All language subtitles for In.A.Violent.Nature.2024.1080p.WEBRip.x265.10bit.AAC5.1-[YTS.MX].tr23

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

ÇEVİREN : BATUBABAHOPPALA

- Şuna baksana bi la. - O ne?

- Kolye falan herhalde. - Altın gibi duruyor.

Belki bir nedenden dolayı buradadır.

Öyle mi? Neymiş o sebep, Colt?

Bilmiyorum.

Bu yer korkudan götümü titretiyor.

Nihayetinde bir mezarlığın ortasındayız yani.

Boş yapma, Ehren.

Ne var, Beyaz Çam katliamını hiç duymadınız mı?

- Neyi dedin? - Beyaz Çam katliamını.

Bunun için buradayız sanıyordum.

Ehren, bugün senin saçmalıklarını kaldıracak havada değiliz.

Peki. Her neyse. Ben gidiyorum.

Herif harbiden haklı ama.

Muhtemelen geri dönmeliyiz.

Evet, sanırsam Brodie bütün kızları

kendisine ayırmadan önce 20 dakikamız falan var.

Aynen, seninki orada olmasaydı kız içinde yüzüyor olurdun, değil mi?

Benzin istasyonundaki kızlar benden hoşlanmışlar gibiydi.

Flört etmiyorlardı. Korkuyorlardı.

Hey Troy, geliyor musun?

Evet.

Sert mi olmak istiyorsun?

Şerifle birlikte dönmeden önce 15 saniyen var.

Chuck!

Tanrı aşkına.

Bir insan doğru düzgün sıçamaz mı ya?

Sıçtın batırdın, Chuck.

Sanırım yapmaya çalıştığım şey de buydu.

Şu lanet hayvan tuzaklarından birisini

bir daha bulduğumda sana neler olacağını söylemiştim.

Bunları hayatımda daha önce hiç görmedim.

Buraya ilk taşındığında sana şöyle demiştim

"Biliyorsun, komşuluk yapacağım,

iyi birisi olacağını varsayacağım"

Ama sınırlarımı zorluyorsun oğlum sen!

Çüş be kardeş. Biraz rahatlamalısın.

İçeri gel.

Güzelce bir dinlen.

Sana bir bira ısmarlayacağım.

Parkta insanlar var Chuck.

Üniversite öğrencileri hafta sonu için geliyorlar.

Bunlardan birine adım atarlarsa ne olacak?

Gitmeliyim.

Oraya geri döndüğümde bunlardan daha fazla görmeyeceğim.

Sen o ahıra adımını atarsan

bir daha çıkamayabilirsin, oğlum.

Bir polis memurunu tehdit mi ediyorsun Chuck?

Bana sert davranma, Korucu.

Otoriten tam orada, o ağaçlarda bitiyor.

Sana bir daha söylemeyeceğim. O parktan uzak dur.

Yoksa bir gün tuzaklarına yakalanan bir şey bulacaksın

Ve bana güven, ne olduğunu öğrenmek istemezsin.

Bu bir tehdit.

Beni tehdit mi ediyorsun?

- Parktan uzak dur. - Haklarımı biliyorum Korucu.

Bu mülke tekrardan bir adım atarsan

tüm tüfeklerim sana bir veda öpücüğü verecek.

Seni bir daha parkta görürsem

şerifle birlikte geri döneceğim, Chuck.

- Evet, tabii. İhtiyacın olan şey bu seni korkak.

Senin kirli işlerini yapacak başka bir adam daha.

Siktir git lan buradan!

Gidiyorken çöpü de at.

İbne orospu evladı.

Şerit azaltma öğleden sonraya kadar devam edecek .

Kennedale'in batısından 427 numaralı otoyolda

seyahat etmesi gerekenlerin bir dolambaçlı yol bulması öneriliyor.

Bugün, North Fort Steel ve Milford Haven'ın

kapılarının kapanmasının 135. günü.

Ve UVS107'nin başkanı John Gibbs ,

yardım için Belediye Başkanı Joe Mancini'ye başvuruyor.

Gibbs dün gece, toplumdaki işten çıkarılan yüzlerce

çelik işçilerine rahatlama sağlamak için

şehrin Acil Durum Tedbirleri Yasası'nı

kullanma olasılığını tartışmak amacıyla belediye başkanıyla görüştü.

Gibbs diyor ki...

Bu annenindi John.

Bunu almanı istiyorum.

Bu sayede ne olursa olsun hep seninle olacaktır.

Her zaman bizim küçük oğlumuz olacaksın, John.

Seni orospu çocuğu.

Buraya geri dönersen ne olacağını sana söylemiştim.

Bana bunu yaptıracaktın

seni aptalın evladı..

Ne oluyor lan?!

Ne istiyorsun?

Bir şey söyle!

Ben sana hiçbir şey yapmadım.

Uzaklaş!

Git! Beni yalnız bırak!

Yardım edin!

Ah! Tanrım!

Hayır!

Hayır!

Ne istiyorsun?! Kahretsin.

Hayır!

Hayır.

Dokunma lan bana.

Ben sana hiçbir şey yapmadım.

Sana dokunmadım.

Hayır.

Benden uzak dur!

Ben sana hiçbir şey yapmadım!

Hayır!

Geçen gece yaklaşık 2:15 civarında

Townline deposunda yaşandı.

Hırsızlar, Portlock Genel hastanesinden

söz konusu tesiste tutulan tıbbi ekipmanlarla kaçtılar.

Bu veya başka bir olay hakkında bilgisi olan herkesin

Kennadale Emniyet Müdürlüğünün ihbar hattı

248-3245'i aramaları veya kennedalepd.com adresinden iletişime geçmeleri tevşik edilir.

Bu hafta sonu kampçılar ve açık hava maceracıları için iyi haberler var.

Ne?

Delice.

Hangisi? Orada mı?

Evet.

- Tanrı aşkına. - Evet!

Siz ikiniz. Anladık yarraklarınız çok büyük

ama diğer kötü yanlarınızı telafi edemiyor.

Sen bir sik anlamıyorsun, bebeğim. Ama böyle devam.

Daha sonra anlarsın.

Bir yerlerde evlilik yüzüğü falan mı saklıyorsun yoksa?

Evet.

Fermuarımın arkasında.

Vay be. İşte erkek arkadaşım beyler ve bayanlar.

Evlilik teklifinin gerçekten bu olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.

Hatunum için en iyi şeyi yaparım!

Bekle. Fermuarımın arkasında derken

bu yüzüğün sikinde olduğu anlamına mı geliyor?

Yarrağın Kris'in parmağı boyutunda mı yani?

Evet, bazen o kadar büyüyebiliyor.

Hobaa.

Vay amına koyim.

Evet, benim hatun bayağı komiktir.

Değil mi Colt?

Şanslı bir adamsın, Troy.

Hey, çakmağını alabilir miyim?

Evet.

Bir böcek içtim.

- İyi misin? - Evet, iyiyim.

Öksür çıkar.

Hey, daha önce neden bahsediyordun?

- Neymiş o? - Katliam olayı.

Beyaz Çam katliamı mı?

Bekle, bekle. Bir katliam mı? Cinayet gibi mi?

- Evet, amcam buralarda yaşardı.

Bana her şeyi anlattı.

Bütün yerel halk bunu biliyor ama asla bunun hakkında konuşmuyorlar.

Hadisene kaplumbağa herif. Hikaye nasıl?

Amcam her şeyin yavaş çocuk Johnny ile başladığını söyledi.

Yavaş bir çocuk. Bu ne anlama geliyor?

Bilirsin, yavaş işte.

Çocuk yarışı kazanamamış ve bir katliam mı yaşanmış yani? Ne olmuş?

Zihinsel engelliydi.

Hayır, engelli kulağa doğru gelmiyor.

Sanki bunun için daha iyi bir kelime var.

Kelimenin ne olduğunu biliyorsun, pislik.

- Neden söylemiyorsun? - Hayır, söyleme.

Aurora seni filme alıyor.

Demek beni iptal edeceksin yani. Çok güzel.

İptal kültürü diye bir şey yok

engelli düşmanı herif seni.

İptal kültürü var

çünkü hikaye zamanını iptal ediyorum, sizi pislikler.

- Aman Tanrım. - Siktir git ya, Ehren.

Bize lanet hikayeyi anlatsana.

Gerçekten duymak istiyor musunuz?

Hadi, şu lanet hikayeyi anlat.

- Emin misiniz? - Evet! Lanet hikayeyi anlat!

Peki. Hazırlanın.

Yani 70 yıl önce falan

her yerde, her yönde 100 mil

bu ağaç kesme şirketi tarafından kiralanmış.

Ve o zamanlar her şey çok daha uzaktı.

Bu yüzden kamplarda dükkan açarlardı

ve kerestecilere jilet ve sabun gibi şeyler satarlardı

ama fiyatları hayvan gibi yükseltirlerdi.

Johnny'nin babası bu mağazaları işleten adamdı

ve bu yüzden ondan nefret ediyorlardı.

Ve öfkelerini Johnny'den çıkarırlardı.

Bir gün sarhoş ağaç kesicilerinden birisi

Johnny'nin oyuncak arabalarından birine takıldı ve bileğini kırdı.

Aylarca çalışamadı. Bunun için Johnny'yi suçluyorlardı.

Bu yüzden ona bir ders vermeye karar verdiler.

Johnny'ye bir çanta dolusu oyuncak bulduklarını söylediler

ve onlarla eski yangın kulesinde buluşması gerektiğini söylediler.

Johnny gece kamptan gizlice çıkmış

saf ve istekli bir şekilde

kulenin tepesine tırmandı.

Ama oyuncak yoktu.

Sadece eski itfaiyeci maskesi takan korkunç bir adam

onu korkutmayı bekliyordu.

Ve korkuttu.

Johnny kuleden düştü.

Yere çarptığı anda boynu kırıldı

ve adamlar çıldırdı.

Bu yüzden ona itfaiyeci maskesi takıp

orada tek başına oynamış ve düşmüş gibi göstermişler.

Yani bunun aynı yangın kulesi olduğunu mu söylüyorsun?

...

Olabilir.

Söylemesi zor.

Bir gün sonra Johnny'nin babası cesedi bulduğunda

bu adamların bununla bir ilgisi olduğunu biliyordu.

Bu yüzden yemekhanede onlarla karşı karşıya geldi ve kavga çıktı.

Ve ortalık yatıştığında Johnny'nin babası ölmüştü

ve onu öldüren adam meşru müdafaa talebinde bulundu.

Ve şirket herhangi bir sorun istemediğinden dolayı

hiçbir suçlama yapılmadığından emin oldu.

Yani ölü bir baba ve oğul

pek katliam sayılmaz Ehren.

Bu bir hafta sonra yaşandı.

Peki sonra ne oldu?

Şirketten birkaç tane yönetici kampa geldi.

ve herkes ölmüştü.

Kaslı, cüsseli oduncular parçalara ayrılmıştı.

Şirketin büyük bağışından sonra,

dul kalan kadınların maaşlarını ödediler dükkanı kapattılar

ve polis bunun bozuk etten zehirlenme olduğuna karar verdi.

Bir grup hayvanın içeri girip cesetleri parçaladığını söylediler.

Polislerden biri ormanın içinden izleyen maskeli bir adam gördüğünü söylemiş.

Kimin yaptığını hâlâ bilmiyorlar

ama bazıları onun maskeli adam olduğunu söylüyor.

Bazıları intikam almaya çalışanın Johnny'nin ruhu olduğunu söylüyor.

Bazıları her ikisinin de olduğunu söylüyor.

İyi hikaye.

Harbiden güzel hikayeymiş be.

Bütün bu süre boyunca koltuğumun ucundaydım.

Tırnaklarımı ısırarak parçaladım.

Siktir git. Güzel bir hikayeydi.

Hepsi de doğru. Amcamın üzerine yemin ediyorum.

Amcanı sikeyim. O bir pedo.

Onu affettiysem değil ama.

Sen berbatsın.

10 yıl önce burada ölen park korucularını duymak ister misiniz?

Bu gece için bu kadar yeter.

Hey, bunu isteyen Brodie'ydi.

Çok fazla böcek gelmeye başladı.

Sanırım içeri girmeliyiz.

Bana uyar.

Bekle, bekle.

Hayır. İçeri giriyorum.

Hayır, herkese ihtiyacım var.

Burada resepsiyonun olmadığının

farkına varman ne kadar zaman alacak? Mal mısın sen?

Siktir git ya. Buradaki ışık mükemmel

bu yüzden herkesin arkama gelmesine ihtiyacım var.

- Oraya mı? - Buraya, Evan. Kalk ayağa.

Hadi.

Tamam Evan.

Kafan fotoğrafta çıkmıyor.

Tamam.

Üç, iki, bir.

Bekle. Bir de şöyle çekeyim...

Tamam.

Evet, tamam. Bende içeri gidiyorum.

Ve soğutucudaki elma şarabı da benim.

- Tamam mı arkadaşlar? - Evet biliyoruz.

Ağzından düşmüyor zaten.

Güzel. Sırf senin toksik erkekliğin

yüzünden hep bira içecek halim yok...

Rica ederim.

...

Daha rahat bir şeyler giyeceğim.

- Gerçekten mi? - Hı-hı.

Yardım ister misin?

Bu akşam var ya?

Orada beni biraz üzdün

benim hakkımda falan konuşuyordun.

- Ben mi? - Evet.

- Peki ya sen? - Ne ben?

Parmağını kaldırıyordun falan.

Evet, şakaydı.

- Ve herkes gülüyordu. - Umurumda değil.

Bunu bir daha duymak istemiyorum. Tamam mı?

Zaten berbat arkadaşını davet ettirdin bana.

Sana söylemiştim, zor bir zaman geçiriyor.

Umurumda değil. Herkesin moralini bozuyor.

Vay be. Helal be, Troy.

Gerçekten çok iyisin.

- Selam. - Selam.

- Çakmak var mı? - Evet.

Teşekkürler.

- Nereye gidiyorsun? Hiçbir yere.

O halde neden arka kapıdan gizlice çıkıyorsun?

- Sadece bir kapı. - Bekle.

Benzin istasyonundaki kızlarla mı buluşacaksın?

Dört saatlik mesafe falan var. Dalga mı geçiyorsun?

Hayır ama bu evet ya da hayır sorusu.

Ne kadar çaresiz olduğumu düşünüyorsun?

Sanırım sen sensin.

Ben gidip sıçacağım. Senin için uygun mu?

Peki. Tamam. Ama oraya gittiğinde

onlara harika kaset çalarını gösterdiğinden emin ol.

Çünkü gelecekten geldiğini düşünecekler.

Neler oluyor burada?

Ehren şu benzin istasyonundaki kızlarla buluşacakmış.

- Hadi canım. - Evet.

Gidip onlara yakıt takviyesine ihtiyaçları olduğunu mu soracaksın?

- Değil mi? - Aman Tanrım.

Ben gidip bir sıçacağım.

- Evet, evet, tabii. - Aynen, aynen.

Hayır, ben sadece küçük bir benzin istasyonu kızıyım.

Ehren, lütfen beni doldurabilir misin?

Beni de doldur, Ehren.

Ben sadece küçük bir benzin istasyonu kızıyım.

Gerçekten doluma ihtiyacım var ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.

-Hey, doldur beni, Ehren. -Beni doldur, Ehren.

-Ehren, beni doldurabilir misin? Doldur beni.

Ehren, doldur beni. Beni doldur, Ehren.

- Beni doldur, Ehren. - Siktir git!

- Doldur içimi, Ehren! - Doldur içimi, Ehren!

Tanrım.

Hey, havalı bir örümcek görmek ister misin?

Evet.

Biraz garip ama güzel. Ben buldum.

Büyük ve kıllı mı?

Troy'un sikinden daha büyük.

Her şey onun sikinden daha büyük...

Neredeyiz?

Çok güzel.

- Ciddi misin? - Evet.

Çok muhteşem değil mi?

Sonunda buradaki herkesten ayrı vakit geçireceğiz.

Ne yapıyorsun acaba?

Aurora, hayatı biraz yaşamalısın.

Yoga yapmak istediğini söylemiştin.

Bu bana yoga gibi görünmüyor.

Daha çok yüzmeye benziyor, değil mi?

Hadi ama ya. Su çok güzel.

Yoga için giyinmiştim.

Bu şeyleri ıslatmayacağım.

Çıkar o zaman. Kimse yok buralarda.

Gerçekten bunun işe yarayacağını mı düşündün?

Neyin?

Tüm bu yaptığın şeyin.

Bilmiyorum.

Denemeye değerdi, değil mi?

Ah, öyle mi?

Hey, hayır.

Ne? Gerçekten mi?

Evet gerçekten.

Hadi ama.

Biliyorsun, orada bir şeyler yaşadık.

Yaşamadığımızı söylemedim.

Peki bütün bunlar ne o zaman?

Hamle yapmak istiyorsan hamleni yap.

Bu lise saçmalıklarıyla zamanımı boşa harcama.

Bu iyi haber çünkü liseden nefret ediyordum

ve bu benim hamlemdi.

Sakin ol bakalım, Kaplan.

Bu sefer şansını kaçırdın.

Özür dilerim. Peki burada ne yaşanıyor o zaman?

Bir şey mi kaçırıyorum?

Kendimi biraz esnetmek için manzaralı yere gideceğim.

Yüzmen bittiğinde neden gelip beni bulmuyorsun?

ve belki beni biraz daha esnetebilirsin?

Hayır. Sürprizlerle dolusun sen, değil mi?

Orada kendini fazla yorma.

Yardım!

Ne zaman ortaya çıkacağını merak ediyordum.

Hiç acele etmemişsin cidden.

Umurunda bile değil mi?

Hiçbir şey yokken çıldırıyorsun.

Tamam mı? Hepimiz..

Ehren'in benzin istasyonundaki kızları görmeye gittiğini biliyoruz.

Brodie ve Aurora muhtemelen bir yerlerde sikişiyorlardır.

Bir şeyler ters gidiyor Troy bunu sen de biliyorsun.

Hadi polise gidip polislere bildirelim.

Hiçbir yere gitmiyoruz.

Peki, anahtarları ver. Ben giderim.

Bunları mı istiyorsun?

Git al o zaman.

Senin sorunun ne?!

Cidden bunu yaptın mı?

Ne var?

Nereye düştüklerini gördün mü?

Evet, evet. Şey...

Sanırım buradalar.

İyi avlar, koca adam.

Hayır, bana dokunma.

Ne?

Ne?!

Bir kez olsun mantıklı ol Troy.

Peki ya fotoğraftaki adam?

Hangi adam lan?

Sadece boktan bir fotoğraftı.

Lanet lenste kir falan varmış herhalde.

Hayır, pislik değildi ve bunu sen de biliyorsun.

Sen nereye gittiğini sanıyorsun?

O şeyi sürebileceğini mi düşünüyorsun?

Tamam bak, Colt'un ölü babasının onu mahvetmesine üzüldüm.

Ama benim bütün hafta sonumu da mahvedemez.

Sen az önce ne dedin?

Ne yapacaksın lan, sert çocuk?

Bizim deli olduğumuzu mu düşünüyorsun?

O resimde başka kimsenin olmadığını mı düşünüyorsun?

Peki, şuna bak!

Onu orada, yerde buldum!

Bunun gibi şeyler her yerde var.

Doğru olmayan bir şeyler var, adamım. Anlasana artık!

Hadi Colt.

Yolun aşağısındaki korucu istasyonunda yardım çağırmak için bir telefon var.

Siz çifte kumrular orada dikkatli olun!

Siktir git Troy!

Hey, sert çocuk!

Gerçekten bir şeyler yapmak ister misin?

Benimle dalga geçmeye devam et!

...

Bu da ne böyle lan?

Aah!

- İyi misin? - Onu öldürdün mü?

- Evet, öldürdüm. - Amına koyayım ya!

- Bu da ne böyle? - Hadi gidelim.

Ahh!

Lanet olsun, dostum.

Siktir, siktir, siktir, siktir.

Ahh!

Bak, eğer şu geyik yolunu takip edersen

ana yola ulaşabiliriz.

- Lanet olsun. - Umurumda değil dostum.

Beni buradan çıkar yeter!

- Kahretsin! - Hareket etmeyi bırak dostum.

İsa aşkına.

- Sorun yok, dostum. Sorun yok. - Sikeyim ya.

Of amına koyim ya! Hadi be, dostum.

Hareket etmeyi kes! Hadi gidelim.

Hadi, adamım. Ayağa kalk.

Kahretsin.

Aman Tanrım.

Lanet olsun.

Kalk ayağa.

Evan, hadi.

Ahh!

Ah!

Biri bana yardım etsin!

Bana yardım et!

Hayır!

Hayır ya.

Lütfen. Yardım edin!

Yemekhanede onlarla yüzleşti

ve kavga çıktı.

Ortalık yatıştığında Johnny'nin babası ölmüştü.

Troy! Evan!

Troy!

Troy, gitmemiz lazım! Ehren öldü!

Troy!

Colt, onları hiçbir yerde bulamıyorum.

Ne?

Sanırım bu kan.

Kris, dikkat et!

Hadi! Acele et!

Bas, bas, bas, bas.

Bu adam, o...

O kolyeyi nereden aldın?

Ne? Dinliyor musun sen?

O kolyeyi nereden aldın?

Bizi dinlesene!

O kolyeyi nereden aldın?

Eski yangın kulesinden!

Yangın kulesi.

Tamam.

Ne bok yaptığını bilmiyorsun, tamam mı?

Bu annesinin kolyesi.

Ruhunu huzur içinde tutan tek şey bu.

Tamam, peki, o zaman geri vereceğiz.

Onu öylece geri veremezsin. Artık uyandı.

Uyanık.

Hepimiz için gelecek.

Bizde şey var...

İşte geldi.

Beni hatırladın mı?

Seni hatırlıyorum.

Ve ben...

10 yıl önce ne yaptığını hatırlıyorum.

Seni daha önce yere sermiştim.

Ve bunu tekrar yapacağım!

Öldü mü?

Hayır.

Ama kesinlikle onu yavaşlatacaktır.

Merhaba Tom Sawyer.

Oradaki kulübeye git. Birkaç zincir al, tamam mı?

Onu bağlayıp eski yangın kulesine götüreceğiz.

Onu tutacak tek yer orası.

Şimdi!

Bekleyin bekleyin. Yani bu doğru mu?

Çocuğun hikayesi,

oduncu kampındaki herkesi katleden kişi mi?

Çoğunlukla doğru.

Hepsi değil ama.

Hayatta kalan bir kişi vardı.

Babam.

Bu canavarı daha önce de yere sermişti.

Biliyor musun, bana hikayeleri anlattığında ona hiç inanmamıştım.

Ve daha sonra...

Sonra Johnny 10 yıl sonra ayağa kalktı.

Ve değer verdiğim insanları öldürdü.

Bu yüzden babamın yaptığını yaptım.

Ve onu yere serdim.

Bu sefer orada kalmasını sağlayacağım.

Acele et!

Tamam.

Ayaklarını bağlamaya başla ve sonrasında ellerini bağlayacağız.

Tamamdır.

Şimdi.

Yapamam.

Tamam. Zincirleri al, oraya koy.

Tamam. Üç deyince

bu silahı sana vereceğim. Tamam mı?

Bir...

iki...

Titremeyi bırak.

...üç.

Hemen gidin buradan!

- Buradan uzaklaşmalıyız. - Hayır, bir şeyler yapmalıyız.

Hadi, hadi, hadi.

Unut gitsin! Hadi gidelim!

Hadi! Hadi!

Bunu al.

Koş, koş.

Ah!

Johnny!

Gel yakala bizi! İşte buradayız!

Hadi!

Ne için bekliyorsun?!

Bizi görüyor. Aman Tanrım, bizi görüyor.

Şşşt!

Sessiz kalmalısın!

Hayır, hayır. Bekle, bekle. Nereye gidiyorsun?

Onun dikkatini dağıtmam lazım.

Yangın kulesine gideceksin ve tuzağı kuracaksın.

Onu oraya götüreceğim.

Onu durdurmanın tek yolu bu.

Geri döneceğim, söz veriyorum.

Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim.

Colt. Hayır.

Haydi, seni çirkin orospu çocuğu! İşte tam burada...

Ah!

Hayır.

Ah.

Hey! Hey!

Hey, dur! Dur!

Dursana! Dur!

Aman Tanrım! Ne oldu sana?

Ne oldu?! Ne oldu?!

Hey bayan, hadi. İyi misin?

İyi misin?

- Tamam. - Evet.

- İyi misin? Yardıma ihtiyacın var mı? - Hayır.

Güzelce dinlen.

Seni hemen hastaneye götüreceğiz.

Bir şeyin yok.

Hadi gidelim.

Hadi götürelim seni. İyi olacaksın.

İyi olacaksın.

Tatlım.

Merhaba tatlım.

Bana bakabilir misin?

Seninle konuştuğumda bana cevap vermelisin, tamam mı?

Sadece benimle olduğunu bileyim.

- Özür dilerim. - Tamam.

Yorgunum sadece.

Orada topallayarak gidiyordun.

Düştüm sadece.

Susuz musun?

Üzgünüm, hiç suyum yok.

Sadece kahve var.

Orada sana neler olduğunu anlatmak ister misin?

Hastanedeki bazı soruları yanıtlamam gerekirse diye.

Bir hayvandı.

Tanrım.

Tanrım. Bu ne tür bir hayvan böyle?

İyi olacaksın.

İyisin de zaten.

İyisin.

Sağ salim kurtuldun, değil mi?

Eksik bir parça yok.

Hatta tek başına kurtuldun.

İyi olacaksın.

Güven bana.

Oradan bundan çok daha kötü durumda olan insanların çıktığını gördüm.

Güzel bir şekilde atlattılar.

Taş gibi hem de.

Daha kötüsünü gördün, öyle mi?

Kardeşim av bekçisiydi.

30 yıl önce bir ayı tarafından parçalanmıştı.

Gerçek kötüydü.

Bayağı kötüydü.

Portlock'un yakınında birkaç geyik leşine rastlayan bir avcı tarafından

ofisine bir telefon araması geldi.

Bobby aramayı kabul etti.

Adamın söylediği çalılıkların derinliklerine

ATV'sini yaklaşık bir saat kadar sürdü.

Bir korku filminden çıkmış bir şeye benziyordu.

Her yerde kanlar vardı.

Kara ayı izlerinin hepsi çamura kazılmıştı.

Her şeyin ortasında bir geyik yavrusu ve 10 numara bir geyik vardı.

Parçalara bölünmüştü.

Bu şeyler işi olduğu için

Bobby daha önce beslenme alanlarını görmüştü.

Bu yer ona pek doğru gelmedi.

Hiç yenmiş gibi görünmüyorlardı.

Tıpkı ayının onu öldürdükten sonra kalkıp gitmesi gibi.

İşte o zaman Bobby bu ayının sıkıntılı olduğunu anladı.

Bu yüzden ofisini arayıp söyledi.

Bobby'nin patronu işi şansa bırakmak istemedi.

Ona biraz destek göndereceğini söyledi.

Bobby'ye o ayıyı takip etmesini söyledi.

Böylece Bobby ATV'sine geri dönüp

ormanın derinliklerine doğru sürmüş.

Yolculuğu sırasında

yeni öldürülmüş cesetlerle karşılaşıyordu

kirpi, keklik

parçalara ayrılıp orada bırakılmış şekilde.

Bir anda bir dere kenarına rastlamış.

Böylece Bobby ATV'sinden inmiş

suya girmiş, diğer tarafından çıkmış.

İzler kaybolmuş.

Sanki ayı akıntı yönüne doğru gidip

ilerlemiş gibiydi.

Sonrasında suyun içinde durmuş telsizine uzanmış

birdenbire kafasının arkasında kazıma hissi hissetmiş.

Sanki 100 arı tarafından sokulmuş gibi hissettirdiğini söyledi.

Bu ayı onun arkasından gelmiş

başının arkasından ısırmış ve onu dereye itmiş.

Bobby aynı anda çok fazla şeyin olup bittiğini söyledi.

Sanki daha çok acıtması gerekiyormuş gibi.

Ama hiçbir şey hissetmedi.

Yani bu ayı onu canlı canlı yiyordu.

Bobby'nin düşünebildiği tek şey yüzünü sudan çıkarmaktı.

ama sırtında lanet bir ayı vardı.

Lanet olsun.

Bunları sana anlattığında gülüyor.

Sanırım böyle bir durumda olduğunda

birazcık gülmeye başlıyorsun herhalde.

Üzgünüm.

Demek istediğim

Bobby durumu iyi bir şekilde atlattı.

Sen de başaracaksın.

Nasıl kurtuldu?

Yani...

Çok fazla su içti ve boğuldu

dere kenarında uyandı

sonrasında ekibinin bir üyesi CPR yaptı.

Sadece bir dakika kadar baygındı.

Onu uçakla hastaneye kaldırdılar.

100 dikişten sonra sapasağlam gibi oldu.

Peki ya ayı?

Bilmiyorum.

Ekibi oraya vardıklarında ayının gittiğini söyledi.

Sanırım Bobby boğulduğunda

ayı onu öldürdüğünü sandı ve yoluna devam etti.

Neden?

Kim bilir.

Bobby ormanda kümes hastalığı denilen bir şeyler olduğunu söylüyor.

Kümes sendromu. Bunun gibi bir şey.

Çakallar, kurtlar ve benzeri şeylerin etraflarındaki her şeyi öldürünce oluyor.

Yiyecek ya da başka bir şey için geri dönmüyorlar.

Öldürmeye devam ediyorlar.

Hiçbir neden olmaksızın.

Bobby, hayvanların mantığa fazla takılmadığını söylüyor.

O öyle diyor yani.

Evet.

Hey, tatlım.

Tatlım.

Merhaba, tatlım. İyi misin?

Hey, tatlım, uyanabilir misin?

Hadi. Uyanır mısın?

Tatlım, hadi uyan.

Tatlım. Hadi. Hadi. Hadi uyan bakalım.

Neden durdun?

- Neden duruyoruz? - Üzgünüm, tatlım.

Kanamayı yavaşlatmak için bacağına bir şeyler yapmalıyım.

Beni bir hastaneye götür. Hastaneye gidelim.

Tamam mı? Lütfen, lütfen, lütfen.

Beni hastaneye falan götür.

Lütfen, lütfen, lütfen.

- Tatlım... - Lütfen.

Korktuğunu biliyorum.

ve sen orada bir şeyler yaşadın,

ve ne olduğunu biliyormuş gibi davranmıyorum

ama bacağındaki kanamayı durdurmam lazım.

Tamam, gidelim o halde. Hadi gidelim.

Arabaya bin ve hastaneye gidelim.

- Lütfen, lütfen. - Bana bak.

Bunu bacağının etrafına saracağım.

Muhtemelen biraz acıyacaktır

ama elimden geldiğince nazik olacağım.

Bununla işim bittiğinde

yola geri döneceğiz ve hastaneye gideceğiz.

Ama önce bunu yapmalıyım.

Bu senin için uygun mudur?

Tatlım?

Tamam.

Üzgünüm.

ÇEVİREN : BATUBABAHOPPALA

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.