Halıda yanmış bir sigarayla...

...kanındaki alkol oranı yüzde 0.35 iken onu kanepede bulacaklardı.

Kızı ambulans çağıracaktı.

16 dakika sonra onu siyah bir torbaya koyup götüreceklerdi.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.